İstanbul BAM 13. HD 2023/1837 E. 2023/2032 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2023/1837
2023/2032
21 Aralık 2023
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1837
KARAR NO: 2023/2032
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARI VEREN
MAHKEME: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 17/07/2023
DOSYA NUMARASI: 2022/665 Esas - 2023/613 Karar
DAVA: İTİRAZIN İPTALİ (Ticari Hizmet Personel Servis Taşıma İşinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 21/12/2023
İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil firmanın personel taşıma işi yaptığını, davalı tarafta oluşan 207.645,00 TL borcun ödenmediğini, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası kapsamında takip başlatıldığını, borca haksız ve kötü niyetli olarak itiraz edildiğini, icra takibinin durdurduğunu, Arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığını belirterek, itirazın iptali ile likit alacağa kötü niyet ile itiraz edip takibin durdurulması nedeniyle takip konusu alacağın % 20’ından az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalının davaya cevap vermediği anlaşılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 17/07/2023 tarih ve 2022/665 Esas - 2023/613 Karar sayılı kararı ile; "Dava; ticari hizmet satım ilişkisine dayalı cari hesap borcunun ödenmemesi üzerine alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. İtirazın iptali davalarının 2004 sayılı İİK’nın 67/1. fıkrası gereğince Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Davacının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile 06/07/2022 tarihinde, davacı aleyhine, cari hesap ekstresine dayanarak, 207.645,00.-TL asıl alacak üzerinden ilamsız icra takibi başlattığı, (Örnek No:7) ödeme emrinin borçlu/davalıya 20/07/2022 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun 20/07/2022 tarihinde hiçbir borcu olmadığını, borcun tamamına ve faize itiraz ettiğini belirterek takibi durdurduğu, itiraz dilekçesinin davacı/alacaklı vekiline tebliğ edildiğine dair belgeye rastlanmadığı, davacının da 23/09/2022 tarihinde 1 yıllık yasal hak düşürücü süre içinde 207.645,00.-TL asıl alacak üzerinden huzurdaki itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmaktadır. Davalı davaya cevap vermediğinden, taraflar arasında uzlaşılan bir nokta bulunmamaktadır. Çözümlenmesi gereken sorun, davacının dava ve icra takibine konu ettiği cari hesaba ait faturalar içeriğindeki hizmeti davalıya teslim edip etmediği, teslim etmiş ise alacağının miktarının ne olduğu noktasında toplanmaktadır. Tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller, icra dosyası ile tüm dosya kapsamı ile beraber yapılan yargılama sonunda; Taraf defterleri üzerinde inceleme yapmaya ihtiyaç bulunduğundan ve bu iş uzmanlık gerektirdiğinden, bilirkişi incelemesi için defter ve belgelerin ibrazı için 27.02.2023 tarihli celsede gün verilmiş, her iki taraf ta defter ve belgelerini ibraz etmemiştir. Her ne kadar davacı vekili yerinde inceleme talep etmiş ise de; inceleme gününün 04.04.2023 olduğu, dilekçenin ise 25.05.2023 tarihinde inceleme gününden çok sonra verilmesi nedeniyle geçmişe yönelik olarak değerlendirilemeyeceği, bu talebin inceleme gününden önce yapılması gerektiği, bu hususların ara kararda açıkça anlatılıp ihtaratların yapıldığı, bu haliyle davalı açısından usuli kazanılmış hak oluştuğu kabul edilerek, davacının davasını ispatlayamadığından davanın reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki hüküm kurulmuştur. " gerekçeleri ile; " Davanın ispatlanamadığından REDDİNE, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkil firmanın, davalı taraftan alacaklı olduğunu, müvekkil firmanın personel taşıma işi yapmakta olup davalı tarafta oluşan 207.645,00 TL alacağının davalı tarafından ödenmemiş olduğunu, müvekkil firmanın alacağı ödenmeyince davalı aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası kapsamında takip başlatılmış olduğunu, davalı/ borçlu tarafın ilgili icra dosyasında yasal bir gerekçe ve alacağın olmadığına dair İİK 68 normlarına uygun bir belge ve kanıt olmadan haksız ve kötü niyetli olarak borca itiraz ederek icra takibini durdurduğunu ve müvekkilin alacağını tahsil etmesini engellediğini, kendileri tarafından Hukuk Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk için başvuru yapıldığını, yapılan görüşmelerde müvekkilin alacağının ödenmesi konusunda uzlaşma sağlanamadığından Arabuluculuk anlaşmama Son Tutanağının imzalanmış olduğunu, ilgili arabuluculuk anlaşmama son tutanağının yerel mahkeme dava dosyasında mevcut olduğunu, müvekkilin alacağını alabilmesi için yerel mahkemede dava açıldığını, davanın yerel mahkemece HMK ve Yerleşik Yargıtay kararlarına aykırı olarak usulden reddedildiğini, yerel mahkemece verilen hukuka aykırı kararı istinaf etme zarureti hasıl olduğunu,Yerel mahkemede görülmekte olan davanın 27.02.2023 tarihli duruşmasında verilen ara kararda ''Tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde mali müşavir ... aracılığıyla 07.04.2023 günü saat 14.00 de Mahkememiz duruşma salonunda bilirkişi incelemesi yapılmasına,bilirkişiye emek ve mesaisi için 2.000 TL ücet takdirine,bilirkişi ücretini mahkememiz veznesine yatırmak üzere davacı tarafa iki hafta süre verilmesine, Davacı tarafından yerinde inceleme yetkisi talep edilmesi halinde bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilmesine,yerinde inceleme nedeniyle ek olarak 500 TL ücret takdirine ...Davacının uhdesinde bulunan defter ve kayıtlarını inceleme gün ve saatinde hazır etmesi için ihtarat yapılmasına (ihtrarat yapıldı),davacı şirkete ait defter ve kayıtların HMK 220-222 maddesi uyarınca belirtilen inceleme gün ve saatinde ibraz edilmez veya kabul edilebilir bir mazaret gösterilmez yada belgenin elinde bulunduğunu inkar edip inkar edip teklif edilen yemini kabul veya icra etmez ise şirketin defter ve kayıtları ile ilgili olarak gerekirse davalının beyanlarına itibar olunacağının davacı vekiline bildirilmesine'' şeklinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş olduğunu, yerel mahkemece verilen ara karar doğrultusunda davanın ispatlanamadığından reddine ilişkin karar verilmesinin HMK ve süreklilik kazanmış Yargıtay karar ve içtihatlarına aykırı olduğundan hatalı ve eksik olup hukuka aykırı olduğunu, şöyle ki yerel mahkemece verilen ara kararda " bilirkişi ücretini mahkememiz veznesine yatırmak üzere davacı tarafa iki hafta süre verilmesine " şeklinde bir ibare kullanılmış olduğunu, yerel mahkemece sürenin kesin olduğu belirtilmeksizin ara karar oluşturulduğunu, bu sebeple mahkemece kesin olduğu belirtilmeyen süreden sonra yerinde inceleme taleplerinin celse arasında sunulmasına rağmen kabul görmediğini ve davanın hukuka aykırı olarak reddedildiğini, yerel mahkemece verilen kararın HMK 94.cü maddesine de uygun olmadığını, HMK MADDE 94- (1) Kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Yargıtay’ın Kesin süreye ilişkin yaklaşımının aşağıdaki gibi olduğunu, ilke olarak hâkimin ara kararda verdiği sürenin kesin olduğu açıkça belirtmesi gerektiğini, verilen sürenin kesin olduğunun ara kararda açıkça belirtilmemesi halinde kesin süreye ilişkin sonuçlar doğmayacağını, ayrıca kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için mahkemece verilen kararın usule uygun olduğu düşünülse bile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/3179 Esas- 2021/806 Esas ve 22.06.2021 tarihli İçtihadın da : ''Kesin Süre; Usulüne Uygun Verilmiş Olsa Bile; Yargılamanın Uzamasına Sebep Olmadıkça Hak Kaybı Yaşatamaz yönünde karar vermiştir.Aynı kararda: Hâkimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hâkim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, HMK’nın 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir (HMK m. 94/2; HUMK m. 163) denilmekte olduğunu, Yukarıda da belirtildiği üzere ilke olarak hâkimin verdiği sürenin kesin olmadığını, kesinlik için şu iki durumdan birinin varlığının zorunlu olduğunu, ilk hâlin, hâkimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hâkimin verdiği ikinci sürenin kesin olması, bu kesinliğin yasadan kaynaklanması olduğunu (HMK 94/2; HUMK m. 163, c. 4), bu hâlde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş ve ihtar edilmemiş olsa dahi sonucun değişmeyeceğini, ikinci hâlin ise, yasaya göre hâkimin, tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar verebilmesi olduğunu (HMK m. 94; HUMK m. 163/3 c. 3;), ancak böyle bir durumda kesin sürenin hukukî sonuç doğurabilmesi için buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının da ilgili tarafa ihtar edilmiş olması gerekeceğini, öte yandan HMK’nın 94. maddesi ile HUMK’nın 163. maddesi uyarınca mahkemece kesin süreye ilişkin ara kararda; yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her bir iş için ne miktar ücret yatırılacağının hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması, özellikle tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukukî sonucun açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut delillere göre karar verilip, gerektiğinde ret kararı verilebileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği hususlarının her türlü duraksamadan uzak olduğunu, bazı hâllerde kesin sürenin kaçırılmasının, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmakta olduğunu, böyle bir durumda geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını ve uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralının, kanunun amacına uygun olarak kullanılması, davanın reddi için bir araç sayılmaması gerektiğini, buradan hareketle kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini, mahkemelerin gerek maddi hukuka ve gerekse usul hukukuna ilişkin hak düşürücü ara kararlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması ve sonuçlarının, sıfatı ne olursa olsun ilgilisine bildirilmesi durumlarının zorunlu olduğunu, nitekim Hukuk Genel Kurulu' nun 13.10.2010 tarihli ve 2010/17-510 E., 2010/485 K.; 08.06.2011 tarihli ve 2011/7-353 E., 2011/387 K.; 28.03.2012 tarihli ve 2012/19-55 E., 2012/249 K.; 30.01.2013 tarihli ve 2012/19-671 E., 2013/151 K.; 18.02.2021 tarihli ve 2017/4-1462 E., 2021/104 K. sayılı kararlarında da bu hususlara değinildiğini, tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki davanın, davalıya yapılan yersiz ödemenin tahsili istemine ilişkin olup mahkemece verilen ara kararla bilirkişi masrafının yatırılması için verilen kesin süreye davacı tarafından uyulmaması, tayin edilen kesin süreden sonra fakat talik edilen duruşma tarihinden önce belirtilen ücret yatırılmışsa da talik edilen duruşmada başkaca inceleme yapılmaksızın iddianın kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiğini, çözümlenmesi için öncelikle Mahkemece verilen kesin sürenin usulüne uygun olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini, eş söyleyişle, davacıya verilen kesin sürenin HMK’nın 94. maddesi ile yargısal uygulamada öngörülen şartları taşımadığından hukukî bir sonuç doğurmayacağını, o hâlde, Mahkemece yukarıda açıklandığı şekilde HMK’nın 94. maddesinde belirtildiği gibi usulüne uygun olarak bilirkişi incelemesi amacıyla ara karar kurulup, müteakip işlemler de tamamlanmak suretiyle varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, usulüne uygun olmayan kesin süreye sonuç bağlamak suretiyle davanın ispatlanamadığından bahisle reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğunu, hâl böyle olunca direnme kararının açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerektiğini, Yerel mahkemece verilen ara kararı sonrası müvekkil tarafından iki haftalık sürede 2.000 TL bilirkişi ücretinin yatırılmış olduğunu, makbuzun dava dosyasının içinde mevcut olduğunu, yerel mahkemece verilen ara kararda bilirkişi ücretinin yatırılması için iki haftalık süre verildiğini, aynı ara kararında tarafların ticari defterlerini ibrazı için herhangi bir süre verilmediğini, ticari defterlerin ibrazı ile ilgili olarak ara kararında sadece (Davacının uhdesinde bulunan defter ve kayıtlarını inceleme gün ve saatinde hazır etmesi için ihtarat yapılmasına (ihtrarat yapıldı),davacı şirkete ait defter ve kayıtların HMK 220-222 maddesi uyarınca belirtilen inceleme gün ve saatinde ibraz edilmez veya kabul edilebilir bir mazaret gösterilmez yada belgenin elinde bulunduğunu inkar edip inkar edip teklif edilen yemini kabul veya icra etmez ise şirketin defter ve kayıtları ile ilgili olarak gerekirse davalının beyanlarına itibar olunacağının davacı vekiline bildirilmesine) şeklinde karar oluşturulmuş olduğunu, defter ibrazı ile ilgili iki haftalık sürede ibraz ya da yerel mahkemece verilen kesin bir süre söz konusu olmadığını, kendileri tarafından ara kararından sonra süresinde bilirkişi ücretinin yatırıldığını ve celse atlanmadan 500 TL ek ödeme yapılarak yerinde inceleme de talep edildiğini, ayrıca yerel mahkemece bilirkişi ücreti yatırılması için verilen sürenin hukuka aykırı olduğunu, şöyle ki yerel mahkemece verilen iki haftalık sürenin kesin olduğu belirtilmediği gibi iki haftalık süreye uyulmaması halinde süreye uymamanın sonuçları açıklanmadığı gibi verilen süreye uyulmaması halinde davanın reddine karar verileceğinin de belirtilmediğini, bu durumun hukuka aykırı olduğunu, -Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2013/9-651, K. 2014/202 ve 05.03.2014 tarihli İçtihadında:'' Öte yandan, mülga 1086 sayılı HUMK'nun 163. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nun 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. -Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/16929 Esas ve 2019/7138 Karar sayılı kararında :''Kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir şekilde duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması,taraflara yüklenen yükümlülüklerin açıklaması gereklidir.Ara kararda davanın ret edileceği hususu ihtar edilmezse dava ret edilmez.'' yönünde karar verdiğini, - Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin E. 2012/4512, K. 2013/3907 ve 17.6.2013 tarihli kararının; '' KESİN SÜRE ( Verilmesine Dair Ara Kararın Her Türlü Yanlış Anlaşılmayı Önleyecek Biçimde Kurulması Gerektiği/İtirazın İptali/Ara Kararın Koşula Bağlanmış Olmasıyla Kendisine Süre Verilen Tarafın Kesin Süre Konusunda Tereddüde Düşürüldüğü - Verilen Kesin Süre İçerisinde Bilirkişi Ücretinin Yatırılmadığından Bahisle Bu Delilden Vazgeçildiğinin Kabulüyle Kanıtlanamayan Davanın Reddinin Doğru Olmadığı'' şeklinde olduğunu, Müvekkil tarafından yargılamanın uzamasına kesinlikle sebebiyet verilmediğini, müvekkilin ara karar sonrasında iki haftalık süre içerisinde 2.000 TL bilirkişi ücretini yatırdığını, bir sonraki duruşma günü gelmeden ve celse atlanmadan müvekkil tarafından ara kararda belirtildiği gibi yerinde inceleme talep edildiğini, talep günü 500 TL ek ödeme de yaptığını, buna rağmen mahkemenin davayı usulden reddettiğini, Yargıtay 11. H.D.'nin 2021/1326 Esas, 2022/3365 Karar ve 25.4.2022 tarihli İçtihadının: ''Somut olayda, mahkemece, 09.10.2019 tarihli celsede Dairemizin bozma ilamı kapsamında bilirkişi raporu alınmak üzere belirlenen bilirkişi ücretinin yatırılması için davacı vekiline 2 haftalık kesin süre verilmiş, davacı vekilince de 2 haftalık kesin süre sonrasında 23.01.2020 tarihinde gider avansı yatırılmıştır. Her ne kadar davacı vekilince kesin süre bittikten sonra masraf yatırılmış ise de, masrafın kesin sürenin verildiği celse ile bir sonraki celse arasında yatırılmış olması nedeniyle davacı vekilince celse atlanmasına ve yargılamanın uzamasına sebebiyet verilmediğinden mahkemece, kesin süre içinde bilirkişi masrafının yatırılmadığı gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş, kararın temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir. Kararda davacı taraf mahkemece verilen kesin süreden yaklaşık 3 ay sonra bilirkişi ücretini yatırdığı anlaşılmaktadır. " şeklinde olduğunu, buna rağmen celse atlanması olmadığından Yargıtay'ın mahkeme kararını bozduğunu, Davalı tarafın davaya yasal süresi içinde cevap vermediğini, duruşmalara katılmadığını ve inceleme günü ticari defterlerini de ibraz etmediğini, tacir olan davalı taraf ticari defterlerini ibraz etmediğinden müvekkilinin alacak talebini de kabul ettiğini, mahkemenin bu hususta da hukuka ve uygulamalara aykırı karar verdiğini beyanla; Açıklanan nedenlerle; Öncelikle istinaf dava başvurularının kabulü ile İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/665 E. - 2023/613 K. sayılı hukuka aykırı kararın ortadan kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacı tarafından davalıya dava ve icra takibi dayanağı cari hesaba konu personel taşıma hizmeti verildiği ve cari hesap alacağının ödenmediği iddiası ile alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali talebine ilişkindir. Mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta; Mahkemece 27/02/2023 tarihli davacı vekilinin hazır olduğu, davalının hazır olmadığı ön inceleme duruşmasında tarafların defter ve belgelerinin mali müşavir bilirkişisi aracılığı ile 07/04/2023 tarihi saat 14:00'da Mahkeme duruşma salonunda incelenmesine, mali müşavire 2.000,00 TL ücret takdirine ve bilirkişi ücretinin davacı vekili tarafından yatırılması için iki hafta süre verilmesine, yerinde inceleme talep edilmesi halinde bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilmesine ve yerinde inceleme halinde 500,00 TL ek ücret takdirine karar verilmiş ve yeni duruşma günü 17/07/2023 tarihine bırakılmıştır. Ön inceleme duruşma tutanağı davalıya tebliğ edilmiştir. Davacı vekili tarafından 2.000,00 TL bilirkişi ücreti süresinde 01/03/2023 tarihinde yatırılmış, ancak defter ve belgeleri Mahkeme duruşma salonunda hazır edilmemiştir. Davacı vekili tarafından 25/05/2023 tarihli dilekçe ile defter ve belgelerin bulunduğu adres belirtilmek suretiyle defter ve belgelerin yerinde incelenmesi talep edilmiş ve aynı tarihte 500,00 TL ek bilirkişi ücreti yatırılmıştır. Ancak Mahkemece yerinde inceleme talebinin defter ve belge inceleme günü olan 07/04/2023 tarihinden önce yapılması gerekmesine rağmen bu tarihten sonra yapıldığı gerekçesi ile ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Ancak defter ve belge inceleme gününün tayin edildiği duruşma ara kararında davacı tarafından yerinde inceleme talebinin hangi tarihe kadar yapılacağı, ek bilirkişi ücretinin hangi süre içerisinde yatırılacağı ve yapılmaması/yatırılmaması halinde sonuçları kesin bir şekilde belirtilmediği gibi, davacı vekili tarafından bir sonraki duruşma gününden önce celse kaybına ve yargılamanın uzamasına sebebiyet vermeksizin yerinde inceleme talebinde bulunulmuş ve ek bilirkişi ücreti yatırılmıştır. Bu sebeple Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamış ve davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmüştür. Açıklanan nedenlerle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, tarafların ba-bs formlarının celbedilerek, tarafların defter ve belgelerinin incelenip, dayandıkları tüm delillerin toplanmak suretiyle oluşacak sonuca göre karar verilmek üzere dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/07/2023 tarih ve 2022/665 Esas - 2023/613 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 3-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 4-Artan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran tarafa iadesine, 5-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 21/12/2023 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:54:15