Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2024/995
2024/1124
28 Haziran 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/995 Esas
KARAR NO: 2024/1124 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEME: İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
DOSYA NUMARASI: 2024/173 Esas (Derdest Dava Dosyası)
ARA KARAR TARİHİ: 18/04/2024 (Ara Karar Tarihi)
DAVA: Alacak (Ticari Nitelikteki İnanç Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 28/06/2024
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekilli dava dilekçesinde özete; davacının Katar vatandaşı olup kendi ülkesinde yaşadığını, daha önce yetkilisi olduğu ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin devri konusunda davalı ... ile anlaştığını, bu anlaşma çerçevesinde zikredilen şirketin devri karşılığında davalı şahsın, müvekkiline 54.000.000,00 TL ödeme yapacağının ve yapılacak olan ödemelerin senede bağlanacağının kararlaştırıldığını, ve "Devir Sözleşmesi" imzalandığını, davalının kendini ABD'de üst düzey yöneticilerle oldukça iyi ilişkileri olan hatta eski ABD Başkanı Barack Obama'nın başkanlık seçimi döneminde seçim kampanyalarını yürüttüğü ve bu nedenle hem ABD hemde Türkiye' de çok büyük yatırımları olduğu konusunda davacıyı ikna etmeyi başardığını, üstelik davacının haricen yapmış olduğu araştırmalarda davalının iddialarını destekleyen yazılı ve görsel medyada haber gördüğünü, yapılan her yüz yüze görüşmede de kendisine son derece saygın bir iş adamı imajı vererek davacıyı bu anlaşmayı yapma hususunda hareket etmeye yönlendirdiğini, taraflar arasında imzalanacak sözleşme öncesi davacının davalı ...'e sadece şirket devri konusunda anlaşacaklarını şirketin uhdesinde bulunan taşınır ve taşınmazların şirket devrine dahil olmadığını, bu taşınır ve taşınmazların kendisinde kalacağın, davalıdan aldığı paranın da sadece şirket payının devri için ödenen tutar olduğunu belirttiğini, davalının ise durumun böyle olduğunu yapılacak şirket devri akabinde söz konusu taşınır ve taşınmazların müvekkiline geri iade edileceği hususunda mutabık olduklarını belirttiğini, yabancı uyruklu olan davacının davalı tarafa şirketin henüz uhdesinde bulunan bu dava konusu taşınır ve taşınmazların kendisine nasıl devredileceğini bu işlemlerin nasıl yapılması gerektiğini sorduğunda davalı tarafın öncelikle şirket devri yapılacağını ve devamında şirketin uhdesinde bulunan taşınır ve taşınmazların devirden sonra kendisine iade edileceğini belirterek davacıda dava konusu taşınır ve taşınmazların şirket uhdesinde iken şirketin devir işlemlerini gerçekleştirmeye yönelik güven oluşturtuğunu, yine davalının gerek sosyal medya paylaşımlarında gerekse yazılı görsel medyada kendisi için geçen haberler olduğunu, etrafta dolaşan ve davalının talimatlarına harfiyen uyan elemanlarının, davacı nezdinde oluşan güçlü, dürüst, sözüne güvenilir iş adamı algısını ve güven duygusunu artıran etkenler olduğunu, Taraflar arasında şirketin devrine ilişkin “Devir Sözleşmesi” imzaladıktan sonra şirket uhdesinde bulunan (... Plaka numaralı ..., ... Plakalı ... 2017, ... Plakalı ... ve ... Plakalı ... plakalı araçlar) ile (İstanbul İli, Beykoz İlçesi, ... Mevkii, ... Cad. ... Pafta, ... Ada ... ve İstanbul İli, Beykoz İlkçesi, ... Mevkii, ... Cad. ... Pafta, ... Ada ... Parsel numaralı) taşınmazların müvekkile geri devredilmesi ile ilgili de taraflar arasında anlaşma imzalandığını, ancak hem sözlü hem de yazılı anlaşmaya rağmen davalı tarafın bir türlü dava konusu taşınır ve taşınmazları müvekkiline geri devretmediği gibi herhangi bir karşılık ödemeden sahip olduğu bu malları halihazırda sahibi bulunduğu devir aldığı şirket uhdesinde tutmaya devam ettiğini, davalının ülkemizdeki uygulamaları bilmeyen yabancı uyruklu davacıyı maddi olarak büyük bir zarara uğrattığı gibi davacının ticari hayata ve ülkemizdeki iş insanlarına olan güvenini büyük ölçüde zedeleyerek kendisine duyulan güveni kötüye kullanmış olmasından dolayı ayrıca her türlü maddi manevi tazminat açma dava haklarını saklı tuttuklarını, ezcümle davalının tüm süreç boyunca kendisi hakkında verdikleri yanlış bilgiler, oluşturdukları olumlu intiba, inşa ettikleri sahte güven ve zor durumundan faydalanarak yarattıkları baskı ile işi oldu bittiye getirmeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde hile unsurunun gerçekleştiğini, davalının bedelini ödemediği halde şirketi devretmeye razı etmek için davacıya hem zaman baskısı, hem sözlü baskı kurması, kendisinden bir zarar gelmeyeceği türünden ikna cümleleri sarf etmesi, aynı şahsın tüm taahhütlerine rağmen, müdürlük yetkisini kötüye kullanarak bedelsiz ele geçirdiği taşınır ve taşınmazları uhdesinde tutmaya devam etmesi hususlarının baştan itibaren niyetinin ticaret yapmak değil maddi kazanç sağlamak olduğunu gösterdiğini, bu kapsamda verdiği sözlerin, yarattığı güven duygusunun ve muvazaalı işlemlerin de başlı başına hile olduğunu, nitekim dava konusu şirket devrinin baştan beri davacıya karşı uygulanan hileli işlemlerin devamı niteliğinde olmasının yanı sıra açıkça muvazaalı bir işlem niteliğinde olduğunu, zira davalının olayların başından beri davacıyı zarara uğratmak için hareket ettiğini, yapılan şirket devrinin tek amacının davacıyı zarara uğratarak taşınır ve taşınmazlardaki hakimiyeti sağlamak ve bu malları üçüncü kişilere satmak olduğunu, dolayısıyla mutlak muvazaa sebebiyle şirket devir işleminin hükümsüzlüğü ve bu itibarla tescilin yolsuzluğunun izahtan vareste olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 36. maddesinin, "Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir" hükmünü havi olduğunu, taraflar arasında yapılan devir sözleşmesinden sonra şirketin, Ortaklar Kurulu kararı ile Türk Ticaret Kanununun 617. madde hükmü uyarınca unvan değişikliği yaparak şirketin unvanını ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olarak tadil ettirdiklerini, davacının anlaşma çerçevesinde üzerine düşen şirketin devri ile alakalı tüm yükümlülüklerini yerine getirmesine karşın davalı ...'in tamamen aldatıcı fiillerle davacıyı kandırarak şirket mülkiyetinde bulunan taşınır ve taşınmaz malları anlaşmaya aykırı olarak devretmediğine ilişkin gerçekleştirmiş olduğu eylemleri dolayısıyla İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2023/285777 soruşturma nolu dosyasında suç duyurusunda bulunulduğunu; ancak başsavcılığın olayın hukuki ihtilaf olduğu gerekçesiyle KYOK(Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı) verdiğini, savcılığın bu kararına karşı yapılan itiraz sürecinin halen devam ettiğini, inançlı işlemde inanılanın, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklendiğini, inançlı işlemin, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşme olduğunu, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesinin istenebileceğini, taraflar arasındaki inanç anlaşmasına göre, şirket devri gerçekleştikten sonra yukarıda açık bilgileri belirtilen esasında davacıya ait olan dava konusu taşınır ve taşınmazların davacıya geri devredileceklerini, yapılan anlaşmaya göre şirket devri ile birlikte iade koşulları gerçekleşmiş olup, davacının davalı ...'e inançlı işlem neticesinde şirket ile birlikte devretmiş olduğu taşınır ve taşınmazların kendisine geri devrini istediğini, fakat davalının bu devir işlemini yerine getirmediğini, davalı tarafın, söz konusu taşınır ve taşınmazların davacıya iadesinden kaçınarak dürüstlük kuralına aykırı davranışlarına her türlü devam etmesinin iyi niyetli bir yaklaşım olmadığını, davalı tarafın davacının her türlü dostane tavrına karşı sürekli kendisini devir işlemini yapacağı yönünde kandırıp oyalamaya devam ettiğini, mevcut durumda davalının söz konusu taşınır ve taşınmazları satmaya çalışarak dava sonunda haklı çıksa dahi müvekkilin hakkını elde etmesini imkansız hale getirmesinden veya önemli ölçüde zorlaştırmasından endişe edildiğini, dolayısıyla bu hususların dikkate alınarak şirketin uhdesinde bulunan taşınır ve taşınmazların üçüncü kişilere satılmasının engellenmesi için dava konusu araçlar (... Plaka numaralı ..., ... Plakalı ... 2017, ... Plakalı ... ve ... Plakalı ... plakalı) ile İstanbul İli, Beykoz İlçesi, ... Mevkii, ... Cad. ... Pafta, ... Ada ... ve İstanbul İli, Beykoz İlkçesi, ... Mevkii, ... Cad. ... Pafta, ... Ada ... Parsel numaralı) taşınır ve taşınmazların üzerine öncelikle teminatsız olarak, eğer mahkeme aksi kanaatte ise mahkemenin takdir edeceği teminat karşılığında, ihtiyati tedbir konulmasını talep ettiklerini beyan etmiştir. İlk derece mahkemesi 2024/173 esas, 08/03/2024 tarihli ara kararı ile; "1-DAVACI VEKİLİNİN İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN KABULÜ İLE; ... Plaka numaralı ..., ... Plakalı ..., ... Plakalı ... ve ... Plakalı ... plakalı) araçlar ile İstanbul İli, Beykoz İlçesi, ... Mevkii, ... Cad. ... Pafta, ... Ada ... ve İstanbul İli, Beykoz İlkçesi, ... Mevkii, ... Cad. ... Pafta, ... Ada ... Parsel numaralı taşınır ve taşınmazların davalı ... SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ adına kayıtlı olması halinde İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA, üçüncü kişilere devir, temlik ve satış yoluyla devrinin İHTİYATİ TEDBİREN ÖNLENMESİNE, 2-İhtiyati tedbir kararının teminatsız verilmesi yönündeki talebin reddi ile ihtiyati Tedbir isteyen tarafından 6100 sayılı HMK' nun 87. maddesi gereğince takdiren 50.000,00 TL nakdi teminat yatırılması ya da aynı miktarda kesin ve süresiz muteber banka teminat mektubunun dosyaya sunulmasına," karar vermiştir. Davacı vekilinin 12/03/2024 tarihli dilekçesi ile, her ne kadar 08/03/2024 tarihinde verilen ihtiyati tedbir kararında araçlar ve taşınmazların davalı ... SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ adına kayıtlı olması durumunda tedbir uygulanmasına yönelik karar verilmişse de Beykoz Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğü'nün 12/03/2024 tarihli cevap yazısında dava konusu taşınmazların 19/10/2023 tarih ... yevmiye numaralı işlem ile diğer davalı ... tarafından iktisap edildiği tespit edildiğinden, davalılar adına sorgulama yapılarak, adlarına kayıt olması durumunda ihtiyati tedbir uygulanmasını talep ettiği anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi 2024/173 esas, 13/03/2024 tarihli ara kararı ile; 08/03/2024 tarihli ihtiyati tedbir kararının düzeltilmesine dair; "1-DAVACI VEKİLİNİN İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN KABULÜ İLE; ... Plaka numaralı ..., ... Plakalı ..., ... Plakalı ... ve ... Plakalı ... plakalı) araçlar ile İstanbul İli, Beykoz İlçesi, ... Mevkii, ... Cad. ... Pafta, ... Ada ... ve İstanbul İli, Beykoz İlkçesi, ... Mevkii, ... Cad. ... Pafta, ... Ada ... Parsel numaralı taşınır ve taşınmazların davalı ... SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ veya davalı ... (T.C.K.N:...) adına kayıtlı olması halinde İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA, üçüncü kişilere devir, temlik ve satış yoluyla devrinin İHTİYATİ TEDBİREN ÖNLENMESİNE, 2-Teminat şartı yerine getirildiğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, " karar verilmiştir. Davalılar vekili cevap ve ihtiyati tedbir kararına itiraz dilekçesinde özetle; davacı yanın taraflar arasındaki hisse devir sürecini gerçeğe aykırı olarak yansıttığını, taraflar arasında inançlı işlem bulunmadığını, davacının iddiasını yaklaşık düzeyde dahi ispat edebilecek delil sunmadığını, davacının yegane delilinin fotokopiden ibaret "...” başlıklı, İngilizce bir iyiniyet mektubu olduğunu, yazı altında imzası görünen davalı ...'in böyle bir belgeyi imzalayarak karşı tarafa teslim ettiğini hatırlamadığını, belgenin aslının veya aslı gibidir onaylı suretinin dosyaya sunulması gerektiğini, taraflar arasında taşınmaz veya araçların mülkiyetini devir borcu yaratacak, resmi şekilde düzenlenmiş bir belge olamamakla birlikte sırf karşı tarafın niyetini göstermek bakımından belgenin aslını sunması için karşı tarafa kesin süre verilmesi gerektiğini, davacının bu fotokopi belgenin ne yeminli ne de yeminsiz Türkçe tercümesini sunmayarak Mahkeme'nin hatalı tedbir kararı vermesinin önünü açtığını, mahkemenin davacının beyanlarıyla İngilizce belgenin içeriğinin uyuştuğunu farzettiğini, oysa yeminli tercümesini sundukları “...” başlıklı belge incelendiğinde görüleceği gibi, ortada gayrimenkullerin ya da araçların devir yükümlülüğü sonucunu doğuracak hukuken geçerli ve sonuç bağlanabilir bir taahhüt veya sözleşme olmadığını, bir an için dayanılan belgeye geçerlilik tanınsa bile bu devrin davacının iddia ettiği gibi karşılıksız değil, bedel karşılığında yapılması gerektiğini, bir an için dayanılan belgeye geçerlilik tanınsa ve mülkiyeti devir borcu getirdiği kabul bile davacının talep hakkının, eş söyleyişle aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, davacının; benzer içerikteki gerçeğe aykırı iddialarla müvekkil hakkında dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlarından dolayı suç duyurusunda bulunduğunu, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılı'ğının 2023/285777 Sor. Numarası ile yürütülen soruşturmada, ifadesinin alınmasına dahi gerek duyulmadan, müvekkili hakkında takipsizlik kararı verildiğini, davacının suç duyurusunda bulunurken Savcılık dosyasına sunduğu senetlerin, davacının sonradan müvekkil adına sahte bono tanzim ettiğini ve karşılığı olmayan teminat senetlerini icraya koyarak 27.000.000 TL'yi anapara ve ferileri ile birlikte haksız şekilde tahsil ettiğini tartışmasız şekilde kanıtlar nitelikte olduğunu, bu hatasının farkına varan davacının, derdest davayı açarak şirket satış bedelini kararlaştırılandan fazla göstererek sahte senetlerle müvekkilden tahsil ettiği tutarın istirdadını önlemeye, sahte senetler sebebiyle hakkında açılacak ceza davasını sürüncemede bırakmaya çalıştığını, müvekkili ...'in hisselerini devralmasının öncesinde diğer davalı ... San ve Tic Litd Şti., ... markasının Türkiye'deki franchise alanı olmak üzere ... (franchise veren) ile 26 Mart 2013 yılında franchise sözleşmesi imzaladığını, bununla birlikte o dönem davacının hissedarlığındaki ... San ve Tic Ltd Şti franchise veren ile çeşitli ticari uyuşmazlıklar yaşadığını, neticede anılan franchise ilişkisinin sonlandırılmış ve global şirket olan ... tarafından yeni franchise işinin davalı ...'in şirketi olan ...'ya verildiğini, davalı ...'in ... San ve Tic Ltd Şti'nin hisselerini devralmak istemesinin sebebinin mevcut dükkanlarının işlerini, alt franchise sözleşmelerini, üretim yerinin kira ilişkisini devralmak ve böylelikle ... franchise işini hızlıca büyütebilme olduğunu, bu amaçla davacı ile görüşmeler başlatıldığını, davacının Türkiye piyasasını da bilen ve ... grup şirketleri olan deneyimli bir iş adamı olduğunu, taraflar arasında varılan mutabakat çerçevesinde; şirket hisselerinin 40.000.000 TL'ye devredilmesinin kararlaştırıldığını, davacının şirket bünyesinde bulunan bazı taşınmazları ve araçları ... Anonim Şirketi isimli başka bir şirketi adına parasını vererek satın almayı düşünebileceğini söylediğini, bu amaçla hisse devirlerinin gerçekleşmesi öncesi müvekkilinden teminat istediğini, davacının bu satın almayı güvence altına almak için davalı ...'in toplam 27.000.000,00-TL tutarlı 2 adet teminat senedi vermesini de şart koştuğunu, mutabakata uygun olarak toplam 27.000.000,00-TL bedelli iki adet teminat senedinin keşide ce vade tarihleri boş şekilde davacıya verildiğini, şirket hisse devrinin gerçekleştirileceği tarihe gelindiğinde davacının, şirketin mallarını almaktan vazgeçtiğini ve bu doğrultuda resmi noter huzurunda hisse devir sözleşmesi imzalandığını, sözleşmede açıkça satış bedelinin davacının iddia ettiği gibi 54 Milyon TL değil- 40 Milyon TL olduğunun belirtildiğini, 28.09.2022 tarih ve ... yevmiye no'lu hisse devir sözleşmesinde taşınmazlar veya araçlarla ilgili bir hüküm konulmamasının sebebinin tarafların nihai anlaşmalarının bu yönde olması olduğunu, davalı ...'in şirket hisse devir bedelini tamamen ödediğini, davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, dikkat edilirse davacının dilekçesinin hiçbir yerinde şirket hisse bedellerinin kendisine ödenmediği yönünde bir beyanı olmadığını, müvekkilinin geçersiz hale gelen teminat senetlerini davacıdan geri istediğini, davacının ise hiçbir dayanağı ve karşılığı bulunmayan teminat senetlerini geri vermeyip, geçersiz oldukları için yırttığını söylediğini, aradan uzunca bir zaman geçtikten sonra davacının yetkililerinin müvekkili ile temasa geçerek, taşınmaz ve araçları satın almak istediklerini ilettiklerini, davalının resmi noter hisse devir sözleşmesi karşısında bu talebi kabul etmediğini, bunun üzerine bu kişiler dayanaksız gerekçelerle ve kendilerince müvekkilin kamuoyundaki itibarını zedelemek amacıyla hakkında birbiriyle ilgisiz pek çok suçtan dolayı Savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını, savcılığın verdiği 11/12/2023 tarihli takipsizlik kararı sonucu bu yoldan başarılı olamayacağını anlayan davacının bu sefer elinde tuttuğu teminat senetlerini sahte şekilde düzenleyip, eksik unsurları tamamlayarak 25/12/2023 ve 10/01/2024 tarihlerinde İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. ve İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyalarından toplam 30.565.109,59 TL üzerinden derdest davadaki vekilleri aracılığıyla kambiyo senedi takibine geçtiğini, davalının haciz baskısı altında takip dosyalarına ödeme yapmak zorunda kaldığını, savcılık dosyasından takipsizlik kararıyla haberdar olunduğunu, soruşturma dosyası incelendiğinde davacının suç duyurusu dilekçesinin ekinde teminat senetlerini keşide tarihi olmaksızın delil olarak sunduğunun, daha sonradan bu senetleri tahrif ederek ve keşide tarihi ekleyerek geçerli bir senet haline getirmeye çalıştığının ve icra takibine konu ettiğinin net olarak anlaşıldığını, davacıdan icra takiplerinden feragat etmesi ve tahsil ettiği senet tutarlarının iadesinin talep edildiğini, aksi takdirde davacı evrakta sahtecilikten suç duyurusunda bulunulacağı ve ayrıca istirdat davası açılacağının söylendiğini, bunun üzerinde davacının 06/03/2024 tarihinde eldeki davayı açtığını, dava dilekçesinde veya davacının sunduğu başka bir beyanda dava değerine dair bir açıklama olmadığını, dava açılırken tevzi formunda dava değerinin 100.000 TL olarak gösterildiğini ve bu tutara göre tensip zaptı hazırlanmış, ancak daha önemlisi mahkemenin tedbir kararı için 50.000 TL gibi teminat takdir etmek zorunda kaldığını, oysa davacının davasını dayandırdığı ve dava dilekçesine ek yaptığı İngilizce “...” isimli belgeden uyuşmazlık konusunun belirlenebilir durumda olduğunu, yeminli tercüme evrakında görüleceği üzere araçlar için öngörülen satış bedelinin 9.100.000,00-TL taşınmazlar için öngörülenin ise 17.900.000,00-TL olduğunu, kısacası toplam uyuşmazlık bedeli 27.000.000 TL olduğunu, dolayısıyla davada basit yargılama usulü uygulanamayacağını ve dosyanın heyete tevdii edilmesi gerektiğini, yine eksik harcın da en az 27.000,00-TL üzerinden mahkemece tamamlatılması gerektiğini, davacının dava dilekçesinde bahsettiği devir sözleşmesi ile ne kastettiği anlaşılamamakla birlikte, dava dilekçesinin yegane ekinin davacının çevirmeden sunduğu “...” (Kapanış Sonrası Hususlara İlişkin Taahhüt) isimli belge olduğunu, bu belgenin içeriğine hiç girmeden önce, bahsi geçen taahhüdün resmi şekilde düzenlenmediğinin, adi yazılı belge olduğunun tartışması olduğunu, Türk Hukukunda taşınmazların veya motorlu taşıtların devrinin ya da devir taahhüdünün resmi şekilde yapılmasının geçerlilik şekli olduğunu, ortada geçerli ve bağlayıcı bir sözleşme bulunduğunu kabul anlamına gelmemek üzerey, davacının taşınmaz ve araç devirlerinin bedelsiz yapılacağı iddiasıyla mahkeme'yi yanılttığını, oysa bizzat kendisinin dayandığı belgede devirlerin satış suretiyle ve bedeli ödenerek yapılacağının belirtildiğini, davacının dava dilekçesinin muhtelif yerlerinde şirket hisse bedeli için ödenen tutara dava konusu varlıkların dahil edilmediğinden, bunların sonradan iade edileceğinin kararlaştırıldığından bahsettiğini, oysa davacının dayanmaya çalıştığı “...” isimli belge incelendiğinde görüleceği üzere ücretsiz bir iade veya devirden değil, belirlenen fiyat üzerinden satıştan bahsedildiğini, belgede “2.Şirket'e ait aşağıda listelenen araçlar KDV dahil toplam 9.100.000,- TL (dokuz milyon yüz bin Türk Lirası) bedelle ... Anonim Şirketi'ne fatura karşılığında satılacak ve devredilecektir. 3. Şirket'in mülkiyetinde bulunan aşağıda listelenen taşınmazlar KDV dahil toplam 17.900.000 TL (on yedi milyon dokuz yüz bin Türk Lirası) bedelle ... Anonim Şirketi'ne satılacak ve devredilecektir. Taşınmazın satışına ilişkin sözleşme Noter huzurunda imzalanacaktır.” denildiğini, davacının bedelsiz devir yapılacağı iddiasının altında yatan niyetin, müvekkilini hakkını kötüye kullanıyor gibi göstermek ve bu surette devir veya devir taahhüdü için aranan geçerlilik koşulu olan resmi şekli bertaraf etmenin kapısını aralamak olduğunu, bir an için devrin bedelsiz olacağı iddiası kabul edilse bile davacının teminat senetlerini icraya koyarak dava konusu taşınmaz ve araçlar için belirlenen tutarları tahsil ettiğini, devre konu farazi sözleşmeden dönerek bedellerini talep ettiğini, ortada bir devir taahhüdü olmamakla birlikte davacının tutumu TBK 125/2 maddesindeki borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini istemek şeklinde yorumlanabileceğini, davacının kafasında taşınmaz ve araçlar için biçtiği bedeli hukuka aykırı şekilde tahsil ettikten sonra şimdi bir de mülkiyetlerin kendisine devredilmesini istediğini, eğer gerçekten öncesinde devir konusunda mutabık kalınmışsa tarafların resmi hisse devir sözleşmesinde taşınmaz ve araç devilerinden bahsetmemesinin düşünülemeyeceğini, “...” isimli belge incelendiğinde bu belgenin noterdeki hisse devrinden önce düzenlendiği ve tarafların bağlayıcı olmasından çok, gelecekte yapılacak işleri planladığı niyet mektubu şeklinde kalem alındığının görüldüğünü, bunun en açık göstergesinin 3. maddedeki “taşınmazın satışına ilişkin sözleşme Noter huzurunda imzalanacaktır.” anlaşmanın noterde düzenlenecek hisse devri sırasında yapılacağına yönelik ifade olduğunu, 28.09.2022 tarihinde noterde imzalanan sözleşmenin tarafların müzakereler sonucu ulaştıkları en son mutabakatı ortaya koyduğunu ve tarih itibariyle her hâlükârda son belge olduğunu, sözleşmenin İngilizce ve Türkçe şeklinde iki dille hazırlanması karşısında davacının içeriğini bilmediği, yanıltıldığı iddiasının gülünç olduğunu, taraflar eğer gerçekten taşınmaz ve araç devirlerini hedeflemişse kendilerinden beklenenin tıpkı davacının dayandığı “...” belgesinde belirtildiği şekilde noterde düzenlenen sözleşmeye bu yükümlüğü koymaları olacağını, ancak resmi şekilde yapılan hisse devir sözleşmesinde bu yönde bir hüküm olmadığını, davacının dayandığı undertaking for post-closıng ıssues” isimli belgenin kendisine talep hakkı vermediğini, belgenin 2. ve 3. nolu maddelerinde ... Anonim Şirketi'ne yapılacak satış ve devirlerden bahsedildiğini, davacı .... lehine bir taahhüt olmadığını, davanın esasa girilmeksizin husumetten reddi gerektiğini, elinde taleplerinin haklılığını kanıtlayacak belgeler olmadığı bilen davacının hile, mutlak muvazaa ve inançlı işlem gibi bir arada dayanılamayacak hukuki sebeplere dayanmaya çalıştığını, bu iddiaların tamamının gerçek dışı olduğunu, öncelikle bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde herhangi bir iptal beyanında bulunulmadığını, davacının internetten topladığı bir takım asılsız bilgilerle hile iddiasını kanıtlamaya çalıştığını, taraflar arasında imzalanan hisse devir sözleşmesinin üzerinden yaklaşık bir buçuk sene geçmesine rağmen tapu ve araçların elden çıkartılmadığını, sadece bu hususun dahi kötüniyet iddiaların gerçek dışı olduğunu açıkça ortaya koyduğunu, davacının, şirketteki hisselerinin devri karşılığında 40.000.000 TL aldığını, devir sonrasında yapılan incelemede işlemden asıl zarar gören tarafın müvekkili olduğunun ortaya çıktığını, davaya konu işletme satın alındığında şirketin gösterildiğinden çok daha kötü durumda olup birçok vergi borcunun yanı sıra birikmiş cari borçları bulunduğunu, tüm bunlara ek olarak markanın 3 adet Alt Franchise'na verilen taahhütler nedeniyle yüklü miktarda tazminat ödemek zorunda kalındığını, yine davacının marka hakkı sahibi ...'a olan 300.000 USD borcunun şirket devralındıktan sonra hakkedişlerinden peyder pey düşüldüğünü ve bu borcu ödemenin de müvekkillerine düştüğünü, müvekkilinin şirket devir bedelini ödedikten sonra bir o kadar tutar da borç ödemek zorunda kaldığını, bu durumdaki şirketin çok değerli taşınmaz ve araçlarını bedelsizce devretmek için ortada hiçbir mantıklı neden olmadığını, davacı tarafça somut gerçekliklere aykırı olacak şekilde dile getirilen iddiaların sebepsiz zenginleşme saikli olduğunu, davacının davanın inançlı işlem kapsamında ele alınmasına yönelik açıklamaları da tamamen hatalı olduğunu, inançlı işlemlerde tarafların dışarıdan gelen bir etki veya ileride hasıl olacak bir amaç gözetilerek o an için yapmak istemedikleri bir işlemi yapmakta veya bir durumu ertelemekte olduklarını, harici etkinin ortadan kalkması, amacın gerçekleşmesi veya durumun lehlerine dönmesi ile birlikte işlemi düzeltme, geriye çevirme konusunda anlaşma içine girmekte olduklarını, davacının, şirket hisselerini devretmeden hemen önce tek başına şirketi en geniş anlamda temsile yetkili ve dilediği zaman taşınmaz ve araçları dilediği kişiye devredecek durumda olduğunu, bunu yapmasını engelleyen dışarıdan gelen harici bir etki, ulaşılmak istenen bir amaç veya gizlenmesi gereken bir durum olmadığını, dikkat edilirse davacının dava dilekçesinde “şu sebeple taşınmazlar hisse devri öncesinde devralınmamıştır, şu şartlar gerçekleştiğinde veya ortadan kalktığında devralmak üzere anlaşılmıştır” şeklinde bir açıklama getirmediğini, dışarıdan bir koşuldan bahsetmediğini, yalnızca müvekkilinin sözünü tutmadığını dile getirdiğini, ... isimli belgenin inanç sözleşmesi olarak yorumlanmasının önünü kapatan diğer bir unsur satışın bedel karşılığında yapılacağının belirtilmesi olduğunu, eğer gerçekten taraflar hisse devri sonrası taşınmazların iadesini kararlaştırmışlarsa bunun herhalde bedelsiz yapılması gerektiğini, Yargıtay'ın inanç sözleşmesine dayanarak hak talep edebilmek için davaya konu yapılan şeyin mülkiyetinin önceden davacıda olması şartını da sıkı şekilde aradığını, halbuki dava konusu taşınmaz ve araçların hiçbir zaman davacının mülkiyetinde olmadığını, son olarak, bir inanç anlaşması yapılacaksa bunun bağlayıcı olabilmesi için anlaşmanın malların mülkiyetini elinde bulunduran şirket tüzel kişiliği adına yapılması gerektiğini, tüzel kişiliği bağlayan Yargıtay kararları anlamında ortada bir inanç anlaşması olmadığını, her ne kadar davacının davasını nitelendirmesiyle Mahkeme bağlı olmasa da, 08.03.2024 tarihli ara kararda dava konusunun ticari nitelikteki inanç sözleşmesinden kaynaklanan alacak olarak gösterilmesinin hatalı olduğunu, HMK 390/3.maddesi gereği davacının haklılığını ortaya koyacak bir delil sunmadığını, aslı gibidir dahi onayı olmayan, çevirisini sunmadığı İngilizce bir fotokopiyle taşınmaz ve araç tescillerini talep ettiğini, işbu delilin neden geçerli ve bağlayıcı olmayacağının açıklandığını, bu belgenin davacının iradesinin hile veya başka bir yolla fesada uğradığını kanıtlamadığını, olayda inanç sözleşmesinin unsurlarının yer almadığını, bir an için sözleşme bağlayıcı kabul edilse dahi talep hakkının davacıda değil, şirket tüzel kişiliğinde olduğunu, davada hiçbir koşulda davacının talep hakkı olmadığını savunarak davanın reddini ve haksız ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 2024/173 Esas (Derdest) 18/04/2024 tarihli ara kararında; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir(HMK m. 389/1). Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir(HMK m. 390/1). Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır(HMK m. 390/2). Tüm dosya kapsamından; dava konusu taşınmazın dava açıldıktan sonra iyi niyetli üçüncü kişilere devri halinde telafisi imkansız olacağı anlaşıldığından tedbir isteyen vekilinin taşınmazların ve araçların davalı tarafa ait olduğu tespit edildiği takdirde tedbir isteminin kabulüne karar verilmesi gerekmiş, HMK 394/2 maddesi uyarınca tedbirin şartları, mahkemenin yetkisi ve teminat bakımından itirazların değerlendirilebileceği, dosya içinde bulunan evraklara göre tedbir şartlarının oluştuğu kanaatine varılarak tedbire itirazın reddine ilişkin karar vermek gerekmiştir..."gerekçesi ile, ''1-İhtiyati tedbir kararına itirazın REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Uyuşmazlığın, davacının tedbir kararını gerektirecek derecede haklılığını ispat edip edemediği noktasında yattığını, davacının gerçek kişi, müvekkillerden ... SANAYİ VE TİC. LTD. ŞTİ 'nde bulunan hissesini bedeli karşılığında diğer müvekkili ...'e devrettiğini, davacının iddiasının bu hisse devri sebebiyle şirketin bir kısım taşınmaz ve araçlarının kendisine verilmesi konusunda tarafların anlaştıkları olduğunu, davacının mülkiyetin devrini talep hakkını İngilizce düzenlenmiş adi yazılı şekildeki bir belgenin fotokopisine dayandırdığını, Davalı ...'in ... Holding'in sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğunu, ... Holding'in 2023 yılındaki sermaye büyüklüğü 175.500.000,00-TL olduğunu, ... Holding'in gıda alanında dünyanın en büyük global markalarından; ..., ... ve ...'in Türkiye'deki ana franchise sahibi olduğunu, Davalı ...'in hisselerini devralmasının öncesinde diğer davalı ... San ve Tic Litd Şti., ... markasının Türkiye'deki franchise alanı olmak üzere ... (franchise veren) ile 26 Mart 2013 yılında franchise sözleşmesi imzaladığını, bununla birlikte o dönem davacının hissedarlığındaki ... San ve Tic Ltd Şti franchise veren ile çeşitli ticari uyuşmazlıklar yaşadığını, neticede anılan franchise ilişkisinin sonlandırılmış ve global şirket olan ... tarafından yeni franchise işinin davalı ...'in şirketi olan ... Gıda'ya verildiğini, davalı ...'in ... San ve Tic Ltd Şti'nin hisselerini devralmak istemesinin sebebinin mevcut dükkanlarının işlerini, alt franchise sözleşmelerini, üretim yerinin kira ilişkisini devralmak ve böylelikle ... franchise işini hızlıca büyütebilme olduğunu, bu amaçla davacı ile görüşmeler başlatıldığını, davacının Türkiye piyasasını da bilen ve ... grup şirketleri olan deneyimli bir iş adamı olduğunu, taraflar arasında varılan mutabakat çerçevesinde; şirket hisselerinin 40.000.000 TL'ye devredilmesinin kararlaştırıldığını, davacının şirket bünyesinde bulunan bazı taşınmazları ve araçları ... Anonim Şirketi isimli başka bir şirketi adına parasını vererek satın almayı düşünebileceğini söylediğini, bu amaçla hisse devirlerinin gerçekleşmesi öncesi müvekkilinden teminat istediğini, davacının bu satın almayı güvence altına almak için davalı ...'in toplam 27.000.000,00-TL tutarlı 2 adet teminat senedi vermesini de şart koştuğunu, mutabakata uygun olarak toplam 27.000.000,00-TL bedelli iki adet teminat senedinin keşide ce vade tarihleri boş şekilde davacıya verildiğini, şirket hisse devrinin gerçekleştirileceği tarihe gelindiğinde davacının, şirketin mallarını almaktan vazgeçtiğini ve bu doğrultuda resmi noter huzurunda hisse devir sözleşmesi imzalandığını, sözleşmede açıkça satış bedelinin davacının iddia ettiği gibi 54 Milyon TL değil- 40 Milyon TL olduğunun belirtildiğini, 28.09.2022 tarih ve ... yevmiye no'lu hisse devir sözleşmesinde taşınmazlar veya araçlarla ilgili bir hüküm konulmamasının sebebinin tarafların nihai anlaşmalarının bu yönde olması olduğunu, Davalı ...'in şirket hisse devir bedelini tamamen ödediğini, davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, davacının dilekçesinin hiçbir yerinde şirket hisse bedellerinin kendisine ödenmediği yönünde bir beyanı olmadığını, müvekkilinin geçersiz hale gelen teminat senetlerini davacıdan geri istediğini, davacının ise hiçbir dayanağı ve karşılığı bulunmayan teminat senetlerini geri vermeyip, geçersiz oldukları için yırttığını söylediğini, aradan uzunca bir zaman geçtikten sonra davacının yetkililerinin müvekkili ile temasa geçerek, taşınmaz ve araçları satın almak istediklerini ilettiklerini, davalının resmi noter hisse devir sözleşmesi karşısında bu talebi kabul etmediğini, bunun üzerine bu kişiler dayanaksız gerekçelerle ve kendilerince müvekkilin kamuoyundaki itibarını zedelemek bunun üzerine bu kişiler dayanaksız gerekçelerle ve kendilerince müvekkilin kamuoyundaki itibarını zedelemek amacıyla hakkında birbiriyle ilgisiz pek çok suçtan dolayı Savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını, savcılığın verdiği 11/12/2023 tarihli takipsizlik kararı sonucu bu yoldan başarılı olamayacağını anlayan davacının bu sefer elinde tuttuğu teminat senetlerini sahte şekilde düzenleyip, eksik unsurları tamamlayarak 25/12/2023 ve 10/01/2024 tarihlerinde İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. ve İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyalarından toplam 30.565.109,59 TL üzerinden derdest davadaki vekilleri aracılığıyla kambiyo senedi takibine geçtiğini, davalının haciz baskısı altında takip dosyalarına ödeme yapmak zorunda kaldığını, savcılık dosyasından takipsizlik kararıyla haberdar olunduğunu, soruşturma dosyası incelendiğinde davacının suç duyurusu dilekçesinin ekinde teminat senetlerini keşide tarihi olmaksızın delil olarak sunduğunun, daha sonradan bu senetleri tahrif ederek ve keşide tarihi ekleyerek geçerli bir senet haline getirmeye çalıştığının ve icra takibine konu ettiğinin net olarak anlaşıldığını, Davacının yegâne delilinin fotokopiden ibaret “...” başlıklı, İngilizce bir iyi niyet mektubu olduğunu, yazı altında imzası görünen ...'in böyle bir belgeyi imzalayarak karşı tarafa teslim ettiğini hatırlamadığını, dava dosyasına belgenin aslının veya aslı gibidir onaylı suretinin sunulmamasının belgenin varlığı konusundaki endişelerini arttırdığını, davacının bu fotokopi belgenin ne yeminli ne de yeminsiz Türkçe tercümesini dosyaya sunmadığını, davaya cevap dilekçesinde bahsi geçen İngilizce belgenin yeminli tercümesinin taraflarınca dosyaya sunulduğunu, 18/04/2024 tarihli tedbire itiraz mürafaasına katılan davacı vekilinin evrakın yeminli tercümesi konusunda bir itirazda bulunmadığını, ekte bir kez daha yeminli tercümesini sundukları “...” belge incelendiğinde görüleceği gibi; ortada gayrimenkullerin ya da araçların devir yükümlülüğü sonucunu doğuracak hukuken geçerli ve sonuç bağlanabilir bir taahhüt veya sözleşme olmadığını, bir an için dayanılan belgeye geçerlilik tanınsa bile bu devrin davacının iddia ettiği gibi karşılıksız değil, bedel karşılığında yapılması gerektiğini, bir an için dayanılan belgeye geçerlilik tanınsa ve mülkiyeti devir borcu getirdiği kabul bile davacının talep hakkı, eş söyleyişle aktif dava ehliyeti bulunmadığını, sözleşmede ... LİMİTED ŞİRKETİ'ne taşınmaz ve araçların devrinden bahsedilirken davayı açanın ... isimli gerçek kişi olduğunu, Dayanak belgenin içeriğine hiç girmeden önce, bahsi geçen taahhüdün resmi şekilde düzenlenmediğinin, adi yazılı belge olduğunun tartışması olduğunu, Türk Hukukunda taşınmazların veya motorlu taşıtların devrinin ya da devir taahhüdünün resmi şekilde yapılmasının geçerlilik şekli olduğunu, Davacının dava dilekçesinin muhtelif yerlerinde şirket hisse bedeli için ödenen tutara dava konusu varlıkların dahil edilmediğinden, bunların sonradan iade edileceğinin kararlaştırıldığından bahsettiğini, oysa davacının dayanmaya çalıştığı “...” isimli belge incelendiğinde görüleceği üzere ücretsiz bir iade veya devirden değil, belirlenen fiyat üzerinden satıştan bahsedildiğini, belgede “2.Şirket'e ait aşağıda listelenen araçlar KDV dahil toplam 9.100.000,- TL (dokuz milyon yüz bin Türk Lirası) bedelle ... Anonim Şirketi'ne fatura karşılığında satılacak ve devredilecektir. 3. Şirket'in mülkiyetinde bulunan aşağıda listelenen taşınmazlar KDV dahil toplam 17.900.000 TL (on yedi milyon dokuz yüz bin Türk Lirası) bedelle ... Anonim Şirketi'ne satılacak ve devredilecektir. Taşınmazın satışına ilişkin sözleşme Noter huzurunda imzalanacaktır.” denildiğini, davacının bedelsiz devir yapılacağı iddiasının altında yatan niyetin, müvekkilini hakkını kötüye kullanıyor gibi göstermek ve bu surette devir veya devir taahhüdü için aranan geçerlilik koşulu olan resmi şekli bertaraf etmenin kapısını aralamak olduğunu, Bir an için devrin bedelsiz olacağı iddiası kabul edilse bile davacının teminat senetlerini icraya koyarak dava konusu taşınmaz ve araçlar için belirlenen tutarları tahsil ettiğini, devre konu farazi sözleşmeden dönerek bedellerini talep ettiğini, ortada bir devir taahhüdü olmamakla birlikte davacının tutumu TBK 125/2 maddesindeki borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini istemek şeklinde yorumlanabileceğini, davacının kafasında taşınmaz ve araçlar için biçtiği bedeli hukuka aykırı şekilde tahsil ettikten sonra şimdi bir de mülkiyetlerin kendisine devredilmesini istediğini, “...” isimli belge incelendiğinde bu belgenin noterdeki hisse devrinden önce düzenlendiği ve tarafların bağlayıcı olmasından çok, gelecekte yapılacak işleri planladığı niyet mektubu şeklinde kalem alındığının görüldüğünü, bunun en açık göstergesinin 3. maddedeki “taşınmazın satışına ilişkin sözleşme Noter huzurunda imzalanacaktır.” anlaşmanın noterde düzenlenecek hisse devri sırasında yapılacağına yönelik ifade olduğunu, 28.09.2022 tarihinde noterde imzalanan sözleşmenin tarafların müzakereler sonucu ulaştıkları en son mutabakatı ortaya koyduğunu ve tarih itibariyle her hâlükârda son belge olduğunu, sözleşmenin İngilizce ve Türkçe şeklinde iki dille hazırlanması karşısında davacının içeriğini bilmediği, yanıltıldığı iddiasının gülünç olduğunu, taraflar eğer gerçekten taşınmaz ve araç devirlerini hedeflemişse kendilerinden beklenenin tıpkı davacının dayandığı “Ündertaking for post-closing issues” belgesinde belirtildiği şekilde noterde düzenlenen sözleşmeye bu yükümlüğü koymaları olacağını, ancak resmi şekilde yapılan hisse devir sözleşmesinde bu yönde bir hüküm olmadığını ileri sürmüştür.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep; davacı ile davalı ... arasında yapılan davalı şirket hisselerinin tamamının davalı ...'e devri sözleşmesine, şirkete ait ... Plaka numaralı ..., ... Plakalı ..., ... Plakalı ... ve ... Plakalı ... plakalı) araçlar ile İstanbul İli, Beykoz İlçesi, ... Mevkii, ... Cad. ... Pafta, ... Ada ... ve İstanbul İli, Beykoz İlkçesi, ... Mevkii, ... Cad. ... Pafta, ... Ada ... Parsel numaralı taşınmazların dahil olmadığı, bu araç ve taşınmazların hisse devri sonrasında davacıya bedelsiz iade edileceği hususunda anlaşma sağlandığı, ancak davalı İlkem'in davacının iradesini hile yolu ile sakatlayarak hisse devrini gerçekleştirmesi akabinde bu araç ve taşınmazların davacıya devri taahhüdünü yerine getirmediği iddiası ile ve araç ve taşınmazların davacı adına tescili istemi ile açılan davada, dava konusu araç ve taşınmazlar üzerine üçüncü kişilere devrin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir konulması istemine ilişkindir. Mahkemece 08/03/2014 tarihli ara karar ile dava konusu araç ve taşınmazların davalı şirket adına kayıtlı olmaları halinde 50.000,00-TL teminat mukabilinde üçüncü kişilere devrinin önlenmesine dair tedbir kararı verilmiş, 13/03/2014 tarihli ara karar ile tedbir kararı dava konusu araç ve taşınmazların davalı ... ve davalı şirket adına kayıtlı olmaları halinde üzerlerine tedbir konulmasına şeklinde düzeltilmiştir. Davalı tarafından cevap dilekçesi ile tedbire yapılan itiraz duruşmalı olarak incelenmiş, 18/04/2024 tarihli ara karar ile tedbire itirazın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesine göre mevcut durumda meydana gelecek bir değişme nedeniyle gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında tedbir kararı verilebilir. 6100 sayılı HMK'nın 390. maddesine göre de: Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.Davacı yan dava dilekçesi ekinde bila tarihli “...” başlıklı ingilizce belge fotokopisini dosyaya sunmuş, mahkemenin tedbire ilişkin ara karar ve itirazın reddine ilişkin ara karar tarihinden sonra dosyaya bu belgenin aslını ve yeminli tercümesini ibraz etmiş, davalı yan cevap dilekçesi ekinde davacı tarafından dosyaya sunulan fotokopi belgenin yeminli tercümesini, Beşiktaş ... Noterliği'nin ... yevmiye nolu 28/09/2022 tarihli Türkçe ve İngilizce dillerinde hazırlanmış hisse devir sözleşmesi örneğini, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas ve İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı kambiyo takibi dosyaları ile bu dosyalardaki tahsilat makbuzlarını dosyaya sunmuştur. Mahkemece İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2023/285777 Soruşturma numaralı dosyası ve verilen takipsizlik kararı, davalı şirketin sicil kayıtları ile davalı tarafından dosyaya örneği sunulan hisse devir sözleşmesinin aslı celbedilmiştir. Somut olayda; dosyaya mübrez deliller ve tüm dosya kapsamına göre; HMK'nun 389 maddesi uyarınca mevcut durumda meydana gelecek bir değişme nedeniyle gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde ihtiyati tedbir kararı verilebilmesinin ön koşulunun, davacının iddiasının esasını yaklaşık düzeyde ispat etmesi olduğu, davacı tarafından ileri sürülen, taraflar arasındaki 22/09/2018 tarihli hisse devir sözleşmesinin kapsamında davalı şirkete ait dava konusu araçlar ile taşınmazların dahil olmadıkları, bu araç ve taşınmazların hisse devri akabinde davacıya bedelsiz devredilecekleri davacı hususunda tarafların anlaştıkları, davalı ...'in davacının iradesini hile yolu ile sakatladığı ve hisse devri sözleşmesinin yapıldığı, davacının paylarını davalı ...'e devrettiği, ancak davacıya bedelsiz iade edilmek üzere şirket üzerinde bırakılan dava konusu taşınmaz ve araçlara ilişkin taahhüdün yerine getirilmediği yönündeki iddialarının esası bakımından yaklaşık ispat koşulunun bu aşamada oluşmadığı, davalı yanın bu yöndeki istinaf sebebinin yerinde olduğu anlaşılmıştır. Yapılan bu saptamalar karşısında mahkemece ihtiyati tedbire yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur. Sonuç itibariyle davalı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin 18/04/2024 tarihli itirazın reddine ilişkin kararının kaldırılmasına, dairemizce yeniden hüküm kurularak, davalı yanın ihtiyati tedbire itirazının kabulü ile ilk derece mahkemesinin 08/03/2014 ve 13/03/2014 tarihli ihtiyati tedbir kararlarının kaldırılmasına karar vermek gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İhtiyati tedbire itiraz edenlerin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/04/2024 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2024/173 Esas sayılı ara kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; 2-Davalı yanın ihtiyati tedbire itirazının kabulü ile ilk derece mahkemesinin 2024/173 Esas sayılı dosyada verilen 08/03/2014 ve 13/03/2014 tarihli ihtiyati tedbir kararlarının KALDIRILMASINA,
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 3-Yasa gereği ihtiyati tedbire itiraz yönünden harç alınmasına yer olmadığına, 4-İhtiyati tedbire itiraz edenler tarafından herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu aşamada karar verilmesine yer olmadığına, 5-İhtiyati tedbir talep eden tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
İSTİNAF YÖNÜNDEN: 6-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harçlarının ihtiyati tedbire itiraz edenlere iadesine, 7-İhtiyati tedbire itiraz edenler tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının ihtiyati tedir talep edenden alınarak ihtiyati tedbire itiraz edenlere verilmesine, 8-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 9-Dava dosyası dairemize UYAP sistemi üzerinden elektronik dosya olarak gönderildiğinden, ilk derece mahkemesine UYAP sistemi üzerinden iade edilmesine, 10-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 28/06/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:37:09