Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2024/1321
2024/1386
19 Eylül 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1321 Esas
KARAR NO: 2024/1386 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 08/05/2024 (Ara Karar Tarihi)
NUMARASI: 2024/134 Esas (Derdest Dava Dosyası)
DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)
KARAR TARİHİ: 19/09/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı fer'i müdahil vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... ve ... A.Ş. İle ... Ticaret A.Ş. Arasındaki ... Ticaret A.Ş. ' ne ilişkin 31/05/2021 tarihli pay sahipleri sözleşmesi yapıldığını, müvekkili şirketin gerçek kişi temsilcisi ... aracılığı ile 27/04/2023 , 10/05/2023, 15/05/2023, 18/05/2023 ve dahi akabinde 22/06/2023, 31/07/2023 tarihlerinde yönetim kurlu toplantıları yapılmasını günde de belirleyerek talep ettiğini, ancak bu toplantılarda herhangi bir karar alınamadığını, pay sahipleri sözleşmesinin 6.4 maddesinde belirtilen arka arkaya üç toplantıda da karar alınmaması hali vuku bulunduğunu, müvekkili şirketin gerçek kişi temsilcisi ... aracılığı ile davalı şirketin diğer ortağı ...' ya anlaşmazlıkların iyi niyetle çözümü için ön görüşme yapılması, ardından yönetim kurulu toplantısı gerçekleştirilmesi ve en nihayetinde karar alınamaması durumunda da bağımsız danışman atanması taleplerini 23/05/2023 tarihli ihtarname ile bildirdiklerini, yapılan ön görüşmede mutabakata varlamadığını, 25/05/2023 tarihli yönetim kurul toplantısında da anlaşmazlık çözümlenemediğini, davalı şirkette pay sahipleri sözleşmesinin 6.4 maddesinde belirtilen kilitlenme durumunun vuku bulduğunu, müvekkili şirketin davalı şirketin kilitlenme durumunda kurtulması için aynı madde hükümlerinde sayılan tüm yolları denediğini, ancak herhangi bir sonuç alamadığını, bu noktada davalı şirket kilitenmiş karar alınamaz hale geldiğini, 22/06/2023 tarihli yönetim kurul toplantısından önce kilit halinin varlığının tespiti ile şirketin iş ve işleyişini sağlayabilmek adına olağanüstü genel kurul toplantısı şirketin iş ve işleyişini sağlayabilmek adına olağanüstü genel kurul toplantısı yapılması hususunun günden olarak belirtildiğini, bu gündem de 22/06/2023 tarihli yönetim kurulu toplantısında davalı şirket ortağı ...' nun olumsuz oyu ile karar bağlandığını, kilitlenmenin gerçekleştiğinin diğer ortak olan ... tarafından kabulü anlamına geldiğini, mevcut kilitlenme durumunun çözülebilmesi için müvekkilinin toplantı çağrısı yaptığını, 31/07/2023 tarihinde davalı şirket Yönetim Kurulu olağanüstü Genel Kurul Çağrısı Yapılması gündemi ile toplandığını ve davalı şirket ortağı ...' nun olumsuz üye sonucu ilgili yönetim kurulunda yine karar alınmadığını, böylece davalı şirketin kilitlenmiş olduğu bir kez daha taraflarca teyit edildiğini ve bu kilit halindin resmi şekilde çözülebileceği yer olan olağanüstü genel kurulu yapılması kararı dahi alınamadığını ve müvekkili şirketin bu konuda yapabileceği bakşka bir hukuki girişimin kalmadığını, tekrar ihtarname keşide ederek olağanüstü genel kurul toplantısı çağrısında bulunduklarını ancak olumlu dönüş yapılmadığını, şirketin kilit halinde çıkartılamaması sonucu müvekkili İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/550 esas sayılı dosyası ile Genel Kurulun Olağanüstü Toplantıya Çağrılması ve müvekkili şirketin kayyım olarak atanması talepli dava açmak zorunda kaldıklarının, mahkeme kararı ile olağanüstü genel kurul toplantısı gerçekleşmiş ancak bir karar alınamadığını, müvekkili şirketinin yönetim kurulu üyesi ve %50 ortak olarak bilgi alma hakkının tamamen kısıtlandığını, bilgi ve belgelerin alınması için dava açtıklarını ve bilgi ve belgelerin tam ve eksiksiz olarak sağlanmaması üzerine icra yolu ile belge inceleme ve örnek alımı yapmaya gidildiğini ancak orada dahi zorluk çıkartıldığını, şirket yöneticisinin şirkete dava açması halinde artık yöneticilik yapamaması ve şirkete kayyım atanması gerektiğini, bu nedenlerle öncelikli şirketi kilit halinde olduğundan ve genel müdür yetkisiz olduğundan çalışanların ve müşterilerin zaar görmemesi vergi ve SGK kaybı olmaması açısından ve diğer yönetim kurulu üyesi ve genel müdür ...' nun davalı şirkete tahkim yargılamasında ... Elektronik Para A.Ş. Aleyhine dava da açtığı gözetilerek şirketi yönetmek üzere mahkemeye iş bu dava sonuçlanıp kesinleşinceye kadar şirketi mahkeme adına genel müdür yetkileriyle yönetebilecek bir yönetim kayyımı atanasını yahut mahkeme aksi kanaatte ise tedbir kayyımı atanmasını, TTK 531. Maddesi kapsamında davalı ... şirketinin ortağı ...nun karar tarihine en yakın şirket değerlemesi üzerinden, müvekkili şirket tarafından pay bedellerinin ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkarılmasına, bu mümkün görülmediği takdirde iki tarafa da süre vererek hem alabileceği hem de satabileceği bir fiyat verdirerek sonrasında ortaklar arasında açık artırma suretiyle en yüksek fiyatı veren kimseye alma zorunluluğu getirmesine, bu mümkün görülmediği takdirde takdirde %50 oranı devam ettiği sürece şirket kilit hali devam edeceğinden dolayı, şirketin faaliyetlerine devam edebilmesi, çalışanlarının ve müşterilerinin zarar görmemesi, SGK ve vergi kaybı olmamasına binaen, feshin de en son çare olması gerektiği düşünülerek, şirket hisselerinin tamamının hissedarların da dahil olduğu üçüncü kişilerin de katılabileceği umuma açık artırma usulüyle satılmasına, taleplerin uygun bulunmaması halinde Davalı şirketin ortakların faaliyet konuları uyarınca bölünmesine, Bunun da mümkün görülmemesi halinde en son çare olarak davalı şirketin feshine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin işbu davaya sebebiyet veren davalı şirket yönetim kurulu üyesi ve diğer ortağı ...’ya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının iddiasının; müvekkili şirketin mevcut genel müdürü ...' nun genel müdürlük süresinin sona erdiği, genel müdürün ...'ın rızası olmaksızın genel müdürlük görevine devam ettiği ve bu nedenle müvekkili şirketi ile genel müdür arasında ciddi bir menfaat çatışması bulunduğu yönünde olduğunu, müvekkilinin zorunlu organları genel kurul ve yönetim kurul olduğunu ve bu organların ikisinin de mevcut olduğunu, hatta yönetim kurulu üyelerinden birisinin de davacının kendisi ve her ay birçok yönetim kurulu kararı alındığını, davacının, genel müdürün müvekkili şirkete ve ...a karşı başlattığı tahkim yargılamasını da gerekçe göstererek müvekkili şirkete bir yönetim kayyımı atanmasını, mahkemenin uygun görmemesi halinde ise tedbir kayyımı atanmasını talep ettiğini, müvekkili şirketin tüm organlarıyla işleyen bir yapı olduğunu ve talebin kabulünün mümkün olmadığını, somut olayda müvekkili şirketin yönetiminin bir kayyıma devredilmesi için gerekli koşulların gerçekleşmediğini, müvekkili şirketin gerekli organlardan yoksun kalmadığını ve bu çerçevede müvekkili şirketin yönetiminin de gerek yönetim kurulu gerekse de genel müdürü tarafından icra edildiğini, müvekkilinin mevcut yönetim kurulu üyeleri davacı ve dava dışı ... olduğunu, müvekkili şirketin yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin 30/01/2023 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde de ilan edildiği ve 31/05/2024 tarihine dek devam ettiğini, müvekkili şirketin yönetim organı görevde olduğu gibi müvekkili şirketin görev süresinin hala devam ettiğini, yönetim kurulunun aktif olarak toplanmakta ve oybirliğiyle kararlar alabilmekte olduğunu, davacının daha önce de şirket genel müdürü aleyhine bu tür süreçler başlatmış olduğunu kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildiğini, müvekkili şirketin feshini gerektirecek haklı bir sebebin olmadığını, davacının ileri sürdüğü hiçbir nedenin şirketin feshini gerektirecek nitelikte olmadığını, müvekkili şirket ve davacı arasında paydaşları arasında uyuşmazlıklar olduğunun doğru olduğunu, fakat bu uyuşmazlıkların müvekkili şirketinin feshi için gerekçe teşkil etmediğini, davacının iddiası olan müvekkili şirketin kitlilik halinin söz konusu olmadığını, kilit durumunun ana çıkış noktasının üst üste üç toplantıda tarafların mutabakata varamaması olduğunu, davacının tüm bu adımlara uyarak bir kilitlenme manzarası yarattığını, müvekkili şirketin faaliyetlerine devam edemiyormuş gibi gösterildiğini, davacının bu davaya zemin oluşturabilmesi için pay sahipleri sözleşmesine uygun bir kilitlenme durumu yaratmaya çabaladığını, davacının bilgi edinme hakkının kısıtlanması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, davacı iddiayı salt kötüniyetle ileri sürdüğünü, genel müdür seçiminin engellendiği iddiasının doğru olmadığını, müvekkili şirketin görev süresi devam eden bir genel müdürünün olduğunu beyanla, davacının taleplerinin dayanaksız olması nedeniyle davanın esastan reddine ve hiçbir hakkı olmadığı halede bu davacı açan davacı hakkında disiplin para cezasına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 17/04/2024 tarih ve 2024/134 Esas sayılı kararında; "...İşbu ara karara konu talebin, şirkete tedbiren kayyım atanmasına ilişkin olup, sunulan belgeler, toplantı tutanakları, ihtarnameler, bilgi edinmeye ilişkin kararlar, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/550 esas sayılı kararı üzerine yapılan 02/02/2024 tarihli genel kurul toplantısında bir karar alınmamış olması ve şirketin kilitlenmesi, iki ortaklı ve her biri %50 hissedar bir şirket olması, şirketin yönetiminin müşterek kararlar ve imza ile yapılması zorunluluğu nazar alındığında, şirketin yönetiminin kilitlenmiş olduğu, yönetim kurulunun ve müdürün yetkisinin zaten 31/05/2024 tarihinde dolacağı ve bir karar alınmasının mümkün görünmediğinden, davacının tedbiren kayyım tayini talebinin kabulüne, davacı %50 pay sahibi olduğundan teminat alınmasına takdiren yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde karar oluşturulmuştur." gerekçesi ile, "1-Davacı tarafın tedbiren kayyım atanması talebinin kabulüne, davalı ...'ne mali müşavir ...'in şirketi yönetim ve temsil kayyımı olarak tedbiren atanmasına, Takdiren teminat alınmasına yer olmadığına,..." karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili ve fer'i müdahil vekili tarafından itiraz edilmiştir. Feri Müdahil vekili 02/05/2024 tarihli dilekçesinde özetle; dosyaya hukuki mütalaa sunduklarını, kapsamlı hukuki mütalaa ışığında 12/04/2024 tarihli tedbire ilişkin itirazlarının kabulünü ve ihtiyati tedbirin kaldırılmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 08/05/2024 tarih ve 2024/134 Esas sayılı kararında; "İncelenen belgelerden, şirketin iki ortaklı ve her biri %50 pay sahibi olduğu, ortakların şirketi müşterek imza ile temsil ve ilzama yetkili olduğu, tarafların anlaşamaması nedeniyle yönetim kurulunun önemli kararları alamadığı, şirketin kilitlenmiş durumda olduğuna dair kuvvetli emareler olduğu, şirketin aktif çalışanları ve ciddi bir iş hacmi olduğu, kilit hali ve anlaşmazlık nedeniyle yönetiminde aksama olduğun kanaat getirildiği, bu durumda atanan kayyımın görevinin devamında şirket ve çevresinin menfaatinin olduğu, itirazın bu nedenle reddi gerektiği anlaşılmış, buna ilişkin aşağıdaki gibi karar verilmiştir..."gerekçesi ile, '' 1-Davalı tarafın ve feri müdahilin mahkememizin 17/04/2024 tarihli tedbiren kayyım atanması kararına yönelik itirazlarının REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı fer'i müdahil vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Fer'i Müdahil vekili istinaf dilekçesinde özetle;17.04.2024 tarihli kararın medeni muhakeme hukukunun temel ilkelerinden olan tasarruf ilkesine aykırı olduğunu, davacının 27.02.2024 tarihli dava dilekçesindeki asli talebinin ...'ya "yönetim kayyımı" atanması olduğunu, bu olmazsa "tedbir kayyımı" atanması olduğunu, davacının dilekçesinde "temsil kayyımı" atanması gibi bir talebi olmadığını, Tasarruf ilkesini kanunî düzenlemeye kavuşturan HMK m. 24/1 uyarınca hâkimin iki taraftan birinin talebi olmaksızın kendiliğinden bir davayı karara bağlamasının mümkün olmadığını, bununla bağlantılı olarak, HMK m. 26 uyarınca hâkimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğunu ve ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceğini, 27.02.2024 tarihli dava dilekçesinin talep sonucunda "yönetim kayyımı" olmazsa "tedbir kayyımı" talebi varken Mahkemenin talepte olmayan "temsil kayyımı" atamasına karar vermesinin usûle aykırı olup kararın bu nedenle kaldırılması gerektiğini, 08.05.2024 tarihine duruşma günü tayin edildiğini ancak 17.04.2024 tarihinde karşı taraf dinlenmeden karar verildiğini ve bu durumun usûle açıkça aykırı olduğunu,HMK m. 390/2 uyarınca karşı taraf dinlenmeden ihtiyatî tedbire karar erilmesinin şartı "talep sahibinin haklarının derhal korunmasında zorunluluk" bulunması olduğunu, dosyada mübrez olduğu üzere, 30.05.2024 tarihine kadar şirketin seçilmiş yönetim kurulunun, görevde bir genel müdürü varken ortada böyle bir zorunluluk olduğundan bahsedilmesinin mümkün olmadığını, Karşı tarafın uyuşmazlık konusu üzerinde tasarruf etmesini mümkün kılacak bir durum ortaya çıkmayacaksa ihtiyati tedbir talebinde duruşma yapılmasının esas olduğunu, (Özekes/Taş Korkmaz/Pekcanıtez/Akkan, Medeni Usul Hukuku Cilt 3, Sürüm 3 (Kasım 2021), 2017, On İki Levha Yayıncılık, N. 1166) 08.05.2024 tarihinde ön inceleme celsesi varken alelacele ... gibi finansal teknoloji alanında faaliyet gösteren, yıllık 2 milyar TL üzeri işlem hacmi olan bir şirkete yönetim ve temsil kayyımı olarak bir mali müşavirin 17.04.2024 tarihinde atanmasını gerektiren zorunluluk hali olup olmadığının takdirinin istinaf incelemesini yapacak olan Daireye ait olduğunu, Teminatsız olarak müvekkilinin en büyük mamelek unsurunun mahvına yol açabilecek kayyım ataması kararı verilmiş olmasının usûle açıkça aykırı olduğu gibi müvekkilinin telafisi imkânsız zararına yol açtığını, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17.04.2024 tarihli ara kararında davacının ...'nun %50 pay sahibi olduğundan bahisle teminat alınmasına yer olmadığına karar verildiğini, Mahkemenin bu noktada ...'nun diğer %50'sinin sahibinin müvekkili olduğunu unuttuğu gibi HMK m. 391'e göre teminat gösterilmesinin asıl, HMK m. 392'ye göre teminata hükmedilmemesinin istisna olduğunu da gözden kaçırdığını, HMK m. 392/1 uyarınca yalnızca talep resmî belgeye veya kesin bir delile dayanıyorsa yahut durum ve koşullar gerektiyorsa mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle teminat alınmamasına karar verebileceğini, huzurdaki olayda kesin delil söz konusu olmadığından mahkemenin yalnızca durum ve koşullar gerektiriyorsa teminat alınmamasına karar vermesinin mümkün olduğunu, mahkemenin gerekçeli karar vermesi gerektiğini, talep edenin %50 pay sahibi olmasının bir gerekçe olamayacağı gibi bu durum şirketin diğer %50 pay sahibinin de yok sayılması anlamına geleceğini, Halihazırda 30.05.2024 tarihine kadar görevde yönetim kurulu ve genel müdürü bulunan bir şirkete 17.04.2024 tarihinde salt ihtimale dayalı olarak yönetim ve temsil kayyımı atanmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, Bir tüzel kişilik olan anonim şirkete yönetim kayyımı atanabilmesi için Türk Medeni Kanunu ("MK") m. 427 b. 4 uyarınca anonim şirkette ya gerçek anlamda organ yokluğu ya da yönetim organı olarak yönetim kurulunun şeklen mevcut olmasına rağmen çeşitli sebeplerle faaliyette bulunamaması hâlinin olan organ işlevsizliğinin mevcut olması gerektiğini, Dava dosyasında mübrez 30.01.2023 tarihli ve 10758 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ilanında (Ek-2) açıkça görüldüğü üzere ...'nun yönetim kurulunun seçilmiş olup 30.05.2024 tarihine kadar müvekkili ... ve davacı ... yönetim kurulu üyeleri olarak görevde olduğunu, ne dava tarihi olan 27.02.2024'te ne de ara karar tarihi olan 17.04.2024'te ...'da gerçek anlamda organ yokluğu olmadığını, bu iki tarihte de ...'da aşağıdakilerden hiçbirinin oluşmadığını, (a) ... yönetim kurulu kanunda veya esas sözleşmede aranan nitelik ve şartları yitirmemiştir.(b) Yönetim kurulu görev süresi dolmamıştır. (c) Yönetim kurulu üyelerinin seçildiği genel kurul kararının butlanı tespit edilmemiş veya karar iptal edilmemiştir.Hal böyle iken, ortada ...'da gerçek anlamda organ yokluğunu gündeme dahi getirecek bir olgu olmadığını, bu hususun Prof. Dr. ...'nın Ek-1'de sunulan hukuki mütalâasında 5 ilâ 7. paragraflarda da etraflıca ele alındığını, Yargıtay'ın da yerleşik içtihadı, şirketin seçilmiş ve görevde bir yönetim kurulu varken yönetim kayyımı atanmasının mümkün olmadığı yönünde olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08.03.2018 tarihli 2016/7714 E., 2018/1804 K. sayılı ilamında da açıkça vurgulandığı üzere, TMK m. 427 b. 4 uyarınca bir annoim şirkete yönetim kayyımı atanabilmesi için yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilememiş olmasının şart olduğunu, şirketin organı mevcutsa organsızlık söz konusu olmayacağından ilk derece mahkemesi tarafından yönetim kayyımı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken hukuka aykırı olarak ...'ya yönetim kayyımı atandığını, konuyla ilgili diğer Yargıtay kararlarına da Prof. Dr. ...'nın mütalâasının 17. paragrafında yer verildiğini, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin kararının anılan tüm kararlarla çelişen, hukuka aykırı bir karar olduğunu, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin kayyım atanmasına ilişkin 17.04.2024 tarihli kararında "[y]önetim kurulunun ve müdürün yetkisinin zaten 31/05/2024 tarihinde dolacağı ve bir karar alınmasının mümkün görülmediğinden.." şeklindeki ifadesiyle kendini sermaye riski altına girmiş pay sahiplerinin üzerinde konumlandırarak bir beklenti, bir ihtimal dahilinde hareket ederek 31/05/2024 tarihini beklemeden, bir ihtimale gerçeklik mertebesi atfederek karar aldığını, bu kadar ağır bir ihtiyati tedbir kararının bir beklenti, bir varsayım üzerine alınamayacağını, ...'da şirketler hukuku anlamında kilitlenme veya işlevsizlik olarak vasıflandırılabilecek bir hâl yokken mahkeme tarafından hatalı gerekçeyle şirketin kilitlendiğinin kabul edildiğini, Mahkeme tarafından davacının müvekkili ile arasında imzaladığı bir borç sözleşmesi niteliğinde olan "pay sahipleri sözleşmesi" uyarınca kilitlenme hali oluştuğuna dair iddiaya itibar edildiğinin görüldüğünü, pay sahipleri sözleşmeleri pay sahipleri arasında bir şirketin yönetimine ilişkin olarak imzalanan borç sözleşmeleri olduğunu, Prof. Dr. ...'nın hukukî mütalâasının 7. paragrafında da isabetle belirtildiği üzere bu sözleşmelerin borç sözleşmeleri olmaları sebebiyle şirketler hukuku bakımından sonuç doğurmayacaklarını, ... tarafından verilen cevap dilekçesinde de isabetle vurgulandığı üzere ortada pay sahipleri sözleşmesi uyarınca bir kilit halinin bile mevcut olmadığını, ...da dilekçesinin muhtelif yerlerinde şirketler hukuku anlamındaki kilit haline atıfta bulunarak iddiasını güçlendirmeye çalıştığını, Şirketler hukuku anlamında kilitlenme veya işlevsizlikten söz edebilmek için yönetim kurulunun belirli bir konuda kategorik olarak kabul veya ret kararı üretmesinin, bunun süreklilik arz etmesi veya organın sürekli olarak nisapları sağlayamaması gerektiğini, belirli konularda karar alamamak veya olumsuz karar çıkmasının yönetim fonksiyonunun yerine getirilmediği manasını taşımayacağını, aksi hâlde zaten yönetim kurulunun olumsuz karar alamaması gibi mantığa aykırı bir sonuca gidileceğini, dosyada mübrez evraktan da görülebileceği gibi ... yönetim kurulu örneğin en yakın 30.01.2024 tarihinde oybirliği ile karar alabildiğini, dolayısıyla, ...'da gerçek olmayan organ yokluğundan da söz edilemeyeceğini, daha da ötesinde, ...'nun son aylarda bankalara ortak imza ile talimatlar gönderdiğini, yeni sözleşmeler imzaladığı da gözetildiğinde ortada bir yönetim fonksiyonunun ortadan kalkma hali olan kilitlenme veya işlevsizlik olmadığının apaçık ortada olduğunu, ...'nın istediği kararların alınamamasının işlevsizlik anlamına gelmeyeceğini, Mahkemenin ...'nın sunduğu ve pek çoğu (ve belki de tamamı) lüzumlu olmayan ihtarnamelere ve İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/550 E. sayılı kararı üzerine yapılan 02.02.2024 tarihli genel kurul toplantısında karar alınamamasına itibar etmesinin yerinde olmadığını, bunların tamamen stratejik olarak müvekkili ile davacı arasındaki hukuki süreç içinde yapılan hamleler olmakla birlikte böyle olmasalardı da işlevsizlik sonucunu doğuran haller olmadığını, Mahkemenin kararını verirken 02.02.2024 tarihli genel kurulda yalnızca karar alınamamasına itibar ettiğini, genel kurulun gündemine hiç dikkat etmediğini, gündemin (1) ...'da pay sahipleri sözleşmesinde tanımlanan biçimde kilit halinin varlığının tespiti, (2) genel müdür seçimi, (3) şirkete avukat atanması ve (4) şirketin bölünme ve tasfiyesinin değerlendirilmesi gündemini içerdiği görülebileceğini, buradaki ilk üç gündem maddesinin genel kurulun görev ve yetki alanında olmadığı gibi 2 ve 3 numaralı gündem maddelerinin yönetim kurulunun devredilemez görev ve yetkileri arasında olduğunu, birinci konu ve dördüncü konunun ise %50-%50 ortaklı bir şirkette tamamen caydırma amaçlı açılmış bir davaya konu edilmiş dilek ve temennilerden müteşekkil olduğunu, Mahkemenin dosyanın içine girmiş olsaydı salt 02.02.2024 tarihli genel kurula konulan "genel müdür seçimi" maddesinden davacı ...'nın tek arzusunun müvekkili ile şahsi husumetini ...'ya sirayet ettirmek olduğunu fark edebileceğini, bunu fark etmeden hukuka aykırı olarak verilen 17.04.2024 tarihli yönetim ve temsil kayyımı atanması kararı ile ...'ya müvekkile karşı yarattığı husumetini tatmin imkânı verildiğini beyanla, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/134 E. sayılı dosyasında 17.04.2024 tarihli ara kararla ... Pazarlama Ticaret A.Ş.'ye tedbiren yönetim ve temsil kayyımı atanmasına ilişkin kararın kaldırılmasına, İstinaf başvurusuyla ilgili tüm yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davacı ...'ne yükletilmesini talep etmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, davalı şirketin diğer ortağı ...’nun karar tarihine en yakın şirket değerlemesi üzerinden pay bedellerinin kendisine ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkarılmasına, bu mümkün görülmediği takdirde iki tarafa da süre verilerek hem alabileceği hem de satabileceği bir fiyat verdirerek sonrasında ortaklar arasında açık artırma suretiyle en yüksek fiyatı veren kimseye alma zorunluluğu getirmesine, bu mümkün görülmediği takdirde şirket hisselerinin tamamının hissedarların da dahil olduğu üçüncü kişilerin de katılabileceği umuma açık artırma usulüyle satılmasına, bu taleplerin uygun bulunmaması halinde davalı şirketin ortakların faaliyet konuları uyarınca bölünmesine, bunun da mümkün görülmemesi halinde en son çare olarak davalı şirketin feshine karar verilmesi talepli davada, davalı şirkete yönetim veya tedbir kayyımı atanması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebine ilişkin olup, Mahkemece 17/04/2024 tarihli ara karar ile davalı şirkete yönetim ve temsil kayyımı atanmış, ihtiyati tedbir kararına davalı vekili ve fer'i müdahil vekilinin itiraz etmesi üzerine Mahkemece 08/05/2024 tarihli duruşmada ihtiyati tedbir kararına itirazların reddine karar verilmiş, verilen bu karara karşı fer'i müdahil vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş, Mahkemece itirazın reddine ilişkin gerekçeli ara karar yazılmadığı gerekçesi ile dosya Dairemizin 10/06/2024 tarih, 2024/954 esas ve 2024/1076 karar sayılı ilamı ile Mahkemesine geri çevrilmiş ve Mahkemece gerekçeli ara karar yazılmak suretiyle dosya Dairemize gönderilmiştir. Davalı şirketin diğer ortağı ... tarafından yukarıdaki talepleri içerir iş bu davaya davalı yanında fer'i müdahil talebinde bulunulmuş, Mahkemece 17/05/2024 tarihli ara karar ile davalı yanında fer'i müdahil talebi kabul edilmiştir. Mahkemece verilen kayyım atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararına davalı ve fer'i müdahil tarafından itiraz edilmiş, davalı ve fer'i müdahilin itirazın reddine ilişkin karara ise davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmamıştır. Fer'i müdahil, ancak lehine katıldığı tarafla birlikte hareket etme yetkisine sahip olduğundan lehine katıldığı tarafla birlikte kararı kanun yoluna götürme hakkı bulunmaktadır. İstinafa konu karar ilişkin fer'i müdahilin lehine katıldığı davalı tarafından hüküm istinaf edilmediğinden ve kararda fer'i müdahil hakkında da herhangi bir karar verilmediğinden fer'i müdahilin kararı istinaf hakkı bulunmamaktadır. Bu sebeple fer'i müdahil vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 352 maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Fer'i müdahilin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 341 ve 352/1 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/09/2024 tarihinde HMK'nın 341. 352/1. maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:34:32