SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 13. HD 2021/1792 E. 2024/276 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2021/1792

Karar No

2024/276

Karar Tarihi

15 Şubat 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/1792 Esas

KARAR NO: 2024/276 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI: 2021/337 Esas - 2021/656 Karar

TARİHİ: 01/07/2021

DAVA: Tapu İptali Ve Tescil

KARAR TARİHİ: 15/02/2024

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında müvekkilinin tüm yükümlülüklerini süresinde ve eksiksiz bir şekilde yerine getirmiş olmasına rağmen davalıların haksız ve kötüniyetli bir şekilde tapu devri yapmaktan kaçındığını, Bakırköy ... Noterliğinin 08.05.2018 tarih ve ... yevmiye nolu Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi ile davaya konu villa nitelikli 266 nolu bağımsız bölümün müvekkili tarafından 2.750.000 TL bedelle satın alındığını, konutun teslim tarihinin Aralık 2018 tarihi olduğunu, konu olan gayrimenkulün müvekkiline 15.09.2018 tarihinde teslim edilmiş olmasına ve İskan harç ve masraflarının ödenmesine rağmen müvekkiline tapu devrinin halen yapılmadığını, arsa malikleri ile yapılan sözleşmeye göre ve 3. kişilerle sözleşme yapma yetkisine yüklenicilerin sattığı konutun teslim edilmemesinden dolayı arsa maliklerinin müşterilere karşı müteselsilen sorumlu olduklarını, Yargıtay’ın gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesini adi ortaklık akdi olarak nitelendirmiş ve bu tip sözleşmelere göre arsa malikini o projeden taşınmaz satın alan taraflara karşı sorumlu kıldığını, müvekkilinin dava konusu taşınmazı Konut Olarak Kullanmak Amacıyla Satın Almış ve dekorasyon işlerini yaptırmakta olduğunu belirtmişler ve de sonuç ve istem olarak da açıklanan sebepler ile; dava konusu taşınmazın tapuda müvekkili adına kayıt ve tesciline, bunun mümkün olmaması halinde konu olan taşınmaz için müvekkili tarafından ödenen bedellerin Denkleştirici Adalet İlkesi gereğince güncellenmiş değerinin hesaplanarak dava tarihinden başlamak üzere faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir. ... Yapı cevap dilekçesinde özetle, Müvekkili şirketin diğer davalı şirket ile yapmış olduğu sözleşme çerçevesinde davacıya dava konusu villanın satılmış ve davacıya yer tesliminin de yapılmış olduğunu, ancak diğer davalı şirketin yarattığı haksız ve mesnetsiz muaraza nedeni ile tapu devrinin yapılamamış olduğunu, müvekkili şirketin ve diğer davalının projenin lansmanını yani tanıtımını proje ortaklığı olarak birlikte yaptıklarını, diğer davalının yarattığı haksız ve mesnetsiz muarazanın giderilmesi için müvekkili şirket tarafından diğer davalı şirket aleyhine dava açıldığını, dava konusu villanın tapusunun diğer davalı şirket üzerinde olup esasında davacıya devri gerektiğini, davalı taraflar arasındaki sözleşmenin karma nitelikte olmakla birlikte adi ortaklık unsuru öne çıkan bir sözleşme olduğunu, bu sebeple tarafların hak ve yükümlülüklerinin adi ortaklık hükümleri çerçevesinde belirlenmesi gerektiğini belirtmişler ve de sonuç ve istem olarak da davacı taleplerinin müvekkili şirket yönünden reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. ... A.Ş. cevap dilekçesinde özetle:Müvekkili şirket ile diğer davalı şirket arasında bir adi ortaklığın kesinlikle söz konusu olmadığını ve bu sebeple müvekkilinin diğer davalının müşterileri ile yaptığı sözleşmeden dolayı sorumlu tutulamayacağının açık olduğunu, mevcut uyuşmazlıkta müvekkili tarafından herhangi bir mal veya emek koyma amacının asla söz konusu olmadığını, davalılar arasında asla bir kar ve zarar paylaşma ilişkisi oluşmadığını, diğer davalının söz konusu villaları satın almayı riski tamamen kendi üzerinde olmak üzere taahhüt ettiğini, şirketler arasında adi ortaklık ilişkisi bulunmadığının diğer bir kanıtının da adi ortaklığın zorunlu unsuru olan müşterek amaca ulaşmak için çaba harcama unsurunun bulunmaması olduğunu, müvekkilinin hiçbir zaman diğer davalıya müşterileri nezdinde müvekkilini temsil etme yetkisi vermemiş olup, diğer davalının da mevcut olmayan bir ortaklığı temsil ettiğinden bahsedemeyeceğini, üçüncü kişilerle yapılan sözleşmelerin diğer davalı ile kendi adına yapıldığını, müvekkilinin hiçbir ortak sıfatı bulunmadığını, bu sebeple davacının korunacak hiçbir haklı menfaati bulunmadığını, davacı taleplerinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacı taleplerinin kendi içinde hukuken çelişkili olduğunu, bu taleplerin bir arada ileri sürülmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin davalı sıfatı bulunmadığını, müvekkili ile diğer davalı arasında bir adi ortaklık ilişkisi bulunmadığını, ortada diğer davalının yapacağı satışlara bağlı bir kar zarar paylaşımı bulunmadığını belirtmişler ve de sonuç ve istek olarak da açıklanan sebepler ile maddi ve hukuki dayanaktan yoksun davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 01/07/2021 tarih 2021/337 Esas - 2021/656 Karar sayılı kararında; "Dava, davacı ile davalı ... arasında yapılan 08.05.2018 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanan tapu iptal tescil mümkün olmadığı taktirde ise ödenen bedelin denkleştirici adalet ilkesi doğrultusunda iadesi istemine ilişkindir.Mahkememizce, taşınmaza ait tapu kaydı, mimari proje, satış vaadi sözleşmesi, noter evrakları ve delil niteliğindeki tüm bilgi ve belgeler dosya içerisine alınmıştır.Mahkememizce, mahallinde keşif yapılmak suretiyle bilirkişi heyetinden raporu alınmış ve alınan raporda; taşınmaz inşaatının % 100 oranında tamamlandığı ve davacıya teslim edildiği, taşınmazın tescile uygun olduğu, kat irtifakının kurulduğu, taşınmazın dava tarihindeki değerinin 3.177.884,88 TL olduğu, davacının dava konusu 266 numaralı bağımsız bölüme ilişkin mali yükümlülüklerini eksiksiz ve gereği gibi yerine getirdiği bildirilmiştir. Eser sözleşmelerinin bir türü olan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, taraflara karşılıklı hak ve borçlar yüklemekte; yüklenici, finansman sağlayarak arsa malikinin taşınmazı üzerine bina yapma işini üstlenmekte, arsa maliki ise inşa edilecek binadaki bir kısım bağımsız bölümlerin mülkiyetini yükleniciye devretmeyi vaat etmektedir.Arsa maliki ile yüklenici arasında düzenlenen inşat sözleşmesi gereğince yükleniciden bağımsız bölüm temlik alınmasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davaları ile ilgili olarak kanunlarımızda bir düzenleme mevcut olmadığından bu konulardaki uyuşmazlıkların çözümünde uygulanan 30.09.1988 tarihli ve 1987/2 1988/2 sayılı Yargıtay İBBGK Kararı ile “tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak yasanın öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davasının kural olarak kabul edilemeyeceği, bununla beraber Kat Mülkiyeti Kanununa tabi olmak üzere yapımına başlanılan taşınmazdan bağımsız bölüm satımına ilişkin geçerli bir sözleşme olmadan tarafların bağımsız bölüm satımında anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi ve satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onu malik gibi kullanmasına rağmen satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması hallerinde; olayın özelliğine göre Medeni Kanunun 2. maddesi gözetilerek açılan tescil davasını kabul edilebileceği” benimsenmiştir. Yukarıda içeriği açıklanan İBK kararı doğrultusunda davacının davalı yüklenici ... Şirketinden taşınmaz aldığı, bedeli ödediği, yeri teslim aldığı ve ferağ icbar koşullarının bulunduğu dosyadaki deliller ile sabittir. Böyle bir durumda sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürülmesi TMK 2.maddeye aykırı olup dinlenemez. Davalılar arasındaki hukuki durumun belirlenmesine gelince; davalılar arasında 19/06/2014 tarihli sözleşme düzenlenip 23/10/2015 tarihinde Kadıköy ... Noterliğinde yapılan ek sözleşme ile toplam satış bedelinin ve ödenen kısımların belirtilmesi ile geri kalının ne şekilde tahsil edileceğinin hüküm altına alındığı, 19/07/2017 tarihinde yeni bir revize sözleşme yapıldığı, bu sözleşmeye göre "almayı vaadedenin satılacak her bir villa için bağımsız bölüm ve asgari hasılat payı listesinde belirtilen hasılat payını satmayı vaadedene sözleşmede belirtilen şekilde ödemekle mükellef olduğu almayı vaadedenin satıştan elde edilen hasılatı %40'ının ekli bağımsız bölüm ve asgari hasılat payı listesinde yer verilen asgari hasılat paylarının üzerinde bir bedele tekabül etmesi halinde almayı vaadedenin elde ettiği net hasılatın %40'ını satmayı vaadedene ödemeyi taahhüt ettiği..." şeklinde düzenleme ile dava konusu taşınmazda henüz inşaatına başlanmamış arsanın hisse devrinin bedel karşılığı kararlaştırıldığı, sözleşmenin revize hali ile , 19/07/2017 tarihli ek sözleşmede hasılat paylaşımının öngörüldüğü, asgari hasılat payının ne şekilde paylaşılacağının da kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Bu aşamada arsa sahibi ... A.Ş. İle yüklenici ... A.Ş. arasında Kadıköy ... Noterliğinin 19/06/2014 tarih ve ... yevmiye numaralı ''düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin'' hukuki niteliği üzerinde durmakta fayda vardır. Sözleşmenin konusu madde 1 de, ''... Satmayı vadeden yukarıda belirtilen 187 adet villayı kat irtifakı ile bağlanmış ancak henüz inşaata başlanmamış olan toplam 441.454/1068.807 hissenin tamamı toplam KDV hariç 48.780.000 ABD $ bedelle ve iş bu sözleşmede yazılı koşullarla almayı vadedene satmayı vaad kabul ve taahhüt etmiştir. Almayı vadedende yukarıda yazılı 187 adet villaya kat irtifakı ile bağlanmış ancak henüz inşaata başlamamış toplam 441.654/1.068.807 hissenin tamamını iş bu sözleşmede yazılı koşullarla 48.780.000 ABD $ + KDV bedel mukabilinde satın almayı vaad, kabul ve taahhüt etmiştir. İfadesinin yer aldığı satış işleminin oluşturduğu sözleşme kapsamında ... A.Ş, ... A.Ş.'ye sözleşmede ön görülen satış bedelini ödeyerek mülkiyetini devralacağı kat irtifaklı villaları, tamamen kendi nam ve hesabına olmak üzere Toskana Vadisi proje kapsamında 3. Kişilere satış vaadi sözleşmesiyle satacağının hüküm altına alındığını inşaatın yapımı ili ilgili olarak, ''... A.Ş.'' hiç bir sıfatı sorumluluğu ve ilgisi bulunmadığı açıklanmıştır. Alıcının ( müşterinin ) satın alınan konut ile ilgili olarak inşa, teslim, ifa, eksik ve ayıplı işlerden dolayı sorumluluk ve sair hukuki, cezai ve mali sorumluluklar münhasıran satıcı ... A.Ş'ye aittir hükmü de yer almaktadır. Sözleşme içeriğinde 187 adet villanın ... A.Ş. tarafından yapılacağı bedelin ödenmesi halinde villaların davalı ... A.Ş. Tarafından ... A.Ş'ye devredileceği nitekim 104 adet villanın satış bedeli ödendiği villa tapuların ... A.Ş'ye ödendiği geri kalan 83 villanın satış bedelinin ödenmemesi nedeniyle davalı ... A.Ş. tarafından sözleşme 25/02/2019 tarih ve 06773 yevmiye numarası ile satış vaadi sözleşmesi ve ek sözleşmenin fesih yoluna gidilmiştir. Davalılar ... A.Ş. ve ... A.Ş. arasında Kadıköy .... Noterliğinin 19/06/2014 ve ... yevmiye numaranın satış vaadi sözleşmesi ile sözleşmede değişiklikler yapılmıştır.. Ana sözleşmede kullanılan başlık ''Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi'' başlığıdır. Ancak, bir sözleşmenin hukuki niteliği belirlenirken sadece başlığa değil, tarafların o sözleşmeyle ulaşmak istedikleri amaca ve iradelerine bakmak gerekir. TBK 19. madde hükmü uyarınca sözleşmenin yorumlanması ve tipinin belirlenmesinde yalnızca kullanılan sözcüklerin değil ulaşmak istedikleri amaç ve ortaya koymak istedikleri iradelerinin esas alınması gerektiği düzenlenmiştir. Taraflar sözleşmeyi ne şekilde adlandırmış olursa olsun somut durumda hakimin sözleşmenin gerçek tipinin re'sen araştırarak karar vermesi gerekmektedir. Bu noktada sözleşmenin içeriği önemli bir yol göstericidir. Sözleşmenin içeriği belirlenirken de öncelikle sözleşmenin konusuna bakılması gerekmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmenin içeriğine bakılacak olursa sözleşmede yer alan ve tarafların gerçek iradesini ortaya koyan aşağıdaki hükümler sözleşmenin gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi olduğunu ortaya koymaktadır. Sözleşmenin 2.2. maddesinin 2. Paragrafında, '' müşterilerden yapılacak tahsilatlardan satmayı vadedene virman edilecek hasılat payı toplamından'' bahsedildiği 3.1.2. maddesinde tapu devri için ''.. İnşaatların eksiksiz ve ayıptan ari biçimde tamamlanmış olması'' şartı öngörüldüğü 13.6.1. maddesinde '' ... Anahtar teslimi olarak tamamlamayı kabul ve taahhüt ettiği'' sözleşmenin 4.4. maddesi hükmünde, '' pazarlama dokümanlarında, ''.... A.Ş. ve ... A.Ş. logoların birlikte yer alacağı; ... A.Ş. tarafından hazırlanacak tahsilatların ... A.Ş.'in yorumları ve onayı sonrası yayınlanacağı'' düzenlenmiş ve sözleşmenin ''özel hüküm '' kenara başlıklı 6. Maddesinde ''... Elde edilecek net hasılatın %40'ının sözleşmede zikredilen meblağ aşması halinde aşan kısmın tamamının da satmayı vadedene, yanı arsa sahibine ödeneceği karalaştırılmış''; hükmün 2. Paragrafında ise taraflar arasında paylaşılacak '' net hasılatın'' müşterilerden tahsil edilen satış bedellerinin tamamı olduğu hükme bağlamış bulunmaktadır. Bu nedenle arsa sahibi ... A.Ş. ile yüklenici ... A.Ş. arasındaki sözleşmenin bir satış vaadi sözleşmesi değil; iş görme sözleşmesi temeline dayalı yani, yüklenicinin iş sahibinin arsasında bir inşaat meydana getirmeyi ve bu inşaatta yer alacak bağımsız bölümlerin satışını sağlamayı yükümlendiği ve tarafların satıştan elde edilecek geliri paylaşmayı amaçladığı bir hasılat paylaşım sözleşmesi olduğunu açıkça göstermektedir. Sözleşmenin 2.2. Maddesinin 2. Paragrafında, '' müşterilerden yapılacak tahsilatlardan satmayı vadedene virman edilecek hasılat payı toplamı''nda bahsedilmiş olması, sözleşmenin esasında bir gelir paylaşımı sözleşmesi olduğunu açıkça göstermektedir Sözleşmede, '' rayiç bedel karşılığı taşınmaz satışına bağlanan şartlı bir satış bedeli hükmü söz konusudur. O da, yapılacak inşaatın satışlarını %40'ının tutarı, sözleşmedeki satış bedelini geçerse alıcının bedele bu kadar ekleme yapacağıdır'' sözleşmenin 6. maddesi hükmü itibari ile tarafların gerçek iradesinin bir eser sözleşmesi değil, gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi akdetmek olduğun her hangi bir tartışmaya mahal bırakmayacak kesinliktedir. Gelir paylaşımına dayalı inşaat sözleşmesi, yüklenicinin, sözleşmede belirlenen yapı eserini meydana getirme ve bu suretle bağımsız bölümlerin satışına aracılık etme borçlarını üstlendiği, buna karşılık arsa sahibine, arsası üzerine inşa edilecek bağımsız bölümleri 3. kişilere satmayı vaad ettiği ve inşa edilen bağımsız bölümlerin satılmasıyla elde edilecek geliri yükleniciyle paylaşmayı borçlandığı sözleşmedir. Başka bir tanıma göre; gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi, yüklenicinin bağımsız bölümler meydana getirmeye bunların satışını sağlama borcuna karşılık, arsa sahibinin bu bağımsız bölümlerin satımına ilişkin yükleniciye temsil yetkisi verme ve bu satıştan tercih edilecek geliri yükleniciyle paylaşma borcu altına girdiği sözleşmedir. Tarafların yüklendikleri asli edimler şunlardır; yüklenicinin sözleşmede belirlenen yapıyı inşa etmesi ve bağımsız bölümlerin 3. kişilere satışını sağlaması buna karşılık arsa sahibinin bağımsız bölümleri 3. kişilere satmayı vadetmesi ve elde edilecek geliri, sözleşmede belirlenen oranlara uygun olarak, yüklenici ile paylaşmasıdır. Arsa sahibi, inşa edilen bağımsız bölümlerin mülkiyetini, gelir elde etme amacına yönelik olarak devretmek için yükleniciye karşı taahhütte bulunur. Ancak mülkiyetin devri yükleniciye değil sözleşmenin kurulması aşamasında henüz kim oldukları belli olmayan 3. kişilere karşı ifa edilecektir. Arsa sahibi ile yüklenici arasındaki bir sözleşme, ''asgari gelir taahhüdü içeren gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi'' olup, sözleşmede asgari bir meblağ kararlaştırılmış olması sözleşmenin satış vaadi sözleşmesi olması sonucunu doğurmayacağı gibi; yüklenici tarafından arsa sahibine sadece bu meblağın ödeneceği; bu meblağı aşan gelirin ise artık arsa sahibi ile paylaşılmayacağı anlamına gelmeyecektir. Sözleşmede açıkça zikredilen meblağ, satış bedelini değil, garanti edilen asgari gelir taahhüdünü ifade etmektedir. Gelir paylaşımlı inşaat sözleşmelerinde, sözleşmenin kurulması anında, bağımsız bölümlerin satışından ne kadar gelir elde edileceğinin bilinmesi mümkün değildir. Yani Taraflar arasındaki gerçek amaç, arsanın satışı değil, bunun üzerine yapılacak bağımsız bölümlerin 3. kişilere satışından gelir elde etmek ve bundan pay almak, tarafların gerçek iradesinin arsanın satışı olduğu bağımsız bölümlerin 3. kişilere satışından arsa sahibine sorumluluğu bulunmadığını ileri sürmek tarafların gerçek iradeleriyle bağdaşmamaktadır. Yani arsa sahibi gerçekte bağımsız bölümleri 3. kişilere satılmasını istemekte ve bu amaçla yükleniciyle sözleşme akdetmektedir. Satıcı arsa sahibinin, alıcı 3. kişilere karşı borcu ifa yükümlülüğü altında bulunduğu kabul edilmiştir. Alıcı 3. kişilerle akdedilen sözleşmelerin tarafının doğrudan arsa sahibi olduğu hususu kabul görmese dahi, bu kez, adi ortaklığa ilişkin, müteselsil sorumluluk esasının kıyasen uygulanması gereğince, olayda yine de arsa sahibine arsa paylarını yükümlülüğü altında bulunduğu kabul edilmiştir. Hukukumuzda adi şirketi düzenleyen mevzuat hükümleri incelendiğinde: TBK'nun 620. Maddesinde, ''adi ortaklık sözleşmesi iki veya daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir'' denilmiştir. Bu tanımdan, adi şirketin - ortaklığın - unsurlarını; kişi, sözleşme, katılım payı, amaç ( müşterek gayeye ulaşmak için birlikte çalışmak unsuru) şeklinde belirtilmiştir. Adi ortaklık; Bir yönüyle borç sözleşmesi olmasının yanı sıra, bir yönüyle de ortak bir gayenin yerine getirilmesini amaçlayan sosyal bir birliktir. Bu nedenle, ticari ilişkide ortakların şahsı da önem arz etmektedir. Kanun, adi ortaklık ilişkisinin kurulması için herhangi bir şekil şartı öngörmemiştir. Kanun ortaklık sözleşmesinin geçerliliğini şekle bağlamamıştır. Adi ortaklık sözleşmesinin en önemli iki unsuru; ortak amaç ve ortak amacı gerçekleştirmek için ortak çaba unsurlarıdır. Bu iki unsur adi ortaklığın olmazsa olmaz unsurlarıdır. Ortak amacı gerçekleştirmek için ortaklar çaba harcamak, tüm ortakların bu amaç etrafında toplanmalarını, iş birliği yapıp emek ve gayret göstermelerini ifade eder. Taraflar arasındaki sözleşmeye göre arsa sahibi ... A.Ş., bahsi geçen arsayı yüklenici ... A.Ş. teslim ederek adi şirket ilişkisine taşınmaz sermayesi koyduğu, sözleşmenin diğer tarafı olan ... A.Ş. ise, yapım, tanıtım ve satış işlerini üstlenerek emek ve nakdi sermayesini koymuştur. Davalı arsa sahibi ... A.Ş. arsasını ortaya koyarak diğer davalı şirket ... A.Ş. ise yapım işini üstlenmiş ve elde edilen hasılatı paylaşmayı hedeflemişlerdir. Taraflar arasındaki sözleşmeye göre 187 adet kat irtifaklı villanın asgari satış bedeli olarak belirlenen 48.700.000 ABD $ bedelle satışı öngörülmüş satıştan elde edilen toplan net satış bedelinin %40'ı 48.780.000 ABD $ satış bedelini aşması halinde, aşan bu kısmında ... A.Ş. ödeneceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 6. Maddesindeki hüküm dikkate alındığında tarafların gerçek iradesinin bir satış vaadi değil, gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi akdetmek olduğu nitekim net hasılatın %40'ın sözleşmede arsa sahibine ödenmesi kararlaştırılmış olan asgari meblağı aşması halinde aşan kısmın tamamının satmayı vadedene yani arsa sahibine ödeneceği düzenlenmiştir. Kısaca sözleşmedeki oran dahilinde, %40 arsa sahibi %60 yüklenici olmak üzere hasılatın paylaşılacağı kabul edilmekle taraflar ortak bir gayeyi gerçekleştirmek amacıyla bir araya geldikleri adi ortaklık ilişkisinde ortak bir gayenin gerçekleştirilmesi için çabanın gösterildiği anlaşılmıştır. Bu şekilde yapılan bir sözleşme uyarınca bağımsız bölümlerin satışından elde edilecek gelir taraflar arasında paylaşılacak olması nedeni ile sözleşmenin satış vaadi değil, gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi olduğunu göstermektedir. Gelir paylaşımlı inşaat sözlemesinde ve uyuşmazlık konusu olayda gerçekte ''satıcı'' yüklenici değil arsa sahibidir. Arsa sahibi alıcı 3. kişilere karşı devir yükümlülüğü altında bulunmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu olayımıza benzer bir davada, arsa sahipleri ve yüklenicileri arasında '' düzenleme şeklinde satış vaadi ve hasılat paylaşımı konut yapım sözleşmesini adi ortaklık sözleşmesi olarak kabul etmiş arsa sahibine hiç bir suretle, ismiyle ve logosuyla olsun, hiç bir pazarlama dokümanında duyuru, ilan, reklam, tabela ve diğer tanıtım materyalleri başta olmak üzere, inşa, pazarlama, satış faaliyetinin hiç bir aşamasında yer almamış ve görülmemiş olmasına rağmen yargıtay arsa sahibi ile yüklenici arasındaki sözleşmeyi adi ortaklık olarak nitelemiş ve alıcı 3. Kişilere karşı arsa sahibinin de müteselsilen sorumlu olduğuna hükmetmiş bulunmaktadır. ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24/04/2013 tarih ve E. 2012/13-798, K.2013-568 sayılı kararı)Bu nedenle davalılar arasında Kadıköy ... Noterliğinde akdedilen 19/06/2014 tarihli sözleşme ile dava konusu taşınmazda henüz inşaatına başlanmamış arsanın hisse devrinin bedel karşılığı kararlaştırıldığı, sözleşmenin 23/10/2015 ve 19/07/2017 tarihlerinde revize edildiği, 19/07/2017 tarihli ek sözleşmede hasılat paylaşımının öngörüldüğü, asgari hasılat payının ne şekilde paylaşılacağının da kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Hasılat paylaşımı yöntemini açıklamak gerekirse bu yöntemle yapılan sözleşmede arsa sahibinin arsasına karşılık yüklenicinin yapacağı bağımsız bölüm satışından belli oranda pay vermesi şeklinde ifade edilebilir.Davalı ... A.Ş. şirketi taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olduğunu ileri sürmüşler ise de yukarıda açıklanan ek sözleşme ile taraflar arasında hasılat paylaşımı öngörülerek eser ve ortaklık sözleşmelerinin bir araya geldiği hasılat paylaşımı sözleşmesi akdedilmiştir.Yani tarafların iradeleri gizli bir ortaklıktır, arsa sahibi sermaye olarak arsasını ortaklığa vermiş ve ticari amaç gütmektedir. İş sonunda eseri değil satış bedelini paylaşma hususu kararlaştırılmıştır, Bu hali ile taraflar arasındaki ilişkinin olağan bir kat karşılığı inşaat sözleşmesi olmayıp, hasılat paylaşımlı bir adi ortaklık sözleşmesi olduğu açıktır. 19/07/2017 tarihli sözleşme hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, taraflar arasında hasılat paylaşımı esasına dayalı konut yapım ve satımı konusunda adi ortaklık kurulduğu anlaşılmaktadır. Adi ortaklıkta iştirak halinde mülkiyet hükümleri söz konusu olup ortaklar dışa karşı da müşterek ve müteselsilen sorumludurlar.Tüm bu açıklamalar ışığında; davacı tarafın satış vaadi sözleşmesinden kaynaklı tüm yükümlülükleri yerine getirdiği, fiilen taşınmazı teslim aldığı ve taşınmazın tescile hazır olduğu anlaşılmakla davanın kabulü ile, dava konusu ''İstanbul ili ... ilçesi ... köyü ... ada ... parsel sayılı ... nolu'' bağımsız bölümün davalı ... A.Ş. adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, davanın kabulü ile; dava konusu İstanbul ili, ... ilçesi, ... köyü, ... ada, ... parsel sayılı, ... no'lu bağımsız bölümün davalı ... A.Ş. Adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı ... A.Ş. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, mahkeme dosyası incelendiğinde, yargılama aşamalarında taraflarınca değişik tarihlerde bilirkişi masrafı ve yargılama gideri olarak toplam 7.353 TL masraf ödemesi yapıldığı görüldüğünü; ancak gerekçeli kararda bu masrafların tahsiline ilişkin hüküm kurulmadığını, bu nedenle yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu yönün gözetilerek hükmün düzeltilerek onanmasını talep etmek gerektiğini, İleri sürerek izah ettikleri ve yüksek mahkemece dikkate alınacak sair sebeplerle; yargılama aşamalarında taraflarınca değişik tarihlerde bilirkişi masrafı ve yargılama gideri olarak toplam 7.353 TL masraf ödemesi yapıldığı, ancak gerekçeli kararda bu " masrafların davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline ilişkin hüküm kurulmadığı " dikkate alınarak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu yönün istinaf mahkemesince gözetilerek hükmün düzeltilerek onanmasına; davalıların hukuki dayanaktan yoksun ve dosya kapsamına uymayan istinaf taleplerinin reddi ile emsal mahkeme ve istinaf mahkemesi kararları da dikkate alınarak, esas mahkeme kararının tapu iptali ve tescil, vekalet ücreti vs yönleri ile onanmasına, yargılama gideriyle ücreti vekaletin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle, müvekkileri ...’ın ediminin, satış bedelinin ödenmesi karşılığında 187 adet bağımsız bölümün satış ve devri (m. 1), ...’ın karşı ediminin ise, satış bedelinin ödenmesi (m. 2) olup, satış bedelinin, sözleşmede açıkça öngörülmüş olup ve satış bedelinin ödenmesi konusunda sözleşmede belirli vadelerin öngörüldüğünü,

Hatta, satış bedelinin güncellenmesi (değiştirilmesi) konusunda taraflar arasında 19.07.2017 tarihli Ek Sözleşme dahi yapılmış, bu ek sözleşmede “Toplam Satış Vaadi Bedeli KDV hariç asgari 51.153.312.-USD olarak değiştirilmiştir. İşbû Ek Sözleşmenin imzalandığı tarih itibarıyle Almayı Vaad Eden (...) tarafından Satmayı Vaad Eden’e (...’a) 25.643.312.-USD ödenmiştir” hükmüne yer verilerek ilişkinin niteliği, tarafların konum ve edimlerinin hiçbir tereddüde yer ver bırakmayacak şekilde ifade edildiğini; ... tarafından satış bedelinin bir kısmının ...’a ödendiğini ve bedeli ödenen taşınmazların ...’a devredilmiş olup, bakiye satış bedeli borcunun ifa edilmemesi nedeniyle, -yukarıda da belirttiğimiz üzere- sözleşme ... tarafından, bedeli ödenmeyen taşınmazlar açısından ileriye etkili olmak üzere haklı sebeple feshedildiğini ve ... aleyhine davalar açıldığını; buna göre, ... ile ... arasında davacının iddia ettiği gibi bir adi ortaklığın veya gizli ortaklığın bulunduğunu kabule olanak olmadığını, Bu sebeple ilk derece mahkemesinin alâkasız birçok hususu derc ettiği ancak meselenin özüne inemediği gibi esasen bir gerekçesinin de olmadığı salt taraf beyanlarına dayalı kabul kararının usûl ve yasaya aykırı olup istinaf başvurularının kabulü ile davanın reddi gerektiğini, İlk Derece Mahkemesi kararında taraflar arasındaki sözleşmeden davacının sorumlu olmadığı ve bu sebeple feshin davacıyı bağlamadığı şeklindeki değerlendirmenin kabul edilemeyeceğini; mahkeme tarafından bu hususa ve diğer davalı ...’ın “adi ortaklık” iddiası hakkında hiçbir şekilde yeterli değerlendirme yapılmadığını, adi ortaklığın TBK. m. 620 vd. hükümlerinde düzenlenen unsurlarının mevcut olup olmadığının araştırılmadığını, hukuki mütalaalarda yer alan, adi ortaklığın mevcut olmadığına dair hukuki değerlendirmelerin yok sayıldığını, hiç dikkate alınmadığını; bununla birlikte, diğer davalı ... tarafından “adi ortaklık” iddiasının ileri sürülmüş olması nedeniyle buna ilişkin açıklamalarını arz etmekte fayda gördüklerini, Diğer davalı ..., müvekkili ... ile ... arasında bir adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu, adi ortaklığın TBK. m. 620 vd. hükümlerinde düzenlenen unsurlarını dikkate almadan ileri sürdüğünü; oysaki, müvekkili ... ile diğer davalı ... arasında yapılan satış vaadi sözleşmesinin hükümleri incelenip, TBK. m. 620 vd. hükümlerinde adi ortaklık konusunda yer alan pozitif hükümler dikkate alındığında, somut olayda adi ortaklığın bulunmadığının açıkça görüldüğünü, Adi ortaklığın bulunup bulunmadığı konusunda belirleyici olanın, davacının genel ve afaki iddiaları değil, Yasa’da öngörülen soyut hukuk kalıbına uyan somut maddî vâkıaların gerçekleşip gerçekleşmediğinin önem taşıdığını, Mahkemeye dilekçe ekinde TMK. m. 1/f.3 uyarınca mahkemenin yararlanacağı bilimsel görüş ve HMK. m. 293/f.1 uyarınca Uzman Görüşü olarak sundukları; Türk Borçlar Hukukunun, Tüketici Hukukunun ve İnşaat Hukukunun bilimsel anlamda en yetkin hukukçu öğretim üyelerinin başında gelen Sayın Prof. Dr. ... tarafından hazırlanmış bulunan dava konusu uyuşmazlık hakkındaki 03.08.2019 tarihli Hukukî Mütalâa ile 27.09.2019 tarihli Ek Hukukî Mütalaa’da da, adi ortaklığın unsurlarının somut olayda gerçekleşmediği ve müvekkilimizin davacıya karşı hiçbir sorumluluğunun bulunmadığının açıkça teyit edildiğini, (bkz. 03.08.2019 tarihli mütalaanın ve 27.09.2019 tarihli ek mütalaanın sunulduğu 13.11.2019 tarihli dilekçemiz EK/6) Söz konusu bilimsel hukukî mütalaalarda, görülen davada, davacının müvekkiline karşı maddî hukuka dayalı hiçbir alacağının ve talep hakkının bulunmadığı, müvekkili ... A.Ş. aleyhine tescil veya tazminata karar verilmesinin hukuken mümkün bulunmadığı zira müvekkili ile davacı arasında hiçbir hukuki ve ticari ilişkinin mevcut olmadığı, müvekkilinin davacı ile diğer davalı .. A.Ş. arasındaki sözleşmenin hiçbir şekilde tarafı olmadığı ve sayılamayacağı ve davacıya karşı hiçbir yükümlülüğünün bulunmadığı, müvekkilinin davalı ... ile arasında hiçbir şekilde adi ortaklık ilişkisinin mevcut olmadığını ve sözleşmenin müvekkilini temsilen de yapılmış sayılamayacağı, davacıya karşı tek sorumlunun sözleşmenin tarafı olan diğer davalı ... A.Ş. olduğu, tüm bu sebeplerle müvekkili ... A.Ş. aleyhine açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi gerektiğinin yasal ve bilimsel kanıtlarıyla, açıkça ortaya konulduğunu, Gerçekten Sayın Prof. Dr. ...’ün Mütalâa’larında, açık delilleri ve hukuki dayanakları da ortaya konulmak suretiyle; her şeyden önce sözleşmelerin nisbiliği ilkesinin tüketici hukukunda da mevcut olduğunu, mütalaya göre de; davalı ... A.Ş. ile diğer davalı ... A.Ş. arasındaki sözleşme ilişkisinin, taşınmaz satış sözleşmesi özelliği baskın olan, âni edimli ve sinallagmatik bir sözleşme olduğu, bu sözleşmenin hiçbir suretle adi ortaklık sözleşmesinin kanunda, öğretide ve Yargıtay içtihatlarında belirtilen unsurlarını taşımadığı ve bu sebeple ortaklık sözleşmesi sayılamayacağını, ... ile ... arasında akdedilen sözleşmede ...’IN asli edim yükümlülüğünün taşınmazların üçüncü kişilere satışından bağımsız olarak kararlaştırıldığı ve bu tutarın 51.153.312 USD olduğu, sözleşmede yer alan, ...’ın taşınmazları üçüncü kişilere satması sonucu ekle edeceği hasılatın %40’ının sözleşmedeki satış bedeli tutarını geçmesi halinde aşan kısmı ...’a ödemeyi taahhüt etmesine ilişkin maddenin bir yan hüküm olduğu ve bu hükmün sözleşmenin taşınmaz satış vaadi sözleşmesi olması vasfını kesinlikle etkilemeyeceğini, sözleşme bir an için ortaklık sözleşmesi sayılsaydı dahi, davacı alıcı ile diğer davalı satıcı (...) arasındaki satış vaadi sözleşmesinde satıcı tarafın münhasıran ... A.Ş. olduğu ve davalı ... A.Ş.’nin bu sözleşmenin tarafı olmayıp hiçbir bakımdan borçlusu olmadığına dair açık hüküm bulunması karşısında, sonucun değişmeyeceğini, davacının talebini dayandırdığı satış vaadi sözleşmesinin, ...’ın bu sözleşmenin tarafı ve sorumlusu olmadığına dair açık hükmü karşısında, davacının satıcısı diğer davalı ... A.Ş.’nin, ... A.Ş.’yi temsilen bu sözleşmeyi kurduğunun da söylenemeyeceğini, sözleşmenin tarafının kim olup kim olmadığının açıkça kararlaştırılması karşısında, davacının taraf olduğu satış vaadi sözleşmesinin TKHK’ya tâbi bir tüketici işlemi sayılmasının da sonucu değiştirmeyeceğini; aynı sebeple TBK çerçevesinde genel işlem şartlarını sınırlayan hükümlerin de bu hususta uygulama alanı bulamayacağını, davacının satıcısı ... A.Ş.’den elde ettiği şahsî ve nispî hakkını borçlusu olmayan ve talebe konu taşınmazlar üzerinde aynî hakkı bulunan ...’a karşı ileri süremeyeceğini, davacının diğer davalı satıcısından (... A.Ş.’den) ... A.Ş.’ne karşı tescil talebine yönelik bir hakkı devraldığı gerekçesiyle de böyle bir talep ileri süremeyeceğini, zira aralarındaki sözleşmeden dönüldüğü için, davacının satıcısı ... da ... A.Ş.’ye karşı böyle bir hakkı olmadığını, davacının müvekkiline karşı ne dava konusu taşınmazın tescili talebinde, ne de müvekkili aleyhine tazminat talebinde bulunamayacağını, davacının hukuken muhatabının sadece diğer davalı ... A.Ş. olduğunu, müvekkili ... A.Ş.’nin, davacı taraf ister tüketici, ister tâcir sıfatını haiz olsun, davacıya karşı hiçbir sözleşmesel ve yasal sorumluluğunun bulunmadığını ve sonuç itibariyle müvekkili aleyhine açılan davanın hiçbir yasal ve hukuki dayanağının bulunmadığının açıkça ortaya konulduğunu,İlk derece mahkemesi, bu bilimsel tespitleri inceleyip değerlendirmediği gibi, gerekçesinde bunları neden dikkate almadığını da açıklamadığını, sözleşme hükümlerine dayalı olarak yapılan objektif ve bilimsel nitelikteki tespitlere açıkça aykırı bulunan Mahkeme kararının esastan kaldırılmasına karar verilmesini arz ve talep ettiklerini, Mahkemeye dilekçe eklerinde TMK. m. 1/f.3 uyarınca Mahkemenin yararlanacağı bilimsel görüş ve HMK. m. 293/f.1 uyarınca Uzman Görüşü olarak sundukları; Prof. Dr. ... tarafından hazırlanmış bulunan dava konusu uyuşmazlık hakkındaki 27.10.2020 tarihli hukukî mütalâanı, görülmekte olan davadaki savunmalarının haklılığını ve müvekkilinin davacıya karşı hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını açıkça teyit ettiğini, mütalaaya göre; ... ile ... arasındaki sözleşmenin adi ortaklık sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceği, adi ortaklık sözleşmesinin “ortak amaç” ve “ortak çaba” unsurlarının bu sözleşmede mevcut olmadığı, sözleşmenin taşınmaz devir yükümlülüğünü de içeren bir karma sözleşme olarak nitelendirilmesi gerektiğini, sözleşmede yer alan yüzde 40’a ilişkin hasılat payı anlaşmasının gelir paylaşımı hükmü değil, şarta bağlı ek bedel hükmü olduğunu, ... A.Ş.’nin, davacı alıcıyla arasındaki taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin, sözleşmelerin nisbiliği ilkesi sebebiyle davacıya, 3. kişi konumundaki davalı müvekkil ... A.Ş.’den taşınmaz satış sözleşmesi yapma ve bu suretle taşınmazın mülkiyetinin devrini ...’dan talep etme yetkisini vermediğini, ...’ın gerek ...’a veya davacıya karşı müteselsil borçluluk bildiriminde bulunmuş olmaması, gerekse ... ile ... arasında bir adi ortaklığın mevcut olmaması sebebiyle müteselsil sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini, kaldı ki bir an için adi ortaklık hükümleri uygulanacak olsa idi dahi ... A.Ş. ile davacı arasındaki sözleşmede “müşterinin yegane muhatabının ... olduğunun” kararlaştırılmış olması sonucunda, TBK. m. 638/III uyarınca müteselsil sorumluluğun aksinin kararlaştırılmış olduğunu, ... A.Ş.’nin, ...’ın alıcı ile arasındaki sözleşme dolayısıyla ne bireysel, ne de müteselsil olarak taşınmaz devir yükümlülüğünün bulunmadığını, ...’ın ... ile sözleşmesini, ...’ın temerrüdü sebebiyle haklı olarak feshinden sonra bu sözleşmeye dayalı olarak da bir tescil yükümlülüğünden bahsedilemeyeceğini, tüm bu sebeplerle ... aleyhine verilen tescil kararının hukuka aykırı olduğunun açıkça ortaya konulduğunu, Ayrıca, yine Türk Borçlar Hukukunun ve Tüketici Hukukunun bilimsel anlamda en yetkin hukukçu öğretim üyelerinin biri olan Prof. Dr. ... tarafından huzurdaki davaya konu uyuşmazlık hakkında hazırlanmış bulunan 12.03.2020 tarihli bilimsel Uzman Görüşü’nde de, yukarıdaki açıklamalarına teyiden, ... ile ... arasındaki sözleşmede taşınmaz satış vaadi karşılığında bağımsız bölümlerin satışından tamamen bağımsız olarak bir bedel kararlaştırıldığını, kat irtifaklı bağımsız bölümler ister satılsın ister satılmasın ...’ın herhalde kararlaştırılan bu bedeli ödemekle yükümlü olduğunu, ... ile ... arasındaki Sözleşmenin 6. maddesinde ... tarafından sözleşmenin tamamlanmasından itibaren 6. ayın sonuna dek üçüncü kişilere (müşterilerine) yapılacak olan satıştan elde edilen toplam net satış bedelinin yüzde %40’nın 48.780.000 ABD dolarlık satış bedelini (bu bedel 19.07.2017 tarihli EK Sözleşme ile revize edilerek 51.153.312 USD olarak belirlenmiştir) aşması halinde, aşan bu kısmın da ...’a ödeneceğinin kararlaştırılmış olmasının da bir hasılat paylaşımı olarak nitelendirilemeyeceğini (s. 13), bu hükmün sadece bedelin şarta bağlı olarak artırımı niteliğini taşıdığını, diğer bir deyişle sabit bir satış bedelinin yanında şarta bağlı ek bir satış bedeli kararlaştırıldığını, yoksa taşınmaz satışına bağlama veya satış olmazsa bedel ödememe gibi bir hükmün söz konusu olmadığını, ayrıca hiçbir şekilde kârın %40-%60 oranında paylaşılmasına ilişkin bir hüküm de bulunmadığını, ...’ın üçüncü kişilerle yaptığı sözleşmelerin tamamen kendi adına akdedilen taşınmaz satış sözleşmesi olduğunu, ...’ın henüz maliki olmadığı taşınmazları üçüncü kişilere satmayı vaad ettiğini, ...’ın üçüncü kişilerle taşınmaz satış sözleşmesi yapması ve tescili talep ederek ayni hakkı karşı tarafa geçirebilmesi için önce kendisinin satış bedeli ödeme borcunu yerine getirerek malik olması gerektiğini, ...’ın çok açık olarak ... ile üçüncü kişiler arasındaki ilişkinin uzağında kaldığını ve bu ilişkiye kesinlikle taraf olmadığını, nitekim ...’ın üçüncü kişilere taşınmaz satışı ve tescil yapmadığı gibi, taşınmazların satılması için ...’a herhangi bir temsil yetkisi de vermediğini, tam tersi sözleşme gereği 104 adet villanın mülkiyetini sadece ...’a devrettiği ve ... adına tescil yapıldığını, oysa yargı kararları ve doktrin incelendiğinde, üçüncü kişinin sorumlu tutulabilmesi için açıkça bağımsız bölümlerin satışının ya bizzat arsa sahibi tarafından üçüncü kişilere yapılması ya da yükleniciye arsa sahibinin bu amaçla temsil yetkisi vermesi gerektiğini, gelir paylaşımına dayalı inşaat sözleşmesinin esaslı unsurlarının somut olayda bulunmadığını, ... ile ... arasında akdedilen sözleşmenin bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesi niteliğinde olduğunu, taşınmazların üçüncü kişiye satışının tamamen ...’a ait bir yükümlülük olup, bu satıştan bağımsız olarak ...’ın bedeli alıp mülkiyet hakkını ...’a devretmekte olduğunu, pazarlama belgelerinde ...’ın logosunun yer alması veya satış ofisi olarak ...’a ait bir binanın kullanılmasının, adi ortaklığın temel unsuru olan “affectio societatis” unsurunun kanıtlanması için yeterli olmadığını, öyle olsa idi, ...’ın elde edilecek kâr ve zarara da katılması gerektiğini, oysa ona ödenecek net bir bedelin tamamen satıştan bağımsız olarak belirlendiğini, nitekim, taraflar arasında kararlaştırılan revize edilmiş satış bedeli olan 51.153.312 USD’nin ödenmesinin taşınmazların üçüncü kişiye satışına bağlanmamış olup, üçüncü kişiye satış bir tarafa inşaatın yapılıp yapılmamasına bile tâbi olmaksızın ödeneceğinin açıkça kararlaştırıldığını, açıklanan tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında bir adi ortaklık ilişkisinin bulunmadığı sonucuna ulaşıldığını, ...’ın ... ile üçüncü kişiler arasında yapılan taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin tarafı olmadığını, nisbilik ilkesi gereği davacının bu sözleşmeden kaynaklanan şahsi hakkını sözleşmenin tarafı olmayan ...’a yöneltmesinin mümkün olmadığını, ... ile ... arasında bir adi ortaklık ilişkisi bulunmadığından müteselsil sorumluluğun da bulunmadığını, Sözleşmenin karşı tarafının tacir olduğunu, dolayısıyla basiretli ve öngörülü olması gerektiği gerçeği de dikkate alındığında, noterde akdedilen taşınmaz sözleşmeleri dikkatle incelendiğinde, sözleşmenin 3-xvı hükmünde çok açık bir şekilde ...’ın sözleşmenin tarafı olmadığının ve sorumluluğunun bulunmadığının kaleme alındığının görüldüğünü; buna göre “ifa” da dahil olmak üzere ...içbir sorumluluğu olmadığının düzenlendiğini, dolayısıyla bir tacirin bu hususu bilmediğini iddia etmesinin mümkün olmadığını, Görülen davada ilk derece mahkemesi tarafından 25.06.2020 tarihli 3 numaralı celsede bilirkişi incelemesine karar verildiğini ve dosya, aralarında borçlar hukuku uzmanı bilirkişinin de yer aldığı heyete tevdi edildiğini; mahkeme dosyasına ibraz edilen 03.11.2020 tarihli Bilirkişi Heyeti Raporunda; diğer davalı ...’ın müşterisi olan .... Tic. Ltd. Şti. tarafından, aralarında hiçbir sözleşme ve hukuki bağ bulunmayan müvekkili ...’a karşı, adi ortaklık iddiası dermeyan edilerek ikâme edilmiş olup, görülen dava bakımından davacı ile ... arasındaki sözleşmenin nisbilik ilkesi gereği sadece tarafları bağladığı bu nedenle müvekkilinin pasif husumet yokluğu nedeniyle sorumluluğunun bulunmadığının bilirkişilerce açıkça tespit edildiğini, söz konusu raporda; öncelikle, davacı ile davalılardan ... şirketi arasında herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığından, bir başka deyişle ... Şirketinin davacıya karşı herhangi bir ifa taahhüdü bulunmadığından, davacı ile davalı ... arasındaki sözleşme, sözleşmelerin nisbiliği ilkesi gereği, sadece tarafları bağladığından, davalılardan ... şirketi pasif husumet ehliyetinin bulunmadığının kabulü gerektiğinin, ancak borçlunun 3. Kişiye karşı olan itiraz ve defilerini, yukarıda ifade ettiğimiz üzere, sözleşmenin nisbiliği ilkesi gereği, sözleşmenin tarafı olan kişiye ileri sürmesinin olanaksız olduğunu, davalı ... şirketi, Diğer davalı ... Yapı ile olan sözleşmesini feshettiğinden, dava konusu gayrimenkulün tapusu davalı ... üzerinde bulunduğundan, davacının davalı ..., şirketine karşı ileri sürebileceği bir alacak hakkı olmadığından, davacıyla sözleşme yapan ve tapu devir yükümlülüğü bulunan davalı ...’nın elinde devredebileceği bir tapu bulunmadığından, fiili imkansızlık nedeniyle, tapu tescil yerine davacının ödemiş olduğu bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği şeklinde tespit ve görüşlere yer verildiğini; ancak mahkemenin, tanzim edilen bilirkişi raporunu yeterli görerek ek rapor veya yeni rapor alma ihtiyacı duymamasına rağmen raporda yer alanın tam aksi yönde karar verdiğini ve karar gerekçesinde rapora hiçbir atıf yapmadığını, aralarında Borçlar Hukuku Uzmanı Bilirkişinin de yer aldığı heyet tarafından açıkça tanzim edildiği ve dosyaya sundukları aynı doğrultudaki 4 bilirkişi raporu ve hatta 3 adet mütalaayı da mahkemenin irdelemediğini, gerekçesinde neden aksi yönde karar verdiği hususunu açıklamadığını; dolayısıyla ilk derece mahkemesi tarafından tüm delillerin aksine verilen kararın hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini, Dava ile aynı mâhiyette olmak üzere, diğer davalı ... ile gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi akdeden ... Limited Şirketi tarafından Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde, müvekkili ...’a karşı, davacı ile müvekkili arasında hiçbir sözleşme ve hukukî bağ olmamasına rağmen ikâme edilen cebrî tescil (uygulamadaki adıyla tapu iptal ve tescil) davasında yapılan yargılama sonucunda mahkemenin, 08.04.2021 T. 2020/319 E. 2021/425 K. sayılı kararıyla, son derece bilimsel ve ayrıntılı gerekçe ile müvekkili ... A.ş. bakımından davanın reddine karar verdiğini, Böylece müvekkili ... ile davacı arasında hiçbir hukuki ilişki bulunmadığını, müvekkili ... ile diğer davalı ... arasında bir adi ortaklık ilişkisinin de mevcut olmadığını ve tüm bunların sonucu olarak ... aleyhine bir tescil kararı verilemeyeceğini ancak diğer davalı ... hakkında davacıya karşı borcunu yerine getiremediğinden tazminata hükmedilebileceğinin açıkça sübut bulduğunu, Davalılar arasında müteselsil borçluluktan bahsedilebilmesi için ya taraflarca müteselsil borçluluğun doğduğu bir sözleşme hükmünün ya da taraflar arasındaki ilişki için kanunda öngörülmüş bir müteselsil borçluluk halinin söz konusu olması gerektiğinin, davalılardan ... ile davacı ... ile arasında adi ortaklık ilişkisinin olduğunun, bu nedenle davalıların davacıya karşı müteselsilen sorumlu olduğunun iddia edildiğinin, bu durumda sözleşmeden değil, kanundan doğan bir müteselsil borçluluk hali söz konusu olacağı için davalılar arasında adi ortaklık ilişkisi olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğinin, davalılar arasındaki sözleşme incelendiğinde, arsa sahibi ... tarafından, satış bedelinin ödenmesi sonrasında davalı ...’a, arsanın mülkiyetinin devredileceğinin kararlaştırıldığının, ... ile ... arasında akdedilen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin karma nitelikte bir sözleşme olduğunun, ancak bir yönü ile gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi olarak da nitelendirilebileceğinin, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından 23.06.2014 T. 2014/10780 E. 2014/10005 K. numarası ile tesis edilen hüküm uyarınca , gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesinin ortak amaç ve ortak amaç için birlikte çaba unsurları taşıyıp taşımadığı bakımından incelendiğinin, sözleşmenin söz konusu unsurları içermemesi nedeniyle adi ortaklık sözleşmesi olmadığı yönünde karar verildiğinin, sözleşme hükümleri dikkate alınarak söz konusu sözleşmeye eser sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiğine hükmettiği göz önünde bulundurulduğunda, Yargıtay’ın taraflar arasındaki somut sözleşme ilişkisini ve hukuki ilişkiyi nazara alarak ve olay özelinde yorum yaparak sonuca gittiği, dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşme düzenlemesine göre bir yorum yapmak gerektiğinin, bu durumda, huzurdaki olayda da davalılar arasında gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi olduğu kabul edilecek olsa dahi, taraflar arasındaki ilişkinin adi ortaklık olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığının, zira, sözleşmede gelir paylaşımı unsurunun sözleşmenin esaslı unsuru olmadığının, esaslı unsurun gayrimenkulün belirli bir bedel (2.840.000USD) bedel ile satılması ve bedel ödendiğinde taşınmazın ...’a devredilmesi olduğunun, tarafların adi ortaklık ilişkisindeki gibi yan yana menfaat birliği içerisinde değil, menfaatleri karşılıklı olacak şekilde yer aldığının açık olduğunun, davalı ...’ın adi ortak sıfatı bulunmadığından davacıya karşı müteselsil borçlu sıfatının da olmadığının belirtildiği kararda, davalı ...’ın, tapu iptali yönünden sorumluluğunun olmaması nedeniyle davalı ... A.Ş. yönünden davanın reddine karar verildiğini, Netice olarak, davacının, davalılardan ... ile kurulmuş bulunan ve müvekkilinin hiçbir şekilde tarafı olmadığı gayrimenkul satış vaadi sözleşmesini dayanak göstererek müvekkilinden, taşınmazların tescilini veya tescilin gerçekleştirilememesi durumunda tazminatın ödenmesini talep etme hakkının bulunmadığını, müvekkili ...’ın sözleşme akdettiği yegâne kişi olan ... dahi müvekkilinden tescili talep etme hak ve yetkisine sahip olmadığını, diğer davalı ..., müvekkili ... ile aralarındaki sözleşmede öngörülen satış bedelini ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, hatta bu konuda ... tarafından süre verilmiş olmasına rağmen temerrüdünü sürdürdüğünü; bu nedenle, davalı ..., müvekkili ...’a karşı olan satış bedeli ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediği ve sözleşme de bu nedenle feshedildiği için, ... da dava konusu taşınmazın kendisine satış ve devrini de talep etmek yetkisine sahip olduğunu; bu minvalde, davacı tarafın talepte bulunabileceği yegâne kişinin, sözleşme akdettiği ve ödemeleri yaptığı diğer davalı ... olduğunu, ssasen, ..., tüm ödeme yükümlülüklerini zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirseydi dahi, müvekkilinden tescil talebinde bulunabilecek kişinin sadece ... olacağını, bu hâlde de davacı tarafın müvekkilinden tescil talep edemeyeceğini; müvekkili ...’a satış yapmayı vaad etmiş olup, davacı ile aralarında hiçbir hukukî ilişki bulunmadığını; buna göre, ... ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediği için müvekkili ...’dan hiçbir şekilde tescil talebinde bulunulamayacağı gibi, ... satış bedelini eksiksiz ödemiş olsaydı da üçüncü kişi olan davacının -müvekkiliyle aralarında akdi bir ilişki bulunmadığı için- yine müvekkilimiz ...’dan tescil talep edemeyeceğini, Müvekkili ..., ...ın hiçbir müşterisine bugüne kadar taşınmaz devretmediğini; müvekkili ... sadece; ... ile aralarındaki satış vaadi sözleşmesi uyarınca, tamamen sözleşmede öngörülen hükümler çerçevesinde kalarak, yapılan ödemelere paralel olarak öngörülen etaplar halinde bazı taşınmazları ...’a devrettiğini; ..., ancak bu şekilde tasarruf yetkisini elde ettiği taşınmazı üçüncü kişi müşterilerine satıp devrettiğini; diğer bir deyişle, müvekkili ... ile ....’ın müşterileri arasında hiçbir zaman için akdi ilişki tesis edilmediğini, tapuda satım ve devir işlemi gerçekleşmediğini ve üçüncü kişiler tarafından da müvekkili ...’a tek kuruşluk bir ödeme dahi yapılmadığını, Davacı taraf ile diğer davalı ...'ın, hileli bir işbirliği içinde olup; müvekkili ...’ı milyonlarca USD zarara uğratan ve satış bedeli ödeme borcunu yerine getirmeyen ve müvekkiliyle olan sözleşmesi feshedilen ..., taşınmaz satmayı vaad ettiği davacıyı ve daha birçok kişiyi, müvekkili şirkete yönlendirmekte ve bu kişilerin açtıkları davalarda davacılarla birlikte hareket etmekte olduğunu, mahkemece bu hususun da dikkate alınmasını arz ve talep ettiklerini, Mahkemece, istinaf gerekçelerinin bir an için kabul edilmemesi hâlinde ise, müvekkili ... tarafından satış bedelini ödeme borcunu yerine getirmekte temerrüde düştüğü için davalı ... aleyhine ikâme edilen İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/515 E. Sayılı dosyasının sonucunun bekletici mesele yapılması yönündeki gerekçeyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini; mezkûr dava sonucunda, ... ile ... arasında bir adi ortaklığın bulunmadığı, ...’ın müvekkiline satış bedeli ödeme borcunu yerine getirmediği, ...’ın satış vaadi sözleşmesini bu nedenle haklı sebeple feshettiği ve ...’ın ...’dan alacaklı olduğu, dolayısıyla ...’ın müvekkilinden bir talepte (tescil talebinde) bulunamadığı bir durumda ...’ın müşterilerinin, herhangi bir tescil talebinde bulunamayacaklarının açık bir şekilde kanıtlanmış olacağını, Mahkemeye yukarıda arz ettikleri sebepler muvacehesinde istinaf başvurularının kabulü ile usul ve yasaya aykırı Yerel Mahkeme hükmünün kaldırılarak, görülen davanın müvekkili yönünden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek, istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme hükmünün esastan kaldırılmasına, her halükarda, haksız ve mesnetsiz davanın müvekkilleri ... yönünden reddine, bu taleplerinin mahkemece kabul edilmemesi halinde ise İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/515 Esas sayılı dosyasının sonucunun bekletici mesele yapılmak suretiyle kaldırılmasına ve herhalde yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde bedelin tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne, davalı ... adına kayıtlı dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiş, karara karşı davalı ... vekili ile davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davalı ... ile davacı arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığı, davacının talebini dayandırdığı satış vaadi sözleşmesinin diğer davalı ile bağıtlandığı, mahkeme kabulü aksine davalıların kendi aralarında adi ortaklık ilişkisi bulunmadığı gibi, hasılat paylaşımlı kat karşılığı inşaat sözleşmesi de bulunmadığı, davalı ... ile davalı ... arasındaki sözleşmenin alelade kat karşılığı inşaat sözleşmesi olduğu, bu sözleşme ile davalı ... ait taşınmaz üzerinde konut tüm finanması sağlayarak konut inşaa etmeyi, .... ... da bu taşınmazdaki bir kısım bağımsız bölümleri ... devretmeyi üstlendiği, davalı ... kendi adına üçüncü kişilere yapacağı satışlarda ... taraf olmayacağının, herhangi bir yükümlülüğü bulunmayacağının sözleşmede kararlaştırıldığı, ... yapacağı satışlardan elde edilecek gelirin belirli bir tutarı aşması halinde bunun da ... ödenecek olmasının gelir paylaşımı değil, bir yan yüküm olduğu, davalı ... ile ... arasındaki sözleşmenin ... tarafından haklı nedenle feshedildiği, buna ilişkin davanın İstanbul 10 Asliye Ticaret Mahkemesi'nde derdest olduğu, davacının kendi akidi ile arasındaki gayrımenkul satış vaadi sözleşmesinden doğan talebini sözleşmelerin nispiliği ilkesi uyarınca davalı ... karşı ileri süremeyeceği, kendi kusuru ile ... ile arasındaki ana sözleşmenin feshedilmesine sebep olan ... akidi olan davacıya karşı kusurlu ifa imkansızlığı nedeniyle tazminat sorumluluğu bulunduğu, ... aleyhine açılan davanın husumet yönünden reddi gerektiği, bunu kabul edilmemesi halinde ise davalıların kendi aralarında adi ortaklık veya gelir paylaşımlı kat karşılığı inşaat sözleşmesi bulunmadığının ortaya konması bakımından İstanbul 10 Asliye Ticaret Mahkemesi'nde devam eden yargılamanın bekletici mesele yapılması gerektiği, mahkemenin bu taleplerini dikkate almadığı gibi, dosyaya sunulan bilirkişi raporu ve hukuki mütalaaların aksine karar verdiği, gerekçesini de açıklamadığı yönündedir. Somut olayda, davacı ile davalı ... arasında Bakırköy ... Noterliği'nin 08/05/2018 tarihli, ... yevmiye numaralı dava konusu 266 nolu villa tipi bağımsız bölümün davacıya satışına ilişkin 2.750.000,00-TL bedelli ön ödemeli konut satış vaadi sözleşmesi yapıldığı, davacının satış bedelini ödediği, villanın davacıya fiilen teslim edildiği, ancak bağımsız bölümün mülkiyeti hala diğer davalı ... Şirketi'nde olduğundan tapuda davacı adına tecil işlemlerinin gerçekleştirilmediği çekişme konusu değildir. Davalı yüklenici ... ile davalı taşınmaz maliki ... arasında; Kadıköy ... Noterliğinin 19/06/2014 tarih ve ... yevmiye numaralı ''düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi", bu sözleşmeye ek aynı noterliğin 23/10/2015 tarihli ... yevmiye nolu ve 19/07/2017 tarihli ... yevmiye nolu düzenleme şeklinde gayrımenkul satış vaadi sözleşmeleri akdedildiği, ana sözleşmeye ek birinci sözleşmede toplam satış bedelinin ve ödenen kısımların belirtilmesi ile geri kalının ne şekilde tahsil edileceğinin kararlaştırıldığı, ek ikinci sözleşmede ise, yüklenicinin üçüncü kişilere satacağı konutlardan elde edeceği hasılatın ne kadarının davalı ... ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Davalı ... tarafından; davalıların kendi aralarındaki kat karşılığı inşaat sözleşmesinin gelir paylaşımlı olmadığı savunulmuş ise de, mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere; 19/06/2014 tarihli ana sözleşme ile ...'ın ...'a ait taşınmazda Toskana Vadisi projesini tamamlamayı, proje kapsamında inşaası tamamlanacak olan ve kat irtifakı ile bağlanmış 187 adet villanın toplam 441.454/1068.807 hissesinin tamamını almayı, KDV dahil 48.780.000 ABD $ bedelle almayı, ...'ın da bu villaları ...'a satmayı vaad ettiği, 19/07/2017 tarihli ikinci ek/revize sözleşme ile ...'ın üçüncü kişilere satacağı her bir villa için bağımsız bölüm ve asgari hasılat payı listesinde belirtilen hasılat payını ...'a sözleşmede belirtilen şekilde ödemeyi, ...'ın satıştan elde ettiği hasılatın %40'ının sözleşmede belirtilen bağımsız bölüm ve asgari hasılat payı listesinde yer verilen asgari hasılat paylarının üzerinde olması halinde, elde edilen net hasılatın %40'ını ...'a ödemeyi taahhüt ettiği, böylece ek sözleşme ile üçüncü kişilere satılacak bağımsız bölümlerden elde edişlecek asgari hasılatın davalılar arasında ne şekilde paylaşılacağının kararlaştırıldığı, ana sözleşme ve ek sözleşmeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalılar arasında yalnızca kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmadığının, taşınmaz üzerinde yapılacak villaların satışından ... tarafından elde edilecek net hasılatın, ana sözleşmede belirlenen meblağın %40'ını aşması halinde aşan kısmın da ... ödeneceğinin kararlaştırılmış olması karşısında, taraflar arasında yüklenici ... bağımsız bölümler meydana getirmeyi bunların üçüncü kişilere satışını sağlamayı, arsa sahibi ...'ın ise bu bağımsız bölümlerin satımına ilişkin yükleniciye temsil yetkisi verme ve bu satıştan tercih edilecek geliri yükleniciyle paylaşma borcu altına girdiği, gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesi yapıldığının anlaşıldığı, davalıların asıl amaçlarının, ...'a ait taşınmazın satışının sağlanması değil, taşınmaz üzerine yapılacak bağımsız bölümlerin satışından elde edilecek hasılatın paylaşılması olduğu, buna göre davalı ... hasılatını paylaşacağı bağımsız bölüm satışının alıcısı olan üçüncü kişiye, somut olayda davacıya, diğer davalı ... ile yapılan sözleşmenin tarafı olmadığından bahisle husumet itirazında bulunmayacağı, davalı ... aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır(bkz. Yargıtay 6 Hukuk Dairesi'nin 2022/605 esas, 2023/2431 karar sayılı, 20/06/2023 tarihli; 2022/4303 Esas, 2023/3844, 2020/970 esas, 2021/764 karar sayılı, 12/10/2021 tarihli ilamları). Davalı ..., davalılar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunmadığını, bu nedele üçüncü kişilere karşı ortaklığın faaliyetinden ötürü ... sorumlu olmayacağını savunmuş ise de; yine mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere, mahkemece davalılar arasında doğrudan adi ortaklık ilişkisi bulunduğu kabul edilmemiş, davalılar arasında hem eser, hem satış vaadi, hem de adi ortaklık unsurlarının bir arada olduğu karma bir sözleşme bulunduğu, bu nedenle adi ortaklığa ilişkin hükümlerin de uyuşmazlıkta kıyasen uygulanacağı, taraflar arasındaki gelir paylaşımlı inşaat sözleşmesinde, davalı ... üçüncü kişiler ile satış vaadi sözleşmeleri yaparken, esasen ... ile arasındaki sözleşmeden doğan, inşaa edilen taşınmazları satma borcunu yerine getirdiği, şu halde burada asıl satıcının ... değil, arsa sahibi ... olduğu, davalıların elde edilecek hasılatın paylaşılması amacıyla kurdukları ortaklıkta, ... tarafından taşınmazın, ... tarafından finansal kaynak ve emeğin sermaye olarak konulduğu, nitekim davacıya fiilen teslim edilen ve bedeli ödenen dava konusu bağımsız bölümün mülkiyeti hala davalı ... olmasına rağmen, buna tasarrufa yönelik bir itirazın da bulunmadığı, adi ortaklıkta ortaklıktan doğan hak ve borçların elbirliği rejimine tabi olduğu, ortaklığın üçüncü kişilere karşı edimlerinden tüm ortakların müşterek ve müteselsilen sorumlulukları bulunduğu, bu nedenle davacının tescil talebini her iki davalıya yöneltmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, mahkemenin bu yöndeki kabulünde de isabetsizlik mevcut olmadığı anlaşılmış, davalı ...'ın aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir ( bkz. Yargıtay 6 Hukuk Dairesi'nin 14/11/2023 tarihli, 2022/5412 esas, 2023/3053 karar sayılı, 28/09/2023 tarihli, 2022/394 esas, 2022/4434 karar sayılı, 28/09/2021 tarihli ilamları). Davalılar arasındaki ana ve ek sözleşmelerden doğan uyuşmazlığın, iç ilişkiye dair olduğu ve davacıya karşı ileri sürülemeyeceği anlaşılmakla, davalı ... vekilinin İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/515 Esas sayılı dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı ... vekilinin, mahkemece dosyada yer alan hukuki mütalaalar ile hukukçu bilirkişiler tarafından tanzim edilen raporlara aykırı karar verildiği yönündeki istinaf sebebi, HMK'nun 31 ve 266 maddeleri uyarınca, çözümü teknik bilgiyi gerektiren hususlar haricinde, hukuki vasıflandırma yapma ve Türk hukukunu re'sen uygulama yetkisi münhasıran mahkemeye ait olduğundan, öte yandan mahkeme, bilirkişi raporundaki hukuki tespitler ile mütalaalarda yer alan hukuki tespitlerin aksi yöndeki kabulünün dayanaklarını açıklamış bulunduğundan yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin, dosyada yapılan yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmadığına yönelik istinaf sebebi değerlendirildiğinde, HMK'nın 326 maddesi uyarınca, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraflardan alınmasına karar verilmesi gerektiği, davacının sarfettiği 384,90-TL keşif harcı ile 5.680,10-TL posta, tebligat ve bilirkişi ücreti toplamı olan 6.064,90-TL yargılama gideri yönünden mahkemece hüküm tesis edilmemesinin yerinde olmadığı anlaşılmış olup, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur.Sonuç itibariyle, davalının istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine, davacının yargılama giderlerine yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacı tarafından sarfedilen yargılama giderlerinin davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı ... Anonim Şirketi'nin istinaf başvurusunun, 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/07/2021 Tarih ve 2021/337 Esas - 2021/656 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; 3- Davanın KABULÜNE,4- Dava konusu İstanbul ili, ... ilçesi, ... köyü, ... ada, ... parsel sayılı, 266 no'lu bağımsız bölümün davalı ... A.Ş. Adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazın davacı adına TAPUYA KAYIT VE TESCİLİNE, 5-İİK 28. maddesi uyarınca hüküm özetinin ve karar kesinleştiğinde gerekçeli kararın ilgili tapu sicil müdürlüğüne gönderilmesine,

İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 6-Dairemiz karar tarihi itibariyle alınması gereken 187.852,50-TL karar harcından, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 46.963,12-TL harcın mahsubu ile bakiye 140.889,38-TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına, 7-Davacı tarafından yatırılan 46.963,12-TL peşin harç, 44,40-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 47.007,52‬-TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,8-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davacı tarafından sarfedilen 384,90-TL keşif harcı ile 5.680,10-TL posta, tebligat ve bilirkişi ücreti toplamı olan 6.065,00-TL yargılama giderinin davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,9-Davalılar tarafından yargılama sırasında sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 10-Davacı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca takdir edilen 113.325,00-TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 11-Bakiye gider avansı olduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, İSTİNAF YÖNÜNDEN: 12-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 13-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı ... Anonim Şirketi tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 14-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 187.852,50-TL TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı ... Anonim Şirketi tarafından peşin olarak yatırılan 46.964,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 140.888,5‬-TL'nin davalı ... Anonim Şirketi'nden tahsili ile hazineye gelir kaydına, 15-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 162,10-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, 16-Davalı ... Anonim Şirketi tarafından sarf edilen istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 17-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz yasa yolu açık olmak üzere 15/02/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürülenTapukaldırılmasınataraflarınesastanİptaliibbgközetikararistinafkabulünederecesebeplerininistanbulVetescilinetapuyayönündensavunmasınınsebeplerimahkemesininkayıtkararınınileriTescilkabulüdosyaiddianumarasımahkemesihüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:48:59

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim