SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/502

Karar No

2024/1252

Karar Tarihi

12 Temmuz 2024

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/502 Esas

KARAR NO: 2024/1252 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI: 2023/425 Esas - 2023/1127 Karar

TARİHİ: 27/12/2023

DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)

KARAR TARİHİ: 12/07/2024

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davanın davalı şirketin 28 Mart 2023 günü toplanan Olağan Genel Kurulunda alınan üç kararın Türk Ticaret Kanununun 445. Maddesi uyarınca iptaline ilişkin olduğunu, davacı 1990 yılında kurulan davalı şirketin kalan üç kurucusundan birisi olduğunu, üç kurucu ortak İşviçre kökenli ... olduğunu, davalının 4 ortağının yönetim kurulu üyesi olduğunu ve şirket işleri konusunda istedikleri bilgiyi almak, belgeleri incelemek hakkına sahip olduklarını, davacının ise şirket işleri konusunda 2022 yılına kadar ancak Genel Kurula sunulan belgelerden bilgi alabildiğini ayrıca 2023 yılına gelinceye kadar davalı şirketin Olağan Genel Kurulları TTK’da öngörüldüğü gibi Ocak-Mart ayları içinde değil ilerideki aylarda toplandığını, buna karşılık içinde bulunulan yıldaki işlerle ilgili bilgi vermediğini, 2021 Genel Kurulu 2022 Haziran ayında toplandığını, 2020 yılı işlerine ilişkin Genel Kurul ise 2021 Ekim ayında toplandığını, bu uygulama sonucunda yönetim kurulu dışındaki ortakların güncel bilgi almasının da engellendiğini, ilk kez 2022 Genel Kurulu, davacının yönetim kurulu başkanına ilettiği talebin kabul görmesi üzerine zamanında 28 Mart 2023 tarihinde toplandığını, açıklanan nedenlerle ara kararlarla davanın yürütülmesini, muhasebe ve bilişim konularında uzman bir bilirkişinin atanmasını ve denetime elverişli bir rapor alınmasını, tutanağın 3, 4, 5 ve 6. Maddelerinde yazılı, oy çokluğu ile kabul edilen, ret oyu verdiğim ve muhalefet şerhlerini eklettiğim dört kararın iptali yönünde hüküm kurulmasını, yargılama giderlerinin davalı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının alınana kararlara karşı muhalefette bulunmadığından davanın öncelikle dava ön şartı yokluğundan aksi halde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 27/12/2023 tarih 2023/425 Esas - 2023/1127 Karar sayılı kararında; "Dava, davalı şirketin 28/03/2023 tarihinde yapılan 2022 yılı olağan genel kurulunda alınan 3, 4, 5 numaralı kararların iptali istemine ilişkindir. Davacı taraf ön inceleme duruşmasına katılmadığından dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir. Davacı yenileme talepli dilekçesinde öncelikle usuli uyuşmazlıklar noktasında karar verilmesini akabinde gerekli görülmesi halinde duruşma açılmasını talep etmiştir. Dava şartı eksikliği nedeni ile duruşma açılmayarak yargılamaya son verilmiştir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2017/2875 esas, 2019/1904 karar sayılı ilamının ilgili kısmı;"... tüm maddelerin görüşülmesi öncesinde muhalefet şerhi önergesi sunarak peşin olarak muhalefetlerini zapta geçirdikleri ancak oylamadan sonra muhalefet görüşü beyan ederek muhalefet şerhlerini hiçbir maddenin altına yazdırmadıkları gibi genel kurul tutanağının son sayfasında da muhalif kaldıklarına dair şerh verip imzalamadıkları, TTK 381. maddesi gereğince toplantıda hazır bulunulup alınan kararlara muhalif kalan ve durumu toplantı tutanağına geçiren ortağın iptal davası açması hakkı olduğu, oylamadan önce ( karar alınmasından önce) muhalefet edilmesinin ( peşin muhalefet) dava hakkı vermediği, kararların alınmasından sonra muhalefet şerhi verilmesinin gerektiği gözetilerek anılan maddeler hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir... taraf vekillerinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.... taraf vekillerinin tüm temyiz itirazlaırnın reddi ile usul ve yasyaa uygun hükmün ONANMASINA,"Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2018/3433 esas, 2020/468 karar sayılı ilamının ilgili kısmı;"Kararların iptalini düzenleyen anılan madde hükmüne göre toplantıda hazır bulunup da alınan karara muhalif kalan ve bu durumu toplantı tutanağına geçiren ortağın söz konusu kararlara karşı iptal davası açma hakkının olduğu belirtilmiştir. Somut olayda, davacı ortağın genel kurulda kendisini vekili aracılığıyla temsil ettirdiği, vekilin iptali istenen maddeye yönelik olarak daha karar alınmadan önce karşı çıktığı, bu şekilde muhalefet durumunun öneriye karşı olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın (muhalefet) bulunmadığı, bu durumda iptal davası açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği anlaşıldığından, dava konusu genel kurul kararı bakımından yapılan iptal isteminin dava koşulu yerine getirilmediğinden reddine karar verilmesi gerekirken,"Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020/40 esas 2021/6549 karar sayılı ilamının ilgili kısmı;"Dava konusu 26.06.2012 tarihli genel kurul toplantı tutanağının incelenmesinde, genel kurul toplantısına katılan davacıların iptali talep edilen kararlarda usulüne uygun muhalefet şerhini tutanağa yazdırmadıkları gibi dilekçe ile muhalefetlerini bildirmedikleri de anlaşılmıştır. Her ne kadar kararların bazılarında oylamadan önce muhalefet dilekçesinin divana sunulduğu yazılmış ise de, bunun daha karar alınmadan önce karşı çıkma şeklinde olduğu, karara karşı peşin muhalefette bulunulduğu, bu şekildeki muhalefetin öneriye karşı çıkma mahiyetinde olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, bu durumda iptal davası açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği açıktır. (bkz. Dairemizin 2015/6729 E. - 2016/3366 K., 2019/2841 E. - 6994 K., 2018/2156 E.- 2019/4580 K., 2010/5250 E. - 2012/4756 K. sayılı ilamları) "Şeklindedir.Davaya konu kararların alındığı genel kurul toplantı tutanağının incelenmesinde; genel kurulda davacının vekili ile temsil edildiği, kararların görüşülmesine geçildikten sonra davacı vekilinin muhalif olduğunu belirterek muhalefet şerhi sunduğu akabinde oylama yapıldığı, oylamadan sonra ise her hangi bir muhalefet şerhi bulunmadığı anlaşılmıştır. Genel kurul toplantı tutanağından anlaşıldığı üzere oylamadan sonra davacının alınan karara her hangi bir sözlü veya yazılı muhalefeti bulunmamaktadır. Davacı sözlü ve yazılı muhalefetini oylamadan önce sunmuştur.Genel kurul toplantı tutanağından görüldüğü üzere davacıyı temsilen genel kurula katılan davacı vekilinin iptali talep edilen gündem maddelerinin oylanmasından sonra alınan kararlara her hangi bir muhalefeti bulunmamaktadır. Tutanağın imzalanmasından sonrada alınan kararlara karşı her hangi bir muhalefette bulunulmamıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020/40 esas 2021/6549 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere oylamadan önce divana sunulan muhalefet şerhi karar alınmadan önce karara karşı çıkma mahiyetinde olup geçerli bir muhalefet şerhi niteliğinde değildir. Oylamadan önce ki muhalefete ilişkin açıklamalar öneriye karşı çıkma olup, kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı muhalefet bulunmadığından kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” koşulunun yerine getirilmediği ve TTK 446/1-a maddesinde belirtilen dava açabilme şartının gerçekleşmediği anlaşılmakla davanın usulden reddine karar verilmiştir."gerekçesi ile, Davanın TTK m.446/1.a maddesinde belirtilen dava ön şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davalı yanın süresinden sonra cevap dilekçesi sunduğunu, bu dilekçeye karşı davacı tarafından beyanda bulunulduğunu, Yasal süre aşılarak verilmiş cevap dilekçesinin ilgili HMK hükümleri uyarınca Mahkemece dinlenmemesi gerektiğinin belirtildiğini, ancak dilekçenin mahkemece okunmadığını, davalı vekilinin, 30 Ekim 2023 günü verdiği dilekçe ile Cevap Dilekçesinin süresi içinde verildiğini savunduğunu, mahkemece cevap dilekçesinin süresinde olup olmadığı ile ilgili ara karar oluşturulmadığını, davacının cevaba karşı sunduğu beyan dilekçesinde, cevap dilekçesinin zamanında verilip verilmediği konusunda ara karar verilmesini; bu ara karar uyarınca tarafların beyanda bulunmasına imkan tanınmasını; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 43. Hukuk Dairesinde görülmekte olan 2023/392 esas sayılı dosyanın celbini; söz konusu işlemleri gerçekleştirmek için 23 Kasım 2023 günü yapılacak duruşmanın makul bir süre ertelenmesini ya da istinaf sürecini de aydınlatmak için üçüncü bir duruşma günü belirlenmesini talep ettiğini, taleplerin karşılanmaması üzerine, 21 Kasım 2023 günü mahkemeye cevap dilekçesinin süresinde olup olmadığı hususunda ara karar oluşturulmadığından, cevap dilekçesine karşı ayrıntılı beyanların sunulduğunu, davacının 23 Kasım 2023 tarihli duruşmaya Covid risk grubunda olması nedeniyle katılamayacağını beyan ederek beyanlarını yazılı olarak sunduğunu, davalının cevap dilekçesinin iki haftalık kesin süre içinde verilmediği için dinlemeyeceğini, Eğer dinlenecekse, HMK ve TTK hükümlerine aykırı, dava şartı itirazının reddi gerektiğini, istinafta bulunan aynı konuda, ama bir önceki Genel Kurul kararlarının iptaline yönelik davanın dosyasının celbi gerektiğini, iptali istenen kararlarla ilgili inceleme yaparak veri toplamak için bilirkişi atanması gerektiğini, ortağın bilgi edinme hakkına ilişkin davanın ve 2023'de toplanan Genel Kuruldaki bilgi talepleriyle ilgili dava açılmamasına ilişkin beyanların somut davayla ilgisinin olmadığının tespiti gerektiğini, bu çerçevede, ilgisiz, geçersiz, yersiz ifadeler gözardı edilerek, delillerin ayıklanması ve esas uyuşmazlık konularının belirlenmesi gerektiğini yazılı olarak beyan ettiğini, mahkemece mazeret reddedilerek dosyanın işlemden kaldırıldığını, davacı tarafından yenileme dilekçesi verildiğini, davanın yenilenmesinin; iki usuli uyuşmazlık konusunda dosyadaki dilekçeler okunarak karar verilmesinin; bu kararlar sonrasında, eğer gerek görülürse duruşma günü belirlenmesinin talep edildiğini, bu dilekçe üzerine mahkemece dosyanın ele alındığını ve davanın usulden reddine karar verildiğini, Mahkemece verilen ret kararının, Genel Kurul Tutanağı deliline, TTK 446/1-a maddesine, bu maddeye ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin getirdiği yoruma dayandığını, 6102 sayılı TTK TBMM'ye sunulurken 445 ve 446 maddeler için bir gerekçe yazılmadığını, bu maddelerin 6762 sayılı TTK 381. Maddenin tekrarı olduğunun ifade edildiğini, ancak 1956'da kabul edilen eski TTK'nın 381. maddesi için yazılmış bir bir gerekçe de bulunamadığını, kanun yapıcının, maddenin yeterince açık olduğunu, gerekçeye gerek olmadığını değerlendirmiş olabileceğini, ancak, Yargıtay özel dairesi ve derece mahkemelerinin, gerekçe yokluğu karşısında, iptal davası açabilecek kişilerin üç koşulu yerine getirmesini dava şartı olarak yorumladıklarını, bu şartların ortağın toplantıda hazır bulunması, iptali istenen karara olumsuz oy vermesi, muhalefetini oylama bittikten sonra tutanağa geçirtmesi olduğunu, mahkeme, davacı (1) ve (2) koşulları yerine getirdiği için, üçüncü koşula dayanarak peşin muhalefet nedeniyle davanın reddine karar verdiğini, ancak, kararın dayandığı tek delilin Genel Kurul Tutanağı olduğunu, davacının Tutanağın kim tarafından, nasıl yazıldığına ve imzalandığına ilişkin yazılı beyanlarının, bu biçimde, Tutanak yazılmasına karşı da olumsuz oy kullandığı olgusunun gerekçede göz ardı edildiğini, Davacının aynı Davalıya karşı 2022 yılında da 2022 yılında toplanan 2021 yılı Genel Kurul kararlarının iptali talebiyle dava açtığını, bu davanın da ret ile sonuçlandığını, bu kararın İstanbul BAM nezdinde istinaf edildiğini, dava dosyasının 2023/392 Esas no ile İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesinde derdest olduğunu, eldeki dava ile görülmekte olan söz konusu davanın HMK 166 madde çerçevesinde değerlendirildiğinde bağlantılı olduğunu Her iki davada da iptali istenen kararlar için olumsuz oy kullanıldığının kabul edildiğini, ilk davada muhalefet dilekçesi olmadığı için, ikinci davada ise yazılı muhalefet şerhleri oylamadan önce verildiği için TTK 446/1-a maddesi uyarınca ret kararı verildiğini, görüldüğü gibi, ilk davada, Mahkeme muhalefet için dilekçe verilmesini yeterli bulurken; ikinci davada mahkemenin, gerekçeli muhalefet dilekçeleri verilmiş ve Tutanağa eklenmiş olduğunu görmesine rağmen, bunların oylamadan önce verildiği için dava şartını sağlamadığına karar verdiğini, üstelik bu kararı, yazılış biçimi nedeniyle delil olamayacağı açık olan bir delile dayandırdığını, sonuç olarak, iki dava birleşirse, yukarıdaki 3. koşula " muhalefetini tutanağa açıkça geçirmesi veya bu konuda bir dilekçe vermesi; ancak bunları oylama bittikten sonra yapması" şeklinde bir ek yapmak gerekeceğini, iki davanın birleştirilmesinin, 3. koşul konusunda BAM 'ın bir içtihat oluşturmasına da imkan sağlayacağını, davacının, derece mahkemelerinin, kanunların yorumunu, öğretiden de yararlanarak yapmasını, gerektiğinde de AYM'ye itiraz başvurusunda bulunmasını hukuk düzeninin gelişimi açısından zorunlu gördüğünü, Cevap Dilekçesinin süresinde verilmediğinin tespiti talepleri hakkında makemece karar verilmediğini, dava şartı eksikliğine re'sen karar verilebileceği için, bu usuli konuda verilecek kararın sonuca etkisi olmayacağının iddia edilemeyeceğini, ancak, eğer davanın yeniden görülmesine istinaf aşamasında karar verilirse cevap dilekçenin dinlenip dinlenemeyeceğinin sonuca etkili olacağını, der durumda, davacının bu talebinin karşılanması gerektiğini, ön inceleme aşamasında, bu talebin karşılanmamış olmasının bozma nedenlerinden biri olduğunu,İstinafta bulunan dava dosyasının celp edilmediğini, önceki davada verilen ret kararının, muhalefet için dilekçe verilmesini yeterli gördüğünü, davacının, bu ret kararını gözeterek, ikinci davada, itiraz ettiği her madde için ayrı muhalefet dilekçeleri hazırladığını ve Genel Kurul Tutanağına eklettiğini, eğer, bu dava dosyası celp edilmiş olsaydı, en azından, diğer Mahkemenin neden ret kararı verdiğinin görülebileceğini, eldeki davanın bu karar çerçevesinde de incelenip "dar yorumun" nasıl "yorumlanabileceğine" gerekçede yer verilebileceğini, ayrıca bu dosya celp edildiğinde, butlan ve yoklukla ilgili önemli hukuki tespitler yapıldığının da görüleceğini, bu talebin karşılanmamış olmasının da bozma nedenlerinden biri olduğunu, Davacının, usuli konularda dosya üzerinde inceleme yapılmasını, bu karar sonrasında, gerekli görülürse duruşma yapılmasını talep ettiğini, mahkemenin, yukarıda belirtildiği gibi, usuli konulardan birinde karar verip duruşma yapılmasını gerekli görmediğini, mahkemenin, ön inceleme aşamasında dosya üzerinde usuli konularda karar vermesinin, tahkikat aşamasına geçilmesine, tarafların beyanlarını o aşamada dinlenmesine engel olmadığını, davacı tarafın dinlenmesi için Mahkemenin sunduğu en önemli iddia Genel Kurul Tutanağının "dar yorum" kapsamında bile delil olarak değerlendirilemeyeceği hususu olduğunu, bu iddia 21 Kasım 2023 günü verilen dilekçede ayrıntılı olarak açıklandığını, bu dilekçenin dinlendiğine ilişkin hiç bir tespitin gerekçeli kararda yer almadığını, hukuki dinlenme hakkının korunması için duruşma yapılmasına gerek olmadığını, ancak, usuli konularda dosya üzerinde karar verildikten sonra, taraflar arasında en önemli uyuşmazlığın bu olduğu tespit edilerek tahkikat aşamasına geçilmesi gerektiğini, ön inceleme aşamasında, bu talebin de karşılanmamış olmasının bozma nedenlerinden biri olduğunu, Uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek delilin değerlendirilmemiş olduğunu, mahkemenin topladığı tek delilin Genel Kurul Tutanağı, Ekleri ve Hazirun Cetveli olduğunu, taraflar arasında uyuşmazlığın çözüme için delilin ayrıntılı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini, davacının 21 Kasım 2023 günü verdiği dilekçede, Genel Kurul tutanağının ilgili her maddesinde "toplantı esnasında önceden hazırlanmış ve imzalanmış yazılı gerekçesi ve muhalefet şerhi ek olarak pay sahibi ... vekili ... tarafından sunulduğu şekilde 176 130 karşılık (...) karar verilmiştir" cümlesinin tekrarlandığı, bu cümlenin, Davalı Vekilinin "dava şartı" itirazının temel dayanağı olduğu, değişik mahkeme kararları alıntılanarak önce ret oyu kullanılması, sonra da muhalefet şerhi verilmesini gerektiği itirazının temellendirildiği, bu cümle, dayanılan çerçevede incelenirse, "Toplantı esnasında" ne demek? "Önceden hazırlanmış" derken muhalefet şerhlerinin oylama bittikten sonra, orada mı yazılması ya da sözlü olarak ifade edilerek dikte mi edilmesi gerekir? sorularının cevaplanması gerektiği, Tutanak ve bu cümlenin toplantıda hazır bulunan Sözleşmeli Avukat ... tarafından yazıldığı, ileride açılacak bir davada "dava şartı itirazında" bulunulması için bu cümlenin her kararda tekrarlanmasının gerekli görülmüş olduğunun gerekli görülmüş olduğu, nitekim, somut davada temel usuli ret gerekçesinin bu cümle olduğu, davacı vekilinin bu cümleye itiraz edemeyeceği, çünkü tutanağı imzalamamış, bu cümlenin, bu biçimde yazıldığını bilmemekte olduğu, bunun nedeninin ilgili gündem maddesinde muhalefet şerhi verilmiş olmasına rağmen, imza yetkisinin toplantı divanına bırakılması olduğu, toplantıda müzakere yapıldığı, Yönetim Kurulu Başkanının sonra gönderdiği bir epostaya göre, Davacı Vekili ile Şirket Avukatı arasındaki hukuki ve idari tartışmalardan başka konuları tartışmak mümkün olmadığı, İstinafta bulunan dava dosyası getirtildiğinde, Davalı Vekilinin muhalefet şerhleri konusunda hangi "dava şartı" itirazında bulunduğu, bu davada, şerhlerin açıklamaları ile yazılı olarak verilmesinin neden gerekli görüldüğünün Mahkemece değerlendirilebileceği, ayrıca, yeri geldiğinde, "dürüstlük" ilkesini kullanan Davalının aynı konuda iki davada tutarlı davranmadığının görüleceği, ne tutanaktaki bu cümlenin, ne de toplantının cereyan tarzının, dava şartı itirazı için yeterli olmadığı ve eğer cevap dilekçesi dinlenecekse ret edilmesi gerektiği, öte yandan, cevap dilekçesinde değişik istinaf ve temyiz mahkemesi kararlarına yer verildiği, kararlara, bağlamlarından kopararak, atıfta bulunmanın doğru olmadığı, anılan davalarda hangi türden kararların iptali istendiğinin, muhalefetin oylamadan önce verildiğine ilişkin delilin ne olduğunun belli olmadığı, ayrıca, ne istinaf ne Yargıtay daireleri arasında içtihat birliği olmadığı,bu çerçevede, muhalefet şerhlerinin önceden açıklamalarıyla birlikte hazırlanmasının da, eğer müzakere edilmeyecek, önceden sonucu açıklanmış bir gündem maddesi varsa, kusur, hatta dava şartı yokluğu olarak görülemeyeceği, örneğin, somut davada, Kar Dağıtım Önerisi önceden ortaklara kanun gereği gönderilmiş olup, bu öneriye niye muhalefet edileceğinin düşünüldüğü, aynı konularda daha önce alınmış kararlar ve yapılmış müzakereler de bilinerek, muhalefet şerhi hazırlandığı, toplantıda gerekli müzakereler yapıldıktan sonra yazılı şerh verildiği, bu şerhin, Tutanak Yazmanına (ki Sözleşmeli Avukattır) dikte edilmemiş olmasının, davanın reddi gerekçesi olamayacağı, sonuç olarak, şekil şartı olmayan bir konuda, usul itirazında bulunulmasının, buna dayanak olarak, bağlamlarından koparılmış mahkeme kararları sunulmasının hukuka aykırı olduğu, "İleride dava açılırsa, şu cümleye dayanırız" diye, tutanağa Türkçesi belirsiz bir cümle yazarak, Türk hukuk düzeninin de bunu korumasını talep eden uzun bir dilekçe verilmesinin doğru bir savunma yolu olmadığı hususlarının belirtildiğini, mahkemece bu dilekçenin değerlendirilmediğini, Davacı Vekilinin, olumsuz oylarını Tutanağa yazdırmak ve Muhalefet Şerhlerini ekletmek için çaba gösterdiğini, muhalefet şerhleri konusunda karşılıklı konuşmalar olduğunu, özellikle kar dağıtımı konusunun müzakere edildiğini, Davacı Temsilcisinin bu konuşmalar konusunda söylediği sözlerin Tutanağa geçirilmediğini, buna karşılık Tutanağın 5 numaralı bölümünde Toplantı Başkanının "çamur atma" gibi ifadelerine varıncaya kadar yer verildiğini, bunların, Tutanağın taraf tutan ve dürüstlük ilkesine aykırı bir biçimde yazıldığını gösterdiğini, davacı Temsilcisinin Tutanağa ne yazıldığını görme imkanı olmadığına göre, tek bir ortak tarafından imzalanan ve bu konuda "dar yorumu" bilen Sözleşmeli Avukatın eklediği "kalıp cümleyi" içeren Tutanağın delil olarak bu biçimde değerlendirilmesinin yanlış olduğunu, yapılması gereken değerlendirmenin, Tutanağın yazılması ve imzalanmasına ilişkin olumsuz oy ve itiraz varken, Tutanağın delil olmadığı, eklenen "kalıp cümlenin" de karara dayanak yapılamayacağı şeklinde olmalısı gerektiğini, ayrıca, dürüstçe yazılmayan delile dayanılamayacağının açık olduğunu, ön inceleme aşamasında, dayanılan delilin incelenmemiş değerlendirilmemiş ve Davacının dinlenilmemiş olmasının bozma nedenlerinden biri olduğunu, Öğretide, TTK 446/1-a maddesinin "dar" yorumlandığı yönünde görüşler olduğu için, uygulamada "yerleşmiş yoruma", kısaca, bu dilekçede "dar yorum" dendiğini, ancak, uygulamada, öğreti yanında, adil yargılanma hakkı, kamu düzeni gibi konularla da ilişkilendirilerek ele alınırsa, istinaf sürecinde, "dar", "geniş" gibi nitelemeleri gereksiz kılacak bir içtihat bütünlüğüne ulaşılabileceğini, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisinde 2022 yılında yayınlanan makalenin "ANONİM ŞİRKET GENEL KURUL KARARLARININ İPTALİNDE ‘MUHALEFETİN TUTANAĞA GEÇİRTİLMESİ’ KOŞULU VE ÖZELLİKLE ‘PEŞİNEN MUHALEFET’İN GEÇERLİLİĞİ SORUNU" başlığını taşıdığını, makalede, Yazar Ebru Tüzemen Atik'in öğretide rastlanan değişik görüşlere değindikten sonra; Uygulamada, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin “peşinen muhalefet”in geçersiz olacağı yönündeki yerleşik içtihadı karşısında pay sahipleri tarafından açılan iptal davalarının büyük bir bölümünün “muhalefet şerhinin tutanağa geçirtilmesi” koşulunun sağlanmadığı gerekçesiyle, esasa girilmeksizin usulden reddedildiği görülmektedir. Kanımızca, muhalefetin tutanağa geçirtilmesi koşulunun sağlanmasına yönelik dar yorum, her şeyden önce hukuki güvenlik ilkesini zedeler niteliktedir. Dolayısıyla “peşinen muhalefet geçersizdir” şeklindeki görüşe katılmak mümkün değildir. Bu düşüncemiz, pek çok gerekçeye dayanmaktadır. Anonim şirketlerde iptal davası açma hakkı, vazgeçilemez nitelikte bir pay sahipliği hakkıdır. Bu nedenle söz konusu hakkın kısıtlanmasından mümkün olduğunca kaçınmak gerekir. Somut vakıalarda, muhalefet koşulunun sağlanıp sağlanmadığı değerlendirilirken tereddüte düşülen hâllerde pay sahipleri lehine olan yorum tercih edilmelidir. Öğretide, genel kurul toplantı tutanağından olumsuz oy verdiği ismen anlaşılan kimselerin, muhalefet koşulunu da yerine getirmiş sayılacakları görüşü ile karşılaşılmaktadır. Ancak kanımızca, bu görüş olması gereken hukuk bakımından olumlu karşılanabilirse de, TTK m. 446/1-a hükmünün açık lafzı karşısında pozitif hukuk bakımından bu şekilde bir yoruma elverişli değildir. Hâl böyle olunca, mevcut düzenleme ile pay sahiplerinin iptal davası açma hakkını kullanması, gereğinden fazla zorlaştırılmaktadır. Yargıtay’ın mülga 6762 sayılı TTK döneminden bu yana yerleşik olan kararlarında benimsenen “peşinen muhalefet”in geçerli olmayacağı görüşü, kanımızca geçerli bir hukuki dayanağa sahip değildir. Kararlarda sıklıkla “alınan kararlara muhalif kalma” koşuluna aykırılıktan söz edilmesine rağmen, kanunda bu içerikte ya da böyle yorumlanmaya elverişli bir kural bulunmamaktadır. Yine bu husustaki içtihatta çoğu kez “öneriye muhalefet” olarak nitelendirilen peşinen muhalefetin, kanun koyucunun amacına uygun olduğu da göz önüne alındığında geçerli kabul edilmesi gerekmektedir. Zira TTK m. 446/1-a düzenlemesinde, kararın alınmasından önceki ya da görüşülmesi sırasındaki muhalefetin geçersizliğine neden olabilecek bir lafzın ya da amacın varlığından söz etmek mümkün değildir. Bilakis, kanunun amacının iptal davası açma düşüncesinde olan pay sahibinin karara muhalif kalarak bunu bildirmesi ve diğer pay sahiplerinin iptal davası açılması hususunda uyarılması olduğu anlaşılmaktadır. TTK m. 446/1-a düzenlemesinin lafzı da muhalefetin zamanı hususunda yeterince açık olmasa da peşinen muhalefetin geçerli kabul edilmesine elverişlidir. Açıklanan nedenle, günümüzde öğretide de hâkim hâle gelen görüş doğrultusunda, peşinen muhalefetin geçersiz olacağı yönündeki uygulamadan vazgeçilmesi gerekmektedir. En temel pay sahipliği haklarından olan iptal davası açma hakkı, bu hakkı düzenleyen hükmün pay sahibi aleyhine yorumlanması suretiyle kısıtlanmamalıdır. Öte yandan olması gereken hukuk bakımından belirtmek gerekir ki, bir pay sahibinin karara karşı olumsuz oy verdiği de tutanaktan (ismen) anlaşılıyorsa ayrıca muhalefet şartının aranmasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Zira olumsuz oy vermek başlı başına “muhalefet” anlamına gelmektedir. Bu nedenle “olumlu oy vermemiş olmak” ile “muhalefet” koşullarına kanunda alternatifli şekilde yer verilmeli; bu şartlardan birinin mevcudiyeti hâlinde diğeri aranmamalıdır. TTK m. 446/1-a düzenlemesinde, en temel pay sahipliği haklarından biri olan iptal davası açma hakkı, oldukça sınırlayıcı bir şekilde ve sıkı usuli şartlara bağlanmıştır. Mevcut düzenleme, gereğinden fazla şekilciliğe neden olmasının yanında yanlış anlamalara ve tartışmalara neden olmuştur. Açıklanan nedenle TTK m. 446/1-a hükmünde yer alan “Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten…pay sahipleri…iptal davası açabilir” şeklindeki ifade yerine, peşinen muhalefetin de geçerli olacağını belirtmek üzere, “Toplantıda hazır bulunmak kaydıyla, karara olumlu oy vermemiş olan veya muhalefetini bildiren… pay sahipleri…iptal davası açabilir” şeklinde bir ifadenin kabul edilmesi isabetli olacaktır." sonuçlarına ulaştığını, bu görüşlerin, davacının da bu dilekçede savunduğu görüşleri desteklediğini,Hukuk güvenliği kanunların açık, okuyanlarca anlaşılır olmasını da gerektirdiğini, Gerekçenin, eğer varsa, ilgili maddelerin anlaşılmasına yardımcı olduğunu ama, yoksa, önce Kanunun "yorumuna" değil kanun koyucunun amacına ve "lafzına" bakılması gerektiğini, adil yargılanma hakkını şekli olarak kısıtlayan yorumların sürdürülemeyeceğini, bu açıdan, TTK 446/1-a maddesine bakıldığında, maddede üç ayrı koşul varmış gibi anlaşılabileceğini, öğretide birinci koşul konusunda bir sorun olmadığını, sorunun, ikinci ve üçüncü koşulları bağlayan "ve" bağlacından kaynaklandığını, yukarıdaki makalede görüldüğü gibi, "ve" bağlacının "veya" ile değiştirilmesinin "dar yorumun" aşılmasını sağlayabileceğini, öğretide ve uygulamada, bu maddenin, mantık açısından yorumlandığını, bilindiği gibi, mantığın, özellikle sembolik mantığın, "ve" bağlacı varsa bağlanan her iki önermenin de doğru olmasını şart koştuğunu, önermelerden birinin doğru, diğerinin yanlış olması durumunda sonucun da yanlış olduğunu, ama arada "veya" bağlacı varsa sonucun doğru olduğunu, ancak, ne kullanım dilinin, ne de kanun dilinin, sembolik mantık kurallarına bağlanamayacağını, nitekim, felsefede mantık dışında kullanım dilini inceleyen bir dal da olduğunu, bu çerçevede, kanun hükmüne mantık açısından değil dil kullanımı açısından bakıldığında, başka bir yorum yapılabileceğini, bunun için, maddede yer alan "BU" kelimesine bakmak gerektiğini, "Bu" kelimesinin işaret zamiri olduğunu, maddede bu kelimesinin ya olumsuz oy, ya da muhalefet anlamına işaret edebileceğini, ancak ikinci seçeneğin doğru olamayacağını çünkü "bu muhalefet(ini)" birleşik olarak "olumsuz oya" işaret ettiğini, çünkü "olumsuz oy" verilmesinin karara muhalif kalındığını gösterdiğini, tutanağa geçirtilecek olanın da olumsuz oy olduğunu, ayrıca, maddede "muhalefet şerhi" değil "muhalefet" denildiğini, nitekim, Davacının birleştirilecek önceki davanın istinaf dilekçesinde bunu savunduğunu, olumsuz oy varsa, muhalefetin tanım gereği olduğunu, eldeki davada ise, olumsuz oy verme dışında muhalefet şerhleri de verildiğini, bunların da tutanağa ekletildiğini, bu şerhlerin de toplantıda bulunanlarca okunduğunu, neden olumsuz ol verildiği konusu ayrıntılı olarak müzakere edildiğini, aslında, birinci davanın istinaf süreci sonuçlanmış olsa bu şerhlere gerek kalmayacağını, yukarıda anılan karara göre, "muhalifim" demenin yeterli olacağını, Bu açıklamalar ışığında, her iki kararın da dayandığı Genel Kurul Tutanağının hüküm kurmak için yeterli bir delil olmadığını, TTK 446/1-a maddesinin dava şartı olarak yorumlanırken adil yargılanma hakkını ihlal eden dar yorumlardan, öğreti ve kanunun "lafzı" dikkate alınarak, kaçınılması gerektiğini, eğer istinaf aşamasında, "dar yorumun" geçersizliği kabul edilirse, temel istinaf gerekçesi bu olacak, yargılama yenilerek veya İnceleme aşamasına geçilerek esasa ilişkin hüküm kurulmasının mümkün olacağını, "Dar yorumun" adil yargılanma hakkını zedelediğinin açık olduğunu, bu dilekçede, bu yorumun değişmesi yönünde bazı taleplerde bulunulduğunu, ancak, eğer istinaf sürecinde "dar yorumun" değil, kanundaki belirsizliklerin adil yargılama hakkını ihlal ettiği sonucuna varılıyorsa, AYM'ye itiraz başvurusunda bulunulmasının düşünülebileceğini, başka kanunlar için bu yolu seçen BAM'ların itirazlarında haklı bulunduklarının gözlemlendiğini, Davacının aşağıdaki 3. talebi uygun bulunur ve İnceleme aşamasına geçilirse, kamu düzenine aykırılıkların re'sen gözetilmesi gerektiğini, Türk hukukunda kamu düzeni kavramının bir tanımı olmadığını, hangi olguların kamu düzenini ilgilendirdiğinin hakimlerin takdirine bırakıldığını, eldeki dava kapsamında değerlendirildiğinde, davacının, ekonomik uygulamaların da kamu düzeninin içinde görülmesi gerektiğini düşündüğünü, nitekim, öğretide, "ekonomik kamu düzeni" kavramına rastlandığını, eğer "pay sahipleri tarafından açılan davaların büyük bir bölümü ... esasa girilmeksizin usulden reddediliyor" ise, dar yorumun, hukuki güvenlik ilkesini zedelemenin ötesinde ekonomik kamu düzenini de zedelediğini, ülkemizde yerli ve yabancı yatırımları artırmak için sürekli "yapısal hukuk reformlarından" söz edildiğini, ancak bu reformların ne olduğu konusunda somut öneriler getirilmediğini, eldeki iki davanın, dar yorumun yarattığı soruna örnek olduğunu, şirket ortağının özellikle mülkiyet haklarını ihlal eden Genel Kurul kararlarının iptali talebinin adil bir yargılama yapılmadan, usulden reddinin, sadece hak ihlali değil, ekonomik kamu düzenine aykırı bir uygulama olduğunu, bu nedenle, iki davanın istinaf aşamasında bu aykırılık da gözetilerek değerlendirilmesini talep ettiklerini, Hak ihlallerinin AYM nezdinde bireysel başvuruya konu edilmeden, derece mahkemelerinde de ifade edilmesi gerektiğini, her iki davada da Davacı mülkiyet hakkını ihlal eden kararlar alındığını, bu hakkın gözetilerek adil bir yargılama yapılması talebinin ifade edildiğini, ancak, eğer dar yorumun dayanağı olan kanun hükmü adil yargılamaya engel ise, ileride yapılacak bir bireysel başvuru kapsamında, AYM'nin kanun hükümlerini iptal yetkisi olmadığını, bu yönde bir iptal talebinin Mahkemelerden gelmesi gerektiğini, Öte yandan, uygulamada "yerleşik" ya da "kökleşmiş" olarak nitelenmesi için bir Yargıtay Hukuk Dairesinin aldığı kararların yeterli olmadığını, uygulamanın, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca (HGK) da benimsenmesi gerektiğini, TTK 446/1-a hükmünün uygulaması konusunda bir HGK kararı bulamadıklarını, ancak, başka kanunlardaki dava şartları açısından HMK 114/2 hükmüne değinen bir kararın, usulden reddin adil yargılanma hakkı ile ilişkisini kapsamlı bir biçimde kurduğunu (HGK, 2017/2695 Esas, 2020/587 Karar.), bu kararın eldeki davalarla ilgisinin olmadığının, HMK 115 kapsamında başka kanunlardaki dava şartının sonradan giderilmesi ile ilgili olduğunun, genel kurul kararları için bunun mümkün olmadığının söylenemeyeceğini, bu kararda adil yargılanma ve aşırı şekilcilik konusunda değinilen ilkelerin eldeki davalar açısından da dikkate alınması gerektiğini, İleri sürerek, HMK 166 madde koşullarını taşıyan İstanbul BAM 43. Hukuk Dairesinde derdest olan 2023/392 Esas sayılı dava ile bu davanın HMK 166. madde uyarıca birleştirilmesine; Genel Kurul Tutanağının delil olarak değerlendirilmediği ve davacının talepleri hakkında karar verilmemiş olduğu için HMK 353/1-a uyarınca her iki kararın da kaldırılmasına ve davaların yeniden görülmesine; HMK 353 uyarınca karar verilmeyerek, HMK 355 uyarınca inceleme yapılmasına; bu aşamada, ilgili TTK hükmünün adil yargılanma hakkını ihlal ettiği gerekçesi ile AYM nezdinde itiraz başvurusunda bulunulmasına; bu başvuru yapılsa da yapılmasa da, HMK 356/2 uyarınca her iki mahkeme kararı kaldırılmasına kanun, öğreti ve kamu düzeni gözetilerek, karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı şirketin 2022 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan 3,4,5,6 nolu kararlarının iptali istemine ilişkin olup, mahkemece, davacı tarafından peşin muhalefette bulunulduğu, iptali istenen kararlara karşı oylama yapıldıktan sonra muhalefetin tutanağa geçirilmediği gerekçesi ile ve özel dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Dava konusu, davalı şirketin 2022 yılına ait 28/03/2023 tarihli olağan genel kurul toplantısı tutanağı ve hazirun cetveli incelendiğinde, 2.000.000,00-TL şirket sermayesini temsil eden payların tamamının toplantıda hazır bulunduğu, tüm kararların davacının 176.130 adet payının olumsuz oyuna karşılık oy çokluğu ile alındığı, TTK'nun 418 maddesinde öngörülen toplantı nisabının sağlandığı anlaşılmıştır. İptali talep edilen gündemin üç nolu kararının; "2022 yılı hesap dönemine ilişkin yönetim kurulu yıllık faaliyet raporunun okunması pay sahibi ... vekili ... tarafından talep edilmiş; Şirket'in Finans ve İdari İşler Direktörü ... tarafından ayrıntılı bir şekilde okunmuştur. Pay sahibi ... vekili ... söz almıştır ve faaliyet raporu ile finansal tablolara ilişkin birtakım soru ve taleplerini içeren soru listesinin olduğunu belirtmiş ve bu soruların daha sonra yönetim kurulu tarafından cevaplanmasını talep etmiştir. Soru listesi pay sahibi ... vekili ... tarafından elden teslim edilmiş olup söz konusu listenin işbu tutanağa eklenmesini talep edilmiştir. Toplantı başkanı ... soru listesinde yer alan soruların mümkün olduğu kadarıyla ve uygun bir süre içerisinde cevaplandırılacağını belirtmiştir. Aynı döneme ilişkin finansal tablolar okunup müzakere edilmiştir; Yönetim kurulu faaliyet raporu ve finansal tablolar ayrı ayrı oylanarak toplantı esnasında önceden hazırlanmış ve imzalanmış yazılı gerekçesi ve muhalefet şerhi ek olarak pay sahibi ... vekili ... tarafından sunulduğu şekilde 176.130 adet olumsuz oya karşılık 1.823.870 adet olumlu oy ile oyçokluğuyla karar verilmiştir." şeklinde olduğu anlaşılmıştır. İptali talep edilen gündemin dört nolu kararının; "Yönetim kurulu üyelerinin 2022 yılı hesap dönemine ilişkin faaliyet ve hesaplarından ötürü ibra edilmelerinin görüşülmesine geçilmiştir. Yönetim kurulu üyelerinin 2022 yılı hesap dönemine ilişkin faaliyet ve hesaplarından ötürü: Yönetim kurulu üyesi ... ibra edilmesine toplantı esnasında önceden hazırlanmış ve imzalanmış yazılı gerekçesi ve muhalefet şerhi ek olarak gay sahibi ... vekili ... tarafından sunulduğu şekilde 176.130 adet olumsuz oya karşılık 1.003.870 adet olumlu oy ile oyçokluğuyla;Yönetim kurulu üyesi ... ibra edilmesine toplantı esnasında hazırlanmış ve imzalanmış yazılı gerekçesi ve muhalefet şerhi ... vekili ... tarafındansunulduğu şekilde 176.130 adet olumsuz oya karşılık 1.260.000 adet olumlu oy ile oyçokluğuyla; Yönetim kurulu üyesi ...'un ibra edilmesine toplantı esnasında önceden hazırlanmış ve imzalanmış yazılı gerekçesi ve muhalefet şerhi ek olarak gay sahibi ... vekili ... tarafından sunulduğu şekilde 176.130 adet olumsuz oya karşılık 1.803.870 adet olumlu oy ile oyçokluğuyla; Yönelim kurulu üyesi ... ibra edilmesine toplantı esnasında önceden hazırlanmış ve imzalanmış yazılı gerekçesi ve muhalefet şerhi ek olarak gay sahibi ... vekili ... tarafından sunulduğu şekilde 176.130 adet olumsuz oya karşılık 1.383.870 adet olumlu oy ile oyçokluğuyla; karar verilmiştir. Pay sahibi ... söz alarak muhalefet şerhine karşılık cevap vermek istediğini belirti. “Bunu kabul etmiyorum; çok fazla toplantı yapıyoruz ve fakat sayısını bilmiyorum" dedi " şeklinde olduğu anlaşılmıştır. İptali talep edilen gündemin beş nolu kararının; "2022 hesap dönemine ilişkin kâr dağıtımı hususunun görüşülmesine geçilmiştir. Şirket'in 2022 mali yılında elde ettiği kârın dağıtımına ilişkin yönetim kurulunun hazırladığı kâr dağıtım önerisi hakkında toplantı başkanı ... ve yönetim kurulu üyesi ... tarafından detaylı bilgilendirmeler yapılmıştır. Toplantı başkanı ... söz alarak; “Geçen sene de pay sahibi ... kar dağıtım önerimize itiraz etmişti ve kabul etmemiştik. İyi ki kabul etmemişiz birçok olay oldu; finansallarımız açısından bu şirket açısından çok sağlıklı bir adım oldu. Enflasyon ortamı ve giderlerin ne kadar fazla olduğu ortaya çıktı. Önümüzdeki sene deprem vergisi ve EYT ödemeleri olacak. Yönetim kurulunun amacı finânsal anlamda şirketi güçlü bir hale getirmektir. Ankara'da bulunan ve şirketin işleri ile hiçbir şekilde ilgisi olmayan ortağın bu şekilde çamur atması kabul edilemez. Tüm pay sahiplerinin güçlü finansal bir şirket olmamızdan memnun ve mutlu olması gerekir." dedi. Yönetim kurulu üyesi ... söz alarak Türkiye'nin içinden geçmekte olduğu ekonomik kriz, seçim ortamı, artan enflasyonun ülke üzerindeki etkileri ve ülkenin içinde bulunduğu bilinmezlikler, EYT ödemelerin Şirket'e getirdiği ek yükü, ek deprem vergisi, ... kiralanmış ek ofis maliyeti hakkında detaylı bilgilendirmeler yapmıştır. Yönetim kurulu üyesi ... ayrıca “net çalışan ücretleri 30 milyon TL'den 60 milyon TL'ye çıktı; toplam ücret maliyetinde 9698 artış oldu; dövize bağlı çok fazla giderimiz var - bu anlamda döviz kurundan bahsetmek lazım; döviz kuru 2021'de 8.89 iken 2022'de 16.57 oldu; yeni ofis, giderlerin artışı, uzaktan çalışma ile artan maliyetler dahil kar dağıtım önerisinde ayrıntılı şekilde belirtilmiştir.” dedi. Yaptığı açıklamalar ışığında kar dağıtımı konusunda konservatif bakış açısıyla ilerlemenin Şirket açısından faydalı olacağını belirtmiş ve öneri olarak getirilen brüt 3.000.000, TL kar dağıtımı hususunun oya sunulmasını istemiştir. 2022 hesap dönemine ilişkin olarak Şirket'in 3.000.000,-TL tutarında brüt karının kanun ve Şirket esas sözleşmesi gereği ayrılması gereken yasal yedekler ayrıldıktan sonra, pay sahiplerine payları oranında dağıtılmasına toplantı esnasında önceden hazırlanmış ve imzalanmış yazılı gerekçesi ve muhalefet şerhi ek olarak pay sahibi ... tarafından sunulduğu şekilde 176.130 adet olumsuz oya karşılık 1.823.870 adet olumlu oy ile oyçokluğuyla karar verilmiştir." şeklinde olduğu görülmüştür. İptali talep edilen gündemin altı nolu kararının; "Gündemin 6. maddesinin görüşülmesine geçilmiştir. Pay sahibi ... önceki yıla nazaran 9020 oranında bir artış ile yılda bir defaya mahsus olmak üzere üye başına net 600.000-TL huzur hakkı ödenmesini teklif etmiştir. Yönetim kurulu üyelerine, yılda bir defaya mahsus olmak üzere üye başına net 600.000-TL huzur hakkı ödenmesine toplantı esnasında önceden hazırlanmış ve imzalanmış yazılı gerekçesi ve muhalefet şerhi ek olarak pay sahibi ... vekili ... tarafından sunulduğu şekilde 176.130 adet olumsuz oya karşılık 1.823.870 adet Olumlu oy ile oyçokluğuyla karar verilmiştir." şeklinde olduğu anlaşılmıştır. Davacı yanın iptalini talep ettiği bu kararlara yönelik yazılı muhalefet şerhlerinin tutanağa eklendiği tespit edilmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 446/1-a maddesi uyarınca; toplantıya katılan ortağın karara red oyu kullanarak söz konusu karara muhalif kalması ve bu muhalefetinin tutanağa geçirtmesi iptal davasının ön şartıdır. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2021/4897 esas, 2023/671 karar sayılı, 07/02/2023 tarihli; 2021/7942 esas, 2023/1875 karar sayılı, 27/03/2023 tarihli; 2022/6269 esas, 2024/2677 karar sayılı, 02/04/2024 tarihli ilamlarında da kabul edildiği üzere, oylama öncesi peşin muhalefet öneriye karşı çıkma mahiyetinde olup, TTK'nun 446/1-a bendinde aranan koşulun gerçekleşmesi için karara red oyu veren ortağın bu karara muhalif olduğuna dair tutanağa şerh yazdırması zorunludur. Somut olayda, iptal davasına konu edilen gündemin 3, 4, 5, 6 nolu kararları incelendiğinde, her bir gündem maddesine ilişkin müzakere yapıldıktan sonra oylama geçildiği, davacının her bir kararın oylaması sırasında red oyu kullandığı gibi eş zamanlı olarak o karara ilişkin muhalefet şerhini de yazılı olarak sunduğu, mahkeme gerekçesinin aksine toplantı tutanağında muhalefet dilekçesinin oylamadan önce sunulduğuna dair bir açıklık bulunmadığı, TTK'nun 446/1-a maddesi uyarınca, toplantıda hazır bulunan ortağın olumsuz oy kullanmasının iptal davası açmak için yeterli olmadığı, karara muhalif kalındığına dair iradenin toplantı tutanağına yansıtılmasının zorunlu olduğu, bu çerçevede muhalefet şerhi içeren yazılı beyanların önceden hazırlanmış olmalarının, oylama esnasında veya oylama sonrasında muhalif kalındığına dair iradeyi yansıtacak şekilde tutanağa geçirtilmeleri koşuluyla, muhalefetin peşin muhalefet olarak değerlendirilmesine neden olmayacağı, davacının müzakereler sırasında değil oylama sırasında hem olumsuz oy kullanıp, hem de muhalefet iradesini tutanağa geçitmiş olması ve muhalefet sebeplerini içerir dilekçelerini sunmuş olması karşısında, mahkemece dava ön şartının bulunduğu kabul edilerek, taraf delilleri toplanıp işin esasına girilmesi gerekirken, davanın usulden reddine karar verilmesi yerinde olmadığı anlaşılmış, davacı yanın bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur. Sonuç itibariyle, davacı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a4 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/12/2023 tarih ve 2023/425 Esas - 2023/1127 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 12/07/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürülen"anonimşirketkaldırılmasınataraflarınŞirketsorunu"Kararınınİptali(Genelözetikararistinafİstemli)kurulderecesebeplerinintutanağaistanbuldeğerlendirilmesiiadesinesavunmasınınsebeplerimahkemesininmuhalefet’inkoşuluKurul‘muhalefetinkararınınkararlarınınTicariiptalindegeçerliliğigeçirtilmesi’genelileriözelliklekabulüdosyaiddianumarası‘peşinenhüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:35:52

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim