İstanbul BAM 13. HD 2021/1663 E. 2024/218 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2021/1663
2024/218
8 Şubat 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1663 Esas
KARAR NO: 2024/218 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2021/151 Esas - 2021/354 Karar
TARİHİ: 27/05/2021
DAVA: Tespit (Pay sahibi olduğunun tespiti)
KARAR TARİHİ: 08/02/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin davalı ... ile 01/03/2011 tarihinde davalı şirketin %50 hissesinin devri için protokol imzaladıklarını, yapılan bu protokol ile devir işlemlerinin ileriki bir tarihte gerçekleştirileceğinin belirlendiğini, devir işleminin ileriki bir tarihte gerçekleştirilmesinin sebebinin davalı şirketin mevcut banka kredilerinin muhafaza edilmesinden kaynaklandığını, yapılan bu protokol ile ortaklık ilişkisinin fiilen başladığını, yaşanan tüm bu süreçte müvekkili şirkete ortak olduğu günden beri aynı eşit ve aktif çaba ile davalı şirket için çalışmaya devam ettiğini, ancak davalının resmi olarak tek ortak olduğu dönemden başlayarak birtakım sorunlar oluştuğunu, davalının şirketi kişisel çıkarları için kullanmaya başladığını ve aradaki güven ilişkisinin sarsılmaya başlaması üzerine müvekkilinin tek ortaklı limited şirket olduğu dönemden itibaren birçok kez davalıdan protokol gereği hisse devrinin yapılmasını talep ettiğini ancak bir sonuç elde edilememesi üzerine müvekkili tarafından Beyoğlu .... Noterliğinin 07/12/2020 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesini keşide ettiğini ancak yinede bir sonuç alamadığını, müvekkilinin davalı şirketin resmi olmayan kayıtlarında ortak olarak göründüğünü, mahkemece yargılamanın ilerleyen safhalarında söz konusu kayıtlara ulaşabilmelerinin resmi kayıt olmadığından mümkün olmayacağını beyan ederek öncelikle müvekkilinin haklarının korunması bakımından karşı tarafa tebligat yapılmaksızın delil tespitine karar verilerek davalı işverenin adresinde yer alan resmi ve resmi olmayan tüm ticari kayıtları üzerinde bir bilgisayar ve mali müşavir bilirkişi ile delil tespiti yapılmasını talep ettiklerini, müvekkilinin davalı ...Tic. Ltd. Şti.'nde 01/03/2011 tarihinden itibaren %50 pay sahibi olduğunun tespitine, müvekkilinin davalı şirkette 01/03/2011 tarihinden itibaren %50 pay sahibi olduğu hususunun davalı şirket kayıtlarına ve ticaret siciline tesciline ve Ticaret sicil gazetesinde ilanına karar verilerek yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesi ile; davacı yan her ne kadar davanın tespit davası olduğundan bahisle ticari davalarda zorunlu olan arabuluculuk yoluna başvurmamış ise de davanın borcun ifası talepli olduğunu ve alacak davası niteliğinde bulunduğundan zorunlu arabuluculuk yoluna başvurmadan açılan davanın usulden reddinin gerektiğini, müvekkili ... arasında imzalanan adi yazılı protokolün bir limited şirket pay devri vaadi içerdiğini, TTK'nın 595. maddesine göre hisse payının devri veya devir vadi içeren sözleşmelerin yazılı şekilde yapılacağı ve noter tarafından onaylanacağı hükmünün emredici bir hüküm olduğunu, adi yazılı şekilde yapılmış olan bu protokolün kanuni şekil şartlarını taşımadığını, usulüne uygun düzenlenmemiş olan iş bu protokole dayanarak bir hak elde edilmeye çalışılmasının hukuka aykırı olacağını, dava konusu protokolde müvekkili ... ile beraber şirket ortağı ... bulunduğunu, davacı her ne kadar bu ortaklığın şekli bir ortaklı olduğunu belirtse de bu iddianın kabul edilebilir olmadığını, ... de müvekkili ... gibi şirketin pay sahibi olduğunu, davaya konu protokolde .... isimli şirket ortağının imzasının bulunmadığını, bu bakımdan da bu protokolün geçersiz olduğunu, ayrıca her ne kadar böylesi bir adi protokol imzalanmışsa da protokole taraf olan ...'in protokolde belirtilen hisse devir bedelini ödemediğini, kabul anlamına gelmemekle beraber bir an için yapılan protokolün geçerli olduğu varsayılsa dahi hissedar olduğunu iddia eden tarafın hissedar yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini, ancak protokol tarihinden bugüne kadar hissedar olduğunu iddia eden davacının şirkette karşı hiç bir sorumluluğunu yerine getirmediğini beyan ederek davanın reddine karar verilerek yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 27/05/2021 tarih ve 2021/151 Esas - 2021/354 Karar sayılı kararında;"Dava; davalı şirkette pay sahibi olduğunun tespiti istemine ilişkindir.Davacı 01.03.2011 tarihli "Protokol" başlıklı belge uyarınca davalı şirkette % 50 pay sahibi olduğunu iddia etmiştir. Protokolde, protokolün imzalandığı tarihte şirket ortaklarından sadece davalı ... imzası mevcut olup, diğer ortakların protokolde imzası bulunmamaktadır.Davacı protokolün hisse devrine yönelik inançlı işlem olarak değerlendirilmesi gereken bir çerçeve sözleşme olarak nitelendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.İnançlı işlem, güven esas alınarak yapılan ve öngörülen koşulların ileride gerçekleşmesi halinde, bu anlaşmaya uygun hareket etme yükümlülüğü doğuran bir hukuki işlemdir. İnanan ve inanılan tarafı mevcuttur. İnançlı işlem, kural olarak geçerlidir. Yargıtay uygulamalarına göre inanç anlaşması, ancak yazılı kanıtla ispat edilebilir.Dosyaya sunulan protokol ve diğer belgelerde davacının inançlı şekilde hisseleri davalıya devir ettiğine dair bir açıklık veya inançlı işleme delalet eden bir açıklama bulunmamaktadır. Davalılar ile davacının davalı şirketin hisse devri konusunda inançlı şekilde hareket ettiklerine dair başka kanıt da sunulmamıştır. Dosyaya sunulan 01.03.2011 tarihli "Protokol" başlıklı belge, inançlı işlemle ilgili olmayıp, davalı ...' in davalı ...Ltd. Şti'deki hisselerinin bir kısmını davacıya devrine yönelik iradesini yansıtan sözleşme niteliğindedir.İnançlı işlemin varlığına dair yazılı delil veya yazılı delil başlangıcına ilişkin bir delil sunulmadığından tanıklar dinlenmemiştir.Davaya konu işlemin tarihi itibariyle somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 520. maddesinde limited şirket hisselerinin ne şekilde devredileceği düzenlenmiş olup anılan maddenin son fıkrasına göre, pay devrine ilişkin sözleşme yazılı şekilde yapılmadıkça ve imzalar noterce tasdik edilmedikçe taraflar arasında dahi hüküm ifade etmemektedir. Taraflar arasında düzenlenmiş olan sözleşmedeki imzalar noter tarafından tasdik edilmediğinden ortada geçerli bir hisse devri sözleşmesi bulunmamaktadır. Geçersiz bir sözleşmeye dayalı olarak ifa talep edilmesi mümkün değildir. (Benzer şekilde Yargıtay 11. HD 11 HD 2012/1126 - 2013/1500)Taraflar arasında inançlı işlemin varlığının kanıtlanmadığı ve protokol başlıklı sözleşmedeki imzalar noter tarafından tasdik edilmediğinden ortada geçerli bir hisse devri sözleşmesi bulunmadığından ve geçersiz bir sözleşmeye dayalı olarak ifa talep edilmesi mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmiştir." gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ve verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; müvekkilinin davalı Suat ile 01/03/2011 tarihinde davalı şirketin %50 hissesinin devri için protokol imzaladığını, protokolün imzalandığı tarihte 6762 sayılı TTK yürürlükte olduğundan, o dönemde bilineceği üzere tek kişilik limited ortaklık kurulmasının mümkün olmadığını, Yerel mahkemece, her ne kadar dava dilekçesinde ayrıntıları ile açıklasalar da söz konusu protokolde diğer ortak dava dışı ...'in imzasının bulunmadığının belirtildiğini, dava dışı ...'ın görünüşte ortak olduğunu, bu nedenle dava dilekçesi ekinde sundukları ortaklar cari hesabı incelendiğinde görüleceği üzere, dava dışı ... davalı şirkette herhangi bir fonksiyonunun bulunmadığının açık ve net bir şekilde ortada olduğunu, tüm bu delillerin Yerel mahkemece detaylı olarak incelenmediğinden bahisle verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu;Yerel mahkemece "..Dosyaya sunulan protokol ve diğer belgelerde davacının inançlı şekilde hisseleri davalıya devir ettiğine dair bir açıklık veya inançlı işleme delalet eden bir açıklama bulunmamaktadır. Davalılar ile davacının davalı şirket hisse devri konusunda inançlı şekilde hareket ettiklerine dair başka kanıt da sunulmamıştır. Dosyaya sunulan 01/03/2011 tarihli "protokol" başlıklı belge, inançlı işlemle ilgili olmayıp, davalı ...'in davalı ... LTD. ŞTİ. 'deki hisselerinin bir kısmının davacıya devrine yönelik iradesini yansıtan sözleşmedir.." şeklinde değerlendirme yapıldığını, Yerel mahkemece yapılan işbu değerlendirmenin anlaşılamadığını, Yerel mahkeme ilk olarak, müvekkilinin inançlı olarak hisselerini davalıya devrettiğine dair açıklık ya da inançlı işleme delalet eden bir açıklamanın protokolde yer almadığından bahsetmekteyken, devamında söz konusu protokolde davalı ...'ın davalı şirketteki hisselerinin bir kısmını müvekkiline devrine yönelik iradesini yansıtan bir sözleşme olduğundan bahsetmekle açık olarak kendi içerisinde çelişkiye düştüğünü, Yerel mahkemece protokol başlıklı belgenin, hisselerin bir kısmının müvekkiline devredileceğine yönelik iradeyi yansıtan bir sözleşme olarak değerlendirilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu;Yerel mahkemece yapılan protokolde inançlı işleme delalet eden bir açıklamanın yer almadığından bahsedilmiş olmasının da inanılır gibi olmadığını, Yerel mahkemece bu tür protokoller imzalanırken "bu bir inançlı işlemdir" gibi açıklamaların yer almasının beklendiği sonucunun ortaya çıktığını sandıklarını ancak tarafların inançlı bir işlem yaparken, o işlemin inançlı olduğunu hangi mantıkla protokole yazmaları veya ne gibi bir açıklamanın yer almasının beklendiğini bilmediklerini, taraflar arasında yapılan protokol incelendiğinde, bunun bir inançlı işlem olduğunun açık ve net olduğunu;İnançlı işlem, taraflar arasında karşılıklı güvene dayanılarak yapılan ve öngörülen koşulların gerçekleşmesi veya öngörülen sürenin dolması halinde, anlaşmaya uygun hareket yükümlülüğü doğuran işlemlerdir. (SAPANOĞLU, Süleyman: Muvazaa ve İnançlı İşlem Davaları, 2. Bası, Ankara 2020, s. 575.) İnançlı işlemi düzenleyen herhangi bir kanun hükmü olmamakla birlikte, inançlı işlem yapma alanını sınırlayan herhangi bir hükmün mevzuatta bulunmadığını, diğer bir ifade ile inançlı işlemde illa bir hakkın devri ve sonrasında iadesi şeklinde ortaya çıkacağı konusunda bir zorunluluk bulunmadığını, sözleşme serbestisinin söz konusu olduğunu, tarafların inançlı işleme mal varlığına dahil bir hakkı, olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratmak için başvurduklarını, somut olayda imzalanan protokolle müvekkilinin, ileriki tarihte yapılacağı belirtilen hisse devri açısından davalı ...'a inandığını, buna istinaden protokolde kararlaştırtılan hisse bedelinin (%50 hisse karşılığı 34.000-TL) ödendiğini ve aslında fiilen ortaklık ilişkisinin de başladığını, inanç sözleşmesi bir borçlandırıcı işlem olup; inançlı işlemin tasarruf işleminde söz konusu olduğunu, somut olayda; yapılan protokolün, davalıyı ileriki bir tarihte hisseleri müvekkiline devretmek, müvekkilinin ise hisse bedelini ödeme konusunda borçlandıran bir işlem olduğunu, müvekkili tarafından, sunulan carilerden görüleceği üzere, hisse bedelinin ödendiğini, her ne kadar protokol tarihinden itibaren taraflar davalı şirket hissedarı olarak faaliyet gösterseler de müvekkilince hisse bedelinin ödenmesiyle birlikte, müvekkilinin bedelini ödediği hisseler açısından davalının usul ve yasaya uygun şekilde devir borcu doğduğunu, böylelikle davalının bu ilişkide ileriki tarihte hisse devri yapacağına inanılan kişi olduğunu, müvekkilinin satın aldığı ancak davalı şirketin banka kredilerinin muhafazası açısından resmi işlemle devralamadığı şirket hisselerini, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına kazanan kişi yani inanan olduğunu, inanç konusunun davalı şirketin %50lik ortaklık payı yani, menkul mal olduğunu, inanılanın inançlı sözleşmede belirtilen koşulların gerçekleşmesi halinde inanç konusunu inanana iade etmekle yükümlü olduğunu, davalı Suat'ın protokolde belirtilen davalı şirketin banka kredilerinin muhafazası şartı gerçekleştikten sonra, inanç konusu %50'lik hisseyi inanan müvekkiline iade etme yükümlülüğünün doğduğunu; 01/03/2011 tarihli protokolün içeriği irdelenseydi, net bir şekilde; "..Esasen şirket hisselerinin devir işlemlerinin ileriki bir tarihte yapılması gerekliliği, şirketin, mevcut banka kredilerinin muhafaza edilmesinden kaynaklanmaktadır.." ".. Her ne kadar şirket hisseleri ileriki bir tarihte devredilecek olsa da işbu protokol ile birlikte, devreden ve devralan taraflar eşit hisselere sahip bir statüde faaliyetlerine devam edeceklerdir" düzenlemelerinin yer aldığının, bu düzenlemelerin de açık olarak inançlı bir işlemin varlığını kanıtladığının anlaşılabileceğini;Taraflar arasında imzalanan 01/03/2011 tarihli protokol başlıklı belgenin inançlı işlem iradesini içeren bir belge olarak değerlendirilmesi gerektiğini, aynı yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02/03/2020 tarih ve 2019/4116 E. 2020/2225 Karar sayılı kararının olduğunu, dosyaya sundukları, e-postalar ve cari hesap ekstreleri dahi incelenmeden Yerel Mahkemece, tarafların hisse devri konusunda inançlı şekilde hareket ettiklerine dair başka kanıt sunulmadığından bahsedildiğini, sundukları e-postaların göndericilerinin, bizzat davalı şirket muhasebe birimi personelleri olduğunu, salt bu deliller incelenmiş olsaydı, taraflar arasında 01/03/2011 tarihli protokolün imzalanmasından sonra belirlenen hisse bedelinin ödendiğinin ve bu şekilde fiilen ortaklık ilişkisinin başlamış olduğunun da net bir şekilde tespit edilebileceğini, Yerel mahkemece inançlı işlemin varlığına dair yazılı delil veya yazılı delil başlangıcına ilişkin bir delil sunulmadığından bahisle tanıkların dinlenmediğinin belirtildiğini;Dava dilekçesi ekinde dosyaya sundukları protokolün, e-postalar ve cari hesap ekstrelerinin Yerel mahkemece delil olarak kabul edilmediğinin bu sebeple de deliller incelenmeksizin eksik inceleme ile davanın reddine karar verildiğinin aşikar olduğunu, Yerel mahkemece işbu delillere hangi sebeple itibar edilmediğinin dahi kararda açıklanmadığını, inançlı işlemin ispatı açısından tanık deliline dayanılmış olmasına rağmen, Yerel Mahkemece tanık dinlenmeksizin davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, diğer yandan taraflarca dava dilekçesi ile birlikte tensiben delil tespitinin dahi talep edildiğini, sundukları kayıtların davalı şirket merkezinde yapılacak delil tespiti ile dosya kapsamına alınmasının istenildiğini, bu talepleri ileri sürülen nedenin varsayıma dayalı olması ve delilin hemen tespit edilmemesi halinde kaybolacağına dair somut deliller olmadığından bahisle reddedilmekle birlikte, yargılama aşamasında dahi değerlendirilmeye alınmadığını, huzurdaki davanın hukuki niteliği itibariyle bir tespit davası olduğunu, yemin deliline açık olarak dayanılmış olmasına rağmen, Yerel mahkemece yemin teklif etme hakkı hatırlatılmaksızın usul ve yasaya aykırı olarak karar verildiğini, [Bkz. YRG 11. HD., 2019/5365 E:, 2020/3295 K., 29/06/2020 T.]; Davalılar tarafından her ne kadar münkir olsalar da verdikleri dilekçede, taraflar arasındaki inançlı işlemin inkar edilmediğinin açık olduğunu, davalıların da müvekkili ile aralarındaki inançlı işlemi kabul ettiklerini, Yerel mahkemece eTTK m. 520 hükmünden bahsedilmek suretiyle, taraflar arasında imzalanan protokoldeki imzaların noter tarafından tasdik edilmemesi nedeniyle geçerli bir hisse devri sözleşmesinin varlığından söz edilemeyeceğinin belirtildiğini, söz konusu değerlendirmeye de itibar edilmesinin mümkün olmadığını, dava konusu protokolün bir hisse devir sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğini, dolayısıyla eTTK m. 520 hükmünün uygulanmasının da beklenemeyeceğini, 01/03/2011 tarihli protokolün; belirtildiği üzere, mevcut banka kredilerinin muhafazası açısından "ileriki bir tarihte" yapılacak olan hisse devrinin, ne şekilde yapılacağına dair bir çerçeve sözleşme olduğunu söylemenin mümkün olduğunu, hatta aynı protokolde, bu protokol ile birlikte tarafların eşit hisselere sahip olarak faaliyetlerine devam edeceklerinin de düzenlendiğini, bu nedenle söz konusu 01/03/2011 tarihli protokolün eTTK m. 520'ye aykırılığından bahsetmek suretiyle geçersiz olduğunun değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığını;Müvekkilinin, bedelini ödediği hisselerin, davalı şirketin mevcut banka kredilerinin muhafazası nedeniyle devirlerinin "ileriki bir tarihte" yapılacağına inandığını ancak davalılar tarafından protokol gereğince bugüne kadar hisse devri yapılmadığından bahisle huzurdaki davanın açıldığını, eğer işbu protokol uyarınca davalılarca hisse devri yapılmış olsaydı, zaten söz konusu hisse devrinin yasal zorunluluk nedeniyle resmi şekle uygun olarak yapılacağını, 01/03/2011 tarihli protokolün ilk cümlesinden de görüleceği üzere; "Aşağıda tarafları yazılı bulunan şahıslar arasında hazırlanan iş bu protokol ... LTD. ŞTİ.'nin ileriki bir tarihte hisselerinin kısmen devrini ve bunun koşullarını içermektedir." ifadesinde açık olarak söz konusu protokolün, ileride yapılacak hisse devrine yönelik olduğunu açık olarak ortaya koyduğunu, buna rağmen Yerel mahkemece, eTTK m. 520 hükmünün, yaşanan süreç muhakeme edilmeksizin somut olaya uygulanmasının kabul edilemeyeceğini beyanla; istinaf başvurusunun kabulünü, Yerel mahkemece verilen kararın kaldırılarak tehiri icra talepli olarak davanın kabulünü talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, limited şirket pay sahipliğinin tespiti ile payın tescili talebine ilişkindir.Davacı taraf, davalı ... ile aralarında 01.03.2011 tarihinde diğer davalı şirketin %50 payının kendisine devredilmesi konusunda protokol imzalandığını, ancak davalı şirketin kullandığı krediler nedeniyle pay devrinin ileri bir tarihte yapılacağının kabul edildiğini, bu protokol ile taraflar arasında ortaklık ilişkisinin fiilen başladığını, taraflar arasındaki protokolün niteliği itibariyle inançlı işlem olduğunu, davalının talep edilmesine rağmen pay devrini gerçekleştirmediğini beyan ederek davalı şirkette %50 pay sahibi olduğunun tespiti ile payın tesciline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf davacı ile aralarında herhangi bir inançlı işlem yapılmadığını, 01.03.2011 tarihli protokolün adi yazılı şekilde yapılmış olması, Noter onayının bulunmaması sebebiyle geçersiz olduğunu, ayrıca protokolde diğer paydaşın da imzasının bulunmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dosyada mübrez davalı ... Tic. Ltd. Şti.'nin ileri bir tarihte paylarının devrini ve koşullarını içeren 01.03.2011 tarihli protokolde; tarafların mevcut pay sahipleri ..., ... ve devralan davacı ile dava dışı ... olduğu, protokolün koşullar başlıklı kısmının 1. maddesinde her ne kadar şirket payları ileriki bir tarihte devredilecek olsa da iş bu protokol ile birlikte devreden ve devralan tarafların eşit paylara sahip bir statüde faaliyetlerine devam edeceklerinin, devreden tarafın %50 ve devralan tarafın %50 paya sahibi olacağının kabul edildiği, 2. maddesinde şirketin değerinin 68.000 TL ve devredilen pay değerinin 34.000 TL olarak belirlendiği anlaşılmıştır.İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı işlem kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa inanç sözleşmesi "tanık" dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı yoksa inançlı işlem iddiasının ikrar, yemin gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.Somut dosyada; her ne kadar davacı tarafından 01.03.2011 tarihli protokolün davalı ... ile aralarındaki ortaklığı gösterir inanç sözleşmesi olduğu iddia edilmiş ise de, davacının iddiasına göre protokol tarihinden önce davalı şirkette pay sahibi olmadığı, protokol tarihinden itibaren ortaklığının başladığı, bu hususun protokolde de açıkça kabul edildiği, davacı tarafından protokol tarihinden önce sahip olduğu şirket payını belirli bir amacın gerçekleşmesi amacıyla ve bu amaç gerçekleştiğinde iade edileceği inancı ile davalı ... devretmesinin ve şimdi bu payın iadesini talep etmesinin söz konusu olmadığı, dolayısıyla anılan protokolün inanç sözleşmesi olarak kabul edilemeyeceği, taraflar arasında yapılmış adi yazılı bir şirket pay devri vaadi sözleşmesi olduğu, bu noktada tarafların davacının pay sahipliğinin fiilen protokol tarihi itibariyle başladığını kabul etmelerinin de sonuca etkisinin bulunmadığı, Mahkemece de kabul edildiği üzere protokol tarihinde yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı TTK'nın 520/5. maddesi uyarınca pay devri vaadi sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmasının yanında imzalarının Noterce onaylanması gerektiği, aksi halde ilgililer arasında dahi hüküm ifade etmeyeceği, 01.03.2011 tarihli pay devri vaadi sözleşmesinin şeklen geçersiz olduğu ve davacının bu protokole dayanarak pay sahibi olduğunu iddia edemeyeceği, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin nitelendirmesine göre Mahkemece, davacıya ispat konusunda yein delilinin hatırlatılmasına gerek olmadığı, verilen kararın usul ve yasaya uygun, davacı tarafın istinaf başvurusunun ise haksız olduğu anlaşılmıştır.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 08/02/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:50:20