Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2024/1310
2024/1458
26 Eylül 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1310 Esas
KARAR NO: 2024/1458 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2024/108 Esas (Derdest Dava Dosyası)
TARİHİ: 17/07/2024 (Ara Karar Tarihi)
DAVA: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 26/09/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasındaki ticari ilişkinin fiilen sona erdiğini, davalı tarafın müvekkil şirket nezdinde cezai şart veya başka neviden bir alacak hakkına sahip olmadığını, teminat mektuplarının içeriğine bakıldığında ticari ilişkiye bağlı mal alımını temin etme gayesiyle verildiğini, ticari ilişki sona erdiğinden mektupların iade edilmesi için gereken şartların oluştuğunu, buna rağmen müvekkiline ait teminat mektuplarının iade edilmediğini, 1.000.000 TL bedelli teminat mektubunun paraya çevrilmesi ve dava konusu teminat mektubunun paraya çevirilmeye çalışılması müvekkil şirket yönünden büyük zararların doğmasına sebep olduğunu, İhtilaf konusu ile ilgili teminat mektupları kesin olduğundan, davalı tarafın bu dava süresince risk altında olan herhangi bir hakkı bulunmadığını ileri sürerek, bu nedenlerle ... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 02.09.2013 tarihli, ... numaralı, 500.000 TL bedelli ve ... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 19.04.2018 tarihli, ... numaralı, 1.000.000 TL bedelli kesin teminat mektuplarının paraya çevrilmesinin önlenmesi adına teminatsız olarak aksi kanaat hasıl olursa teminat mukabilinde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesinin 17/09/2020 tarihli ara kararı ile; " Taraflar arasında imzalanan sözleşme ve teminat olarak verilen teminat mektupları gözetilerek HMK 389 Md. Kapsamında gecikmesiz de bir sakıncanın veya ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hali mevcut olup açılan menfi tespit davasına esas olmak üzere %40 (600.000,00 TL) teminat alınarak davaya konu 2 adet teminat mektubunun (... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 02.09.2013 tarihli, ... numaralı, 500.000 TL bedelli ve ... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 19.04.2018 tarihli, ... numaralı, 1.000.000 TL bedelli), nakde çevrilmesinin durdurulmasına, 2-Teminat şartı yerine getirildiğinde ilgili banka müdürlüğüne müzekkere yazılmasına," karar verilmiştir. Davalı vekilinin 02/11/2020 tarihli tedbire itiraz dilekçesi ile; mahkemenin 17/09/2020 tarihli tedbir kararının taraflarına tebliğ edilmediğini, kararın ihtiyati tedbire ilişkin HMK düzenlemelerine ve maddi hukuka aykırı olduğunu, davacının iddia ettiğinin aksine taraflar arasında akdedilen sözleşmeler ayakta olup, sözleşmeler ayakta iken borcun bulunmadığı gerekçesi ile teminatların iadesinin talep edilemeyeceğini, davacının davasının erken açıldığı gerekçesi ile reddine karar verilmesi gerektiğinden tedbir talebinin de reddi gerektiğini, davacı ile müvekkili şirket arasında 06.01.2017 tarihinden 31.12.2017 tarihine kadar geçerli LPG ikmal Sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmenin 3.maddesine göre sözleşmenin sona ereceği tarihten 30 gün öncesine kadar taraflar yazılı olarak itiraz etmediği takdirde sözleşmenin otomatik olarak birer yıl uzayacağını, mahkeme tarafından da bilindiği üzere; Türk Ticaret Kanunu’nun tacir olmanın hükümlerini genel olarak düzenleyen 20. maddesinin III. fıkrasına göre tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmek veya mukaveleyi fesih yahut ondan rücu maksadiyle yapılacak ihbar veya ihtarların muteber olması için noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü mektupla yahut telgrafla yapılmasının şart olduğunu, davacı taraf sözleşmenin süresinin bitiminden 30 gün öncesinde yazılı olarak itiraz etmediğinden sözleşmenin anılan madde kapsamında 31.12.2020 tarihine kadar yürürlükte olduğunu, bizzat davacı tarafından sunulan hesap hareketlerinde dahi 2020 yılında ticari ilişkinin devam ettiğinin açıkça tespit edildiğini, her davanın açıldığı tarihteki hukuki ve maddi olgulara göre sonuçlandırılması gerektiği ilkesi gereğince taraflar arasında akdedilen sözleşmenin süresi sona ermeden ve ilişkiden doğmuş ve doğacak borç ve alacaklar tasfiye edilmeden ikame edilen işbu davanın zamansız açıldığı gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin dava konusu birebir benzer nitelikteki bir olayla ilgili verdiği hükmün de davanın erken açılması sebebiyle reddedilmesi gerektiğini ortaya koyduğunu (Yargıtay 19. HD. E. 2016/13042 E. 2017/88 K. 8.2.2017 T.), başkaca bir araştırmaya gerek kalmaksızın ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkilinin davacıdan alacaklı olduğunu, davacı ile dava dışı ... A.Ş. arasında akdedilen 27/02/2020 Tarihli Fesih Protokolü'nün 1.3. maddesinde davacı tarafından 3630 ton karşılığı (eksik ton başına 110 USD üzerinden hesaplanan) 399.300,00 USD kar mahrumiyeti borcu bulunduğu açıkça kabul ve ikrar edilmiş olup, söz konusu alacağın 210.000,00 USD'lik kısmının dava dışı ... A.Ş. tarafından müvekkili şirkete temlik edildiğini, açıklanan nedenlerle davacının müvekkili nezdinde bir borcunun bulunmadığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının iddialarının hukuki ve maddi dayanaktan yoksun olduğunu, HMK'nın 390/3. maddesi "...tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır..." şeklinde düzenlenmiş olup, davacı tarafın iş bu davada, davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat edemediğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin emsal nitelikteki 2020/1355 Esas, 2020/1561 Karar sayılı ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 2020/1372E. 2020/960 Karar sayılı kararları uyarınca da tebdir kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesinin, 2020/488 esas, 2021/372 karar sayılı 22/04/2021 tarihli ilamı ile; "Erken açılan davanın REDDİNE," karar verildiği, ihtiyati tedbir kararına yapılan itiraz hakkında yargılama aşamasında ve hüküm ile birlikte bir karar verilmediği, davanın reddi kararına karşı davacı, ihtiyati tedbir kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun Dairemizin 20221/1710 esas, 2024/126 Karar sayılı 01/02/2024 tarihli ilamı ile değerlendirildiği ve davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın kaldırma kararı doğrultusunda tahkikat işlemleri yürütülmek üzere mahkemeye iadesine karar verildiği, davalının katılma yolu ile ileri sürdüğü istinaf başvurusunun ise istinaf sebebinin esasa yönelik olmayıp, ihtiyati tedbir kararının hükümle kaldırılmamış olmasına yönelik olduğu ve tedbirin kaldırılması istemini içerdiği, dairemizce davacı yanın esasa ilişkin bir kısım istinaf sebepleri yerinde bulunarak ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiği sonucuna ulaşılmış olması karşısında, davalı yanın tedbirin kaldırılmasına yönelik isteminin ilk derece mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile bir değerlendirme yapılmadığı, dosyanın ilk derece mahkemesine iadesi sonrası 2024/108 esasını aldığı ve davanın derdest olduğu anlaşılmıştır. Davalı vekili tarafından sunulan 24/06/2024 tarihli ihtiyati tedbirin kaldırılması talepli dilekçede özetle; davacının müvekkiline teslim etmiş olduğu iki adet teminat mektubu nedeniyle müvekkiline borçlu olmadığının tespiti ve teminat mektuplarının iadesi talebi ile açmış olduğu davada davanın reddine dair verilen kararın, karar davacı tarafından yapılan istinaf başvurusu neticesinde kaldırıldığını, taraflar arasındaki LPG İkmal Sözleşmesi'nin dava tarihi itibariyle ayakta olduğunun sözleşmedeki açık hükümler karşısında tartışmasız olduğunu, öte yandan; dava konusu teminat mektuplarının müvekkilinin ticari ilişki kapsamında doğmuş ve doğacak bütün alacaklarını teminat altına aldığını ve müvekkili davacı taraftan alacaklı olduğundan teminatın iadesi talebinin maddi dayanağı da bulunmadığını, dava tarihi itibariyle taraflar arasındaki LPG İkmal Sözleşmesi'nin ayakta olduğunu ve sözleşmeler ayakta iken teminatın iadesinin talep edilemeyeceğini, bu hususun sözleşmeler hukukunun yerleşik ilkeleri ve Yargıtay kararları ile sabit olduğunu (Yargıtay 19. HD. E. 2016/13042 E. 2017/88 K. 8.2.2017 T.), taraflar arasında 06.01.2017 tarihinden 31.12.2017 tarihine kadar geçerli LPG ikmal Sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmenin 3. maddesine göre Sözleşmenin sona ereceği tarihten 30 gün öncesine kadar taraflar yazılı olarak itiraz etmediği takdirde sözleşmenin otomatik olarak birer yıl uzayacağını, Türk Ticaret Kanunu’nun tacir olmanın hükümlerini genel olarak düzenleyen 20. maddesinin III. fıkrasına göre tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmek veya mukaveleyi fesih yahut ondan rücu maksadiyle yapılacak ihbar veya ihtarların muteber olması için noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü mektupla yahut telgrafla yapılmasının şart olduğunu, davacı taraf sözleşmenin süresinin bitiminden 30 gün öncesinde yazılı olarak itiraz etmediğinden sözleşmenin anılan madde kapsamında uzadığını ve 31.12.2020 tarihine kadar yürürlükte olduğunu, nitekim bizzat davacı tarafından sunulan hesap hareketlerinde dahi 2020 yılında ticari ilişkinin devam ettiğinin açıkça tespit edildiğini, davacı tarafın sözleşmenin fiilen sona erdiği yönündeki iddiasının da hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, taraflar arasındaki LPG İkmal Sözleşmesi'nin 3. maddesinde sözleşmenin ne şekilde sonlanacağı hususunun TTK md. 20/3 hükmüne paralel olarak ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde açıkça hüküm altına alındığını, sözleşmeyi sonlandırmanın usulü sözleşme ile açıkça belirlenmiş iken ve bu usulün uygulanmasının davacı açısından bir külfet teşkil etmeyeceği aşikar iken davacının sözleşmenin "fiilen sonlandığı" yönündeki iddiasının hukuken dinlenebilir yönü bulunmadığını, davacının iddiasının tacirin basiretli davranma yükümlülüğüne açıkça aykırı ve müvekkilinin alacağına ulaşmasını önlemeye yönelik olduğunu, müvekkilinin veya davacının sözleşmeyi sonlandırma yönünde açık veya zımni bir iradesi bulunmadığını, sözleşmenin 3. maddesinde öngörülen usule uygun şekilde yöneltilmiş bir fesih beyanının bulunmadığını, dolayısıyla müvekkili veya davacı açısından sözleşmenin sonlandığı yönünde yorumlanacak fiili bir durumun söz konusu olmadığını, davacı tarafın müvekkilinden ürün ikmalinde bulunmamasının da bu sonucu doğurmayacağını, zira davacının talebi olması halinde müvekkilinin davacıya ürün ikmal etmekten kaçınmasına dayanak teşkil edecek hukuki hiçbir zemin bulunmadığını, dava konusu teminat mektubu metinlerinde açıkça görüldüğü üzere teminat mektuplarının müvekkilinin taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında doğmuş ve doğacak tüm alacaklarını teminat altına aldığını, dava konusu olan "... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 02.09.2013 tarihli, ... numaralı, 500.000 TL bedelli" ve "... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 19.04.2018 tarihli, ... numaralı, 1.000.000 TL bedelli" teminat mektubu metinleri incelendiğinde bu hususun "... sair tüm ticari işlemlerinden doğmuş ve doğacak olan borçların teminatı olmak üzere..." ifadesi ile açıkça düzenlendiğinin görüleceğini, dolayısıyla davacı tarafın teminat mektuplarının sadece LPG İkmal Sözleşmesinden doğacak borçları teminat altına almak üzere verildiği yönündeki iddiasının gerçeğe aykırı ve maddi dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkilinin, davacı şirketin dava dışı ... A.Ş.'ye olan borcunun 210.000,00 USD'lik kısmını temlik aldığını ve davacıdan bu tutarda alacaklı duruma geldiğini, müvekkili şirketin bu alacağının bir kısmını yine davacı tarafından doğmuş ve doğacak borçlarının teminatını teşkil etmek üzere verilmiş olan 1.000.000,00 TL bedelli teminat mektubundan tahsil ettiğini, alacağın tahsil edilmeyen kısmı yönünden ise halihazırda İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/596 E. sayılı dosyasında derdest olan dava ikame edildiğini, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/596 E. sayılı dosyasına sunulan dava dilekçesinde açıklandığı üzere müvekkilinin tahsil edilmemiş alacak tutarının -fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla- 76.109,68 USD olduğunu, dava dışı ... A.Ş. ile davacı ... A.Ş. arasında "... Mahallesi, ... Caddesi No:..., İç Kapı No:... Başiskele - Kocaeli" adresinde bulunan, tapuda "Kocaeli İli, Başiskele İlçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, ... Parsel'de" kayıtlı taşınmaz üzerinde kurulu akaryakıt satış ve servis istasyonunun işleticiliğine ilişkin; 27.02.2015 tarihli ve 5 yıl süreli Çerçeve Protokol ve Standart Bayilik Sözleşmesi ve davacı tarafından 27.02.2015 tarihli Ürün Alım Taahhütnamesi imzalandığını, anılan Bayilik Sözleşmesi ve eklerinin dava dışı ... A.Ş., dava dışı ... A.Ş. ve davacı ... A.Ş. arasında imzalanan 18.06.2018 tarihli Devir Mutabakatı ile tüm hak ve borçları ile birlikte ... A.Ş.'ye devredildiğini, Bayilik Sözleşmesinin süresinin sonunda, 27.02.2020 tarihinde dava dışı ... A.Ş. ve davalı arasında imzalanmış olan Fesih Protokolü ile davacı tarafın Ürün Alım Taahhütnamesi kapsamında 3630 ton eksik ürün karşılığı kar mahrumiyeti borcu bulunduğunu, anılan Ürün Alım Taahhütnamesi kapsamında eksik ürün alım miktarına tekabül eden kar mahrumiyeti tutarını nakden ve defaten ödemeyi kabul ve ikrar ettiğini, Fesih Protokolü'nde atıf yapılan 27.02.2015 tarihli Ürün Alım Taahhütnamesi ile davacı tarafından yıllık 1500 ton ve sözleşme süresince toplam 7500 ton beyaz ürün alınacağı ve eksik alınan ton başına 110 USD kar mahrumiyeti ödeneceğinin, bu tutarın sözleşme sonunda toplam olarak talep edilebileceğinin açıkça hüküm altına alındığını, bu hükümler doğrultusunda imzalanan Fesih Protokolü ile sözleşme süresince toplam 3630 ton eksik ürün alımında bulunduğunu kabul ve ikrar eden davacının bu nedenle 3630 x 110 USD = 399.300,00 USD kar mahrumiyeti borcu olduğunun sabit olduğunu, açıklanan 399.300,00 USD'lik kar mahrumiyeti alacağının 210.000,00 USD'lik kısmının dava dışı ... A.Ş. ile müvekkili ... A.Ş. arasında imzalanan 01.09.2020 tarihli Temlik Sözleşmesi ile müvekkili ... A.Ş.'ye temlik edildiğini, davalı tarafından doğmuş ve doğacak borçlarının teminatını teşkil etmek üzere müvekkil ... A.Ş.'ye verilmiş olan "... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi'ne ait 13.09.2018 tarihli ... numaralı 1.000.000 TL bedelli" banka teminat mektubunun, müvekkilinin bu temlik işleminden kaynaklı muaccel alacağının bulunması ve mektubun süresinin dolacak olması nedeniyle 10.09.2020 tarihinde paraya çevrildiğini ve müvekkilinin temlik aldığı alacağın bu tarihteki kur karşılığı olan 133.890,32 USD'lik kısmının tahsil edildiğini, alacağın 133.890,32 USD'lik kısmı teminat mektubunun paraya çevrilmesi işlemi neticesinde tahsil edilmiş olup müvekkilin tahsil edilmemiş alacak tutarı 76.109,68 USD olduğunu, müvekkilinin davacı taraftan huzurdaki davanın açıldığı tarih itibariyle, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, 210.000,00-USD alacaklı olduğunu, bu alacağın, davacının ticari ilişki kapsamında doğmuş ve doğacak borçlarının teminatını teşkil etmek üzere verilmiş teminattan tahsil edilmesi hukuka uygun olduğundan davacının hukuki ve maddi dayanaktan yoksun davasının reddine, huzurdaki dava açıkça müvekkilinin alacağına kavuşmasını engellemeye yönelik ve kötüniyetli olarak ikame edilmiş olduğundan ihtiyati tedbir kararının da kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 17/07/2024 tarih ve 2024/108 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında; "İhtiyati tedbire itiraz eden ... tarafından davacının iddiasının yerinde olmadığı, müvekkilinin davacı taraftan huzurdaki davanın açıldığı tarih itibariyle 210.000,00 USD alacaklı olduğu, bu alacağın, davacının ticari ilişki kapsamında doğmuş ve doğacak borçlarının teminatını teşkil etmek üzere verilmiş teminattan tahsil edilmesinin hukuka uygun olduğundan bahisle mahkememizin 2020/488 (Yeni esas: 2024/108) esas sayılı dosyasından verilen 17/09/2020 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılması talebinde bulunulmuştur. Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olayın değerlendirilmesinde, taraflar arasında imzalanan sözleşme ve teminat olarak verilen teminat mektuplarının nakte çevrilmesi halinde HMK 389. maddesinde belirtilen gecikmesinde bir sakıncanın veya davacının telafisi zor zararının oluşacağına dair yaklaşık ispat koşulunun yerine getirilmiş olduğu anlaşılmakla itiraz eden davalı vekilinin itirazlarının reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, ''Mahkememize ait 2020/488 (Yeni esas: 2024/108) esas sayılı dosyasından verilen 17/09/2020 tarihli ihtiyati tedbir kararına yapılan itirazın reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu teminat mektubu metinlerinde açıkça görüldüğü üzere teminat mektuplarının müvekkilinin taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında doğmuş ve doğacak tüm alacaklarını teminat altına aldığını, müvekkilinin davacıdan alacaklı olduğunu, dava konusu olan "... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 02/09/2013 tarihli, ... numaralı, 500.000 TL bedelli" ve "... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 19/04/2018 tarihli, ... numaralı, 1.000.000 TL bedelli" teminat mektubu metinleri incelendiğinde bu hususun "... sair tüm ticari işlemlerinden doğmuş ve doğacak olan borçların teminatı olmak üzere..." ifadesi ile açıkça düzenlendiğinin görüleceğini; dolayısıyla davacı tarafın teminat mektuplarının sadece LPG İkmal Sözleşmesinden doğacak borçları teminat altına almak üzere verildiği yönündeki iddiasının gerçeğe aykırı ve maddi dayanaktan yoksun olduğunu, Dava dışı ... A.Ş. ile davacı ... A.Ş. arasında "... Mahallesi, ... Caddesi No:..., İç Kapı No:... Başiskele - Kocaeli" adresinde bulunan, tapuda "Kocaeli İli, Başiskele İlçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, ... Parsel'de" kayıtlı taşınmaz üzerinde kurulu akaryakıt satış ve servis istasyonunun işleticiliğine ilişkin; 27/02/2015 tarihli ve 5 yıl süreli Çerçeve Protokol ve Standart Bayilik Sözleşmesi ve davacı tarafından 27/02/2015 tarihli Ürün Alım Taahhütnamesi imzalandığını, anılan Bayilik Sözleşmesi ve eklerinin dava dışı ... A.Ş., dava dışı ... A.Ş. ve davacı ... A.Ş. arasında imzalanan 18/06/2018 tarihli Devir Mutabakatı ile tüm hak ve borçları ile birlikte ... A.Ş.'ye devredildiğini, Bayilik Sözleşmesinin süresinin sonunda, 27/02/2020 tarihinde dava dışı ... A.Ş. ve davalı arasında imzalanmış olan Fesih Protokolü ile davacı tarafın Ürün Alım Taahhütnamesi kapsamında 3630 ton eksik ürün karşılığı kar mahrumiyeti borcu bulunduğunu, anılan Ürün Alım Taahhütnamesi kapsamında eksik ürün alım miktarına tekabül eden kar mahrumiyeti tutarını nakden ve defaten ödemeyi kabul ve ikrar ettiğini, Fesih Protokolü'nde atıf yapılan 27/02/2015 tarihli Ürün Alım Taahhütnamesi ile davacı tarafından yıllık 1500 ton ve sözleşme süresince toplam 7500 ton beyaz ürün alınacağı ve eksik alınan ton başına 110 USD kar mahrumiyeti ödeneceğinin, bu tutarın sözleşme sonunda toplam olarak talep edilebileceğinin açıkça hüküm altına alındığını, bu hükümler doğrultusunda imzalanan Fesih Protokolü ile sözleşme süresince toplam 3630 ton eksik ürün alımında bulunduğunu kabul ve ikrar eden davacının bu nedenle 3630 x 110 USD = 399.300,00 USD kar mahrumiyeti borcu olduğunun sabit olduğunu, Yukarıda açıklanan 399.300,00 USD'lik kar mahrumiyeti alacağının 210.000,00 USD'lik kısmının dava dışı ... A.Ş. ile müvekkili ... A.Ş. arasında imzalanan 01/09/2020 tarihli Temlik Sözleşmesi ile müvekkili ... A.Ş.'ye temlik edildiğini, davalı tarafından doğmuş ve doğacak borçlarının teminatını teşkil etmek üzere müvekkil ... A.Ş.'ye verilmiş olan "... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi'ne ait 13/09/2018 tarihli ... numaralı 1.000.000 TL bedelli" banka teminat mektubunun, müvekkilinin bu temlik işleminden kaynaklı muaccel alacağının bulunması ve mektubun süresinin dolacak olması nedeniyle 10/09/2020 tarihinde paraya çevrildiğini ve müvekkilinin temlik aldığı alacağın bu tarihteki kur karşılığı olan 133.890,32 USD'lik kısmının tahsil edildiğini, alacağın 133.890,32 USD'lik kısmı teminat mektubunun paraya çevrilmesi işlemi neticesinde tahsil edilmiş olup müvekkilin tahsil edilmemiş alacak tutarı 76.109,68 USD olduğunu, Müvekkilinin davacı taraftan huzurdaki davanın açıldığı tarih itibariyle, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, 210.000,00-USD alacaklı olduğunu, davacı taraf müvekkiline borcu bulunmadığı hususunu HMK md. 390/3'te aranan yaklaşık ispat koşullarına uygun şekilde ispat edememiş olup, teminat mektuplarının paraya çevrilmesinin önlenmesi yönündeki ihtiyati tedbir kararının müvekkilinin alacağına ulaşmasına engel teşkil etmekte ve müvekkilinin zarara uğramasına neden olmakta olduğunu, İstinaf kaldırma kararındaki usule dair açıklamaların ihtiyati tedbirin devam etmesini gerektirmediğini, istinaf mahkemesi kararında taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi yönünden yapılacak araştırmanın çerçevesinin "... Sözleşmelerde teminat mektuplarına ve mektupların iadesi koşullarına ilişkin açık hüküm bulunmadığından mahkemece; hem dava konusu edilen iki teminat mektubunun hem de davadan önce nakde çevrilmiş dava konusu edilmeyen teminat mektubunun, yalnızca dava konusu iki sözleşmenin teminatı olarak mı verildiği, sözleşmelerden doğan edimlerin taraflarca yerine getirilmeye devam edilip edilmediği, diğer ifade ile dava tarihi itibariyle sözleşme ilişkisinin tarafların açık ya da zımni ortak iradeleri ile bitirilip bitilmediği,..." şeklinde ortaya konulduğunu, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi sonlanmamış iken davacı tarafın teminat mektuplarının iadesini talep etme hakkı bulunmadığı hususunun sözleşmeler hukukunun yerleşik ilkeleri ve Yargıtay kararları ile sabit olduğunu (Yargıtay 19. HD. E. 2016/13042 E. 2017/88 K. 08/02/2017 T.), Taraflar arasında 06/01/2017 tarihinden 31/12/2017 tarihine kadar geçerli LPG ikmal Sözleşmesinin akdedildiğini; sözleşmenin 3. maddesine göre sözleşmenin sona ereceği tarihten 30 gün öncesine kadar taraflar yazılı olarak itiraz etmediği takdirde sözleşmenin otomatik olarak birer yıl uzayacağını, Türk Ticaret Kanunu’nun tacir olmanın hükümlerini genel olarak düzenleyen 20. maddesinin III. fıkrasına göre tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmek veya mukaveleyi fesih yahut ondan rücu maksadiyle yapılacak ihbar veya ihtarların muteber olması için noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü mektupla yahut telgrafla yapılmasının şart olduğunu; davacı taraf sözleşmenin süresinin bitiminden 30 gün öncesinde yazılı olarak itiraz etmediğinden sözleşmenin anılan madde kapsamında uzamış olduğunu ve 31/12/2020 tarihine kadar yürürlükte olduğunu; bizzat davacı tarafından sunulan hesap hareketlerinde dahi 2020 yılında ticari ilişkinin devam ettiğinin açıkça tespit edildiğini, Davacı tarafın sözleşmenin fiilen sona erdiği yönündeki iddiasının da hukuki dayanaktan yoksun olduğunu; taraflar arasındaki LPG İkmal Sözleşmesi'nin 3. maddesinde sözleşmenin ne şekilde sonlanacağı hususunun TTK md. 20/3 hükmüne paralel olarak ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde açıkça hüküm altına alındığını; sözleşmeyi sonlandırmanın usulü sözleşme ile açıkça belirlenmiş iken ve bu usulün uygulanmasının davacı açısından bir külfet teşkil etmeyeceği aşikar iken davacının sözleşmenin "fiilen sonlandığı" yönündeki iddiasının hukuken dinlenebilir yönü bulunmadığını, davacının iddiasının tacirin basiretli davranma yükümlülüğüne açıkça aykırı olduğunu ve müvekkilinin alacağına ulaşmasını önlemeye yönelik olduğundan açıkça kötüniyetli olduğunu, Müvekkilinin veya davacının sözleşmeyi sonlandırma yönünde açık veya zımni bir iradesinin bulunmadığını; sözleşmenin 3. maddesinde öngörülen usule uygun şekilde yöneltilmiş bir fesih beyanının bulunmadığını; dolayısıyla müvekkili veya davacı açısından sözleşmenin sonlandığı yönünde yorumlanacak fiili bir durum söz konusu olmadığını; davacı tarafın müvekkilinden ürün ikmalinde bulunmamasının da bu sonucu doğurmayacağını, davacının talebi olması halinde müvekkilinin davacıya ürün ikmal etmekten kaçınmasına dayanak teşkil edecek hukuki hiçbir zemin bulunmadığını, müvekkilin davacıdan alacaklı olduğu ve taraflar arasındaki İkmal Sözleşmesi'nin dava tarihi itibariyle ayakta olduğu sabit olduğundan ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, Emsal nitelikteki, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 2020/1355 Esas, 2020/1561 Karar sayılı ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 2020/1372E. 2020/960 Karar sayılı kararları uyarınca da tebdir kararının kaldırılması gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve resen dikkate alınacak nedenlerle; istinaf taleplerinin kabulü ile; İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/09/2020 tarihli ihtiyati tedbir kararına itirazlarının reddine dair 17/07/2024 tarihli kararının kaldırılmasına, ihtiyati tedbir kararına itirazlarının kabulü ile mahkemenin 17/09/2020 tarihli ihtiyati tedbir kararının kararının kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının taraflar arasındaki 15/01/2012 tarihli LPG Satım Sözleşmesi ve 06/01/2017 tarihli LPG İkmal Sözleşmesi nedeniyle davalıya herhangi bir borcu bulunmadığının tespiti ile, sona eren sözleşmeler kapsamında davalıya verilmiş olan ... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 02/09/2013 tarihli, ... numaralı, 500.000 TL bedelli ve ... Bankası İstanbul Kurumsal Şubesi’ne ait 19/04/2018 tarihli, ... numaralı, 1.000.000 TL bedelli teminat mektuplarının davacıya iadesi istemlerine ilişkindir. Davacı yanın dava konusu teminat mektuplarının nakde çevrilmesinin tedbiren önlenmesine ilişkin istemi mahkemece kabul edilmiş, tedbir kararına karşı davalı vekilince yapılan itiraz ise 17/07/2024 tarihli ara karar ile reddedilmiştir. Bu red kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı tarafından, 15/01/2012 tarihli LPG Satım Sözleşmesi ile 06/01/2017 tarihli LPG İkmal Sözleşmesi kapsamında davalıya üç adet teminat mektubu verildiği, bunlardan dava konusu olmayan teminat mektubunun dava tarihinden önce nakde çevrildiği, taraflar arasında anılan sözleşmeler kapsamında bir ticari faaliyet kalmadığı, yine bu sözleşmeler nedeniyle davacının davalıya borcu da bulunmadığı, buna rağmen dava konusu iki teminat mektubunun haksız olarak davacı uhdesinde tutulduğu, sözleşmelerin sona ermesi nedeniyle ihtarname ile mektupların iadelerinin talep edildiği ileri sürülmüştür. Davalı tarafından, sözleşmelerin halen ayakta olduğu, öte yandan dava dışı ... A.Ş'nin davacıdan olan başka bir sözleşmeye dayalı alacağının 210.000,00-USD'lik kısmının davalı ...Ş'ye temlik edildiği, bu temlik nedeniyle davalının davacıdan halen alacaklı olduğu, dava konusu teminat mektuplarının bu alacağı da teminat altına aldığı, bu nedenle henüz taraflar arasındaki sözleşmeler sona ermediğinden ve davalının üçüncü kişiden temlik aldığı alacak nedeni ile davacıdan dava tarihi itibariyle alacaklı olması nedeniyle teminat mektuplarının iadesinin talep edilemeyeceği, iade koşullarının oluştuğunun yaklaşık düzeyde ispat olunamadığı savunulmuştur. HMK'nun 389/1 fıkrası uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. HMK'nun 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir. Somut olayda, tedbiren nakde çevrilmemelerine karar verilen teminat mektuplarının doğrudan uyuşmazlığın konusunu teşkil ettiği, yargılamanın bulunduğu aşama nazara alındığında, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği hususunda yaklaşık ispat koşulunun oluştuğu, HMK'nun 396 maddesi uyarınca, durum ve koşulların değişmesi halinde talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebileceği de nazara alındığında, mahkemece verilen tedbire itirazın reddine yönelik kararda isabetsizlik mevcut olmadığı anlaşılmış, aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 26/09/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:15