İstanbul BAM 13. HD 2021/1578 E. 2024/42 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2021/1578
2024/42
25 Ocak 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1578 Esas
KARAR NO: 2024/42 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2019/943 Esas - 2021/512 Karar
TARİHİ: 27/05/2021
DAVA: Alacak (Taşınmaz Alım-Satımı Kaynaklı)
KARAR TARİHİ: 25/01/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili ile davalı ortak girişim arasında Büyükçekmece ... Noterliği'nde 01/02/2018 tarihli ve ... yevmiye ile aynı tarihte ... yevmiye ile ön ödemeli konut satış vaadi sözleşmeleri imzalandığını, bu sözleşmeler ile müvekkilinin ... Blok ... ve ... Blok ... nolu daireleri satın aldığını, satış bedelinin toplam 2.696.000,00 TL olarak belirlendiğini, müvekkilinin sözleşme gereği olan tüm ödemelerini yapmış olduğunu, konutların teslim tarihinin bilgilendirme formunda Aralık 2018 olarak belirtildiğini, sözleşmelerde de dairelerin en geç 31/12/2018 tarihinde kullanıma elverişli olarak teslim edileceğinin belirtilmekte olduğunu, yine sözleşmelerde mücbir sebeplerin teslim süresine ekleneceği, elverişsiz hava şartları nedeniyle çalışılamayan günlerin teslim süresine ekleneceği ve de bunların dışında ilk 180 günlük gecikme nedeniyle ceza ödenmeyeceği ancak sonrasındaki gecikme için rayiç kira bedeli üzerinden tazminat ödeneceğinin belirtildiğini ancak bu süreçte dairelerin teslimini geciktirecek objektif mücbir sebep bulunmadığını, davalı tarafın dava konusu dairelerin teslimatını henüz gerçekleştirmediğini beyanla sözleşmelerden kaynaklanan cezai şart tazminatı olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 1.000 TL'nin ticari faizi ile birlikte davalılardan alınarak müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 23/03/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile; davaya konu ... Projesinde satın alınan dairelerde geç teslimden kaynaklanan kira bedelinin tespiti için yapılan bilirkişi incelemesi sonucu kira bedelinin her iki daire için 4.500,00 TL olabileceğinin hesaplandığını, davalı tarafından ekspertiz raporunun dosyaya sunulduğunu ve kira bedelinin daha düşük olduğunun ileri sürüldüğünü ancak bilirkişi tarafından hazırlanan ek raporda açıklandığı üzere müvekkilinin satın aldığı daire ile davalının eksper raporuna konu dairenin aynı vasıfta olmadığını, müvekkilinin aldığı dairenin teraslı olduğunu ve brüt olarak daha büyük olduğu cephesi ve katı itibariyle eksperin incelediği dairenin kirasından daha fazla kira bedeli olması gerektiğinin açık olduğunu, bu nedenle bilirkişi raporu doğrultusunda dava dilekçesinde 1.000,00 TL olarak belirledikleri dava değerini 34.400,00 TL artırarak 35.400,00 TL'nin ticari faizi ile birlikte davalılardan alınarak müvekkile ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesi ile; davacının kira kaybı taleplerinin şartlarının oluşmadığını, sözleşmelerin ilgili maddesi gereği mücbir sebep hallerinden kaynaklı gecikmelerin ve 180 günlük cezasız sürenin teslim süresine eklenmesi gerektiğini ancak bu süreler aşıldığı takdirde davacı tarafın cezai şart talep edebileceğini, sözleşmelerde hava şartları sebebiyle çalışılamayan günlerin teslim süresine ilave edileceğinin hükme bağlandığını, bu sürenin 01 Ocak - 01 Mart tarihleri arası olduğunu, bu nedenle 01.02.2018 sözleşme imza tarihi ile 28.11.2019 dava tarihi arasında çalışılamayan günler olan toplam 6 aylık sürenin teslim süresine ilave edilmesi gerektiğini, bu konuda Yargıtay kararının mevcut olduğunu, dava konusu dairelerin bulunduğu binaların yüksek bina statüsünde olması nedeniyle rüzgar etkisi sebebiyle çalışılamayan günlerin de teslim süresine eklenmesi gerektiğini, bu sebeple ilgili müdürlükten rüzgar ölçümlerinin de sorulması gerektiğini, bunların dışında ülkemiz ekonomisinde yaşanan fınansal kriz sebebiyle de proje inşaatının olumsuz etkilendiğini, bu sebeple iflas eden ve konkordato başvurusu yapan birçok inşaat şirketinin bulunmakta olduğunu, bundan başka olarak döviz kurlarındaki hareketliliğin de inşaat sektörünü olumsuz etkilediğini, tüm bunlar hep birlikte değerlendirildiğinde müvekkili şirketin taşınmazı teslimde bir temerrüdünün bulunmadığının, vaki gecikmenin müvekkili şirketin kusurundan kaynaklanmadığının ortaya çıkacağını, iş bu sebepler ile davacının haksız davasının reddi gerekmekte olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 27/05/2021 tarih ve 2019/943 Esas - 2021/512 Karar sayılı kararında; "Dava; Ön Ödemeli Konut Vaadi Sözleşmesinden kaynaklanan, iki adek konutun geç teslimi iddiasına dayalı ifaya eklenen cezai şart tazminatı istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık; taraflar arasındaki sözleşme kapsamında sözleşme konusu konutların geç tesliminin söz konusu olup olmadığı, geç teslim varsa ne kadarlık bir gecikmenin olduğu, davalının savunmasına göre, geç teslime neden olan mücbir sebep bulunup bulunmadığı, sonuç itibariyle davacının cezai şart talebinin yerinde olup olmadığı ve talep edebileceği cezai şart bedelinin ne kadar olduğu hususlarındadır. Tüm dosya kapsamı hep birlikte değerledirilmesinde dava Ön Ödemeli Konut Vaadi Sözleşmesinden kaynaklanan, iki adet konutun geç teslimi iddiasına dayalı ifaya eklenen cezai şart tazminatı istemine ilişkin olup tarafları arasında imzalanan sözleşmeler kapsamında sözleşme konusu konutların tesliminde 3 ay, 28 günlük gecikmelerin yaşanmış olduğu anlaşılmış olup davanın tarafları arasında imzalanan 01.02.2018 tarihli sözleşme ile sözleşmede teslim tarihi olarak belirtilen 31.12.2018 tarihi aralığında kalan Şubat ayının (1 ay) mücbir sebep olarak kabul edilerek teslim süresine eklenmesi neticesinde dosyada hükme esas alınan bilirkişi raporunda dikkate alındığında davacının sözleşmeler gereği geç teslim nedeniyle dava tarihi itibariyle talep edebileceği toplam rayiç kiranın (17.700 TL + 17.700 TL) 35.400 TL olduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda netice olarak davacının 35.400,TL sözleşmeler gereği geç teslim nedeniyle rayiç kira alacağını cezai şart alacağı olarak davalıdan talep edebileceği anlaşılmış olup davacı tarafın ıslah dilekçesi de dikkate alınarak davanın kabulü ile toplam 35.400,00-TL alacağın; 1.000,00-TL'lik kısmının dava tarihi olan 28/11/2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte 34.400,00-TL'lik kısmının ıslah tarihi olan 23/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilerek aşağıudaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ve verilen karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalılar vekili istinaf dilekçesi ile; Yerel mahkemece verilen kararın hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporu denetime elverişli olarak hazırlanmamış olup heyette gayrimenkul değerleme uzmanının yer almadığını, Yerel mahkemenin rayiç kira bedelinin tespitine ilişkin olarak dosyayı bilirkişiye tevdi ettiğini, bilirkişi heyetinde SPK lisansını havi herhangi bir gayrimenkul değerleme uzmanının yer almadığını, bu durumda rayiç kira bedelinin tespitinin heyetin uzmanlığının dışında kaldığının açık olduğunu, işbu itirazlarıyla birlikte SPK'nın Gayrimenkul Değerleme Lisanslarına sahip bir gayrimenkul değerleme firması tarafından proje özelinde ve oldukça detaylı bir biçimde hazırlanan değerleme raporunu da 02.10.2020 tarihli dilekçeleriyle birlikte Mahkemeye sunarak dosyanın yeni bir bilirkişi heyetine tevdii ile aradaki çelişkinin giderilmesini talep ettiklerini ancak dosyanın ek rapora tevdi edilerek çelişkinin aynı heyet tarafından giderilmesinin beklendiğini, Yerel mahkemece verilen kararın Yargıtay'ın yerleşik içtihadına da aykırı olduğunun açık olduğunu, bu bağlamda; Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2015/5127 E., 2016/4635 K., 10.11.2016 tarihli kararının ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2018/5364 E., 2020/162 K., 20.01.2020 tarihli kararının örnek olarak verilebileceğini;Yerel mahkemenin kararında bilirkişi kök raporuna dayandığını ve gerekçeli kararda ek raporun neden dikkate alınmadığına ve bilirkişi raporuna yaptıkları itirazlarının neden reddedildiğine dair hiçbir gerekçe sunmadığını, hükmün dayandığı bir gerekçe olmayıp gerekçesiz kararın yok hükmünde olduğunu, HMK'nın 297. maddesinde hükmün kapsamının tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerini içermesi gerektiğini, her ne kadar dosyanın yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilerek aradaki çelişkinin giderilmesi gerektiği kanaatinde olsalar da taraflarınca sunulan gayrimenkul değerleme raporuna uygun olarak yapılan ek rapordaki hesaplamanın neden hükme esas alınmadığının ne gerekçeli kararda ne de raporun kendisinde açıklanmadığını;Gerekçede hükmün dayandığı hukuki esasların açıklandığını, böylece tarafların gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabileceklerini, üst mahkemenin de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebileceğini, bir hüküm ne kadar isabetli olursa olsun gerekçesiz ise tarafları doyurmayacağını, bu bağlamda kararın gerekçeli olarak hazırlanmadığı ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği ortada olduğundan bahisle Yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini;YHGK'nın 2017/5-2555 Esas - 2018/247 Karar 21.02.2018 tarihli kararının; "Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi sebeple haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi sebeple o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur." şeklinde olduğunu;Deliller toplanmadan eksik inceleme sonucu hazırlanan bilirkişi raporuna dayanan hükme itiraz ettiklerini, delil listesinde meteoroloji rüzgar ölçüm değerlerinin sorulması için Meteoroloji Genel Müdürlüğü’ne müzekkere yazılması talep edilmiş ise de, bu delil toplanmadan dosyanın bilirkişiye tevdi edilerek rapor düzenlendiğini, eksik inceleme ile hazırlanan bu bilirkişi raporuna dayanılarak da hüküm kurulduğunu, sözleşmeye konu gayrimenkul özel konseptli yüksek binalara sahip bir proje olduğundan projedeki rüzgar etkisinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın belirlediği harçlı imalatlar açısından çalışmaya uygun olmayan günlerden farklı değerlendirilmesi ve bu verilere göre çalışılamayacak günlerin de teslim süresine eklenmesi gerektiğini, teslimde yaşanan gecikmenin bir sebebinin de ülkemizde yoğun olarak etkisi görülen global finansal krizin inşaat projelerin finansman teminini önemli ölçüde olumsuz olarak etkilemesi olduğunu, krizin başlangıç noktasının gayrimenkul olmasının da bu sektörde daha olumsuz etkiler doğurduğunu, gerek inşaat firmaları gerekse inşaat işlerine yardımcı iş kollarındaki firmaların krizden etkilendiğini, hatta birçoğunun konkordato ve iflas kurumlarına müracaat ettiklerini, bu sebeple teslimatın gecikmesine finansal krizin etkilerinin de değerlendirmeye alınması gerektiğini, her ne kadar malum ve meşhur vakıaların ayrıca ispatının gerekmediği yerleşik usul hukuk kuralı olsa da bu durumun ispatı için İTO ve Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Genel Müdürlüğünden projenin yapı ruhsatının alınmış olduğu tarihten dava tarihine kadar konkordato ve iflas kurumlarına başvuru yapan inşaat firmalarının sayısının sorulmasınının talep edildiğini ancak bu delillerin toplanmadığını;Ülkemizin içinde bulunduğu finansal krizin bu ölçeklere ulaşabileceğinin devlet organlarının dahi öngöremediği bir durum olduğunu, burada tacirin basiretli davranmasını da aşan mücbir sebep sayılacak derecede bir finansal krizden bahsedildiğini, deliller arasında TCMB’ye (Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası) müzekkere yazılarak Dolar ve Euro kurunun 2017-2018-2019 yıllarının beklenti istatistiklerinin ve gerçek değerlerinin de sorulmasının talep edildiğini ancak bu delilin de toplanmayarak bilirkişi raporunda da değerlendirmeye alınmadığını, deliller toplandığında yaşanan finansal krizin ülkenin finansal politikasını yürüten kurumca dahi öngörülemediğinin açıkça görüleceğini beyanla Yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve yeniden yapılacak yargılama ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, taraflar arasında imzalanan düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde kararlaştırılan ifaya ekli cezai şart alacağının tahsili talebine ilişkindir. Davacı taraf, davalı ortaklık ile arasında 01.02.2018 tarihinde iki ayrı Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi imzalandığı, sözleşmelere konu taşınmazların teslim tarihinin 31.12.2018 olarak belirlendiğini ve sözleşmelerin 9. maddesinde sayılan mücbir sebep veya olağanüstü hallerin gerçekleşmesi halinde bu sürelerin teslim süresine ekleneceğinin kabul edildiğini ancak satın alınan dairelerin teslimini geciktirecek objektif mücbir bir sebebin gerçekleşmediğini, dava tarihi itibariyle dairelerin halen teslim edilmediğini, sözleşmelerin 9/son maddesinde teslimin gecikmesi halinde davalı tarafın rayiç kira bedeli üzerinden cezai şart ödeyeceğinin kabul edildiğini beyan ederek hesaplanacak cezai şart bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiş, davalı taraf, taraflar arasındaki Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmelerinin 8.1. maddesi uyarınca mücbir sebep ve olağanüstü hallerden kaynaklanan gecikmelerin teslim süresine ekleneceğini, bu kapsamda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tebliği uyarınca 1 0cak-1 Mart tarihleri arasındaki sürenin İstanbul ili için hava şartları itibariyle çalışılamayan günler olarak teslim süresine eklenmesi gerektiğini, ilaveten dava konusu projenin yüksek binalara sahip olması sebebiyle rüzgar etkisi ile çalışılamayan günlerin de tespiti ile teslim süresine eklenmesi, yine ülkemizde de etkisini gösteren yaşanan global ekonomik krizin olağanüstü hal sayılması ve değerlendirmeye alınması gerektiğini beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile dava ve ıslah dilekçesi doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Taraflar arasında imzalanan 01.02.2018 tarihli Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmeleri ile davalı tarafça, ... ili, ... ilçesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazda yapılacak projenin ... blok, ... Kat, ... nolu bağımsız bölümünün 1.427,200 TL+KDV bedelle, ... Blok, ... Kat, ... nolu bağımsız bölümünün ise 1.268,800 TL + KDV bedelle davacıya satış ve devrinin vadedildiği, sözleşmelerin teslim tarihi başlıklı 8.1. maddesinde satıcının, bağımsız bölümlerin mücbir sebepler hariç olmak üzere en geç 31.12.2018 tarihinde kullanıma elverişli olarak zilyetliğini veya tapudan devir ve ferağını alıcıya teslim edeceğinin kabul edildiği, mücbir sebeplere dayalı gecikme başlıklı 9. maddesinde; satıcının mücbir sebep, olağanüstü hal gibi kendisine bağlı olmayan nedenlerin söz konusu olması halinde bu nedenlerin doğumundan ortadan kalktığı tarihe kadar teslimle mükellef olmayacağının, bu halde teslim tarihine mücbir sebep veya engelin devam ettiği sürenin ekleneceğinin, bu durumda alıcının herhangi bir hak talep etmeyeceğinin, her halde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın İstanbul ili için kabul ettiği hava şartları sebebiyle çalışılamayan günlerin belirlenmiş olan teslim süresine ayrıca ilave edileceğinin, satıcının bağımsız bölümleri teslim etmekte gecikmesi halinde ilk 180 günlük dönemden sonra taşınmazın rayiç kira bedeli üzerinden tazminat ödeyeceğinin kabul edildiği, dava tarihi itibariyle bağımsız bölümlerin davacıya teslim edilmediği noktasında taraflar arasında bir uyuşmazlık olmadığı anlaşılmıştır.Mahkemece dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde mimar ve inşaat mühendisi bilirkişiler ile keşif yapılmak suretiyle alınan kök raporda; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın İstanbul ilinde çalışılamayan süre olarak kabul ettiği ve teslim süresi içerisinde kalan 1 aylık süre ile sözleşmelerin 9. maddesinde kabul edilen 180 günlük sürenin ilavesi ile teslimde gecikilen süre belirlenerek ve aylık emsal rayiç kira bedelinin 4.500 TL olduğu tespit edilerek hesaplama yapıldığı, davalı vekilince kök rapora, hesaplamaya esas rayiç kira bedeli ve bilirkişi heyetinde gayrimenkul değerleme uzmanı vasıflı bilirkişinin bulunmaması sebepleri ile itiraz edildiği, dosyaya kira tespitine ilişkin değerleme raporu sunulduğu, Mahkemece davalı vekilinin itirazları karşılanmak üzere aynı bilirkişi heyetinden ek rapor alındığı, bilirkişi heyetince düzenlenen ek raporda bağımsız bölümler için rayiç kira bedelinin belirlenmesine esas kriterler belirtilmek, üç ayrı emsal gösterilmek suretiyle yeniden değerlendirme yapıldığı ve her iki bağımsız bölüm yönünden de kök rapordaki hesaplamanın geçerli olduğunun belirtildiği, davalı vekilince bilirkişi ek raporuna karşı herhangi bir itiraz ileri sürülmediği, kök ve ek raporu düzenleyen bilirkişi heyetinde mimar ve inşaat mühendisi olmak üzere iki ayrı teknik bilirkişinin bulunduğu, emsaller gösterilmek suretiyle belirlenen aylık rayiç kira bedeline göre yapılan hesaplamaların denetime açık ve yasal mevzuata uygun olduğu, bu nedenle davalı vekilinin Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporuna yönelik istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davalı tarafça, Mahkemenin, sözleşmeye konu projenin yüksek katlı binalara sahip bir proje olması sebebiyle rüzgar etkisi ile çalışamayan günlerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndan sorulması, ayrıca yaşanan global ekonomik kriz nedeniyle projenin yapı ruhsatının alındığı tarihten dava tarihine kadar iflas ve konkordato talep eden şirketlerin sayısının ve bu yıllardaki yabancı para kurlarının araştırılması, bu tespitlerin de bilirkişi heyetince dikkate alınması ile rapor düzenlenmesi taleplerini karşılamadığı iddia edilmiş ise de; dava konusu bağımsız bölümlerin bulunduğu binaların kaç katlı olacağının projede ve yapı ruhsatında belli olduğu, bina yüksekliği ve rüzgarın etkisi nedeniyle çalışılamayacak günlerin bu aşamada inşaat şirketi olan davalılarca öngörülemeyecek, projenin ve ruhsatın alınmasından sonra ortaya çıkmış mücbir sebep ya da olağanüstü bir hal olmadığı, dolayısıyla bu şekilde bir sürenin proje yapılırken basiretli tacir olan davalı tarafça teslim süresine eklenmesi gerektiği, davalı şirketler hakkında dava tarihi itibariyle verilmiş iflas veya konkordato kararının bulunmadığı, yaşanan ekonomik süreç nedeniyle yürütme organınca ülke çapında herhangi bir kısıtlama kararının alınmadığı, dolayısıyla bu durumun da bir mücbir sebep veya olağanüstü hal olarak kabulünün mümkün olmadığı anlaşıldığından davalılar vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalılar tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davalılardan alınması gereken 2.418,17 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalılar tarafından peşin olarak yatırılan 604,55 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.813,62 TL'nin davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 25/01/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:51:38