Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2024/1352
2024/1462
26 Eylül 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1352 Esas
KARAR NO: 2024/1462 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: TEKİRDAĞ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2023/698 Esas (Derdest Dava Dosyası)
TARİH: 30/04/2024 (Ara Karar Tarihi)
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 26/09/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili 27/03/2024 tarihli talep dilekçesinde özetle; mahkemece dosya bilirkişiye tevdi edildiğini, gelinen noktada 27.03.2024 tarihli bilirkişi raporunda müvekkili şirketin haklılığı bu aşamada kısmen de olsa ispatlanmış olduğunu yaklaşık ispat şartı yerine getirildiğini, mahkemece 19.01.2024 inceleme tensip tutanağının 11-12 nolu ara kararlarıya gerekli ihtaratın davalı tarafa yapıldığını ancak davalının işbu 3.500,00 TL tutarlı delil avansını da yatırmadığını, işbu hususun dahi davalının kötü niyetli olduğunun ve müvekkilinin alacağını sürüncemede bırakma saikiyle yargılamayı uzattığının göstergesi olduğunu, bilirkişi raporuyla da müvekkil şirketin haklılığının kısmen de olsa ispatlandığı, dolayısıyla yaklaşık ispat şartının yerine getirildiği, davalının yapılan ihtarata rağmen bilirkişi ücretini dahi yatırmadığı, başlı başına işbu hususun dahi davalının kötü niyetli olduğunu ve müvekkilin alacağını sürüncemede bırakma saikiyle yargılamayı uzatma saikiyle hareket ettiğini gösterdiği sabit olmakla; 14.11.2023 tarihli karardan rücu edilerek dava sonunda müvekkilinin, davalıdan alacağı miktarın sonuçsuz kalma ihtimali bulunduğundan, Tekirdağ İli, Ergene İlçesi, ... Mahallesi ... Karşısı Mevki ... pafta, ... ada, ... parselde davalı adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamı üzerine ihtiyati haciz niteliğinde ihtiyati tedbir şerhi konulmasını talep etmiştir. Mahkemenin 29/03/2024 tarihli ara kararı ile; " Davacı vekilinin davalı adına kayıtlı olan Tekirdağ İli, Ergene İlçesi, ... Mahallesi ... Mevki ... pafta, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın yargılama sürecinde üçüncü kişilere devrinin önlenmesi için ihtiyati tedbir konulması talebinin REDDİNE, Davacı vekilinin ihtiyati haciz talebinin KISMEN KABULÜNE KISMEN REDDİNE, İhtiyati haciz isteyen 452.311,37 TL teminat yatırdığında veya kesin ve süresiz teminat mektubu ibraz ettiğinde 3.015.409,17 TL üzerinden ... vergi numaralı davalı ...'nin menkul ve gayrimenkul ile bankalarda bulunan diğer hak ve alacakları üzerine İİK.nun 257. ve bunu izleyen maddeleri gereğince İHTİYATİ HACİZ KONULMASINA, fazlaya dair ihtiyati haciz talebinin reddine," karar verdiği anlaşılmıştır. Davalı vekilinin 05/04/2024 tarihli ihtiyati hacze itiraz dilekçesi ile; İİK'nun 257 maddesinde düzenlenen İhtiyati haczin şartlarının oluşmadığını, davacının alacağının varlığını ispat etmesi gerektiğini, ancak müvekkili şirketin dava dilekçesinde ve ödeme emrinde belirtildiği şekilde borcu bulunmadığını, takibe konu fatura alacağı içeriğinden/dayanağından dolayı müvekkilinin takip talebinde alacaklı olarak gözüken davacı tarafa hiçbir borcu olmadığını, davacı tarafça alacağı kanıtlayacak herhangi bir delil ortaya koyulmadığını, iddiasının ispatına karşı herhangi bir şekilde yeterli delil sunmayan davacının ihtiyati haciz talebinin kabulünün müvekkilini zarara uğrattığını, davacı tarafından, haciz tehdidi ile müvekkili firmadan haksız şekilde tahsilat yapılmaya çalışıldığını, müvekkili firmanın, davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığından herhangi bir vadeden söz edilemeyeceğini, vadesi gelmeyen borçlarda ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için borçlunun belirli bir yerleşim yeri bulunması veya borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadile mallarını gizleme veya kaçırma emaresi göstermesi gerektiğini, ancak müvekkili firmanın MERSİS kayıtlarında da mevcut sabit bir adresi ve belirlenebilir mal varlığı bulunduğunu, müvekkili firmanın mal kaçırma gayesi olduğunun yalnızca davacı tarafından ortaya atılmış dayanaksız bir iddiadan ibaret olduğunu, mal kaçırmaya yönelik herhangi bir eylemde bulunulmadığını, ekonomik olarak zor durumda da bulunmayan müvekkili firmanın aleyhine ihtiyati haciz kararı verilmesi ve bu kararın uygulanması durumunda ticari itibarının sarsılacağını, bu durumun müvekkilini maddi anlamda zarara uğratacağı gibi firmanın prestijini de etkileyeceğini, kaldı ki; somut olayda müvekkili firmanın borçlu sıfatını henüz almadığını, bu yönde verilen bir karar bulunmadığı gibi borçlu olduğunu gösterir bir belgenin de dosyaya sunulmadığını, cevap dilekçesinde belirttikleri üzere davacının hukuki dayanaktan yoksun ve tek taraflı olarak tutarlarını belirlediği faturanın alacağı tek başına ispatında yeterli olmadığını, ayrıca davacı tarafça sunulan belgelerde müvekkili firma yetkililerine ait imza olmadığının görüldüğünü, davaya konu alacak talebinin taraflarıyla bir ilgisi olmadığını, müvekkili aleyhine açılan bu dava kötü niyetli olup bu iddiayı ispatlayacak somut herhangi bir delil ortaya konulamadığını, bilirkişi raporuna karşı itirazlarının dosyaya sunulduğunu, ileri sürerek ihtiyati haciz isteminin reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 30/04/2024 (Ara Karar Tarihi)2023/698 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında; "Dava konusunun faturaya dayalı cari ilişki kapsamında davacının alacağı kapsamında itirazın iptali istemine ilişkin olduğu, takip dayanağı fatura suretlerin dosyaya sunulduğu, tarafların ticari defterleri üzerinde inceleme yapıldığı, dosyaya sunulan 27/03/2024 havale tarihli hesap bilirkişisi raporunda, her iki tarafın da ticari defterlerinde 28/11/2022 tarihi itibariyle davacının 3.015.409,17 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, tarafların incelenen defterleri üzerine dosyaya sunulan 27/03/2024 havale tarihli bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre talebe konu ihtiyati haciz yönünden 3.015.409,17 TL alacak yönünden yaklaşık ispat koşulunun oluştuğu kanaatine varılarak 3.015.409,17 TL alacak miktarı uyarınca; alacaklının ihtiyati haciz isteminin yasal unsurlarının oluştuğu anlaşıldığından davalı vekilinin mahkememizin ihtiyatı haciz kararına karşı yapmış olduğu itirazının reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir:"gerekçesi ile, ''Davalı vekilinin mahkememizin ihtiyatı haciz kararına karşı yapmış olduğu itirazının REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyadaki 30.04.2024 tarihli ara kararı ile davacının ihtiyati haciz talebinin kabulüne ilişkin taraflarınca yapılan itirazın reddine karar verildiğini; ara kararın 29.05.2024 tarihinde tebliğ edilmiş olup süresi içerisinde haksız karara karşı istinaf yoluna başvurma zorunluluğunun doğduğunu, İhtiyati haciz kararına karşı taraflarınca sunulan itiraz dilekçesinde de belirtildiği üzere İhtiyati haczin şartlarının oluşmadığını; öncelikle davacının alacağının varlığını ispat etmesi gerektiğini ancak müvekkili şirketin dava dilekçesinde ve ödeme emrinde belirtildiği şekilde borcu bulunmadığını, davacı tarafın diğer taleplerini kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydı ile, takibe konu fatura alacağı içeriğinden/dayanağından dolayı müvekkillerinin takip talebinde alacaklı olarak gözüken davacı tarafa hiçbir borcunun mevcut olmadığını; davacı tarafça alacağı kanıtlayacak herhangi bir delil ortaya koyulmadığını; iddiasının ispatına karşı herhangi bir şekilde yeterli delil sunmayan davacının ihtiyati haciz talebinin kabulü müvekkilini zarara uğratmakta olduğunu; davacı tarafından, haciz tehdidi ile müvekkili firmadan haksız şekilde tahsilat yapmaya çalışılmakta olduğunu, Söz konusu ara kararda; yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiğinden bahisle bilirkişi raporu karara dayanak gösterildiğini ancak dosyaya sunulan bilirkişi raporuna itirazlarını değerlendirilmediğini; işbu bilirkişi raporunda da tutarsızlık tespit edildiğini; bu halde haksız şekilde ihtiyati haciz uygulanmasının müvekkilin aleyhine durum oluşturmakta olduğunu; itirazlarınnı yeterince incelenmeden verilen kararın kaldırılması gerektiğini, ara karara esas alınan bilirkişi raporunun hazırlanış sürecinde birçok usuli aykırılık ve eksiklikler bulunmakta olduğunu; raporun temelini oluşturan spesifik ve somut gerekçelerin, ilgili bilimsel ve teknik verilerle uyumlu bir şekilde açıkça ifade edilmesi zorunluluğu bulunmasına karşın bu hususlara gerektiği şekilde riayet edilmediğini; Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 278 ve 279. maddeleri uyarınca, bilirkişi raporları, Yargıtay'ın denetimine tabi tutulabilecek bir nitelikte olması gerektiğini ve kararın dayandırılacağı bilgi ile belgeleri içeren, gerekçeli bir yapıda oluşturulması gerektiğini; bu çerçevede, bilirkişi raporunun, somut olaya ilişkin detayları ve değerlendirmeleri, bilimsel ve teknik normlara uygun bir şekilde ve yeterli gerekçelerle desteklemesi gerekliliği ön plana çıkmakta olduğunu, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2015/9406 Esas ve 2016/9805 Karar numaralı ve 23.06.2016 tarihli içtihadında vurgulandığı üzere, bilirkişi raporunun yargısal denetime elverişli olması ve karara esas teşkil edebilmesi için, raporun içeriğinin, dayandığı bilgi ve belgelere ilişkin açık ve anlaşılır gerekçeleri barındırmasının şart olduğunu; bu gerekliliğin, bilirkişi raporunun hukuki süreçteki ağırlığını ve önemini teyit etmekle kalmayacağını, aynı zamanda raporun hükme esas alınabilmesi için zorunlu bir ön koşulu oluşturduğunu, taraflarınca belirtildiği üzere bilirkişi raporunda; davacı tarafın defterlerinde tutarsızlıklar bulunduğunun, yabancı para cinsi olarak tutulan defterlerin döviz karşılığının hesaplanamayacağının belirtildiğini; çelişki içeren davacı defterlerine göre hüküm kurulamayacağı açık olduğundan bilirkişi raporunun tümünün işbu tutarsızlık nedeniyle yapılan hesaplamaların güvenirliğine şüphe düşürmekte olduğunu; raporda eksik belgeler olduğuna, tamamlandığında kesin hesap yapılabileceğine yönelik görüş belirtildiğini; bu husus açıkça belirtilmesine karşın bilirkişi raporunda yer alan eksik ve hatalı değerlendirmeler nedeniyle müvekkilinin mağdur edilmekte olduğunu, Raporda "...davacının 3.015.409,17TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, bu tarihten sonra davacı tarafından (tek taraflı olarak) hesabın bakiyesinin yabancı para karşılığının Türk Lirası ederine değerlenmesi nedeniyle davalı ile davacının bakiyelerinin tutarsız olduğu, 2021 yılından devir gelen yabancı para cinsinden bakiyenin bilinmemesi, zaman zaman avans hesaplarından virman yapılması gibi sebeplerle, -her ne kadar davacının defterindeki (3.015.409,17TL) bakiyenin davalı nezdindeki hesap bakiyesiyle TL bazında 2022 yılı sonu değerleme kaydı öncesinde tutarsal denklik bulunsa da- icra takibine konu edilen ve döviz karşılığı olduğu anlaşılan 6.508.070,49TL alacak tutarının döviz karşılığı ve icra takip tarihine kadar yabancı para karşılığının Türk Lirası olarak değerlenmiş tutarının mevcut kayıtlar ile hesap edilememekte olduğu," sonuç ve kanaatine varıldığını, Müvekkili firmanın borçlu olduğunun kabulü anlamına gelmemekle birlikte; davacının dava dilekçesinde iddia ettiği şekilde müvekkili şirketten alacaklı olmadığının işbu raporla açığa çıkmış olmasına karşın ihtiyati haciz kararının hukuka aykırı olduğunu; ara kararda belirtilenin aksine yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığını; bilirkişi raporunda da davacının talep ettiği alacak ile raporda hesaplanan bedeli arasındaki farkın yüksek olduğu tespit edildiğine göre davacının alacak taleplerinin kötü niyetle konu edildiğinin açığa çıktığını, müvekkili firmanın, davacı tarafa hiçbir fatura borcunun bulunmadığını; faturaların da tek başına alacağın varlığını kanıtlayamayacağını; faturalarla birlikte aynı zamanda fatura konusu işlemin gerçekleştiğinin ispatlanması gerektiğini; davacı tarafın ürün teslimine ilişkin herhangi bir delil de sunmadığını (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 2015/8902 E., 2016/211 K. sayılı kararı), Müvekkili firmanın, davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığından herhangi bir vadeden söz edilemeyeceğini, vadesi gelmeyen borçlarda ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için borçlunun belirli bir yerleşim yeri bulunması veya borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadile mallarını gizleme veya kaçırma emaresi göstermesi gerektiğini, ancak müvekkili firmanın MERSİS kayıtlarında da mevcut sabit bir adresi ve belirlenebilir mal varlığı bulunduğunu, müvekkili firmanın mal kaçırma gayesi olduğunun yalnızca davacı tarafından ortaya atılmış dayanaksız bir iddiadan ibaret olduğunu, mal kaçırmaya yönelik herhangi bir eylemde bulunulmadığını, ekonomik olarak zor durumda da bulunmayan müvekkili firmanın aleyhine ihtiyati haciz kararı verilmesi ve bu kararın uygulanması durumunda ticari itibarının sarsılacağını, kaldı ki somut olayda müvekkili firmanın borçlu sıfatını henüz almadığını; bu yönde verilen bir karar bulunmadığı gibi borçlu olduğunu gösterir bir belge de dosyaya sunulmadığını; cevap dilekçelerinde de belirttiklerini, hukuki dayanaktan yoksun ve tek taraflı olarak tutarlarını belirlediği fatura alacağın tek başına ispatında yeterli olmadığını, ayrıca davacı tarafça sunulan belgelerde müvekkili firma yetkililerine ait imza olmadığını; davaya konu alacak talebinin taraflarıyla bir ilgisinin bulunmadığını; müvekkili aleyhine açılan bu davanın kötü niyetli olup bu iddiayı ispatlayacak somut herhangi bir delil ortaya konulamadığını; İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle, istinaf incelemesi neticesinde yerel mahkemece oluşturulan ara kararın kaldırılarak müvekkili aleyhine verilen ihtiyati haczin kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep; açık hesaba dayalı yürütülen ticari satış ilişkisinden doğan bakiye açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın iptali davasında ihtiyati haciz istemine ilişkin olup, mahkemece ihtiyati haciz isteminin kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından yapılan itiraz reddedilmiş ve bu red kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İİK'nun 257/1 fıkrası uyarınca; rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. İİK'nun 258 maddesi uyarınca; ihtiyati haciz talep eden alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur. Burada aranan ölçü yaklaşık ispat ölçüdür. İİK'nun 265. maddesi hükmü gereğince, borçlu kendisi dinlenilmeden verilen ihtiyati haciz kararına yönelik haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata, huzuru ile yapılan hacizlerde haczin uygulandığı, aksi halde haciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde itiraz edebilir. Bu durumda mahkeme, gösterilen itiraz sebepleri ile bağlı inceleme yaparak itirazı kabul veya reddeder. Somut olayda; iddia ve savunmanın ileri sürülüş biçimi, toplanan deliller, taraflarca sunulan ticari defter ve kayıtlar, alınan mali bilirkişi kök ve ek raporu ile tüm dosya kapsamına göre, davacının davalıdan takip tarihi itibariyle ticari satış ilişkisine dayalı 3.015.409,17-TL muaccel ve rehinle temin edilmemiş bakiye açık hesap alacağı bulunduğu hususunda yaklaşık düzeyde ispat koşulunun oluştuğu, davalı yanın ihtiyati haciz koşullarının oluşmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde olmadığı, mahkemece ihtiyati haciz talebinin kısmen kabulüne dair verilen karar ile, ihtiyati haciz kararına itirazın reddine dair verilen ek kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, kamu düzenine aykırılık da mevcut olmadığı anlaşılmakla, davalı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 26/09/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:15