Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2024/539
2024/1572
10 Ekim 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2024/539 Esas
KARAR NO:2024/1572 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2023/492 Esas - 2023/787 Karar
TARİH:25/10/2023
DAVA:İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:10/10/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket vekilinin 30.06.2014 tarihinde sunduğu dava dilekçesinde özetle; davalı şirket ile 01.02.2011 tarihînde yapılan sözleşme gereği, dava konusu makinelerin müvekkili tarafın yapım işini üstlendiği işin bedelinin 360.000,00 TL olduğunu, bu bedelin 251.186,00 TL kısmı makinenin üretim sürecinde, geri kalan 108.814,00 TL kısmın 12 eşit taksitle ödeneceği kararlaştırıldığı, makinelerin tamamı davalı şirkete monte edildiği, ayrıca davalı davacıdan senet aldığını, davalı tarafından alınan teminat senedinin parke makinelerinin çalışmaya başlamasıyla birlikte iade edeceğini beyan ettiği verilen senedin teminat senedi olduğu ticari amaçla kullanılamayacağı beyan edildiğini, davalı şirket elinde olan teminat senediyle ilgili İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2013/42 Değişik iş dosyasıyla ihtiyati haciz talep ettiği mahkeme senedin teminat senedi olması nedeniyle davalının ihtiyati haciz talebini ret ettiği, ret talebine rağmen davalı şirket İstanbul 35 Asliye Ticaret Mahkemesinde 2013/431 Değişik dosyasıyla ihtiyati haciz karan talep ettiği, ilgili mahkeme ihtiyati haciz kararı verdiği, verilen karara Temyiz yönünden itiraz edileceği, davalı ilgili teminat senedini ... takip dosyasıyla icraya koyduğu, ödeme emrinin tebliği ile birlikte İstanbul 8.icra Hukuk Mahkemesinin 2013/672 esas, 2013/673 esas sayılı dosyalarına %15 teminat bedeli olan 37.500,00 TL icra kasasına yatırılarak takibin durduğunu, takibe konu senet teminat senedi olup, senet arkasında teminat senedi yazılı olduğu, alacağın muaccel hale gelmediğini, davalı şirket teminat senedini İcraya koyarak yapılan haciz sırasında, davacıdan 5.000,00 TL nakit, 03.11.2013 keşide tarihli, 03.11.2015 vadeli 30.000,00 TL senet alındığı, bu senedin davalının elinde olduğu, ayrıca davalı icra dosyasına yatan %15 teminat bedeli olan 37.500,00 TL kısmı da çekmiş olduğunu, davalıya ödenen 5.000,00 TL ve 37.500,00 TL teminat bedellerinin istirdadını talep ettiği, ayrıca davalının elinde bulunan 03.11.2013 keşide tarihli ve 03.11.2015 vade tarihli 30.000,00 TL, bedelli senedin bilirkişi incelemesi yapılmasına, öncelikle takibin teminatsız olarak durdurulmasına veya teminat karşılığında icra takip dosyasının durdurulmasına, davalıya ödenen bedellerin istirdat na ... sayılı dosyasında borçlu olmadığımızın tespiti ile yargılama masrafları ve vekalet ücretininde davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının takibe konu senedin teminat senedi olduğuna dair itirazlarında haksız olduğunu, teminat senedin metninde açıkça Teminat ibaresinin yazılı olması gerektiğini, senedin arka yüzünde yazılı olan teminat ibaresinin yeterli olmadığını, senedin neyin teminatını oluşturduğunu kambiyo senedine atıf yapan bir sözleşme ile ispat etmesi gerektiği, davacıların senetle ilgili iddialarını ispat eden belgeleri mahkemeye sunmadığı, dava dosyasına sunulan eski tarihlî sözleşme metninde teminata dair atıf yapılmadığı, verilen senet borca karşı verildiğini, taraflar arasında düzenlenen senet ile davacının, müvekkilden nakit para aldığı, karşılığında bu senedin düzenlenerek verildiği, senet sözleşme anında verilmediğini, senet üzerinde oynama yapılmadığı, bu nedenle hem talil ve hem de teminat senedi olduğu iddiasının ispat külfeti davacıya ait olacağı, davacı talepleriyle açılan davanın reddi ile %20 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 25/10/2023 tarih ve 2023/492 Esas - 2023/787 Karar sayılı kararında; "......Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Dava; Davacılar aleyhine başlatılan .... sayılı icra dosyasındaki takibe esas teşkil eden bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespitine yönelik menfi tespit davası ve icra dosyasından çekilen para ile makbuz karşılığı ödenen paranın tahsiline yönelik olarak açılan istirdat davasıdır.... esas sayılı dosyası incelendiğinde, takip tarihinin 08.10.2013 tarihi olduğu, 12.03.2013 keşide tarihli, 12.05.2013 vade tarihli 250.000 TL miktarlı bono sebep gösterilerek kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip yapıldığı, 150.000 TL asıl alacak üzerinden takibe geçildiği, iş bu bono nedeniyle aynı bonoya dayalı İstanbul 35. ATM.'nin 2013/431 D.İş. Sayılı dosyasından ihtiyati haciz talebinin 04/11/2013 tarihinde ihtiyati haciz kararının kaldırılması talebinin reddine karar verildiği görüldü. ... karar sayılı dosyası incelendiğinde; davaya konu bononun teminat senedi olmadığından bahisle davacı ...'in davasının reddine karar verildiği, daha sonra temyiz aşamasında Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15/01/2015 tarihli bozma ilamı ile senedin teminat senedi olduğu belirtilerek bozma kararı verildiği, daha sonra 02/07/2015 tarihli karar düzeltme talebinin reddine ilişkin karar verildiği anlaşılmıştır. Bozma sonrası İstanbul 8. İcra Hukuk Mahkemesinin 10/11/2015 tarihli 2015/488 esas, 2015/828 karar sayılı ilamıyla takibe konu bonunun teminat senedi olduğundan bahisle İİK. 170/a maddesi gereğince takibin iptaline karar verildiği, bu kararın yüze karşı verildiği, vekalet ücreti yönünden tavzih edildiği, ancak kararın yüze karşı verildiği anlaşılmakla, her ne kadar kesinleşme şerhi düzenlenmemiş ise de kararın esas yönünden 20/11/2015 tarihinde kesinleşmiş olduğu anlaşılmıştır.Her ne kadar 14/07/2017 tarihli mali müşavir ve akademisyen hukukçu bilirkişi heyetinin vermiş olduğu raporda, dava konusu bononun teminat amacıyla verildiğine ilişkin somut delilin bulunmaması ve teminat senedi olduğunun yazılı belge ile ispatlanması gerektiği belirtilerek rapor tanzim edilmiş ise de bononun Yargıtay ilamı ile sabit olduğu üzere teminat senedi olduğu hususu kesinleşmiş olduğu anlaşılmakla davacının 02/10/2013 tarihinde 5.000,00 TL lik ödemeyi ödeme makbuzu ile takip tarihi olan 08/10/2013 tarihinden önce yaptığı ve 29/11/2013 tarihinde 37.500,00 TL teminat bedelini takip tarihinden sonra takibe konu bono ile ilgili teminat senedi olduğundan bahisle İcra Hukuk Mahkemesindeki dava derdest iken ödemek zorunda kaldığı, İstanbul 8. İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/488 Esas, 2015/828 Karar sayılı ilamının karar tarihinin 10/11/2015 tarihi olduğu da dikkate alındığında davacı tarafça ödenen toplam 42.500,00 TL nin takibe konu bononun Yargıtay bozma ilamı dikkate alınarak yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesince teminat senedi olduğu tespit edilmekle bononun teminat senedi kesinleşmiştir. Mahkememizce de hüküm kurmaya elverişli ayrıntılı ve irdeleyici 30/07/2015 tarihli kök rapor ve 19/04/2016 tarihli ek rapor dikkate alınarak 42.500,00 TL tutarın davacıya iadesinin uygun olacağı kanaatine varılarak son rapor olan 14/07/2017 tarihli rapora öncelikle Yargıtay Bozma ilamında belirtildiği üzere bononun teminat senedi olduğunun tespit edildiği dikkate alınarak takibe konu bononun incelenmesinde de açıkca bononun teminat senedi olduğu, neyin teminatı olarak verildiğinin yazılmış olması karşısında bu rapora itibar edilmeyerek davacının davasının davacı şirket yönünden kabulü ile, davacı şirketin ... sayılı dosyasındaki 12/03/2013 tanzim tarihli, 12/05/2013 vade tarihli, 250.000 TL bedelli bonodan dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, teminat senedi olduğu bilindiği halde bononun takibe konu edilmesinde alacaklının haksız ve kötüniyetli olduğu kanaatine varılarak % 20 kötüniyet tazminatının davalıdan alınarak davacı şirkete verilmesine, davacı şirket tarafından davalıya ödenen 42.500 TL'nin davalı şirketten alınarak davacı şirkete verilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Davalı ...'in bono üzerinde herhangi bir imzasının olmadığı, dolayısıyla takibe konu bonodan dolayı bir sorumluluğun olmadığı, davacı şirket adına bononun imzalandığı, yine elden yapılan 5.000 TL ve 37.500 TL ödemelerin davacı şirket adına yapıldığı anlaşılmakla ödenen bu bedelleri istirdat hakkının davacı şirkette olduğu anlaşılmakla davacının davasının davacı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, '' 1-Davacının davasının davacı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden REDDİNE, 2-Davacının davasının davacı şirket yönünden KABULÜ ile, A-Davacı şirketin.... sayılı dosyasındaki 12/03/2013 tanzim tarihli, 12/05/2013 vade tarihli, 250.000 TL bedelli bonodan dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, % 20 oranındaki 50.000,00 TL kötüniyet tazminatının davalıdan alınarak davacı şirkete verilmesine, B-Davacı şirket tarafından davalıya ödenen 42.500 TL nin davalı şirketten alınarak davacı şirkete verilmesine, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; istinaf mahkemesinin bozma kararına rağmen bozmaya sebep olan eksiklik giderilmeden hüküm kurulduğunu, Yerel Mahkemenin istinafını talep ettikleri kararından önce Sayın İstinaf Mahkemenizce bozulan 16/09/2020 tarih ve 2019/558 Esas - 2020/398 Karar sayılı kararının: "Davalı vekili uyap sisteminden gönderdiği 16/09/2020 tarihli dilekçe ile; HMK madde 186/1 uyarınca "iki haftadan az olmamak üzere" davanın ertelenmesini talep edip İstanbul Anadolu 16. İş Mahkemesi'nin 2018/612 e. Sayılı dosyasından aynı tarihli 09:55 duruşması olması nedeniyle mazeret bildirdiği halde mahkemece HMK. 186/1 maddenin amir hükmü uyarınca davalı vekilin talebi doğrultusunda duruşmanın ertelenmesi talebi konusunda karar verilmemesi ve gerekçesiz olarak davalı vekilinin mazeret dilekçesinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olupdavalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür." gerekçesi ile kaldırıldığını; işbu kaldırm kararı sonrasında Yerel Mahkemenin 25/10/2023 tarihinde duruşma açtığını; söz konusu duruşmaya "Sayın Mahkemenizin duruşmasına; tanık delilinin dinleneceği İstanbul Anadolu 22. Aile Mahkemesi’nin 2021/653 e dosyasından 11:30; İstanbul Anadolu 16. aile Mah’nin 2022/1416 e dosyasından da 11:50 saatli duruşmasına katılma zorunluluğumuz olduğundan katılamayacağız. görülecek duruşmada mesleki mazeretimizin kabulüne, istinaf bozma kararına uyulmasına, davacının davasının tümden reddine, yeni duruşma günü verilerek eksik delillerimizin toplanmasına karar verilmesini saygılarımızla bilvekale talep ederiz." şeklinde mazeret dilekçesi vererek katılamama sebeplerini ve yeni duruşma günü taleplerini arz ettiklerini; ancak Yerel Mahkeme'nin ne mazeret dilekçelerini, ne teleplerini ne de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 13/07/2023 tarihli 2021/629 Esas 2023/1133 Karar sayılı ilamının da dikkate alınmadığını; ne uyulma ne de direnme kararı verilmeden sadece duruşma açılıp kapatıldığını ve de yine hukuka aykırı aleyhlerine bir hüküm verdiğini,Tahkikatın bittiği ve de sözlü yargılamaya geçileceğinin taraflarına bildirilmeden ve de ihtar edilmeden tahkikatın tümü hakkında açıklama yapma ve de son sözümüzü söyleme imkanı verilmeden hükme geçildiğini; 25/10/2023 tarihli celsede mazeretlerinin mevcut olduğunu; işbu karar duruşmasının olduğu celsede mazeretlerinin sebepsiz ve gerekçesiz bir şekilde red edildiğini; tahkikatın bittiğinin de taraflarına ihtar edilmediğini; taraflarına yapılmış olan herhangi bir ihtar mevcut olmadığını; tahkikatın bittiğine ilişkin ve de sözlü yargılamaya geçileceğine ilişkin bir ihtarın yapılması gerektiğini; bu yönüyle mahkemenin kararının açıkça adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini ve de usul yönünden hukuksuz bir karar olduğunu, Mazeretlerinin hukuksuz ve de gerekçesiz şekilde red edildiğini; 25.101.2023 tarihindeki duruşmaya yazılı olarak mazeretlerini beyan ettiklerini; Mahkeme de yazılı beyanlarını tutanağında kayda geçirdiğini ama mazeretlerine konu olan mesleki sebebi kabul etmesine rağmen yeni duruşma günü vermesi gerekirken; adil yargılanma haklarını ihlal ederek karara geçtiğini, Yerel mahkeme HMK'nın 186. maddesindeki emredici hükme uymadan hukuksuz olarak karar verdiğini; 16.09.2020 tarihli duruşmaya yazılı olarak sunmuş oldukları mazeret beyanlarında açıkça belirttiklerini; görülecek duruşmada sözlü yargılamaya geçilmesi yönünde bir karar verilecek ise; sözlü yargılamaya geçilmesi ve de sözlü beyanlarının hazırlanması için taraflarına Hmk 186 gereğince en az 2 haftalık süre verilmesini talep ettikleri halde mahkeme taleplerini dikkate almadan sözlü yargılamaya geçtiğini; halbuki HMK 186 "Taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir" demekte olduğunu; yani emredici hüküm kurmakta olduğunu, Taraflarına tahkikatın tümü hakkında açıklama yapma ve son sözlerini söyleme hakkı verilmeyerek hüküm kurularak açıkça adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini; işbu durumun Yargıtay'ın yerleşik içtihadlarıyla sabit olduğunu; bir kişi ön inceleme duruşmasına gelmese dahi böyle bir ayrıca davetiye ile tahkikatın bittiğinin ve de sözlü yargılamaya geçileceğinin ihtar edilmesi gerektiğini; Mahkemenin işbu kararı Yargıtay'ın ve de İstinaf'ın yerleşmiş kararlarına göre açıkça bozma sabebi olduğunu, (Örnek Karar : Yargıtay 1.Hukuk Dairesi Esas: 2013/ 6519 Karar: 2013 / 12276 Karar Tarihi: 10.09.2013 )2019/558 Esas dosyasındaki 1 nolu celsenin 2 nolu ara kararının zaten usul yönünden yok hükmünde olduğunu; harcın dava şartı olduğundan; dava şartının yokluğu yargılamaya ve de tahkikata geçilmesine mani olduğundan; 1 nolu celsenin 1 nolu ara kararında harca ilişkin henüz karar verilmediğinin kayda geçirildiğinden; harcın ikmaline yönelik itirazlarının henüz red veya kabul edilemeden de tahkikat başlayamayacağından; mahkemenin 1 nolu celsenin 2 nolu ara kararında sözlü yargılamaya geçileceğine karar vermiştim şeklindeki gerekçesinin de dikkate alınmayacağını; 1 nolu celsenin 2 nolu ara kararının zaten usul yönünden yok hükmünde olduğunu; mahkemenin harca ilişkin karar vermeden herhangi bir karar daha veremeyeceğini, İstinafını talep ettikleri karar ile talep edilenler arasında açıkça çelişki mevcut olduğunu; yerel mahkemenin açıkça davacının talebinin haricinde ve üzerinde bir hüküm kurduğunu: davacı tarafın kendi ifadeleriyle; "davalı yanın elden makbuz karşılığında almış olduğu 5.000 TL, icra dosyasına yatırmış olduğumuz ve davalının çekmiş olduğu 37.500 TLnin istirdatını talep etmekteyiz. İstirdadını talep ettiğimiz bedeller dışında davalının elinde bulunan 03.11.2013 keşide tarihli, 03.11.2015 vadeli, 30.000 TL bedelli senet ve .... Sayılı dosyasından borçlu olmadığımızın tespiti"ni talep ettiğini; yani dava değerinin 30.000 TL + ..... Sayılı dosyasının takip çıkışı miktarı olduğunu; ancak kurulan hükme baktıklarında 250.000 TL bedelli menfi tespit kararına ek olarak 42.500 TLlik istirdat kararı olduğunu; yani icra takibine konu olan senedin davacı tarafın talep etmemiş olduğu kısmana dair de hüküm kurulduğunu ancak davacı tarafın dava dilekçesinde böyle bir talep mevcut olmamakla birlikte; dava dilekçesindeki harca yarar dava değerinin 150.000 TL olarak belirtildiğini; görülmüş olan dava hukuk yargılamasına tabi olmakla Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na tab olduğunu; işbu kanunun tabi olduğu hukuk düzeninin en önemli kurallarınından birisinin de taleplerin ve delillerin taraflarca ileri sürülmesi ilkesi olduğunu; Yerel Mahkemenin davacı tarafça ileri sürülmeyen bir kısım için hüküm kurmakla açıkça tarafsızlığını yitirdiğini ve de müvekkilleri aleyhine hukuka aykırı bir karar verdiğini; taraflarınca kabulünün mümkün olmayan hukuka aykırı işbu kararın istinafını talep ettiklerini, Yetkili yer mahkemesince yargılama yapılmadığını; İstanbul Mahkemelerinin yetkisinin bulunmamakta olduğunu; müvekkilinin yerleşim yeri adresinin yukarıda da belirttikleri gibi Tekirdağ İlinin Süleymanpaşa İlçesi olduğunu; yetkili mahkeme HUMK hükümlerine göre Tekirdağ Mahkemeleri iken İstanbul'da yargılama yapılmasının yasaya aykırı olduğunu; bu nedenle öncelikle yetkiye dair itirazlarının dikkate alınmasını talep ettiklerini, Kamu düzenine ilişkin dava şartı olan harcın tüm taleplerine rağmen tamamlattırılmadığını; yargılamaya eksik harç ile başlanıp hüküm kurulduğunu, dava şartının yerine getirilmediğini; davacının dava dilekçesinde talep ettiği davanın değerinin (davacının ifadeleriyle; 30.000,00 TL lik 03.11.2015 vade tarihli senet ve...’nün dosyasının asıl alacak miktarı 150.000,00 TL olmak üzere) 180.000,00 TL olduğunu; ancak davacı tarafın davasını açarken dava harcını 150.000,00 TL üzerinden yatırmakla eksik yatırdığını; dolayısıyla davada peşin harcın eksik yatırıldığından dolayı davanın usulen hiç açılmamış sayılması gerektiğini defalarca yerel mahkemeye bildirmelerine rağmen hiçbir şekilde dikkate alınmadığını; yani istirdatı talep edilen 30.000 TL bedelli senet için eksik harç ikmal edilmeden kurulan hükmün açıkça hukuka aykırı olduğunu, 2014/216 Esas sayılı dosyadan yapılan ilk yargılamada 3 nolu celsede davacı tarafa her ne kadar mahkemece müeyyidesi ihtar edilerek kesin süre verilmiş ise de verilen kesin süre içerisinde harç yatırılmadığını; ancak 4 nolu celsede talep etmiş oldukları dosyanın işlemden kaldırılması müeyyidesinin hukuka aykırı bir biçimde uygulanmadığını; yukarıdaki maddede de izah edilen harcın kamu düzenine ilişkin olmakla mahkemece resen dikkate alınacak dava şartlarından olduğunu; kendilerinin 30.000 TL lik senet için harç ikmali hatırlatmalarındaki ısrarları üzerine Yerel Mahkeme, davacı tarafın istirdatını talep ettiği bedellerin yani 5.000 TL ile 37.500 TLnin harcının eksik yatırıldığından bahisle davacı tarafa harcın ikmali için kesin süre vermiştir. Ayrıca kesin süreye uyulmaması halinde uygulanacak müeyyide de davacı tarafa ihtar edildiğini, (Bakınız: 3 celse nolu 13.05.2015 tarihli duruşma tutanağı). davacı tarafa eksik harcın tamamlanması için 2 haftalık kesin süre verildiğini ancak 4 celse nolu 25.11.2015 tarihli duruşmada ortaya çıktığını, davacı tarafın kesin süreye rağmen harcı tamamlamadığını; bunun üzerine ihtar edilen müeyyidenin uygulanmasını yani dosyanın işlemden kaldırılmasını talep etmelerini rağmen taleplerini tutanağa geçirilmesine rağmen dikkate alınmadığını; hatta o duruşmada davacı vekilinin açıkça gerçeğe aykırı beyanda bulunarak "harcı yatırdıklarını" beyan ettiğini ancak harç yatırılmadan bilirkişi incelemesine geçildiğini; dava şartının yerine getirilmediğini,Dava değerinin davacılar tarafından 150.000 tl olarak belirtilmesine rağmen icra inkar tazminatı dava değerinin üzerindeki bir bedelden hesap edilerek mahkeme kendi kararında çeliştiğini; % 20 oranındaki icra inkar tazminatına hüküm kuran Yerel Mahkemenin dava değeri olan 150.000 TL yerine 250.000 TL üzerinden % 20 oranıni hesap ederek açıkça bir kararda kendisiyle çelişen 2 ayrı karara hüküm kurduğunu; işbu nedenle dahi mevcut Yerel Mahkemesinin kararı kaldırılması gerektiğini, Davacının davasını asla ıslah etmediğini; dava dilekçesindeki talebi de 150.000 TL üzerinden olduğunu; buna rağmen mahkemenin 250.000 TL üzerinden hüküm kurmasının usul hukukunun temel ilkelerinden olan "mahkemenin taleplerle bağlı olduğu" ilkesine aykırılık teşkil ettiğini; taleple bağlılık ilkesinin, Medenî Usul Hukuku'nda yer alan yargılamaya hâkim olan ilkelerden bir tanesi olduğunu ve hâkimin, tarafların talepleriyle bağlı olduğunu, talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremeyeceğini ifade etmekte olduğunu; bu yönüyle Mahkemenin davacı tarafın talebinden başkaca yönde ve de fazlaca yönde karar verdiğini; davacının dava dilekçesinde beyan ettiği (neticei talep kısmında) talepleri; ... icra dosyasında borçlu olmadığının tespiti ve de bu icra dosyasında ödenen pararın istirdatı yönünde olduğunu;.... dosyası 150.000 TL olduğunu; senedin bakiye kısmının zaten icra takibine konu edilmediğini; davacının davasını daha sonra ıslah da etmediğini, Davacı ... hakkında pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddi tahkikata geçilmeden verilmesi gerekmekte olmadığını; tahkikata geçilip yıllarca müvekkilinin o yönde savunma yapmaya zorlandıktan sonra davacı asil aleyhine daha az ücreti vekalete hüküm kurmak için pasif husumet yokluğundan karar verilmesinin isabetsiz olduğunu; kendilerinin pasif husumet iddialarından geri dönmediklerini; bu iddialarının sabit olduğunu; ama işbu durumun usuli bir inceleme olduğunu; ön inceleme duruşmasında karara bağlanması gerektiğini; ön inceleme duruşmasında karara bağlanmamış ise davacı ... yönünden davanın esas yönünden reddine karar verilmesi gerekmekte olduğunu; bu nedenle işbu kararın hatalı olduğunu, Davacı ... aleyhine maktu değil nispi vekalet ücretine hüküm kurulması gerektiğini; ön inceleme duruşmasında pasif husumet yönünden davası red edilmemiş ise; artık ancak davanın esasına ilişkin olarak reddi gerektiğini; böyle olunca da nispi harcın yatırıldığı değer üzerinden karşı ücreti vekalete hüküm kurmak gerektiğini, Davacı ... aleyhine kötü niyet tazminatına hüküm kurulmadığını; davacı asil tüm yargılama boyunca müvekkilinden talepkar olduğunu ama davasının red olunduğunu; davacının kötü niyetle taraflarına işbu davayı yönelttiğinin de sabit olduğunu; bu nedenle ... aleyhine dava değeri üzerinden en az yüzde yirmi oranında kötü niyet tazminatına hüküm kurulması gerektiğini; bu nedenle Mahkemenin müvekkilinin haklarını açıkça ihlal ettiğini, Görülen davanın açık icra takibi olmadığından kendiliğinden istirdat davasına döndüğünü; yani yargılamanın davacı tarafın ödediği 37500 TL'Nİn istirdatı olarak görülmesi gerektiğini; menfi tespit davası devam ederken icra takibi kapanırsa usulleri gereği; derdest olan davanın istirdat davası halini aldığını; davacı menfi tespit davası açmış olduktan sonra dava devam ederken İstanbul ... İcra Müdürlüğü'ndeki icra dosyası İcra mahkemesinin kararı ile iptal edilmiş olduğundan ortada da menfi tespit yapılacak herhangi bir icra takibi de söz konusu olmadığını; bu nedenle işbu davanın sadece 37500 TL'nin istirdatı davası olarak görülmesi ve de bu yönden hüküm kurulması gerektiğini, İstinafa konu edinilen işbu dava devam ederken herhangi bir icra takibi mevcut olmadığını; yerel mahkemenin aleyhlerine hüküm kurduğu yargılama devam ederken davalılar aleyhine derdest olan herhangi bir icra takibi mevcut olmadığını; bu nedenle kötü niyet tazminatına hüküm kurulmasının açıkça kanuna aykırılık teşkil ettiğini, Genel menfi tespit olarak kabul edilecekse işbu dava aleyhlerine nisbi değil maktu vekalet ücretine hüküm kurulması gerektiğini, Mahkeme davacının bir kısım talebini yani 30.000 tl bedelli senedin istirdatını karara bağlamadan hüküm kurduğunu; davacı tarafın açıkça miktarını ve de keşide tarihini beyan ettiği bir senetten bahsetmekte ve de istirdatını talep etmekte olduğunu ancak hiçbir şekilde bu senede ilişkin bir belge ortaya sunamadığını; 5 celse nolu 13.04.2016 tarihli duruşma tutanağında da görüleceğini, "Biz karşı tarafa verdiğimiz ilişkin 30.000 TL senede ilişkin bu aşamada bilgi ve belge bulamadık. İleride davalı taraf takip konusu yaparsa gerekli yasal girişimlerde bulunacağız." diye beyanda bulunan davacı taraf da hiçbir delili olmadan taraflarına bir ihtilaf yönelttiklerini açıkça dile getirdiğini; yani Yerel Mahkemenin en azından bu kısım için davanın kısmen reddine karar vermesi gerektiğini; davayı kabul eden Yerel Mahkemenin işbu 30.000 TL lik senedin istirdatına ilişkin bir hüküm kurmayı açıkça unuttuğunu veya dikkate almadığını; işbu durumun eksik hüküm sonucunu doğurmakla, yargılamanın usulüne uygun yürütülmediğini ortaya koymakta olduğunu, Davacı tarafın ödemediği bir miktarın istirdatına hüküm kurulduğunu; istirdatına karar verilen 5.000 TL bedelin sözde ödendiğine ilişkin sunulan adi belge iyi bir şekilde incelendiğinde bedelin davacı taraflardan birisi tarafından değil dava dışı ... tarafından ödendiğini; dolayısıyla davacılar içerisinde olmayan üçüncü kişinin ödemiş olduğu miktarın dava konusu yapılmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini; bu nedenle ilgili talebin reddine karar verilmesini talep etmelerine ve de paranın ... tarafından ödendiğini bildirmelerine rağmen belge hiç incelenmeden müvekkili aleyhine bir karar verildiğini; ..'nin alacağını ...'ye yazmak olan bu durumun kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil etmekte ve de anayasamızda sayılan hukuk devleti olma ilkesiyle açıkça ayrışmakta olduğunu, Davacı tarafın dosyaya sunmuş olduğu faturaların hiçbir şekilde müvekkiline tebliğ veya teslim edilmediğini; davacı tarafın sözde bilirkişi incelemesi için sunmuş olduğu faturaların müvekkilince hiçbir şekilde tebellüğ edilmediğini veya teslim alınmadığını; bu durumun 05.09.2015 tarihli dilekçelerinde de belirtilerek; delil listesinin sunulmasından sonra ortaya çıkartılan bu faturaların tamamının açık fatura olduğu, şayet üzerinde imza varsa imza incelemesini talep ettiklerinin açıkça beyan edildiğini ancak Yerel Mahkemenin dikkate almayarak eksik inceleme sonucu hatalı bir karara vardığını, Davacının talebi ile yapılan inceleme neticesinde sunulan davacı taraf aleyhine bilirkişi raporu hiçbir şekilde dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu; davacı tarafın hem dava dilekçesinde hem de delil listesinde belirtmiş olduğu bilirkişi deliline istinaden sunmuş oldukları sözde muhasebe kayıtları üzerinde inceleme yapılmasını talep ettiğini; öncelikle mali müşavir ...'ya bilirkişi olarak görevlendirme yapıldığını; daha sonra 5 celse nolu 13.04.2016 tarihli duruşma tutanağının 2 nolu ara kararında da şerh edildiği üzerine "denetime elverişli olmayan raporun dava dilekçesi, celp edilen dosyalar tekrar incelenmek suretiyle taraf iddialarının açık bir şekilde belirtilerek ek rapor düzenlenmesinin istenmesine" karar verildiğini ancak 6 celse nolu 23.11.2016 tarihli duruşmanın 2 nolu ara kararı gereğince de "alınan kök ve ek bilirkişi raporları denetime elverişli olmadığından yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmasına" diyerek bu sefer mali müşavir ... ve Hukukçu Akademisyen ....'ten oluşan bilirkişi heyetine dosya tevdi edildiğini; tüm bunlara rağmen hüküm sadece Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 15.01.2015 tarihli bozma kararı dikkate alınarak düzenlendiğini; yani senedin teminat senedi olduğuna dair bir karar hükme yeterli görüldüğünü; hiçbir şekilde menfi tespit incelemesi yapılmadan hüküm tesis edildiğini, İlk yargılama ile ikinci ve üçüncü yargılama kararları arasında ciddi artışlar söz konusu olduğunu ama bu artışa sebep olarak herhangi bir inceleme dahi yapılmadığını; ilk yargılamada 150.000 tl üzerinden ve de kötü niyet tazminatı olmaksızın hüküm kurulduğunu ama istinaflarına konu 25.10.2023 tarihinde karar verilen yargılamada 250.000 tl üzerinden bir de kötü niyet tazminatı da olur şekilde hüküm kurulmasına rağmen; bu iddiaları destekleyecek herhangi bir bilirkişi incelemesi veya sair inceleme söz konusu olmadığını, Her iki kararı da veren mahkemenin hakimi aynı hakim olmasına rağmen ilk kararını hukuksuz olarak ciddi şekilde genişlettiğini; bundan önceki istinaf başvuruları neticesinde harcın ikmal edilmesi yönünde karar verilip esasa girilmeden dosya yerel mahkemeye gönderildiğini ama Yerel Mahkemenin ikinci yapmış olduğu yargılamada sadece harç ikmal edeceğini sair herhagi bir yargılamaya girmeyeceği belirtmesine rağmen farklı ve de müvekkilinin aleyhine bir şekilde karar verdiğini; kararını genişlettiğini; bunun hukuksuz olduğunu; yapması gereken harcın ikmal edilmesini sağlamak ama karşı tarafın geri kalan yani harcı ikmal ettiği kısmına ilişkin davasını red etmek olması gerektiğini; bu yönüyle de kararın hukuksuz olduğunu; bozulmasını talep ettiklerini,Yerel mahkemenin yargılama esnasında kendi içerisinde çeliştiğini; 2014/216 sayılı dosyadan yapılan ilk yargılamada 6 celse nolu 23.11.2016 tarihli duruşmanın 2 nolu ara kararı gereğince de "alınan kök ve ek bilirkişi raporları denetime elverişli olmadığından yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmasına" diye hüküm kurulmasına rağmen gerekçeli kararda "Mahkememizce de hüküm kurmaya elverişli ayrıntılı ve irdeleyici 30/07/2015 tarihli kök rapor ve 19/04/2016 tarihli ek rapor dikkate alınarak 42.500,00 TL tutarın davacıya iadesinin uygun olacağı kanaatine varılarak son rapor olan 14/07/2017 tarihli rapora öncelikle Yargıtay Bozma ilamında belirtildiği üzere teminat senedi olduğunun tespit edilmesi ve takibe konu bononun incelenmesinde açıkca bononun teminat senedi olduğu, neyin teminatı olarak verildiğinin yazılmış olduğu karşısında bu rapora itibar edilmeyerek itibar edilmeyerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." denildiğini; mahkemenin açıkça bir yargılamada birbiriyle çelişen iki karar verdiğini, Ara karar ile hukuki denetimden uzak olduğuna karar verilen bir bilirkişi raporu aleyhe hükme esas alındığını ancak hukuki denetime elverişli olarak kabul edilen lehe olan son bilirkişi raporu ise hiçbir şekilde dikkate alınmadığını; her iki bilirkişi delilinin de davacı tarafça talep edildiğini; yani mahkeme önceki tarihli bilirkişi raporunun hukuki denetimden uzak olduğuna karar vermekle artık o bilirkişi raporu delil olma vasfını kaybettiğini; dolayısıyla da yargılama esnasında hukuki denetime elverişli bulunan sadece bir tane bilirkişi raporu mevcut olduğunu; onun da mali müşavir ... ve Hukukçu Akademisyen ....'ten oluşan bilirkişi heyetinin imzasını taşıyan rapor olduğunu; işbu raporu düzenleyen akademisyenin ülkemizin en önemli hukuk fakültesi olan ... Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim görevlisi olmakla doktrin diye tabir edilen vasfa sahip olduğunu; buna rağmen lehlerine olan bilirkişi raporu -kaldı ki karşı tarafın delili olan- hiçbir şekilde dikkate alınmaksızın eksik inceleme ile açıkça hukuka aykırı bir hüküm tesis edildiğini, Hükme esas Yargıtay kararı daha 2 celse nolu duruşma başlamadan yani henüz dülekçeler teatisi devam ederken dosyaya girmiştir. yani şayet diğer deliller hiçbir şekilde dikkate alınmayacak sadece mezkur yargıtay kararı dikkate alınarak hüküm kurulacaksa niye defalarca bilirkişi raporu alındığını anlayamadıklarını; dosyanın bilirkişiye gönderilmesi, dönüşünün beklenmesi ve tekrar tekrar bilirkişiye gitmesi uzun yıllar süren bir yargılama serüvenine konu olduğunu; hem de usul ekonomisine aykırılık teşkil ettiğini; hükme esas olarak dikkate alınmayacak ise, bir delil vasfı taşımayacak ise neden bilirkişilere rapor karşılığı ödemeler yapıldığını anlayamadıklarını; yerel mahkemenin yapmış olduğu yargılama ve de vermiş olduğu karar işbu nedenle dahi hukuka ve usule açıkça aykırılık teşkil etmekle istinafen bozulmaya muhtaç olduğunu,Yargıtay kararını kurarken sadece senet fotokopisini incelediğini ancak işbu dava dosyasında sözde senedin teminat senedi olduğuna ilişkin bir sözleşme de sunulduğunu; dolayısıyla artık salt senet üzerindeki bilgiler değil sözleşme metni de dikkate alınarak hüküm kurulması gerektiğini; zaten Yargıtay'ın verdiği karara konu icra mahkemesin kısıtlı ve şekli yargılaması olduğunu ancak görülen davanın menfi tespit olmakla daha detaylı incelemeyi gerektirmekte olduğunu; eğer ortada başkaca bir sözleşme metni yoksa sadece senet metni dikkate alınarak hüküm tesis edilebileceğini ancak davacı tarafın işbu yargılamada olduğu gibi ayrı bir sözleşme ileri sürmüş ise artık bu sözleşme metni de esas alınarak bir yargılama yapılması gerektiğini ancak sözleşme metni ile senet arasında birçok farklılıklar mevcut olduğunu; bu durumun dava ya sunmuş oldukları cevap dilekçelerinde tablo şeklinde açıklça ortaya koyulmakta olduğunu; yani artık Yargıtay'ın icra yargılaması için vermiş olduğu kararı dikkate alınmaksızın yeni delilin ortaya çıkması sonucunda yeniden bir inceleme yapılması gerektiğini; bilirkişi heyetinin 12.07.2017 tarihli raporuyla bu incelemeyi yaptığını ve de senedin teminat senedi olarak kabul edilemeyeceğini rapor ettiğini; ancak işbu lehlerine olan raporun dikkate dahi alınmadan eksik inceleme ile hukuka aykırı bir hüküm tesis edildiğini, Müvekkilleri aleyhine kötü niyet tazminatına hüküm kurulmasının açıkça hukuksuz olduğunu; müvekkilinin herhangi bir kötü niyetinin mevcut olmadığını; müvekkilinin devletimizin ve de milletimizin hizmetinde 15 Temmuz 2016'da darbecilerin tanklarına karşı kamyonunu ve de tüm malını siper ederek darbecilerin Tekirdağ'a girmesine şehrin girşinde engel olmuş şerefli bir şirket olduğunu; işbu nedenle devletimiz tarafından verilmiş madalyalarının da mevcut olduğunu; Müvekkilinin kötü niyetle hareket etmesi için; davacı gibi peşin para ile bir makine yapmak için anlaşıp; tüm ödemeyi alıp sonra hiçbir şekilde makineyi bitirmeden ortadan kaybolması; daha sonra da müvekkilinin davacı olmaması için bir senet düzenleyerek borcunu nakit ödeyeceğini beyan etmesi; onu da müvekkilinin cahilliği nedeniyle farketmeden arkasına birşeyler karalayıp daha sonra da senedin aslında sözde yıllar önce verilmiş bir teminat senedi olduğu iddiasında bulunması gerektiğini ama müvekkilinin sadece hukuka güvendiğini ve de iyi niyetli hareket ettiğini; bu nedenle de müvekkilinin kötü niyetli hareket ettiğini gösterir herhangi bir alamet olmadığını, menfi tespite ilişkin olarak herhangi bir bilirkişi incelemesi dahi yapılmadan kimsenin defteri incelenmeden karar verildiğini; müvekkili kötü niyetli ise; neden ilk yargılama sonunda da kötü niyet tazminatına hüküm kurulmadığını anlamadıklarını; mahkemenin işbu genişletilmiş ve de taraflı kararının tamamen hukuksuz olduğunu ve de mesnetsiz olduğunu; hakim hakkında HSK nezdinde şikayet ve sair her türlü haklarını saklı tuttuklarını, Yerel mahkemenin menfi tespit davalarının niteliklerini dikkate almadan hüküm tesis ettiğini; menfi tespit davalarının, alacak-borç ilişkisinin en geniş anlamda incelendiği dava çeşitleri olduğunu; kesin olarak karar verilmesinin akabinde aynı konu için bir daha başka bir dava açmanın mümkün olmadığını; bu nedenle de görülen işbu dosya ile müvekkilinin davalı ile davacılar arasındaki alacak-borç ilişkisini en geniş manada incelenmek zorunda olduğunu; sadece senedin teminat senedi olması hükme bağlanarak yetinmemesi gerektiğini; yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda davacı tarafın davalı tarafa herhangi bir borcu olup olmadığı açıkça karara bağlanması gerektiğini ancak yerel mahkemenin sadece Yargıtay Kararı'nı esas alarak bir hüküm tesis etmekle eksik inceleme yaptığını ve eksik hüküm kurduğunu; sadece senede dair bir hüküm kurulacaksa Yargıtay Kararı'nın senede ilişkin icra takibinin iptaline yönelik olmakla; menfi tespit davasına ve yargılamasına gerek kalmadığını, Ek bilirkişi raporunun taraflarına tebliğ edilmediğini; bu durumun 2014/216 sayılı dosyadan yapılan yargılamadaki 6 celse nolu 23.11.2016 tarihli duruşmada yerel mahkemeye bildirilerek cevap için süre talep edildiğini ancak yerel mahkemece hukuka aykırı bir şekilde taleplerinin reddedildiğini; işbu durumun ise açıkça aleyhlerine hüküm tesisi ile müvekkilinin adil yargılanma hakkının ihlalini doğurduğunu, Yukarıda açıklanan sebepler doğrultusunda ve resen dikkate alınacak başkaca sebepler ışığında; eksik inceleme ve hatalı raporlar mesned alınarak hukuka, usule ve hakkiniyete açıkça aykırılık teşkil ettiğini, müvekkilinin aleyhine olan işbu mahkeme kararını istinaf etiklerini ve de istinaf gerekçelerini daha ayrıntılı ifade edebilmeleri için istinaf incelemesinin duruşmalı talep ettikleri,İleri sürerek, yukarıda belirtilen sebep ve gerekçelerle re’sen nazara alınacak hususlar dikkate alınarak fazlaya dair her türlü talep ve istinaf hakları saklı kalmak kaydıyla; istinaf kanun yoluna başvurularının kabulü ile incelemenin duruşmalı yapılmasına İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/10/2023 tarihli 2023/492 esas ve 2023/787 karar sayılı kararının aleyhimize olan kısımlarının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve lehlerine olan kısımlarının onanmasını; aleyhlerine olan kısımlar yönünden yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda karşı tarafların davasının tamamen reddine; yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılar tarafına yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; ....sayılı icra dosyasındaki takibe konu bononun teminat senedi olduğu iddiasıyla borçlu olunmadığının tespitine yönelik İİK 72 Maddesi uyarınca açılan menfi tespit ve ödenen paranın istirdadı istemine ilişkindir. Mahkemece,1-) Davacının davasının davacı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, 2-) Davacının davasının davacı şirket yönünden kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı vekilinin usuli istinaf sebepleri incelendiğinde,Dava, icra takibinden sonra açılan menfi tesbit davası olup kesin yetkinin söz konusu olmadığı, HMK.19/2 madde hükmüne göre yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekmekte olup davalı taraf cevap dilekçesi ile süresi içerisinde yetki itirazında bulunmayıp istinaf dilekçesinde ileri sürüldüğünden bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Mahmemece 23/11/2016 tarihli duruşmanın 1 nolu ara kararı ile; Davalı vekiline bilirkişi ek raporunun tebliğ edilmiş olduğu, yasal süre içinde beyanda bulunmadığı anlaşıldığından, tebligatın usulsuz olduğu ve yeniden süre verilmesi yönündeki talebinin reddine, karar verildiği, aynı tarihli celsenin ara kararı uyarınca bilirkişi heyetinden alınan 2. Raporunda davalı vekiline 28/07/2017 tarihinde tebliğ olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin ek raporun tebliğ edilmediğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Menfi tespit davasına konu senedin bedeli 250.000,00 TL olmasına rağmen icra takibi 150.000,00 TL üzerinden yapılmıştır. Davada,...sayılı dosyasında borçlu olunmadığının, davalı yana yapılan ödemelerin istirdadı talep edilmiş, dava değeri olarak ise icra takip değerine eşit olarak 150.000,00 TL gösterilmiştir. Dava dilekçesinin içinde icra takibi baskısı altında davacıların davalıya 03/11/2013 keşide, 03/11/2015 vadeli 30.000,00 TL lik başka bir senet verdiği öne sürülerek bu senetten dolayı da borçlu olunmadığının tespiti istenmekle birlikte neticei talepte bundan bahsedilmemiştir. 26/11/2014 tarihli ön inceleme duruşmasında ise; uyuşmazlık konusu taraf vekillerinin hazır bulunduğu oturumda, ... sayılı dosyasındaki takibe konu bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti ile icra dosyasına yatırılan ve elden ödendiği öne sürülen paranın istirdadı olarak belirlenmiştir. HMK' nın 140/3 son cümle uyarınca tahkikat, ön inceleme duruşmasında belirlenen uyuşmazlık konuları dahilinde yürütülmek zorundadır. Dairemizin 18/09/2019 Tarih ve 2018/981 Esas- 2019/1147 Karar sayılı kararımız ile; Mahkemece yürütülen yargılamada uyuşmazlık konusu tutar üzerinden eksik harç yatırılmasına rağmen, harç eksikliği giderilmeden yargılamaya devam olunarak karar verildiği gerekçesiyle İDM. Kararının HMK. 353/1-a4 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın mahkemesine iadesine karar verildiği, dairemiz kararından sonra mahkemece 14/10/2019 tarihli tensip ara kararı uyarınca 1.457,73 TL. Eksik harcın giderilmesi için davacılar vekiline muhtıra çıkartılmasına karar verildiği, davacılar vekilinin 18/10/2019 tarihinde 1458,000 TL.miktarlı eksik harcın yatırıldığı, Mahkemece tesbit edilen uyuşmazlıkta 03/11/2013 keşide, 03/11/2015 vadeli 30.000,00 TL'lik bono uyuşmazlık konusu yapılmadığından ve dava dilekçesinin netice-i talep kısmında bu bonu yönünden talepte bulunulmadığından, davalı vekilinin bu senet yönünden harç ikmali yapılmadığı ve yerel mahkemenin davacının 30.000,00.TL bedelli senedin istirdadı talebi konusunda karar verilmediğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Mahkemece, taraf vekillerinin hazır bulunduğu 26/11/2014 tarihli ön inceleme duruşmasında uyuşmazlığı, .... sayılı dosyasındaki takibe konu bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti ile icra dosyasına yatırılan ve elden ödendiği öne sürülen paranın istirdadı olarak belirlenip HMK' nın 140/3 son cümle uyarınca tahkikat, ön inceleme duruşmasında belirlenen uyuşmazlık konuları dahilinde yürütüldüğü, Dairemizin 18/09/2019 Tarih ve 2018/981 Esas- 2019/1147 Karar sayılı kaldırma kararımız doğrultusunda harç eksikliği giderildiği ve mahkemece tespit edilen uyuşmazlık doğrultusunda hüküm verildiği gözetildiğinde davalı vekilinin, davacı tarafın dava dilekçesi ile 150.000 TL üzerinden menfi tespit davası açıldığı halde mahkemenin 250.000 TL üzerinden hüküm kurmasının taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğuna yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Basit yargılama usulüne ilişkin hükümlerin düzenlendiği HMK’nın Altıncı Kısmında yer alan “Hüküm” kenar başlıklı 321. maddesinde; “Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez....” hükmü yer almaktadır.Görülmekte olan davanın yargılama aşamasında dava değeri itibariyle , TTK'nın 4/2 maddesi uyarınca basit yargılama usulüne tabi olduğu, dairemizin kaldırma kararı uyarınca taraflara yeni duruşma gününün tebliğ edildiği, davalı vekilinin e-duruşma talep ettiği akabinde ise mesleki mazeret dilekçesi sunup, dilekçesinde ise davanın reddine karar verilmesini talep edip devamında ise yeni duruşma günü verilerek delillerinin toplanmasını talep etmiş ise de, dairemizin kaldırma kararının esasa ilişkin olmadığı, HMK'nın 321/1 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin sözlü yargılama için yeni bir duruşma günü tayin etmeden, 25/10/2023 tarihli duruşmada tahkikatın bittiği bildirilip HMK 321. Maddesi gereğince hazır bulunan taraflara esasa ilişkin son diyecekleri sorulup esas hakkında karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin HMK. 186 madde uyarınca duruşma günü verilmeden karar verildiğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı vekilinin Davacı ... tarafından açılan davanın husumetten reddine karar verildiği halde lehlerine tazminata hükmedilmediğine yönelik istinaf sebebi incelendiğinde, İİK. 72/4 Maddesinde; '' (Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez,'' hükmü düzenlenmiştir.Somut davada mahkemece, 26/11/2014 tarihli duruşmanın ara kararı uyarınca; Davanın esasını halleder nitelikte tedbir kararı verilemeyeceğinden ve takibin durdurulması yönünde tedbir kararı verilemeyeceği gerekçesiyle davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verildiği ve İİK. 72/4 maddesi uyarınca, tazminat şartları oluşmadığından davalı vekilinin davacılardan ... tarafından açılan davanın husumetten reddine karar verildiği halde lehlerine tazminat hükmedilmediğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı vekilinin Davacı ... tarafından açılan davanın husumetten reddine karar verildiği halde lehlerine nispi yerine maktu vekalet ücreti hükmedildiğine yönelik istinaf sebebi incelendiğinde,Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7.maddesinde; “Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret” başlığını taşımakta; maddenin 2.fıkrasında ise “davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur” düzenlemesi bulunmaktadır. Somut olayda, davacılardan ... tarafından açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş olup konusu para veya para ile değerlendirilmesi mümkün bulunan davanın husumet nedeniyle usulden reddine ilişkin verilen kararda, vekalet ücreti nispi tarifeye göre takdir edilir; ancak, bu nispi vekalet ücretinin miktarı, maktu vekalet ücretini geçemeyeceğinden A.A.Ü.T.' nin 7/2 maddesindeki düzenleme uyarınca davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmüş ve davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin Davacı Şirket hakkında verilen karara ilişkin istinaf sebepleri incelendiğinde;HMK'nın 146. maddesine göre hakim delillerden davanın yeterince aydınlandığı kanaatine varırsa tahkikatı bitirebilir. Bu hükümle birlikte dosya kapsamı birlikte değenlendirildiğinde ve ilk derece mahkemesince gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu da gözetildiğinde; mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davalı vekilinin eksik inceleme ile karar verildiğine yönelik istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Takip dayanağı senedin teminat senedi olduğu iddiasının, hangi ilişkinin teminatı olduğu senet üzerine yazılmak suretiyle ya da yazılı bir belge ile ispatlanması gerekir. (HGK'nun 06.03.2013 tarih ve 2012/12-768 E, 2013/312 K. sayılı ve yine HGK'nun 20.06.2001 T. ve 2001/12-496 sayılı kararları). Davacı taraf, davaya konu bonunun davacı şirket ile davalı şirket arasındaki 01/02/2011 tarihli satış sözleşmesi uyarınca teminat olarak verildiğini iddia ettiği, davalı taraf ise, 01/02/2011 tarihli sözleşmenin eski tarihli bir alışverişin belgesi olduğunu, dava konusu senedin ise sözleşmeden çok sonra hatta sözleşmeye konu işin tesliminden yaklaşık 2 sene sonra düzenlendiğini, yani ilgili sözleşmeye konu alışverişin teminatı olduğu iddiasının asılsız olduğunu, bonu üzerindeki nakden kaydından da anlaşılacağı üzere senedin borç para alış verişinden dolayı verildiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davacı tarafça ibraz edilen 01/02/2011 tarihli sözleşme incelendiğinde; davacı şirket ile davalı şirket arasında sözleşme konusu makinelerin davacı şirket tarafından davalıya 20/03/2011 tarihinde teslimi konusunda anlaşıldığı, işin bedelinin 360.000,00 TL olduğu, bu bedelin 251.186,00 TL kısmı makinenin üretim sürecinde, geri kalan 108.814,00 TL kısmın 12 eşit taksitle ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır.Davaya konu bono incelendiğinde; 12.03.2013 keşide tarihli, 12.05.2013 vade tarihli 250.000 TL miktarlı keşidecisi .... Şti, lehdarı .... Şti. olan bir bonodur... arkasında el ile "12/03/2013 tarihinden itibaren 2 ay içerisinde Parke makinesi devreye almaya ilişkin teminat senedidir. Bu senet ticari amaçla kullanılamaz. Parke makinesi çalışmaya başladığı andan itibaren geçersizdir. Makine üretime geçecek ve eksiksiz çalışacaktır. Teminat senedi.” ibaresinin yer aldığı görülmektedir. İş bu ibare senedin hangi ilişkinin teminatı olduğunu ispatlamaktadır. Bu haliyle senet, kayıtsız şartsız bir borç ikrarını içermemekte olup davalı tarafın senedin borç para alış verişinden dolayı verildiğine yönelik savunmasının yerinde olmadığı, davacı şirketin ticari defterlerine göre davacının davalıya borçlu olmadığı, davalı tarafın davacı şirketten alacaklı olduğuna dair delil ibraz etmediği anlaşılmıştır.Mahkemece iddia ve savunma doğrultusunda ön inceleme duruşmasında hukuki uyuşmazlığın doğru olarak tesbit edildiği, uyuşmazlık doğrultusunda davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, toplanan deliller ışığında mahkemece verilen hüküm gerekçesinde kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, mahkeme gerekçesi ve tespitinin dosya kapsamına uygun olduğu dairemizce belirlendiğinden, davalı vekilinin istinaf sebepleri ilk derece mahkemesinin kabul ve gerekçesine göre yerinde görülmemiştir. İİK. 72/5 Maddesinde;'' (Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmisinden aşağı olamaz,'' hükmü düzenlenmiştir.Dava konusu bononun teminat bonosu olduğu halde davalı lehtarın keşideci davacı şirket hakkında ihtiyati haciz kararı alarak kambiyo takibi başlattığı tespit edilmekle, bu tespitlere göre mahkemece, davalının haksız ve kötü niyetli olduğu gerekçesiyle davalı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya uygun olup bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre; mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 17.077,50-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 4.269,37-TL harcın mahsubu ile bakiye 12.808,13-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/10/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:15