İstanbul BAM 13. HD 2021/1825 E. 2024/282 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2021/1825
2024/282
15 Şubat 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1825 Esas
KARAR NO: 2024/282 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
(DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)
NUMARASI: 2018/245 Esas - 2021/180 Karar
TARİHİ: 26/03/2021
DAVA: Tazminat (Rücuen Tazminat)
KARAR TARİHİ: 15/02/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Davacı ... vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından ... numaralı Nakliyat Emtea Taşıma Sigorta Poliçesi ile sigortalanan ... Ticaret A.Ş.'ne ait amteaların, Türkiye'den Ukrayna'ya nakliyesi işinin davalı şirketler tarafından üstlenildiğini, sözkonusu emteaların 07.02.2017 tarihinde 1 nolu konşimento tahtında ... isimli gemiye tam ve sağlam olarak yüklendiğini, geminin OKTYABRSK Limanına ulaşması sonrasında yapılan tahliye sırasında taşımaya konu emtealarda hasar olduğunun tespit edildiğini ve ekspertiz incelemesi yapıldığını, hasarsız olarak gemiye yüklenen emtealarda meydana gelen hasardan taşıyıcıların sorumlu olduğunu, fatura ve yapılan tespitlere uyularak toplam 58.506,27 USD sigortalı zararının müvekkili tarafından tazmin edildiğini, müvekkilinin poliçe hükümleri ile ibraname içeriği gereğince halefiyet ve temlik esasına göre sigortalısının haklarını devraldığını, TTK ilgili hükümleri gereğince davalılara rücu hakkının doğduğunu belirterek, Mahkemeden, 58.506,27 USD rücuen tazminat alacağının, sigortalıya ödeme yapılan 15.05.2018 tarihinden işleyecek bankaların bir yıl vadeli döviz hesabına uyguladıkları en yüksek faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Hiz. Ltd. Şti vekili cevap dilekçesinde özetle, Davanın süresinde açılmadığını, müvekkilinin hiçbir şekilde taşıyan ve donatan konumunda olmadığını, hukuki veya cezai bir sorumluluğunun bulunmadığını, davaya konu emteanın Donmaster gemisi tarafından taşındığını, davacının müvekkili şirketin vaki olan zararlardan sorumlu olmadığını, tek sorumlunun ... gemisi olduğunu belirterek, Mahkemeden davanın süresinde açılmaması ve müvekkili şirketin taraf olmaması sebebiyle davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 26/03/2021 tarih 2018/245 Esas - 2021/180 Karar sayılı kararında; "Uyuşmazlığın, tarafların aktif ve pasif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı, sigorta sözleşmesinin geçerli olup olmadığı, geçerli bir sözleşme uyarınca ödemenin yapılıp yapılmadığı, hasara ilişkin süresinde ve geçerli bir ihbarın bulunup bulunmadığı ve hasarın deniz taşıması esnasında meydana gelip gelmediği, hasarda davalının sorumlu olup olmadığı davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı ve hasarın miktarının tespiti noktasında toplandığı görülmüş, davacı ... tarafından dava dışı sigortalı şirkete yapılan 15.05.2018 ödeme tarihi ve 05.07.2018 dava tarihi dikkate alındığında, TTK 1188/3. Md. Gereğince davanın hak düşürücü süre içinde açıldığı kanaatine varılmıştır. Taraf vekillerince davaya ilişkin tüm delilleri, konişmento, nakliyat sigorta poliçe örneği, ödeme belgesi, hasar dosyası, navlun faturası dosyaya sunulmuştur.2 nolu davalı acentesi ... Acenteliği İth. İhr. Ltd. Şti vekili tarafından müvekkilinin ... Gemisi Acentesi olmadığı iddia edilmiş ise de, 07/02/2017 tarihli protesto mektubunda acentenin imza ve kaşesinin bulunduğu, gümrük müdürlüğüne de acente olarak ... Acenteliği İth. İhr. Ltd. Şti. nin adının bildirildiği dikkate alındığında, 2 nolu davalı acentesinin ... Yat Acenteliği İth. İhr. Ltd. Şti. Olduğu kanaatine varılmıştır. 19/06/2020 tarihli bilirkişi raporunda, bilirkişi heyeti özetle; Dava konusu yükün mülkiyetinin ve yüke ilişkin yarar ve hasarın dava dışı alıcıya geçmiş olduğunu, bu çerçevede dava dışı satıcının dava konusu yük üzerinde sigortalanabilir menfaati bulunduğu hususunun ispatlanamamış olduğunu, sigortacının kanuni halefıyetinin sigorta sözleşmesine ilişkin koşulları dışındaki maddi hukuka ilişkin koşulu gerçekleşmediğinden ve yine bu nedenle dava dışı satıcının, davalılara karşı TBK m. 183 hükmü uyarınca davacı sigortacıya temlik edebileceği bir alacağı da bulunmadığından, davacı ...'nın kanuni halefîyete ya da alacağın temliki hükümlerine dayanarak davalılardan talepte bulunamayacağını, 1. davalının dava konusu taşımayı fiilen icra ettiğini, dolayısıyla fiili taşıyan sıfatını haiz olduğu;nu, 2. davalının dava dışı alıcı Zahid'e karşı dava konusu taşımayı üstlendiğini, dolayısıyla akdi taşıyan sıfatını haiz olduğunu, sörveyin yük ambarda İken yapılmış olması; gemi ambarına gemi kaptanının bilgisi dışında girilerek sörvey yapılmasının mümkün olmaması ve gemi kaptanının fiili taşıyan sıfatını haiz donatanın kanuni temsilcisi olması karşısında, artık zararın taşıyana süresinde ve usulüne uygun olarak bildirilmemiş olduğundan bahisle TTK m. 1185/4 uyarınca taşıyan lehine ispat yükünün yer değiştirdiğinden söz etmenin mümkün olmayacağını, Sörvey raporunda ve kurullarında bulunan uzman bilirkişinin teknik incelemesi neticesinde varılan sonuca göre, dava konusu yük hasarının yükün ambara gerektiği şekilde bağlanmamasından ve demir takozların alışap kasaların içine sökülemez şekilde konulmasından kaynaklandığını, ahşap kutuların içine sökülemez şekilde konulan demir takozların dava konusu yük hasarının meydana gelmesindeki etkisinin, takdiri Mahkeme'ye ait olmak üzere %50 olarak değerlendirilebileceğini dolayısıyla davalı taşıyanların meydana gelen zarardan % 50 oranında sorumlu tutulabileceğini, kurullarında bulunan uzman bilirkişinin görüşüne göre zarar miktarının 58.506,57 USD olduğunu, davalı taşıyanlar bunun %50'inden sorumlu tutulabileceğine göre, sorumlu oldukları toplam zarar miktarının 29.253,285 USD olduğunu, 84.000,42 ÖÇH olarak hesaplanan üst sınırın dava konusu olayda meydana gelen toplam zarar miktarının üzerinde olduğundan, zararın tümünün karşılanması gerekeceğini, davanın yükün tesliminden sonra bir yıllık süre geçtikten sonra açıldığını, TTK m. 1188/3'ün taşıyanlar arasındaki rücu davasına ilişkin olduğunu, sigortacının açacağı halefiyete dayanan rücu davasının bu kapsamda yer almadığını, sigortacının halefiyetinde kendisine intikal eden hakkın zamanaşımının, esas borç münasebetine göre sigorta ettirene karşı başlaması gereken tarihten itibaren cereyan edeceğini beyan etmişlerdir. 22/01/2021 tarihli bilirkişi raporunda bilirkişi heyeti özetle; tüm dosya kapsamı ve davadışı Dava dışı ... Dış Tic. A. Ş.'nin sunmuş olduğu yasal ticari defter kayıtları üzerinde yapılan incelemede; davaya konu 630.197,70 USD mal bedelinin tamamının davadışı ... A.Ş. tarafından müşterisi ...'ten tahsil edildiğini, meydana gelen hasar nedeniyle sigortacı ... tarafından, sigortalısı ... A.Ş'ne 58.506,57 USD sigorta tazminatı ödendiğini, meydana gelen hasar nedeniyle asıl zararın müşteri ... nezdinde oluştuğunu ve müşteri nezdinde oluşan zararın, ... satılan sonraki satış bedelinin ... tarafından hasar tutarı olan 58.506,57 USD kadar eksik ödenmesi ile giderildiğini, davacı şirketin sigortalısına ödemiş olduğu 58.506,57 USD sigorta tazminatı kadar sigortalısının haklarına halef olduğunu ve davalılardan bu tutar kadar alacaklı olduğunu, bu alacağa, ödeme tarihi olan 15.05.2018 tarihinden tahsil tarihine kadar bankaların 1 yıl vadeli döviz hesabına uyguladıkları en yüksek döviz faiz oranının hesaplanabileceğini beyan etmişlerdir. Dosyada mevcut dava dışı satıcı sigortalı ... tarafından dava dışı alıcı ... adına düzenlenen 02.02.2017 tarih ve ... numaralı ticari faturaya göre toplam 273.999 metrekare, 4 mm kalınlığında şeffaf düzcam emtiasının, 2,30 USD birim fiyatı ile, toplam 630.197,70 USD bedelle ve FOB tipi teslim şekli ile dava dışı satıcı Şişecam tarafından, dava dışı alıcı ...'e satıldığı tespit edilmiştir. FOB (free on board - gemide / bordada masrafsız teslim) tipi teslim şekli, satıcının malları teslim yükümlülüğünün, belirtilen yükleme limanında alıcı tarafından tayin edilen gemide yerine getirileceğini ifade eder. Diğer bir anlatımla FOB türü satımda navlun sözleşmesi alıcı tarafından akdedilir ve satıcı satım konusu malı alıcı tarafından belirlenen gemide teslim eder, malın gemide teslimi için yapılması gereken (malın limana ve liman içinde taşınması ve yüklenmesi) işlemler ve masraflar satıcıya aittir. Dolayısıyla FOB satımda yarar ve hasar, satım konusu mal gemiye yüklendiği (gemi küpeştesini geçtiği) anda alıcıya intikal eder. Hasarın alıcıya geçmiş olması ile ifade edilmek istenen, taşıma sırasında meydana gelen hasardan satıcının hukuken etkilenmemesi ve eğer satış bedelini tahsil etmişse, iade etmekle yükümlü olmaması; tahsil etmemişse, bu alacağını kaybetmemesidir. Bununla birlikte Yargıtay bazı kararlarında, satıcının hukuki durumunda herhangi bir kötüleşme olmadığı hâlde, fiili duruma bakarak, satış bedeli henüz ödenmemiş ise satıcının da zarar görebileceğini ve sigortalanabilir menfaate sahip olduğunu kabul etmiştir. Ancak satıcının böyle bir durumda zarara uğramasının nedeni, borçlu alıcının hasarı hukuka aykırı şekilde bahane ederek satıcının hukuken hak kazandığı alacağını ödemekten kaçınmasıdır. Dolayısıyla böyle bir durumda satıcının zarara uğramasının nedeni taşıma sırasında meydana gelen hasar değildir. Bu kapsamda dava dışı sigortalı ... Dış Tic. A. Ş.'nin sunmuş olduğu yasal ticari defter kayıtları üzerinde yapılan incelemede; davaya konu 630.197,70 USD mal bedelinin tamamının davadışı ... A.Ş. tarafından müşterisi ...'ten tahsil edildiği, meydana gelen hasar nedeniyle davacı ... tarafından, sigortalısı ... A.Ş'ne 58.506,57 USD sigorta tazminatı ödendiği, dava dışı alıcı ... şirketi nezdinde oluşan zararın, bu şirkete satılan sonraki satış bedelinin hasar tutarı olan 58.506,57 USD kadar eksik ödenmesi ile giderildiğini, bu durumda dava konusu olayda dava dışı sigortalı satıcının satış bedelini tahsil edemediği ve dava dışı sigortalı satıcının dava konusu yük üzerinde sigortalanabilir menfaatinin bulunduğunun kabul edilebileceği, dosyada mevcut ... nolu 02/02/2017 tanzim, 01.01.2017-01.01.2018 vade tarihli Nakliyat Emtia Sigortası Abonman Poliçesi ile, davacı ... ve dava dışı sigortalı ... Dış Tic. A. Ş. Arasında dava konusu deniz taşıması bakımından nakliyat rizikolarına karşı abonman sigorta sözleşmesi yapıldığı, davacının, sigorta himayesi kapsamındaki rizikonun gerçekleşmesi sonucunda, geçerli bir sigorta sözleşmesine dayanarak ödemesi gereken sigorta tazminatı olan 58.506,27 USD tazminatı 15.05.2018 tarihinde ödediği; dolayısıyla dava dışı sigortalısının haklarına TTK m. 1472 uyarınca halef olduğu görülmekle davacının aktif husumet ehliyetine haiz olduğu kanaatine varılmıştır. Dosyaya sunulan dava konusu taşımaya ilişkin konişmentonun ... gemisi kaptanı tarafından imzalandığı, dava konusu taşımanın fiilen ... gemisi ile gerçekleştirildiği dolayısıyla ... Gemisi donatanının dava konusu taşıma bakımından fiili taşıyan sıfatına haiz olduğu, 1 nolu davalı ... tarafından dava dışı alıcı ... adına düzenlenmiş olan faturada, ... isimli gemi ile Tekirdağ Limanından Ukrayna'nın Oktyabrsk Limanına yapılan taşımaya ilişkin toplam 96.235,27 USD navlun bedeli belirlendiği, bu çerçevede 1 nolu davalının dava dışı alıcı ...'e karşı dava konusu taşımayı üstlendiği, akti taşıyan sıfatına haiz olduğu, bu nedenle pasif husumet ehliyetinin bulunduğu kanaatine varılmıştır. TTK m. 1185/1’e göre, zıya veya hasarın en geç eşyanın gönderilene teslimi sırasında taşıyana yazılı olarak bildirilmesi şarttır. Zıya veya hasar haricen belli değilse, bildirimin eşyanın gönderilene teslimi tarihinden itibaren aralıksız olarak hesaplanacak üç gün içinde gönderilmesi yeterlidir. Hükmün ikinci fıkrası uyarınca eşyanın incelenmesi tarafların katılımıyla mahkeme veya yetkili makam ya da bu husus için resmen atanmış uzmanlar tarafından yapılmışsa bildirime gerek yoktur. Eşyanın zıya veya hasarı ne bildirilmiş ne de tespit ettirilmiş olursa, taşıyanın eşyayı denizde taşıma senedinde yazılı olduğu gibi teslim ettiği ve eğer eşyada bir zıya veya hasarın meydana geldiği belirlenirse, bu zararın taşıyanın sorumlu olmadığı bir sebepten ileri geldiği kabul olunur. Şu kadar ki, bu karinelerin aksi ispat olunabilir (TTK m. 1185/4).Dosyada mevcut ve 2 nolu davalıya hitaben düzenlenmiş olan, 14.02.2017 tarihli "Note of Protest" başlıklı belgede, dava konusu hasarın bildirildiği ve ortak sörveye katılım için donatanın sörveyörünün davet edildiği, bu belgenin 2 nolu davalıya gönderildiğini ispatlayan bir belge dosyada mevcut değilse de, dosyaya sunulan 18.03.2017 tarihli sörvey raporundan, 14.02.2017 tarihinde, yük gemiden boşaltılmadan, gemi ambarında sörvey yapıldığının anlaşıldığı, sörveyin yük ambarda iken yapılmış olması, gemi ambarına gemi kaptanının bilgisi dışında girilerek sörvey yapılmasının mümkün olmaması ve gemi kaptanının fiili taşıyan sıfatına haiz donatanın kanuni temsilcisi olması nedeniyle, artık zararın taşıyana süresinde ve usulüne uygun olarak bildirilmemiş olduğundan bahisle TTK m. 1185/4 uyarınca taşıyan lehine ispat yükünün yer değiştirdiğinden söz etmenin mümkün olmayacağı dolayısıyla TTK. 1179/1. md. uyarınca kusursuzluğunu ispat yükünün taşıyanın üzerinde olduğu, sorumluluktan kurtulmak isteyen taşıyanın kusursuzluğunu ortaya koymasının gerektiği kanaatine varılmıştır.Dosyada mevcut konişmentoya kaptan tarafından "ahşap kasaların içindeki cam yükünün kırık olmadığı" şeklinde şerh düşüldüğü, bu durumda cam yükünün gemiye yüklendiğinde sağlam olduğu, sörvey raporunda geminin, sefer sırasında, zaman zaman şiddeti 8'e varan tam rüzgâr şiddetinde NE yönlü ağır bir fırtınayla ve 3 metreye kadar dalgalarla karşı karşıya kaldığı belirtilmiş, şiddetli fırtına, TTK m. 1182/1 uyarınca şiddetli fırtına denizin veya geminin işletilmesine elverişli diğer suların tehlike ve kazaları kapsamına girmekle taşıyan ve adamlarının kusursuz sayılacağı durumlardan ise de TTK. 1178/2. Md. gereğince, gerek sörvey raporu gerekse hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, dava konusu hasarın yükün geminin ambarlarına gereken şekilde bağlanmaması, ahşap kasalardaki kimi boşluklara demir takozların sökülemez şekilde konulması neticesinde meydana geldiği dikkate alındığında TTK m. 1182/3 uyarınca zararın sebebine ilişkin olarak oluşan karinenin bu sonuç ile çürütüldüğü sonucuna varılmıştır.TTK m. 1143 uyarınca sözleşme, yükleme limanı düzenlemeleri ve bunlar yoksa yerel teamül ile aksi öngörülmüş olmadıkça, eşyanın gemiye kadar taşıma gideri taşıtana, yükleme gideri ise taşıyana aittir. Bu hüküm ile yükleme ve boşaltma masraflarının kime ait olduğu düzenlenmiştir. Düzenleme aynı zamanda tarafların faaliyet sahalarını da belirlemektedir. Maddede, tarafların anılan faaliyetlerin kimin tarafından gerçekleştirileceğini farklı şekilde kararlaştırmalarının mümkün ve geçerli olduğu açıkça belirtilmiştir. Dosya kapsamına yükleme ve istif faaliyetinin kanunda öngörülenden farklı şekilde, yükleten tarafından gerçekleştirildiğine dair bir belge sunulmadığı görülmekle dava konusu emtianın ambara yetersiz şekilde bağlanmasından taşıyanın sorumlu olduğu, sörvey raporu ve hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, ahşap kasaların içine konulan takozların sökülemez şekilde takılmış olmasının da zararın meydana gelmesinde etkili olduğu, dolayısıyla zararın meydana gelmesinde yükün ambalajının da rol oynadığı, "Sebeplerin Birleşmesi" başlıklı TTK. 1183 md. sinde yer alan, "Taşıyanın veya adamlarının kusuru diğer bir sebeple birlikte eşyanın zıyaa veya hasara uğramasına yahut geç teslimine yol açmışsa taşıyan, meydana gelen zarardan söz konusu kusur oranında sorumludur." hükmü çerçevesinde, ahşap kutuların içine sökülemez şekilde konulan demir takozların dava konusu yük hasarının meydana gelmesindeki etkisi de dikkate alındığında, davalı taşıyanların meydana gelen zarardan % 50 oranında sorumlu olduğu kanaatiyle, davacı tarafından sigortalısına yapılan ödeme tarihi temerrüt tarihi olarak kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."gerekçesi ile, Davacının davacının KISMEN KABULÜ ile, 29.253,285 USD nin 15/05/2018 tarihinden 3095 sayılı Kanunun 4/a md si gereğince işleyecek faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili, Fer'i Müdahil vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, ilk derece mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, Dava konusu yük hasarının, yükün ambara gerektiği şekilde bağlanmamasından kaynaklandığı ve eşyanın ambara yetersiz şekilde bağlanmasından taşıyanın sorumlu olduğu hükme esas alınan raporu düzenlemiş olan bilirkişi heyeti tarafından da kabul edilmiş iken kusur oranının %50 ile sınırlandırılmış olmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu; taşıyanın, üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirerek, yükü ambara gerektiği şekilde bağlaması halinde zarar meydana gelmeyeceği açık iken taşıyıcıya sadece %50 oranında kusur verilmesinin kabul edilemeyeceğini,
Hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydı ile hasarın artmasında ambalajın da rol oynadığının kabulü halinde ise ambalajın, hasarın artmasını ne oranda etkilemiş olabileceği hususunda farklı bir bilirkişiden rapor alınarak itirazlarının değerlendirilmesi gerekir iken mevcut rapora istinaden hüküm kurulmuş olmasının da haksız ve hukuka aykırı olduğunu, İleri sürerek, ilk derece mahkemesi incelemesi neticesinde kaldırılarak davanın tamamen kabulüne, istinaf giderlerinin davalılara yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle, Mahkemece, "Dosyada mevcut konişmentoya kaptan tarafından 'ahşap kasaların içindeki cam yükünün kırık olmadığı' şeklinde şerh düşüldüğü, bu durumda cam yükünün gemiye yüklendiğinde sağlam olduğu, sörvey raporunda geminin, sefer sırasında, zaman zamanşiddeti 8'e varan tam rüzgar şiddetinde ne yönlü ağır bir fırtınayla ve 3 metreye kadar dalgalarla karşı karşıya kaldığı belirtilmiş, şiddetli fırtına, TTK m. 1182/1 uyarınca şiddetli fırtına denizin veya geminin işletilmesine elverişli diğer suların tehlike ve kazaları kapsamına girmekle taşıyan ve adamlarının kusursuz sayılacağı durumlardan ise de TTK. 1178/2. Md. Gereğince, gerek sörvey raporu gerekse hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, dava konusu hasarın yükün geminin ambarlarına gereken şekilde bağlanmaması, ahşap kasalardaki kimi boşluklara demir takozların sökülemez şekilde konulması neticesinde meydana geldiği dikkate alındığında TTK m. 1182/3 uyarınca zararın sebebine ilişkin olarak oluşan karinenin bu sonuç ile çürütüldüğü sonucuna varılmıştır." şeklinde hüküm ihtiva ederek davalı taşıyanların meydana gelen zarardan % 50 oranında sorumlu olduğu kanaatiyle davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, Dosyada hükme esas alınan bilirkişi raporunun İstinaf Mahkemesinin ve Yargıtay' ın denetimine elverişli olmadığını; Davalı müvekkili ...nin savunmalarına raporunda yer verdiğini ancak davaya dahili davalının dahil edilmesinden sonra bilirkişi raporu alınmadığını; diğer davalının savunma hakkının kısıtlandığını ve eksik bilirkişi incelemesine dayanılarak hüküm kurulduğunu, 19/06/2020 tarihli bilirkişi raporunda "Sigortacının kanuni halefiyetinin sigorta sözleşmesine ilişkin koşulları dışındaki maddi hukuka ilişkin koşulu gerçekleşmediğinden ve yine bu nedenle dava dışı satıcının, davalılara karşı TBK m. 183 hükmü uyarınca davacı sigortacıya temlik edebileceği bir alacağı da bulunmadığından, davacı ...'nın kanuni halefiyete ya da alacağın temliki hükümlerine dayanarak davalılardan talepte bulunamayacağı" belirtilmesine rağmen; aksi bir bilirkişi raporuyla aleyhte karar verildiğini, Emtia bedeli tam ve eksiksiz olarak ... A.ş.'ye ödendiğinden emtianın mülkiyetinin halihazırda alıcıya geçtiğini; bu kapsamda mülkiyeti sigortalıda bulunmayan emtianın zararına ilişkin sigortacının halefiyet kazandığından söz edilemeyeceğini, Mahkemece cevap dilekçelerinde bildirdikleri usule ilişkin itirazlarının hiç değerlendirilmediğini; davanın TTK: 1066. Fıkrasında belirtilen süreden sonra yani 1 yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığını; davaya konu hasarın meydan geliş tarihi 09/03/2017 ile 10/03/2017 tarihleri arasında olup, davacı vekilinin delil listesi ekinde ibraz ettiği survey raporunun ise 14/02/2017 tarihli olduğunu; davacı vekilinin ise görülen davayı 05/07/2018 tarihinde yani taşıma sebebiyle oluşan zarardan 16 ay sonra açtığını, HMK'nun 114 vd maddeleri uyarınca davanın reddinin gerekli olduğunu, dava şartı olmadığını; mahkemece aksi yönde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Davacı vekilinin dava dilekçesinde ibraz ettiği delillere göre de müvekkili şirketin hiç bir şekilde taşıyan ya da donatan olmadığından hukuki ya da cezai bir sorumluluk altında olmadığını; davacı vekili her ne kadar davalı müvekkili ...' nin cam emteaların taşıma işinin davalı müvekkili şirket tarafından yapıldığını iddia etse de bu iddiasının doğru olmadığını; dava dosyası incelendiğinde anılan emteaların ... gemisi tarafından taşındığı, taşıma da geminin taraf olduğu, müvekkili şirketin hiç bir surette anılan taşıma işinde ya da donatan tarafında yer almadığı, bu hususun ayrıca davacı ile ... arasında akdedilen nakliyat emtea sigorta poliçesinde de belirtildiği, anılan 01/01/2017 tarihli sözleşme uyarınca taşıyan olarak ... gemisinin belirtildiği, ayrıca konşimentoda da donatan olarak ... gemisinin belirtildiği, taşıyan olarak ... Ltd. Şirketinin belirtildiği, ayrıca da "note of protest" evrakında taşıyan olarak ... Ltd. Şirketinin belirtildiğinin görüleceğini, Davalı müvekkilinin ...; TTK' nun hiç bir hükmüne göre vaki olan zarardan sorumlu olmadığını; taşımada esas kusurlu kişinin donatan - taşıyan olduğunu, ... ve davacı arasında akdedilen poliçe, survey raporu, konşimento incelendiğinde, hasardan dolayı tek sorumlunun taşıyan ... gemisi donatanı; ... LTD; ... Yat Acenteliği Ltd.Şti. olduğunun anlaşılacağını, Konşimento uyarınca da taşıyanın ... - ... gemisi olarak gösterilmesi sebebiyle davalı müvekkili ...'nin sorumlu olmadığını; ... ile hiç bir şirket arasında taşıma sözleşmesinin akdedilmediğini, davanın reddinin gerekli olduğunu, İleri sürerek, İstinaf başvurularının kabulü ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına; karar verilmesini talep etmiştir. Fer'i Müdahil vekili istinaf dilekçesinde özetle, dosyaya mübrez bilirkişi raporlarındaki hatalı tespitlerin hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, Bilirkişilerin 22.01.2021 tarihli raporda davacı ... Şirketinin iddialarını ve davalı ...nin savunmalarına raporunda yer vermişse de, taraflarınca dosyaya sunulan iddia ve talepleri değerlendirme konusu etmediğini; bu kapsamda bilirkişi raporunun eksik inceleme sonucu derç edildiğinin sabit olup hükme esas alınmaması gerektiğini, Kabul anlamına gelmemek üzere, dosyaya mübrez 19/06/2020 tarihli bilirkişi raporunda davacının talebi üzerine 14/02/2017 ile 17/02/2017 tarihleri arasında sörvey gerçekleştirildiğinin tespit edilmiş olup esasen ... firmasından Dava dışı ...'a yapılan 28.02.2017 tarihli ödemenin hasar halihazırda bilinirken yapıldığını; bu kapsamda yük ilgilisinin yüke ilişkin ödemeyi gerçekleştirmeden önce hasarı bildiği ve buna rağmen tam ve eksiksiz, herhangi bir mahsup söz konusu olmadan ödeme yaptığını, 19.06.2020 tarihli bilirkişi raporunda bilirkişilerin çok doğru ve yerinde olarak; "Sigortacının kanuni halefiyetinin sigorta sözleşmesine ilişkin koşulları dışındaki maddi hukuka ilişkin koşulu gerçekleşmediğinden ve yine bu nedenle dava dışı satıcının, davalılara karşı TBK m. 183 hükmü uyarınca davacı sigortacıya temlik edebileceği bir alacağı da bulunmadığından, davacı ...'nın kanuni halefiyete ya da alacağın temliki hükümlerine dayanarak davalılardan talepte bulunamayacağı" tespitine yer verdiğini; ancak söz konusu tespitin Mahkemece hiçbir surette dikkate alınmadan karar kurulduğunu, Bilirkişi raporunda da tespit edildiğini, Davacı taraf sigortalısına hasar bedeli olduğu iddia edilen 58.506,27 USD tazminat ödemesini 15.05.2018 tarihinde yaptığını; bu tarihte halihazırda emtia bedelini tam ve eksiksiz tahsil eden sigortalı nezdinde herhangi bir zarar doğmamış olup esasen sigortalının sebepsiz zenginleşmesine sebebiyet verildiğini, Bilirkişinin sonraki değerlendirmesinde:"Ancak, yapılan detaylı incelemede, tarafların karşılıklı görüşmeleri neticesinde, taşıma sırasında oluşan hasar nedeniyle eksik emtea teslim edilen ... nezdinde oluşan zararın, davadışı ... tarafından davaı Zahid'e yapılan 30.06.2017 tarihindeki 283.789,52 USD tutarındaki yeni satış bedelinden, meydana gelen hasar tutarı olan 58.506,27 USD kadarlık kısmının müşteri ... tarafından eksik ödenmesi ile giderildiği tespit edilmiştir." şeklinde bir kanaate vardığını; alıcı tarafından hasar bilinmesine ve emtia bedeli tam ve eksiksiz ödenmesine rağmen, davaya konu taşımanın gerçekleşmesinden yaklaşık 4 ay sonra başkaca bir ticari ilişkiye yönelik ödemeden mahsup edilen bedelin davaya konu taşıma ile ilişkilendirildiğini; hiçbir surette kabul anlamına gelmemek üzere, Davaya konu taşıma sırasında meydana geldiği iddia edilen zarar ile sonradan Sigortalıdan mahsup edilen bedel arasında ilişki olduğunun ispattan yoksun olduğunu, Her halükarda, sigortalının herhangi bir zararı doğmamışken sigortalıya yapılan işbu ödemenin sigorta tazminatı olarak kabulünün mümkün olmadığını; söz konusu ödemenin olsa olsa ex-gratia (hatır ödemesi) olarak kabul edilebileceğini; Sigortalının herhangi bir zararı olmadığından bu durumda Davacının da sigortalısına karşı ödeme sorumluluğunun bulunmadığını; buna rağmen, Davacı sigortalısına bir ödeme yaptıysa bunun lütuf ödemesi olarak kabulü gerektiğini, lütuf ödemesinin üçüncü kişilere rücu edilemeyeceğinin yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğunu,Konuya ilişkin olarak T.C. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 05.10.2004 Tarih 2004/224 Esas, 2004/9359 Karar sayılı ilamının şu şekilde olduğunu;“Sigortacı TTK. 1301. maddesinde belirtildiği üzere ancak sigortalısına sigorta bedelini ödedikten sonra halefiyet hakkını kazanabilir. Ancak sigortacının poliçe hükümlerine ters düşen bir ödeme yapması halinde ki bu ödemeye doktrinde ve uygulamada ex gratia ödeme denilmekte olup sigortacının halefiyet hakkını kazanması, dolayısıyla da zarar sorumlusuna rücu edebilmesi olanaklı değildir.” ... Şirketler Birliğinin resmi Internet sayfasında “ex gratia” ödeme hakkında yapılan açıklamanın “Sigorta şirketlerinin, kendi sigortaları ile içinde bulunduğu iyi ilişkilerini veya ticari itibarını koruma düşüncesi, lütuf ödemesinin nedenleri arasında gösterilebilir. Bu tür ödemelerin önemli bir sonucu, rücu imkanını ortadan kaldırmasıdır.” şeklinde olduğunu; açıklanan sebeplerle Bilirkişi raporunun bu yönden de hatalı olup hükme esas alınmaması gerektiğini, Emtia bedelinin tam ve eksiksiz olarak ... A.Ş.'ye ödendiğinden emtianın mülkiyetinin halihazırda alıcıya geçtiğini; bu kapsamda mülkiyeti sigortalıda bulunmayan emtianın zararına ilişkin sigortacının halefiyet kazandığından söz edilemeyeceğini, gerek dosya kapsamında mübrez belgeler, gerekse bilirkişi tarafından tespit edildiği üzere, emtianın varışını takiben 14/02/2017 ile 17/02/2017 tarihleri arasında sörvey gerçekleştirildiğini; diğer bir deyişle, taşıma sırasında emtiada meydana geldiği iddia edilen zararın sörvey akabinde tespit edildiğinin kabulü gerektiğini; buna rağmen, yukarıda da açıklandığını, emtia bedelinin 28/02/2017 tarihinde Alıcı tarafından tam ve eksiksiz olarak Sigortalıya ödendiğini, Ödemeyi takiben mülkiyetin emtia bedelini tam ve eksiksiz olarak Sigortalıya ödeyen alıcıya geçtiğini; dolayısıyla, mülkiyetin geçmesinden sonra Sigortalının kendine ait olmayan bir emtiaya gelen hasardan zarar gördüğü iddiasının kabul edilemeyeceğini; Sigortalının emtiayı teslim ettiğini ve emtia bedelini de tam ve eksiksiz olarak aldığından - kabul anlamına gelmemek üzere herhangi bir zarar doğduysa dahi - zararın Alıcı nezdinde doğmuş olacağını; hal böyleyken Davacının Sigortalıya yapmış olduğu ödemenin zarar tazminatı olarak kabul edilemeyeceği gibi, rücu edilmesinin de mümkün olmadığını, Gelinen noktada, her ne kadar bilirkişi raporunda işbu husus tespit edilmişse de, Mahkemenin söz konusu tespiti ve buna yönelik beyanlarını nazara almadan Sigortalının zarara uğradığı ve Davacının da halef olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar vermesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu; açıklanan sebeplerle söz konusu gerekçeli kararın kaldırılmasını talep ettiklerini, Sonraki satış bedelinden mahsup edilen bedele ilişkin herhangi bir belge / anlaşma sunulmadığından davacının talebinin ispattan yoksun olduğunu, Emtia bedeli Sigortalıya tam ve eksiksiz ödendikten sonra zarar bedelinin başka bir ticari ilişkiden mahsup edildiğinin hiçbir surette kabul edilemeyeceğini; sonraki satış bedelinden mahsup edilen bedelin davaya konu taşıma işinden kaynaklı zarara ilişkin olduğuna dair herhangi bir somut delilin bulunmadığını; davacı tarafça Sigortalının taşıma işine konu emtianın hasarlanmasından doğan zararının giderildiği iddia edilmişse de, bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere, halihazırda Sigortalının herhangi bir zararı doğmaksızın ödeme yapıldığının açıkça ortaya konduğunu, Bunun yanı sıra, dava dışı yük ilgilisi ile Sigortalı arasında davaya konu zarara ilişkin olarak zararın sonraki satış bedelinden mahsup edileceğine dair herhangi bir anlaşmanın da olmadığını; hal böyleyken, sonraki satış bedelinden mahsup edilen bedelin davaya konu emtianın satışına ilişkin olduğuna dair herhangi bir delil sunulmamasına rağmen ve Sigortalının davaya konu taşımaya ilişkin zarara katlandığı ispattan yoksunken Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, İleri sürerek; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına; yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; uluslararası deniz yolu taşması sırasında hasarlanan emtia için sigortalısına nakliyat emtia poliçesi kapsamında ödeme yapan davacının, hasar bedelinin donatan ve akdi taşıyıcıdan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı, davacı, davalı ...ve fer'i müdahil vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi, hasarın meydana gelmesinde ambalajın da etkisi olduğundan müvekkili sigortalısına müterafik kusur atfedilmesinin hatalı olduğu yönündedir. Davalı ... firması tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davanın TTK'nun 1188/1 fıkrasında öngörülen bir yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığı, aksi kabulde dahi davalının akdi taşıyıcı olmadığı, yine davacının sigortalısı tarafından alıcıya gönderilen emtianın fob satışa konu olduğu, teslimim gemiye yükleme ile tamamlandığı ve hasar ve yararın da alıcıya geçtiği gibi, dava dışı alıcı tarafından satış bedelinin tamamı ödendiğinden, emtiada meydana gelen hasar nedeniyle zarar talep etme hakkının, davacının sigortalısına değil, alıcıya ait olduğu, davacının olmayan alacağa halef olamayacağı, yine olmayan alacağı temlik alamayacağı yönündedir. Fer'i müdahil tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; bilirkişi raporunda 14/02/2017 ile 17/02/2017 tarihleri arasında sörvey gerçekleştirildiğinin ve dava dışı alıcı firma tarafından hasar bilinirken, sigortalı satıcı firmaya 28/02/2017 tarihinde satış bedelinin ödendiğinin tespit edildiği, sigortalının zararı olmadığı, zarar varsa bile alıcıya ait olduğu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla hasarın ambalaj hatasından kaynaklandığı yönündedir. Deniz taşımalarında tazminat istemlerinin tabi olduğu hak düşürücü süreyi düzenleyen 6102 Sayılı TTK'nun 1188/1 fıkrası uyarınca; eşyanın ziya ve hasarı ile geç tesliminden dolayı taşıyana karşı her türlü tazminat isteme hakkı bir yıl içinde yargı yoluna başvurulmadığı takdirde düşecektir. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca, hak düşürücü nitelikteki bu süre taşıyanın eşyayı veya bir kısmını teslim ettiği veya eşya hiç teslim edilmemişse, onun teslim edilmesinin gerektiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Somut olayda, davacının sigortalısına ait cam emtiasının alıcısı Ukrayna'da mukim ... firmasına, 14/02/2017 ila 17/02/2017 tarihleri arasında gerçekleştirilen sörveyin tamamlanması sonucu, 17/02/2017 tarihinde kısmi hasarlı olarak teslim edildiği, davacı ... şirketinin hasarın sigorta teminatı kapsamında olduğundan bahisle sigortalısına 15/05/2018 tarihinde 58.506,27-USD ödediği çekişme konusu değildir. Sigortalısının haklarına hem TTK'nun 1472 hem de TBK'nun 183 maddeleri uyarınca halef olduğu iddiası ile eldeki davayı ikame eden davacı bakımından bir yıllık hak düşürücü süre, TTK'nun 1188/2 fıkrası uyarınca 17/02/2017 tarihinden itibaren işlemeye başlayacak ve süre 17/02/2018 tarihi itibariyle dolacaktır. Davacı ise davasını 05/07/2018 tarihinde, bir yıllık hak düşürücü sürenin hitamından sonra açmıştır. Mahkemece davacının sigortalısına ödeme yaptığı 15/05/2018 tarihinden itibaren doksan günlük ek süre içerisinde dava açtığından bahisle, davanın hak düşürücü süre içerisinde ikame edildiği kabul edilmiş ise de, TTK'nun 1188/3 maddesi hükmünde, zarardan sorumlu tutulan kişinin rücu davası açma hakkı süresi düzenlenmiş olup, davacı sorumlu tutulan kişi değil, zarara uğrayan sigortalının halefi olduğundan, TTK'nun 1188/3 fıkrası somut olayda uygulanamayacaktır (bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2020/1505 esas, 2022/665 karar sayılı ve 26/01/2022 tarihli ilamı). Mahkemece davanın hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, esasa girilerek, davanın kısmen kabulü ve kabul edilen tutardan davalıların müteselsilen sorumlu tutulması yerinde olmamış, davalı Nls vekili tarafından hak düşürücü süreye yönelik ileri sürülen istinaf sebebi ile fer'i müdahil vekili tarafından davanın reddi gerektiğine yönelik istinaf sebebi yerinde bulunmuştur. Kaldı ki hak düşürücü süre def'i değil itiraz mahiyetinde olduğundan ve kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, taraflarca ileri sürülmese dahi kanun yolu aşaması dahil yargılamanın her aşamasında ve re'sen nazara alınır. Davanın hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğine dair dairemiz tespiti karşısında, davacının davanın kısmen kabul edilmesinin ve sigortalısına müterafik kusur atfedilmesinin hatalı olduğu yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı donatana izafeten acenteye karşı açılan davada, acenteye müvekkilini temsilen usulüne uygun şekilde tüm tebligatların yapıldığı, gerekçeli karar ve davacının istinaf dilekçesinin de tebliğ edildiği, acentenin geminin yalnızca yüklemesi için acentelik yapıldığını, uyuşmazlık konusu taşımanın acentelik kapsamında olmadığını beyan ederek, tebligat içeriklerini iade edip, kendisine tebligat yapılmamasını ve UYAP kaydının silinmesini talep ettiği, dosyaya cevap dilekçesi sunmadığı gibi donatan adına istinaf dilekçesi de sunmadığı, ancak mahkemece Tekirdağ Gümrük Müdürlüğü'ne yazılan yazı cevabı ekinde dava konusu taşımaya ilişkin sunulan denizyolu beyan formu ve genel bildirim formlarında, kendisine izafeten dava açılan ... İth. İhr. Ltd. Şti.'nin donatanın ve geminin acentesi olduğunun açıkça yazılı olduğu, denizyolu beyan formunda acente sıfatıyla kaşe ve imza bulunduğu, yine mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere, donatanın gemi kaptanı tarafından acenteye hasara ilişkin protesto mektubu çekilmiş olduğu, acentenin beyanı dışında yalnızca geminin yükleme işlerine aracılık edildiğine dair delil sunmadığı, mahkemece ... Şirketi'nin donatanın acentesi olduğunun kabul edilmesinde ve tebligatların donatanı temsilen acenteye yapılmasında isabetsizlik bulunmadığı, taraf teşkilinin sağlanmış olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan davacının da istinaf kanun yoluna başvurması karşısında, davalı donatana izafeten istinaf dilekçesi sunulmamış olması, ilk derece mahkemesince donatan aleyhine kurulan hükmün kesinleşmesi sonucunu doğurmayacağı gibi, bu durum davacı yönünden usuli kazanılmış hak da teşkil etmeyecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2022/2-1106 esas, 2023/1099 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; bir davada, taraf veya mahkeme usuli işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu bir hak olarak tanımlanabilecek, temelleri 04/02/1959 tarihli ve 1957/13 esas, 1959/5 karar sayılı, yine 09/05/1960 tarihli ve 1960/21 esas, 1960/9 karar sayılı İçtihatları Birleştirme Kararları ile atılan ve Yargıtay uygulamaları ile geliştirilen usuli kazanılmış hakkın istisnaları mevcuttur. Bu istisnalar mahkemenin görevi, bozma sonrası yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkması, geçmişe etkili bir kanunun yürürlüğe girmesi, Anayasa Mahkemesi tarafından yeni bir karar verilmesi, bozma kararının açıkça maddi hataya dayanması, usuli kazanılmış hakkın kesin hüküm ile çelişmesi ve son olarak kamu düzenine aykırılık halleridir. Somut olayda mahkemenin hak düşürücü süre dolduktan sonra açılan davada esasa girerek davalı donatan aleyhine hüküm kurması kamu düzenine aykırılık hali niteliğinde olduğundan, davalı donatanın kararı istinaf etmemesi davacı yönünden usuli kazanılmış hak teşkil etmez. Sonuç itibariyle; davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine, davalı ...ve fer'i müdahilin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 355, 353/1-b2 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak, davanın tüm davalılar yönünden hak düşürücü sürenin dolmuş olması nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine, 2-Davalı ...ve Fer'i müdahil ... Ltd.'nın istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/03/2021 tarih ve 2018/245 Esas - 2021/180 Karar sayılı kararının HMK'nın 355,353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; 3- Davanın tüm davalılar yönünden hak düşürücü sürenin dolmuş olması nedeniyle REDDİNE,
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 4-Dairemiz karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL harcın, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 4.710,15-TL harçtan mahsubu ile bakiye 4.282,55-TL harcın talep halinde davacıya iadesine, 5-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı tarafından sarf edildiği anlaşılan 180,00-TL posta giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 7-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre hesaplanan 43.371,54-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 8-Kullanılmayan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine,
İSTİNAF YÖNÜNDEN: 9-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 10-Davalı ve fer'i müdahil tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde iadesine, 11-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60.TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 12-Davalı ve fer'i müdahil tarafından istinaf aşamasında ayrı ayrı sarf edilen 162,10'şer-TL istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının davacıdan tahsili ile davalı ve fer'i müdahile ayrı ayrı verilmesine, 13-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 14-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 15/02/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:48:59