İstanbul BAM 13. HD 2021/1815 E. 2024/280 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2021/1815
2024/280
15 Şubat 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1815 Esas
KARAR NO: 2024/280 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2016/990 Esas - 2021/98 Karar
TARİHİ: 11/02/2021
DAVA: Alacak (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 15/02/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Müvekkilinin davalı bankanın Sarıgazi Şubesinden muhtelif zamanlarda kredi kullandığı, davalı banka ile aralarında Genel Kredi Sözleşmesi ve bu sözleşmelere istinaden gerçek kişi ticari işletmeler perakende küçük işletme kredisi kullandığı, müvekkiline sözleşme örneği verilmediği, matbu hazırlanan sözleşmelerde müdahale edilemediği, (4077/6 Md) davalı banka kullanılan kredilerden çeşitli tarihlerde, "Kredi Tahsis ve Değerlendirme Ücreti» Hesap işletim ücreti, Üye İşyeri Hizmet Bedeli" adı altında Kredi-Dosya Masrafı Kesintisi yaptığı, kredilerle ilgili taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık olmadığı, sorunun kredi kullanımları sırasında davalı bankanın tahsil ettiği masraf ve komisyonların haksız olduğu noktasında toplandığı, bilindiği üzere Sözleşme akdedilirken bir taraf aleyhine olacak maddelerin bağlayıcılığının bulunmaması olduğu, ((4077/6 md.) davalı bankadan kredi kullanımında dosya masrafı ve İpotek ücreti vs adı altında ücret tahsil edilebileceği sözleşmede yer alsa dahi bunların haksız şart olduğu Yargıtay Kararlarında da sabit olduğu, Y.13 HD. 2011/3576 E., 2011/10221 K Sayılı ilamı: kredi verilmesi için zorunlu olan masrafların tüketiciden istenilebileceği, ancak bu masrafların konusunda azman bilirkişi yada heyetince tespit edilecek miktara göre işlem yapmak gerekirken sözleşmede her türlü vergi, resim, harç, sigorta primi, operasyon masrafı ödemeyi kabul ve taahhüt eder hükmü gereği diğer ücret ve masraflar başlığı altında matbu belirlenen bir miktarın tüketiciden alınacağına dair hükmü haksız şart olduğunun kabulü gerekir, şeklindedir. Tüketiciye yansıtılacak herhangi bir masraf yapıldığının ispatlanamadığı, bu itibarla karşılıksız bir şekilde masraf alınmasının ticari ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğu, BK.20 ((YBK27 md.) maddesi gereğince batıl olduğu, BK. 2 md. Genel İşlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak tüketicinin aleyhine olan ve durumu ağırlaştıran her hangi bir hizmet karşığı olmaksızın masraf alınmasına ilişkin Sözleşme şanının geçersiz olduğu, belgelendirilmediği, bu yönden alınan komisyonların tüketiciye iadesi gerektiği, 4822 Sayılı Kanunla değişik 4077 sayılı Kanun 6. Maddesi "Eğer bir Sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle Standart sözleşmede yer alması nedeniyle Tüketici içeriğine etki edememişse o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmede içeriğine etki etmeden ve hatta bazı kısımları sonradan doldurulacak biçimde düzenlenmiş alınacak masraf ve harçların sonradan yazılmış sözleşmeye dayanılarak müvekklinden alınan ücretler haksız şart sayılacağından müvekkiline iade edilmesi gerektiğinden işbu davanın ikame edildiği, arz ve izah edilen hususlar ve mahkemece öngörülecek hususlara binaen, fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalması kaydıyla şimdilik müvekkilinin, davalı bankadan kullanılan krediyle müvekkilden alınan 2.488.43 TL Kredi-Dosya masraf ücretinin ödeme tarihlerinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline , yargılama gideri ve ücreti vekaletin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi talep edilmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Davacının ticari işletmesi ile ilgili olarak müvekkili banka arasında imzalanan Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi kapsamında kullnılan Ticari Krediler nedeniyle alınan masraflar ve bu masrailann 5411 Sayılı Yasa kapsamında Faaliyet Gösteren Bankalar, Finansal Kuruluş olarak tanınan imtiyaza binaen mevduat sahiplerinden mevduat adı altında topladıkları kaynakların yanısıra Merkez Bankası, Bankalar arası Para Piyasası, Banka Sistemi ve Uluslararası Bankalardan Sendikasyon Kredileri, Döviz depoları ve Menkul Kıymet İhracı gibi çok çeşitli kaynaklardan Faiz ödemek suretiyle sağladıkları fonları PLASE ETMEK suretiyle gelir elde eden Mali Ticari Kurumlar olduğu, bankalar Mevduat Kabulü, Krediler kullandırımı, akreditif açma uluslararası ödemeler, havaleler çok sayıda bankacılık hizmetlerinde faiz ve ücret ödeme , işletme giderleri gibi belirli kaynak maliyetlerine katlandığı, BDDK'nın Düzenlemeleri ve TCMB nın yasal düzenlemeleri gereğİdİsponİbİlite, mevduat Munzam Karşılığı, kur riski ve likidite gibi ek yükümlülüklere uymak zorunda kalındığı. Bu nedenle bankaların hem yasal yükümlülükleri yerine getirmeleri hemde bilanço ve gelir/gider hesaplan arasındaki dengelerin korunması v etaahhütlerini yerine getirlmesi için müşterilerin kullandıkları kredilerden ücret ve komisyon tahsil etmeleri keza her türlü bankacılık hizmeti karşılığında da Ücret ve komisyon tahsil etmeleri sundukları bankacılık hizmetlerinin ve tacir olmanın gereği olduğu, davacı tarafından talep ve dava konusu edilen masraflar taraflar arasında İmzalanan Sözleşmede Komisyon, Vergi ve Masrafları düzenlediği, bu doğrultuda Kredi Talebi esanasında karşılıklı olarak görüşülerek mutabık kalınan hususlar karşılıklı olarak yerine getirilmek suretiyle Sözleşme imzalanarak Kredi Kullandırıldığı, 5411 Sayılı Bankacılık Kanunun 144 Md. Uyarınca Bakanlar Kurulunun 22.11.2006 tarih 26354 Sayılı RG.yayımlaııan 16.10.2006tarih 2006/111S8 sayılı kararın " Diğer Menfaatler" başlıklı 4.maddesi " Bankaların Kredi işlemlerinden Sağlayacakları Faiz Dışındaki Diğer Menfaatlerin ve Tahsil olunacak Masrafların Nitelikleri ile azami miktar ya da Oranları ve Bunların Kısmen yada tamamen serbest Bırakılmasının TCMB tarafından Yayınlanacak Tebliğler ile düzenlenir/' Hükmü ile Tahsil olunacak masrafların nitelikleri ve azami miktar ve oranlarının Bankalarca serbestçe düzenlenmesi öngörülmüştür.Ayrıca, 6102 sayılı TTK "Ücret isteme hakkfmn düzenlendiği 20. Md. Ve 6098 Sayılı TBK Özel hukuk Kişilerin asıl olan serbestçe Sözleşme yapmaları , Özgür iradeleri ile sözleşme konusunun ve koşullan ile ilgili Mad. 1 ve Mad 26 düzenlenmesi uyarınca Haksız ve hukuka aykırı olan ve Yüksek Yargının ll.HD 28.04.2014 tarih ve 2014/1111 E. 2014/7887 Karar Sayılı ve 13.HD. birçok emsal kararında belirtildiği üzere Ticari Kredilere ilişkin Kredi Sözleşmesinde Masraf, komisyon alınabileceğine dair hüküm bulunması durumunda masraf veya komisyon adı altındaki bedellerin tahsilatının hukuka aykırı olmadığına ilişkin kararları uyarınca alınmasında isabetsizlik olmadığı. Tüketicilerin Korunması hakkındaki kanun kapsamındaki Kredilerde dahi BDDK 'tııtı 03.10.2014 tarih 29138 Sayılı RG yayınlanarak yürürlüğe giren "Finansal Tüketicilerden alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmelik Hükümlerine ve Özellikle bu yönetmeliğin 10 Maddesindeki düzenlemesi gereğince alınan değerlendirme ve tahsis ücretinin tahsilinin dahi yasal düzenlemeler uygunluğu karşısında haksız ve hukuka aykırı olarak açılan davanın reddinin talep edildiği, açıklanan nedenler çerçevesinde, haksız ve hukuka aykırı açılan davanın reddi ile masraf ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talep edilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 11/02/2021 tarih 2016/990 Esas - 2021/98 Karar sayılı kararında; " Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları, tüm dosya kapsamına göre;Dava, genel kredi ve teminat sözleşmeleri uyarınca davacıya kullandırılan krediler nedeniyle, davalı banka tarafından haksız olarak tahsil edildiği ileri sürülen kredi tahsis ve kullandırma ücretleri, hesap işletim ücreti, hesap ekstre ücreti ve üye işyeri hizmet bedeli komisyonunun davacıya iadesi istemine ilişkindir.Davacı ile davalı bankanın Dudullu Şubesi arasında, 30.04.2010 Tarih,100.000.00 TL Limitli, 01.09.2009 tarih ,215.000.00 TL Limitli ve 29.11.2012 tarih 500.000.00 TL Limitli, 05.02.2013 tarih 500.000 TL limitli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmeleri imzalanmış olup İmzalanan Genel Kredi ve Teminat Sözleşmeleri gereğince davacıya muhtelif tarihlerde vc tutarlarda nakdî krediler kullandırılmıştır.Davalı banka ile davacı arasında Genel Kredi ve Teminat Sözleşmeleri İmzalanmadan ve Kredi Kullandırımı yapılmadan önce "Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi Ön Bilgi Formu" Başlıklı Bilgilendirme Formu imzalanmış olup ilgili formda sözleşme altındaki kredilerin ticari kredi olduğu bu sebeple Tüketicinin Korunması Hakkındaki Mevzuat Hükümlerine tabi olmadığının yazılı olduğu görülmekle gerek genel kredi sözleşmelerinin taraflarının tacir olmaları gerek sözleşme öncesi bilgi formu içeriğinden, taraflar arasındaki kredilerin tüketici kredisi olmayıp ticari kredi olmasının yazılı olması sebebiyle somut uyuşmazlığa Tüketicinin Korunması Hakkındaki Mevzuat Hükümlerine uygulanamayacağı anlaşılmıştır. Mahkememizce üç ayrı bankadan 2012-2015 yılları arasında Genel Kredi Sözleşmelerinde uyguladıkları kredi tahsis ücretlerinin oranları celp edilmiş olup diğer bankaların benzer işlemlerdeki emsal uygulamaları gözetilerek, davalının tahsil ettiği tutarın uygun olup olmadığı hususunda alınan bilirkişi raporu mahkememizce gerekçeli ve denetlenebilir nitelikte kabul edilerek hükme esas alınmış olup bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere davalı banka tarafından, davacıdan tahsil edilen hesap işletim ücret, hesap ekstre ücreti ve üye işyeri hizmet bedeli komisyonlarının sektör ortalaması seviyelerinde olduğu için davalı tarafça tahsilatta haklı olunduğu fakat davalı banka tarafından davacı lehine tahsis ve kulandırdığı bir kısım kredilerden, kredi limiti esas alınarak, gerek ilan ettiği % 1.5, gerekse sektör ortalaması olan % 3'ün üzerinde kredi tahsis ve kullandırım ücreti tahsil ettiği, sektör ortalaması olan % 3'ün üzerinde olmak üzere fazladan tahsil ettiği kredi tahsis ve kullandırma ücretleri toplamının 6.551.94 tl olarak tespiti karşısında davalının bu miktar yönünden davacı taraftan yaptığı tahsilatta haksız olduğu mahkememizce kabul edilerek davanın ıslah edilen haliyle kabulüne karar verilerek davacı yanca bu miktarın kendisine verilmesi hususunda ihtarname dosyaya sunulmadığından dava açma tarihinde itibaren faize hükmedilmiş olup davacı vekilinin dava ve ıslah dilekçelerinde yasal faiz talep edildiğinden taleple bağlı kalınarak yasal faize hükmedilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, Davanın KABULÜNE,6.551,94 TL'nin 19/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, ilk derece mahkemesince 21/05/2017 tarihli ön inceleme celsesinde uyuşmazlığın, “Davacının ticari işletmesiyle ilgili olarak davalı bankayla davacı arasında imzalanan genel kredi ve teminat sözleşmesi kapsamında kullanılan ticari kredi nedeniyle alınan masrafların iadesine ilişkin olup uyuşmazlığın bankanın bu bedelleri almakla haklı olup olmadığı, davacıya iadesi gerekip gerekmediği noktasında toplandığı” belirtilmek suretiyle aynı celsenin 3.numaralı ara kararı uyarınca dosya kapsamında bilirkişi incelemesi yapılması için davacıya 533,00 TL. delil avansı yatırılması için ihtarlı iki haftalık kesin süre verildiğini; ancak 11.05.2017 tarihi itibariyle bilirkişi ücretinin yatırılmadığı ve 13/06/2017 tarihli celsenin 2 numaralı ara kararı uyarınca davacı vekiline bir kere daha 533.00 TL. delil avansı yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verildiğini ve bu süre içerisinde yatırılmaması halinde söz konusu delile dayanmaktan vazgeçeceği ihtar edilmiş olmasına karşın davacı vekilinin bilirkişi ücretini iki haftalık kesin süreden sonra 29/06/2017 tarihinde yatırdığını, 6100 sayılı HMK ‘nda öngörülen sürelerin önemli bir kısmının, taraflar için konulmuş süreler olduğunu; tarafların, bu süreler içinde belli işlemleri yapabileceklerini veya yapmaları gerektiğini; bu süre içinde yapılamayan işlemlerin, tekrar yapılamayacağını ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonucun doğru olduğunu; taraflar için konulmuş sürelerin; kanunda belirtilen süreler ve Hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrıldığını, kanunda belirtilen sürelerin; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu sürelerin kesin olduğunu; bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığının, mahkemece re’sen gözetildiğini, hakimin tespit ettiği sürelerin ise, kural olarak kesin olmadığını; hakimin kendi tayin etmiş olduğu süreyi, HMK’ nun 90/2. Maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabileceğini ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebileceğini ( HMk m.94/2, HMK m.159 ). ilke olarak, hakimin verdiği sürenin kesin olmayıp, kesinlik için şu iki koşuldan birinin varlığının zorunlu olduğunu, ilk koşulun, Hakim’in kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafından yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine verdiği ikinci sürenin kesin olması ve bu kesinliğin yasadan kaynaklanması olduğunu (HMK. 94/2 ); bu halde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğunun belirtilmediğini ve ihtar edilmemiş olsa dahi, sonucun değişmeyeceğini, ikinci halde ise; yasaya göre Hakim’in, tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna da karar verebilmesi olduğunu, (HMK m.94). ancak, böyle durumda kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerektiğini; kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğduğunu; bu ilkenin doğal sonucunun, yargısal kesin süreyle sadece tarafların değil, Hakim de bağlı olması, dolayısıyla hakimin bu tür bir ara kararından dönmesinin hukuken geçersiz bulunması olduğunu, kısaca; ister kanun, ister hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesinin olanaklı olmadığını, öte yandan 6100 sayılı HMK ‘nun 94. Maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olmasının taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekil açıklanması gerektiğini; ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiğinin her türlü duraksamadan uzak olduğunu, bu yasal düzenlemelerin tarafların; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hakim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edildiğini gösterdiğini; hakimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağının kalmayacağını; kesin sürenin tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereğinin hakim tarafından hemen yerine getirilmesi gerektiğini, yargılama konusu davalarında davacının 21/02/2017 tarihli celsenin 3.numaralı ara kararı uyarınca dosya kapsamında Bilirkişi incelemesi yapılması için 533,00-TL. delil avansı yatırılması için ihtarlı iki haftalık kesin süre verildiğini ancak 11/05/2017 tarihi itibariyle bilirkişi ücretinin yatırılmadığı ve 13/06/2017 tarihli celsenin 2 numaralı ara kararı uyarınca davacı vekiline bir kere daha 533.00-TL delil avansı yatırmak üzere 2 haftalık kesin süre verildiği ve bu süre içerisinde yatırılmaması halinde söz konusu delile dayanmaktan vazgeçeceğinin ihtar edilmiş olmasına karşın davacı vekilinin bilirkişi ücretini iki haftalık kesin süreden sonra 29/06/2017 tarihinde yatırdığını; bu nedenle öncelikle usul kurallarına aykırı olarak oluşturulan bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının uygun olmadığını; bu nedenle kararın hatalı olduğunu, Bununla birlikte; usul kurallarına aykırı olarak dosyaya sunulan bilirkişi raporunda tespit edilen ve açıklanan hususların hatalı olmakla raporun bu yönüyle de hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığını, davacının talep ve davasının 2012 yılı başlangıç tarihli hesap ekstresi uyarınca masraf talep etmesine karşın bilirkişi 2009 tarihli krediden itibaren talebi aşar şekilde hesaplama yapılmış olmakla bunun gerekçesinin açıklanmadığını, ülkemizde 50 civarında bulunan bankalardan sadece üç tanesinden alınan veriler doğrultusunda sektör ortalamasının %3 tespitinin hatalı olduğu emsal Banka uygulamalarının sadece yüzdesel en düşük ve en yüksek oranların matematiksel ortalamasının değerlendirmeye alındığı maktu olarak alındığı belirtilen tutarların hiçbir şekilde değerlendirilmediği bu nedenle bankaların uygulamalarına bağlı olarak maktu alınan ücretin yüksek komisyon oranının buna bağlı olarak düşük olduğu kimi bankaların ise bunun tam tersi maktu ücretin düşük komisyon oranının yüksek olduğu gerçeği karşısında bilirkişi tarafından tespit edilen oransal belirlemenin gerçeği yansıtmadığını, ayrıca bilirkişinin incelemeyi dosya üzerinden ve davacının hesap ekstresi üzerinden yapmakla bu yöntemin yanlış olduğu, kesintilere ilişkin dekontların görülmemesinin esasa ilişkin bir eksiklik olduğu gibi yasal olarak ilgili vergi dairesine ödenmesi mali zorunluluk olan BSMV nin hesaplamaya dahil edilmesi ve kredi bazında belirlenen masraf tutarlarının sadece Kredi Tahsis ve Değerlendirme ücretine ait olup olmadığı ve bu tutarın başkaca masrafları içerip içermediği tespit edilmediğinden hatalı olduğunun gözden kaçırıldığını, bunun yanında mahkemenin de dikkatini çektiği üzere raporun 6.sahifesinde belirtilen kredi limiti üzerinden %1,5 oranının sektör ortalaması olarak belirtilen %3 oranından düşük olduğu ifadesi nedeniyle oluşan çelişkiye ilişkin açıklamasının tatmin edici olmadığını,Davaya karşı verdikleri cevaplarında arz ve izah etmeye çalıştıkları üzere; 5411 Sayılı Yasa kapsamında faaliyet gösteren Bankaların, finansal kuruluş olarak tanınan imtiyaza binaen mevduat sahiplerinden mevduat adı altında topladıkları kaynakların yanı sıra Merkez Bankası, bankalar arası para piyasası, banka sistemi ve uluslararası bankalardan sendikasyon kredileri, döviz depoları ve menkul kıymet ihracı gibi çok çeşitli kaynaklardan faiz ödemek suretiyle sağladıkları fonları plase etmek suretiyle gelir elde eden mali ticari kurumlar olduğunu; bankaların; mevduat kabulü, kredi kullandırımı, akreditif açma uluslararası ödemeler, havale, vesaik tahsili, senet tahsili gibi çok sayıda bankacılık hizmetini icra ederken faiz ve ücret ödemesi ve diğer işletme giderleri gibi belirli kaynak maliyetine katlanmakta olduklarını; bunun yanı sıra Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ile Merkez Bankası’ nın yasal düzenlemeleri gereğince disponibilite, mevduat munzam karşılığı, kur riski ve likidite riski gibi çok sayıda rasyoya uygun bir bilanço tanzim yetkili otoritenin zorunlu kıldığı ek yükümlülüklere uymak zorunda olduklarını; Bankaların topladıkları fonların tamamını kullanma imkanına sahip olmadıklarını, bütün bu düzenlemelerin bankaların ek maliyet unsurları olduğunu; bu nedenle bankaların hem yasal yükümlülükleri yerine getirmeleri hem de bilanço ve gelir gider hesapları arasındaki dengelerin korunması ve taahhütlerin yerine getirilebilmesi için müşterilerin kullandırdıkları kredilerden faiz ve komisyon tahsil etmelerinin keza her türlü bankacılık hizmeti karşılığında da ücret ve komisyon tahsil etmeleri sundukları bankacılık hizmetinin ve tacir olmanın gereği olduğunu; bankaların kullandırmış oldukları kredilerden sadece faiz tahsil etmediklerini; bankaların faiz maliyeti direkt maliyeti ifade ederken bunun dışında kira, personel, enerji, yazılım, kırtasiye, araştırma ve geliştirme gibi çok sayıda endirekt maliyet ile karşı karşıya olduklarını; ödünç para verme işlerinde faiz dışında komisyon, ücret ve yaptıkları gider karşılıklarını aynen müşteriden tahsil etmekte olduklarını; Bankacılık Kanunu’nun 144. Maddesinin bu maksatla yürürlükte olduğunu; bu nedenle Kredi Sözleşmesi imzalayarak kredi kullanan tacirlerin Bankacılık hizmetlerinden yararlanırken faiz dışındaki ücret ve komisyonları bilerek maliyet hesabı yapmalarının tacir olmanın bir gereği olduğunu, Davacı tarafından talep ve dava konusu edilen masraflar taraflar arasında imzalanan Sözleşmede komisyon, vergi ve masrafları düzenlemekte olduğunu, bu doğrultuda kredi talebi esnasında karşılıklı olarak görüşülerek mutabık kalınan hususların karşılıklı olarak yerine getirilmek suretiyle sözleşme imzalanarak kredi kullandırıldığını; banka, sözleşme ile ekleri uyarınca açtığı ve açacağı her türlü krediler ile hesaplar ve aldığı teminatlar ile ilgili olarak mevzuatın Bankaya verdiği imkanlar dahilinde, bankanın belirlediği veya yetkili merciler tarafından saptanan oranları geçmemek üzere, faiz ve faiz dışında her nevi komisyon, kesinti, masraf, hesap işletim ücretlerini, fon ve Bankacılık Sigorta muameleleri vergisi(BSMV), Kaynak kullanımını destekleme fonu(KKDF) gibi yasal ve bankacılık düzenlemelerine veya teamüllerine göre tahakkuk ve tahsil edilebileceğini; kredi müşterisinin her türlü faiz ve ücret, masraf, vergi ve sair giderleri ve bunların gider vergilerini Bankaya derhal ödemekle yükümlü olduğunu; mevzuata uygun hesaplanacak her türlü faiz, komisyon, masraflar ile mali yükümlülüklerin peşin olarak nakden veya hesaba müşteri tarafından ödenecektir düzenlemesini içerdiğini,5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 144. Maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun 22.11.2006 tarih ve 26354 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 16.10.2006 tarih 2006/11188 sayılı kararının “diğer menfaatler” başlıklı 4.maddesinin “bankaların kredi işlemlerinden sağlayacakları faiz dışındaki diğer menfaatlerin ve tahsil olunacak masrafların nitelikleri ile azami miktar ya da oranları ve bunların kısmen ya da tamamen serbest bırakılmasının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yayınlanacak tebliğler ile düzenlenir” hükmü ile tahsil olunacak masrafların nitelikleri ile azami miktar ya da oranları ve bunların kısmen yada tamamen serbest bırakılmasının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yayımlanacak tebliğler ile düzenlenmesi öngörüldüğünü; anılan maddede Bakanlar Kurulunun bankaların faiz dışında tahsil edecekleri masraf, ücret ve komisyonları tespit etmeye, bunları serbest bırakmaya veya bu yetkilerini Merkez Bankasına devir etmeye yetkili kılınmış iken Bakanlar Kurulu da aldığı kararla bankalarca alınacak ve verilecek faizleri ile ücretleri belirleme yetkisini Merkez Bankasına devrettiğini; bankalarca, reeskont kaynaklı krediler dışındaki kredilere uygulanacak faiz oranları ile faiz dışında sağlanacak diğer menfaatlerin ve tahsil olunacak masrafların nitelikleri ve sınırlarının serbestçe belirlenir hükmü ve Bankalarca serbestçe belirlenen mevduat ve kredi işlemlerinde uygulanacak azami faiz oranları ile katılma hesaplarında uygulanacak kar ve zarara katılma azami oranları uygulamaya konulmadan önce Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası İdare Merkezince tespit edilecek esaslar çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasına bildirileceği düzenlemesine uygun olarak müvekkili tarafından tespit edilen masraf ve komisyon listelerini Merkez Bankasına bildirmiş olmakla gerek internet sitesinden ve gerekse şubelerinde asmak suretiyle müşterilerine gerekli bildirimler yapıldığını; bu doğrultuda kullanılan krediler ile ilgili olarak her iki tarafında tacir olduğu ve ticari faaliyetlerini tedbirli ve basiretli iş adamı gibi hareket etmek ve kendilerinden beklenen özeni göstermek yükümlülüğü altında olmakla davanın Hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, Tüm bu açıklamalar ile birlikte 6102 Sayılı TTK. nun “ücret isteme hakkı” nın düzenlendiği 20. maddesi ve 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun özel hukuk kişilerinin asıl olan serbestçe sözleşme yapmaları, özgür iradeleri ile sözleşmenin konusunu ve koşulları ile ilgili 1 ve 26 maddeleri düzenlemesi uyarınca haksız ve hukuka aykırı olan ve Yüksek Yargının 11. Hukuk Dairesinin “28.04.2014 tarih ve 2014/1111 Esas 2014/7887 Karar sayılı” ve 13.Hukuk Dairesinin birçok emsal kararında belirttiği üzere ticari kredilere ilişkin kredi sözleşmesinde masraf, komisyon alınabileceğine dair hüküm bulunması durumunda masraf yahut komisyon adı altındaki bedellerin tahsilinin hukuka aykırı olmadığına ilişkin kararı uyarınca ve hatta daha da ileri gidildiğinde Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamındaki kredilerde dahi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun 03.10.2014 tarih ve 29138 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Finansal Tüketicilerden Alınacak Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine ve özellikle bu Yönetmeliğin 10. Maddesindeki düzenleme gereğince alınan değerlendirme ve tahsis ücretinin tahsilinin dahi Yasal düzenlemelere uygunluğu karşısında karar konu hakkındaki yasal düzenlemelere ve usul kurallarına aykırı olarak oluşturulduğunu,İleri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucu kaldırılmasına, masraf ve ücreti vekaletin haksız ve yasal düzenlemelere aykırı olarak davayı açan davacı tarafa yüklenmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davalı Banka tarafından davacıya kullandırılan krediler nedeniyle masraf ve komisyon adı altında tahsil edilen ücretin iadesi istemine ilişkin olup, mahkemece, davanın ıslah edilen tutar üzerinden kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı yan; davalı banka ile arasındaki genel kredi sözleşmelerine istinaden bankadan muhtelif tarihlerde ve değişik tutarlarda kredi kullanıldığını, bu kredilerden kredi tahsis ve değerlendirme ücreti, hesap işletim ücreti, üye işyeri hizmet bedeli, kredi-dosya masrafı adları altında hukuka aykırı şekilde kesintiler yapıldığını, yapılan kesintilerin dayanağı sözleşme hükümlerinin haksız şart mahiyetinde olduklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.488,43-TL'nin tahsilini talep etmiş, 27/09/2018 harçlandırma tarihli ıslah dilekçesi ile netice-i talebini 6.551,94-TL'ye çıkartmıştır. Davalı yan; taraflar arasındaki genel kredi sözleşmelerine istinaden davacıya krediler kullandırıldığını, alınan kredi tahsis ücretlerinin sözleşmelere, TTK'nun 20, 5411 Sayılı Kanunun 144 maddesine, 10/06/2006 tarih, ... sayılı Bakanlar Kurulu Kararına ve TCMB tarafından çıkartılan 2006/1 sayılı tebliğe uygun olduğunu, davacının tacir olduğunu ve tüketici mevzuatından faydalanamayacağını savunmuş ve davanın reddini talep etmiştir. Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, bilirkişi ücretinin davacıya verilen kesin sürenin hitamından sonra yatırılması nedeniyle, bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağı, davacının 2012 yılı başlangıç tarihli hesap ekstresi uyarınca masraf talep etmesine karşın bilirkişinin 2009 tarihli krediden itibaren hesaplama yaptığı ve talebin aşıldığı, ülkede elli civarında banka bulunmasına rağmen, yalnızca üç bankadan alınan verilere göre belirlenen %3 oranının hatalı olduğu, ayrıca emsal bankaların maktu olarak aldıklarını belirttikleri tutarların değerlendirilmediği, bilirkişinin incelemeyi dosya üzerinden ve davacının hesap ekstresi üzerinden yaptığı, kesintilere ilişkin dekontların incelenmediği, kök ve ek rapor arasındaki mahkemece de tespit edilen çelişkinin giderilmediği, yapılan kesintilerin sözleşmelere ve mevzuata uygun olduğu yönündedir. İlk derece mahkemesinin ön inceleme celsesinin üç nolu ara kararı ile, emsal banka uygulamalarının celbi için müzekkere yazılmasına, akabinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına, bilirkişi ücretinin iki haftalık kesin süre içerisinde davacı vekilince yatırılmasına, aksi halde davacının bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağına karar verildiği, 13/06/2017 tarihli celsede ise, henüz bankalara yazılan müzekkerelerin tamamına cevap verilmediği tutanağa geçirildikten sonra, isabetli olarak davacı yana verilen kesin sürenin ne zaman işlemeye başlayacağının önceki ara kararda net olmadığının kayıt altına alındığı, davalı vekilinin bu kayda itiraz etmeyerek eksikliklerin giderilmesini talep ettiği, nitekim henüz müzekkere cevapları gelmediğinden dosyanın bilirkişi incelemesine hazır halde bulunmadığının da açık olduğu, aynı celsenin bir nolu ara kararı ile yeniden bankalara müzekkere yazılmasına, iki nolu ara kararı ile bilirkişi ücretinin yatırılması için davacı vekiline iki haftalık kesin süre verilmesine, aksi halde davacının bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağına, üç nolu ara karar ile müzekkere cevapları döndükten sonra dosyanın bilirkişiye tevdiine karar verildiği, 14/06/2017 tarihi itibariyle işlemeye başlayan iki haftalık kesin sürenin 28/06/2017 tarihinde dolduğu, davacının 29/06/2017 tarihinde ücreti yatırdığı açık olmakla birlikte, müzekkere cevaplarının tamamlanmasının ve dosyanın bilirkişiye tevdii edilmesinin 20/12/2017 tarihini bulduğu anlaşılmış olup, delil avansının bir gün geç yatırılmasının bilirkişi incelemesinin ertelenmesine yahut celse ertelenmesine sebep olmamış olması, uyuşmazlığın çözümünün teknik uzmanlığı gerektirmesi nedeniyle, bilirkişi deliline HMK'nun 266 maddesi uyarınca taraflar talep etmese dahi mahkemenin re'sen başvurabilecek olması, davalının da cevap dilekçesinde bu delile dayanmış olması, davacı tarafından delil avansı yatırılmasa dahi, mahkemenin avansın yatırılmasını HMK'nun 324/1,2 fıkraları gereği davalı yandan da talep edebilecek olması karşısında, davalı yanın delil avansının geç yatırılması nedeniyle, davacının bilirkişi deliline dayanamayacağı yönündeki istinaf sebebi yerinde bulunmamıştır. Dava dilekçesinde, davacının yalnızca belirli tarihler arasında kullandırılan krediler nedeniyle yapılan kesintileri talep ettiğine dair açık beyanının bulunmadığı, dilekçenin üçüncü paragrafında, davalı bankanın davacıya kullandırdığı kredilerden çeşitli adlar altında haksız kesintiler yaptığının, kredi sözleşmelerinin davacıya verilmediğinin beyan edildiği, paragraf sonunda parantez içerisinde (Ek-1 01/01/2012 başlangıç tarihli- 13/07/2015 bitiş tarihli hesap ekstresi) ifadesinin yer aldığı, deliller kısmında ise yine bu ekstreye, bilirkişi incelemesi ve sair delillere dayanıldığı, dilekçenin sonu ve istem kısmında ise fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.488,43-TL'nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsilinin talep edildiği, buna göre anılan hesap ekstresinin yalnızca davacı delillerinden biri olduğu, yoksa talebin bu tarih aralığı ile sınırlandırıldığına dair açık beyan bulunmadığı anlaşılmış olup, davalı yanın bilirkişi tarafından talep aşılarak 2009 yılından itibaren kullandırılan krediler kapsamında hesaplama yapıldığına ve bu hesabın hükme esas alındığına yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. 6102 sayılı TTK'nın 20. maddesi uyarınca, tacir olan veya olmayan bir kişiye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir uygun bir ücret isteyebilir. Tacir olan bankalar da temel iştigal konuları olan kredi işlemleri dolayısıyla şartların mevcut olması halinde ücret isteyebilirler. 09/12/2006 tarihli Resmi Gazete’de Merkez Bankası tarafından yayınlanan ve 2014/6 sayılı Tebliğ ile güncellenen 2006/1 sayılı Tebliğin 4. maddesinde reeskont kaynaklı krediler dışındaki kredilere uygulanacak faiz oranları ile faiz dışında sağlanacak diğer menfaatlerin ve tahsil olunacak masrafların nitelikleri ve sınırlarının serbestçe belirleneceği kabul edilmiştir. Yine aynı Tebliğin 6/2. maddesine göre bankalar, TCMB'ye bildirdikleri azami oranları aşmamak kaydıyla, mevduat ve kredi işlemlerinde uygulayacakları faiz oranlarını ve katılma hesaplarında uygulayacakları kâr ve zarara katılma oranlarını vadelerine göre tüm şubelerinde halkın görebileceği şekilde ilan eder ve bu oranları internet sitelerinde yayımlar. Bu durumda, ticari kredilerde bankalar tarafından alınacak olan kredi tahsis ve erken kapama komisyonlarının hukukilik denetimi yapılırken öncelikle, kredi sözleşmesiyle belirlenen bir oran olup olmadığı araştırılmalı, olması halinde bu oran üzerinden komisyon tahsil edilebileceği kabul edilmeli, sözleşmeyle bir oran belirlenmediğinin tespiti halinde ise, bankanın komisyona ilişkin olarak belirlediği ve ilan ettiği oranlar bulunup bulunmadığı tespit edilmeli, varsa yine bu oran üzerinden komisyon tahsil edilebileceği kabul edilmeli, ilan edilen bir oran bulunmaması halinde ise tahsil edilen komisyonların emsal banka uygulamalarına uygun olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Banka, kredi kullanımı sırasında sarf ettiği makul ve belgeli masrafları kredi kullanandan tahsil edebilir. (Bkz. Yargıtay 11. HD; 11/10/2018 Tarih, 2016/12666 E-2018/6233K.,Yargıtay 11. HD; 25/09/2018 Tarih, 2017/276 E-2018/5662 Karar sayılı ilamları) İlk derece mahkemesi tarafından; dayanak genel kredi sözleşmeleri, bu sözleşmeye istinaden kullandırılan kredilere ilişkin bir kısım ödeme planları, tüm dekontlar, davacının davalı banka nezdinde kredi hesap özetleri celbedilmiş, emsal banka uygulamalarının tespiti bakımından dört özel banka ve bir kamu bankasına yazılan yazı cevapları dosya arasına alınarak, kök ve ek bilirkişi raporları alınmış, bilirkişi heyeti ek raporunda davacıya kullandırılan krediler nedeniyle yapılan ve emsal banka uygulamalarına göre %3 oranını aşan kesinti tutarlarının toplam 6.551,94-TL olduğu belirtilmiştir. Mahkemenin emsal banka uygulamalarının tespiti bakımından yazdığı yazılara ... Bankası dışında üç özel banka(..., ... Bankası, ... Bank) ve bir kamu bankası(Vakıfbank) tarafından cevap verilmiş, bilirkişi tarafından davalı bankanın, davacıya kullandırdığı kredilerin tarihleri itibariyle TCMB'ye bildirdiği komisyon ücreti oranının %1,5 olduğu, emsal bankaların yıllara sari uygulamalarına göre davacıya kullandırılan türden krediler bakımından komisyon ücreti oranı ortalamasının %3 olduğu tespit edilmiş, davacıya kullandırılan tüm krediler, davalı itirazının aksine dosyaya mübrez dekontlar da incelenerek tablo halinde gösterildikten sonra, yalnızca bankanın %3 oranını, diğer ifade ile emsal banka uygulamalarını aşan komisyon kesintileri toplamının 6.551,94-TL olduğu belirtilmiş, davalı bankanın TCMB'ye bildirdiği oranı aşan kesintiler dahi hesaba dahil edilmemiş olup, ek raporda da bu husus tekrar edilmiştir. Taraflar arasındaki genel kredi sözleşmelerinde, davacıya kullandırılacak kredilerden ne oranda ve tutarda komisyon, masraf veya ücret alınacağının somut şekilde kararlaştırılmamış olması, davalı bankanın TCMB'ye bildirdiği ve ilan ettiği orandan daha yüksek oranda komisyon ücreti tahsil etmiş olması, bir kısım kredileri ise emsal banka uygulamalarını da aşan kesintilerle kullandırmış olması karşısında, mahkemece teknik açıdan yeterli, mahkeme ve kanun yolu denetimine açık bilirkişi raporunun hükme esas alınmasında ve davanı ıslah edilen tutar üzerinden kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davalı yanın bilirkişi raporuna yönelik yukarıda sıralanan istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde, usule, yasaya ve kamu düzenine aykırılık tespit edilmediğinden, davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 447,56-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 115,00-TL harcın mahsubu ile bakiye 332,56- TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 15/02/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:48:59