İstanbul BAM 13. HD 2021/1538 E. 2024/36 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2021/1538
2024/36
25 Ocak 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1538 Esas
KARAR NO: 2024/36 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2018/730 Esas - 2021/776 Karar
TARİHİ: 29/06/2021
DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 25/01/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili şirketin davalı yana matbaacılık hizmeti verdiğini, cari hesap alacağının tahsili amacıyla davalı aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, takibe haksız olarak itiraz edildiğini, davalının takibe itiraz ettikten sonra müvekkiline 30/11/2018 vade tarihli 10.000,00 TL bedelli kambiyo senedini verdiğini, takip konusu alacağın 9.165,45 TL tutarlı kısmı için herhangi bir senet verilmediğini, bunun borcun yenilenmesi veya vadenin uzatılması anlamına gelmediğini, alacağın likit olduğunu beyanla itirazın iptali ile takibin devamına ve %20 oranından az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile; icra takip talebinin ve ödeme emrinin hukuka aykırı olarak düzenlendiğini, müvekkiline tebliğ edilen ödeme emrinde borçlu olarak "... Yapı - ... İş Ortaklığı"nın gösterildiğini, borcun sebebinin ise "07/02/2018 tarihli 64.613,59 TL tutarında cari hesap alacağı" olarak belirtildiğini, ancak görülmekte olan davada davalının iş ortaklığı yerine müvekkili olarak gösterildiğini, dava değerinin ise 19.165,45 TL olarak gösterildiğini, davacı yana 20/02/2018 tarihinde 30/11/2018 vade tarihli 10.000,00 TL bedelli çek verildiğini, çekin tahsil olarak kabul edildiğini, borcun yenilendiğini, müvekkilinin dava konusu tutar bakımından borçlu olmadığını, icra inkar tazminatı talep edilemeyeceğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekilince sunulan 02/06/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile; dava alacak davası olarak ıslah edilmiş olup 9.165,45 TL'nin icra takip tarihi olan 07/02/2018 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faiziyle birlikte tahsili talep ve dava edilmiştir.Davalı vekilince ıslah dilekçesine karşı sunulan 16/06/2021 tarihli dilekçe ile; talebin zamanaşımına uğradığı, davacının alacağını ispat edemediği, müvekkilinin borcunun bulunmadığı, icra takibi ile temerrüdün oluşmadığı savunularak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 29/06/2021 tarih ve 2018/730 Esas - 2021/776 Karar sayılı kararında; "Dava; ilk olarak İİK'nun 67/1 maddesinde düzenlenen itirazın iptali davası olarak açılmış olup, sunulan ıslah dilekçesi ile dava alacak davasına dönüştürülmüştür. Tüm dosya kapsamının değerlendirilmesinde özetle; davacı tarafça, sunulan ıslah dilekçesi ile davalıdan olan cari hesap alacağının tahsilinin talep edildiği; davalı tarafça, davanın reddinin savunulduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafça; cari hesap alacağını oluşturan faturalar düzenlenerek ticari defterlerine kayıt edilmiştir. Ancak salt fatura düzenlenmesi adına fatura düzenleyen kişiyi borçlu kılmaz. Adına fatura düzenlenen kişinin, fatura düzenleyene borçlu sayılabilmesi için öncelikle aradaki akdi ilişkinin ispatlanması, akdi ilişki ispatlandığı takdirde fatura konusu mal veya hizmetin verildiğinin ispatlanması gerekmektedir. TTK md 21/2 hükmü uyarınca; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir. (Yargıtay 23. HD 2015/2467 E. 2015/7975 K. Sayılı İlamı) Somut olay bakımından ise; tarafların ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun olarak tutulduğu ve birbiriyle uyumlu olduğu, davacı tarafından düzenlenen faturaların davalı yanın ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı kayıtlarına göre takip tarihi itibariyle davalı yanın 19.165,45 TL tutarında davacıya borçlu olduğu, davalı tarafça dava konusu faturaya itiraz edildiğine ilişkin olarak herhangi bir delilin dosyaya ibraz edilmediği, bu hali ile davalı tarafça faturaya süresinde itiraz edildiğinin kanıtlanamadığı, anılan Yargıtay içtihadında da belirtildiği üzere; davalının dava konusu faturayı ticari defterlerine kayıt etmesinin fatura konusu hizmetin verildiğine karine teşkil ettiği, bu hali ile taraflar arasında akdi ilişkinin kurulduğu, davacının fatura konusu hizmeti davalı tarafa verdiğinin kabulünün gerektiği kanaatine varılmıştır. Dava ilk olarak 19.165,45 TL dava değeri üzerinden itirazın iptali davası olarak açılmış ise de, yargılama sırasında sunulan dilekçe ile dava alacak davası olarak ıslah edilmiş ve 9.165,45 TL'nin tahsili talep edilmiştir. İtirazın iptali davasının ıslah yoluyla alacak davasına çevrilmesi mümkün ise de, dava değerinin ıslah yolu ile azaltılması hukuken mümkün değildir. Bu nedenle, davaya 19.165,45 TL dava değeri üzerinden alacak davası olarak devam edilmiştir.Her ne kadar davacı taraf takip ve dava tarihi itibariyle davalıdan 19.165,45 TL alacaklı ise de, davalı tarafça davacı yana 20/02/2018 tarihinde 30/11/2018 tarihli 10.000,00 TL bedelli çek verilmiş anılan çek 30/11/2018 tarihinde tahsil edilmiştir. Mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması, kural olarak borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz. Aksinin sözleşme ile kararlaştırılması mümkündür. Ancak somut olayda bu hususta taraflar arasında yapılmış yazılı bir sözleşme bulunmadığı gibi bu husus davacı yanın kabulünde de değildir. Çekin borcun yenilenmesi amacıyla verildiği davalı tarafça ispat edilememiştir. Çek bir ödeme aracıdır ve ancak çek bedeli tahsil edildikten sonra borç tahsil edilmiş olur. Çek bedeli yargılama sırasında bankadan tahsil edildiğinden, 9.165,45 TL üzerinden davanın kabulüne karar verilmiş, aşan kısım yönünden ise konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar davalı tarafça, davacı yanın sunduğu ıslah dilekçesine karşı sunulan dilekçe ile zamanaşımı itirazında bulunulmuş ise de; ıslah edilen davanın, davanın ilk olarak açıldığı dava tarihinde açılmış sayılacağı, davanın açılması ile zamanaşımı süresinin kesildiği, cevap dilekçesi ile zamanaşımı itirazının da ileri sürülmediği anlaşıldığından, davalı yanın zamanaşımı itirazın dikkate alınmamıştır.Her ne kadar davacı tarafça icra takip tarihinden itibaren faiz isteminde bulunulmuş ise de, icra dosyasında iki farklı ödeme emri düzenlendiği, ödeme emrinin takip talebine uygun olarak düzenlenerek davalı yana tebliğ edildiği hususunu ispat yükünün davacıda olduğu, hangi ödeme emrinin davalı yana tebliğ edildiğinin dosya kapsamında anlaşılmadığı, davacı yanın takip talebine uygun olarak düzenlenen ödeme emrinin davalı yana tebliğ edildiğini ispat edemediğini, bu hali ödeme emrinin davalı yana usulüne uygun tebliğ edilmediği, takip ile temerrüt olgusunun oluşmadığı, ancak dava tarihinden itibaren alacağa davacının avans faizi talep edilebileceği kanaatine varılmıştır.Dosya kapsamından tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda açıklandığı üzere Yasa ve Yargıtay İçtihatları gereğince ayrıntılı, detaylı inceleme yapılmış olup, yukarıda gerekçesi de yazılı olduğu üzere davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, aşan istem yönünden esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; davacı yanın dava konusu cari hesap alacağına ilişkin herhangi bir hizmetin verildiğini ispat edemediğini, davacı yanın dosyaya ne bir sözleşme, ne bir fatura, ne de sevk irsaliyesi sunamadığını, cari hesaba ilişkin verildiği iddia edilen bu hizmetin ne şekilde, hangi tarihlerde ve nerede verildiğinin belirtilmediğini, hizmetin verildiğine ilişkin görsel ve tarihsel herhangi bir belgenin de dosyada bulunmadığını, öncelikle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirkete herhangi bir borcunun bulunmadığını, taraflar arasında sözleşmesel bir ilişki bulunmadığını; Asıl alacağı kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının fazlaya ilişkin kısma ilişkin talepleri bakımından, davanın kısmen reddine karar verilmesi gerekirken, fazlaya ilişkin talep bakımından davanın konusuz kaldığına karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacı yanın, itirazın iptali davasını ıslah ederek alacak davasına çevirdiğini, gerekçeli kararda dava değerinin ıslah ile azaltılmasının mümkün olmadığının, davaya 19.165,45 TL üzerinden devam edildiğinin belirtildiğini, mahkeme tarafından davacı asile 20.02.2018 tarihinde verilen 10.000 TL bedelli 30.11.2018 tarihli çekin, borcun yenilenmesi olarak kabul edilmediğini, çekin yargılama sırasında tahsil edildiği gerekçesiyle fazlaya ilişkin kısım bakımından davanın konusuz kaldığına karar verildiğini; Cevap dilekçesi Ek-2'de ve işbu dilekçenin ekinde (Ek-1) sundukları 20/02/2018 tarihli tahsilat makbuzunda 30.11.2018 vade tarihli 10.000 TL bedelli çekin, davacı şirket tarafından açıkça tahsilat olarak kabul edildiğini, söz konusu tahsilat makbuzunun, davacı şirket tarafından davacı şirket kaşesi ve ıslak imzası ile düzenlendiğini, çekin borcun yenilenmesi amacıyla davacı tarafından kabul edildiğinin tarafların yenileme iradelerinin bulunduğunun açıkça görüldüğünü, kambiyo senetlerinde soyutluk ilkesi kabul edilse de, somut olayda davacı yanın düzenlemiş olduğu tahsilat makbuzunda açıkça; "... Tic. A.Ş.'den CARİ HESABA MAHSUBEN ON BİN TL ÇEK TAHSİL EDİLMİŞTİR." şeklinde yazıldığını, söz konusu tahsilat makbuzu 20.02.2018 tarihli olup işbu davanın 14.06.2018 tarihinde açıldığını, fazlaya ilişkin talebin reddi yerine, fazlaya ilişkin talep bakımından davanın konusuz kaldığına karar verilmesinin hatalı olduğunu; 6098 sayılı yasanın "Yenileme" başlıklı 133. maddesinin; "Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur. Özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz." şeklinde olduğunu, somut olayda davacı şirketin düzenlenmiş olduğu tahsilat makbuzu ve makbuz üzerindeki yazıların, davacı şirketin kaşesi ve ıslak imzasının açık bir yenileme iradesi bulunduğunu gösterdiğini, bir an için söz konusu tahsilat makbuzunun ve 10.000 TL bedelli senet düzenlenmesinin borcun yenilenmesi anlamına gelmeyeceğinin kabulü ihtimalinde, davacıya 10.000 TL tutarında senet verilmesine rağmen, aynı alacak nedeniyle müvekkili şirketin cari hesap borcu olduğu iddiasıyla takip başlatılmasının ve sonrasında 19.165,45 TL üzerinden alacak davasına devam edilmesinin de hatalı olduğunu; Davacı yanın ıslah dilekçesini, alacaklı olduğunu ve faiz taleplerini kabul anlamına gelmememekle birlikte, Yerel mahkeme tarafından asıl alacağa işletilecek faizin, ıslah tarihi yerine dava tarihinden itibaren işletilmesinin hatalı olduğunu, davacı yanın, faiz başlangıç tarihinin 07.02.2018 icra takip tarihi olarak kabul edilmesini talep ettiğini ve Mahkeme faiz başlangıç tarihini dava tarihi olarak kabul etmişse de, itirazın iptali davasının ıslah ile alacak davasına dönüştürülmesiyle birlikte, alacak taleplerinin faiz başlangıç tarihinin ıslah tarihi olduğunu, mahkeme kasasında mübrez ödeme emrinin hatalı şekilde ... Yapı ... İş Ortaklığı adına ve 64.613,59 TL asıl alacak üzerinden düzenlenmiş olduğunun görüldüğünü, usul ve yasaya aykırı şekilde düzenlenen icra ödeme emri ile müvekkilİ şirketin temerrüde düşürüldüğü iddiasının yerinde olmadığını, icra emrinin iptaline ilişkin icra hukuk mahkemesine itiraz ve dava hakkını saklı tuttuklarını beyanla İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/730 E. 2021/776 K. Sayılı ve 29/06/2021 tarihli kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, bakiye açık hesap alacağının tahsili talebine ilişkindir. Davacı taraf, davalı ile aralarında matbaacılık hizmeti verilmesine dair ticari ilişki bulunduğunu, davalı adına fatura düzenlendiği, bakiye hesap alacağının ödenmediğini beyanla toplam 19.165,45 TL alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptalini talep etmiş, yargılama sırasında davasını tamamen ıslah ederek alacak davası olarak devam etmiş, davalı taraf davacıya 20.02.2018 tarihinde 10.000 TL bedelli çek verildiğini, bu şekilde borcun yenilendiğini, davaya konu tutar bakımından herhangi bir borcunun bulunmadığını, ıslah dilekçesine karşı ise alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının cari hesap alacağını ispat edemediğini beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekilince ileri sürülen istinaf sebepleri; davacının alacağını ispata yarar herhangi bir delil sunmadığı, alacağının bulunmadığı, fazlaya ilişkin talep bakımından karar verilmesine yer olmadığına değil talebin reddine karar verilmesi gerektiği, davacıya verilen 10.000 TL tutarlı çek ile borcun yenilendiği, bu nedenle aynı alacak nedeniyle takip başlatılması ve dava açılmasının hatalı olduğu, faiz başlangıç tarihinin dava tarihi değil ıslah tarihi olması gerektiğine yöneliktir. Tek başına fatura düzenlenmesi alacağın ispatı için yeterli değildir. Fatura içeriği malın teslim edildiğinin/hizmetin verildiğinin, düzenleyen tarafça ispat edilmesi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesi uyarınca ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması ile diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması, diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi (Ek cümle: 22/7/2020-7251/23 md.) veya defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanak ve gerekçe içeriğine göre; tarafların ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmak suretiyle düzenlenen bilirkişi raporunda, tarafların usulüne uygun şekilde tutulan ticari defterlerinde davalı adına düzenlenen takip konusu faturalar ile davalı tarafından yapılan ödemelerin kayıtlı ve davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 19.165,45 TL alacaklı olduğunun, takip tarihinden sonra 20.02.2018 tarihinde yapılan 10.000 TL ödeme kaydı ile dava tarihinde alacağın 9.165,45 TL'ye düştüğünün tespit edildiği, dolayısıyla davalı tarafından, davacının düzenlediği faturaların tebliğ alınmış olduğu, süresi içinde faturalara itiraz edilmediği, davacının alacağını HMK madde 222'de sayılan şartları sağlayan ticari defter ve kayıtları ile ispat ettiği, davalı tarafından davacıya takip tarihinden sonra ve fakat dava tarihinden önce 20.02.2018 tarihli tahsilat makbuzu ile 30.11.2018 tarihli ve 10.000 TL bedelli çekin verildiği, 6098 sayılı TBK'nın 133. maddesi uyarınca yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesinin ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile söz konusu olacağı, özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesinin tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça, yenileme sayılmayacağı, davalı tarafça, dava konusu borcun yenilenmesine ilişkin taraflar arasında açık bir anlaşma olduğunu ispata yarar bir delil sunulmadığı, çekin bakiye alacaktan mahsup edilmek üzere verildiği ve dava tarihinden sonra yargılama sırasında tahsil edildiği, dolayısıyla dava tarihi itibariyle ispat edilen 19.165,45 TL alacağın 10.000 TL'lik kısmı yönünden davanın konusuz kaldığı, bu nedenle Mahkemece bu kısım yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, her ne kadar davacı tarafından alacağa takip tarihinden itibaren faiz işletilmesi talep edilmiş ve Mahkemece ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirse de, bu konuda davacı taraf istinafa gelmemiş olup, hüküm altına alınan alacak dava dilekçesi ile talep edilen alacak miktarından düşük ve ıslah dilekçesi ile alacak artırılmamış olduğundan Mahkemece alacağa ıslah tarihinden değil dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinde herhangi bir isabetsizlik olmadığı, davalı vekilinin istinaf başvurusunun tümüyle haksız olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 626,09 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 156,52.TL harcın mahsubu ile bakiye 469,57 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 25/01/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:51:38