SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 13. HD 2021/1821 E. 2024/428 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2021/1821

Karar No

2024/428

Karar Tarihi

7 Mart 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/1821

KARAR NO: 2024/428

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARI VEREN

MAHKEME: İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 03/06/2021

DOSYA NUMARASI: 2017/1294 Esas - 2021/395 Karar

DAVA: Tespit

KARAR TARİHİ: 07/03/2024

İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili tarafından dava dilekçesinde özetle; Davacının davalı şirketin kurucu ortaklarından olup ana sözleşme uyarınca davacının %10 hissesinin bulunmakta olduğunu, davalı şirketin 2 adet inşaat projesi gerçekleştirdiğini, ilk projenin 1933 yılında bitirildiğini, 1994 yılında yeni projeye başlandığını ve en son 1993-2000 yılları arasında şu an şirket merkezinin bulunduğu adresteki inşaatın yapılıp teslim edildiğini, bu projeden sonra şirketin herhangi bir faaliyetinin olmadığını, bu arada bu projeler nedeniyle davalı şirkete düşen bu iki dairenin şirketin çoğunluk hisse ortağı ve davalılar murisi ... taraından satıldığını ve bir dükkanın da kiraya verildiğini, ...'ün vefatı üzerine davacının davalılardan şirketin tasfiyesini ve tasfiye sonunda hissesine düşen bedeli talep ettiğini, kendisine şirkette hissesinin bulunmadığının bildirildiğini, 2002 yılından itibaren genel kurul tutanaklarında davacı isminin geçmediğini, usulüne uygun olmayan toplantılar ve davacıya haber verilmeden yapılan genel kurullar ile davacına adına atılan sahte imzalarla davacının şirketteki hissesinin yok edildiğini beyan ederek davacının ciddi zarara uğramaması için davalı şirketin ticaret sicil adresinin bulunduğu yerde üzerinde kayıtlı olan gayrimenkuller üzerine ihtiyati tedbir konularak satış yapılmasının önlenmesine, davacının %10 hissesinin tespiti ile tescil edilmesine, bu talebin kabul görmemesi veya dava devam ederken şirkete ait gayrimenkullerin satılması halinde %10 hisseye tekabül eden değerin davalılardan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesi talep edilmiştir. Davalılar ... ve ... vekili Av. ... tarafından 12.01.2018 tarihli davaya cevap dilekçesine göre özetle; davalılar ... ve ...'ın vefat eden davalı ...'ün kızları olduğu, diğer davalı ... oğlu, ... ise eşi olduğu, davacının 1994 yılındaki sermaye artışına katılmadığı, bu nedenle hissenin oranının düştüğü, yine davacının 1999 yılı genel kurulundan sonra hissesini davalılar murisi ...'e devrettiği, bu devir işleminin yapıldığı tarih ile davanın açıldığı tarihe kadar geçen sürenin 19 yıl olduğu, davalı ... aile şirketi olarak kurulduğu ve yönetildiği, davacının ortaklığının koyduğu sermaye sebebi ile olmadığı, davalı ... ile olan akrabalığı sebebiyle olduğu, sermaye artışı sebebiyle ödemesi gereken payı ödemediği, bu nedenle davalı ...'ün davacının ödemesi gereken sermayeyi tamamladığı, aralarında yaptıkları diğer tasfiye işlemlerine bu şirketteki hisseyi de katarak onun hissesini kendisinin aldığı, bu nedenle şirkette hissesinin kalmadığı ve 23 yıl boyunca bu durumu bildiği için bir itirazda bulunmadığı beyan edilerek, yukarıda açıklanan nedenlerle, zamanaşımı, husumet nedeniyle ve kötü niyetli açılan davanın reddine, yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. Davalılar ... A.Ş., ... ve ... vekili Av. ... tarafından verilen cevap dilekçesine göre özetle; davacının davasını şirket ortaklarına ve şirkete karşı değil, yönetim kurulu üyelerine açması gerektiği, davacının 1998, 1999 ve 2000 yıllarında yönetim kurulu üyeliği yaptığı, ortaklık payının %5'e düşüğünü bilmemesinin mümkün olmadığı, ödemesi gereken sermaye payının %'ünü ödediği, diğer kısmını ödemediği ve kendisine bildirimde bulunulduğu, ödemeyince de yönetim kurulunca ortaklıktan çıkarıldığı, davacının ödemesi gereken sermaye miktarının ... tarafından şirkete ödendiği ve davacının hisselerinin diğer ortaklara verildiği, ayrıca ...'ün davacıya şirketteki hissesinin karşılığını da ödediği, davacı adına kesinlikle hiçbir yere sahte imza atılmadığı, usulüne uygun olmayan hiçbir işlem yapılmadığı beyan edilerek, Yukarıda açıklanan nedenlerle, zamanaşımı, husumet nedeniyle ve kötü niyetli açılan davanın reddine, yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talep edilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 03/06/2021 tarih ve 2017/1294 Esas - 2021/395 Karar sayılı karar ile; " Dava, usulsüz işlem ve sahte imzalarla yok edildiği ileri sürülen şirket hissesinin tespiti, aksi halde hisseye tekabül eden değerin tahsili istemine ilişkindir. Dilekçeler aşaması tamamlanmakla, mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilip, deliller toplanmıştır. Mali müşavir bilirkişisi ... alınan 08.03.2019 tarihli raporda özetle; Davacının hisselerini ...'e devir edildiği mahkemece kabul edilmesi halinde davacının davalı şirkette herhangi bir hissesinin bulunmadığı, Şirketin ana sözleşmesinin "Hisse Senetleri Madde 7.: Hisse senetlerinin her biri 1.000.000 TL. itibari değerli ve hamiline yazılıdır. Sermayenin tamamı ödenmedikçe hamiline yazılı hisse senedi çıkarılamaz. Hisse senetlerinin devri teslim yolu ile olur;" hükmü bulunduğu, şirketin sermayesini temsil eden hisse senetlerinin olması gerektiği, ancak hamiline hisse senetlerinin bastırılıp hissedarlara teslim edilip edilmediğinin tespitinin mümkün olmadığı, eğer hisse senetleri bastırıldı ve hissedarlara teslim edildi ise; davacının davalı şirkette hissedar olduğuna dair hisse senetlerini sunması gerektiği, Sayın Mahkemece aksine karar verilmesi halinde davacının, davalı şirketin sermayesinin 50.000,00 TL. olduğu tarihte 250 hisse payına karşılık 2.500,00 TL. Olduğu, belirtilmiştir. Hesap uzmanı bilirkişisi ... 22.09.2020 tarihli raporunda özetle; Davacının talebinin dürüstlük kuralına aykırılık oluşturup oluşturmayacağının mahkemenin takdirinde olduğu,dürüstlük kuralına aykırılık öngörülmezse davalının ... uhdesinde olduğu kabul edilen payları sebebiyle bu kişinin mirasçılarına geçen paylar kadar ortaklığının tespitine karar karar verilebileceği, ortaklığının tespitine karar verildiği takdirde şirketteki pay sahiplerinin pay adet, nominal değer ve şirket payları içinde oranlarının tablo halinde gösterildiği belirtilmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları, tüm dosya kapsamına göre; Dava, usulsüz işlem ve sahte imzalarla yok edildiği ileri sürülen şirket hissesinin tespiti, aksi halde hisseye tekabül eden değerin tahsili istemine ilişkindir. Hukukumuzda, bir kimseyi,kendi davranışları ile bağlı tutan,bir kimsenin davranışlarında tutarlılık bulunmasını gerektiren genel bir kural mevcut değildir.Ancak,bir kişi davranışlarıyla başkaları nezdinde haklı bir güven oluşturduktan sonra, bu tutumuyla çelişkili ve özellikle de söz konusu güveni boşa çıkaran bir davranışta bulunamaz.Buna, çelişkili davranış yasağı( Uyandırılan Güvene Aykırı Davranışta Bulunma Yasağı) denir.Bir hakkın, çelişkili davranış yasağını ihlal eden şekilde kullanılması ise, hakkın kötüye kullanıldığını gösterir. Örnek olarak; bir hukuki ilişki çerçevesinde sahip olduğu hakkı kullanmayacağı yönünde karşı taraf nezdinde haklı bir güven oluşturan kişinin daha sonra bu hakkı kullanması hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir.MK .2/1'de bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı ifade edilmiştir.Hakların genel sınırını oluşturan hakların kötüye kullanılması yasağı,kamu düzeni ihtiyaç ve gerekleri nedeniyle konulmuş olup emredici niteliktedir. Hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı bir davranış, doğrudan hakkın mevcudiyetini ortadan kaldırdığından bir itiraz teşkil eder.Bu nedenle, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden hakim ,hakkın kötüye kullanılması oluşturan davranışı tespit edebiliyorsa ilgili tarafından ileri sürülmemiş olsa bile kendiliğinden bunu dikkate almalıdır. Kısaca bir hukuki ilişkide bir kimse,davranışı ile karşı tarafta korunmaya layık, haklı bir güven yarattıktan sonra ,bu davranışıyla çelişkili tutum takınamaz ve özellikle yarattığı güveni boşa çıkaramaz.Bir hakkın kullanılmayacağı yönünde karşı tarafta kesin kanaat uyandırıldıktan sonra o hakkı kullanmaya kalkışmak , hakkın kötüye kullanılması sayılır. Davacı 01.12.2017 tarihinde davayı açmış olup ortak olarak toplantıya katıldığı son tarih olan 2000 yılı arasında 17 yıllık bir süre geçmiş olup, uzunca bir süre sessiz kalması ve sonra davayı açması çelişkili davranış yasağı ve bununla ilgili Medeni Kanun madde 2 gereği dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğinden ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğundan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçeleri ile; " 1-Davanın REDDİNE, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin kararının hatalı olup bu kararın kaldırılarak davanın kabul edilmesini talep ettiklerini, Dosyaya sunulan 22.09.2020 tarihli bilirkişi raporunun onbeşinci sayfasının davanın uzun süre sonra açıldığı iddasi başlıklı kısımda '....Davalılar tarafından ileri sürülen davacının uzun süre sessiz kaldığı ve konu ile ilgili bilgi ve belge sahibi olan murisin vefatından sonra dava açtığı savunması üzerine durulması gereken bir savunmadır. Uzun süre sessiz kalmak, çelişki davranış yasağı ve bununla ilgili MK2 maddesinde düzenlenmesi bulunan dürüstlük kuralı ile bağlantılıdır...' şeklindeki beyanın kabul edilebilir olmadığı gibi hukuksal dayanağı da olmadığını, bilirkişinin dosya içinde bulunan şirket kayıtlarının iyi incelenmediğini, dava konusu olan şirket ... A.Ş.' nin 2002 yılından 2020 yılına kadar hiçbir ticari faaliyette bulunmadığını, son yapılan inşaat projesindeki gayrimenkullerin aynı şekilde durmakta olup satılmadığını, bu durumun şirket kayıt ve vergi durumundan belli olduğunu, müvekkil ile davalıların murisi olan ...'ün akraba olup sürekli görüşmekte olduklarını, zaman içinde şirket üzerinde olan son projeden kalan gayrimenkullerin konuşulduğunu, ... Bey' in " şu anda ticaret yapmadığımız için bekliyoruz " diyerek müvekkiline bilgi verdiğini, müvekkilin dava konusu şirkette olan hissesinin sıfırlandığı hususunu muris ...'ün ölümünden sonra diğer davalı varislerinden olan murisin oğlu ve muhasebecinden öğrenmiş olduğunu, davalıların murisi ...'ün vefatından sonra, müvekkilin murisin oğlu ...'ün yanına giderek ortak olduğu şirketin durumunu ve şirket üzerinde olan gayrimenkullerin durumunu sorduğunu ve ...'ün müvekkile '....senin şirkette hissen yok Mahkemede hakkınızı arayın...' demesi üzerine akabinde işbu davayı açtıklarını, burada görüldüğü üzere uzun süre beklendi gibi bir durum olmadığını, yukarıda belirtilen ...'ün sağ iken müvekkil ile sürekli görüşmekte hatta diğer işleri ile ilgili müvekkilden danışmanlık hizmeti almakta olduğunu, davalıların murisi sağ iken müvekkil ile görüşmekte ve durum hakkında görüşme yapmakta olduğunu, taraflar arasında akrabalık bulunmakta olduğunu, esasen bu durumun dava dilekçelerinde belirtilmesine rağmen bilirkişilerin bu hususu değerlendirmediği gibi yerel mahkemenin hatalı raporun bu kısmını gerekçe göstererek davayı reddettiğini, yerel mahkemenin hatalı kararının kaldırılarak davanın kabul edilmesini talep ettiklerini, Dosyaya sunulan raporda; müvekkilin hissesinin 24.06.2002 yılından sonra yok edilerek hissesinin bulunmadığının görülmekte olduğunu, oysa müvekkilin hissesini kimseye devir etmediğini, bu konuda hiçbir yere imza atmadığını müvekkilin %10 olan hissesinin usulsüz olarak yok edildiğini, işbu sebeple müvekkilin % 10 olan hissesinin tespiti ile ortaklık hisse oranının bu şekilde belirlenmesini talep ettiklerini, davalılar tarafından yapılan işlemlerin usulsüz olduğunu ve suç teşkil ettiğini, dolayısıyla burada MK 2 uygulanmasının usul ve yasaya uygun olmadığını, yerel mahkemenin kararının kaldırılarak davanın kabul edilmesini talep ettiklerini, Davalı tarafların bunlara ilişkin hiçbir evrakın ıslak imzalı asıl belgesini sunmadığını, bir evrakta müvekkilin adı altına davalı ...’ün imzasının olduğunun belirtilmekte olduğunu, yukarıda beyanlarda çelişki olduğunu, 1993 yılı olağan genel kurul toplantısında müvekkilin çalışkanlığı baz alınarak hissesinin %12,7 orana çıkarıldığı daha sonraki 1994 yılında yapılan genel kurulunda yine sermaye artırımı ile müvekkilin hissesinin %5 düştüğünün belirtildiğini, müvekkil şirketin tüm projelerde ücret almadan çalıştığını ve şantiyelerden sorumlu olduğunu, diğer şirket ortaklarının hiçbirinin inşaat ile ilgisi olmadığı müvekkilin mesleği gereği inşaatları takip ettiğini ve projelerde imzası bulunmakta olduğunu, buna ilişkin belgeleri dosya içine sunduklarını, bu duruma sermaye artırımının müvekkilin hisse oranını etkilemeyeceğini, bilirkişinin bu hususlara hiç değinmediğini, işbu sebeple sermaye artırımının müvekkil şirketin hisse oranında bir değişiklik meydana getirmeyeceğini, işbu sebeple müvekkilin hissesinin kuruluşta olduğu üzere %10 olarak tespiti ve tescilini talep etmekte olduklarını, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabul edilmesini talep ettiklerini, Dosyaya sunulan raporun IV-ANALİZ başlıklı kısmında , ‘…Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı şirkete pay sahipliğinin bulunup bulunmadığı hususudur. Davacı, şirketin kuruluşunda pay sahibidir. Bilahare payları sermaye artırımına katılmama netçesinde sermayenin %5 oranına düşmüş , ardından paylarının haklı bir nedenle olup olmadığı bulunmamakla birlikte davalıların murisi ve şirketin büyük ortaklarından ...'e geçmiştir....' tespitlerinin bulunmakta olduğunu, yerel mahkemenin bu hususları göz ardı ederek davayı MK2'den red etmesinin usul ve yasaya uygun olmadığını, Yine bilirkişi raporunun IV-ANALİZ başlıklı kısmının DAVACININ ORTAKLIK PAYININ TESPİTİ kısmında ; '... Ancak belirtilen dönemde şirketin sermayesi 50.000 TL olup , mevcut payın 2.500 TL nominal değeri , bilahare ortaya çıkan ve şirket sermayesinin 700.000 TL'ye artırılması durumunda etkilenmektedir. ....' tespitlerinin yer aldığını, bu durumda bilirkişice yapılan hesaplamada müvekkilin ortaklık hisse oranının %4.92 olarak belirlendiğini, bilirkişinin bu hesaplamayı 26.10.2016 tarih ve 6669 sayılı sicil gazetesinin 459. sayfasının örneğinde yayınlanan 16.10.2006 tarihinde yapılan genel kurulda alınan karar ile 50.000 TL sermayenin 700.000 TL sına çıkarılmasına dayandırmakta olduğunu, oysa söz konusu genel kurula müvekkil çağrılmadığı gibi bilgisi dışında yapılmış olduğunu, dolayısıyla bu sermaye artırımı müvekkilin hissesini etkilemeyeceği için müvekkilin en son katıldığı toplantıdaki %5 hisse oranını etkilemeyeceğini, yine yukarıda belirtildiği üzere sermaye artırımının müvekkilin hisse oranını etkilemeyeceğini, işbu sebeple müvekkilin hisse oranının kuruluşta olduğu gibi %10 olarak tescil edilmesi gerektiğini, yerel mahkemenin bu hususları göz ardı ederek davayı MK2'den reddetmesinin usul ve yasaya uygun olmadığını, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabul edilmesini talep ettiklerini beyanla; Açıklanan ve re'sen nazara alınacak hususlar doğrultusunda; - İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1294 E., 2021/395 K. sayılı ve 03.06.2021 tarihli kararın kaldırılarak, davanın kabulüne, müvekkilin davalı şirkette %10 hisseye sahip olduğunun tespiti ile müvekkilin hissesinin tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının davalı şirketteki hissesinin tespiti ve pay defterine kaydına, bunun mümkün olmaması halinde tespit edilen hissesine tekabül eden değerin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili, davalı şirketin 11/09/1990 tarihinde kurulduğunu, kuruş sözleşmesine göre davalı şirkette davacının % 10, davalıların murisi ...'ün %50, dava dışı ... ve ... % 40 hissesinin bulunduğunu, daha sonraki süreçte dava dışı ...'nın hisselerini davalıların murisine devrettiğini, ancak kendisinin hissesini kimseye devretmediğini, şirketin en son 1993-2000 yılları arasında kat karşılığı inşaat yaptığını, daha sonra şirketin faaliyette bulunmadığını, davalıların murisinin vefatı üzerine davacının davalılardan hissesine düşen bedeli talep ettiğini, ancak davalıların davacıya şirkette hissesinin bulunmadığı yönünde cevap verdiğini, bunun üzerine ticaret sicili kayıtlarında davacının yaptığı incelemede kendisinin en son 21/09/2000 yılındaki genel kurul toplantı tutanağında gözüktüğü, sonraki genel kurul tutanaklarında gözükmediği, ticaret sicil kayıtlarında hissesinin de bulunmadığını tespit ettiğini, sahte imzalar ile hissesinin yok edildiğini, davalı şirkette % 10 hisseye sahip olduğunun tespitine, bu talebin kabul görmemesi halinde hisse değerinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekilleri, davacının şirket kuruluşunda hissesinin % 10 olduğunu, sermaye arttırımı sonrası % 5 düştüğünü, davacının 1990-2000 yılları arasındaki tüm genel kurullara katıldığını, şirkette yıllarca ortak ve yönetim kurulu üyesi olan davacının hisse miktarını bilmemesinin mümkün olmadığını, davacının şirkete sermaye koymadığını, taahhüt edilen sermayeyi davalıların murisi tarafından ödendiğini, davacının şirketteki hissesini murise devrederek ortaklıktan ayrıldığını, davacının yıllarca davalı şirketin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, şirkette herhangi bir imza sahteciliği veya sahtecilik yapılmadığını, davacının hissesinin devrinden itibaren murisin ölümüne kadar beklemesi ve murisin ölümünden sonra iş bu davanın açılmasının kötü niyetli olduğunu, bu sebeplerle davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. Dava konusu hissenin devredildiği iddia edilen tarihte yürürlükte bulunan ve somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6762 Sayılı TTK'nın 409. maddesine göre, anonim şirketlerde hisseler, hamiline veya nama yazılıdır ve bedelleri tamamen ödenmemiş olan paylar için hamile yazılı hisse senedi çıkarılamaz. Hamiline yazılı hisse senetlerinin devri, aynı Yasa’nın 415. maddesine göre teslim ile hüküm ifade eder. Nama yazılı hisse senetlerinin devri ise, TTK.nun 416. maddesine göre, ciro edilmiş senedin devralana teslimi ile olur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi' nin 12/11/2019 tarih ve 2018/1486 Esas 2019/7096 Karar sayılı emsal ilamında; "Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın "Hisse Senetlerinin Devri" başlıklı 415 ve 416. maddelerinde hamile ve nama yazılı hisse senetlerinin ne şekilde devredileceği düzenlenmiş olup, her iki halde de hisse devrinin noterden yapılması gerektiği, bunun sıhhat şartı olduğuna dair bir koşul belirtilmediği, TTK'nın 415. maddesi uyarınca hamile yazılı senetler, elden teslim ile devredilir ve bu işlemle pay devri yapılmış olur. Nama yazılı pay senetleri ise, ciro ve teslim ile devredilir, devir şirkete karşı pay defterine kayıtla hüküm ifade eder. Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda TTK bünyesinde bir hüküm bulunmamaktadır. Payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği hususunda görüş birliği mevcuttur. Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Uygulanacak hükümler payın bedelinin tamamen ödenmiş olup olmadığı hususuna göre değişir. Bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devri genel hüküm niteliğindeki alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Alacağın temliki tasarrufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçer. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş çıplak payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olur. Anonim ortaklık payı bünyesinde çeşitli alacak hakları bulundurmaktadır. İşbu alacak haklarının devredilmesi eğer pay senede bağlanmamışsa, ancak BK'da düzenlenen alacağın temliki vasıtasıyla gerçekleşebilir. Alacağın temliki de yazılı şekilde yapılır. Bedeli hiç ödenmemiş veya kısmen ödenmiş çıplak payın devrinin hukuki niteliği bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devrinden faklıdır. Zira, bedelinin tamamı ödenmiş pay tali yükümleri bir yana bırakacak olursak, pay sahibi açısından herhangi bir malvarlıksal borç içermediğinden sahip olduğu alacak hakkı niteliğindeki haklarından ötürü devri alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşecektir. Oysa, bedeli tam olarak ödenmemiş pay için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Çünkü bedeli tam ödenmemiş pay, pay sahibi dışından malvarlıksal borç niteliğindeki taahhüt edilen pay bedelinin ödenmesi borcunu içerir. Anonim ortaklıklarda pay sahibinin asli borcu, taahhüt ettiği payların karşılığını oluşturan edimin ifasıdır. Bu kural hem nakdi hem de ayni sermaye taahhüdü için geçerlidir. Pay sahiplerinin taahhüt ettikleri payların karşılığını oluşturan edimi ifa etme borçları, ortaklık dışında da bir alacak hakkı teşkil eder. Bu durumda, karşılığı tamamen ödenmemiş bir payın devri devralan kişi açısından bir borç yüklenmesi niteliğine sahip olacağından ötürü devir işleminin borcun üstlenilmesi hükümleri uyarınca, yani bir iç üstlenme sözleşmesi ve alacaklı konumundaki anonim ortaklığın onayı alınmak sureti ile yapılması gereklidir. İç üstlenme sözleşmesinin tabi olduğu şekil şartı hakkında hiç bir hüküm öngörülmemiştir. Bu nedenle, hukukumuzda hakim olan şekil serbestisi ilkesi uyarınca tarafların söz konusu nakil sözleşmesini herhangi bir özel şekle bağlı olmaksızın sözlü, yazılı veya resmi şekilde yapabilme hususunda serbest oldukları düşünülebilir. Ancak pay, sadece kendisine bağlanan borçların değil aynı zamanda hakların da kaynağını teşkil eder. Alacak haklarının devrinin alacağın devri hükümlerine tabi kılındığı düşünülecek olursa, taahhüt edilen payın karşılığını ödeme borcunun yanında, ortaklık haklarını da içeren bedeli tam ödenmemiş payın devri işleminin de yazılı şekilde yapılması zorunluluğu söz konusudur. Dolayısıyla bedeli tam olarak ödenmemiş çıplak payın devri yazılı bir devir beyanı ile birlikte anonim ortaklığın onayının alınması ile gerçekleşir. Anonim ortaklık adına devir işlemine onay vermeye eğer ana sözleşmede farklı bir düzenleme bulunmuyorsa yönetim kurulu yetkilidir (..., Anonim Ortaklıkta Payın Devri , Ankara 2012, 294 vd.). Somut uyuşmazlıkta; davalı şirketin 11/09/1990 tarihindeki kuruluşunda ... %45, ...'ın % 5, ...'ün %10, ... %10, ...'ün %10, ...'nin %10, davacı ... %10 hisseye sahip olduğu, şirket paylarının her birinin 1.000.000 TL nominal değerli ve hamiline yazılı hisselere ayrıldığı, sermayenin 1.000.000.000 TL (1.000 YTL) olduğu, ilk yönetim kurulu üyelerinin ..., ... ve davacı ... olduğu, 16/08/1991, 07/05/1992, 11/12/1992, 18/01/1993 tarihli genel kurul toplantılarında davacının yer aldığı ve hissesinin % 10 olduğu, 18/01/1993 tarihli genel kurul toplantısında sermayenin 5.000 TLye çıkarıldığı, 02/07/1993 tarihli genel kurul toplantısında davacının yer aldığı ve hissesinin % 12,7 olduğu, 29/08/1994 tarihli genel kurul toplantısında davacının yer aldığı ve sermayenin 50.000 TL ye çıkarıldığı ve hissesinin % 12,7 olduğu, 01/07/1996 tarihli genel kurul toplantısında davacının yer aldığı, hissesinin % 5 olduğu, 20/04/1998, 15/07/1999, 21/09/2000 tarihli genel kurul toplantılarında davacının bulunduğu ve hissesinin % 5 olduğu, 24/06/2002 tarihli genel kurul toplantısında davacının yer almadığı ve davacının hissesinin davalıların murisi adına gösterildiği, bu tarihten sonraki toplantılarda da davacının yer almadığı, davalılar ve davalıların murisinin yer aldığı, davacının 16/08/1991, 11/12/1992, 01/07/1996, 15/07/1999 yönetim kurulu üyesi seçildiği ve davacının katıldığı toplantılarda divan üyesi olarak yer aldığı, davalı şirketin sermeyesinin 50.000,00 TLye çıkarılması sebebiyle davacının payının % 5'e düştüğü görülmüştür. Davalılar tarafından pay defteri ve yönetim kurulu karar defteri bulunamaması sebebiyle sunulamamıştır. Davalı şirketin hisselerinin hamiline yazılı olduğu, ancak hisse senedi çıkarıldığına ve hissedarlara dağıtıldığına ilişkin dosyaya herhangi bir bilgi ve belge sunulmamış, davalı şirketin kayıtlarında da tespit edilememiştir. Davalılar davacının taahhüt ettiği sermayenin davacı tarafından ödenmediğini, kendilerinin murisi tarafından ödendiğini savunmuş, davacı vekili de davacının şirkete sermaye olarak emeğini koyduğunu ve karşılığından % 10 hissedar olduğunu kabul etmiştir. Davalı şirketin hisseleri hamiline yazılı olmasına rağmen pay senedi çıkarılmadığından çıplak pay hükümlerine tabidir. Yukarıdaki içtihatta da belirtildiği üzere davalıların murisi tarafından çıplak pay bedelinin tamamı ödendiğinden bedeli ödenen çıplak pay devri yazılı şekle ve yönetim kurulu onayına tabidir. Davalılar tarafından davacının hissesinin ve paylarının davalıların murisine devredildiği savunulmuş ise de buna ilişkin yazılı delil ve yönetim kurulu kararı dosyaya sunulmamış ve geçerli bir hisse devri olduğu ispatlanamamıştır. Ancak davacının yukarıda belirtilen ve 24/06/2002 tarihli genel kurul toplantısına kadar olan tüm toplantılara katıldığı, şirkette uzun bir süre yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı, 24/06/2002 tarihli ve sonraki genel kurul toplantısında yer almadığı, davacının payının 24/06/2002 tarihli genel kurul toplantısında davalıların murisi üzerinde gösterildiği, davalı şirketteki hissesini devretmemiş ise en son katıldığı genel kurul toplantısına kadar tüm toplantılara düzenli olarak katılan davacının en son katıldığı 21/09/2000 tarihli genel kurul toplantısından murisin ölüm tarihine (25/04/2017) kadar davalı şirkette genel kurul toplantısı yapılıp yapılmadığını, yapılmış olması ve hissedar olması halinde kendisinin neden çağrılmadığını, sahtecilik yapılıp yapılmadığını araştırıp sormadığı, sahtecilik yapıldığı iddiasına ilişkin ilgili mercilere başvurmadığı ve sahtecilik iddiasını somutlaştırmadığı, çağrılmadığı genel kurul toplantılarında alınan kararlara ilişkin yasal yollara başvurmadığı, kaldı ki bu durumu hissedar olmadığını öğrendiği ticaret sicil kayıtlarına göre tespit etmesinin çok kolay ve hızlı bir yol olduğu, bunun yanında muris ve ailesi ile yakın ilişki içerisinde olduğunun davacı tarafından da kabul edildiği ve uzunca bir süre yönetim kurulu üyeliği yapan davacının şirketteki işleyişi bilmemesinin mümkün olmadığı, hissesini devretmediğini iddia eden davacının bu kadar uzun bir süre sessiz kalmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı ve şekil şartına uygun olmayan hisse devrine onay verdiği ve hissesini davalıların murisine devrederek ortaklıktan ayrıldığı anlaşılmıştır. Maddi hukuka ilişkin bir hukuk kuralı olan Türk Medeni Kanunun İyiniyet ve Dürüstlük Kuralına ilişkin maddelerinin uygulanmasının her aşamada re’sen gözönüne alınması gereken bir kural olduğu, davacının en son katıldığı genel kurul toplantısı tarihi ve murisin ölüm tarihi ile dava tarihi nazara alındığında aradan 17 yıl gibi uzun bir süre geçtikten ve davalıların murisinin ölümünden hemen sonra davacının talepte bulunmasının ve dava açmasının TMK'nın 2 maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu nazara alınarak davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından istinaf aşamasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30‬ TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 07/03/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürülendavacınınTespittaraflarınesastanpayınınözetitespitiistinafreddinederecesebeplerininistanbulortaklıkdeğerlendirilmesisavunmasınınsebeplerimahkemesininıvanalizkararınınileridosyaiddianumarasıhüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:47:39

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim