Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2022/472
2024/1238
12 Temmuz 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/472 Esas
KARAR NO: 2024/1238 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2020/37 Esas - 2021/914 Karar
TARİHİ: 24/11/2021
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 12/07/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin merkezi “...” de yer alan bir şirket olduğunu ve gıda sektöründe faaliyet göstermekte ve bu amaçla çeşitli ülkelerde yatırımlar gerçekleştirmekte olduğunu, kendisini ... Limited Şirketi (“... ”) yetkilisi olarak tanıtan şahısın, müvekkili ile irtibata geçtiğini ve ticari görüşmeler neticesinde, üzerinde mutabık kalınan yatırım işlemlerini gerçekleştirecekleri taahhüdünde bulunduğunu, müvekkilinin adına yatırım işlemleri yapmaya dair anlaşmaya varılmış olması nihayetinde, ... yetkilisi olarak kendini tanıtan kişinin, müvekkilinden ödeme talep ettiğini, müvekkilinin öncelikle ... Bankası A.Ş. aracılığı ile para göndermeye dair işlemleri yapmayı denediğini ancak ... Bankası A.Ş.’nin, para gönderme işlemini reddetmesi nedeniyle söz konusu bedelin gönderilemediğini, ... Bankası’nın işlemi reddetmesi üzerine, müvekkilin parayı göndermeye dair işlemi davalı Banka yoluyla yapmayı denediğini, bu doğrultuda, müvekkili olan şirkete iletilen banka bilgileri, 3. kişi şirketin resmi unvanı altında açılmış olduğundan, bankanın işlem güvenliğine inanarak müvekkili tarafından, Davalı Banka nezdinde ... Limited Şirketi adına açılmış bulunan ... IBAN numaralı döviz hesabına, 31.07.2018 tarihinde, SWIFT transfer yoluyla 865.349,00-Euro tutarında para aktarılmak istendiğini ve işlemin derhal gerçekleştirildiğini, davaya konu bedeli ... isimli şirket hesabına gönderen müvekkilinin, bedele karşılık hizmeti alamaması, araştırmasıyla ...’nun sermayesi dahil ödenmemiş bir şirket olması ve ... ile iletişime geçememesi ile birlikte, dolandırılmış olduğunu anladını, müvekkili tarafından, derhal, suç duyurusunda bulunulduğunu ve nitekim ilgililer hakkında yakalama kararı çıkartıldığını, alıcı hesap, davalı banka nezdinde “... Limited Şirketi” ticaret unvanı adına açılmış bulunmakla birlikte, taraflarınca yapılan araştırma neticesinde, söz konusu şirketin bugüne kadar hiçbir hukuki işlem ve faaliyetinin olmadığı, hatta ödenmiş sermayesinin dahi bulunmadığının tespit edildiğini, söz konusu alıcı hesabını açtırarak müvekkili olan şirket’i bu hesaba SWIFT transferi talebinde bulunmaya yönlendiren kişiler herhangi bir yatırım gayesi olmaksızın hareket ettiklerini ve böylelikle davalı Banka üzerinden müvekkilini dolandırdıklarını, dolandırıcılık suçundan mağdur olmasıyla ilgili olarak; müvekkili tarafından İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde 2018/154825 Soruşturma Nolu dosya kapsamında işlemler başlatıldığını ve şüpheli aleyhine İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hakimliği nezdinde bulunan 2018/6689 Değişik İş Nolu dosya kapsamında yakalama kararı çıkartıldığını, ancak kendileri bulunamadığından yakalanamadıklarını, buradan da açıkça görüleceği üzere bu kişilerin kaçak olduğunu ve müvekkilinin uğradığı zararı bu kişilerin karşılamasının imkansız olduğunu, zararın işbu kötü niyetli kişiler tarafından tazmin edilmesinin imkansızlığı göz önüne alındığında, davalı Bankanın sorumluluğu gereği zararı karşıması gerektiğinin kabulü kaçınılmaz olduğunu, davalı bankanın Bankacılık Kanunu uyarınca özen sorumluluğunu yerine getirmediğini ve müvekkilinin maddi kaybına neden olduğunu, zira aynı işlem müvekkili tarafından daha öncesinde ... Bankası A.Ş.’nin hesapları yoluyla yapılmak istendiğinde, ... Bankası A.Ş. tarafından ilgili işlem şüpheli görülerek reddedildiğini ve müvekkiline bedelin iade edildiğini, müvekkilinin davalının özen ve koruma yükümlülüklerini ihlal etmesi nedeniyle dolandırıcılığa uğradığını ve önemli miktarda zarar meydana geldiğini, öncelikle, davalı bankanın, söz konusu alıcı hesabın açılmasında, gerekli araştırma ve incelemeyi yapmaksızın, sahte kimlik ve belgelere göre işlem yaptığını, işlem sırasında müşterinin kimliğini tespit etmek ve şüpheli durumlarda işlem yapmamak bankaların en temel yükümlülüklerinden birini teşkil etmekte olduğunu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 76/3 maddesinde; “Bankaların, kimliklerini ve vergi numaralarını belgelemeyen müşterileri adına mevduat, katılım fonu, kredi ve her ne ad altında olursa olsun hesap açmaları, sözleşme düzenlemeleri, havale ve kambiyo hizmetleri ile diğer bankacılık ve malî hizmetleri vermeleri yasaktır.” düzenlemesi yer aldığını, davalının bu hususta açıkça özensiz ve ağır kusurlu davrandığını, kanuni yükümlülüklerini ihlal ettiğini, bu durumun ilgili hesabı kullanan kişilerin dolandırıcılık eyleminde bulunmasına olanak sağladığını ve müvekkilinin zararına neden olduğunu tüm bu nedenlerle fazlaya dair tüm hakları saklı ve baki kalmak kaydıyla, şimdilik zararın 100.000,00-Euro tutarındaki kısmı ile haksız eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi hesaplanacak faizin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı tarafın, dava dilekçesinin aksine swift işleminin hukuki ve ticari niteliği tartışılmayacak olmakla birlikte, swift yöntemi ile banka hesapları arasında gönderilen tutarlara ekstra özen gösterilmeli ve tekrar tekrar hesabı açan şirketin hukuki işlemi var mı yok mu, sermayesini ödemiş mi ödememiş mi kontrolleri yapıldıktan sonra swift işlemine alıcı banka onay vermeli gibi bir yükümlülük bulunmadığını ve böyle bir yönetim de bulunmadığını, zira böyle bir işleyişin mümkün olmadığını, bu nedenle Kanun Koyucunun da böyle bir mevzuata ilişkin girişimi, bu güne değin olmadığını, dava dışı ... yetkilisinin usulüne uygun şekilde hesabındaki parayı tasarruf etmesi ve hatta hesabından son yüklü tutarı 06.08.2018 saat 12:27'de çekmesinin, hesapta 230-EUR kalmasının hemen akabinde, davacı şirket dolandırıldığı kanaatine varmakla, aynı gün yani 06.08.2018 13:48'de, göndermiş olduğu tutarın iadesini talep ettiğini, müvekkili olan bankanın da Türkiye Cumhuriyeti Kanununlarına istinaden kurulmuş ve faaliyetini sürdüren tüm diğer bankalar gibi, nezdindeki müşteri hesabına gönderilen tutarı, müşterinin izni, idari emir ve talimat yahut kuvvetli şüphe ve emare bulunmadığı sürece bloke veya iade etme gibi bir hakkı bulunmadığından, alıcı hesap sahibi şirket'in yetkilisi ... bu talebi iletmiş, kendisi, böyle bir iadeyi kabul etmediğini belirten bir yazı hazırladığını, imzalayarak ve banka şubesine teslim ettiğini, ilgili hesapta 07.08.2018 tarihinde 10-EUR kaldığını ve 10.08.2018 tarihi itibarıyla da hesap bakiyesinin sıfırlandığını, 13.08.2018 tarihinde İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/154825 CBS Soruşturma dosyasından gönderilen ve müvekkili banka genel müdürlüğü'ne hitaben yazılan yazı ile banka müşterisi alıcı şirket evrakları, tutarın gönderildiğinin iddia edildiği hesabın ekstresi, kamera kayıtları ve sair evrak talep edildiğini ve hesapta bu tutar halen bulunmakta ise bloke konarak tasarrufa kapatılması talep edildiğini, Savcılık dosyasına ellerinde bulunan tüm kayıt ve evrakların iletilmiş ve 28.08.2018 tarihinde MASAK'a "Fraud Şüphesi" nedeni ile şüpheli işlem bildiriminde bulunulduğunu, bildirim yapılırken ise "ciddi emare" olarak da savcılık talimatı iletildiğini, ayrıca, Cumhuriyet Savcılığı'na da cevaben talimatlarının ulaşmasından önce hesap bakiyesinin sıfırlanmış olduğu bilgisinin de sunulduğunu, son olarak davacı şirketin Beyoğlu ... Noterliği'nin 19 Temmuz 2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesini gönderdiğini, müvekkili olan bankanın kendisine düşen özen sorumluluğunu yerine getirmediğinden bahisle zarara uğradıklarını ve dolandırıcı olduğunu iddia ettikleri şirkete ödedikleri tutarın tamamını müvekkili olan bankanın tazmin etmesi gerektiğini ihtar ve talep ettiklerini, aynı iddialarına bağlı aynı taleplerini sayın mahkeme huzurunda bu kere dava yolu ile yöneltmekte olduklarını, davacı tarafın yatırım amacı ile gönderdiğini ancak kandırıldığını iddia ettiği ödemenin, müvekkili banka müşterisi olan ve Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarına uygun şekilde kurulmuş olan, tüzel kişiliği haiz bir şirkete yapıldığını, davacı tarafın kendisini dolandırdığını iddia ettiği, müvekkili banka müşterisi şirketin, Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarına uygun şekilde kurulmuş bir limited şirket olduğunu, anılan şirketin tam unvanının "... Petrol Limited Şirketi" olduğunu, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne ... sicil numarası ile kayıtlı olduğunu, İstanbul Ticaret Odası kayıtlarında görülebileceği üzere şirket sermayesinin 1.000.000,00-TL olarak taahhüt edildiğini, sermayenin ödenip ödenmediğine ilişkin sorumluluk ve özen yükümlülüğü de müvekkili olan bankaya ait olmadığını, zira müvekkilinin söz konusu iddiaların yöneltildiği müşterisi olan şirketin banka nezdindeki hesabını açarken Kanun ve ilgili sair mevzuatta belirtilen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, mevcut siyasi ve ekonomik şartlar sebebi ile azami özeni gösterdiğini, davacı tarafın müvekkili olan bankaya atfetmeye çalıştığı ağır kusurların bizzat kendisine ait olduğunu, davacı tarafın kendi beyanına göre söz konusu işlemin "şüpheli" olduğu gerekçesi ile ... Bankası tarafından reddedildiğinin ancak şüphenin doğruluğunu araştırmak yerine ısrarla ödemeyi yapmaya gayret ettiğini, davacı tarafın iade talebini müvekkiline çok geç ilettiğini, herhangi bir hesaba yüklü miktarda para transferinin bulunduğu her hal şüpheli işlem sayılamayacağını, dava konusu olay ile ilgili olarak savcılık soruşturması devam etmekte olduğunu, olayın dolandırıcılık suçunu teşkil edip etmediğinin dahi kesinleşmediğini, olayda davacı taraf dolandırılmış olsa bile bankanın olayda sorumluluğunun mevcut olmadığını tüm bu nedenlerle usule ve yasaya aykırı davanın reddi ile yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 24/11/2021 tarih 2020/37 Esas - 2021/914 Karar sayılı kararında;"Dava, tazminat istemine ilişkindir. Bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Battal, Ahmet: Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara, 2001, s. 106). O hâlde, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. (YHGK 2017/11-129 E., 2019/961 K.)6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 18/2’nci maddesi gereğince; tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Nitekim bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklıdır. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle birer itimat kurumu olan bankaların, aldıkları mevduatları ve açtıkları çek hesapları ile çek hamillerini sahtecilere karşı özenle koruma yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir (Yılmaz, Süleyman; Hukuki Açıdan İnternet Bankacılığı, Ankara, 2010, s. 152). Birer itimat kurumu olan bankaların aldıkları mevduatları ve kullandırdıkları kredileri sahtecilere karşı özenle korumak zorundadırlar.Tüm dosya kapsamı, toplanan ve değerlendirilen tüm deliller ile hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre; davalı bankanın Zeytinburnu şubesi tarafından 30.07.2018 tarihinde dava dışı ... Ltd. Şti. Unvanı adına sıfır bakiyeli ... IBAN No‟lu bir Döviz Tevdiat hesabı açıldığı, söz konusu hesaba 31.07.2018 tarihinde ... Ltd. açıklaması ile 865.349,00 Euro para geldiği ve bu paranın bir haftalık zaman zarfında ... Limited Şirketi yetkilisi ... tarafından peyderpey davalı banka şubesinden kasadan nakit olarak çekildiği, hesapta 10,60 Euro bakiye kaldığı, dava dışı ... Ltd. Şti.‟ne ait hesap açılış işlemleri esnasında müşteri tarafından doldurulması gereken başvuru formunda sadece kaşe ve imza bulunduğu ancak müşteriye ait alınması gereken özlük bilgilerinin yer aldığı hiçbir satırın müşteri tarafından doldurulmadığı, bankacılık hizmetlerinin yürütülmesi için alınması gereken Bankacılık Hizmetleri Sözleşmesi, Oda Sicil Kaydı/Meslek Odası kaydı gibi bilgiler dava dışı şirketten alınmadan hesabın açıldığı; davalı bankaca, dosya içeriğinde bulunan pasaport fotokopisinden Özbekistan vatandaşı olan ve Türkiye'de ticari bir faaliyeti olmadığı anlaşılan, diğer bir ifadeyle davaya konu 865.349,00 Euro tutarda bir iş hacmi, ya da faaliyeti olmadığı sunulan evraklardan kolaylıkla anlaşılan dava dışı şirkete büyük montanlı meblağın SWIFT transferi yoluyla gelmeyeceğini, bunun şüpheli bir işlem olduğunu tespit edebileceği, bankaların objektif özen yükümlülüklerinin gereği olarak bunu tespit edebilecek yeterlilik ve kapasiteye sahip oldukları, asli işlerinin bu olduğu düşünüldüğünde davalı bankanın özen yükümlülüğünü yerine getirmiş olduğunun söylenemeyeceği, ayrıca Kurtköyde resmi ikameti bulunan şirketin ticaret merkezine çok uzak bir lokasyonda bulunan davalı bankanın Zeytinburnu Şubesinde açtırdığı hesaba gelen 865.349,00 Euro tutarındaki paranın kasadan nakden ödenmesinin de olağan bankacılık uygulaması olarak nitelendirilemeyeceği, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde şüpheli işlem niteliğinde olduğu, bunun yanında davacı şirketin de yapacağı büyük montanlı yatırım için dava dışı şirketin gerçekleştirmeyi taahhüt ettiği kısma dair 865.349,00 Euro tutarında bir parayı gerekli
araştırmaları yapmadan, gerekli teminatları almadan, eldeki mevcut delillerle Türkiye‟de herhangi bir ticari faaliyeti olmadığı anlaşılan, kağıt üzerinde kurulmuş dava dışı şirkete göndermek suretiyle basiretli bir tacir gibi davranmadığı, kaldı ki aynı işlemi dava dışı ... Bankasında da gerçekleştirme isteğini ilgili bankanın reddetmesine rağmen ısrarla davalı bankadan işlemi gerçekleştirdiği, dava konusu olayda akdi ilişkiye girdiği kişiyi iyi seçmemekte davacının da mütefarik kusurunun bulunduğu sonuç ve kanaatine varılmakla davalı vekilinin bilirkişi raporuna yönelik yerinde görülmeyen itirazlarının reddi ile (davalı vekilinin son celse bilirkişinin şahsına yönelik itirazına rapora itiraz süresinde yapılmaması nedeniyle itibar edilmeyerek) hükme esas alınan gerekçeli ve denetime elverişli bilirkişi raporu doğrultusunda davalı bankanın özen yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle davacının dava dışı şirket hesabına SWIFT yöntemi ile havale ettiği 865.349,00 Euro tutarında maddi zarara uğradığı, basiretli bir tacirden beklenmesi gereken davranışa aykırı hareket eden davacının ise takdiren %50 oranında mütefarik kusurlu olduğunun kabulü ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, Davanın kısmen kabulü ile 100.000 Euro'nun 31/07/2018 tarihinden, 332.674,50 Euro'nun ise 02/07/2021 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının Euro cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanmak suretiyle davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, müvekkilin uğramış olduğu zararın tamamını davalı bankanın tazmin etmesi gerektiğini,Bankaların uyandırdığı güvenin temel nedeninin devlet denetimi altında faaliyet göstermeleri ve Bankalar Kanunu madde 6 uyarınca, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından verilecek bir ruhsata tabii olması olduğunu; birer güven kuruluşu olarak bankaların, her türlü işlemde son derece özenli ve dikkatli davranması gerektiğini, Davalı, SWIFT işlemini gerçekleştirirken de gerekli araştırmayı yapmadığını ve işleme derhal onay verecek dolandırıcılığın neticeye ulaşmasına ve bu veçhilenin müvekkili şirketin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini; oysa SWIFT sisteminin zaten fon transferlerinde, finans kurumları arasında bilgi alışverişini sağlamak ve işlem güvenliğini artırmak için oluşturulduğunu; bu bakımdan davalının, özellikle bu denli büyük bir para transferi söz konusuyken alıcı hesabının hareketlerini ve hesap sahibinin başka bankalar nezdindeki durumunu araştırmaksızın iş,lem talebine derhal onay vermesinin bu husustaki özen yükümlülüğünün ihlali anlamına gelmekte olduğunu; Davalı bankanın sorumluluğunu gösteren bir diğer hususun ise hukuka aykırı olarak dolandırıcı şahısların paravan hesabına paranın geçmesini sağlamasının yanında, bu paranın bankalarından elden çekilmesine onay vermesi olduğunu, Bankaların bir güven kurumu olarak kabul edildiği ve duyulan bu özel güven sebebiyle sorumluluklarının objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup hafif kusurlarından dahi sorumlu oldukları yeknesak Yargı kararı ile de sabit olduğunu, Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi hakkında kanunun açık hükümleri uyarınca davalı bankanın kusurlu davrandığını, Yerel mahkeme dosyasına sunulan bilirkişi raporlarında banka hakkında yapılan tespitlerin yerinde olduğunu, İş bu davanın aydınlanması için savcılık dosyasının sonucunu beklemeye gerek olmayıp, davalı bankanın özen yükümlülüğünü yerine getirmediğinin bariz olduğunu, Yaşanan zararda müvekkilin de kusuru olduğuna dair tespit yerinde olmayıp, tüm kusurun davalı bankaya yükletilmesi gerektiğini, Bankacılık Kanunu m. 6 uyarınca, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından verilecek bir ruhsata tabii birer güven kuruluşu olarak bankaların, her türlü işlemde yüksek düzeyde özenli ve dikkatli davranması gerektiğini; bu anlamda bankaların özen derecesi ve sorumluluğunun ağırlığı standardın çok üstünde olduğunu; kanun veya sair mevzuatta, Davalı tarafın iddia ettiklerine benzer şekilde işbu sorumluluğun kısıtlamaları öngörülmediğini; tam aksine Davalı'nın da öne sürdüğü mevzuat ve düzenlemeler Davalı'nın sorumlu olduğunu ve somut olayda bu sorumluluğun şartlarının oluştuğunu göstermekte olduğunu, Konuyla ilgili düzenlemeler incelendiğinde bunların her türlü özenin azami derecede gösterileceği olduğunun anlaşıldığını ve SWİFT işlemlerinin bu özen yükümlülüğünün dışında tutulmadığını; aynı şekilde şüpheli işlem ihtimali olması halinde, ilgili şirketin sicil kayıtlarına bakılmasının yeterli olduğu ve sermaye ödenip ödenmediği noktasında baknka sorumluluğunun bittiğine dair hiçbir düzenleme bulunmadığını; bu sorumluluğu alarak bankacılık faaliyetini icra eden davalının günlük işlem sayısı önemli olmaksızın her türlü işlemi kontrol etmekle ve bu kontrolü mümkün kuracak sistemleri kurmakla sorumlu olduğunu, İleri sürerek, davalının istinaf talebinin reddine, İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/914 sayılı karar hakkında istinaf incelemesi yapılacaksa bile tüm kusurun davalı bankada olduğunun tespitiyle müvekkili şirketin davasının tamamen kabulüne karar verilmesine, tüm yargılama giderleri ile karşı taraf vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, yerel mahkeme tarafından, eksik inceleme yapıldığını; hükme esas alınan bilirkişi raporlarının; yetersiz, eksik ve konuya ilişkin ihtisastan yoksun olduğunu; alanında yetkin ve uzman, şüpheli işlemleri değerlendirebilir ve deneyimli üyelerden müteşekkil bir bilirkişi heyetine tevdi ile yeniden rapor alınması gerektiği belirttiklerini ancak yerel Mahkeme tarafından, itirazlarının (davacı tarafın itirazları da dahil) dikkate alınmadan hatalı bilirkişi raporları uyarınca hüküm tesis edildiğini; dairemizce dosyanın, uzman ve tarafsız bilirkişilerce incelenmesini teminen, şüpheli işlemleri değerlendirebilir ve deneyimli üyelerden müteşekkil bir bilirkişi heyetine tevdine karar verilmesini ve sonrasında kararın kaldırılarak davanın tümüyle reddine karar verilmesini talep ettiklerini, Hükme esas alınan bilirkişi raporlarını hazırlayan bilirkişinin tarafsız ve objektif olmadığını; yerel Mahkeme tarafından bu beyanımız dikkate alınmadığını ve taraflı/objektiflikten uzak/yanlı bilirkişi raporları esas alınarak hüküm tesis edildiğini; ayrıca, yine, yerel Mahkeme dosyasına, dava konusu bedel göz önüne alındığında tek bir bilirkişiden (üstelik yanlı ve tarafsız olmayan) rapor alınmasının yetersiz olduğu, bilirkişi heyeti oluşturulmak suretiyle rapor alınması gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen bu itirazlarının da yerel Mahkeme tarafından kabul görmediğini; bu hususunda istinaf sebebi olduğunu, Yerel mahkeme tarafından eksik inceleme yapılmak suretiyle müvekkil bankaya kusur izafe edilen iş bankası müzekkere cevabının eksik ve hatalı değerlendirilerek, iş bankası tarafından dava konusu işlemin "şüpheli işlem" olduğu yönünde herhangi bir tespiti bulunmamasına rağmen müvekkil banka davacının asılsız bu iddiası uyarınca kusurlu bulunduğunu, Davacının dolandırılma iddiasında bulunması nedeniyle savcılık dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini; İstinafa konu dava dosyasında davacı tarafından, açıkça dolandırıldığının iddia edildiğini; bu iddiasına ilişkin de, ilgililer hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na 2018/154825 soruşturma numarası ile suç duyurusunda bulunulduğunu; taraflarınca, yerel Mahkeme dosyasına sunmuş oldukları dilekçelerinde; ilgili savcılık dosyasının incelenmesi gerektiği, hatta bekletici mesele yapılması gerektiği ifade edildiğini; somut olayda savcılık tarafından soruşturulan "adli bir vaka" nın bulunduğu, davacının dolandırıldığı iddiası karşısında bu olayın oluşmasında müvekkil Bankanın dahilinin veya kusurunun olup/olmadığının, Banka dışında gerçekleşen olaylar nedeniyle Bankanın haksız ve hukuka aykırı şekilde sorumlu tutulmak istenildiği, davaya konu olayın adli bir vaka olması nedeniyle fiili olayın ve maddi olayın aydınlatılabilmesinin ve hukuki niteliğinin belirlenebilmesinin ancak ceza soruşturması neticesinde mümkün olacağı, müvekkil Bankanın herhangi bir kusurunun veya sorumluluğunun bulunmadığının belirtildiğini, Müvekkili banka tarafından, dava dışı şirket ... petrol limited şirketi'ne hesap açılmasında herhangi bir hata ve/veya müvekkili banka kusuru bulunmadığını, dava konusu işlemin şüpheli işlem olduğunu belirtmenin mümkün olmadığını, yerel mahkeme gerekçesinde dava dışı şirketin pasaport fotokopisinden Türkiye'de ticari faaliyeti olmadığının anlaşıldığı belirtilmekte ise de, sırf pasaport fotokopisinden ve/veya hesap açılışı esnasında müvekkili bankaya teslim edilmiş olan Vergi Levhası, İmza sirküleri, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünden alınmış Ticaret Sicil Tasdiknamesi, Şirket Kurulumuna İlişkin Ana Sözleşme, İkametgahtan bu şekilde bir tespite ulaşmanın mümkün olmadığını, yerel mahkeme tarafından afaki tespitlerde bulunulduğunu belirttiklerini, Ayrıca, Swift yöntemi ile Banka hesapları arasında gönderilen tutarlara ekstra özen gösterilmesi gerektiğini ve tekrar tekrar hesabı açan şirketin hukuki işlemi var mı yok mu, sermayesini ödemiş mi ödememiş mi kontrolleri yapıldıktan sonra swift işlemine alıcı Banka onay vermeli gibi bir yükümlülük bulunmadığı gibi, yöntem de bulunmadığını; böyle bir işleyişin mümkün de olmadığını; bu nedenle Kanun Koyucunun da böyle bir mevzuata ilişkin girişiminin, bu güne değin olmadığını, Müvekkili Bankanın "büyük montanlı bir para ilişkisi olduğunda o şirket ile ilgili tüm bilgileri, tüm doneleri detaylı olarak almak zorunda olduğu"na ilişkin bir kanun, hüküm, tebliğ yahut teamülünün de bulunmadığını; bankaların, yalnızca işlem konusu tutar büyüklüğü nedeniyle kendi müşterisi yahut gönderici şahıs hesabını izlemeye alması, tutarı bloke etmesi veya başkaca işlem yapmasının açık şekilde suç olduğunu; müvekkili Bankanın ve Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarına riayetle kurulduğunu ve faaliyet gösteren herhangi bir Bankanın, "Terörün finansmanı, yahut suç gelirinin aklanmasına ilişkin kuvvetli şüphe ve emare içermedikçe yahut buna ilişkin olarak yetkili makamlardan izin, onay ya da talimat alınmadıkça", müşterisinin hesabına işlem itibarıyla doğru şekilde gönderilmiş bir tutarı bloke etme yahut iade etmek gibi bir hakkının bulunmadığını; hatta tam tersi olarak böyle bir işlemin Bankacılık Kanunu uyarınca suç sayılacağını, Yerel Mahkeme gerekçesinde Kurtköyde resmi ikameti bulunan şirketin ticaret merkezine çok uzak bir lokasyonda bulunan davalı bankanın Zeytinburnu Şubesinde açtırdığı hesaba gelen 865.349,00 Euro tutarındaki paranın kasadan nakden ödenmesinin de olağan bankacılık uygulaması olarak nitelendirilemeyeceğini belirtmiş ise de, Türkiye'de yerleşik şirketlerin ticaret merkezine yakın bir lokasyonda bulunan şubede hesap açtırmaları gerektiğine dair bir düzenleme bulunmadığı gibi, zorunluluğun da bulunmadığını; şirketler hangi şubeden talep ederlerse o şubede hesap açtırabilmekte olduğunu; aynı şekilde hesabına gelen bedelleri de, isterlerse nakit olarak çekebilir, isterlerse Havale-EFT yapabileceğeini; dava dışı şirketin hesabındaki bedeli nakit çekiyor olmasının işlemi Şüpheli İşlem olarak nitelendirilmesi için yeterli olmadığını; yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere, Şüpheli işlem, 5549 Sayılı "Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'na binaen düzenlenen, Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik"in 27. madde hükmünde tanımlandığını; tanıma uygun bir şekilde, gerçekleşen işlemlerin Şüpheli İşlem olarak nitelendirilebileceğini; onun dışında yerel mahkeme kararındaki gibi, afaki tespitler ile müvekkili bankaya kusur izafe edilmesinin hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, Müvekkili bankanın davacıya karşı değil, dava dışı müşterisi ... petrol limited şirketi'ne karşı objektif özen yükümlülüğünün bulunmakta olduğunu, Yerel Mahkeme kararında; "Bankaların objektif özen yükümlülüklerinin gereği olarak bunu tespit edebilecek yeterlilik ve kapasiteye sahip oldukları, asli işlerinin bu olduğu düşünüldüğünde davalı Bankanın özen yükümlülüğünü yerine getirmiş olduğunun söylenemeyeceği," ifadesine yer verildiğini, müvekkil bankanın davacının oluştuğunu iddia ettiği zararından haksız fiil nedeniyle de sorumluluğuna başvurulmasının mümkün olmadığını, müvekkili Bankanın objektif özen yükümlülüğünün sadece müşterisine karşı olabileceğini, davacının ise müvekkili Banka müşterisi olmaması nedeniyle bu yükümlülük kapsamında müvekkili Bankaya kusur izafe edilmesinin mümkün olmadığının belirtildiğini; bunun üzerine, bilirkişi ek raporunda bu sefer müvekkili Bankanın objektif özen yükümlülüğünden değil haksız fiil nedeniyle sorumlu olmasından bahsedildiğini ancak, müvekkili Bankanın, yasal mevzuata uygun olarak, tam ve eksiksiz şekilde sahte olmayan hesap açılış evraklarını tedarik ederek hesabı açtığını, bu nedenle hiç bir şekilde haksız fiil sorumluluğuna başvurulmasının mümkün olmadığını, yerel mahkeme kararında yer verilen YHGK'nun 2017/11-129 E. 2019/961 K. Sayılı kararındaki, bankaların hafif kusurlarından dahi sorumlu olduklarına ilişkin tespitin müvekkili Banka açısından uygulanmasının mümkün olmayıp, müvekkili Bankanın davacının oluştuğunu iddia ettiği zararında hafif kusuru dahi bulunmadığını, Davacının oluştuğunu iddia ettiği zararında, müvekkili Bankanın konumu itibariyle kusur ve illiyetin mevcut olmadığı (zira Savcılık dosyası incelendiğinde davacı tarafın aslî mahiyetteki kusur ve ihmali apaçık belli iken) durumda, adeta "ben söyledim oldu" mantığıyla müvekkili Bankanın kusur sorumluluğu olduğunu belirtmenin de, kanuna aykırı olduğunu; tüm bu nedenlerle; müvekkili Bankanın hiç bir şekilde kusur ve sorumluluğu bulunmaması, aksine davacı tarafın kendi kusuru ile zarara uğramış olması nedeniyle müvekkil Banka açısından davanın tümüyle reddi gerektiğini, Davacının oluştuğunu iddia ettiği zararına müvekkili banka değil, bizzat davacının kendisi sebebiyet verdiğini, Kabul edilen miktar açısından hükmedilen faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu,Müvekkil banka lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; Duruşma ve Tehir-i İcra talepli İstinaf talebimizin sunumu ile öncelikle yerel Mahkeme kararı kesinleşene değin (istinaf ve sonrasında temyiz sürecini de kapsayacak şekilde) davacı tarafından icrai işlemlere devam edilmemesi adına tehir-i icra kararı verilmesini, sonrasında, dairemizce dosyanın, uzman ve tarafsız bilirkişilerce incelenmesini teminen, şüpheli işlemleri değerlendirebilir ve deneyimli üyelerden müteşekkil bir bilirkişi heyetine tevdine karar verilmesini ve yapılacak olan inceleme neticesinde usul ve yasaya aykırı İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/37 E. 2021/914 K. sayılı dosyasından verilen 24/11/2021 tarihli kararın kaldırılarak müvekkil Banka lehine davanın tümüyle REDDİNE karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının davalı banka müşterisi tarafından dolandırıldığı, müşterisi hakkında gerekli araştırmayı yapmayarak hesap açan, bu hesaba gelen swift işlemini onaylayan ve paranın bu hesaptan çekilmesine neden olan davalı bankanın da bu zarardan sorumlu bulunduğu iddiasına dayalı olup, haksız fiil nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Davacı yan; dava dışı ... Limited Şirketi ile ticari satış ilişkisine girdiğini, bu kapsamda dava dışı şirketin ... Bankası nezdindeki 865.349,00-Euro swift yolu ile ödeme yapmak istediğini, banka tarafından bu talebin işlemin şüpheli olduğu gerekçesi ile reddedildiği, bunun üzerine dava dışı şirketin davalı banka nezdindeki hesabına swift yolu ile 865.349,00-Euro ödeme yapıldığını, bu paranın dava dışı şirket yetkilisi tarafından davalı bankadan nakit olarak çekildiğini, dolandırıldığını anlayan davacının paranın dava dışı şirkete ödenmemesine ve kendisine iadesine yönelik talebinin davalı banka tarafından olumsuz karşılandığını, dava dışı şirketin sermayesi dahi ödenmemiş, hiçbir ticari faaliyeti bulunmayan bir şirket olduğunu, davalı bankanın bu şirkete hesap açarken mevzuata uygun araştırmayı yapmayarak, bir başka banka tarafından şüpheli göründüğü için reddedilen yüksek meblağlı swift işlemini davacıyı uyarmaksızın onaylayarak ve dava dışı şirket hesabına gelen parayı şirket yetkilisinin nakit olarak çekmesine izin vererek, özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını, savcılık soruşturma dosyasının derdest olduğunu, dava dışı şirket yetkililerinin ise bulunamadıklarını ileri sürmüştür. Davalı yan; dava dışı şirketin hesabı açılırken mevzuat gereği aranan tüm belgelerin bankaya sunulduğunu, bunun dışında davalı bankanın şirketin sermayesinin ödenip ödenmediğini, ticari faaliyeti bulunup bulunmadığını araştırma yükümlülüğünün mevcut olmadığını, davacı tarafından verilen swift talimatını yerine getiren bankaya kusur atfedilemeyeceğini, davacının kendi iddiasına göre basiretli bir tacir gibi davranarak ticari ilişkiye girdiği şirket ile ilgili gerekli araştırmayı yapması gerektiğini, davalı bankanın müşterisinin hesabına gelen tutara bloke koyma, yahut parayı müşteriye ödememe yetkisi bulunmadığını, davacının dolandırıldığı iddiasına yönelik savcılık soruşturmasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, davacının iddia ettiği gibi bir zarar mevcut ise bu zarar ile davalı banka eylemi arasında illiyet bulunmadığını, davacının ... Bankası tarafından reddedildiğini iddia ettiği swift işlemini ısrarla yapmak istemesinin de davalı bankaya atfedilecek bir kusur olmadığını gösterdiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, dosya bir bankacı bilirkişiye tevdii edilerek dosya üzerinde inceleme yaptırılmış, kök ve taraf itirazları üzerine aynı kanaatleri içeren ek rapor aldırılarak, dava konusu zararın meydana gelmesinde tarafların %50 oranında kusurlu oldukları gerekçesi ile, ıslah ile talep edilen tutar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi; davalı bankanın zararın tamamından sorumlu olduğu, davacının müterafik kusuru bulunmadığı yönündedir. Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; bilirkişinin raporu yetersiz ve eksik incelemeye dayalı, bilirkişinin ise taraflı olduğu yönündeki itirazlarının mahkemece değerlendirilmediği, şüpheli işlem konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması taleplerinin kabul görmediği, ... Bankası'ndan gelen yazı cevabında herhangi bir şüpheli işlem bildiriminde bulunulduğu belirtilmemiş olmasına rağmen, mahkemece ... Bankası tarafından işlemin şüpheli olması nedeniyle reddedildiği gerekçesi ile hüküm kurulmasının hatalı olduğu, davacının dolandırılma iddiası bakımından derdest savcılık soruşturma dosyasının, olayın davacının iddia ettiği şekilde gerçekleşip gerçekleşmediği bakımından bekletici mesele yapılması gerektiği yönündeki savunmalarının değerlendirilmediği gibi, bilirkişi kök ve ek raporlarında da savcılık soruşturma dosyasının hiç incelenmediği, dava dışı şirketin hesap açılışı sırasında, şirket yetkilisinin pasaport örneği ve imza sirkülerinin, vergi levhasının, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden alınmış sicil tasdiknamesinin, şirket ana sözleşmesinin, ikametgah belgesinin bankaya sunulduğu, bankacılık hizmetleri sözleşmesi ve aydınlatma formunun da imzalatıldığı, buna rağmen mahkemenin hesap açılışı sırasında gerekli bilgilerin alınmadığı yönündeki gerekçesinin hatalı olduğu, mahkemece swift işleminin ve akabinde müşterinin hesabından para çekmesi işleminin şüpheli işlem olduğu yönündeki kabulünün hatalı olduğu, 5549 Sayılı Kanun ve buna bağlı yönetmeliğin şüpheli işlem bildirimi başlıklı 27 maddesinde tanımlanan şüpheli işlem durumlarının olayda mevcut olmadığı, davacının banka müşterisi olmadığı, davalı banka müşterisinin hesabına para gönderen şirket olduğu, davalı bankanın müşterisine nereden para geldiğini sorgulama yükümlülüğü bulunmadığı, davalı bankaya ne müşterisi olmayan davacıya karşı objektif özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesi ile, ne de haksız fiile ilişkin hükümlere dayalı olarak başvurulamayacağı, zira davacının dosyaya sunduğu dava dışı şirket ile yaptığı e-mail yazışmaları kapsamından da bir zararı var ise buna kendi kusuru ile sebep olduğunun anlaşılacağı, müterafik kusur indiriminin takdiri olduğu gerekçesi ile reddedilen tutar yönünden davalı banka lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğu, hükmedilen tutar bakımından faiz başlangıç tarihinin de hatalı olduğu yönündedir. Davacı vekili, davalı banka nezdinde hesabı bulunan dava dışı şirket yetkilisi ve diğer ilgili kişiler tarafından dolandırıldığını belirtmiş ve nitelikli dolandırıcılık suçundan şikayetçi olduğunu bildirmiştir. Mahkemece İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçları Bürosu'nun 2020/45707 soruşturma sayılı dosyası UYAP üzerinden celbedilmiştir. Dosyanın incelenmesi neticesinde davacı şirket vekili tarafından dava dışı şirket yetkilisi ve e-mail yazışmalarında yer alan diğer kişiler aleyhine nitelikli dolandırıcılık suçundan şikayetçi olunduğu, şüpheliler hakkında yakalama kararı çıkartıldığı, henüz iddianame tanzim edilmediği, dosyanın derdest olduğu anlaşılmıştır. Davacı ve davalı arasında akdi ilişki bulunmadığı, davacının davalı bankanın haksız fiile dayalı sorumluluğuna başvurduğu, davalı tarafından, maddi vakıanın davacının iddia ettiği şekilde gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti yönünden soruşturma dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiği savunulmuş olduğuna, davacının davalı sorumluluğuna gidebilmesi için öncelikle zararını ispat etmesi orunlu bulunduğuna göre, TBK’nın 74. maddesi uyarınca ceza mahkemesince saptanacak maddi vakıalar hukuk hakimini de bağlayacağından, mahkemece yukarıda anılan soruşturma dosyasının akıbeti sorulup incelenmek suretiyle bu dosyasının bekletici mesele yapılıp yapılmayacağı da değerlendirilmek, soruşturma dosyasında alınmış bilirkişi raporları mevcut ise bunlar da getirtilmek tarafların bilirkişi raporuna yönelik itirazları da değerlendirilerek konusunda uzman bilirkişilerden oluşan yeni heyetten, banka kayıtları üzerinde de inceleme yaptırılarak rapor alınıp sonucuna göre karar verilmek gerekirken, eksik inceleme ile yukarıdaki şekilde karar verilmesi yerinde olmamış, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.Sonuç itibariyle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davacı vekilinin istinaf başvurusu ile davalı vekilinin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/11/2021 tarih ve 2020/37 Esas - 2021/914 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Davacının istinaf başvurusu ile davalı vekilinin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına,3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde davacı ve davalıya iadesine, 5-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 12/07/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:35:52