SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/1436

Karar No

2024/1576

Karar Tarihi

10 Ekim 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2024/1436 Esas

KARAR NO:2024/1576 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI: 2023/532 Esas - 2024/117 Karar

TARİH:14/02/2024

DAVA:Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ:10/10/2024

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... A.Ş.(E... A.Ş. ) ve ... A.Ş., Zonguldak ili, Çaycuma İlçesi, ... Mevkii adresinde bulunan, tapuda ... pafta, ... parselde kayıtlı taşınmaz üzerindeki akaryakıt istasyonunda davalı şirket ile 01.03.2018 tarihinde 5 yıl süreli Çerçeve Protokol ve Bayilik Sözleşmeleri imzalayarak akaryakıt ve otogaz bayilik ilişkisi kurduğunu, davalı şirket tarafından, taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi ve eki niteliğindeki diğer anlaşmalar çerçevesinde verilen Ürün Alım Taahhütnamesi doğrultusunda; birinci yıldan başlamak ve anılan anlaşmaların yürürlüğü süresince geçerli olmak üzere, yıllık asgari 285 ton (anlaşma süresince toplam 1.425 ton) otogaz ürünü münhasıran... A.Ş.'den veya ... A.Ş/ ... A.Ş.’nin yazılı olarak göstereceği ikmal kaynaklarından satın almayı kabul ve taahhüt edildiğini, ancak taahhüt edilen miktarda ürün alımı yapılmadığını, bu doğrultuda davalı tarafın eksik ürün alımından kaynaklı olarak kar mahrumiyeti ödeme yükümlülüğü bulunduğunu, taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin sözleşme süresi dolması nedeniyle sona ermesi akabinde Antalya ... Noterliği 15.03.2023 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarın keşide edildiğini, ihtarnamede, davalı şirketin müvekkili şirket ile akdettiği bayilik sözleşmeleri ve ekleri kapsamında taahhüt etmiş olduğu asgari ürün alım taahhütlerinden eksik aldığı ürünlere ilişkin kar mahrumiyetini, tebliğ tarihinden itibaren 3 gün içinde ödenmesini, aksi halde söz konusu bedellerin tahsili için yasal yollara başvurulacağı hususlarının ihtar ve ihbar edildiğini ve tüm borçların muaccel olduğunu, ihtarnamenin davalı şirkete tebliğ edilmesine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını, eksik alımdan kaynaklanan kar mahrumiyetinin davalı şirketten tahsili için Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesinde dava şartı olarak öngörülen arabuluculuk görüşmeleri yürütüldüğünü, tarafların anlaşamamış olması nedeniyle arabuluculuk sürecinin sona erdiğini, Davalı ‘Ürün Alım Taahhütnamesi’ ile satın alma taahhüdünü her bir yıllık anlaşma dönemine ilişkin olarak yerine getiremediği takdirde, eksik kalan miktar üzerinden ton başına 175 USD (yüzyetmişbeş) tutarı, ödeme gününde uygulanmakta olan ... Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanarak Türk Lirası karşılığında kar mahrumiyeti ödemeyi taahhüt ettiğini, Taraflar arasında devam eden bayilik ilişkisi süresinde de davacı taraf asgari alım taahhütlerine uymadığını, bu nedenle davalıya dönem dönem ihtar gönderildiğini ve neticeten dönem dönem eksik ürün alımından kaynaklanan cezai şart bedelleri tahsil edildiğini, davalı tarafın 01.03.2020 ile 01.03.2023 tarihleri arasında toplamda 274.09 ton eksik ürün aldığını, davalı tarafından, 274,09 ton eksik ürün alımı karşılığı ton başına 175,00.-USD ödeme yapılması gerektiğini, anılan bedelin kendisine işbu durum ihtar edilmesine rağmen bugüne kadar ödenmediğini, taraflar arasında akdedilen sözleşme, ürün alım taahhütleri, ihtarnamelerle de mahrum kalınan kar bedelinin davalı şirketten tahsili ile müvekkili şirkete ödenmesi gerektiğini, fazlaya ve hataya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile; mahkemece yapılacak tahkikat sonucu alacaklarının tam ve kesin olarak belirlenmesini takiben HMK’nın 107/2. maddesi uyarınca işbu taleplerini arttırma hakları saklı kalmak kaydıyla davacı şirketin otogaz ürün satışından mahrum kaldığı karın şimdilik 1.000,00 USD’ nin birlikte sözleşmenin sona erme tarihi olan 01.03.2023 tarihinden itibaren ... nin USD alacaklar için uyguladığı en yüksek faiz oranı ile işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı şirkete ödenmesini talep ettiklerini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının dilekçesi ekinde Standart Otogaz Bayilik Sözleşmesi, Ticari Koşullar'a dair Sözleşme, Ürün Alım Taahhütnamesi ve 3 Adet ihtarname olduğunu, bu eklerden Standart Otogaz Bayilik Sözleşmesi'nin 25.maddesi Cezai Şart olduğunu, kar mahrumiyetinin de cezai şartlardan sayıldığını, müvekkilinin tam da bu bölüm üzerine kaşe ve imzasıyla teyit ettiğini bu bölümde, herhangi bir rakam alınacağına dair bir ibare bulunmadığını, Standart Otogaz Bayilik Sözleşmesi'ne göre müvekkilinin kar mahrumiyetine dair bir cezai şart ödemeyeceğinin sabit olduğunu, ürün alım taahhütnamesi başlıklı belgede el yazısı ile yazılan adres ve tapu bilgileri müvekkilince kaşe ve imza ile teyit edildiğini, asgari alınacak miktarların ise teyit edilmediğini, aynı sözleşmenin (a) bölümünde el yazısı ile yazılan 175 USD alınacağına dair bölüm de sonradan doldurulduğunu, müvekkilin kaşe ve imzası ile teyit edilemediğini, HMK'nun 207.maddesinin açık olduğunu, imza aşamasından sonra ürün alım taahhütnamesi başlıklı belgede yer alan ve davacı tarafça tek taraflı olarak el yazısı ile doldurulan asgari 285 ton ve sözleşme süresince 1425 ton otogaz kısmı ile yine aynı sözleşmede (a) bölümünde el yazısı ile yazılan 175 USD alınacağına dair bölümü kabul etmediklerini, dava dilekçesinin 2.sayfasında yer alan tabloya göre davalı müvekkilinin kabul etmedikleri tonaj taahhüdünü kısmen yerine getirdiğinin görüldüğünü, Beşiktaş ... Noterliği'nin 28.02.2019 tarih ve ... Yevmiye sayılı ihtarında ise ilk yılda 40,285 ton miktarında eksik ürün sattığının ihtar edildiğini, dava dilekçesinde eksik ürün satmadığı ikrar edildiğinden bu delilin hukuki bir değeri bulunmadığını, Beşiktaş 26.Noterliği'nin 07.05.2020 tarih ve ... Yevmiye sayılı ihtarında da yine 54,367 ton miktarında eksik ürün sattığının ihtar edildiğini, dava dilekçesinde eksik ürün satmadığı ikrar edildiğinden bu delilin hukuki bir değeri bulunmadığını, 3 yıla dair ihtarname çekildiğine dair bir delil sunulmamışsa da, bu dönemin başlangıcı tüm dünyayı saran Covid 19 salgını dönemini kapsamakta olduğunu, zaten istasyonların tamamen ve sonra da kısmen kapalı olduğu bir dönem olduğunu, müvekkilinden sadır olan bir sözleşme ihlali sayılmamasını, Beşiktaş ....Noterliği'nin 02.03.2022 tarih ve .... Yevmiye sayılı ihtarında da yine 102,62 ton miktarında eksik ürün sattığı ihtar edilmişse de bu ihtarname bir önceki dönem bitip sonraki bir yıllık dönem başladıktan sonra keşide edildiğinden dikkate alınmaması gerektiğini, bir an için tüm bu sözleşmelerin geçerli olduğu, müvekkilinin ürün alım taahhüdüne uymadığı kabul edilse dahi, bu taahhüde karşılık gelen kısmın müvekkilinin ekonomik mahvına sebep olacak derecede olduğunu, Yargıtay'ın yerleşik tüm içtihatlarında da görüleceği üzere, cezai şart bayinin ekonomik mahvına sebep olacak bir miktarsa, hakimin bu miktarı tamamen ya da kısmen kaldırabileceğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.11.2001 tarihli ve E.2001/9-1175, K.2001/166 sayılı ilamının ve HGK’nun 20.03.1974 tarihli ve E.1970/1053, K.1974/222 sayılı kararlarının buna örnek olduğunu, dava dilekçesindeki dava değeririnin ekonomik mahva sebep olabilecek miktarda değilse de cezai şartın tamamının, müvekkilini ekonomik mahvına sebep olabilecek miktarda olduğunu, dava dilekçesine göre eksik kalan ürün miktarında ton başına 175 USD kar mahrumiyeti talebi, dağıtım şirketi açısından haksız bir kazanç, müvekkili bakımından ise ekonomik mahva sebep olacak bir rakamda olduğunu, davacı yanın tüm bayilerine de eşit davranma ilkesiyle hareket etmediğini, bu miktarın yarısına tekabül edecek derecede olacak şekilde imzaladığı sözleşmelerinde bulunduğunu, dava dilekçesi ve delil listesinde Çerçeve Protokol'den bahsedilmişse de böyle bir delilin dosyaya sunulmadığını, sunulduğunda içeriği hakkında cevap verme haklarını saklı tuttuklarını, açıklanan nedenlerle davanın reddine, masraf ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine, ihtiyati haciz taleplerinin davanın her aşamasında reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 14/02/2024 tarih 2023/532 Esas - 2024/117 Karar sayılı kararında;".....Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; Davacı dava dilekçesinin 3. sayfasında açıkça "...alacağımızın tam ve kesin olarak belirlenmesini takiben HMK 107/2. maddesi uyarınca..." diyerek, belirsiz alacak davası açtığını ilgili Yasa hükmünü de göstererek dilekçesinde vurgulamıştır. Taraf şirketler arasında 01/03/2018 tarihli standart Otogaz Bayilik Sözleşmesinin akdedildiği, işbu sözleşmesinin 24.maddesinde davalı bayinin bayilik sözleşmesi ve ek protokoller uyarınca sözleşmenin feshine neden olması halinde davacı tarafa kar mahrumiyeti alacağı ödemeyi kabul ettiği, bayilik sözleşmesine ek olarak taraflar arasında 01/03/2018 tarihli Ticari Koşullar anlaşması ve 01/03/2018 tarihli Ürün Alım Taahhütnamesi sözleşmeleri imzalanmıştır. Ürün Alım Taahhütnamesi sözleşmesi uyarınca davalı bayinin birinci yıldan başlamak üzere ve sözleşmenin beş yıllık yürürlük süresince geçerli olacak şekilde yıllık asgari 285 ton ve 5 yıllık sözleşme süresi sonunda toplam 1425 ton oto gaz ürününü satın almayı kabul ve taahhüt ettiği, satın alma taahhüdü yerine getirilmediğinde davacının dilerse sözleşmeyi beş yıllık süresinin sonunda veya dilerse her 1 yıllık sözleşme döneminin sonunda hesaplanacak eksik kalan miktar üzerinden ton başına 175 USD tutarı ödeme gününde uygulanmakta olan ...Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığında kar kaybı olarak davacı tarafa ödemeyi kararlaştırdıkları görülmüştür. Ürün alım taahhütnamesinde yıllık asgari ton tutarı, beş yıllık sözleşmesi süresi sonunda taahhüt edilen ton tutarı, eksik ürün alım yapıldığı takdirde ton başına uygulanacak olan yabancı para alacağı, hasılı uğranılması muhtemel kar mahrumiyeti alacağının bayilik sözleşmesi ve eki ürün alım taahhütnamesi uyarınca yorum gerektirmeyecek kadar açık ve belirli olduğu, davacının sözleşmeye taraf olması nedeniyle sözleşme koşullarını ve alacak tutarını bildiği noktasında duraksama bulunmadığı, öte yandan davacı şirketin TTK 18. maddesi uyarınca basiretli tacir hükümlerine tabi olduğu tereddütsüzdür.Ürün alım taahhütnamesi uyarınca davacının kar kaybı alacağının belirli / belirlenebilir olduğu, bu hususta davalı tarafın cevap dilekçesi vermesinin yahut sunacağı kayıtların da bir etkisinin olmadığı, zira davacı nezdinde tutulan kayıtlarda satışı yapılan ürün miktarlarının belirli olduğu, bu nedenle davacının kendi kayıtlarını kontrol ederek ve rahatlıkla yıllara göre ve sözleşme süresi boyunca davalının ne tutarda ürün aldığı ile eksik ürüne yönelik tonaj miktarını tespit edilebileceği, nitekim dava dilekçesinin 2. sayfasında bu durumu destekleyeeck şekilde davacı tarafından yıllara göre davalının aldığı ürün miktarlarının ayrı ayrı ve tablolar halinde gösterilerek eksik ürün miktarının açıklandığı, hatta tablo halinde ilgili dönem - taahhüt miktarı - satın alınan ürün miktarı ve eksik ürün miktarı (274,09 ton) belirtildikten sonra sözleşme uyarınca (175 USD) kar mahrumiyeti alacaklarının tabloda (47.965,23 USD) gösterildiği, kaldı ki davacı tarafından kar kaybı tutarı gösterilmese dahi yapılacak basit bir matematik işlemi ve hesaplama ile alacağın belirlenmesinin dahi mümkün olduğu, şu halde davacının dava dilekçesinin 2. sayfasındaki anlatımları uyarınca alacak miktarını bildiğinin / belirleyebildiğinin açık olduğu, hasılı davacının "alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenememesi veya bunun imkânsız olması" halinin zaten söz konusu olmadığı gibi, aksine açık ve net bir şekilde alacağın miktarının belirlenip buna ilişkin açıklamaların dahi tablolar halinde gösterilerek ibraz edildiği tespit edilmiştir. O halde, davacının alacağının belirleyememe, bu durumunun kendisinden beklenememesi ya da objektif olarak alacağının belirlenmesinin imkansız olması durumlarının bulunmadığı, aksine alacağın kolaylıkla ve net bir şekilde hesaplanarak belirlendiği, bu hususların dava dilekçesinde açıkça yazıldığı ve ekinde delillerin sunularak (satışı yapılan ürünlere ilişkin faturalar ve ihtarnameler) alacağın miktarının kesin olarak belirlenebileceği bir hal mevcuttur. Öte yandan; davacı dava dilekçesinde belirsiz alacak davasına yönelik olarak alacağın tahkikat sonucu (bilirkişi raporu ile) tespit edileceğinden bahisle "belirsiz alacak davası" açtıklarını beyan etmiş ise de; yukarıda belirtildiği üzere, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen, davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz. Dolayısıyla, somut olay bakımından dava açılırken davacı tarafından alacak miktarı belirlenebildiğinden (hatta ilgili dönem - taahhüt miktarı - satın alınan ürün miktarı ve eksik ürün miktarı belirtildikten sonra tablo halinde gösterilip hesaplandığından) belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.Konuya ilişkin aynı yönde olmak üzere:

YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ 2016/13510 E. 2017/7418 K. sayılı ilamında: "...Dava, bayilik sözleşmesinin ihlali ve haksız fesih nedeniyle sözleşme uyarınca talep edilen kar kaybına ilişkindir. Bu durumda davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün değildir..." şeklindedir. Açıklanan gerekçe ve nedenler ile emsal Yargıtay ilamı karşısında, bayilik sözleşmesinin eki olan Ürün Alım Taahhütnamesi sözleşmesi uyarınca davacının eksik alınan ürün miktarı üzerinden talepte bulunduğu kar kaybı iddiasına dayalı olarak eldeki davada; kar kaybı alacağın miktarının davanın başında belirlenebilir olması karşısında "belirsiz alacak davası" açılmasında davacının hukuki yararı bulunmadığından, davanın hukuki yarar dava şartı yokluğundan HMK 114/1-h. maddesi ve HMK 115/2. maddesi hükmü uyarınca usulden reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. "gerekçesi ile, '' Davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu sebebiyle HMK 114/1-h. maddesinin atfı ve HMK 115/2. maddesi hükmü uyarınca USULDEN REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekilleri istinaf dilekçesinde özetle; davanın belirsiz alacak davası olmadığını, söz konusu davanın kısmi dava olarak açıldığını, dilekçelerinde sonuç ve istem kısmında açıkça fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak alacaklarının şimdilik bir kısmının talep ettiklerini, dava dilekçesinin sonuç kısmında ihtiyati haciz taleplerinin kabulü ile, davalıya ait taşınmazların Uyap sisteminden tespiti ile Zonguldak ili, Çaycuma ilçesi, ... mevkii adresinde bulunan, tapuda pafta ... parselde kayıtlı taşınmaz ve tespit edilecek sair tapu kayıtları üzerine teminatsız olarak veya mahkemece takdir edilecek teminat karşılığında ihtiyati haciz konulmasına, davanın kabulü ile fazlaya dair haklarının saklı kalmak kaydıyla davacı müvekkili şirketin otogaz satışından mahrum kaldığı kârın şimdilik 1.000.00 USD'nin sözleşmesinin sona erme tarihi olan 01.03.2023 tarihinden itibaren ...'nin USD alacakları için uyguladığı en yüksek faiz oranı ile işleyecek faizi ile birlikte, davalıdan alınarak müvekkili davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin her tür dava ve diğer haklarının saklı tutulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine, karar verilmesini istediklerini, görüldüğü gibi, sonuç ve istem kısmında davanın belirsiz alacak olduğuna yönelik herhangi bir emare olmadığını, davanın, taraflar arasında süregelen bayilik ilişkisinin sona ermesi üzerine davacının mahrum kaldığı karın tazminine yönelik olduğunu, davanın niteliği gereği bilirkişi incelemesi yapılması ile mahrum kalınan kar miktarının bilirkişiler tarafından yapılacak hesaplama sonrası ortaya konulacağını, tüm bu sebeplerle dava dilekçesinin bir bölümünde bu ibarelere yer verilmek suretiyle esasen davanın belirsiz alacak davası şeklinde de görülebileceğini ifade ettiklerini, yine yine davacı tarafça yapılan değerlendirmede satış taahhüdü, gerçekleşen satış miktarı ve bu miktara uygulanacak rakamın belirli olmasından hareketle hesaplama da yapıldığını ve bu hususa da dilekçede yer verildiğini, davanın kısmi dava olarak da açılabileceğinin işaret edildiğini, davanın kısmi dava olarak açılması tercih edildiğini, yukarıda da belirttikleri gibi dava dilekçesinin sonuç ve istem kısmında davanın kısmi dava olduğunu ve kısmi dava olarak açıldığının ifade edildiğini, son derece açık ve net bir şekilde davanın kısmi dava olduğunu, mahkemenin aksi yöndeki tespitinin isabetli olmadığını, mahkemenin davanın niteliği konusunda bir tereddüte düşmesi halinde öncelikle ve ivedilikle yapılması gerekenin, bu tereddütün ortadan kaldırılmasına yönelik davacı tarafa süre verilmesi veya davacı taraftan bu konuda beyan istenilmesini, aşağıda da yer verdikleri sayısız örnekte de görüleceği üzere akış ve yerleşik içtihatlar ve olması gerekenin emsallerinin sunulduğunu,Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 16.05.2019 tarih ve 2016/22-1166 E., 2019/576 K. Sayılı kararı ile; "Dava dilekçesinde talep sonucuna baktığımızda, davacı kısmi miktar belirtmiş ve bu miktarın yanına parantez içinde belirsiz kelimesini yazmıştır. Talep sonucuna baktığımızda, davacı tahsil amaçlı belirsiz alacak davası açmamıştır. Zira belirleyebileceği kadar miktarı belirlememiş ve dava dilekçesinde açıkça kalanı belirlediğinde artırım dilekçesi vereceğini de açıklamamıştır. Bu davanın belirsiz alacağın diğer türlerinden olan kısmi eda külli tespit davası olarak değerlendirilmesi olanağı da talep sonucuna göre olanaklı değildir. Zira kısmi miktarın tahsili dışında kalan ve belirlenecek alacağın tespiti açıkça istenmemiştir. Davanın talep sonucuna göre açıkça kısmi dava olduğu açıktır. O nedenle mahkemece baştan itibaren kısmi dava olarak görülmesi ve sonuçlandırılması doğrudur. Davacı vekilinin belirsiz kelimesini kullanması, o tarihte yürürlükte bulunan HMK. 109/2 maddesi uyarınca belirli alacakta kısmi dava açamayacağını öngörmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle mahkemenin bu yöndeki direnmesi yerindedir." şeklinde olduğunu, Esasen Hukuk Genel Kurulu'nun bu kararı istikrarlı olduğunu, yakın geçmişteki bir başka kararı ise “Alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya, kısmi dava denir. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu ve istem bölümünde “fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” demesi, kural olarak yeterlidir." şeklinde olduğunu, (17.10.2012 gün ve 2012/9-838 E 2012/ 715 K sayılı karar) Keza Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de 2019/2186 E. , 2021/1209 K. Sayılı kararı ile ".. davacı vekili dava dilekçesinin konu ve talep sonucu bölümlerinde haksız haciz sonucu davaya konu aracın yediemin otoparkına çekilmesi nedeniyle “fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla” dedikten sonra, 7.800,00 TL otopark ücretinin, şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın ve 30.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Dava dilekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, dilekçede yer alan açıklamalar ve talep sonucundan davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı anlaşılmamaktadır. Bu haliyle dava, kısmi dava niteliğindedir." şeklinde hüküm kurulduğunu, Yargıtay, davayı belirsiz olarak adlandırılmış olsa dahi somut olayın irdelenmesi gerektiğini, 15. Hukuk Dairesinin 2020/2618 E. , 2021/2642 K. Sayılı kararı "Dava, dilekçede belirsiz alacak davası olarak adlandırılmış ise de; alacağın miktar ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenmesi mümkün olduğundan HMK’nın 107. maddesine göre belirsiz alacak davası açılamayacağı, ancak belli bir miktar gösterilerek talepte bulunulduğundan davacının davasının HMK 109. maddesinde ifade edilen kısmi dava niteliğinde olduğu kabul edilmelidir" şeklinde olduğunu, bu hüküm ilgili kararda da yer aldığı üzere Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 10.07.2013 gün 2012/6728 Esas 2013/4521 Karar sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.03.2016 gün 2014/15 Karar 2014/439 Esas, 2016/207 Karar sayılı ilamlarının bir yansıması olduğunu, somut olayda da sonuç ve istem bölümünde davanın kısmi dava olduğunun açıkça anlaşıldığını, bu konuda bir tereddüt oluşsa dahi hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında bu hususta davacı tarafa süre vermek suretiyle yargılamaya devam edilmesi gerektiğini, doğrudan davanın usulden reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını, "Talep sonucu açık değilse, mahkeme, davacıya talep sonucunu açıklattırmalıdır(Md. 31 Hakimin aydınlatma görevi)." (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2015/22-1052 E. 2015/1612K. )" dava çeşitlerinin HMK’nın 105 vd. maddelerde düzenlendiğini, bir davanın hangi dava çeşidini oluşturduğu davacının talep sonucunun hangi dava türü tanımına uyduğuna göre belirlenebileceğini, davacı dava dilekçesinde dava türünü inşai dava olarak yazsa bile bir miktar alacağın tahsili talebinde bulunmuş ise bu eda davası olup hâkimin bu kapsamda karar vermek zorunda olduğunu, bu nedenle eda davası açılması gerekirken inşai dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilemeyeceğini, hukuki yararı belirleyen davacının gösterdiği dava türü değil, karar verilmesi istenen talebin sonucu olduğunu, dava dilekçesinde hiç gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olsa bile HMK’nın 33.maddesi kapsamında doğru hukuki sebebi bulmak ve uygulamanın hâkimin görevi olduğunu, HMK’nın 32. maddesi çerçevesinde yargılamayı sevk ve idare ile dava türü tanımlarına ve talep sonucuna göre dava türünü doğru belirleyip buna göre yargılamayı sürdürüp davayı sonuçlandırmanın da hâkimin görevi olduğunu, bu konuda hâkim, davacının dilekçesinde yaptığı isimlendirmeyle bağlı olmaksızın açılan davanın, eda davası, tespit davası, belirsiz alacak ve tespit davası, inşai dava, kısmi dava, terditli dava, seçimlik dava ve topluluk davası çeşitlerinden hangisi olduğunu belirleyerek yargılamayı sürdürüp davayı sonuçlandıracağını, yukarıdaki açıklamalar ışığında alacak belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davasına konu edilmesi durumunda ne yapılması gerektiğini, şartları bulunmamasına başka bir anlatımla talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve kesin bir biçimde belirlenmesinin mümkün olmadığını, buna rağmen belirsiz alacak davası şeklinde açılan davanın, hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile usulden hemen reddedilmemesi gerektiğini, bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davası da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davası olduğunu ve eda davalarında hukuki yarar olduğunun kabul edildiğini, davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmadığını, bir mahkeme kararına muhtaç ise dava açmakta hukuki yararının bulunduğunu, başka bir anlatımla alacağın belirli veya belirsiz olması başlangıçta var olan hukuki yararı ortadan kaldıramayacağını, dava dilekçesinde talep edilen asgari tutarın somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek alacak tutarı konumunda olduğunu, kısmi davanın koşulları yoksa davacının tam eda davası açtığının kabul edilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde talep edilen asgari tutarın somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek toplam alacak miktarı kadar değilse ve kısmî davanın koşulları da bulunmuyorsa, bu durumda mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre eksik harcı tamamlaması için davacıya HMK’nın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bir haftalık kesin süre verilmesi gerektiğini ve verilen kesin süre içinde belirtilen eksikliğin tamamlanması hâlinde davaya tam eda davası olarak devam edilmeli, aksi durumda ise davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde asgari bir tutar gösterilmiş olduğunu, bunun, alacağın belirli bir kesimi olduğu anlaşıldığını, bununla birlikte, açılan davanın belirsiz alacak davası mı; yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklık bulunmuyorsa hâkim, taleple bağlı olduğu için (HMK m. 26) öncelikle, HMK’nın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davacı tarafa bir haftalık kesin bir süre verilmesi gerektiğini ve onun beyanı doğrultusunda açılmış olan davanın belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirlemesini, bunun da esasen hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında olduğunu, davacı, verilen bir haftalık kesin süre içinde davanın belirsiz alacak davası olduğunu beyan ettiğini ve belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli koşullar mevcut ise, dava belirsiz alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılması gerektiğini, belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli şartlar bulunmakla birlikte davacının açmış olduğu davanın kısmi dava olduğunu belirttiğini, bu hâlde mahkeme davayı, kısmi dava olarak kabul edip yargılamayı sürdürmesi gerektiğini, üçüncü bir ihtimal olarak davacı davasının belirsiz alacak davası olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşullarının bulunmadığını ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda, mahkemece, açılmış olan dava, doğrudan bir ara kararıyla bir kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanması gerektiğini, davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına başka bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, mahkemece dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmeyerek bir ara kararı ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. " Hukuk Genel Kurulu 2019/853 E. , 2020/907 K. esasen yukarıda yer alan Hukuk Genel Kurulu kararı ile, davacı verilen süreye rağmen davasını belirsiz alacak davası olarak bildirdiğini, belirsiz alacak davası şartları mevcut değil ise davanın kısmi dava olarak görüleceğinin açıkça hüküm altına alındığını, dilekçelerinde de açık ve net bir şekilde davanın kısmi dava olarak belirtildiğini, buna rağmen bu konularda bir araştırma yapılmaksızın davanın usulden reddinin yerinde olmadığını, somut olayda, dava dilekçesinin, taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliği, yerleşik içtihatlar bir arada değerlendirilerek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını istediklerini, İleri sürerek; açıklanan ve resen gözetilecek nedenler dairesinde, davanın usulden reddedilmiş olması karşısında itirazın öncelikli olarak incelenmesine, istinaf itirazlarının kabulü ile İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/532E.- 2024/117K. Sayılı kararının kaldırılmasına, davanın kısmi dava olarak görülmek üzere yerel mahkemesine gönderilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesi ve bayilik sözleşmesinin eki niteliğinde olan Ürün Alım Taahhütnamesinden kaynaklanan eksik ürün alım iddiasına dayalı kar kaybı alacağına ilişkindir.Mahkemece, davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Uyuşmazlık, davanın belirsiz alacak davası olarak mı? yoksa kısmi dava olarak mı açıldığı ve mahkemece verilen kararın yerinde olup olmadığı noktasındadır.Davacı taraf dava dilekçesi ile; Halihazırda davalı tarafından, 274,09 ton eksik ürün alımı karşılığı ton başına 175,00.-USD ödeme yapılması gerekirken anılan bedel kendisine işbu durum ihtar edilmesine rağmen bugüne kadar ödenmediğini, taraflar arasında akdedilen sözleşme, ürün alım taahhütleri, ihtarnamelerle de açık olduğu üzere mahrum kalınan kar bedelinin davalı şirketten tahsili ile davacı şirkete ödenmesi gerektiğini, buna göre fazlaya ve hataya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile; mahkemece yapılacak tahkikat sonucu alacağının tam ve kesin olarak belirlenmesini takiben HMK’nın 107/2. maddesi uyarınca işbu talebini arttırma hakkı saklı kalmak kaydıyla davacı şirketin otogaz ürün satışından mahrum kaldığı karın şimdilik 1000,00 USD’ nin sözleşmenin sona erme tarihi olan 01.03.2023 tarihinden itibaren ... nin USD alacaklar için uyguladığı en yüksek faiz oranı ile işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı şirkete ödenmesi talep etmiştir. Mahkemece, taraf vekillerinin hazır bulunduğu 14/02/2024 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında uyuşmazlığı; Taraf şirketler arasında akdedilen 01/03/2018 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesi uyarınca davalı bayinin taahhüt ettiği miktardan daha düşük tutarda ürün alımı yapıp yapmadığı, davalı bayinin taahhüt ettiği miktardan daha az tutarda ürün alımı yaptığının tespit halinde bayilik sözleşmesi ve ek anlaşmalar uyarınca davacı dağıtım şirketinin talep edebileceği kar mahrumiyeti alacağının tutarı, dava konusu kar mahrumiyeti alacağı bakımından dava dilekçesi içeriği gözetilerek belirsiz alacak davası açılmasında davacının hukuki yararının bulunup bulunmadığı konusunda olduğu şeklinde tespit ettiği, bu uyuşmazlık tespitine ilişkin tutanağın davacı vekili tarafından imzalandığı anlaşılmıştır. 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesinde; "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklindedir. Kısmi dava 6100 sayılı HMK. Nın 109 maddesinde düzenlenmiştir.6100 Sayılı HMK.'nın 109 maddesinde;'' (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.(2) (Mülga fıkra: 01/04/2015-6644 S.K./4. md)(3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez,'' hükmü düzenlenmiştir.Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir.Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır. Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı Kanun'un 119/2. maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir.Tüm bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; Davacı taraf dava dilekçesi ile, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle mahrum kaldığı karı davalıdan talep etmektedir. Dilekçe içeriğinde, davalı tarafından, 274,09 ton eksik ürün alındığını ve ton başına 175,00.-USD ödeme yapılması gerektiği belirtilmiş, kar mahrumiyetinin nasıl hesaplanacağı açıkça gösterilerek uğranılan kar mahrumiyetinin 47.965,23 USD olduğu açıkça belirtilmiştir. Dava dilekçesi içeriğinde açıkça;''mahkemece yapılacak tahkikat sonucu alacağının tam ve kesin olarak belirlenmesini takiben HMK’nın 107/2. maddesi uyarınca işbu talebini arttırma hakkı saklı kalmak kaydıyla davacı şirketin otogaz ürün satışından mahrum kaldığı karın şimdilik 1000,00 USD''sinin talep edildiğinin belirtildiği, gerek dava dilekçesi içeriğinden, gerekse mahkemenin ön inceleme duruşmasındaki uyuşmazlık tespitinden davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı tespit edilmiştir. Taraflar arasında imzalanan akaryakıt bayilik sözleşmesi ve bayilik sözleşmesinin eki niteliğinde olan Ürün Alım Taahhütnamesinden kaynaklanan eksik ürün alım iddiasına dayalı kar kaybı alacak miktarı dava dilekçesinde açık olarak belirtilmesine rağmen , davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararı yoktur.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf nedenleri ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında detaylı şekilde tartışılıp değerlendirildiği, mahkeme gerekçesi ve tespitinin dosya kapsamına uygun olduğu dairemizce belirlendiğinden, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Dosya kapsamı, mahkemenin kabul ve gerekçesi ve istinaf sebepleri gözetildiğinde; mahkeme kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesine göre esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 10/10/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürülenusuldentaraflarınesastantarihözetikararistinafreddinederecesebeplerininistanbulsavunmasınınsebeplerimahkemesininkararınınyargıtayileridosyaiddianumarasıdairesihukukhüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:15

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim