İstanbul BAM 13. HD 2021/1650 E. 2024/271 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2021/1650
2024/271
15 Şubat 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/281 Esas
KARAR NO: 2024/247 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2019/437 Esas - 2021/589 Karar
TARİHİ: 08/07/2021
DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
DAVA TARİHİ: 16/07/2019
BİRLEŞEN İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2019/420
KARAR NO: 2019/990
DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
KARAR TARİHİ: 15/02/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkillerinin davalı şirketin %23,48 oranında paya sahip ortağı olduklarını, davalı şirketin ertelenen 30/04/2019 tarihli 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında, davalı şirket tarafından hesap verme ve dürüstlük ilkelerine aykırı davranıldığını, yönetim kurulu faaliyetlerinin kanuna aykırı olduğunu, finansal tabloların gerçeği yansıtmadığını, şirket tarafından kanuna aykırı işlemler yapıldığını, pay sahiplerinin bilgi alma haklarının sınırlandığını, yönetim kurulu üyelerinin kanuna aykırı şekilde ibra edildiğini, YK Başkanı ...'ın oy kullanmaması gerekirken, ibra kararının alınmasında etkili olduğunu, yönetim kurulu üyelerine fahiş oranda zam yapılmasına karar alındığını, yapılan artışın makul oranda olmadığını, kararın dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, ana sözleşmenin maksat ve mevzuu ile ilgili 3.maddesinin tadiline ilişkin alınan kararın şirket menfaatine aykırı olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştigaline müsaade edilmesine ilişkin alınan kararda YK Başkanı ... oy kullandığını, bu nedenle alınan kararın kanuna aykırı olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin kendi menfaatlerine kullandığı şirket kaynaklarının istismarı söz konusu olduğunu, TTK 395 ve 396 md kapsamındaki izin verilmesi yönünde alınan kararın kanuna aykırı olduğunu; tüm bu dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle alınan kararların yasaya, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu, müvekkillerinin alınan kararlara muhalefet şerhi koyduğunu ve tutanağa işletildiğini ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle gündemin 3.maddesiyle alınan şirket bilançosu ve kar/zarar hesaplarının onaylanmasına ilişkin kararın, gündemin 4.maddesiyle alınan yönetim kurulu üyeleri ... A.Ş. ve ... A.Ş..'nin ibrasına ilişkin kararın, gündemin 5.maddesiyle alınan yönetim kurulu başkanına takdir edilen ücrete ilişkin kararın, gündemin 6.maddesiyle alınan şirket ana sözleşmesinin maksat ve mevzu ile ilgili 3.maddesinin tadil edilmesine ilişkin kararın, gündemin 7.maddesiyle alınan yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştigaline müsaade edilmesine ilişkin kararın iptallerine ve iptali istenen kararlara yönelik yürütmenin durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, müvekkili şirket faaliyet raporu ve finansal tabloları dürüst resim ilkesine ve hukuka uygun olarak düzenlendiğini, finansal tabloların uluslararası denetim şirketi tarafından denetlendiğini, şirket yönetim kurulu üyelerinin ve yöneticilerinin giderlerinin fahiş olmadığını, yönetim kurulu üyelerinin ibra kararında yapılan müzakerelere katılabileceğini ve oy kullanabileceğini, genel kurul kararıyla YK Başkanı için ödenmesi kararlaştırılan ücretin, pay sahipliği haklarından bağımsız olarak YK Başkanının üstlendiği profesyonel yönetim vazifesinin, ifa ettiği görev, yüklendiği yükümlülük ve sorumlulukların karşılığı olarak TTK'nın 394/1.maddesi mucibince ödenmesi kararlaştırılan ücret olduğunu, ana sözleşmenin değişikliğinin piyasada daha rahat çalışma imkanı sağlandığını, şirketin ana iştigal konusunu terk etmediğini, aksine ek iştigal konuları eklediğini, alınan kararın kanuni nisaplara uygun olduğunu, mevzuat ve esas sözleşme hükümlerine aykırılık teşkil etmediğini; yönetim kurulu üyelerine TTK 395 ve 396 md göre verilen izinlerin hiçbir zaman grup dışı şirketlerde faaliyet izni olarak verilmediğini, bu nedenle yönetim kurulunun kişisel menfaatini doğuran bir durum söz konusu olmadığını ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davanın reddini savunmuştur. Birleşen davada davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olduklarını, davalı şirketin 30/04/2019 tarihli olağan genel kurul toplantısında müvekkilleri tarafından alınan tüm kararlara ret oyu kullanıldığını ve muhalefetlerinin tutanağa geçirildiğini, bilgi alma ve inceleme hakkı kapsamında müvekkilleri tarafından yöneltilen sorulara verilen cevapların yetersiz kaldığını, dürüst hesap verme ilkelerinin uygulanmadığını; şirket faaliyet raporunun ve finansal tablolarının gerçeği yansıtmadığını, yukarıda belirtildiği üzere müvekkili sorularının cevapsız bırakıldığını, verilen bilgilerin dürüst hesap verme ilkesine aykırı olduğunu; yönetim kurulu üyeleri ... A.Ş. ve ... A.Ş.'nin ibrasına ilişkin karara oydan yoksun kişilerin oy kullandığını ve bu şekilde ibra edildiklerini, YK Üyelerinin ücret ve prim haklarının dürüstlük kuralına aykırı olarak belirlendiğini, şirket ana sözleşmesinin tadili nedeniyle şirketin uzmanlığı olmayan faaliyet alanına itilerek risk altına sokulduğunu, şirket konusu işlerle iştigaline müsaadesine ilişkin alınan kararın, yine oylamada oy hakkı bulunmayan yönetim kurulu üyelerinin oylarıyla alındığını ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davalı şirket 30/04/2019 tarihli Genel Kurul Toplantısında alınan 2, 3, 4 ( ... ibra edilmemesine ilişkin kısım hariç), 5, 6, 7 nolu kararların iptaline, kararların yok hükmünde olduğunun veya butlanının tespitine; şirket kar payı miktarının tespiti ile paydaşlara dağıtılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; asıl davaya bildirdiği nedenlerle ve birleşen davada talep edilen gündemin 2.nolu maddesiyle alınan karar yönünden, faaliyet raporunun sadece müzakere edildiğini, onaylanmadığını, faaliyet raporunun müzakeresinin genel kurul kararı niteliğinde bulunmadığını, genel kurulda oylama yapılmadığını ileri sürerek asıl ve birleşen davaya cevap dilekçelerinde bildirdiği nedenlerle birleşen davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 08/07/2021 tarih 2019/437 Esas - 2021/589 Karar sayılı kararında; "Asıl dava; davalı şirketin 30/04/2019 tarihli genel kurul toplantısında alınan 3, 4, 5, 6, 7 nolu kararların iptali istemine, Birleşen dava; aynı genel kurul toplantısında alınan 2, 3, 4, 5, 6, 7 nolu kararların butlan veya iptali ile şirket karının tespiti ile pay sahiplerine dağıtılması istemine ilişkindir. Olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 445.maddesi; "446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler." hükmünü içermekte olup; Aynı yasanın 446.maddesi gereğince iptal davası açabilmek için toplantıda hazır bulunan ilgilinin karara olumsuz oy vermesi ve bu muhalefetini tutanağa geçirtmesi veya divan başkanlığına vermesi yasal zorunluluktur. Bu bağlamda, asıl ve birleşen davacıların, davalı şirketin 30/04/2019 tarihli olağan genel kurul toplantısında iştirak ettikleri ve iptali istenen 2, 3, 4 (YK Başkanı ...'ın ibra edilmemesine ilişkin kısmı hariç), 5, 6, 7 nolu gündem maddelerine olumsuz oy kullandıkları ve alınan karara muhalefet şerhi yazdırdıkları dolayısı ile dava açmaya hak ve sıfatlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan davalı şirketin merkez adresi itibariyle iş bu davaya bakmaya TTK'nın 445.maddesi gereğince mahkememiz yetkilidir. Toplantının yapıldığı tarih ve dava tarihi itibari ile asıl ve birleşen davanın 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı görülmüştür. Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı şirketin 30/04/2019 tarihli genel kurul toplantısında alınan ve asıl ve birleşen davada iptali istenilen kararların TTK'nın 445.maddesi gereğince iptal koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. İddia ve savunmaların ileri sürülüş biçimine göre, uyuşmazlığın niteliği itibari ile çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden asıl ve birleşen dava yönünden dava konusu yapılan genel kurul kararlarının iptal koşullarının oluşup oluşmadığı hususunda bilirkişi kurulu raporu alınmasına karar verilerek, taraf ticari defter ve kayıtları, getirtilen-sunulan belgelerle birlikte dosya konusunda uzman bilirkişi SMMM ... ve şirketler hukuku konusunda uzman Prof. Dr. ...'e tevdi edilmiş, adı geçen bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 06/10/2020 tarihli raporun ve taraf vekillerinin itirazı üzerine aynı heyetten alınan 19/02/2021 tarihli ek raporun dosya arasında olduğu görülmüştür. Alınan bilirkişi kurulu rapor ve ek raporunda özetle; asıl ve birleşen davacıların davalı şirketin ortağı oldukları, davacıların davalı şirketin 30/04/2019 tarihli genel kurul toplantısına vekilleri aracılığıyla iştirak ettikleri ve iptali istenen gündem maddeleri ile ilgili olarak muhalefet şerhlerini usulüne uygun biçimde zapta yazdırdıkları; Yönetim Kurulu Faaliyet Raporlarının okunması ve müzakere edilmesine ilişkin gündemin 2.maddesiyle alınan kararın, faaliyet raporunun Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından düzenlenen yönetmeliğe göre usulüne uygun hazırlandığı ve iptal koşularının oluşmadığı, diğer yandan, bu gündem maddesinin yönelik onaylama ya da onaylamama yetkisi vermediği, Bilanço ve Kar/Zarar Hesaplarının onaylanmasına ilişkin gündemin 3.maddesiyle alınan kararın, bilanço ve kar/zarar tablolarının açık anlaşılabilir nitelikte dürüstlük ilkesi kapsamında hazırlandığı, şirketin bağımsız denetim raporu ve YMM raporu bunu teyit ettiği, kararın oy çokluğu ile alındığı, kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırı olmadığı, dolayısıyla iptal koşullarının oluşmadığı; Yönetim Kurulu Üyelerinin ibrasına ilişkin gündemin 4.maddesiyle alınan karara, yönetim kurulu üyelerinin kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını, kendilerinin ve yönetimde dahil diğer üyelerin oylamasında oy kullanamayacakları; bu kapsamda alınan kararda Yönetim Kurulu Başkanı ... ibra edilmediği ancak, diğer yönetim kurulu üyelerinin Yönetim Kurulu Başkanının oylarıyla ibra edildiği, YK Başkanı kanuna aykırı olarak diğer üyelerin ibrasında oy kullandığı, YK Başkanı ... diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasının oylamasında kullandığı oyları düşüldükten sonra geriye kalan oyların ibrada yeterli olmadığı, dolayısıyla anılan kararın kanuna aykırı olduğu ve bu nedenle iptal koşulunun oluştuğu; Yönetim Kurulu ücret ve prim haklarının belirlenmesine ilişkin gündemin 5.maddesiyle alınan kararın; TTK 394.maddesinde, yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kardan pay ödeneceğinin düzenlendiği, burada aranan kriterlerin, genel kurulun yapıldığı dönemde şirketin ortaklık yapısı, şirketin finansal durumu, şirketin geçmiş yıl uygulamaları, mali durum açısından şirketle benzer durumda bulunan şirketlerdeki emsal ücretler, yönetim kurulunun harcadığı emek ve mesai ile orantılı olması, pay sahiplerinin kardan pay alma haklarını ihlal etmeyecek olmasının arandığı; Yine ücrete ilişkin olarak yapılan değerlendirmede eşitlik ilkesi de göz önünde bulundurulması gerektiği; Bu açıklamalar doğrultusunda, şirket genel kurul toplantısında kar dağıtımına ilişkin herhangi bir karar alınmadığı, YK Başkanının ücretine zam yapılarak ödenmesinin pay sahipleri arasında eşitsizlik yarattığı, çoğunluğun gücünü kötüye kullanarak azınlığın menfaatlerinin ihlaline yol açtığının düşünüldüğü; bu yolla çoğunluğu elinde bulunduran ve aynı zamanda pay sahibi olan yönetim kurulu üyeleri karın dağıtılmaması kararından etkilenmediği, yönetim kurulu üyesi olmayan pay sahiplerine nazaran kendilerini daha avantajlı konuma getirdiği; şirketin kar dağıtımı konusunda karar almaksızın bazı ortaklara ücret adı altında ödeme yapılarak eşit işlem ilkesine aykırılık oluşturduğu, bu nedenlerle ücret ve prim haklarına ilişkin alınan kararın iptal koşullarının oluştuğu; Şirket Ana sözleşmesinin Maksat ve Mevzu ile ilgili 3.maddesinin tadiline ilişkin gündemin 6.maddesiyle alınan kararın; oy çokluğu ile nisap sağlanarak alındığı, hukuka uygun olduğu, bu nedenle iptal koşullarının oluşmadığı; TTK'nın 395. ve 396. maddeleri gereğince Yönetim Kurulu Üyelerine izin verilmesine ilişkin gündemin 7.maddesiyle alınan kararda, Yönetim Kurulu Üyesi pay sahiplerinin kendi yasağının kaldırılması kararına oy kullanamayacakları ancak, diğer üyelerin yasaklarının kaldırılmasında oy kullanabilecekleri; bu bakımdan YK Başkanı ... kendi yasağının kaldırılmasına ilişkin oylamada lehine oy kullanması ve kullandığı oyların düşümü sonucu olumsuz oyların fazla olması nedeniyle anılan kararın kendisi bakımından iptal koşullarının oluştuğu; diğer YK Üyeleri ... A.Ş. ve ... A.Ş.'nin YK üyesi sıfatıyla rekabet ve işlem yasaklarının kaldırılmasında, oydan yoksun olmayacağı, bu nedenle bu iki üye yönünden alınan kararın iptal koşullarının oluşmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Alınan bilirkişi kurulu rapor ve ek raporu, asıl ve birleşen dava konusu yapılan 6 numaralı gündem maddesi ile alınan karar dışında kalan diğer kararlar yönünden gerekçeli, denetlenebilir, dosya içeriğine uygun ve uyuşmazlığı çözmeye yeterli görüldüğünden, rapor ve ek raporlara yönelik tarafların itirazları yerinde görülmemiş, mahkememizce de benimsenmiş ve hükme esas alınmıştır. Tarafların asıl ve birleşen davaya yönelik karşılıklı iddia ve savunmaları, alınan ve benimsenen bilirkişi kurulu kök ve ek raporu ile toplanıp değerlendirilen delillere göre; asıl ve birleşen davacıların, hissedarı oldukları davalı şirketin 30/04/2019 tarihli olağan genel kurul toplantısına iştirak ettikleri, iptali istenilen asıl ve birleşen dava konusu gündem maddelerine olumsuz oy kullandıkları ve alınan kararlara muhalefet şerhi yazdırdıkları, davacıların gündem maddelerine bağlı alınan kararların iptaline ilişkin dava açma koşullarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Birleşen davaya konu yapılan gündemin 2.maddesine ilişkin olarak; Birleşen davacı tarafça birleşen davaya konu Yönetim Kurulu Faaliyet Raporunun Okunmasına ve Müzakere edilmesine ilişkin gündemin 2.maddesinin iptali istenmiş ise de; benimsenen bilirkişi kurulu rapor ve ek raporunda açıklandığı üzere, yönetim kurulu faaliyet raporunun görüşülerek müzakere edildiği; bu gündem maddesine ilişkin herhangi bir karar alınmadığı anlaşıldığından birleşen davaya yönelik bu yöndeki istemin reddine karar vermek gerekmiştir. Asıl ve Birleşen davalara konu yapılan gündemin 3.maddesine ilişkin olarak; Asıl ve birleşen davaya konu Bilanço ve Kar/Zarar Hesaplarının Onaylanmasına ilişkin gündemin 3.maddesiyle alınan kararın kanuna ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiş ise de; davalı şirket bilanço ve finansal tabloların usulüne ve kanuna ve dürüstlük ilkesine uygun olarak düzenlendiği, finansal tabloların birbirlerini teyit ettiği; kaldı ki anonim ortaklıklarda çoğunluk ilkesi gereği anılan genel kurul kararının oy çokluğu ile alındığı, kararın yasaya, esas sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırılığından bahsedilemeyeceği anlaşıldığından bu yöndeki istemin reddine karar vermek gerekmiştir. Asıl ve Birleşen davalara konu yapılan gündemin 4.maddesine ilişkin olarak; 6102 sayılı TTK'nın 436.maddesi "Pay sahibi kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz. Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz." hükmünü içermektedir. Yukarıda açıklandığı üzere, şirket yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy hakkını kullanamayacağı düzenlenmiştir. Buna göre; asıl ve birleşen davaya konu Yönetim Kurulu Üyelerinin ibralarına ilişkin gündemin 4.maddesiyle alınan kararın, yine benimsenen bilirkişi kurulu rapor ve ek raporunda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, genel kurul toplantısında Yönetim Kurulu Başkanı ...'ın, diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin kararda oylamaya katıldığı ve verdiği olumlu oylarla nisap sağlandığı, adı geçenin oy yoksunluğu haline göre kulanmış olduğu oylar dahil edilmediğinde bu kararın alınamayacağı; bu haliyle adı geçenin oylamaya katılmak suretiyle TTK'nın 436/2.md kapsamındaki yasağa aykırı karar alındığı, sözkonusu oyların kararın alınmasında etkili olduğu; açıklanan nedenlerle Yönetim Kurulu Başkanının ibra edilmemesi dışındaki diğer yönetim kurulu üyelerinin ibralarına ilişkin alınan ve dava konusu yapılan 4 nolu gündem maddesinin bu kısmının yasaya aykırı olduğu anlaşıldığından iptaline karar vermek gerekmiştir. Asıl ve Birleşen davalara konu yapılan gündemin 5.maddesine ilişkin olarak; Gündemin bu maddesi ile Yönetim Kurulu Başkanı ...'ın almakta olduğu aylık 360.000 TL ücretin %10 oranında arttırılmasına ve satışlar üzerinden prim ödemesine karar verilmiştir. TTK 394.maddesinde, yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kardan pay ödeneceği düzenlenmiş olup, burada, genel kurulun görev yapıldığı dönemde şirketin ortaklık yapısı, şirketin finansal durumu, şirketin geçmiş yıl uygulamaları, mali durum açısından şirketle benzer durumda bulunan şirketlerdeki emsal ücretler, yönetim kurulunun harcadığı emek ve mesai ile orantılı olması, pay sahiplerinin kardan pay alma haklarını ihlal etmeyecek olması koşulları aranmaktadır. Diğer yandan ücrete ilişkin olarak yapılan değerlendirmede yönetim kurulu üyeleri ile diğer paydaşlar arasındaki eşitlik ilkesi göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu genel açıklamalara göre somut olaya bakıldığında; benimsenen bilirkişi kurulu rapor ve ek raporunda açıklandığı üzere, davalı şirket genel kurul toplantısında kar payı dağıtımına ilişkin herhangi bir karar alınmaksızın YK Başkanına ücret adı altında yapılan ödemelerin (ücret artışı ve prim) eşit işlem ilkesine aykırılık oluşturduğu; YK Başkanı ücretine yapılan artışın ve prim ödemesinin diğer paydaşlarla arasında eşitsizlik oluşturduğu; çoğunluğu elinde bulunduran yönetim kurulunun, kendilerine yapılan ücret ödemelerine ilişkin kararlar alabilirken kar payı dağıtılmamasından etkilenmedikleri, bu durumda zaten günün koşullarına göre yüksek ücret aldığı anlaşılan YK Başkanına yapılan ücret artışı ve prim ödemesi kararının dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil ettiği kanaatine varıldığından, yönetim kurulu başkanına ödenen ücretin artırılmasına ve prim ödenmesine ilişkin kararın iptaline karar vermek gerekmiştir. Asıl ve Birleşen davalara konu yapılan gündemin 6.maddesine ilişkin olarak; Şirket Ana sözleşmesinin Maksat ve Mevzu ile ilgili 3.maddesinin tadiline ilişkin gündemin 6.maddesiyle alınan karara yönelik bilirkişi raporunda iptal koşullarının oluşmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Her iki davada dava konusu yapılan gündemin 6.maddesinde alınan karar ile; şirket ana sözleşmesindeki maksat ve mevzu başlıklı 3.maddesinin tadiline ve davalı şirketin ana faaliyet alanı olan her türlü döküm pres, emaye sanayi imal ve ticareti yanına taşınmaz alım ve satımının da eklendiği anlaşılmaktadır. Konuya ilişkin alınan kök ve ek bilirkişi kurulu raporlarında söz konusu ana sözleşme değişikliğinin TTK'nın 421/3-a maddesi kapsamında işletme konusunun tamamen değiştirilmesi olarak değerlendirilemeyeceği; değişikliğin, işletme konusuna yeni bir alanın eklenmesi olduğu dolayısıyla, sözkonusu alınan kararda %75 nisabın aranmayacağı ve karar için gerekli nisabın da sağlandığı yönünde görüş bildirilmiş ise de;Davacı tarafın kök rapora yönelik verdiği 30/10/2020 tarihli itirazları ve eklerinin incelenmesinden; ana sözleşme değişikliği kararının tescil ve ilanından sonra, bu karara ilişkin İstanbul BAM 13. HD'nce verilen ihtiyati tedbir kararından önce davalı şirket tarafından, yönetim kurulu başkanı ...'ın %70 oranında pay sahibi olduğu dava dışı ... Tic. A.Ş.'nin sahibi olduğu 33 adet taşınmazın satın alındığı; adı geçen yönetim kurulu başkanının davalı şirketteki %26.21 oranındaki payı ile taşınmazların satın alındığı dava dışı şirketteki %70 oranındaki payı ve taşınmazların ana sözleşme değişikliğinden kısa bir süre sonra satın alınmış olması, bu süreçte başka 3.kişilerden taşınmaz satın alınmaması göz önüne alındığında; ana sözleşmede yapılan bu değişikliğin, şirketin işletme konusuna yeni bir alanın eklenmesi olmayıp, yönetim kurulu başkanının hakim hissedarı olduğu ...Tic. A.Ş.'ye üstü örtülü olarak kaynak transferi amacına yönelik olduğu açıktır. Bu durumun ise davalı şirketin diğer ortaklarının zararına sebebiyet vereceği ve sermayenin korunması ilkesine ve dürüstlük kurallarına uygun düşmediği, oylama sonucu alınan kararda gerekli nisabın sağlanmasının da, değinilen kararın iptaline engel olmayacağı kanaatine varıldığından, bilirkişilerce düzenlenen kök ve ek raporlardaki bu konudaki değerlendirmelere itibar edilmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle gündemin 6.maddesiyle alınan şirket ana sözleşmesinin 3.maddesinin tadil edilmesine ilişkin kararın iptaline karar vermek gerekmiştir.Asıl ve Birleşen davalara konu yapılan gündemin 7.maddesine ilişkin olarak; Genel Kurul ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 395.maddesiyle yönetim kurulu üyelerine anonim şirketle ticari işlem yapma yasağı, 396.maddesiyle de şirketin konusuna giren işlerde rekabet yapma yasağı getirilmiştir. Bu düzenlemeler, mutlak emredici nitelikte hükümler değildir. Her iki maddede getirilen yasağın genel kurul kararı ile kaldırılması mümkündür. Genel kurul, yönetim kurulu üyelerinin tamamı veya biri veyahut birkaçı için bu yasakların kaldırılmasına izin verebilir. Ancak, TTK'nın 395. ve 396.maddeleri çerçevesinde alınan kararlarda aynı yasanın 436/1.madde gereğince hakkında izin verilen yönetim kurulu üyesi veya üyeleri kendi lehine oy kullanamaz, diğer yönetim kurulu üyeleri için yapılan oylamada oy kullanabilirler. Somut olayda, Yönetim Kurulu Başkanı ...'ın kendi yasağının kaldırılmasına ilişkin alınan kararda oy kullandığı, verdiği olumlu oylarla nisap sağlandığı, adı geçenin oy yoksunluğu haline göre kulanmış olduğu oylar dahil edilmediğinde kendisi yönünden bu kararın alınamayacağı; bu nedenle ...'a izin verilmesine ilişkin alınan kararın yasaya aykırı olduğu anlaşılmakla Yönetim Kurulu Başkanı ... yönünden iptalinin gerektiği; Diğer YK Üyeleri ... A.Ş. ve ... A.Ş.'nin YK üyesi sıfatıyla rekabet ve işlem yasaklarının kaldırılmasına ilişkin alınan kararla verilen iznin TTK'nın 395.ve 396.madde gereğince yetkili organ olan genel kurulca verildiği, bu yöndeki genel kurul kararının oy çokluğu ile alındığı ve gerekli nisabın sağlandığı; bu yönetim kurulu üyelerine izin verilmesine ilişkin kararda, YK Başkanı ...'ın oy yoksunluğu halinin bulunmadığı; dolayısıyla alınan kararın kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırılığından bahsedilemeyeceği anlaşıldığından, bu yönetim kurulu üyelerine izin verilmesi yönünde alınan karara yönelik iptal isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. Birleşen davaya konu yapılan şirket kar payının tespiti ve dağıtımı talebine ilişkin olarak; Birleşen davacı taraf her ne kadar şirket kar payının tespiti ile paydaşlara dağıtılmasına karar verilmesini istemiş ise de; kar payı dağıtılıp dağıtılmaması hususu şirket genel kurul takdir yetkisinde olup, genel kurul toplantısında bu yönde herhangi bir gündemin bulunmadığı, bu nedenle birleşen davacı tarafın bu yöndeki taleplerinin eldeki davada dinlenemeyeceği anlaşıldığından bu yöndeki istemin reddine karar vermek gerekmiştir. TTK'nın 449.maddesi yönünden değerlendirme;Asıl ve birleşen davalara ilişkin olarak, dava açıldığı sırada dava konusu yapılan gündemin 3, 4, 5, 6 ve 7 numaralı maddeleri yönünden alınan kararların yürütülmelerinin TTK'nın 449.maddesi gereğince geri bırakılmaları istenilmiş ve mahkememizce bu konudaki isteme yönelik kararın verildiği 08/01/2020 tarihindeki dosya kapsamı ve delil durumuna göre istemin reddine karar verilmiş ise de; Asıl ve birleşen davalarda dava konusu yapılan gündem maddelerinin yukarıda belirtilen kısımlarının açıklanan nedenlerle nihai olarak iptaline karar verilmiş olması göz önüne alındığında; İptaline karar verilen 4 nolu gündem maddesindeki ibra kararının yürütülmesinin durdurulmaması halinde (icra yeteneği olmayan olumsuz bir karar olması nedeniyle), HMK'nın 389.maddesinde öngörülen hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceği veya gecikme nedeniyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı endişesini gerektirecek bir durumun bulunmadığı;İptaline karar verilen 5 nolu ücret ve prim ödemesi ve 7 nolu izin kararlarının yürütülmesinin durdurulmaması halinde ise (icra yeteneği olan olumlu bir karar olması nedeniyle), HMK'nın 389.maddesinde öngörülen hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceği veya gecikme nedeniyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı endişesini gerektirecek bir durumun, diğer bir anlatımla tedbir koşullarının bulunduğu kanaatine varıldığından, 5 ve 7 nolu gündem maddesinin iptal edilen kısmının yürütmesinin geri bırakılmasına;İptaline karar verilen 6 nolu gündem maddesi ile alınan karar hakkında İstanbul BAM 13.Hukuk Dairesi'nce verilen yürütülmesinin geri bırakılması kararı ayakta olduğundan ve HMK.nın 397.maddesi gereğince aksine karar verilinceye ve hüküm kesinleşinceye kadar devam edeceğinden bu karara ilişkin yürütülmenin geri bırakılması konusunda yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. "gerekçesi ile, "Asıl ve Birleşen Davaların Birlikte Kısmen Kabulü ile;1-Davalı şirketin 30/04/2019 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul Toplantısında(a) 4 numaralı gündem maddesi ile ...'ın ibra edilmemesi dışındaki diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine,(b) 5 numaralı gündem maddesi ile davalı şirket yönetim kurulu başkanına ödenen ücretin artırılmasına ve prim ödenmesine, (c) 6 numaralı gündem maddesi ile şirket ana sözleşmesinin 3.maddesinin tadil edilmesine ve,(d) 7 numaralı gündem maddesi ile alınan karardan ...'a TTK.nın 395.ve 396.maddeleri gereğince davalı şirket konusu işlerle iştigal etmesine izin verilmesi kısmına,İlişkin alınan kararların ayrı ayrı iptallerine,2-İptaline karar verilen 5 ve 7 numaralı gündem maddelerinin iptal edilen kısımlarının yürütülmelerinin TTK.nın 449.maddesi gereğince geri bırakılmasına,3-6 numaralı gündem maddesi ile alınan karar hakkında İstanbul BAM. 13.Hukuk Dairesi'nce verilen yürütülmesinin geri bırakılması kararı ayakta olduğundan ve HMK.nın 397.maddesi gereğince aksine karar verilinceye ve hüküm kesinleşinceye kadar devam edeceğinden bu karara ilişkin yürütülmenin geri bırakılması konusunda yeniden karar verilmesine yer olmadığına,4-Asıl ve birleşen davalar yönünden fazlaya ilişkin istemlerin ayrı ayrı reddine," karar verilmiş ve karara karşı birleşen dosya davacıları ... vekili; asıl davada davacılar ... vekili; asıl ve birleşen dosyada davalı ... A.Ş vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl Davada Davacılar ... vekili istinaf dilekçesinde özetle, bilirkişi incelemesinin kanuna aykırı olarak yapıldığını, Dava dosyasında 06.10.2020 tarihli bir kök bilirkişi raporu ve 19.02.2021 tarihli bir ek bilirkişi raporu olmak üzere iki bilirkişi raporu bulunduğunu; davalı şirketin, bilirkişi incelemesinden evvel, şirketin ticari defterlerinin incelenmesi için yerinde inceleme talebinde bulunmuş olup, inceleme yapılıp dosya bilirkişilere teslim edilirken davalı şirketin defterlerinin bilirkişilere teslim edilmediğini ancak 06.10.2020 tarihli kök bilirkişi raporunun, 29. Sayfada, “Davalı Şirketin İbraz Edilen Ticari Defterleri” başlıklı bölümdeki ibareden, davalı şirketin ticari defterlerini bilirkişi heyetine ibraz ettiğinin anlaşıldığını, Bilirkişiler şirketin ticari defterlerini incelediğine göre yerinde inceleme yapıldığını ancak davacı taraf olarak taraflarına “yerinde inceleme yapılmış olduğuna dair” herhangi bir davet veya bildirim gelmediğini; bu hususta Prof. Dr. ...’in “Medeni Usul Hukuku” adlı kitabında,“Bilirkişinin taraflardan birinin bilgisine başvurması ya da taraflardan birinin elindeki bir şeyi incelemesi sırasında diğer tarafın hazır bulunması zorunlu değil, diğer tarafın hazır bulunmaya davet edilmesi zorunludur.” açıklamasının yer aldığını, taraflardan birinin gıyabında yapılmış yerinde incelemenin yargılamanın sıhhati açısından sakıncalı olduğunu, ayrıca bilirkişilerin davalıdan herhangi bir bilgi veya belge talep ettiğinde de, yargılamanın tarafları arasındaki eşitlik gözetilerek bu iletişime davacı taraf olarak taraflarının da dahil edilmesi gerektiğini; davacı taraf olarak taraflarına böyle bir bildirim yapılmadığını, bu nedenle de bilirkişi incelemesi kanuna aykırı olarak yargılamanın tarafları arasındaki eşitlik ilkesi gözetilmeksizin -sübjektif olarak- yapıldığını; HMK’nın 278/3 ve 4 maddelerine aykırı davranıldığını, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 29.03.2017 tarihli, 2016/1716E. ve 2017/1397 K. nolu kararında belirtildiği üzere taraflardan birinin yokluğunda yapılan bilirkişi incelemesinin bozma sebepleri arasında sayıldığını, Denetime ve hüküm oluşturmaya elverişsiz raporların dikkate alınmış olması nedeniyle dahi mahkemenin (4) nolu “asıl ve birleşen davalar yönünden fazlaya ilişkin istemlerin reddine” dair mahkeme kararlarının kaldırılması gerektiğini, Bilanço ve kar/zarar tablolarının onaylanması ile ilgili gündemin (3) nolu maddesi hakkında, eksik ve hatalı inceleme yapıldığı yönündeki itirazlarının mahkemece dikkate alınmadığını ve eksiklikler ile hataların giderilmediğini, mahkemenin gündemin (3). Maddesi ile ilgili alınan bilanço ve kar/zarar tablolarının onaylanması kararının iptali talebini reddettiğini; ancak mahkemenin kararının dayandığı bilirkişi raporlarının eksik incelemeyle yapıldığını ve kök rapora itirazları üzerine alınan ek raporda da bu eksikliklerin ısrarla giderilmediğini, kök rapor olan 06.10.2020 tarihli raporun 41.sayfasında, “İncelenen bilanço ve kar zarar hesaplarının tetkikinde yasal olmayan herhangi bir usulsüzlüğe rastlanmadığı düzenlenen bilanço kar ve zarar tablolarının açık anlaşılabilir nitelikte dürüstlük ilkesi dahilinde hazırlandığı, 213 sayılı VUK uyarınca tam tasdik YMMM. Raporu ve bağımsız denetim raporu ile teyit gördüğü anlaşılmaktadır.(…)” ifadesine yer verdiğini; yani Bilirkişilerce yapılan inceleme, bilanço ve kar zarar tablolarının mevzuata uygun düzenlenip düzenlenmediğinin tespitine yönelik ve bundan ibaret olduğunu ve böyle bir eksik inceleme neticesinde de iptal koşullarının oluşmadığının belirtildiğini, bilirkişilerin neredeyse bir şirketin bağımsız denetçi tarafından denetlenmesi ve YMMM tarafından tam tasdikinin mevcudiyetini, bilanço ile kar/zarar tablosunun dürüstlük ilkesine uygun olduğunu ispat için yeterli olarak değerlendirdiğini ve ardından “bununla birlikte davacı yanın iddiaları doğrultusunda bilançonun detayları ve alt hesaplarına girilerek bir inceleme yapılması özel bir çalışma gerektirmektedir” demekle Mahkemece verilen görevi yerine getirmediklerini açıkça beyan ettiklerini, bu rapora itirazlarını içeren 20.10.2020 tarihli dilekçelerinde mahkemenin bilirkişi incelemesine hükmedilen 12.03.2020 tarihli duruşma tutanağında yer alan ara kararı ile; “(…) davalı şirketin genel kurul kararlarının dava dilekçelerinde ileri sürülen nedenlere göre iptal koşullarının bulup bulunmadığının tespiti için” bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiği halde, aynı eksikliklerin 19.02.2021 tarihli ek raporda da giderilmediğini, hatta hukuki ve bilimsel olmaktan uzak gerekçelerle detaylı incelemeden kaçınıldığının, bilirkişilerin bu taleplerine cevaben, “Huzurdaki dava ne bir bilgi edinme davası ne de bir özel denetim talepli dava olmayıp genel kurul iptal davasıdır.. tarafımıza tevdi edilen görev ise finansal tabloların incelenmesi olup bilgi edinemedikleri konular hakkında özel denetim yapma ve bilgilendirme yapma görevimiz bulunmamaktadır. Spesifik finansal olayların araştırılması Özel Denetçi tayin edilerek yapılması gerekmektedir. Heyetimizin özel denetçinin yetki ve sorumluluk alanlarına giren konular hakkında inceleme yapması kanaatimizce yetki aşımına sebebiyet verecektir” diyerek, kök rapordaki, “biz bu işi inceleyemeyiz, çok zor ve ayrı bir uğraşı gerekir” şeklindeki gerekçelerini tekrar ettiklerini; bilirkişilerin gündemin (3). Maddesine ilişkin iptal sebepleri kapsamında inceleme yapmadıklarını kabul ettiklerini, bunun üzerine Mahkemeden, 11.03.2021 ve 07.04.2021 tarihli dilekçeleriyle yeni bir bilirkişi heyeti atanarak yeni bir rapor tanzimine karar verilmesinin talep edildiğini ancak bu taleplerinin reddedildiğini, Diğer yandan, aynı mahkemenin davalı şirketin 05.05.2020 tarihli genel kurulu için açtıkları davada verdiği 2020/375 esas 2020/822 karar sayılı kararla, “Özel Denetçi Tayini” için yapılmış bulunan taleplerini, “…davacı tarafça, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/366E. sayılı dosyasında, 05.05.2020 tarihinde yapılan genel kurulda alınan kararlara ilişkin olarak iptal davası açılmış olup; özel denetçi atanması istemine ilişkin konuların tamamı, bahse konu davada etraflıca tartışılıp değerlendirilereceğinden, bu hususların eldeki davada yeniden ileri sürülmesinde davacı tarafın hukuki yararı bulunmaktadır.” denerek reddettiğini, bunun bir çelişki olduğunu ve hukukta çelişkili davranışa izin verilemeyeceğini; mahkemenin kendi verdiği ara karara aykırı verilmiş temelsiz, hiç bir araştırma-incelemeye dayanmayan baştan savma bilirkişi raporlarını, itirazlarına karşın dikkate alarak, davalı şirketin tamamen kanuna, mevcut bilirkişi raporlarına, mahkeme kararlarına aykırı Bilanço ve finansal raporlarını incelemeden geçerli kabul ettiğini; bu konuda alınan genel kurul kararının iptali gerektiğini, Davalı şirketin 2018 yılına ait olağan genel kurul toplantısında alınan bilanço ve kar/zarar tablolarının onaylanmasına ilişkin kararın iptaline karar verildiğini, dava dilekçelerinde, davalı şirketin 28.06.2018 tarihli 2017 yılına ait olağan genel kurulunda alınan kararların iptali için İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açılan 2018/853 esas sayılı davasının derdest olduğunun belirtildiğini; bu davaya ilişkin dosyaya mübrez, davalı şirketin bilanço ve kar/zarar tablosunun dürüst resim ilkesine aykırı olduğu görüşünü içeren bilirkişi raporu (İst. 3. ATM’ne sunulan 18.03.2020 tarihli bilirkişi raporu) ve bunun dayanaklarının ve hatta mahkemenin vermiş olduğu 03.07.2020 tarihli ihtiyati tedbir kararının, bilirkişi heyetinin kök raporunda incelenmediğini, 19.02.2020 tarihli bilirkişi ek raporunun 6. Sayfasında ise, davalı şirketin 28.06.2018 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurulunda alınan kararlar hakkında İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/853E. saylı dosyada tanzim edilen bilirkişi raporu, tedbir kararı ve mahkemenin iptal kararının incelendiğinin belirtildiğini ancak bilirkişi heyetinin, mahkemenin iptal kararının kesinleşmediğini ve kendilerinin diğer bilirkişi tespit ve görüşleri ile bağlı olmadıklarını belirttiklerini, bu beyandan anılan karar ve dayanağı bilirkişi raporunun, hiç incelenmediği ve hatalı yorumlandığının anlaşıldığını, Raporda “Ortaklardan Alacaklar” hesabı incelenirken ...’ın prim alacağı olduğunun belirtildiğini; halbuki, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 201/853E. ile 2020/460K. sayılı kararı ile Yönetim Kurulu başkanına prim ödenmesine ilişkin genel kurul kararının iptal edildiğini, diğer yandan genel kurul kararlarının iptali kararının uygulanması için kesinleşme şartı bulunmadığını; bu konuda Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu “Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü” adlı kitabında HMK’nın 350/2.maddesine atıf yaparak anonim ortaklık genel kurul kararlarının iptali kararı aleyhine; “İstinaf kanun yoluna başvurulmuş olması, kural olarak, ilk derece mahkemesinin kararının icrasını durdurmaz.” görüşüne yer verdiğini, müvekkilleri tarafından İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/853E. ile 2020/460K. sayılı kararının icrası için İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün .... sayılı takibi açıldığını, davalının ise bu icra takibini, “kararın kesinleşmemiş olduğu” gerekçesiyle İstanbul 12. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2020/548E. sayılı dosyası ile şikayet ettiğini, İstanbul 12. İcra Hukuk Mahkemesi ise 30.11.2020 tarih ve 2020/747K. sayılı kararı ile “mahkeme kararının icrası için kesinleşmesine gerek olmadığına” karar verdiğini ve bu kararın kesinleştiğini, Diğer yandan genel kurul kararını iptal eden mahkeme kararının geriye etkili olduğunu; kararın kesinleşip kesinleşmemiş olmasının da bilirkişi heyetinin görevini ve değerlendirmelerini etkilemeyeceğini; dolayısıyla bilirkişi heyeti tarafından, anılan dosyadaki bilirkişi raporu dikkate alınmasa dahi mahkeme kararının dikkate alınması gerektiğini ve bu mahkeme kararı da göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılması gerektiğini, İstanbul 3. ATM tarafından verilmiş olan 03.07.2020 tarihli ihtiyati tedbir kararının da halen yürürlükte olduğunu; söz konusu tedbir kararı uyarınca, 28.06.2018 tarihli genel kurulda alınmış olan kararların yürütülmesinin de durdurulduğunu; iptal kararının, “kararın kesinleşmediği” gerekçesi ile dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu; davalı şirketin bir önceki olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptaline ilişkin mahkeme kararı dayanakları ile bu davadaki iptal gerekçelerinin birlikte tekrar değerlendirilmesi gerektiğini; bu değerlendirmenin yapılmamış olması nedeniyle de karara dayanak alınan bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olduğunu, Davalı şirketin İst. 3. ATM 2018/853E. ve 2020/460K. sayıl kararını takip eden genel kurullarda, pay sahibi Müvekkiller, dürüst resim ilkesine aykırılığı tespit edilmiş olan 2017 yılına ait Faaliyet Raporu ile Finansal Tablolar’ın, bu sefer, dürüst resim ilkesine uygun olarak tekrar hazırlanması ve Şirket’in Genel Kurulu’nun onayına sunulması gerektiğini belirttiklerini; hatta takip eden 2018, 2019 ve 2020 yıllarına ait Faaliyet Raporları ile Finansal Tablolar da, dürüst resim ilkesine uygun olmayan finansal tabloların üzerine inşa edildiğini ve onların etkisini yansıttığından bunların da TTK’nın 515. Maddesine göre tekrar hazırlanması ve genel kurulun onayına sunulmalarının talep edildiğini, (EK 4 - Beyoğlu .... Noterliğinin 17/05/2021 tarih ve ... yev. nolu ihtarnamesi), bu talebin kararın kesinleşmediği gerekçesi ile şirket tarafından, kabul edilmediğini; ancak gerçekten de davalı şirketin finansal tabloları, dürüst resim ilkesine aykırılığı sabit olan 2017 yılı bilanço ve kar/zarar tablolarının yansımalarını içerdiğini; bu durumda hem anılan senenin ve hem de -dava konusu 2018 yılı finansal tabloları dahil- takip eden senelerin bilanço ve kar/zarar tablolarının bu kanuna aykırılıktan etkilendiklerini; dürüst resim ilkesine uygun olarak tekrar hazırlanıp genel kurulun onayına sunulmamaları halinde alınan kararın ise açıkça iptalinin kabil olacağını, ... lehine kullandırılan krediler hakkında, dava dilekçelerinde, davalı şirketin kaynaklarının, yönetim kurulu başkanı ...’ın çoğunluk hissedar (güncel ortakları pay defterine göre %80 oranında) ve yönetim kurulu başkanı olduğu ... Tic. A.Ş. (kısaca “...”) lehine kanuna ve dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanıldığının belirtildiğini, ... sermayesini yitirdiğini, dava tarihinde öz kaynak toplamı (negatif) -579.789.017.-TL olan, borç temin etmekte zorlanan ve borcun temini için davalı şirketin malvarlığının teminat olarak gösterildiği bir şirket olduğunu; davalı şirketin ise kendi taşınmazlarını da ipotek ettirerek çeşitli bankalardan 51 milyon Amerikan Doları ve ilaveten 11 milyon TL kredi alarak bu kredileri ...’ya aktardığını, dosyadaki 06.10.2020 tarihli kök bilirkişi raporunda bu hususun hiç incelenmediğini; itirazları üzerine 19.02.2021 tarihli ek raporda ise, “2018 yılı öncesinde kullanılmış olan kredilerin anaparaları ve faizleri ... A.Ş. tarafından ... A.Ş.’ne ödenmiştir. Ödenen kredi anapara ve faizleri de ... A.Ş. tarafından kredi kullanım yapılan bankalara geri ödeme yapılmak suretiyle kredi kapamaları yapılmıştır. Yapılan kredi kapamalarında krediyi kullanan ... A.Ş.’nden sağlanan fonlar kullanılmış olup ... A.Ş.’nde herhangi bir gider kalmamıştır.” denildiğini, bu, inceleme yapılmadan açıklanmış tespitin, davalı şirketin yönetim kurulu başkanı ...’ın beyanları ile çelişmekte olduğunu, davalı şirketin 05.05.2020 tarihli genel kurulunda, kendisine yöneltilen soru üzerine ... (tutanağın 11. Sayfası),“Şirketimizin birebir ...’ya aktarmış olduğu, USD cinsinden ... Bankası kredisi ile, TL cinsinden ... kredisi, devir işleminden sonra Şirketimiz tarafından ödenmeye başlanmıştır. Bunların içinden ...’tan alınan krediler 2019 yılı içinde tamamen kapatılmış olup ... kredisi de 2020 yılı içinde tamamen kapatılacaktır. Geriye kalan ... kredisi 2021 yılı, ... Bankası kredisi ise 2023 yılına kadar mevcut ödeme planı çerçevesinde şirketimiz tarafından ödenmeye devam edecektir.” dediğini, (EK 5 – 05.05.2020 Tarihli Genel Kurul Toplantısı Tutanağının 11. Sayfası) rapordaki görüşün aksine yönetim kurulu başkanı ...’a göre kredilerin kapatılmadığını; davalı şirketin kredi ödemelerinin devam ettiğini, Davalı şirkete devredilen gayrimenkullerin uzun süre alıcı bulamadığını ve üzerlerinde ... 38.000.000.-USD tutarında banka ipoteği olan taşınmazlar olduğunu; bu taşınmazların ... ’nın davalı şirkete olan borcunu kapatmak için kullanılmış olsa da bu gün satın alındıkları bedelden satılmaları ve nakde döndürülmelerinin mümkün olmadığını; gayrimenkullerin tapu kayıtlarına göre ...’e satılan bu taşınmazların üzerindeki halen fahiş tutardaki ipoteğin mevcut olduğunu; kredilerin, gerçek kredi borçlusu olan ... tarafından ödenmediğini; ipoteğin kaldırılmadığını, Davalı şirket tarafından bu işlemler, davalı şirketin ... hakim teşebbüsüne dahil bir şirketler topluluğuna dahil olduğu ve TTK’nın 395/3 maddesi uyarınca şirketler topluluğuna dahil şirketlerin birbirlerine kefil olması veya lehine garanti vermesinin mümkün olduğu belirtilerek açıklandığını; dava dosyasındaki muhtelif dilekçelerinde açıklandığı üzere davalı şirketin ... hakim teşebbüsüne bağlı olduğu iddiasına hiçbir suretle katılmadıklarını; ancak, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, öyle olsaydı dahi bankalardan kredi alıp bunu diğer bir şirkete aktarma işleminin kefalet veya garanti ile aynı nitelikte olmadığını; davalı şirketin, ana faaliyet konusu metal döküm ve işleme olan bir şirket olduğunu; bir finans şirketi olmadığını; sadece yapılan fahiş tutardaki borç verme işleminin dahi kanuna aykırı olup faaliyet raporu ve finansal tabloların kabulü kararının dürüstlük ilkesine aykırılıktan iptalini gerektirdiğini, bu işlemlerden davalı şirketin hiçbir menfaatinin olmadığını; bilakis davalı şirket “şirketler topluluğu” bahanesi ile başka bir şirket lehine zarara sokulduğunu; bu durumun açıkça şirketler hukukunun temel ilkelerinden sermayenin korunması ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, aleyhine istinafa başvurulan mahkeme kararında da doğru olarak gündemin (6) maddesinde yer alan ve ...’nın ödeyemediği borcun yerine gayrimenkullerini davalı şirkete devretmesine imkan sağlayan ana sözleşme tadili hakkındaki İPTAL gerekçesinde işlemin “üstü örtülü olarak kaynak transferi amacına yönelik olduğu”nun tespit edildiğini, dolayısıyla da bilanço ve kar zarar tablosunun dürüst resim ilkesine aykırı düzenlendiğini; Bilirkişi raporlarının bu hususta eksik ve hatta hatalı inceleme içerdiğini; buna rağmen raporların iptal talebinin reddine dayanak teşkil etmesinin kanuna aykırı olup ilgili kararın kaldırılmasını gerektirdiğini, ... A.ş.’ne ödenen hizmet bedeli hakkında, dava dilekçelerinde davalı şirketin “Şirketler Topluluğu”na dahil olduğu gerekçesi ile yaptığı usulsüz işlemlerden bahsedildiğini, ... A.Ş. ve ... A.Ş. gibi şirketlerden, hiçbir piyasa araştırması yapılmaksızın alınan hizmetlerden bahsedildiğini; bu hizmet alımlarından özellikle ... A.Ş.’den alınan hizmetin dikkat çekici olduğunu; ... A.Ş.’nin 2018 hesap dönemindeki giderlerinin %96’sının sadece davalı şirket ile ... A.Ş.’ne yansıtıldığını, ... A.Ş.’nde de yönetim kurulu başkanının, davalı şirkette olduğu gibi ... olduğunu; kendisinin yönetiminde, davalı şirket, alınıp alınmadığı belirsiz olan bir hizmet için, hukuka aykırı olarak düzenlenen faturalar üzerine ...’e 5.983.186,17.-TL hizmet bedeli ödediğini, bilirkişi kök raporunda bu hususların da incelenmediğini, ek raporda da değerlendirme yapılmaktan kaçınıldığını; ancak bilirkişi heyeti tarafından çok detaylı olduğu gerekçesiyle incelenmeyen bu hususların, davalı şirketin 05.05.2020 tarihli genel kurul kararlarının iptali talebiyle açılan İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/366 esas sayılı davasındaki bilirkişi heyeti tarafından irdelendiğini, davalı şirketin 2019 hesap dönemine ait olağan genel kurul kararlarının iptali davasında atanan bilirkişilerce verilen 14.06.2021 tarihli bilirkişi raporunda dava dışı ... A.Ş tarafından davalıya 2019 yılında 7.034.215,97 TL tutarında fatura düzenlediğinin tespit edildiğini ancak bu faturaların içinde bulunan ve aylık sabit tutarlarda tanzim edildiği görülen danışmanlık hizmet bedeline ilişkin olarak Bilirkişi Raporunda, ‘’hizmetin yansıtılan kısmının neye göre belirlendiği, tutarların her ay sabit olarak belirlenmesinin dayanağının ne olduğu ve hepsinden önemlisi, söz konusu hizmetlerin fiilen davalı şirkete verildiğine ya da verileceğine delalet eden bir sözleşmenin bulunup bulunmadığı hususları önem arz etmekte olup dava dosyasında bu hususları düzenleyen bir belgeye rastlanmamıştır. Bu anlamda, danışmanlık hizmeti alındığından bahisle yansıtılan faturaların yerindeliğinin ispata muhtaç olduğu değerlendirilmiştir.’’denildiğini; buradan da mahkemede görülen, davalı şirketin 2018 hesap dönemine ait olağan genel kurulunda alınan kararların iptali davasında dikkat çekilen hukuka aykırı uygulamanın devam ettiğinin anlaşıldığını, nitekim Bilirkişi Raporunun sonuç kısmının 4. Maddesinde ilgili gündem maddesinin iptalinin gerekliliğini tespit eden,“ ... tarafında davalı şirkete fatura edilen 7.034.215,97 TL tutarındaki danışmanlık hizmeti alması ve milyonlarca liralık bir alımın somutlaştırılamaması ve denetlenememesi karşısında finansal tabloların dürüst resim ilkesine göre düzenlenmediği, bu sebeple TTK m. 515’in aradığı ‘’tam anlaşılabilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaçlara ve işletmenin niteliğine uygun bir şekilde şeffaf ve güvenilir olarak; gerçeği dürüst aynen ve aslına sadık surette yansıtacak şekilde’’ hazırlanmayan finansal tabloların onaylanması kararının TTK m. 445 uyarınca kanuna aykırılıktan iptalinin gerektiği’’ görüş belirtildiğini, (sf 38-39), (EK 6 – İstanbul 9. ATM’nin 2020/366E. Sayılı davasına sunulan 14.06.2021 tarihli Bilirkişi Raporu) Ayrıca bu işlemin kanuna aykırı olan, dava dışı ... A.Ş.’nin 28.06.2018 tarihli genel kurulunda alındığını, bu genel kuruldaki, yönetim kurulu faaliyet raporunun onaylanmasına ilişkin (2) nolu, bilanço ve kar zarar hesaplarının onaylanmasına ilişkin (3) nolu, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmeleri ve 19.03.2018 tarihli genel kurul ile seçilen yönetim kurulu üyelerinin azli ile yerine aynı kişilerin seçilmesine ilişkin (4) nolu kararların iptali talebi ile açılan İstanbul 12. ATM’nin 2018/864E. sayılı davasında mahkemenin 30.05.2021 tarihinde verdiği iptal kararı ile de ortaya konulduğunu, anılan mahkemenin gerekçeli kararı henüz yazılmamış olmakla birlikte söz konusu davaya sunulan 27/07/2020 tarihli bilirkişi raporunda durumun,“... A.Ş.’nin 2017 yılında gelirlerinin %94 ünü oluşturan ... Şirketine verilen hizmetin mahiyetinin, aralarında yapılmış sözleşme olup olmadığı, fiyatın nasıl belirlendiğine ilişkin Şirket ortaklarının yeterince aydınlatılmadığı, davacı pay sahiplerinden bilgi saklanmasının, pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme haklarını ihlal eder nitelikte olduğu, nitekim Şirketin gelirlerinin %94.ünün 2 şirketle (...T.A.Ş. ve ... T.A.Ş.) oluştuğu, bu bilgilerin şirket ortaklarıyla paylaşılması gerektiği, bu bağlamda ticari sır niteliğinde değerlendirilmesinin yerinde olmadığının kabulü gerekeceği” şeklinde açıklandığını; (EK 7 - İstanbul 12. ATM 2018/864E. Sayılı davasına ait 27/07/2020 tarihli bilirkişi raporu), böylelikle ... ve ... arasında gerçekleşen hukuka ve kanuna aykırı ilişkinin ... yanının da finansal tablolar ve bilanço açısından dürüst resim ilkesine uygun düzenlenmediğinin anlaşıldığını, Davalı şirketin 2017 hesap dönemine ait olağan genel kurulunda alınan kararlardan bilanço ve kar/zarar tablosunun onaylanmasına ilişkin gündemin (3) nolu kararının İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/853E. ve 2020/460K. sayılı dosyada mübrez kararı ile iptal edildiğini; iptal kararının dayanağı bilirkişi raporunda ... ’e ödenen tutarların dayanaklarının olmadığının da belirtilmekte olduğunu, bu dilekçeleri ekinde yer alan İstanbul 9. ATM’nin 2020/366E. Sayılı davasında sunulan bilirkişi raporundaki yukarıda alıntıları yer alan tespitler de aynı usulsüzlüklere 2019 yılında da aynen devam edildiğini göstermekte olduğunu; ...’in 2017 hesap yılına ait genel kurul kararlarının iptalinin bu tespit ve değerlendirmeleri doğrulamakta olduğunu, Başka bir ifade ile, 2017 hesap dönemindeki uygulamanın hukuka aykırı bulunduğunu ve bilanço ile kar/zarar tablosunun onaylanması kararının, bunların dürüst resim ilkesine aykırı olması nedeniyle iptal edildiğini, 2019 hesap dönemindeki aynı uygulamanın dilekçeleri ekinde yer alan 14.06.2021 tarihli bilirkişi raporunda da tespit edildiğini ve bu nedenle şirketin bilanço ve kar/zarar tablosunun dürüst resim ilkesine aykırı olduğunun değerlendirildiğini, Görülen davada iptali talep edilen genel kurulun ait olduğu, 2018 hesap döneminde de aynı hukuka aykırı uygulamasının devam ettiğine pek çok dilekçelerinde müteaddit defalar değinildiğini; bu hususun da bilirkişi heyetince incelenmediğini ve İstanbul 11. ATM’nin 2019/437E. ve 2021/589K. sayılı kararı da dikkate alınmadığını; bu nedenle de mahkemenin (3) nolu gündem maddesi hakkında iptal taleplerinin reddine ilişkin kararının kaldırılmasını ve genel kurul kararının İPTALİ ile hakkında TTK’nın 449.maddesine göre yürütmenin geri bırakılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, Gündemin (7). maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyelerine şirket konusu işlerle iştigal etmelerine dair TTK MD. 395 VE 396 gereği müsaade edilmesi hakkında; bidayet mahkemesinin, Yönetim Kurulu üyelerine TTK md. 395 ve 396. Maddelerde sayılan yetkilerin verilmesine dair (7) nolu kararın, “... TTK’nın 395. Ve 396.maddeleri gereği davalı şirket konusu işlerle iştigal etmesine izin verilmesi” kısmının iptal edilmesine karar verdiğini, ancak bu kararın davalı şirkette diğer yönetim kurulu üyeleri ... A.Ş. ve ... A.Ş. açısından da iptal edilmesi gerektiğini, iptali talep edilen kararın, oydan yoksun olduğu halde oy kullanarak kararın alınmasını mümkün kılan pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı Sn. ...’ın oyu ile alındığını, TTK’nun 436. maddesinde, “Pay sahibi kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz.” denildiğini, ..., yönetim kurulu üyelerinden, ... A.Ş.’nin %63,05 ve ... A.Ş.’nin %74,73 oranında pay sahibi olduğunu ve her iki şirkette de yönetim kurulu başkanı olduğunu; bu nedenle ...’ın söz konusu, hakimiyeti altındaki yönetim kurulu üyelerine de TTK’nın 395. ve 396. maddelerinde yer alan izinlerin verilmesi konusunda yapılan oylamaya iştirak etmemesi gerektiğini, toplantı tutanağından Yönetim Kurulu Başkanı ...’ın oyları dikkate alınmaksızın hesap yapıldığında talebin reddedileceğinin açıkça görüldüğünü, hem yukarıda anılan nedenlerle ve hem de Yönetim Kurulu Üyelerinin durumu kendi menfaatlerine kullanmaya çalıştıkları görüldüğünden, şirket kaynaklarının istismarının önlenmesi için TTK m.395 ve m.396 kapsamındaki izinlerin verilmesi hakkında, kanuna aykırı olarak alınan kararın diğer yönetim kurulu üyeleri ... A.Ş. ve ... A.Ş. açısından da iptalinin gerekmekte ve talep edilmekte olduğunu, İleri sürerek, 30.04.2019 tarihli Genel Kurulda, (4) numaralı gündem maddesi ile ...’ın ibra edilmemesi dışındaki diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine, (5) numaralı gündem maddesi ile davalı şirket yönetim kurulu başkanına ödenen ücretin artırılmasına ve prim ödenmesine, (6) numaralı gündem maddesi ile şirket ana sözleşmesinin (3). Maddesinin tadil edilmesine,(7) numaralı gündem maddesi ile alınan kararlardan ...’a TTK’nın 395 ve 396. Maddeleri gereğince davalı şirket konusu işlerle iştigal etmesine izin verilmesi kısmına, ilişkin alınan kararların İPTALİ kararının, iptaline karar verilen (5) ve (7) numaralı gündem maddelerinin iptal edilen kısımlarının yürütülmelerinin TTK’nın 449. Maddesi gereğince geri bırakılması kararının, (6) numaralı gündem maddesi ile alınan karar hakkında İstanbul BAM 13. H.D.’nce verilen yürütülmenin geri bırakılması kararı ayakta olduğundan ve HMK’nın 397. Maddesi gereğince aksine karar verilinceye ve hüküm kesinleşinceye kadar devam edeceğinden bu karara ilişkin yürütmenin geri bırakılması konusunda yeniden karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kararın, ONANMASI’na; gündemin, (3) nolu maddesi olan bilanço ile kar/zarar tablosunun onaylanmasına ilişkin kararın ve (7) numaralı maddesi olan yönetim kurulu üyelerine TTK’nın 395 ve 396. Maddelerindeki izinlerin verilmesine ilişkin kararın ... haricindeki diğer yönetim kurulu üyeleri açısından iptali talebinin reddi kararının kaldırılmasına ve Kararın kaldırılması talep edilen kısım için yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulü ile gündemin (3) ve (7) nolu gündem maddesinin iptal edilmeyen kısmı hakkında TTK’nun 447. Maddesi uyarınca batıl olduğunun tespitine veya TTK’nun 445. Maddesi uyarınca iptaline ve bu kararların yürütmesinin, karar kesinleşinceye kadar, geri bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen dosya davacıları ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde özetle, Bidayet Mahkemesi’nin, Genel Kurul Toplantısı’nın (2) nci gündem maddesi uyarınca yönetim kurulu yıllık faaliyet raporu ve bağımsız denetim raporunun müzakeresine ilişkin kararın iptali taleplerini reddi kararı ve buna dayanak gösterdiği gerekçelerin eksik incelemeye dayalı ve hatalı olduğunu, Faaliyet raporu ile finansal tabloların tam bir uyum içerisinde olması gerektiğini; dolayısıyla eğer bir yıllık faaliyet raporu ve hatta bağımsız denetim raporu gerçeği yansıtmıyorsa bu tespit edildiği takdirde gerçeği yansıtır bir metnin düzenlenmesinin istenebilmesi gerektiğini, Şirket’in 28 Haziran 2018 tarihinde gerçekleştirilen 2017 mali yılına ilişkin erteleme üzerine Olağan Genel Kurul Toplantısı’nda alınan bir kısım kararın iptali talebiyle açılmış olan ve İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2018/853 Esas ve 2020/460 K. no.lu dosyada görülmüş olan iptal davası kapsamında alınan 18 Mart 2020 tarihli Bilirkişi Heyet Raporu’nda (“2017 Yılına İlişkin Bilirkişi Raporu”) Şirket’in (2017 mali yılına ilişkin) faaliyet raporunun “… ilgili hesap dönemine ait iş ve işlemlerin akışını, finansal durumu, şirketin hak ve yararını gözetecek şekilde, doğru, eksiksiz, dolambaçsız ve gerçeğe uygun şekilde yansıtmadığı…”nın tespit edildiğini ve kararın iptal edilmesi gerektiği kanaatine varıldığını, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/853 Esas no.lu, 2020/460 Karar no.lu 15 Ekim 2020 tarihli (21 Ekim 2020 gerekçe yazım tarihli) kararı ile davalı Şirket’in 2017 mali yılına ilişkin faaliyet raporu ile bağımsız denetim raporunun onaylanması kararının iptaline karar verdiğini, benzer şekilde görülen iş bu davada da iptali gerektiğini, Bidayet Mahkemesi’nin, 2018 mali yılına ait bilanço ve kar zarar tablolarının onaylanmasına ilişkin (3) üncü gündem maddesinin iptali taleplerinin finansal tabloların usulüne ve kanuna uygun düzenlendiği, birbirini teyit ettiği ve çoğunluk ilkesi gereği oy çokluğu ile onaylandığından bahisle iptal edilemeyeceği şeklindeki değerlendirmelerinin eksik ve hatalı olduğunu, bilirkişi Kök ve Ek Raporları hazırlanmazdan önce bilirkişilerce eğer yapıldıysa, müvekkillerinin yerinde incelemeden haberdar edilmediğini ve bu sebeple müvekkillerinin adil yargılanma hakkının zedelendiğini, bilirkişilerce yerinde inceleme yapılıp yapılmadığı, Şirket’ten hangi belgelerin incelendiği, istenen belgelerin tamamının verilip verilmediği, davada delil olarak dayanılanlar dışında usulsüz olarak sunulan bir belge olup olmadığının belli olmadığını; yerinde yapılan incelemeye davacı vekili olarak çağırılmadıklarını; yerinde incelemeler, duruşmaların devamı niteliğinde olduğundan, davacı vekili olarak kendileri hazır bulunmaksızın yapılmış yerinde incelemeye ilişkin tutanağın, bilirkişiler ile davalı arasındaki iletişimin nasıl kurulduğuna, hangi belgelerin istendiğine, hangi belgelerin incelendiğine dair belgelerin derhal dosyaya sunulması gerektiğini, taraflarının incelemeye katılmasının da anayasal bir hak olduğu gözetildiğinde bu anayasal haklarının kısıtlandığını; bu kapsamda sağlıklı ve denetime elverişli bir bilirkişi incelemesi yapıldığından bahsedilemeyeceğini, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 2016/1716 Esas, 2017/1397 Karar no.lu 29 Mart 2017 tarihli kararında taraflardan biri çağırılmaksızın yerinde inceleme yapılmasını bozma sebebi saydığını; bilirkişi Kök ve Ek Raporları’nda müvekkillerince finansal tablolarda itiraza uğramış konularda herhangi bir inceleme yapılmadığını, finansal tabloların salt bağımsız denetimden geçmiş olması ve YMM onaylı olarak düzenlenmiş olmaları nedeniyle kendiliğinden doğru olacağının belirtildiğini, ayrıca kendilerinin müvekkillerince itiraza uğrayan konularda denetim yapmakta uzmanlıkları bulunmadıklarının açıkça belirtilmiş olmasına rağmen bu hususlarda denetim yapabilecek yeni bilirkişi heyeti seçimi yapılmaksızın mevcut Bilirkişi Kök ve Ek Raporları doğrultusunda hüküm kurulmasının açıkça eksik incelemeye dayalı hatalı hüküm kurulması sonucunu doğurduğunu, davaları kapsamında incelenmesi ve tespit edilmesi gereken hususlar olan, ödeme güçlüğü bilinen dava dışı ... A.Ş. (“ ...”)’ye aktarılan kredilerden dolayı Şirket’in uğradığı kayıpların miktarı, Şirket’in bu miktardaki krediler için kredibilitesinin ne kadarını yitirdiği, pay sahiplerine dağıtması gereken kar payının tespiti gibi konularda Bilirkişi Kök ve Ek Raporları’nda en ufak bir değerlendirme yapılmadığını; Bilirkişi Kök ve Ek Raporlarının bu nedenle eksik olduğunu ve hüküm oluşturmaya elverişli olmadığını ancak Bidayet Mahkemesi Kararı’nda hükme esas alındığını, esasen, bilirkişilerin de kendilerinin görülen dava kapsamında bilirkişi raporu hazırlama konusunda yetisi bulunmadığını özellikle Bilirkişi Kök Raporu’nun birçok yerinde son derece açık olarak ifade ettiklerini, bilirkişi Kök Raporu’nun 30 ve 41 inci sayfaları arasında müvekkillerinin faaliyet raporu ve finansal tablolarla ilgili çekincelerine ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmamakla birlikte, 34 üncü sayfasında şirketin bilançosunun gayet iyi durumda olduğu, 35 inci sayfasında “....Şirket’in ticari defter ve kayıtlarının zaten ... A.Ş. tarafından incelendiği ve davalı Şirket’ten talep edilen tüm belgelerin kendilerine verildiği ve finansal tabloların muhasebe standartlarına uygun olduğunun ve finansal tabloların kanun ile esas sözleşmeye uygun bulunmadığına dair bir husus bulunmadığı yönünde rapor hazırlandığı....” belirtilmek suretiyle bağımsız denetçinin 2018 mali yılına ilişkin raporunun kendiliğinden doğru kabul edildiği ve doğru olup olmadığına ilişkin bir araştırma yapılmamış olduğunun açıkça anlaşıldığını, yine Bilirkişi Kök Raporu’nun 35 inci sayfasında “....VUK ve TFRS’ye göre hazırlanan farklı raporları hazırlayan kişilerin teknik bilgi ve becerileri yanı sıra şirketin tüm kayıtlarına vakıf olması gerektiği, mali tabloların doğruluğunun güvencesinin Kamu Gözetim Kurumu tarafından yetkilendirilmiş bağımsız denetim şirketleri olduğu ve bu raporların genel kurulda seçilen bağımsız denetim kuruluşundan alındığı ve bahse konu denetim şirketinin hazırladığı tabloların kurumlar vergisine esas teşkil eden bilanço ve kar zarar tablosu (mizanlar) ile birbirlerinin örtüştüğü....” belirtilmek suretiyle bu konularda teknik bir inceleme yapılmadığının tekrar tekrar ifade edildiğini, bilirkişiler tarafından, sırf bağımsız denetçi raporunun esas alınarak ve rapordaki tespitlerin doğru kabul edilerek değerlendirme yapıldığının belirtildiğini ancak bağımsız denetim raporuna ilişkin itirazlarının göz önüne alınmadığını, bu konuda herhangi bir açıklama yapılmadığını, 2018 yılı için seçilen bağımsız denetçinin seçim kararının iptal edilip edilmediğinin dahi sorgulanmadığını, ayrıca sanki ilgili bağımsız denetçi genel kurulda müvekkillerinin de olumlu oyları ile seçilmiş gibi ifadeler kullanıldığını, müvekkillerinin bu bağımsız denetçiye güven duymuyor olmasına ilişkin en ufak bir değerlendirme veya açıklamada dahi bulunulmadığını, ilaveten Bilirkişi Kök Raporu’nun yine 35 inci sayfasında şirketin karlılığını etkileyen en önemli unsur olarak (gerçekte şirket finansalları açısından küçük denebilecek bir meblağı taşıyan) ...A.Ş.’ye konulmuş sermaye payı ile ilgili birtakım değerlendirmelerde bulunulduğunu ancak müvekkillerince ifade edilen yaklaşık 51 milyon ABD Doları değerindeki ...’ya aktarılan kredilerle ilgili en ufak bir incelemede dahi bulunulmadığını, bunların yanında Bilirkişi Kök Raporu’nun 36 ncı sayfasında bu kez “yeminli mali müşavirlerin 213 sayılı VUK’un mükerrer 227 nci maddesi uyarınca mükellefleri ile müteselsil sorumlulukları olduğundan bahisle tasdik işlemiyle vergi dairesinin inceleme ve denetim görevlerini yerine getirdikleri ve somut olayda incelenen bilanço ve kar zarar hesaplarının tetkikinde 213 sayılı VUK aksine herhangi bir işleme rastlanmadığı, tüm işlemlerin yasal süreçler içinde amaç ve konusuna uygun tarzda yürütüldüğünün tespit edildiği” belirtilmekte olduğunu; Muhasip bilirkişi tarafından aynı bağımsız denetçi raporu kendiliğinden doğru kabul edildiği gibi, yeminli mali müşavir tarafından tasdik edilen belgelerin de aynı şekilde doğru kabul edilip başkaca bir incelemede bulunulmadığının bir kez daha görüldüğünü, yine Bilirkişi Kök Raporu’nun 40 ıncı sayfasında “...ticari defterlerin dayanağı çıkartılan mizanlar ve bilanço ve kar zarar hesaplarının Yönetim Kurulu Başkanı’nın ihtarnameler karşılığında vermiş olduğu cevaplar ile kayıt ve belgelere aykırılık söz konusu olmadığı ve yapılan tahakkukların birebir kayıtlara yansıtıldığı, müvekkillerimizin sorularına, talep ettiği bilgi ve belgelere cevap verildiği...” belirtildiğini ancak hangi soruya ne cevap verildiğine değinilmediğini; Şirketin, anılan krediler karşılığında kredilerin kapatılması maksadıyla olduğunu söylemek suretiyle ...’nın Urla’da bulunan gayrimenkullerini fahiş değerlemelerle satın aldığını; bu satın alım değerlerinin, krediler nedeniyle yüklenilen yükümlülüklerin tam karşılığı olup olmadığının bugün dahi bilinemediğini; dava konusu işlemler hakkında halen bilgi sahibi olunamadığını; Bilirkişilerin, müvekkillerince Şirket yönetimine yöneltilen soruları ve Şirket yönetimince bunlara verilen sözde cevapları okumuş olsaydı bunlara aslında cevap verilmediğini ama uzun sayfalarca yazılar yazılarak cevap verilmiş gibi gösterilmeye çalışıldığını da anlayacağını, Muhasip Bilirkişi tarafından müvekkillerinin faaliyet raporu, bağlılık raporu, bağımsız denetim raporu, bilanço ve kâr zarar tablolarına ilişkin çekinceleri hakkında hiçbir değerlendirme yapılmadığı gibi Şirket tarafından bunlara cevaplar verilmediğinin dahi tespit edilemediğini, ayrıca Şirket tarafından sağlanan ne belge varsa doğru kabul edilerek herhangi bir inceleme yapılmadığını; bilirkişi Kök Raporu’nun 41 inci sayfasında gündemin 2 nci ve 3 nci maddesi ile ilgili olarak yapılan açıklamalarda “...yıllık faaliyet raporunun yönetmelikle asgari içeriğe sahip olduğu, bilançoların TMS ve TFRS’ye uygun olarak açık net ve anlaşılabilir tarzda tüm detayları ile dosyaya sunulduğu, faaliyet raporunun mevzuata uygun düzenlendiği, bilanço ve kar zarar hesaplarının tetkikinde yasal olmayan bir usulsüzlüğe rastlanmadığı, ve 213 sayılı VUK uyarınca tam tasdik YMMM Raporu ve bağımsız denetim raporu ile teyit edildiği, ancak davacıların [müvekkillerimizin] iddiaları doğrultusunda bilanço detayları ve alt hesaplarına girilerek bir inceleme yapılmasının özel bir çalışma gerektirdiği ve iptal edilmelerine yer olmadığına...” hatalı olarak kanaat getirildiğini, Her ne kadar Bilirkişi Kök Raporu’na itiraz dilekçelerinde incelenmesi ve tespit edilmesi gereken hususlar olarak, dava dışı ...’ya aktarılan kredilerden dolayı Şirket’in uğradığı kayıpların miktarı konusunda inceleme yapılması talep edilmişse de bu taleplerinin, Bilirkişi Ek Raporu’nda da, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266 ncı maddesi ve 279 uncu maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca kendilerinde böylesi bir hukuki tasnif ve daha da ötesi takdir yetkisi olmamasına rağmen huzurdaki davanın bilgi alma ve inceleme davası ya da özel denetim davası olmadığı gerekçesiyle dikkate alınmadığını, konunun dağıtılarak geçiştirildiğini, yalnızca ... ’nın kredilerinin davalı Şirket’e 2018 mali yılı içerisindeki vadeleri kadarının geri ödendiğinin belirtildiğini; öte yandan bilirkişilerin özel denetim davası açılması gerekliliği ile ilgili bu mesnetsiz gerekçelerine cevaben, davalı Şirket’e karşı muhtelif mali yıllara ilişkin olarak açılmış özel denetim davalarına ilişkin ayrıntılı bilgiler Bilirkişi Kök ve Ek Raporlarına yönelik itiraz dilekçelerinde verilmiş durumda olduğundan burada tekrar etmediklerini, Tüm bunlara ek olarak, dava dışı ...’den alınıp alınmadığı bilinmeyen ve uyuşmazlık konusu olan hizmetlerle ilgili olarak Bilirkişiler doğrudan, kimden ve nasıl aldıkları ve nasıl emin oldukları belli olmaz şekilde “… A.Ş.’nin Trakya Döküm’e verdiği hizmetlerin karşılığı olduğu bilgisi alınmış…” olan faturaların dökümünü yaptıklarını belirttiklerini ancak böyle bir dökümün Bilirkişi Ek Raporu’nda yer almadığını; Bilirkişilerin, bu hizmetlerin gerçekten verilip verilmediği konusunda kendilerinin denetim yapmalarının mümkün olmadığını belirttiklerini, bu nedenlerle Bilirkişiler’in kendilerinin de kabulünde olmak üzere, Bilirkişi Kök ve Ek Raporları’nda yapılmış incelemelerin, görülen uyuşmazlığı aydınlatmaya elverişli olmadığını, eksik inceleme içerdiğini ve dikkate alınamayacağını; dolayısıyla, Bilirkişi Kök ve Ek Raporlarındaki bu eksikliğin, Şirket’in bilanço ve kâr/zarar hesaplarının onaylanmasına ilişkin karara yönelik değerlendirme yaparken Bilirkişi Kök ve Ek Raporlarını hükmüne esas alan Bidayet Mahkemesi’nin de eksik ve hatalı hüküm kurmasına sebebiyet verdiğini, Müvekkillerince itiraza uğrayan konular hakkında 2017 Yılına İlişkin Bilirkişi Raporu’nda inceleme ve değerlendirmeler yapıldığını, bunun neticesinde de 2017 Yılına İlişkin GK Kararlarının İptali Kararı ile Şirket’in 2017 mali yılına ait bilanço ve kar zarar tablolarının ilgili mahkemece iptal edildiğini, davada Bilirkişilerin gerekli incelemeleri yapmış olsaydı, tıpkı 2017 Yılına İlişkin Bilirkişi Raporu’nda gerekli incelemeler yapılmak suretiyle Şirket’in (2017 mali yılına ilişkin) yıllık faaliyet raporu gibi bilançosu ve kâr-zarar tablosunun da “...dönem sonundaki finansal durumu ve faaliyet sonuçlarını tam, anlaşılabilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaçlara ve işletmenin niteliğine uygun, şeffaf ve güvenilir bir şekilde ve gerçeği dürüst, aynen ve aslına sadık surette yansıtmadığı, bu anlamda finansal tabloların dürüst resim ilkesine uygun düzenlenmemiş oldukları...” kanaatine varılmış olduğu gibi, Bilirkişilerin de görülen davaya konu 2018 mali yılı bilanço ve kâr/zarar tabloları için hiç kuşkusuz aynı tespiti yapacaklarını; buna bağlı olarak da, Bilirkişilerin hazırladığı raporları esas alan Bidayet Mahkemesi tarafından, ilgili mahkemece verilen 2017 Yılına İlişkin GK Kararlarının İptali Kararı ile 28 Haziran 2018 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısı’nın gündeminin 3.'üncü maddesi uyarınca alınan 2017 mali yılına ilişkin (bağımsız denetimden geçmiş ve tam tasdikleri de yapılmış olmasına rağmen huzurdaki davadaki Sayın Bilirkişiler gibi hiçbir araştırma yapılmaksızın doğrudan kabul edilmeyen) bilanço ve kâr-zarar tablolarının iptal edilmesi kararının bir benzerinin, davaya konu 2018 mali yılı bilanço ve kâr/zarar hesapları için verilecek ve böylece davalı Şirket’in faaliyet raporları ve finansal tablolarının gerçeği yansıtmadığı sonucuna varılacağını, dolayısıyla, Bilirkişilerin hazırladığı raporları hükme esas alan Bidayet Mahkemesi’nin verdiği kararın da eksik incelemeye dayalı hatalı bir karar olduğunu, Benzer şekilde görülen yargılama devam ederken 2019 mali yılına ilişkin finansal tablolarının da açılmış bir başka davada bilirkişilerce incelendiğini ve dürüst resim ilkesine aykırı bulunduğunu ve iptali kanaatine varıldığını; şu halde, davalı Şirket’in 2017 mali yılı finansal tablolarının iptal edildiğini, 2019 mali yılı finansal tablolarının da iptal edilmesi kanaati oluşmuşken, davada hiçbir inceleme yapılmaksızın 2018 mali yılı finansal tablolarının iptal edilemeyeceği şeklinde hüküm kurulmasının eksik incelemeye dayalı hatalı bir değerlendirme olduğunu, yargılama devam ederken 24 Haziran 2021 tarihli beyan dilekçeleri ile yeni bir gelişme olarak davalı Şirket’in 5 Mayıs 2020 tarihinde gerçekleştirilen 2019 mali yılına ait erteleme üzerine olağan genel kurul toplantısında alınmış kararların iptali talebiyle İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2020/366 Esas no.lu dosyada görülen dava kapsamında düzenlenmiş 14 Haziran 2021 tarihli Bilirkişi Raporu (“2019 Mali Yılı Bilirkişi Raporu”)’nun huzurdaki davaya kazandırılarak dikkate alınmasının talep edildiğini, davada Bilirkişi Kök ve Ek Raporları ile eksik incelenen, davalı Şirket’in dava dışı ... Holding’den alıp almadığı belli olmayan hizmetlere ilişkin olarak 2019 Mali Yılı Bilirkişi Raporu’nda 37 ile 39 uncu sayfalarında çok kapsamlı incelemeye dayalı tespitlerde bulunulduğunun görüldüğünü, 2019 Mali Yılı Bilirkişi Raporu’nun 51.'inci sayfasında da ... Holding tarafından bu aylık sabit olarak faturalandırılan hizmetlerin davalı Şirket’e yansıtılan kısmının neye göre belirlendiğinin, hizmetlerin fiilen verilip verilmediğinin belli olmadığı ve buna delalet eden bir sözleşmenin de bulunmadığı tespit edilerek finansal tabloların TTK’nın 515 inci maddesi ile düzenlenen dürüst resim ilkesine aykırı olduğu bu nedenle de TTK’nın 445 inci maddesi uyarınca iptali gerekeceği değerlendirmelerinde bulunulduğunu, bu değerlendirme neticesinde 2019 Mali Yılı Bilirkişi Raporu’nun 54 ve 55 inci sayfalarındaki Sonuç kısmının 4 no.lu bölümünde de bu sebeplerle Şirket finansal tablolarının dürüst resim ilkesine aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği kanaatine varıldığının belirtildiğini, 2019 mali yılına ilişkin olarak yapılan tespitler ışığında ve aynı hizmetlerin ... Holding’den 2018 mali yılında da alındığı ve dolayısıyla aynı belirsizliklerin 2018 mali yılı için de geçerli olacağı gerçeği karşısında, üstelik 2017 mali yılı finansal tablolarını onaylayan genel kurul kararının da iptal edildiği dikkate alındığında, Bidayet Mahkemesi’nin verdiği kararın aksine 2018 mali yılı finansallarını onaylayan kararın da iptali gerekeceğini, bu kapsamda, müvekkillerince itiraza uğrayan hususlarda değerlendirme yapılmak ve eksiklikler giderilmek üzere Bidayet Mahkemesi Kararı’nın kaldırılmasını talep etme gereğinin doğduğunu, Bidayet Mahkemesi’nin, ... dışındaki yönetim kurulu üyelerine TTK’nın 395 ve 396 izinleri verilmesine ilişkin (7) nci gündem maddesi kapsamındaki oylamalarda ...’ın TTK’nın 436 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca oydan yoksun olmadığı ve kararların genel kurulca gerekli nisap sağlanarak alındığından iptal edilmeyeceği gerekçesi de eksik incelemeye dayalı olduğundan hatalı olduğunu, dava dilekçelerinin 10 no.lu ekinde dava dışı ... ve ... şirketlerinin pay sahipliği yapısını gösterir kayıtların İstanbul Ticaret Sicili müdürlüğüne yazılarak celbi talep edilmiş olmasına karşın bu hususun Bidayet Mahkemesi’nce yerine getirilmemiş olduğundan, herhalde Bilirkişi Kök ve Ek Raporu’nda da ...’ın, bu dava dışı ... ile ...’nın çoğunluk pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğunun görülemediğini, yani TTK’nın 436'ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca pay sahibinin kendisi ve hakimiyeti altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir iş veya işleme ilişkin müzakerelerde oydan yoksun olduğu hususunun gözden kaçırıldığını, halbuki ilgili izinlerin verilmek istendiği diğer yönetim kurulu üyeleri de, dava tarihinde ...’ın sermayesinin %74,73’üne sahip ve yönetim kurulu başkanı olduğu ... Holding ile sermayesinin %63,05’ine sahip ve yönetim kurulu başkanı olduğu ... açık olarak ...’ın hakimiyeti altındaki sermaye şirketleri olduğunu, TTK’nın 436 ncı maddesinin birinci fıkrasında açıkça pay sahibinin “hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri” ile şirket arasındaki kişisel nitelikteki iş veya işleme ya da davalara ilişkin müzakerelerde oy kullanamayacağının belirtildiğini; işte davalı Şirket’in dava dışı Yönetim Kurulu üyelerinden olan ... Holding ve ... de hakimin adamları olarak ...’ın hakimiyeti altında bulunan şirketler olduğunu; dolayısıyla bunlara, Şirket’le işlem yapma ve rekabet etme izni verilmesi oylamasında ...'ın yine oydan yoksun olduğunu, bu hususta Bilirkişi Kök Raporu’na itiraz edilmişse de Bilirkişi Ek Raporu’nda da ısrarla ilgili eksikliğin giderilmediğini ve ısrarla ... Holding ve ...’nin ...’ın hakimiyeti altındaki sermaye şirketlerinden olduğu hususlarının göz ardı edildiğini, bilirkişi Kök ve Ek Raporları’nda ısrarla incelenmeyen bu hususun, 2019 Mali Yılı Bilirkişi Raporu’nda gerektiği gibi değerlendirildiğini, 53. ve 54.'üncü sayfalarında ...’ın hem kendisi hem de davalı Şirket’in diğer yönetim kurulu üyeleri olan ... Holding ve ...’nin de hakimi olması nedeniyle tüm yönetim kurulu üyelerine izin verilmesi oylamasında oydan yoksun olduğunun tespit edildiğini ve 55'inci sayfada sonuç kısmının 6 no.lu bölümünde ilgili genel kurul kararının tamamının iptal edilmesi kanaatine varıldığının belirtildiğini, benzer bir incelemenin görülen davada da yapılmasının elzem olduğunu; bu nedenle eksiklikler giderilerek inceleme yapılmak üzere Bidayet Mahkemesi Kararı’nın kaldırılmasını talep etme gereğinin bulunduğunu, Bidayet Mahkemesi’nin, dağıtılması gereken kâr payının tespiti ve dağıtılmasına karar verilmesi talepleri kapsamında kâr payının genel kurulun iradesinde olduğu ve uyuşmazlık konusu Genel Kurul Toplantısı gündeminde ilgili madde bulunmaması nedeniyle eldeki davada dinlenemeyeceği gerekçesinin hatalı olduğunu, bilirkişi Kök ve Ek Raporları’nda yukarıda da değinildiği gibi finansal tablolar hakkında gerekli incelemeler yapılmadığı gibi dağıtılabilir karın tespiti talepleri doğrultusunda en ufak bir inceleme de yapılmadığını; bu hususun eksik inceleme oluşturduğunu, Öte yandan Bidayet Mahkemesi’nin, kâr payı dağıtılıp dağıtılmaması hususunun şirket genel kurul takdir yetkisinde bulunduğu şeklindeki değerlendirmesinin hatalı olduğunu: Bidayet Mahkemesinin TTK’nın 408 inci maddesi uyarınca, yukarıda 1.2 no.lu bölümde belirtildiği gibi genel kurulun devredilemez yetkileri (takdiri) arasında olan esas sözleşme değişikliği, yönetim kurulu üyelerinin ücret ve primlerinin belirlenmesi ve ibraları gibi kararları iptal ettiğini; dolayısıyla dağıtılabilir karın belirlenmesi ve dağıtılmasına karar verilmesinin önünde de bir engel bulunmadığını, bidayet Mahkemesi’nin kâr dağıtımına ilişkin hüküm kurmaması ve kararın kesinleşmesi halinde, müvekkillerinin 2018 mali yılı kârlarının dağıtılması için Şirket genel kurulunun olağanüstü olarak toplantıya çağırılmasını Şirket yönetim kurulundan (yukarıda hakim pay sahibi ve ona bağlı adamlardan oluştuğu da belirtilen yönetim kurulundan) talep etmesi gerekeceğini ve muhtemelen genel kurulun toplanması bu kötüniyetli yönetim kurulu tarafından geciktirileceğini, ardından da toplanan genel kurulda hakim ortağın keyfi oylarıyla müvekkillerinin talebinin tekrar reddedilebileceğini; bu durumda ilgili kişilerin her ne kadar Mahkeme kararlarına uymama nedeniyle cezalandırılması ihtimali bulunsa da, müvekkillerinin bu durumda hakkına kavuşabilmek için çok uzun ve meşakkatli bir yoldan geçmek durumunda bırakılmış olacağını, mahkemelerin özellikle kâr dağıtımı bağlamında genel kurulun yerine geçerek karar verip veremeyeceği meselesinin hem yargı kararları, hem de bilimsel öğretide tartışıldığını ve doktrinde kabul bulan çözüm: genel kurulun yetkilerini kötüye kullanarak keyfi şekilde kâr dağıtmamaya karar vermek suretiyle pay sahiplerini mağdur etmesi durumunda, genel kurul kararını iptal eden mahkemenin, sadece iptal kararı vermekle yetinmeyip, dağıtılması gereken kâr miktarını da belirleyerek bunun dağıtılmasına karar verebileceğini savunan görüş olduğunu; ... da “… Şayet azınlık, davasının temel gerekçelerinden birisi olarak çoğunluğun gücünü kötüye kullanarak uzunca bir süreden beri kâr dağıtmadığını ileri sürüyorsa, yargıç somut koşullara göre, kârın dağıtılmasına karar verebilir. Anonim Şirkette azınlık ortaklarının temel beklentisi temettü almaktır. Bu nedenle çoğunluğun gücünü kötüye kullanarak uzunca bir süre kâr dağıtmaması halinde yargıç kâr dağıtımına karar vermenin somut olayda azlığın şikayetlerini gidereceğine ve bu çözümün menfaatler dengesine uygun olduğuna kanaat getirirse, dağıtım kararı verebilir. Ancak kararda dağıtım oranının ve devamlılık süresinin somut olarak belirlenmesi, menfaatler dengesinin kurulması açısından şirketin bilançosunun, yükümlülüklerinin ve yatırım programlarının göz önünde tutulması gereklidir…” demek suretiyle mahkemelerce kâr payı dağıtımına karar verilebileceğini belirttiğini, (Prof. Dr. Ersin Çamoğlu; Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshinde Hakimin Takdir Yetkisi; BATİDER, Mart 2015, Cilt XXXI, Sayı 1, s.14-15).Ayrıca görülen dava kapsamında Bidayet Mahkemesi Kararı ile kâr dağıtımı yapılmamasına rağmen pay sahibi olan yönetim kurulu başkanına fahiş ücret ve prim ödenmesine karar verilmesinin kabul edilemeyeceği ve kâr payı dağıtılmaksızın alınan kararın pay sahipleri arasında eşitsizlik yarattığı değerlendirmesinde bulunulduğunu, Bu nedenlerle somut durum ve koşullar dikkate alındığında, müvekkillerinin ve Şirket’in toplantıdan toplantıya, davadan davaya sürüklenmemesi ve hakka kavuşulmasının geciktirilmemesi amacıyla kâr dağıtımına da karar verilmesi gerektiğini, İleri sürerek, istinaf başvurularının kabulünü, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/437 Esas, 2021/589 Karar nolu 8 Temmuz 2021 Tarihli (14 Temmuz 2021 gerekçe yazım tarihli) kararının Genel Kurul Toplantısı’nda alınan 4, 5, 6 no.lu kararların ve 7 no.lu kararın ...’a izin verilmesine ilişkin kısmının iptallerine ve iptal edilen kararlardan 5 ve 7 no.lu kararların iptal edilen kısımlarının yürütmesinin geri bırakılmasına ilişkin kararların onanmasına, davanın kısmen reddine ilişkin, “…4- Asıl ve birleşen davalar yönünden fazlaya ilişkin istemlerin ayrı ayrı reddine…” hükmü içeren kısmının kaldırılarak eksikliklerin giderilmesini ve İstinaf Mahkemesince uygun görülecek olursa duruşma da yapılmak suretiyle inceleme yapılarak davanın tamamının kabul edilmesine ve Genel Kurul Toplantısı’nın 2, 3 ve 7 no.lu gündem maddeleri kapsamında alınmış kararların tamamen iptaline ve dağıtılması gereken kârın tespiti ve dağıtılmasına karar verilmesini, ve vekalet ücreti, yargılama giderleri, harç ve sair tüm yargılama masraflarının davalıya yükletilmesini talep etmiştir. Davalı ... Ticaret A.Ş vekili istinaf dilekçesinde özetle, Gündemin (4) no.lu maddesi kapsamında ibra oylamasında oydan yoksunluk söz konusu olmayıp verilen iptal kararının hatalı olduğunu, bilirkişi Raporunda ve raporu esas alan ilk derece mahkemesinin kararında, ...'ın diğer YK Üyelerinin oylamasında oydan yoksun olduğu belirtilerek iptal kararı verildiğini, ancak TTK 436/2 kapsamında oydan yoksunluk halinin somut olayda mevcut olmadığını, yönetim kurulu üyelerinin ibrasında genel kurul tutanağında görüldüğü üzere “oydan yoksunluk” hali de gözetilerek yapılan oylamanın yasaya ve usule uygun olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin kendileri hakkında yapılan oylamaya katılmadıklarını, ...'ın kendi ibrasında oy kullanmadığının ve ibra edilmediğinin bilirkişilerce ve mahkemece tespit edildiğini, TTK m.436/2 gereğince, yönetim kurulu üyeleri ile yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişilerin, yönetim kurulu ibrasında kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamayacaklarını, buradaki oydan yoksunluk ilgili üye için geçerli olup yönetim kurulu üyesinin diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullanmasını engelleyen bir durum söz konusu olmadığını, nitekim yönetim kurulu üyeleri de kurul olarak değil ayrı ayrı ibra oylamasına sunulduğundan ibraya ilişkin genel kurulda uygulanan usul ve alınan kararın kanuna uygun olduğunu, Topluluk şirketlerinden ...'nın 2017 mali yılına ilişkin aynı davacılar tarafından açılan genel kurul iptal davasında; İstanbul 6 ATM 2018/906 E. 2020/75 K. 28.01.2020 tarihli kararında aynı şekilde dava konusu edilen ibra gündem maddesi hakkında iptali gerektiren bir husus olmadığının tespit edildiğini, “...'in 1.260.559.093 adet paya sahip olduğu, ibra kararlarının ... ve ...'in olumsuz oylarına karşılık ...'ın oyları ile (...'ın pay miktarı % 74,73 tür) oy çokluğu ile alındığı, ...'ın kendi ibrasında oy kullanamaması nedeni ile ibra kararının kendisi yönünden alınamadığı anlaşılmıştır. Somut olayda oydan yoksunluk halinin meyvcut olmaması, karar nisabının da oluşmuş olması göz önüne alındığında ibra kararında herhangi bir aykırılık olmadığı sonucuna varılmıştır.” kaldı ki dosyada alınan Bilirkişi Kök Raporunun 41. Sayfasında değerlendirilen gündemin 4. Maddesinde; “genel kurul sorunsuz bir bilanço ve yıllık raporla faaliyet dönemine ait işlemlerin hesabını veren bir yönetim kurulunu ibra vermekle yükümlüdür. Ortada somut nedenler yöokken ibradan kaçınılması dürüstlük kurallarına aykırı düşer.” açıklaması yapıldığını, Bu kapsamda değerlendirme yapıldığında da faaliyet raporu ve bilanço kar zarar cetvellerine ilişkin de inceleme yapan bilirkişi heyetinin kanuna, ana sözleşmeye, dürüstlük kuralına aykırılık tespit edememiş olup, mahkemenin de bu tespiti haklı bularak 3 nolu bilanço ve finansal tablolara ilişkin maddeyi iptaline karar verdiğini, dolayısıyla sorunsuz bir bilançoya rağmen davacı azınlık pay sahiplerinin ibra oylamasında dürüstlük kuralına aykırı olarak oy ' kullandığının ortada olduğunu, ibradan dürüstlük kurallarına aykırı olarak kaçınıldığı vakit, ibra edilmeyen ortakların şirketin ibra etmeme kararının da dava edilebileceğini, şirketin faaliyet raporu ve eki finansal tablolarının, şirketin önceki faaliyet yıllarından bu yana aynı şekilde hazırlandığını, şirketin geçmişten bu yana gelen iş ve işlemlerinin 2018 yılına kadar sirket genel kullarında oybirliği ile kabul edilerek onanır iken görevdeki yönetim kurulu üyelerinin de yine oybirliği ile ibra edildiğini, davacı pay sahiplerinin şahsi husumetlerini şirketler üzerinden yürüttüğünü ve 2018 yılından bu yana gerçekleşen her genel kurulda şirketin aleyhine lehine olmasi fark etmeksizin alınan her karara muhalefet ettiklerini ve olumsuz oy kullandıklarını, mahkemenin bu hususları değerlendirmeksizin haksız olarak oydan yoksunluk sebebiyle ibra kararının iptaline karar vermesinin hatalı olduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun, yönetim kurulu üyeleri arasında farklılaştırılmış teselsülü de kabul ettiğini, bu halde her yöneticinin sorumluluğunun/ibrasının ayrı ayrı düşünülmesi gerektiğini, yönetim kurulunun üyelerinin ayrı ayrı ibrasında müşterek kader birliğinden de davaya konu olayda bahsedilemeyeceğini, zira YK üyeleri ile hakim hissedar olan ...'ın menfaatlerinin bir tutulamayacağını, yerel mahkemenin bu husustaki iptal gerekçeleri hukuka uygun olmadığından kararın kaldırılması gerektiğini, Gündemin (5) nolu , yönetim kurulu ücret ve prim haklarının belirlenmesi gündem maddesi kapsamında verilen iptal kararının da bilirkişi raporundaki hatalı tespit ve değerlendirmelere dayandığından kaldırılması gerektiğini, karara esas alınan Bilirkişi Raporu'nda Yönetim Kurulu üyelerine verilecek ücret ve prim haklarının belirlenmesine ilişkin genel kurul kararı hakkındaki değerlendirmenin sadece pay sahipleri arasındaki “eşitlik ilkesi” kapsamında yapıldığını, ancak ücretin fahiş olup olmadığı değerlendirilirken Yargıtay'ın sadece eşitlik ilkesinin değil bir çok kriterin birlikte değerlendirilmesini aradığını, bilirkişi raporundaki bu tespit bu yönüyle eksik olmasına rağmen yerel mahkemenin de bu tespitleri esas alarak; YK Başkanına ücret adı altında yapılan ödemelerin (ücret artışı ve prim) eşit işlem ilkesine aykırılık oluşturduğu kanaatine vardığını açıkladığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08.1.2020 tarih ve 2019/1419 E., 2020/164 K. sayılı içtihadında belirtildiği üzere; yönetim kurulu üyeleri için belirlenen ücretlerin fahiş olup olmadığı değerlendirilirken genel kurulun yapıldığı dönemde şirketin ortaklık yapısı, finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, ortaklık yapısı ve mali durum açısından davacı şirketle aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler göz önünde bulundurulup karşılaştırılmak suretiyle yönetim kurulunun harcadığı emek ve mesai ile orantılı, pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki kârdan pay alma haklarını da ihlal etmeyecek şekilde tespiti gerektiğini, yönetim kurulu ücret ve prim haklarının belirlenmesine ilişkin dava konusu genel kurul kararının davalı Şirket'in geçmiş yıllardaki uygulamalarına uygun olduğunu, davalı şirketin geçmiş yıllar uygulamaları da her zaman dava konusu edilen miktarlarda olmasına rağmen (2016 yılında YK Başkanına 300.000.-TL ve 2017 yılında 325.000.-TL, 2018 yılında 360.000 TL ücret ödenmesi kararlaştırılmıştır.) 2019 yılı içinde 2018 için belirlenen ücretin tüfe oranında arttırılarak belirlenmesinde herhangi bir fahişlik bulunmadığını, yerel mahkemenin günün koşullarına göre yüksek ücret olarak nitelediği ücreti değerlendirirken şirketin önceki yıllarda verdiği ücretleri hiç değerlendirmediğini, bu tutarların davalı şirketin mali durumu ve yüksek cirosu ile birlikte değerlendirildiğinde de yüksek olmadığını, geçmişte hiçbir zaman diğer paydaşların bu ücrete itiraz etmediklerini, geçmiş yıllarda oybirliği ile aynı konuda alınan genel kurul kararlarının bu konuda açık ve kesin bir delil olduğunu, ayrıca söz konusu genel kurul kararlarına konu ücret ve primlerin, Davalı Şirket yöneticilerinin harcadığı emek ve mesainin karşılığı olarak verildiğinin genel kurul toplantı tutanakları ile de sabit olduğunu, bu ücret ve primlerin emsallerine uygun olduğunu ve davacıların diğer grup şirketlerinde de kendileri için bu miktarlarda ücret belirlediklerinin dava dosyasına sunulan önceki dilekçelerde de arz ve izah edildiğini, Ücretin eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirten bilirkişi raporunda, bu tespit yapılırken şirketin kar dağıtımını en son ne zaman yaptığına ilişkin bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığını, itiraz dilekçesinde bu husus ve kar dağıtım kararlarına ver verilerek ücret ve primin diğer pay sahiplerinin kar pavı haklarını ve eşitlik ilkesini olumsuz anlamda etkilemediğinin açıklandığını, ancak kar dağıtılmadığı gerekçesiyle eşitlik ilkesinin bozulduğunu ileri süren bilirkişilerin; ek raporda kar dağıtımı kararlarını değerlendirmeye almayıp, görüşlerini değiştirmediklerini, yerel mahkemenin kararında da eşitlik ilkesinin ne sebeple bozulduğuna dair haklı bir gerekçe yer almadığı gibi kar dağıtımı kararlarının mahkeme tarafından da değerlendirilmediğini, Müvekkil şirketin 22 Mayıs 2017 tarihinde gerçekleşen olağanüstü genel kurul toplantısında; şirketin geçmiş yıl karlarından 2017 yılında, 2015 ve 2016 vyılı karlarına ilişkin Net 8.896.010,84 TL kar dağıtılmasına oy birliği ile karar verildiğini, bu kar dağıtımına ilişkin ödemelerin hissedarlara 15.05.2017 tarihinde yapıldığını, hal böyle iken dosyadaki Bilirkişi raporundaki tespitte kar dağıtımı yapılmadığına değinilerek eşitlik ilkesinin bozulduğu tespitinin eksik incelemeye dayandığını, müvekkili şirketin bu kar dağıtımını yaptıktan sonra sadece 2017 ve 2018 mali yıllarında sadece 2 sene kar dağıtımına karar vermediğini, ülke ekonomisinin mevcut durumu ve riskler düşünüldüğünde de genel kurulda oy çokluğu ile alınan ticari bu karar ile şirketin devamlılığının ve menfaatlerinin düşünüldüğünü, yönetim kurulu tarafından bunun sebepleri genel kurulda pay sahiplerine açıklandığını, ancak davacı pay sahipleri her zaman kendi menfaatlerini şirketin menfaatlerinden üstün tuttuklarından daha önce almış oldukları kar paylarını dile getirmeksizin; yönetim kuruluna müvekkil şirkette yıllardır aynı oranlarda ücret ödenmesine rağmen bunu öne sürerek şirketin ticari ve ekonomik nedenlerle almış olduğu kar dağıtımı yapmama kararını ücret ile haksız olarak bağdaştırdıklarını, ücrete ilişkin alınan bu karar ile pay sahiplerinin haklarına bir zarar gelmediğini, pay sahiplerinin mali haklarının engellenmediğini, kaldı ki öğretide Prof. ...'ın da belirttiği gibi “şirket yönetim kurulu üyelerini teşvik etmek amacıyla esas sözleşmeye koyacağı hükümle elde ettiği kardan kazanç payı verebileceği gibi, esas sözleşmede hüküm olmasına veya şirketin kar elde etmesine gerek olmaksızın da yönetim kurulunun çalışmalarını ödüllendirmek için onlara ikramiye verebilir.” (Bkz. Prof. Şükrü Yıldız, Hukuki Mütalaalar-2, s. 54).Nitekim müvekkil şirket 2019 mali yılında da ekonomide pandeminin getirmiş olduğu belirsizlik üzerine “kar dağıtmama kararı” alabilecek iken yönetim kurulu başkanı tarafından mümkün kılınan en üst seviyede kar dağıtımı önerildiğini, TTK'ya eklenen geçici madde uyarınca 2019 yılı karının en çok %25'lik kısmının dağıtılabilmesi mümkün kılındığından, Yönetim Kurulu Başkanı tarafından 2019 yılı karının % 24,98'lik bölümünün yedek akçelerden sonra kalan 19.200.000,00 TL Brüt kar dağıtımı yapılmasının önerildiğini ve genel kurulda oy birliği ile kabul edildiğini (Ek- 3: 05.05.2020 tarihli Genel Kurul Tutanağı Sayfa 15 ) Hal böyle iken sadece 2 yıl kar dağıtımı kararı almamış olan müvekkil şirket için davacılarının iddiaları ve eşitlik ilkesinin bozulduğuna ilişkin yerel mahkeme kararının haksız olduğunu, davalı şirkette eğer eşitlik ilkesi gözetilecekse, şirketin bugüne kadar aldığı bütün kredilerin altında imzası bulunan kendisine ücret kararı verilen, bütün malvarlığı ile risk altına giren bir yöneticinin ayrıca bütün mesaisini şirkete vakfeden birinin elbette hayatında şirkete hiç gelmeyen, uğramayan birine göre bir farkı olması gerektiğini, Eşitlik ilkesi gözetilirken TTK”'da belirtildiği gibi eşit durumdaki kişiler arasında eşitliğin sağlanması gerektiğini, dosyadaki bilirkişi kök raporunda dahi “şirketin cirolarının çok yüksek ve ekonomik boyutunun ülke ekonomisine büyük bir katma değer yarattığı açıkça görülmektedir.” denilerek tespit edilmiş olduğunu, kar dağıtmama kararının ticari ve ekonomik sebepleri olduğu ve uzun yıllardır da kar dağıtmayan bir şirket olmadığı hususları gözetildiğinde; ülke ekonomisine büyük katma değer yaratan şirketin yönetim kurulu başkanına emek, mesai ve başarı ile doğru orantılı olarak genel kurulda oy çokluğu ile belirlenen ücrete ilişkin genel kurul kararının iptali kararının haksız olduğunu, davacı pay sahiplerinin huzurdaki davada, şirket yönetimine ödenen ücretlerin fahiş olduğu yönündeki iddialarının çelişkili işlem yasağına da aykırı olduğunu, zira kendilerinin yönetiminde oldukları diğer aile şirketlerinde kendi oyları ile kendileri lehlerine belirledikleri ücretler karşısında bu davadaki taleplerinin haksız ve kötü niyetli olduğunu, davacılardan ...'in yönetim kurulunda yer aldığı ...'ın da hissedar olduğu bir başka şirkette, şirketin yegane faaliyeti, tek malvarlığı olan taşınmazı ... ailesinin hissedarı bulunduğu şirketlere kiralamaktan ibaret iken, şirketin 2020 yılı genel kurulunda, şirket cirosunun %42'sine tekabül eden kısmının yönetim kurulu üyesi sıfatlarına binaen sözü edilen davacı pay sahiplerine ücret olarak ödenmesine karar verildiğini, aynı şekilde davacılardan ...nin yönetim kurulunda bulundukları bir başka ... aile üyelerinin hissedar olduğu şirkette, bu şirket zararda olmasına rağmen müvekkil şirket ile yarışacak rakamların yönetim kurulu ücreti olarak belirlendiğini, zarar eden bu şirkette YK başkanı 252.000.-TL , YK üyeleri 73.500.-TL ve 60.000.-TL ücret almayı kendilerine hak görür iken mali açıdan sıkıntısı bulunmayan ve ciro ve kar rakamları oldukça yüksek olan müvekkil şirkette YK başkanına ödenen ücretin fahiş olduğu iddiası ile kendileriyle çelişen davacıların taleplerinde iyi niyetli olmadıklarını, bu nedenlerle eksik incelemeye dayanan bilirkişi raporundaki gerekçelere dayanan; 5 nolu gündem maddesinin iptal edilebilir olduğuna ilişkin yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2017/4653 E. 2019/3747 K. 14.5.2019 tarihli emsal kararında, bilirkişinin müvekkil şirket için yaptığı tespit yönünde karar veren ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesinin kararını bozduğunu, Gündemin esas sözleşme değişikliğine ilişkin (6) nolu genel kurul kararının bilirkişi raporlarında hukuka uygun olduğu tespit edilmesine karşın mahkemece davacı tarafın sözde haksız iddialarına dayanarak iptaline karar verilmesinin ve tedbir kararının kaldırılmamasının hukuka aykırı olduğunu, davacıların iddialarının genel kurul iptal davasında değerlendirilemeyeceğine dair bilirkişi raporundaki tespitler ile müvekkil şirketin bir diğer esas sözleşme değişikliğine ilişkin almış olduğu karar hakkında verilen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 2021/750 E. 2021/1165 K. Sayılı 13.07.2021 Tarihli kararındaki gerekçeler aynı doğrultuda olup yerel mahkemenin bu husustaki gerekçesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, dosyada bulunan bilirkişi kök raporunda ve davacıların itirazları sonucunda alınan 19.02.2020 tarihli ek raporda 6 nolu esas sözleşme değişikliğinin kanuna ve usule aykırı olmadığının rapor edildiğini, 06.10.2020 tarihli Kök Bilirkişi Raporunda; “Davacıların iddialarının aksine TTK md. 421 (3) a maddesinde yer alan işletme konusunun tamamen değiştirilmesi ile ilgili aranan 9475 oranı işletme konusuna yeni bir alan eklenmesi durumu için geçerli değildir. Şirketin esas mukavelesinde yer alan amaç ve konu başlıklı 3. Maddesi değiştirilmiş ancak işletme konusu terkedilerek başka bir konu belirlenmemiştir. TTK 421 md hükmü uyarınca kanunda ve esas sözleşmede aksine bir hüküm yok ise esas sözleşmeyi değiştiren kararlar şirket sermayesinin en az yarısının temsil edildiği genel kurul toplantısındaki mevcut oyların çoğunluğu ile alınır. Genel kuruldaki karar nisabının şirketin esas sözleşmesindeki değişikliği için yeterli nisabı sağladığı ve hukuka uygun olduğu tespit edilmiştir. Bu durumda anılan maddenin iptali koşulu oluşmamıştır.” denilerek, raporun sonuç bölümünde; “İptali talep edilen gündemin 6 maddesi, şirketin işletme konusuna ilişkin olup Şirketin esas konuya ilişkin yapılan değişikliğinin kanuni nisaplara uygun şekilde yapıldığı TTK 421 (3) a bendinin faaliyet konusu tamamen değiştirmediği için huzurdaki davada uygulanamayacağı bu durumda hüukuken iptali gerektiren aykırı bir. durumun mevcut olmadığı değerlendirilmiştir.” tespiti yapıldığını, ek raporda yapılan değerlendirmede de tespitin değişmediğini, bilirkişi kök ve ek raporunda görüldüğü üzere esas sözleşme değişikliğinin şirketin ana faaliyet konusunu değiştirmediği, ana faaliyet konularına ekleme yapıldığı, bu kararın da genel kurulda yeterli nisapla alındığı, davacı iddialarında yer alan ...'dan devir alınan gayrimenkuller yönünden şirketin bir zarara uğratılması söz konusu ise bu hususun sorumluluk davasının konusunu oluşturacağı, kanuna ve nisaplara uygun olan esas sözleşme değişikliğinin bu sebeple iptal edilemeyeceğinin açıklandığını, ilk derece mahkemesi kararında bilirkişi raporundaki bu haklı değerlendirmelere davacıların sözde iddiaları doğrultusunda itibar edilmediğini belirterek kararın haksız yere iptaline karar verdiğini, gerekçe de yer alan tespitlerin davacıların dilekçelerinde yer verdikleri sözde iddialarından ibaret olduğunu, müvekkil şirketin bu devralma işlemi ile ilgili herhangi bir zarara uğratıcı işlemi olup olmadığı, bu devir işlemi dışında başkaca devir işlemi yapılıp yapılmadığı hususları dahi mahkemece araştırılmaksızın davacıların devrin ...'yı desteklemek amacıyla yapıldığı iddiasının kabul edildiğini, bu devralma işlemi müvekkil şirketi hiçbir şekilde zarara uğratmadığı gibi yapılan devrin amacı da ... A.Ş.'ye üstü örtülü olarak kaynak transferi olmadığını, dosyada satışın ne amaçla ve nasıl yapıldığına dair savunmalarının zaten mahkemece hiç değerlendirilmediğini, davacıların müvekkil şirketin taşınmazları satın aldığı şirkette ...'ın 4680 pay sahibi olduğunu vurguladıklarını, ancak kendilerinin de pay sahibi olduğunu dile getirmediklerini, bu ortaklıklarını sayın mahkemeye hiç söylememelerinin amacının ise taşınmaz satın alımının yegane sebebinin bir ortağın menfaatine işlem yapıldığı izleniminin yaratılması olduğunu, yerel mahkemenin de bu hususu beyanlara rağmen incelemediğini, davacıların da örtülü kaynak transferi yapıldığı iddia edilen dava dışı ...'da ortak olduklarını, mahkeme tarafından ... A.Ş'nin ticaret sicil kayıtlarının celbedilip incelenmediğini, ...topluluğu içinde bulunan ...'nın menfaatine yapıldığı söylenen her işlemin, davacılar da ...'da hissedar olduklarından aynı zamanda davacıların da menfaatine yapıldığını, yapılan işlemler sonucunda iddia edilenin ve karar verilenin aksine ...'a sağlanan bir menfaat söz konusu olmayıp diğer davacıların da ...'da hissedar olduklarının atlandığını, devir işlemi Haziran-2019'da yapılmış olup; bu tarihte huzurdaki genel kurul davasının dahi daha ikame edilmediğini, davanın 16.07.2019 tarihinde açıldığını, tedbir taleplerinin ilk derece mahkemesi tarafından 08.01.2020 tarihinde reddedildiğini, ardından da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2020/614E. ve 2020/492K sayılı tedbir kararını 17.04,2020 tarihinde vermiş olduğundan müvekkili şirketin yargılamaya esas olan ve üzerinde tedbir bulunan bu hususta başkaca işlem yapmasının zaten mümkün olmadığını, dolayısıyla ilk derece mahkemesi gerekçesinin haksız olduğunu, oysa genel kurullarda izah edildiği üzere bu değişikliğin yegane gayesinin ekonomik zorluklar yaşayan borçlulardan alacağın tahsil edilebilmesini kolaylaştırmak olduğunu, müvekkili şirketin bu amaçla alacağını tahsilin yollarını artırdığını, bu hususun, genel kurullarda izah edildiğini ve mahkemeye de açıklandığını, bir şirketin genel kurulunun şirketin geleceği için aldığı bu ticari kararları da sayın mahkemenin tartışmaması gerektiğini, esas sözleşmedeki amacın esaslı bir şekilde değiştirilmediği açıkken şirketin geleceğe yönelik aldığı tedbirlerin mahkemece bertaraf edilmemesi gerektiğini, mahkemelerin yapacağı denetimin hukuki denetim olduğu düşünüldüğünde ticari denetim kapsamına giren bu hususta hukuka aykırılık görülmediği takdirde şirket faaliyetlerini olumsuz etkileyecek kararlardan da kaçınması gerektiğini, genel kurulun çoğunluk iradesiyle almış olduğu geçerli bir kararın; yönetim kurulunun yapmış olduğu bir devir işlemi gerekçe gösterilerek iptal edilmesinın hukuka uygun olmadığını, bilirkişi raporlarındaki tespitte de belirtildiği üzere devir işleminin amacının ya da zararının tartışılacağı ve değerlendirileceği davanın genel kurul iptal davası olmadığını, kaldı ki aynı davacılar tarafından şirket yönetim kuruluna karşı İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2021/401 Esas sayılı Tazminat/Sorumluluk davası açılmış olup; ilk derece mahkemesinin iptal gerekçesine aldığı ....'dan taşınmazları devralma işleminin zaten bu davanın konusu arasında olduğunu, ayrıca ...'yla yapılan devir işleminin; yine çokça kez açıkladıkları üzere müvekkil şirket tarafından kullanılarak, topluluk şirketi olan ...'ya aktarılan ve ödemeleri bizzat .... tarafından yapılan kredinin davacılarca eleştiri konusu yapılması üzerine kredinin teminatı olan ....'ya ait 33 adet taşınmazın devralınarak kredi borcunun kapatılması amacına dayanarak yapıldığını, tamamen ticari ve şirket yönetimi tarafından verilen bu kararda art niyet arayan davacıların müvekkil şirketin iş ve işlemlerini haksız iddialarla, davalarla sekteye uğrattığını, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2020/614 E. ve 2020/492 K sayılı tedbir kararı ile müvekkil şirketin faaliyet ve konu maddesi olan esas sözleşmesinin 3 nolu maddesi tamamen durdurulduğundan müvekkil şirketin konusuz kaldığını, haksız tedbir kararına itirazları kabul görmediğinden müvekkili şirket esas sözleşme değişikliğini yeniden genel kurul gündemine getirmek durumunda kaldığını, 11.11.2020 tarihli Olağanüstü genel kurul gündeminde esas sözleşme değişikliğinin yeniden görüşüldüğünü ve oy çokluğu ile esas sözleşmenin değişikliğine karar verildiğini, İş bu genel kurul kararı tescil edilmeksizin davacılardan ...'in hukuka aykırı olarak değişik iş dosyasıyla yapmış olduğu tedbir başvurusunun, haksız olarak kabul edildiğini, bu haksız tedbir kararına ilişkin itirazlarının esas davanın açıldığı İstanbul 16 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/683 Esas sayılı dosyasında değerlendirilmiş olup mahkemenin 25.02.2021 tarihinde teminat yatırılması halinde ihtiyati tedbirin devamına karar verdiğini, kararın taraflarca istinafa konu edildiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 2021/750 E. 2021/1165 K. sayılı 13.07.2021 tarihli kararıyla davalının istinaf sebeplerini haklı bularak 11.11.2020 tarihli genel kurulda alınan esas sözleşme değişikliği kararı üzerindeki tedbiri; " .. davalı şirketin 11.11.2020 tarihli genel kurul toplantısında alınan 2 numaralı karar ile şirket esas sözleşmesinin maksat ve mevzu ile ilgili 3. maddesinin tadiline karar verildiği, karar ile şirketin işletme konusu terk edilerek başka bir faaliyet konusu belirlenmeyip mevcut faaliyet konusuna ilave yapıldığı, bu kapsamda ihtiyati tedbir kararı için aranan hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, imkansız hale gelmesi veya telafisi imkansız zarara neden olma koşullarının oluşmadığı anlaşılmaktadır. Söz konusu genel kurul kararı sonucunda şirketçe fahiş bedellerle taşınmazlar devralındığı iddiaşı ise niteliği itibariyle yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat davasının konusunu oluşturmaktadır. Davalı şirketin aynı konuda daha önce almış olduğu 30.04.2019 tarihli genel kurul kararına yönelik ihtiyati tedbir. kararının İstanbul BAM 13. HD'nin 2020/981-2020/804 sayılı kararıyla devamına karar verildiği ileri sürülerek söz konusu ilam ibraz edilmiştir. Ancak bilindiği üzere her davanın açıldığı tarihteki koşullara ve mevcut delillere göre değerlendirilmelidir. Bu kapsamda önceki genel kurul kararının icrasının durdurulmasına yönelik olarak alınmış bir kararın işbu dosya bakımından bağlayıcı olmayacağı açıktır. Diğer yandan TTK'nın 449. maddesinin açık hükmüne aykırı olarak henüz genel kurul kararının iptaline yönelik bir dava açılmadan ve yönetim kurulunun görüşü alınmadan değişik iş dosyası üzerinden ihtiyati tedbire karar verilmesi de usule aykırıdır. İtirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken itirazın, reddine ve eldeki dava ile bağdaştırılamayacak şekilde satıldığı ileri sürülen taşınmaz değeri kadar teminat alınmasına karar verilmesi doğru görülmemiştir.” gerekçesi ile kaldırdığını, İlk derece mahkemesinin katılmadığı dosyadaki bilirkişi raporlarında da esas sözleşme değişikliğine ilişkin olarak; iş bu İstanbul BAM 12 H.D kararı ile aynı tespit ve değerlendirmelerin yapıldığını, sonuç olarak; dosyadaki kök ve ek bilirkişi kurulu raporlarında söz konusu ana sözleşme değişikliğinin TTK'nın 421/3-a maddesi kapsamında işletme konusunun tamamen değiştirilmesi olarak değerlendirilemeyeceği; değişikliğin, işletme konusuna yeni bir alanın eklenmesi olduğu dolayısıyla, söz konusu alınan kararda 475 nisabın aranmayacağı ve karar için gerekli nisabın da sağlandığı göz önüne alınarak ilk derece mahkemesinin haksız gerekçelere dayandırdığı iptal kararının ve İstanbul Bam 13 H. Dairesinin tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, ...dan devralınan gayrimenkuller ile ne şirket ne pay sahiplerinin herhangi bir zarara uğramadıklarını, bunun aksinin de davacılar tarafından somut bir şekilde kanıtlanamadığını, bu konuda dosyada yeterli inceleme yapılmaksızın davacıların soyut iddiaları doğrultusunda örtülü kaynak transferi yapıldığına dair verilen iptal kararı dayanaksız olup kaldırılması gerektiğini, taşınmazlar satın alınırken, 2 adet SPK lisanslı taşınmaz değerleme uzmanında değerleme raporu alındığını ve ayrıca Urla/İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi'nden bir tespit yaptırıldığını, devir işleminde ... A.Ş.'nin 24.06.2019 tarihli ve ... A.Ş'nin 20.06.2019 tarihli değerleme raporlarının baz alındığını, değerleme raporlarındaki rakamların ortalaması doğrultusunda bir satış bedeli belirlendiğini, taşınmazlar üzerinde yaptırılan değer tespitindei bilirkişilerin 15.10.2019 tarihi itibariyle yaptıkları tespitin müvekkil şirketin almış olduğu değerleme raporlarını ve satış bedelini teyit ettiğini, bu sebeple davacıların bedelin fahiş olduğu iddiasıın, şirketin zarara uğratıldığı iddiasının asılsız olduğunu, grup/topluluk şirketlerinin birbirlerine kredi verebilmesi, kredi alabilmesi kadar tabii bir şey olmadığını, Nitekim TTK.m. 395'te de bunun ifade edildiğini, Yargıtay 11. HD. 23.03.1982 tarih ve 1982/85 E. 1982/1225 K. Sayılı ilke kararında bu hususun belirtildiğini, Yargıtay tarafından işletme konusunun içinde bulunmasa dahi şirketlerin birbirlerine kredi ilişkilerinde destek olmalarının ticari hayatın normal ve mutad işlemleri arasında kabul edildiğini, ayrıca bu ilke kararını dayanak alan İstanbul 4 Asliye Ticaret Mahkemesi, 26.03.2018 tarihli ve 2017/339 E., 2018/405 K. sayılı emsal kararında da benzer sonuca ulaşıldığını; bu sebeplerle mahkemenin esas sözleşme değişikliğine ilişkin iptal gerekçesi haksız olup; dosyadaki bilirkişi kök ve ek raporundaki haklı tespitler ile aynı doğrultuda değerlendirme yapan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 2021/750 E. 2021/1165 K. sayılı 13.07.2021 tarihli kararı da göz önünde bulundurularak; ilk derece mahkemesinin haksız gerekçelere dayandırdığı iş bu iptal kararının ve İstanbul BAM 13 Hukuk Dairesi'nin tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, Gündemin (7) nolu , yönetim kuruluna şirket konusu işlerle iştigal etmesi için izin verilmesine ilişkin genel kurul kararının ... açısından “oydan yoksunluk” sebebiyle iptaline ilişkin kararın da hatalı olduğunu, ilk derece mahkemesi gerekçesinde iptali talep edilen 7 nolu genel kurul kararı hakkında, sadece ... yönünden oydan yoksunluk sebebiyle iptale karar verildiğini, diğer Yönetim kurulu üyelerine verilen iznin TTK'nın 395.ve 396.madde gereğince yetkili organ olan genel kurulca verildiği, bu yöndeki genel kurul kararının oy çokluğu ile alındığı ve gerekli nisabın sağlandığı; bu yönetim kurulu üyelerine izin verilmesine ilişkin kararda, YK Başkanı ...'ın oy yoksunluğu halinin bulunmadığı belirtilerek bu üyeler yönünden reddine karar verildiğini, TTK 395 396 iznine ilişkin 7 nolu gündem maddesi değerlendirilirken müvekkil şirketin aile şirketlerinden biri olduğu ve Şirket'te sadece aile fertlerinin paydaş oldukları bir grup şirketi olduğu hususlarının göz önünde bulundurulması gerektiğini, TTK.m. 395 ve 396 hükümlerinin eski TTK'dan aynen alınmış hükümler olduklarını, eski TTK'da topluluk şirketlerine ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığını, bu halde TTK'da şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemeler yapılırken eski hükümlerin yeniden yorumlanması gerektiğini, zira eski anlayışa göre birden fazla şirkette örneğin 480 paya sahip olan bir ortak (hakim teşebbüs) bir şirkette yönetici olabilecekken diğer şirketlerde TTK.m. 395 ve 396 gereği asla yönetici olamayacağını, kendi kurduğu, elini taşın altına soktuğu bir şirkette yönetici olamamasının adaletsiz olacağını, kaldı ki bugüne kadar hakim ortak ...'ın grup dışı başka herhangi bir şirkette görev almadığını, yine Kanunun aile şirketlerinin profesyonel yöneticiler tarafından yönetilmek zorunda olduğuna dair bir düzenleme içermediğini, TTK.m. 395 ve 396'ya göre yönetim kurulu Üyelerine şirket konusu işlerle iştigal etme izni verilmesi hususunun, bugüne kadar ...'nda davacıların da içinde yer aldığı ve tüm pay sahiplerinin olumlu oyuyla karara bağlanan rutin bir genel kurul gündemi olduğunu, bu kararlarla Aile Şirketi olarak idare edilen ...'nda esasen yöneticilerin birden fazla grup şirketinde görev alabilmesinin temin edildiğini, nitekim hissedarlar arasında yaşanan husumetlerden sonra Davacıların'da diğer azınlık hissedarla bir araya gelmek sureti ile bir kısım şirketlerde yönetimi alıp aynı kararları yönetimlerine aldıkları şirketlerde de almakta bir sakınca görmediklerini, bu durumun davacıların çelişkili işlem yasağına aykırı davrandıklarını gösterdiğini, (Ek-8: ... AŞ, ... AŞ ,... AŞ, ... AŞ Genel Kurul tutanakları ) bilirkişi kök raporunda da “Bu madde kapsamında davacıların paydaşı olduğu benzer hissedarlık yapısına sahip diğer şirketlerde aynı şekilde yetkilerin verilmiş olduğu tespit edilmiştir.” şeklinde belirtilmiş olmasına karşın mahkeme tarafından ne beyanları ne de bilirkişi raporunda da yer alan bu hususta hiçbir değerlendirme yapılmadığını, sonuç olarak ilk derece mahkemesi tarafından müvekkil şirketin aynı kişilerin paydaşı olduğu pek çok şirketten biri olduğunun yani esasen verilen bu iznin aile şirketlerinin yönetiminde kullanılmak üzere verilmiş olduğuun gözetilmediğini, ...'ın bu izni şahsi olarak almadığını, grup şirketleri için verildiğini, yine davacıların bu aile şirketlerinden bir kısmında yönetimde oldukları ve bu şirketlerde dahi genel kurullarda 395-396 uyarınca kendileri lehlerine oy kullandıkları ve izin aldıkları yani çelişkili işlem yasağına aykırı davrandıklarının da ortada olduğunu, bu nedenle gündemin 7. maddesi kapsamında aile şirketleri dışında yöneticilik yapmayan ...'ın oydan yoksun olduğu ve alınan kararın onun açısından iptal edilebilir olduğunu yönündeki kararın kaldırılması gerektiğini, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2018/1327 K. 2019/8307 sayılı, 19.12.2019 tarihli kararında; TTK 395-396 izinlerinin oylanması hususunda kişisel nitelikte bir iş için karar alınmadığına, oydan yoksunluk ilkesinin istisna nitelikte olduğuna ve geniş yorumlanmaması gerektiğine değinerek TTK 395-396 gündem maddesinin oydan yoksunluk sebebiyle iptaline ilişkin verilen kararının bozulmasına karar verildiğini, bu emsal karar kapsamında ilk derece mahkemesince verilen karar haksız olduğundan, bu gündem maddesi kapsamındaki ... bakımından iptal kararının kaldırılması gerektiğini, (5) ve (7) nolu gündem maddelerinin tedbiren durdurulmasında hukuki yarar bulunmadığını, icra edilebilir olmayan yürütmenin durdurulması kararlarının kaldırılması gerektiğini, ilk derece mahkemesinin TTK 449 kapsamındaki davacı taleplerine ilişkin olarak hükümle birlikte; iptaline karar verilen 5 nolu ücret ve prim ödemesi ve 7 nolu izin kararlarının yürütülmesinin durdurulmaması halinde ise (icra yeteneği olan olumlu bir karar olması nedeniyle), HMK'nın 389.maddesinde öngörülen hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceği veya gecikme nedeniyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı endişesini gerektirecek bir durumun, diğer bir anlatımla tedbir koşullarının bulunduğu kanaatine varıldığından, 5 ve 7 nolu gündem maddesinin iptal edilen kısmının yürütmesinin geri bırakılmasına karar verdiğini, yürütmenin geri bırakılması kararında ne şirketin ne de pay sahiplerinin korunması gereken hukuki yararına ilişkin bir gerekçeye yer verilmediğini, ancak tedbir kararı verilen gündem maddeleri yürürlükte olmadığından verilen tedbir kararı ile hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması veyahut imkânsız hale gelmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, 5 ve 7 nolu kararların iptaline ilişkin kararlar haksız olmakla birlikte bu kararlar hakkında tedbir kararı verilmesinde hukuki bir menfaat bulunmadığını, 5 ve 7 nolu kararlar hakkında verilen tedbir kararının, verildiği tarihte zaten güncel ve uygulanılabilir olmadığını, bahsedilen tedbire konu kararların alınmasının üzerinden tam 2 yıldan fazla zaman geçtiğini, nitekim 30.04.2019 tarihli genel kurulda alınan 5 nolu ücret ve prim kararının müvekkil şirketin yönetim kurulu üyeleri için kararın verildiği tarihte uygulanan bir karar olmadığını, müvekkil şirketin 11.11.2020 tarihli genel kurulunda YK ücret ve primlerine ilişkin yeni karar alınmış olduğundan YK Üyeleri bu karar uyarınca ücret ve prim aldıklarını, dolayısıyla hakkında tedbir verilen 5 nolu karar icra edilmiş olup tedbir kararının verildiği 08.07.2021 tarihinde güncel olarak icra edilebilirliği bulunmadığını, hukuki yarar ve pratik bir fayda bulunmayan tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, kaldı ki yerel mahkeme davacıların 5 nolu ücret kararı hakkındaki tedbir talebini 08.01.2020 tarihinde reddetmiş olup, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun, İstanbul BAM 13. H.D 2020/614 E. 2020/492 K..; 17.04.2020 tarihli kararı ile, “İlgili yürütmesinin durdurulması talep edilen genel kurulun 5 nolu kararı şirket yönetim kurulu başkanının ücretinin belirlenmesine ilişkindir. Söz konusu genel kurul kararının iptal edilmesi halinde önceki duruma dönülecek olup, ilgili şirket yönetim kurulu başkanına ödenen ücretler geri tahsil edilebilecektir. Bu nedenle bu kararın yürütmesinin durdurulmaması halinde hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesini gerektirecek bir düurum bulunmamaktadır. Mahkemenin bu karar yönünden verdiği yürütmenin durdurulması yönünde tedbir talebinin reddi kararı usul ve yasaya uygundur. ” gerekçesi ile reddedildiğini, kararın icra edilebilir olduğu zamanda dahi istinaf mahkemesi tedbir kararı vermez iken icrası gerçekleşmiş ve yürürlükte almayan karar için tedbir veren yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, 7 nolu YK üyelerine izin kararının da 2019 faaliyet yılı için yönetim kurulu üyelerine verildiğini, ancak müvekkil şirkette 09.06.2020 tarihli genel kurulda yeni yönetim kurulu üyeleri seçilerek yine aynı genel kurulda 395-396 uyarınca YK üyeleri için izin kararı alındığını, dolayısıyla tedbir kararının verildiği 08.07.2021 tarihinde; hakkında tedbir verilen karar icra edilmiş olduğundan, yürürlükte olmayan bir karar için tedbir verilmesinde hukuken hiçbir menfaat bulunmadığını, emsal nitelikli Bölge Adliye Mahkemesi Kararı - İstanbul BAM, 13. HD., E. 2019/963 K. 2019/1023 T. 10.7.2019 kararında; "iptali talep edilen genel kurul kararları, davalı şirketin 2017 yılına ait finansal tablolar ile bilanço ve gelir tablosunun onaylanması, yönetim kurulunun ibrasının onaylanması, 2017 yılı dönem net karının dağıtımı, 2015 yılı dönem net karının dağıtımı, yönetim kurulu üyelerinin seçimi ve görev sürelerinin belirlenmesi, yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkının belirlenmesi ve yönetim kurulu üyelerine TTK 395 ve 396 maddelerine göre işlem yapabilmeleri için izin verilmesine ilişkin kararlar olup, Mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere, söz konusu kararların yürütmesinin geri bırakılmaması halinde HMK 389., maddede öngörülen hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı hususu ispat edilemediğinden ve davanın kabulü halinde geriye dönük olarak talep edilen hakların elde edilmesi her zaman olanaklı bulunduğundan ihtiyati tedbir şartları oluşmamıştır." denildiğini, Söz konusu 5 ve 7 nolu kararlar tedbir kararının verildiği tarihten önce icra edilmiş ve artık yürürlükte olmadığından; zaten bu kararların yürütmesinin geri bırakılmaması halinde HMK 389. maddede öngörülen hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı hiçbir hususun somut durumda mevcut olmadığını, bu sebeple huzurdaki davada ihtiyati tedbir şartları oluşmadığından ve verilen tedbir kararlarında hukuki ve pratik bir yarar bulunmadığından haksız tedbir kararlarının kaldırılmasını talep ettikleriniİleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle davacıların haksız iddia ve ithamlarla ikame ettiği işbu dava nedeniyle müvekkili şirketin her türlü zarar-ziyan, tazminat hak ve taleplerinin saklı tutularak başkanlığımızca resen nazara alınacak sair hususlar çerçevesinde; icranın geri bırakılması talepli istinaf başvurularının kabulü ile istinaf incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına; haksızk, hukuki temelden yoksun ve kötü niyetle ikame edilen işbu davada yeniden yapılacak yargılama ile yukarıda arz ve izah edilen usule ve esasa ilişkin sebepleriyle asıl ve birleşen davanın 4 numaralı günden maddesi ile ...'ın ibra edilmemesi dışındaki diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine, 5 numaralı gündem maddesi ile davalı şirket yönetim kurulu başkanına ödenen ücretin artırılmasına ve prim ödenmesine, 6 numaralı günden maddesi ile şirket ana sözleşmesinin 3. Maddesinin tadil edilmesine, 7 numaralı günden maddesi ile alınan karardan ...'a TTK'nın 395. Ve 396. Maddeleri gereğince davalı şirket konusu işlerle iştigal etmesine izin verilmesin kısmına ilişkin yerel mahkeme hükmünün kaldırılmasına ve davanın tümüyle reddine; yerel mahkemenin 5 ve 7 numaralı gündem maddelerinin iptal edilen kısımlarının yürütülmelerinin TTK'nın 449. Maddesi gereğince geri bırakılmasına ilişkin vermiş olduğu karar icra edilebilir ve hukuki yarar sağlayan bir karar olmadığından yürütmeyi durdurma kararının kaldırılmasına;6 numaralı şirket ana sözleşmesinin 3. Maddesinin tadil edilmesine ilişkin madde hakkında verilen iptal kararı yukarıda arz ve izah edildiği üzere dosyada alınan bilirkişi raporundaki tespitlere ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 2021/750 Esas - 2021/1165 Karar sayılı 13.07.2021 tarihli kararına aykırı olduğundan, iptal kararının kaldırılması ile İstanbul BAM. 13.Hukuk Dairesince 17.04.2020 tarihinde verilen 2020/614 Esas - 2020/492 Karar sayılı tedbir kararının kaldırılmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı taraflar üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Asıl dava, davalı şirketin 2018 faaliyet yılına ilişkin 30/04/2019 tarihinde gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısında alınan 3, 4(...'ın ibra edilmemesi kısmı hariç), 5, 6, 7 nolu kararların; birleşen dava, aynı toplantıda alınan 2, 3, 4 (...'ın ibra edilmemesi kısmı hariç), 5, 6, 7 nolu kararların iptali istemine ilişkin olup, mahkemece asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne, davalı şirketin 30/04/2019 trihli genel kurul toplantısında alınan 4 (...'ın ibra edilmemesi kısmı hariç), 5 ve 6 numaralı karar ile 7 numaralı kararın, ...'a TTK'nun 395 ve 396 maddeleri uyarınca davalı şirketin iştigal konusu işlerle iştigal etmesi hususunda izin verilmesine ilişkin kısmının iptaline, 5 ve 7 numaralı kararların iptal edilen kısımlarının yürütülmelerinin TTK.nın 449.maddesi gereğince geri bırakılmasına, iptaline karar verilen 6 numaralı kararın yürütülmesinin durdurulmasına yönelik daha önce İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13 Hukuk Dairesi'nce verilen ihtiyati tedbir kararı devam ettiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen dava taraflarınca istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Asıl ve birleşen dava davacılarının, iptalini talep ettikleri kararların alındığı 30/04/2019 tarihli toplantıya katıldıkları, kararlara olumsuz oy verdikleri ve muhalefetlerini tutanağa geçirdikleri, TTK'nun 446/1-a maddesi uyarınca iptal davası açma hakkını haiz oldukları, asıl ve birleşen davaların üç aylık hak düşürücü süre içerisinde açıldıkları anlaşılmıştır. 30/04/2019 tarihli genel kurulda, davalınin 24.000.000,00-TL toplam esas sermayesini teşkil eden payların, 23.352.000,00-TL'sinin asaleten ve vekaleten hazır bulundukları, TTK'nun 418/1 fıkrasındaki toplantı nisabının sağlandığı anlaşılmıştır. Mahkemece, davalı şirketin sicil dosyası getirtilmiş, davalı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde bir hukukçu bir mali müşavir bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılarak kök ve ek raporlar alınmış, raporlardan altı nolu karar bakımından ayrılınarak, diğer kararlar yönünden benimsenen kök ve ek rapora göre karar verilmiştir. İptali talep edilen 2 nolu gündem maddesi, 2018 yılına ilişkin yönetim kurulu faaliyet raporu ile bağımsız denetim raporunun okunması ve müzakeresine ilişkin olup, raporlar okunduktan sonda asıl dava davacıları tarafından on yedi adet, birleşen dava davacıları tarafından on adet yazılı soru sorulduğu, sorulan tutanağa geçirildiği, dava dışı yönetim kurulu başkanı ... tarafından söz alınarak verilen cevapların da tutanağa geçirildiği, herhangi bir oylama yapılmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece, bu gündeme ilişkin yapılmış bir oylama bulunmadığı gerekçesi ile birleşen davacıların iptal isteminin reddedildiği görülmüştür. Genel kurulda alınan ve iptali talep edilen 3 nolu gündem maddesinin, 2018 yılına ait bilanço, kar zarar tablolarının okunması, müzakeresi ve onaylanmasına ilişkin olduğu, raporlar okunduktan sonra, asıl ve birleşen dava davacılarının itirazlarını tutanağa geçirdikleri, finansal tabloların, 1.255.058.668 adet olumlu oya karşılık 1.126.941.332 adet olumsuz oy ile oyçokluğuyla kabul edildiği, asıl ve birleşen dava davacılarının yazılı muhalefet şerhlerinin tutanağa eklendiği anlaşılmıştır. Mahkemece, davalı şirket bilanço ve finansal tablolarının usulüne, kanuna ve dürüstlük ilkesine uygun olarak düzenlendiği, finansal tabloların birbirlerini teyit ettiği; gerekli karar nisabının sağlandığı gerekçesi ile iptal isteminin reddedildiği anlaşılmıştır. Genel kurulda alınan ve iptali talep edilen 4 nolu gündem maddesinin, yönetim kurulunun 2018 yılı faaliyetlerinden ibrasına ilişkin olduğu, dava dışı yönetim kurulu üyesi ...'ın kendi ibra oylamasında oy kullanmadığı ve oy çokluğu ile ibra edilmediği, diğer yönetim kurulu üyeleri ... A.Ş. ve ... A.Ş.'nin 1.255.058.668 adet olumlu oya karşılık 1.126.941.332 adet olumsuz oy ile oyçokluğuyla ibra edildikleri, asıl ve birleşen dava davacıları ibra kararına karşı yazılı muhalefet şerhlerinin tutanağa eklendiği anlaşılmıştır. Mahkemece, dava dışı ...'ın TTK'nun 436/2 fıkrasına aykırı şekilde diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında nisabı etkileyecek şekilde oy kullandığı gerekçesi ile iptal istemi kabul edilmiştir. Genel kurulda alınan ve iptali talep edilen 5 nolu gündem maddesinin, yönetim kurulu üyelerinin ücret ve prim haklarının belirlenmesine ilişkin olduğu; yönetim kurulu başkanı için 2019 yılı mart ayından başlamak üzere, 2018 yılında verilen ücrete %10 zam yapılmasına, daha sonraki yıllarda ise artışın TÜFE oranında yapılmasına, davalı şirketin Ocak 2019 döneminden başlamak üzere her ay hesaplanacak ve VUK'a göre hazırlanan gelir tablosunda bulunan net satışların %1,5 oranında net prim hesaplanmasına ve takip eden bir ay içinde yönetim kurulu başkanına ödenmesine, başkanın görevinin devamı süresince bu prim sistemine devam edilmesine, 1.255.058.668 adet olumlu oya karşılık 1.126.941.332 adet olumsuz oy ile oyçokluğuyla karar verildiği, asıl ve birleşen dava davacılarının karara karşı yazılı muhalefet şerhlerinin tutanağa eklendiği anlaşılmıştır. Mahkemece, davalı şirket genel kurul toplantısında kar payı dağıtımına ilişkin herhangi bir karar alınmaksızın yönetim kurulu başkanına ücret adı altında yapılan ödemelerin (ücret artışı ve prim) eşit işlem ilkesine aykırılık oluşturduğu gerekçesi ile iptal istemi kabul edilmiştir. Genel kurulda alınan ve iptali talep edilen 6 nolu gündem maddesinin, şirket ana sözleşmesinin, şirketin maksat ve mevzuuna ilişkin 3.maddesinin tadiline ilişkin olduğu, teklif edilen yeni metinde, şirketin maksat ve mevzuunu teşkil eden başlıca iş ve muamelelerin belirlendiği, yeni metnin 1.255.058.668 adet olumlu oya karşılık 1.126.941.332 adet olumsuz oy ile oyçokluğuyla kabul edildiği, asıl ve birleşen dava davacılarının şirket maksat ve mevzuuna ticari gayrımenkul alım satımının dahil edilmiş olması nedeniyle karara itiraz ettikleri, ayrıca karara karşı yazılı muhalefet şerhlerinin tutanağa eklendiği anlaşılmıştır. Mahkemece, bu karar ile ana sözleşmede belirlenen davalı şirketin iştigal konularına taşınmaz alım satımının da eklendiği, iptali talep edilen kararın tescil ve ilanından sonra ve tedbir kararından önce, dava dışı yönetim kurulu başkanı ...'ın %70 oranında pay sahibi olduğu dava dışı .... A.Ş.'ye ait 33 adet taşınmazın davalı şirket tarafından satın alındığı, üçüncü kişilerden taşınmaz satın alınmadığı, değişikliğin amacının şirketin işletme konusuna yeni bir alan eklenmesi olmayıp, .... A.Ş.'ye üstü örtülü olarak kaynak transferi sağlamak olduğu, kararın bu haliyle gerekli nisap sağlanarak alınmış olsa dahi, şirketin diğer ortaklarının zararına olacağı, sermayenin korunması ilkesine ve dürüstlük kurallarına uygun düşmediği gerekçesi ile iptal talebi kabul edilmiştir. Genel kurulda alınan ve iptali talep edilen 7 nolu gündem maddesinin, şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketin konusunu oluşturan işlerle iştigal etmelerine TTK'nun 395 ve 396 maddeleri uyarınca izin verilmesine ilişkin olduğu, 1.255.058.668 adet olumlu oya karşılık 1.126.941.332 adet olumsuz oy ile oyçokluğuyla yönetim kurulu üyelerine anılan iznin verildiği, asıl ve birleşen dava davacılarının karara karşı yazılı muhalefet şerhlerinin tutanağa eklendiği anlaşılmıştır. Mahkemece yönetim kurulu başkanı ...'ın, kendisine verilecek izin oylanmasında TTK'nun 436/1 fıkrası uyarınca oydan yoksun olmasına rağmen nisabı etkileyecek şekilde oy kullandığı gerekçesi ile kararın yalnızca ...'a izin verilmesine ilişkin kısmının iptaline karar verilmiştir. Birleşen davada davacılar vekilinin, kar payının tespiti ve dağıtılmasın karar verilmesi yönündeki talebi ise, eldeki davanın genel kurul kararının iptali istemine ilişkin olduğu, dava konusu genel kurulda kar payı dağıtılmasına ilişkin gündem maddesi bulunmadığı, talebin bu davanın konusunu teşkil etmediği, kar dağıtımına karar verme yetkisinin münhasıran genel kurula ait olduğu gerekçesi ile reddedilmiştir. Asıl ve birleşen dava davacılarının, mahkemece alınan kök ve ek bilirkişi raporlarının yönetim kurulu faaliyet raporu ile finansal tabloların incelenmesi ve gündemin bilhassa üç nolu kararının iptali koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi bakımından yeterli olmadığı, kök rapora ayrıntılı olarak yapılan itirazların ek raporda değerlendirilmediği, ek rapora yapılan itirazların ve yeni bir heyetten rapor alınması taleplerinin mahkemece kabul edilmediği, heyette bulunan mali bilirkişinin bağımsız denetçi raporu ve davalı şirketin bilançolarını kabul ettiğini beyan etmekle yetindiği, bilançoların dayanaklarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığının incelenmediği, oysa davalı şirketin 2017 yılı faaliyet dönemine ilişkin 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptali istemi ile açılan davada, şirketin 2017 yılı finansal raporlarının dürüst resim ilkesine aykırı olduğu ve gerçeği yansıtmadığı yönünde alınan bilirkişi raporuna istinaden bilançonun onaylanması kararının iptal edildiği, benzer durumun 2019 faaliyet dönemine ilişkin 2020 yılında yapılan genel kurul toplantısında alınan kararların iptali istemi ile açılan davada da söz konusu olduğu, bu dava dosyalarının bilgileri, verilen kararlar ve bu dosyalarda alınan bilirkişi raporları dosyaya ibraz edilmesine rağmen mali bilirkişi tarafından ne kök ne de ek raporda gerekli incelemelerin yapılmadığı yönündeki istinaf sebebi değerlendirildiğinde; TTK'nun 514 maddesi uyarınca, anonim şirket yönetim kurulunun, geçmiş hesap dönemine ait, Türkiye Muhasebe Standartlarında öngörülmüş bulunan finansal tabloları, eklerini ve yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunu, bilanço gününü izleyen hesap döneminin ilk üç ayı içinde hazırlayıp genel kurula sunmakla yükümlü olduğu, yine TTK'nun 515 maddesi uyarınca, anonim şirket finansal tablolarının, Türkiye Muhasebe Standartlarına göre şirketin malvarlığını, borç ve yükümlülüklerini, öz kaynaklarını ve faaliyet sonuçlarını tam, anlaşılabilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaçlara ve işletmenin niteliğine uygun bir şekilde; şeffaf ve güvenilir olarak; gerçeği dürüst, aynen ve aslına sadık surette yansıtacak şekilde çıkarılmasının zorunlu olduğu, mahkemece alınan kök ve itirazlar üzerine alınan ek bilirkişi raporundaki finansal tabloların TTK'nun 515 maddesine uygun olup olmadığına dair yapılan mali değerlendirmelerin, şirket bilançosunun rapora dercedilmesi ile mizanların ve genel kurul toplantısında itiraza uğrayan bağımsız denetçi raporunun bilanço ile uyumlu olduğunun belirtilmesinden ibaret olduğu, tabloların dayanakları ile uyumlu olup olmadıkları denetime açık şekilde değerlendirilmediği gibi, dayanak belgelerin rapora ek de yapılmadığı, asıl ve birleşen dava davcılarının, bilhassa 2017 ve 2019 yılları finansal tablolarının gerçeği yansıtmadığına, 2017 yılından veri alan, 2019 yılına da veri devreden 2018 yılı finansal tablolarının da gerçeği yansıtmayacağına yönelik detaylı itirazlarının ek raporda değerlendirilmediği, mahkemenin gerekçesinde de itirazların giderilmediği, alınan rapordaki mali tespitlerin mahkeme ve kanun yolu denetimine açık olmadığı, asıl ve birleşen dava davacılarının bu yöndeki istinaf sebebinin yerinde olduğu anlaşılmıştır. Asıl ve birleşen davalı şirket tarafından ileri sürülen, dava dışı ...'a ödenmesine karar verilen huzur hakkı ve primin eşitlik ilkesine aykırı olduğuna dair mahkeme kabulünü hatalı olduğu, bilirkişi raporlarında şirketin önceki uygulamalarının ve emsal şirket uygulamalarının değerlendirilmediği yönündeki istinaf sebebi değerlendirildiğinde, yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre yönetim kuruluna ödenen huzur hakkı tutarına ilişkin kararların, kanun ve esas sözleşme ile dürüstlük kuralına uygun olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından, mahkemece; davalı itirazlarını da karşılayacak şekilde; genel kurulun yapıldığı dönemde şirketin ortaklık yapısı ile finansal durumu, şirketin geçmiş uygulamaları, davalı şirketle aynı-benzer durumda bulunan şirketlerin yöneticilerinin aldığı emsal ücretler de göz önünde bulundurulup karşılaştırılarak yönetim kurulu başkanına ödenmesine karar verilen huzur hakkı ve primin, sarfedilen emek ve mesai ile orantılı olup olmadığı, pay sahiplerinin kardan pay alma haklarını ihlal edecek nitelikte bulunup bulunmadığı hususlarında mevcut bilirkişi heyetinden ek rapor alınması veya içinde finans yada muhasebe uzmanının da bulunduğu yeni bir bilirkişi heyetinden, denetime açık rapor alınması gerekirken, davalı yanın bilirkişi kök ve ek raporlarına bu yönden ileri sürdüğü itirazlar değerlendirilmeksizin sonuca gidilmesi yerinde olmamış, davalı yanın bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur. Asıl ve birleşen davalı şirket tarafından ileri sürülen, ana sözleşme değişikliğinin, dava dışı .....'ın hakim ortağı olduğu ... A.Ş.'ye kaynak sağlama amacını taşıması nedeniyle dürüstlük kuralına aykırı olduğuna dair mahkeme kabulünün hatalı olduğuna, asıl ve birleşen dava davacılarının da ... Şirketi ortağı oldukları hususundaki itirazlarının ise dinlenmediğine yönelik istinaf sebebi, mahkemece bu şirketin sicil kayıtları getirtilerek ortaklık yapısının tespit edilmediği, mahkemenin kabul gerekçesine göre, davalı şirketin esas sözleşme değişikliği maddesine ilişkin bu savunmalarının gerekçeli kararda karşılanması gerekirken karşılanmadığı anlaşılmakla yerinde bulunmuştur. Mahkemece yapılması gereken iş, davalı şirketin 2018 yılına ilişkin bilançolarının dosyaya celbi, asıl ve birleşen dava davacıların delil dilekçelerin ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde bildirdikleri 2017 faaliyet dönemine ve 2019 faaliyet dönemine ilişkin genel kurul toplantılarında alınan kararların iptali istemi ile açılan dava dosyalarının celbi, dava dışı ... Şirketi'nin sicil kayıtlarının celbi, davalı şirkete benzer özellikteki şirketlerin yöneticilerinin 2018 yılı için aldıkları emsal ücretler ve primlerin taraflarca dosyaya sunulmasının sağlanması, asıl ve birleşen dava davacılarının da, bilirkişi/bilirkişiler tarafından yapılacak yerinde incelemeden haberdar edilmesini temin edecek şekilde, davalı şirket ticari defter ve kayıtları ile dosyadaki deliller üzerinde gerekli görülmesi halinde birden fazla mali bilirkişiden oluşturulacak heyet marifetiyle inceleme yaptırılarak, 2018 yılı finansal tablolarının TTK'nun 514, 515 maddelerine uygun olup olmadığı, buna göre üç nolu kararın iptali koşullarının oluşup oluşmadığı, yönetim kurulu başkanının ücret ve prim haklarına ilişkin beş nolu kararın, şirketin finansal durumu ve önceki uygulamaları ile emsal uygulamalar çerçevesinde iptali gerekip gerekmediği hususunda, tarafların itirazlarını da karşılar şekilde, mahkeme ve kanun yolu denetimine açık rapor alınması, yine davalı şirketin altı nolu esas sözleşme değişikliğine ilişkin maddenin iptali istemine ilişkin ileri sürdüğü savunmalarının yerinde olup olmadığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesidir. Sonuç itibariyle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının yukarıda belirtilen sebepler bakımından kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, taraf vekillerinin diğer istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına, asıl ve birleşen davalı şirket vekilinin dava konusu genel kurul toplantısında alınan 5, 6, 7, nolu kararların yürütülmelerinin durdurulmasına yönelik tedbir kararlarının kaldırılması isteminin ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/07/2021 tarih ve 2019/437 Esas - 2021/589 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde kendilerine iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Dairmizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde yatıran tarafa iadesine,6-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 15/02/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:48:59