SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 13. HD 2021/1385 E. 2023/1971 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2021/1385

Karar No

2023/1971

Karar Tarihi

14 Aralık 2023

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/1385 Esas

KARAR NO: 2023/1971 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI: 2015/475 Esas - 2021/359 Karar

TARİHİ: 27/04/2021

DAVA: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ: 14/12/2023

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Müvekkili petrol ürünlerinin depolanması ile toptan ve perakende satışının yanı sıra, madeni yağ ve jet yakıtı ikmali alanlarında faaliyet göstermekte olduğunu, anlaşma sağladığı bayiler aracılığı ile belirtilen ürünleri alıcılara temin etmekte olan bir özel hukuk tüzel kişisi olduğunu, müvekkili şirket ..., EPDK'dan almış olduğu dağıtım lisansı ile faaliyetlerini sürdürmekte olduğunu, bu faaliyeti ağırlıklı olarak özel hukuk tüzel kişisi olan üçüncü kişilerle kurulan bayilikler aracılığı ile devam etmekte olduğunu, ... bu amaçlar doğrultusunda, bayi konumunda olan davalı şirket ile 13/02/2005 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere, "Bayilik Anlaşması" akdedildiğini, bayilik anlaşması gereğince ..., akaryakıt satış yeri ve müştemilatının bayiliğini davalı yana tevdii ederken davalı bayi, söz konusu taşınmaz ve müştemilatında bayilik süresince münhasıran ...'den ve ...'nin yazılı olarak belirleyeceği yerden satın alacağı akaryakıt, madeni yağlar ve ... tarafından belirtilecek diğer mallar, evsafını değiştirmeden batmayı, bulundurmayı ve teşhir etmeyi kabul ve taahhüt etmiş bulunmakta olduğunu, sözleşmesel ilişki kapsamında müvekkili ..., bayisi olan ve kendi ad ve hesabına ürün satışı yapan davalı yanca işletilen, tapuda ... İli, ... İlçesi, ... pafta, ... ada, ... parselde kurulu akarkayıt istasyonuna müvekkili ... tarafından 28/05/2005 tarihinde yapılan ikmal sonucunda, davalının işletici olma kontrol ve denetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve ayaryakıt stok sayımlarını zamanında ve eksiksiz olarak gerçekleştirmemesi, sözleşmesel yükümlülüklere uygun davranmaması nedenleri ile akarkayıt sızıntısı yaşandığını ve çevre kirliliğinin ortaya çıktığını, bu sızıntı nedeni ile davalı yanın sigortalısı olduğu ... A.Ş. tarafından, davalıya ödediği ifade edilen 134.983-TL tutarındaki teminat için müvekkili ... aleyhine rücu davası açıldığını ve anılan davanın yargılaması sırasında alınan, kusur raporuna göre davalıya %60 oranında müterafik kusur izafe edildiğini, söz konusu kusur oranı yargılamanın yapıldığı Kadıköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin gerekçeli kararına da aynen yansıdığını ve kararın kesinleştiğini, söz konusu sızıntı, davalı tarafından işletilmekte olan istasyona komşu ticarethaneye tesil ederek bu işyerinin zemin ve bodrum katının bu nedenle kullanılamaz hale geldiği savına konu olduğunu, davalı tarafından işletilmete olan akarkayıt istasyonunun bitişindiği ticari faaliyet gösteren ... Ltd. Şti. tarafından söz konusu sızıntı nedeniyle uğradıkları ifade olunan zararın tazmini amacıyla müvekkili ... aleyhine tazminat davası açıldığını, yapılan yargılama sonucunda mahkeme davanın kısmen kabulü ile 291.315,10-TL'nin müvekkili ...'den alınarak ... ödenmesine karar verdiğini, anılan İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının ... tarafından ilamlı takibe konu edilmesi sonucunda müvekkili ... tarafından icra dosyasına toplamda 939.285,94-TL ödeme yapıldığını, bunun yanı sıra, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi kararı uyarınca müvekkili ... tarafından 16/01/2015 tarihinde İstanbul Rıhtım Vergi Dairesi Başkanlığına 20.206,48-TL tutarında karar ilam harcı ödendiğini, işbu dava ile davalının, dava nedeni ile ödenilem zorunda kalan feriler için sorumluluğuna gidilmesi zorunluluğunun doğduğunu, buna karşı zarardan davalının sorumlu olduğu tutarın belirlenmesi, kusur ve ek bir hesap incelemesi gerektirebileceğinden işbu dava 6100 sayılı HMK'nın 109. maddesi uyarınca kısmi dava olarak açıldığını, açıklanan nedenlerle, fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydıyla 10.000-TL'nin ödeme tarihi olan 08/01/2015 tarihinden itibaren işletilecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak ödenmesi, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ile dava ettiği görüldü. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, dava dilekçesinde bahsi geçen ve ilk defa bu dava sebebi ile öğrenilen dayanak dava yargılama ve icra sürekleri bugüne kadar kesinlekle müvekkili şirkete ihbar edilmediğini, 10 yılı aşkın bir süre önce meydana geldiği iddia olunan zararın müvekkili şirket de hiçbir ilgi, irtibat ve illiyet bağı da söz konusu olmadığını, müvekkili şirketin hiçbir fiil katılımının bulunmadığını, 28/05/2005 tarihli ve takriben 22.00 saatlerindeki dolum sırasında, bizzat davacı "... nakliyecisi" tarafından getirilen ve yine bizzat "... çalışan ..." isimli kişi tarafından gerçekleştirilen akarkayıt ikmalinden bir gün sonra müvekkili şirketin stoklarında bulunması gereken gerçekleştirilen akarkayıt benzininin mevcut olmadığının anlaşıldığını, müvekkili şirket tarafından inceleme kamera kayıtlarına göre, 20.000-TL hacimli 4 nolu tankta 13.917 litre kurşunsuz benzin olmasına rağmen 4 nolu tanka sırasıyla 7.000 litre, 4.400 litre ve 4.000 litre ikmal yapılmış gibi hortum değiştirildiğinin tespit edildiğini, bu kadar kısa süreler içerisinde bu hacimde bir akarkayıt ikmalinin fiilen imkansız olması nedeniyle durum derhal ...'ye ihbar edildiğini, çalışanın görünüşte ikmal yaptığı izlenimi konusunda mutabakata varıldığını ve ... tarafından bu hususta iç denetim mekanizmaları devreye giderek müvekkili şirket işletmesi yaklaşık 2 ay boyunca kapatılarak istasyona adete el koyulduğunu, keza yine bizzat davacı tarafça tanzim ve imza edilen 03/06/2005 tarihli yazı ile ; "...yapılan test ve bakımlar estasında tanklar ve mal hatlarında herhangi bir sorun tespit edilmemiş olup, gaz detektörlerinin çalışır durumda oldukları raporlanmış bulunmaktadır. İstasyonda herhangi bir sorun bulunmadığı şu ana kadar yapılan araştırmalarda görülmektedir. Bildirilen kokunun kaynağı ve nedeni hakkında uzman ekipler işletmemiz gözetiminde gerekli her türlü güvenlik önlemi alınarak çalışmaya başlamıştır..." imza ... A.Ş. denilmekte olduğunu, 28/06/2005 tarihli olay itibarı ile müvekkili şirket açısından geçerli olan 500.000$ limitli 3. şahıs mali mesuliyet sigortası bulunması dikkate alınarak muhtemel rücu haklarının saklı kalması açısından işbu davanın HMK 61 ve devam maddeleri uyarınca sigortacı konumunda bulunan ... A.Ş.'ye ihbar edilmesini, davacının davasının reddini, yargılama masrafları ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ile cevap verdiği görüldü. İhbar olunan ... A.Ş. (Eski Unvan:... A.Ş.) vekilinin cevap dilekçesinde özetle: İstanbul Şişli ilçesinde faaliyet gösteren ... akaryakıt istasyonu davalı tarafından işletilmekte olduğunu, söz konusu işletme müvekkili sigorta şirketince 12971 sayılı Akaryakıt Paket Sigorta poliçesi ile sigorta teminatı altına alındığını, dava 28/05/2005 tarihinde vuku bulan akarkayıt sızıntısı sonucu meydana gelen çevre kirliliği nedeniyle davacı tarafından istasyona komşu işletmelerde meydana gelen zarar ile ilgili dava dışı 3. kişilere yapmış olduğu ödemelerin bir kısmının davalı yandan rücuen tazminine ilişkin olduğunu, dava konusu olay, taraflar arasındaki yapılan anlaşmı uyarınca, davalının satacağı akaryakıt ürünleri davacı ... tarafından temin edildiğini ve depolara dolum ve tahliye de bizzat ... tarafından gerçekleştirilmekte olduğunu, davacı ...'ye ait akaryakıt aracının 28/06/2005 tarihinde davalı sigortalı istasyona getirip boşalttığı akarkayıtın ... elamanınca hatalı tank boşaltımı sonucu akayakıt depolardan taşarak çevreye yayıldığını ve zarar ziyanla birlikte çevre kirliliği meydana geldiğini, davalı sigortalı ...'a ait istasyon olayla ilgili olarak bir süre kapatıldığını ve istasyon alanı ve civarında davalının da bilgisi dahilinde çevre kirliliği temizleme çalışmaları yapıldığını, söz konusu çevre kirliliği ve giderilmesi zararı nedeniyle müvekkili sigorta şirketince 14/04/2006 tarihinde sigortalısına 134.893-YTL sigorta tazminatı ödediğini, Yargıtay 11. Hukuk dairesi "davalının sevk ettirdiği akaryakıtın hatalı boşaltılmasıdan dolayı tanker sürücüsüne atfedilen %40 oranındaki kusur bakımından adam çalıştıranın sorumluluğu gereğince davacının sigortalısı ile birlikte müterafik kusurlu bulunduğu..." tespit edildiğini, bu durumda hiçbir anlamda hukuki sorumluluğu kabul anlamına gelmemek kaydıyla, söz konusu hasarda davalı sigortalının bir an için sorumlu olduğu tespit edilse dahi davacının en az %40 oranında kusurlu olduğunun hukuken sabit olduğu nazara alınması gerektiğini, zira davacı ..., Kadıköy 1. ATM'nin 2006/312 Esas sayılı dosyasının tarafı olduğuu, o davada kendisine izafe edilen kusur aleyhine olarak kendisini bağlayıcı nitelikte olduğunu, müvekkili sigorta şirketi ile sigortalı arasında yapılan akaryakıt sigorta sözleşmesinde verilen çevre kirliliği teminatından 14/04/2006 tarihinden TL ödeme yapıldığını, bir an için sigortalının hukuki sorumluluğu ve sigorta kapsamında bir hasarın gerçeleştiği kabul edilse dahi, müvekkili şirketin sorumluluğu poliçe ile belirlenen davaya konu olay ile ilgili çevre kirliliği teminat bedeli olan 217.500-TL olduğunu, daha önce ödenen 134.893-TL tensil edildiğinde bakiye teminat toplamlarının 82.607-TL olduğunu, dolayısıyla bir an için müvekkili şirketin sorumluluğu bulunduğu kabul edilirse, bu poliçeden çevre kirliliği sebebiyle ödenebilecek azami tutar 82.607-TL olduğunu, arz ve izah olunan nedenlerle, ihbar eden davalı tarafından müvekkili şirkete rücu edileceği belirtilmekle, müvekkili şirketin işbu davanın sonucundan hukuken etkilenmesi söz konusu olduğundan, davaya feri müdahil olarak katılma taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep ile cevap verdiği görüldü.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 27/04/2021 tarih 2015/475 Esas - 2021/359 Karar sayılı kararında; "Taraflar arasında imzalanan 13/02/2005 tarihli İşleticilik Anlaşması, Kadıköy 1.Asliye Ticaret Mah.2006/312 E., İstanbul 5.Asliye Ticaret Mah.2013/342 E.,İstanbul ....İcra Müd. ... E. sayılı dosyaları, ödeme dekontları, ihtarname, sigorta poliçesi, faturalar, sevk irsaliyeleri, raporlar, yazışmalar, ticari defter ve belgeler, ve dayanılan diğer deliller celp edilip incelenmiş, tüm dosya kapsamı ile yaptırılan inceleme sonucu rapor alınmış ve tüm deliller toplanmıştır.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacının 26/05/2005 tarihinde, akaryakıt ikmali sırasında meydana gelen akaryakıt sızıntısından kaynaklanan haksız fiil nedeniyle, dava dışı ....Tic.Ltd.Şti. tarafından, İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin,10/02/2014 tarih, 2013/342 E.-2014/22 K. sayılı dosyasından açılan ve davacının İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasından dava dışı ... Tic. Ltd.Şti.’ne ödediği, tazminat bedelinin ve vergi dairesine ödenen harç tutarının, sözleşmeden kaynaklı olarak, davalıdan rücuen tazminine ilişkin olduğu anlaşıldı.İhtilaf, tarafların vaki haksız fiilden doğan zararda kusur oranları, davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarının tespiti konularından kaynaklanmakta olup, alacak miktarının tespiti için takip dayanağı belgelerin incelenmesi hukuk dışında özel ve teknik bilgiyi gerektiren haller olduğundan 6100 sayılı HMK m.266 gereği mahkemenin tarafların talebi yahut kendiliğinden vereceği karar ile bu hususların bilirkişiye tespit ettirilmesi mümkündür. Tüm deliller toplandıktan sonra, bilirkişilerden rapor alınmasına karar verilmiş, Bilirkişiler Makine Mühendisi ..., Mali Müşavir ... ve Borçlar Hukukçusu Prof. Dr.... tarafından hazırlanan 23/11/2016 tarihli raporda: "...davacının meydana gelen zararda asli kusuru bulunup kusur oranı %70 ve davalının zararın oluşumunda kusur oranı ise %30 olarak değerlendirildiğinden, davacının davalıdan 281.785,78-TL talep edebileceği, ancak 10.000-TL talep ettiğinden taleple bağlılık kurulanan işlemesi gerektiği..." sonuç ve mütalaa ettikleri görüldü. Davacı ve davalı vekilleri tarafından bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi sunulmuş, davacı ve davalı vekillerinin itirazlarını değerlendirir ek rapor alınmasına karar verilmiş bilirkişiler tarafından hazırlanan 20/11/2017 tarihli ek raporda sonuç olarak: "...tarafların kök rapora vaki itirazlarının raporda herhangi bir değişiklik getirmediği, oradaki tespit ve görüşlerin aynen muhafaza edilmesi icap ettiği kanaatine varılmıştır..." sonuç ve mütalaa ettikleri görüldü. Davacı ve davalı vekilleri tarafından ek bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi sunulmuş, davacı ve davalı vekillerinin itirazlarını değerlendirir yeni bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verilmiş bilirkişiler İTÜ Makine Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Makine Yük Müh. ..., İTÜ Makine Fakültesi Em. Öğr. Üyesi Prof. Dr. Mak. Y. Müh. ... ve İTÜ Makine Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Mak. Y. Müh. ... tarafından hazırlanan 11/02/2019 tarihli 2.kök raporda "...dava konusu bu olayda davalı şirket ... Tic. A.Ş. özen eksikliği ve tedbirsiz ve ihmalkarlığı nedeniyle taşma ve taşmanın ardından çevreye yakıtın sızmasında ve çevre kirliliğinin büyümesinde %60 oranında kusuru olduğu görül ve kanaatine varılmıştır. Davacı ... A.Ş. firmasının şoförü dolayısıyla sorumluluğu altında yapılan dolum işlemi sonucunda akaryakıtın tanktan taşması ile meydana gelen olaydı dikkatsiz, tedbirsiz ve özen eksikliği nedeniyle %40 oranında kusuru olduğu..." sonuç ve mütalaa ettikleri görüldü. Davalı vekili tarafından 2.kök bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi sunulmuş, davalı vekilinin itirazlarını değerlendirir yeni bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verilmiş Bilirkişiler Makine Müh. ..., Makine Müh. ... ve Makine Müh. Doç. Dr. ... tarafından hazırlanan 06/01/2020 tarihli 3.kök raporda "...davacı ... A.Ş. ile davalı ... A.Ş. arasında 14/10/2004 tarihinden itibaren 5 sene boyunca yürürlükte olan bayilik (Acente) sözleşmesinin bulunduğu, davacı ... A.Ş. tarafından 28/05//2005 tarihinde yapılan akaryakıt ikmali sonucunda akaryakıt sızıntısı ve çevre kirliliği yaşandığı, davalı ... A.Ş. ile aralarında akdedilen 13/02/2005 tarihli bayilik sözleşmesi gereğince, birlikte sorumlu olmaları ve zarar görenin haklarına halef olmaları dikkate alınarak, dava dışı ... firmasına ödenen tazminatın rücuen tahsili için davanın ikame edildiği, taraflar arasında imzalanan anlaşmanın, İKMAL başlıklı 21/b maddesine göre; Akaryakıt satış yerine getirilen akaryakıtın, teslim edilmesi ve teslim alınması işlemi, iki tarafın da yükümlülüğü ve sorumluluğu olduğunun anlaşıldığı, taraflar arasında imzalanan anlaşmanın, İKMAL başlıklı 21/b maddesine göre, Akaryakıtı satış yerine getirip teslim eden, Davacı ... A.Ş.'nin tanker Şoförünün, dolum tanklarının seviyesini başlangıçta kontorl ederek, her tanka ne kadar dolum yapması gerektiğini bilmesi ve ona göre dolum yapması gerekirken, dosya kapsamından da anlaşıldığı kadarıyla, bu işlemi yapmadığı ve gereken dikkate ve özen gösterme yükümlülüğünü yerine getirmeyip, görevini savsakladığından, fazla doulma sebebiyet verdiğinden, fazla dolum yapılan yakını yeraltına sızmasına sebebiyet vererek, çevre kirliliği ve zarara sebep olduğundan, %50 oranında kusuru olduğu görüş ve kanaatine varılıdğı, ... A.Ş.'nin bina içinde bulunan ... bilgisayarın tank seviyelerini ölçen cihazın çıktısı ve alarmı 36 saat sonra farkedilmesi ve hiçbir önlem alınmadan beklenilmesi ne dolum esnasında ne de dolumdan sonra kontrollü davranmadığı ve işleme gereken öneme vermediği, dava konusu bu olayda, davalı şirket ... A.Ş.'nin yakıt dolumunu teslim alan görevlisinin, bina içindeki bilgisayarın vermiş olduğu alarma dikkat etmediği, dolumu cihazdan takip etmediği ve Tanker şoförü ile bilikte eşgüdümlü olarak çalışmadığı, gereken kontrol ve denetim yükümlülüğünü yapmayarak görevini savsakladığından, fazla yakın yeraltına sızmasına sebebiyet vererek, çevre kirliliği ve zarara sebep olduğundan, %50 oranında kusuru olduğu görüş ve kanaatine varıldığı, Takdir Yüce Mahkemenin olmak kaydıyla, davacı taraf icra dosyasına ödemiş olduğu 939.285,94-TL'nin şayet davalı tarafa rücu edilebilecek ise, %50'si olan 469.642,97-TL'yi rücu edebileceği..." sonuç ve mütalaa ettikleri görüldü. Taraf vekillerince, 3.kök bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi sunulmuş, taraf vekillerinin, itirazlarını değerlendirir, bilirkişilerden ek rapor alınmasına karar verilmiş Bilirkişiler tarafından hazırlanan 04/11/2020 tarihli ek raporda "...davacı ... A.Ş.'nin tanker şoförünün, dolum tanklarının seviyesini dolum yapmadan önce, kontrol ederek, her tanka ne kadar dolum yapması gerektiğini bilmesi ve ona göre dolum yapması gerekirken, bu işlemi yapmadığı ve gereken dikkat ve özen gösterme yükümlülüğünü yerine getimediğinden ve fazla doluma sebebiyet verdiğinden (depo boğazından dışarı taşma) fazla dolum yapılan yakıtın yeraltına sızmasına ve zarara sebebiyet verildiğinden, olayda %50 oranında kusurlu olduğu görüş ve kanaatine varıldığı, davalı şirket ... A.Ş.'nin yakıt dolumunu teslim alan görevlisinin, bina içindeki bilgisayarın vermiş olduğu alarma dikkat etmediği, dolumu cihazdan takip etmediği ve tanker şoförü ile birlikte koordineli olarak çalışmadığı, gereken kontrol ve denetim yükümlülüğü yerine getirmediğinden, fazla yakıtın yeraltına sızmasına sebebiyet vererek, çevre kirliği ve zarara sebep olduğundan, olayda %50 oranında kusurlu olduğu..." sonuç ve mütalaa ettikleri görüldü. Kadıköy 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin, 10/07/2008 tarih, 2006/312 E.-2008/399 K. sayılı kararı UYAP’tan celp edilip incelenmiş, davacısının ... A.Ş., davalısının ... A.Ş. olduğu, 26/05/2005 tarihinde, akaryakıt ikmali sırasında meydana gelen akaryakıt sızıntısından kaynaklanan haksız fiil nedeniyle, sigortalısı dava dışı ...Tic. A.Ş.’ne yapılan ödeme nedeniyle, rücuen tazmin talepli dava açıldığı, davanın kısmen kabulüne karar verildiği, Yargıtay 11.HD.03/06/2010 tarihli, 2009/252 E.-2010/6318 K. sayılı karar ile yerel mahkeme kararının onandığı, davalı ... A.Ş.’nin, karar düzeltme talebinin Yargıtay 11. HD.’nin, 20/01/2011 tarihli, 2010/12304 E.-2011/383 K. sayılı kararı ile de reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 10/02/2014 tarih, 2013/343 E.-2014/22 K. sayılı dosyası celp edilip incelenmiş, davacısının ... Tic.Ltd.Şti., davalısının ... A.Ş. olduğu, 26/05/2005 tarihinde, akaryakıt ikmali sırasında meydana gelen akaryakıt sızıntısından kaynaklanan haksız fiil nedeniyle, davacının işyerinde meydana gelen zararın tazmini için açılan davanın, kısmen kabulüne karar verildiği, Yargıtay 4.HD.’nin 13/11/2014 tarihli, 2014/7136 E.-2014/15151 K. sayılı kararı ile onanmasına karar verildiği ve kararın 22/01/2015 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası celp edilip incelenmiş, alacaklısının ... Tic.Ltd.Şti., borçlusunun ... olduğu, borçlu aleyhine, İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 10/02/2014 tarih, 2013/343 E.-2014/22 K. sayılı ilamı ile ilamlı takip yapıldığı, borçlu ... A.Ş. tarafından, 08/01/2005 tarihinde dosyaya ödeme yapıldığı anlaşılmıştır. Taraflar arasında, 13/02/2005 tarihli İşleticilik Anlaşması imzalandığı konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Davacı tarafından, dava dilekçesinde taraflar arasında bayilik sözleşmesi imzalandığı iddia edilmiş ise de, davalı yanca cevap dilekçesinde, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin acentelik sözleşmesi olduğu ve bu nedenle 818 sayılı BK.125/4 maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımı def’ine tabi olduğunu ileri sürüldüğü görülmüştür. Hâkim,taraflar arasında imzalanan sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesi ve yorumlanmasında, (818 sayılı BK.18.) 6098 sayılı TBK.19. madde hükmü gereğince, sözcük ve ifadelerle bağlı değildir, tarafların gerçek ve ortak iradeleri araştırmak ve esas almak zorundadır. 6762 sayılı TTK'nun 116. maddesinde (6102 sayılı TTK. m.102) Acentelik "Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse" olarak tarif edilmiştir. Bayilik sözleşmesi ise kanunda düzenlenmeyen atipik/isimsiz sözleşmelerdendir. Bayilik sözleşmesinin özellikleri taraflar arasında kurulan sözleşmenin sürekli borç doğuran bir sözleşme olması, bu sözleşmenin çerçeve niteliği taşıması, bayinin kendi adına ve hesabına hareket etmesi, üreticinin dağıtım ağı ile bütünleşmesi ve sürümü arttırıcı faaliyetlerde bulunmasıdır. Bayi, sözleşme konusu malları kendi adına ve hesabına, rizikosu kendine ait olmak üzere satar. Bayi, üreticinin bir temsilcisi veya onun bir çalışanı değildir. Bu unsur bayinin mali yönden bağımız olduğunu gösterir ve onu acenteden ayırır.Taraflar arasında imzalanan 13/02/2005 tarihli İşleticilik Anlaşması’nın, MADDE 2 SATIŞLAR BAŞLIKLI maddenin f bendinde, “İşletici (... Petrol), ...’den satın alacağı bilumum malları kendi nam ve hesabına satışa çıkaracağı cihetle, yürürlükte bulunan bilumum kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine aynen riayet edecek ve iş bu ticari faaliyetinden doğabilecek her türlü idari, hukuk,, mali ve cezai sorumlulukları kendisine ait olacaktır.”hükmüne haiz olduğu, anlaşmanın, geneline ve içeriğine bakıldığında, işleticinin kendi adına ve hesabına hareket etme özelliğinin açıkça hüküm altına alındığı anlaşıldığından acentelik sözleşmesinden bahsedilemeyeceği, somut olayda Bayilik Sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği anlaşılmıştır. Taraflar arasında imzalanan sözleşme tarihi, 13/02/2005, haksız fiilin meydana geldiği tarih 28/05/2005 olup, haksız fiilin meydana geldiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun zamanaşımına ilişkin hükümlerini uygulamak gerekmiştir.818 sayılı BK’da, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin ortak kusurları sebebiyle sorumluluğu ile farklı hukuki sebeplerden sorumluluğu ayrı hükümlerde düzenlenmiştir. “VI - Müteselsil mesuliyet 1 – Haksız fiil halinde Madde 50 – Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer'an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hakim, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun şumulünün derecesini tayin eyler. Yataklık eden kimse, vakı olan kardan hisse almadıkça yahut iştirakiyle bir zarara sebebiyet vermedikçe mesul olmaz. 2 – Muhtelif sebeplerin içtimaı halinde Madde 51 – Müteaddit kimseler muhtelif sebeplere (haksız muamele, akit, kanun) binaen mesul oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki hükümlere göre muamele olunur. Kaideten haksız bir fiili ile zarara sebebiyet vermiş olan kimse en evvel, tarafından hata vaki olmamış ve üzerine borç alınmamış olduğu halde kanunen mesul olan kimse en sonra, zaman ile mükellef olur.” Doç.Dr....,Ankara Ünv.Hukuk Fakültesi özel Hukuk Bölümü, TBB Dergisi 2011/ “…818 sayılı BK m. 51 f. 1’de BK m. 50 f. 1 hükmüne yapılan yollama sebebiyle, birden fazla kişinin aynı zarardan dolayı farklı hukukî sebeplerden ötürü sorumlu olmaları halinde de müteselsil sorumluluk söz konusudur. Böylece haksız fiilden zarar gören kişi, eksik teselsül halinde de, müteselsil sorumluların tümünden veya herhangi birinden zararının tamamının veya bir kısmının tazminini talep edebilecektir (BK m. 142 f. 1). 818 sayılı BK m. 51 f. 2 hükmü, eksik teselsülde zararı tazmin eden sorumlunun diğer sorumlulara rücû sırasına ilişkin özel bir düzenleme getirmiştir. Buna göre, zararı kanundan dolayı sorumlu kişi tazmin etmişse, sözleşmeden ve haksız fiilden dolayı sorumlu olan kişilere, sözleşmeden dolayı sorumlu olan kişi tazmin etmişse, haksız fiilden sorumlu olan kişiye rücû edebilecektir. Yargıtay’a göre ise, BK m. 51’den doğan bu bağımsız rücû talebi için Kanun’da bir zamanaşımı süresi öngörülmediğine göre, bu talep genel zamanaşımı süresi olan BK m. 125’te düzenlenen on yıllık zamanaşımına tâbidir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 28/11/1979 Tarih,Esas: 1978/15-560, Karar: 1979/1401 )… Eksik teselsülde rücû alacağı bakımından zamanaşımı süresi, müteselsil borçlunun alacaklının zararını tazmin ettiği anda, yani alacaklıya ödemenin yapıldığı anda işlemeye başlar. Zira BK m. 128’e (İBK m. 130 f. 1) göre, zamanaşımı “alacağın muaccel olduğu zamandan başlar.” O halde rücû alacağının zamanaşımına uğrayabilmesi için bu hakkın doğmuş olması gerekir. Rücû alacağı alacaklı müteselsil borçlulardan biri tarafından tatmin edildiğinde doğacağından, zamanaşımı da bu andan itibaren işleyemeye başlayacaktır. Yargıtay 4.HD.09/02/1990 Tarih, 12049 E.-1110 K. sayılı kararı)…”Somut olayda da, taraflar arasında Bayilik Sözleşmesi bulunduğu, davacının rücu talebinin Bayilik Sözleşmesine dayandığı, 818 sayılı BK. 51. Maddesinden (6098 sayılı TBK.62.maddesinden) doğduğu ve kanuna dayanan bu talep hakkı ve bayilik sözleşmesi için özel herhangi bir zamanaşımı süresi belli edilmediğinden davada uygulanması gerekli zamanaşımı süresinin 818 sayılı BK m.125 gereği 10 yıl olduğu kabul edilmiş, davacının üçüncü kişiye 08/01/2015 tarihinde ödeme yaptığı,davanın 04/05/2015 tarihinde açıldığı, ıslah dilekçesinin 02/02/2021 tarihinde sunulduğu anlaşıldığından, davalının dava dilekçesi ve ıslah dilekçesine karşı ileri sürdüğü zamanaşımı def’inin reddine karar verilmiştir. avalının pasif husumet itirazının da, taraflar arasındaki ilişki Bayilik Sözleşmesinden kaynaklandığından, husumet itirazının reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında imzalanan, 13/02/2005 tarihli Bayilik Sözleşmesi ile,STOK başlıklı 9. Maddesinde, “Yeraltı tanklarında sızma vesair nedenlerle zayiat meydana geldiği takdirde, işletici gerekli tedbirleri alacak ve ...'yi derhal haberdar edecektir. Keza, yeraltı tanklarındaki arıza nedeni ile akaryakıta su karışması ihtimali belirdiği takdirde de İşletici mal satışını durduracak, durumu derhal ...'ye bildirecektir. Bu hususlara riayet edilmemesinden ve çevre kirlenmesinden doğacak her türlü sorumluluk ve tazminat ödeme yükümlülüğü işleticiye ait olacaktır. İşletici, ödediği bedeller için ...'ye rücu edemez.” MESULİYET başlıklı 16.Maddesinde, “Satış yeri ve müştemilatının gerek mülkiyetinden gerekse işletmesinden doğacak her türlü hukuki, idari, cezai ve mali mesuliyet işleticiye aittir. “İKMAL başlıklı 21/b Maddesinde, “Satış yerinde satılacak akaryakıt ürünlerinin ... tarafından taşınması hususunda karşılıklı mutabakata varmışlardır. ..., işleticinin satış yerinde satışın kesintisiz sürmesini sağlayacak miktarda akaryakıt ihtiyacını tam ve zamanında karşılamayı, kabul ve taahhüt etmiştir. "... İkmal Programı" uyarınca satışa yerine mal getirecek olan tanker/tankerleri işletici kabul edecek ve satış yerine getirilen malı teslim alacaktır, işbu faaliyetler işletici'nin kendisi veya görevlendireceği kendi istihdam ettiği elemanlar tarafından gerçekleştirilecektir. Zarar ve ziyandan sorumluluk malın tanker hortumundan depo giriş borusuna aktığı an ve yerden itibaren İşletici'ye geçecektir. Bu amaçla işlediği, mal teslimi için ...'nin kendisine bildireceği zaman periyodunda malları teslim almakla yetkilendirilmiş bir görevliyi hazır bulunduracak ve ...'ye her türlü yardımı yapacaktır. Akaryakıtın tankerden satış yerine doldurulması faaliyetleri, teslim ve taşımaya ilişkin esaslar "... Akaryakıt Taşıma Kuralları Prosedürü" çerçevesinde yapılacaktır.” hükümlerinin imza altına alındığı görülmüştür. Davacı vekilinin, 10.000-TL. olan, ödenen tazminat tutarı dava değerini, 469.642,97-TL. üzerinden ıslah ederek, 08/01/2015 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ve 10.103,24-TL. harç alacağının da 16/01/2015 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ettiği, 459.642,97-TL. üzerinden ıslah harcının ikmal edildiği, dava tarihi itibariyle harç yatırılmayan, 10.103,24-TL. üzerinden ise 29/09/2020 tarihli celsenin 1 nolu ara kararı gereği verilen kesin süre içerisinde harcın ikmal edilmediği anlaşılmıştır. Mahkememizce toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında imzalanan Bayilik Sözleşmesi, mahkeme ve icra dosyaları, ödeme dekontları, ihtarname, sigorta poliçesi,faturalar, yazışmalar, ticari defter ve belgeler ile dayanılan diğer deliller celp edilip incelenmiş, tüm dosya kapsamına göre alınan 06/01/2020 tarihli kök ve 04/11/2020 tarihli ek bilirkişi raporları hüküm kurmaya yeterli ve denetime elverişli olduğundan, mahkememizde de, taraflar arasında Bayilik Sözleşmesi bulunduğu, sözleşme kapsamında, akaryakıt ikmali sonucunda, 28/05/2005 tarihinde, akaryakıt sızıntısı ve çevre kirliliği yaşandığı, dava dışı üçüncü kişiye, davacı yanca 08/01/2015 tarihinde 939.285,94-TL. ödeme yapıldığı ve ödeme dekontunun icra dosyası içerisinde mevcut olduğu, sözleşmenin 21/b maddesi uyarınca, akaryakıtın taşınması işinin davacı tarafından yerine getirileceği, davalının mal teslimi için davacının kendisine bildireceği zaman diliminde malları teslim almakla yetkilendirilmiş bir görevliyi hazır bulunduracağı, yani teslim etme ve teslim alma işleminin her iki tarafın yükümlülüğü ve sorumluluğunda olduğu, haksız fiilin meydana geldiği tarihte, davacı şirketin, tanker şoförünün, dolum tanklarının seviyesini dolum yapmadan önce, kontrol ederek, her tanka ne kadar dolum yapması gerektiğini bilmesi ve ona göre dolum yapması gerekirken, bu işlemi yapmadığı ve gereken dikkat ve özen gösterme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden ve fazla doluma sebebiyet verdiğinden (depo boğazından dışarı taşma) fazla dolum yapılan yakıtın yeraltına sızmasına ve zarara sebebiyet verildiğinden, olayda %50 oranında kusurlu olduğu, davalı şirketin, yakıt dolumunu teslim alan görevlisinin, bina içindeki bilgisayarın vermiş olduğu alarma dikkat etmediği, dolumu cihazdan takip etmediği ve tanker şoförü ile birlikte koordineli olarak çalışmadığı, gereken kontrol ve denetim yükümlülüğü yerine getirmediğinden, fazla yakıtın yeraltına sızmasına sebebiyet vererek, çevre kirliği ve zarara sebep olduğundan, olayda %50 oranında kusurlu olduğunun teknik bilirkişilerce tespit edildiği, davacının, ödeme tarihinden itibaren, Bayilik Sözleşmesi kapsamında, 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde, 6098 sayılı TBK 62. Madde (818 sayılı BK.’nun 51.madde) hükmü gereğince, dava dışı 3.kişiye ödemiş olduğu tazminat tutarının %50 si olan 469.642,97-TL.'nı davalıya rücu edebileceği kanaati oluştuğundan, davacının davasının, 469.642,97-TL. yönünden kabulü ile, 08/01/2015 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının davasının,10.103,24-TL. yönünden harç yatırılmadığından, bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, Davacının davasının, 469.642,97-TL. yönünden KABULÜ ile, 08/01/2015 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacının davasının,10.103,24-TL. yönünden harç yatırılmadığından, bu konuda KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, sözleşmenin İkmal başlıklı 21. maddesinin b bendinde yer alan “…Zarar ve ziyandan sorumluluk malın tanker hortumundan depo giriş borusuna aktığı an ve yerden itibaren İşleticiye geçecektir…” düzenlemesi karşısında dava konusu olay ile ilgili olarak hiçbir halde müvekkili şirketin kusurundan bahsedilemeyecek olup, tüm kusurun davalı tarafa yükletilmesi gerekmektiğini, Yerel mahkeme de karar gerekçesinde ".. fazla doluma sebebiyet verdiğinden (depo boğazından dışarı çıkma) fazla dolum yapılan yakıtın yeraltına sızmasına ve zarara sebebiyet verildiğinden .." demek suretiyle zararın depo giriş borusundan yakıt taşması sonucu meydana geldiğini belirttiğinden, sorumluluğun yakıtın depo giriş borusundan çıktığı an itibariyle işleticide yani davalı ... Petrol'de olduğunu,Teslim etme ve teslim alma işleminin her iki tarafın yükümlülüğü ve sorumluluğunda olduğu, davacı şirketin, tanker şoförünün dolum tanklarının seviyesini dolum yapmadan önce kontrol ederek, hangi tanka ne kadar dolum yapması gerektiğini bilmesi ve ona göre dolum yapması gerekirken bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle davacının %50 kusurlu olduğundan bahisle 469.642,97 TL yönünden davalıya rücu edilmesine karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığını, Öte yandan dolumu yapan şoföre ilişkin kusur tespitinde davalı işletme müdürünün tanıklık beyanına dayanılmış olup, davalı tarafın işletme müdürünün tanıklık beyanından yola çıkılarak müvekkile kusur atfedilmesinin de usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu; nitekim dosya kapsamında alınan 11.02.2019 tarihli bilirkişi raporunda (md.3.8 prgr.3) bu hususun davalı işletme müdürü tarafından ifade edildiği, ancak şoföre tank kapaklarını açan ve dolum yapılması gereken tank numaralarını bildirmesi gerekenin istasyon sorumlusu olduğunu bu nedenle olayın yaşanmasında asli kusurun davalıda olduğunun tespit edildiğini, Açıklanan durum karşısında, anlaşma'nın 9/A Maddesi'nin yeraltı tanklarında sızma ve sair nedenlerle zayiat meydana geldiği takdirde her türlü sorumluluk ve tazminat ödeme yükümlülüğünün davalı işleticiye ait olduğuna ilişkin açık hükmü gözetilerek yerel mahkemenin davanın reddine dair kararının kaldırılması ve müvekkili şirketin tüm taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, Dava konusu olayda tek kusurlunun tankların doluluk durumlarını yeterli şekilde kontrol etmeyen, gerekli kontrolleri zamanında yapmayan, bu anlamda boşaltmanın sağlıklı bir şekilde yapılmasını sağlayamayan davalı şirket olduğunun kuşkusuz bir biçimde ortadayken kısmi kusurun (%50) müvekkilde olduğu yönündeki bilirkişi raporunun hükme esas alınarak davanın 469.642,97 TL yönünden kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Ayrıca yerel mahkeme kararında, taraflara %50 oranında kusur yükleyen 06.01.2020 ve 04.11.2020 tarihli bilirkişi raporlarının hükme esas alınmasının gerekçesinin de gösterilmediğini; müvekkili şirkete kusur atfedilemeyecek olmakla birlikte, bir an için müvekkilin kusurlu olduğu varsayımında dahi, kusur oranının 19.02.2019 tarihli bilirkişi raporunda yer alan "Dava konusu bu olayda davalı şirket ... firmasının özen eksikliği ve tedbirsiz ve ihmalkarlığı nedeniyle taşma ve taşmanın ardından çevreye yakıtın sızmasında ve çevre kirliliğinin büyümesinde %60 oranında kusurlu olduğu görüş ve kanaatine varılmıştır." tespiti doğrultusunda %40 olarak belirlenmesi gerektiğini, Yerel Mahkemece 10.103,24 TL'nin harcı yatırılmadığı gerekçesiyle bu tutar yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş ise de; dava dilekçelerinde talep ettikleri 20.206,48 TL üzerinden hesaplanan 345,07 TL'lik harcın 08.10.2020 tarihinde 'tamamlama harcı' açıklaması ile mahkeme veznesine yatırıldığını, (Ek 1 08.10.2020 tarihli, ... Seri, ... Sıra ve Özel Nolu Sayman Mutemedi Alındısı). Açıklanan nedenle, söz konusu tutara ilişkin harç yatırıldığı gözetilerek, yerel mahkemenin karar verilmesine yer olmadığına dair kararının kaldırılmasını, müvekkili şirket aleyhine ikame edilen dava nedeniyle ödemek durumunda kalınan 20.206,48 TL harcın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek, yerel mahkeme kararının kaldırılarak, tüm talepleri yönünden davanın kabulüne karar verilmesine; yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesi talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, İlk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, Rücuen tahsil davasının 10.000,00 TL'lik kısmi dava olarak açıldığını, davacı vekili tarafından mahkemeye sunulan 02.02.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile alacak taleplerinin 459.642,97 TL arttırılarak 469.642,97 TL'ye ıslah edildiğini ve ödeme gününden itibaren faiz talep edildiğini, aynı dilekçe ile alacağın taraflar arasındaki sözleşme nedeniyle 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu belirtilerek, zamanaşımı definin reddinin talep edildiğini, ancak dilekçe ekinde yer alan iki ayrı Yargıtay kararının somut olaya uymadığını, zira söz konusu içtihatların "dava dışı şirket tarafından davacıya açılan esas tazminat davasının süresi içinde davalıya İHBAR EDİLMİŞ olduğu hallerin ve/veya 6089 sayılı TBK.'na tabi uygulamaların..." tartışıldığı kararlar olduğunu, somut olayda davacı tarafından, rücuen tazminat alacağına dayanak gösterilen İstanbul 5 Asliye Ticaret Mahkemesi yargılamasının davalıya ihbar edilmediğini, TBK'nun 73/1 ve 2 fıkraları uyarınca, müteselsil sorumluluk hallerinde, zararı ödeyen kişinin rücu talebinin iki yıllık özel zamanaşımı süresine tabi tutulduğunu, hem asıl hem de ıslah edilen alacak bakımından zamanaşımı süresinin dolduğunu, her ne kadar mahkemece ıslah dilekçesi öncesinde zamanaşımı itirazları reddedilmiş ise de, Yargıtay içtihatları kapsamında ıslah ile arttırılan kısım açısından genel zamanlaşımı süresinin dolduğunun rahatlıkla anlaşıldığını, gerekçeli kararda ıslah ile arttırılan kısım açısından hangi hukuki nedenle zamanaşımı defilerinin reddedildiği anlaşılamadığını, Islah ile arttırılan kısım açısından genel zamanaşımı süresinin dolduğunu, kısmi bir dava açılması halinde alacağın yalnız o kısmı için zamanaşımının kesildiğini, dava dışı kalan kısım açısından zamanaşımının işlemeye devam ettiğini, tek başına fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğunun belirtilmesinin zamanaşımın işlemeye devam etmesine engel teşkil etmediğini, somut olaya doğrudan emsal teşkil eden (davanın ihbar edilmediği rücuen tazminat davaları açısından) Yargıtay 23. HD. 2016/7012 E. - 2019/4852 K. ve 21.11.2019 tarihli içtihadında; "...Somut olayda, sevkiyatta iddia edilen ayıp 2000 yılı içinde vuku bulmasına karşın davalının tazminata konu bu olaydan işbu davanın açılmasıyla haberdar olduğu anlaşılmıştır...6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 01/07/2012'de yürürlüğe girmiştir. Rücuya dayalı tazminat istemlerinde zamanaşımı düzenleyen TBK'nın 73. maddesi 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nda bulunmamaktadır. 6101 Sayılı TBK'nın yürürlüğüne ilişkin Kanun'un 5. maddesine göre TBK'nın yürürlüğünden önce başlayan ve dolan zamanaşımı süreleri yönünden yeni Kanun 6098 Sayılı TBK uygulanmaz. 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nda zararın ödenme tarihine göre zarar sorumlusuna rucüuya ilişkin zamanaşımını düzenleyen bir hüküm bulunmadığından, tazminat istemi, gerek 818 Sayılı Borçlar Kanunu'un 60. maddesi, gerekse genel zamanaşımı süresini düzenleyen Borçlar Kanunu'nun 125. maddesine göre, zamanaşımı süresi 10 yıldır....Yukarıdaki açıklamalar uyarınca, tazminat istemine dayanak yapılan, Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 31/03/2011 tarihli 2008/56 esas 2011/113 karar sayılı kararından sonra davacının 10/12/2012 tarihinde dava dışı... ve Dış Ticaret A.Ş'ye ödemede bulunduğu, zararın 2000 yılında davalı tarafından dökme klinklerin depolanmasından kaynaklandığının iddia edildiği, davanın 06/05/2013 tarihinde açıldığı, dava tarihi ile tazminata konu zararın vuku bulma tarihi arasında zamanaşımını kesen herhangi bir hukuki olay da iddia ve ispat edilemediğine göre, davanın zamanaşımına uğradığı anlaşılmış olup, davanın bu nedenle reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir..." denilerek bu hususun açıkça belirtildiğini, Somut olayda iddia edilen zararın 28.05.2005 tarihinde vuku bulan zarar kapsamında gerçekleştiği iddia edilmiş olup, ıslah ile arttırılan kısım açısından 02.02.2021 tarihine kadar zaman aşımını kesen veya durduran herhangi bir hukuki olay da iddia ve ispat edilemediğini; Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin emsal teşkil eden içtihadında ayrıca ve önemle vurgulandığı üzere, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda zararın ödenme tarihine göre zarar sorumlusuna rucüuya ilişkin zamanaşımını düzenleyen bir hüküm bulunmadığından, genel zamanaşımı süresi esas alınacak ise, bu halde zamanaşımının başlangıç tarihinin de zararın ödendiği tarih değil, vuku bulduğu tarih olacağını, zira davanın ihbar edilmediğini, davacı tarafın zamanaşımı ile ilgili olarak ileri sürdüğü iddiaların, 818 Sayılı bk. ile 6098 Sayılı TBK.'NIN karması şeklindeki ortaya koyulmaya çalışıldığını, kavram kargaşası oluşturan böylesine bir uygulamanın usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, Somut olayda, eğer 6098 sayılı yasa uygulanacak ise zamanaşımı başlangıcının davacının ödeme yaptığı tarih kabul edilerek zamanaşımı süresinin de özel hüküm gereği 2 yıl olacağını, buna karşın 818 yasa uygulanacak ise zamanaşımı başlangıcının artık davacının ödeme yaptığı tarih değil, genel zamanaşımı süresi gereği zararın vuku bulduğu tarih olacağını ve bu tarihten itibaren 10 yıl geçmesi gerekeceğini, hal böyle iken, zamanaşımı süresi açısından 818 sayılı yasayı, zamanaşımının başlangıcı açısından ise 6098 sayılı yasayı baz alarak karma uygulama yapılmasının davalıya yasa ile tanınan itiraz ve defi haklarının engellenmesinin Anayasa ve yasalara açıkça aykırı olduğunu, 818 sayılı yasada zamanaşımının ödeme tarihinden itibaren başlayacağına dair herhangi özel bir hüküm olmadığını, hele ki, davacı tarafın dava tarihine kadar hiçbir ihbarda bulunmaması hali çerçevesinde kendi kusuru ile ortaya çıkan ve artan zarara rağmen zamanaşımı hükümlerinin lehine kabul edilmesinin evrensel hukuk ilkelerine de aykırı olduğunu, yukarıdaki içtihat metnine göre, 818 sayılı yasa kapsamında genel zamanaşımı söz konu olsa bile zararın vuku bulduğu tarih (28.05.2005) ile ıslah tarihi (02.02.2021) arasında ıslah ile arttırılan kısım açısından 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin fazlasıyla dolduğunu, ilk derece mahkemesinin bu yöndeki itirazlarını reddetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ek olarak ıslah ile arttırılan kısım açısından özel zamanaşımı süresinin dolduğunu da ayrıca ifade ve tekrar etmek istediklerini; rücu istemine konu haksız fiilin 28.05.2005 tarihli tank dolumu sırasında vuku bulduğunun iddia edildiğini, konu ile ilgili zarar isteminin ilk defa “...” firması tarafından davacı şirket aleyhine keşide edilen Beyoğlu ... Noterliği’nin 28.11.2005 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile gündeme getirildiğini, işbu ihtarnamede Şişli 2. Sulh hukuk Mahkemesi’nin 2005/272 D.İş sayılı bilirkişi raporunun da davacıya tebliğ edildiğini, buna müteakiben davacı şirket aleyhine İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2006/286 E. sayılı dosyası ile “04.05.2006” tarihli haksız fiile dayalı tazminat davası açıldığını, 09.04.2008 tarihli duruşma sırasında dava dışı firmanın “sızıntıdan doğan zarar taleplerinden vazgeçerek, davalarına sadece davacı ...’nin olayın kaynağını araştırmak için başlattıkları sondaj ve çukur kazıntıları ile bu nedenle meydana gelen yıkıntı ve kırıklar nedeniyle ticari faaliyetlerine engel oldukları süre boyunca mahrum kalınan kar” yönünden devam ettiklerini, 08.05.2009 tarihli bilirkişi raporunda dava dışı firmanın ... tarafından başlatılan sondaj ve çukur kazıntıları ile bu nedenle meydana gelen yıkıntı ve kırıklar nedeniyle ticari faaliyetlerine engel olduklarının tespit edildiği, buna dayalı olarak 2005 - 2006 tarihleri arasında mahrum kalınan karın 388.420,13-TL olduğunun bildirildiğini, 07.12.2010 ve 08.07.2011 tarihli ek raporlarında da “…davacı ...’nin akaryakıt tankları üzerinde ve tapuda intifa hakkı sahibi olması ve fiili hakimiyeti nedeniyle tam kusurlu bulunduğunun, zarar veren sondaj, çukur ve yıkıntı eylemleri ile kar mahrumiyeti arasında illiyet bağının bulunduğunun ve dava dışı şirketin 388.420,13 TL zararına neden olunduğunun tekrarlandığını, davalı ... tarafından mahkemeye sunulan tüm savunmalarda “…dava dışı şirket çalışmalarının bizzat kendileri tarafından tedbir amaçlı olarak durdurulduğunun açıkça ikrar edildiğini, İstanbul 5 Asliye Ticaret Mahkemesince davanın bu tutar üzerinden 30.11.2011'de kısmen kabulü cihetine gidildiğini, keza davacı ...’nin temyiz itirazlarının da Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından 20.11.2012 tarihinde reddedilerek, hükmün salt tazminat tutarında belirli bir oranda hakkaniyet indirimi yapılması gerekliliği yönünden bozulduğunu, tüm bu süreçlerde müvekkil şirkete karşı HMK. m. 61 ve devamı maddeleri ile TBK. m. 73/2 uyarınca zorunlu kılınan herhangi bir yazılı bildirim yapılmadığının gayet açık ve net bir şekilde dosyaya yansıdığını ancak ilk derece mahkemesince ihbar yükümlülüğüne dair savunmalarının tek bir cümle ile dahi tartışılmadığını ve bu itirazlarının reddine bile karar verilmediğini, hal böyle iken, HMK. 61 vd. maddeleri ile TBK. m. 73/2’deki açık düzenlemelere ve halefiyet kurallarına rağmen rücu ihtimalini öngörmesine rağmen en geç 04.05.2006 tarihli tazminat davası tarihi itibariyle müvekkili şirkete bildirimde bulunmakla yükümlü olan davacı şirketin, bu kanuni zorunluluğa riayet etmediğini, bu suretle rücu istemine konu işbu davanın -ıslah ile arttırılan dürüstlük kuralları çerçevesinde 04.05.2006 tarihinde başladığını ve müvekkili şirkete karşı olan dava hakkının TBK. m. 73 uyarınca 04.05.2008 tarihi itibariyle zamanaşımına (özel) uğradığını, ödeme ve dava tarihi itibariyle 6098 sayılı TBK. uygulanması halinde dahi tazminatın icraya ödendiği 2015 yılından 02.02.2021 tarihli ıslah işlemine kadar geçen süre dikkate alınarak, ıslah ile arttırılan kısım için 2 yıllık özel zamanaşımı süresinin dolduğunun da tartışmasız olduğunu; bu hususun önceki 1.kök bilirkişi raporunda da irdelenerek, zamanaşımı/ihbar külfetinin başlangıç tarihinin mahkemenin takdirine bırakıldığını; bu eksikliğin usul ve yasaya aykırı kararın ortadan kaldırılmasını gerektiren esaslı bir istinaf sebebi olduğunu, Üç (3) ayrı makine mühendisi tarafından kaleme alınan ve ilk derece mahkemesinin hangi hukuki nedenle üstünlük tanıdığı anlaşılamayan 04.11.2020 tarihli en son ek bilirkişi raporunda özetle: "...İşbu davanın kısmi dava (!) olarak açıldığı gerçeği dahi dikkate alınmadan ve daha da önemlisi bundan önceki hiçbir somut delil (müvekkil şirket lehine olan bilirkişi görüş ve tespitleri vb.) ile raporlara karşı yapılan itirazlarımız tartışılmaksızın, adeta karar merci gibi hareket edilmiş ve neticede yoruma dayalı soyut gerekçeler ile müvekkil şirketin aslında dava konusu olmayan bir olayda %50 oranında kusurlu olduğundan bahisle kök raporlarında herhangi bir değişikliği gidilmesine yer olmadığı kanaatine varıldığı(!)..." hususlarının ifade edildiğini, dava konusu hukuki ihtilaf ile ilgili olarak mahkemeye sunulan 23/11/2016 tarihli kök bilirkişi raporu ile işbu rapordaki tespit ve görüşlerin aynen muhafaza edildiğine dair 20.11.2017 tarihli ek raporda ise özetle; "28.05.2005 tarihli akaryakıt ikmalinin Davacı ... tarafından gerçekleştirildiği, akaryakıt ikmal ve organizasyon işleminin tamamen davacı ...'nin kontrol ve sorumluluğunda bulunduğu, dava konusu akaryakıtın muhafaza işlemi ile ilgili olarak hazırlanan 06.06.2005 tarihli TEKNİK RAPORA göre davalı tarafından muhafaza edilen herhangi bir sızma işinin olmadığının mevcut verilerden anlaşıldığı, sistem kontrolünün davacı tarafın yükümlülüğünde olduğu, dolayısıyla davalı tarafın teknik olarak alabileceği bir önlemin olmaması gerekçelerine istinaden meydana gelen dava konusu olayın yakıt ikmali esnasında meydana gelmesi ile dava konusu olayda davacı ...'nin Asli kusurlu (%70 oranında) olduğu, bu veri ve tespitlere rağmen davalının, "işletici" olma kontrol ve denetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi ile dava konusu olayda davalı müvekkilin %30 oranında kusurlu olduğu, davacı ... tarafından icra dosyasına yapılan ödeme tarihi itibariyle TBK m. 73 uyarınca 2 senelik zamanaşımı süresinin geçmediği, ancak davacının aleyhinde açılan önceki davayı davalıya ihbar külfeti altında bulunduğu ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle TBK. m. 73/2 maddesinin öngördüğü dürüstlük kuralına göre ihbarın yapılabileceği tarihin takdiri ve buna göre zamanaşımı süresinin geçip geçmediği hususunun mahkemenin takdirinde olduğu" tespitlerinin yer aldığını Bu raporlara, denetim yükümlüğü bakımından müvekkili davalıya atfedilen %30 oranındaki tali kusur ile zamamaşımı yönünden itiraz edildiğini; ancak ne var ki, 06/01/2020 tarihli en son kök ve ek raporlarda tüm bu tespitlerin her nedense adeta hiç edildiğini, hukuka aykırı olarak ve ihmalen göz ardı edildiğini; bilirkişi heyetinin karar merci edasında hareket ederek, bugüne kadar ki tüm lehe delilleri ters düz ederek adeta hüküm kurduğunu ve ilk derece mahkemesinin de ihbar yükümlülüğü ve dava konusunun tasnifi konusunda tek bir hukuki gerekçe göstermediğini, Aşamalardaki itirazlarına rağmen dava konusu olayın temel dayanağını oluşturan dava dışı şirket zararının "akaryakıt ikmalinden mi" yoksa daha sonra "bizzat davalı tarafça yürütülen iyileştirme ve tadilat çalışmalarından mı" kaynaklanıp kaynaklanmadığı konusunun da bilirkişi raporunda sebep - sonuç ilişkisi şeklinde gayri hukuki tek bir cümle izah edilmeye çalışıldığını, başka bir deyişle, aslında savunmalarının dolaylı olarak da olsa doğrulanarak, rücu davasına konu zararın iddia edildiği gibi aslında akaryakıt ikmalinden değil, bizzat davalı tarafça yürütülen iyileştirme ve tadilat çalışmalarından kaynaklandığının tevhil yollu ikrar edildiğini ancak buna rağmen davanın esası hakkındaki bu bariz hatanın yerel mahkemenin dikkatinden kaçtığını, rücu istemine konu asıl tazminata konu olayın akaryakıt ikmalinden ve çevre kirliliğinden kaynaklandığı şeklindeki matbu genel ifadeler ile esas zarara davacı tarafın neden olduğu yönündeki somut tespitlerin göz ardı edildiğini, Rücu talebine konu temel tazminat davasının, akaryakıt tanklarındaki “sızıntıdan” değil, davacı tarafın “benzin kokusunun kaynağını araştırdıklarından bahisle ve bizzat kendileri tarafından başlatılan sondaj ve çukur kazıntıları ile buna dayalı olarak meydana çıkan yıkıntı ve kırıklar nedeniyle dava dışı şirketin ticari faaliyetlerine engel olunan süre boyunca mahrum kalınan karın” tahsilini öngörmekte olduğunu; dolayısıyla rücu davasından önce görülen davanın, bizzat davacı tarafın kusura dayalı haksız fiilinden kaynaklanmakta olup, sözleşmesel ilişki ile herhangi bir bağlantısının bulunmadığını, Gerek mahkeme kararında gerekse bilirkişi raporlarında halen ve ısrarla sızıntıdan kaynaklanan zarar ve kusur konusunun tartışılmasının, gerçekten anlaşılması güç bir hal aldığını; İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2013/342 E. sayılı dosyasının yeterince incelenmediğini, her ne kadar bilirkişi raporunda ve kararda dava dışı şirkete ödenen tazminatın "akaryakıt ikmalinden doğan sızıntıdan" kaynaklandığı kanaati muhafaza edilmiş ve buna gerekçe olarak sebep sonuç ilişkisi şeklinde gayri hukuki bir izahat getirilmeye çalışılmış ise de, dosyada mevcut bilgi ve delillere göre bu tespitlerin eksik ve hatalı bir değerlendirmenin sonucu olduğunu, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2013/342 Esas dayılı davasında davalı sıfatını haiz ... tarafından mahkemeye sunulan tüm savunmalarda dava dışı şirket çalışmalarının bizzat kendileri tarafından tedbir amaçlı olarak durdurulduğunun açıkça ikrar edildiğini (Bknz. Cevap Dilekçesi/8 no’lu bent) ve fakat bu çalışmaların makul süreyi aşar şekilde neden 1 yıl boyunca sürdürüldüğünün izah ve ispat edilemediğini; tüm bu konuların müvekkili ile ilgi ve alakasının bulunmadığını; zarar ve müvekkili şirket arasındaki illiyet bağının kesin bir şekilde kesildiğini,Yargılama sırasında dinlenen davacı tanıklarının da istikrarlı bir şekilde; “…Benzin kokusu olduğu için ... teknisyenlerinin gelerek öncelikle benzin istasyonunu kapattıkları, buna müteakiben kazı çalışmaları başlattıklarını, yolları kapatarak sondaj çukurları açtıklarını, bu durumun 1 yıl sürdüğünü…” beyan ettiklerini, İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi Makine Malzemesi ve İmalat Teknolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Sayın Doc. Dr. ... tarafından yapılan inceleme neticesinde düzenlenen 06.06.2005 tarihli raporda; “…her bir tankta 60 mb basınçlı Azot gazı kullanılarak cidar arası kaçak testi uygulanmış ve 7 adet tankın tamamının sızdırmaz olduğu……Tanklarda bulunan akaryakıtın akaryakıt satış pompasına kadar izlediği güzergahta kurulu bulunan tüm bağlantı elemanlarının, pompa ve fittingleri üzerinde yapılan incelemede, tüm malzemelerin ilgili standartlara uygun malzeme ve ekipmanlar oldukları, sızdırmaz oldukları…sistemin kayıtlarının incelenmesinden, 02.03.04.05 ve 06 Haziran 2005 tarihinde tüm tanklarda yakıt seviyesinin aynı kaldığı, herhangi bir sızdırmanın meydana gelmediği, akaryakıt istasyonunun depolama tanklarından satış pompasına kadar tüm hacim ve bağlantı elemanlarına kadar çevreye zarar verebilecek herhangi bir akaryakıt sızmasının mevcut olmadığı…" tespit edildiğini, Keza yine bizzat davacı tarafça tanzim ve imza edilen 03.06.2005 tarihli yazı ile; “…Yapılan test ve bakımlar esnasında tanklar ve mal hatlarında herhangi bir sorun tespit edilmemiş olup, gaz detektörlerinin çalışır durumda oldukları raporlanmış bulunmaktadır. İstasyonda herhangi bir sorun bulunmadığı şu ana kadar yapılan araştırmalarda görülmektedir. Bildirilen kokunun kaynağı ve nedeni hakkında uzman ekipler işletmemiz gözetiminde gerekli her türlü güvenlik önlemi alınarak çalışmaya başlamıştır….” “İmza ... AŞ”, denilmekte olduğunu, (Bknz Cevap dilekçemiz/EK 5), meydana gelen zararın akaryakıt istasyonundaki tank ve bunlara bağlı akaryakıt pompalarından kaynaklanmadığının açıkça ortaya çıkarıldığını, bu hususun davacı tarafça 03.06.2005 tarihli yazı ile de bizzat ikrar edildiğini, Ancak buna rağmen bizzat ... tarafından başlatılan tadilat çalışmaları nedeni ile dava dışı şirketin uğradığını iddia ettiği kar kaybına yönelik zararların gündeme geldiğini ve bu şekilde müvekkili şirket ile dava konusu zarar arasındaki illiyet bağının kesildiğini; bu duruma hukukçu olmayan makine mühendisi bilirkişiler tarafından hukuk dışı bir yaklaşımla 'sebep - sonuç' ilişkisi olarak ifade edilmesinin uzmanlık alanları ile ilgili olmadığı için maruz görülebileceğini ancak mahkemece bu yöndeki savunmalarının hukuk tekniği açısında irdelenmesi ve incelemesi gerekirken, tartışılmamış dahi olmasının istinaf istemlerinin ne denli haklı ve hukuki olduğunun açık bir göstergesi olduğunu, Kesinleşmiş mahkeme kararı ile somutlaşan bu maddi gerçeğe rağmen tazminat davasının konusu olmayan "sızıntıdan kaynaklanan zarar ve kusur" konusunun halen ve ısrarla tartışılıyor olmasının, işbu dava konusunun ve rücuya konu olan "kar mahrumiyeti" hususunun bilirkişiler tarafından yeterince anlaşılamadığına delalet etmekte olduğunu; ilk derece mahkemesinin de aynı hataya duçar olmasının tüm ısrarlı savunmalarına rağmen delillerin yeterince incelenmediğini akıllara getirmekte olduğunu; birbirinden tamamen bağımsız olan bu iki ayrı dava konusunun, sebep sonuç ilişkisi şeklinde izah edilmeye çalışılmasının ise, müvekkili şirket ile hukuki ilgisi kesilmiş bir konuda hukuk tekniğine aykırı, soyut yorum ve varsayımdan öteye gitmemekte olduğunu, Rücu davasının temelini oluşturan İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi dosyasındaki kabule (gerekçeli karara) göre de, davacı ... tapuda intifa hakkı sahibi olması ve taşınmazın alt yapısında kurulu tanklar üzerinde münhasıran yetki ve hak sahibi bulunması nedeniyle bundan mütevellit bakım, onarım ve denetim faaliyetlerinden (çalışmaları kendi insiyatifleri doğrultusunda ve kendi teknik ekibiyle gerçekleştirmiş olması nedeniyle) tek başına sorumlu olduğunu; ilk derece mahkemesi tarafından bu yöndeki savunmalarının da tartışılmadığını, Nitekim dosyada mevcut 19.07.2005 tarihli tadilat ve boya faturalarından anlaşılacağı üzere, olaya sebebiyet verdiği ileri sürülen akaryakıt tanklarının gerek mülkiyeti gerekse intifa hakkı itibariyle münhasıran davacı ...’nin sorumluluğu altında olduğunu, (Bknz. Cevap dilekçesi/EK 6- CHN Hamle Makine San. tarafından ...’ye kesilen Akaryakıt Tankı Tadilat ve Boya Faturaları) Keza yine dosyada mevcut 08.11.2005 tarihli “İade Faturasına” göre, Davacı ... tarafından gerçekleştirilen dolum hatasına istinaden kaybolan 8.464 litre akaryakıt bedelinin ...’ye fatura edilmiş, dolayısıyla bu zararın ... nakliyecisinin/şoförünün kusurundan kaynaklandığının bizzat davacı tarafça kabul edilerek ticari kayıtlarına da bu şekilde işlendiğini, (Bknz. Cevap dilekçesi/EK 7 – Hatalı dolum sebebi ile kaybolan akaryakıt bedeline dair 08.11.2005 tarihli fatura sureti)Dolayısıyla dayanak dava ile talep/tahsil edilen zararın “... tarafından yürütülen makul süreyi aşar nitelikteki gereksiz ve uzun çalışmalardan” doğmuş olup, bu aşamada müvekkili şirketin faaliyetlerinin de durdurulduğunu; dolayısıyla eylem (sondaj vs. çalışmaları) ile zarar (kar mahrumiyeti) arasında müvekkili şirkete atfı kabil illiyet bağının bulunmadığını; tüm bu maddi gerçeklere rağmen müvekkili şirkete kusur yüklemek ve hiçbir ihbar olmamasına rağmen 16 yıl sonra aleyhinde tazminata hükmetmenin hukuken mümkün olmadığını, Tüm bu nedenlerden ötürü, gerek bilirkişiler gerekse yerel mahkeme tarafından üzerinde ısrarla durmuş oldukları bu konu hakkında denetime elverişli ve bilimsel bir değerlendirme yapılmaksızın, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin kesin hükmü ile sonuca bağlanan zararın "davacı ...’nin olayın kaynağı araştırmak için başlattıkları sondaj ve çukur kazıntıları ile bu nedenle dava dışı ... nezdinde meydana getirdiği yıkıntı ve kırıklar nedeniyle ticari faaliyetlerine engel oldukları süre boyunca mahrum kalınan kar kaybından” müvellit olduğunun dikkatlerden kaçtığını; ilk derece mahkemesi kararının bu yöndeki savunmaları açısından da eksik ve hatalı olup, bu haliyle kararın ortadan kaldırılmasının elzem olduğunu, Davacı taraf aleyhine TMK. m. 738’e göre “kusursuz sorumluluk” hali dikkate alınarak verilen tazminat kararına rağmen görülen rücu davasında müvekkilinin “kusurlu sorumluluğuna” gidilemeyeceğini, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kesinleşmiş gerekçeli kararı dikkate alındığında (Gerekçeli kararda matbu genel ifadeler ile geçilmiş, detayını hiçbir şekilde girilmemiştir); rücu hakkına dayanak gösterilen tazminatın davacı ...’nin intifa hakkı sahibi olması ve "kazı çalışmalarını" bizzat gerçekleştirmesi göz önünde bulundurularak TMK. m. 738’den doğan kusursuz sorumluluğuna dayalı bir kabul ile hüküm kurulduğunun görülmekte olduğunu, anılan yasa maddesina göre “…, kazı ve yapı yaparken komşu taşınmazlara, onların topraklarını sarsmak veya tehlikeye düşürmek ya da üzerlerindeki tesisleri etkilemek suretiyle zarar vermekten kaçınmak zorundadır…” denildiğini; söz konusu kusursuz sorumluluk halinin davacı ...’nin tedbir bahanesi altında uzun süreli ve gereksiz kazı çalışmaları nedeniyle gündeme geldiğini; dolayısıyla “sızıntı” iddiasının artık ortadan kalkmakla birlikte zararla arasındaki nedensellik bağının da açıkça koptuğunu; kazı çalışmalarına doğrudan veya dolaylı olarak hiçbir iştiraki bulunmayan müvekkili şirketin, akaryakıt tanklarının kurulum ve alt yapı denetiminin de münhasıran davacı ...’de olması nedeniyle kusurlu ve/veya kusursuz hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, Her ne kadar raporda müvekkili şirketin işletici olması nedeniyle kontrol ve denetim yükümlülüğünü yerine getirmediğinden bahisle zararın oluşumunda %50 kusurlu olduğu kanaatine varılmış ise de, önceki kök ve ek raporlarda kabul gören İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi Makine Malzemesi ve İmalat Teknolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Sayın Doc. Dr. ... tarafından yapılan inceleme neticesinde düzenlenen 06.06.2005 tarihli raporda, akaryakıt istasyonunun depolama tanklarından satış pompasına kadar tüm hacim ve bağlantı elemanlarına kadar çevreye zarar verebilecek herhangi bir akaryakıt sızmasının mevcut olmadığının tespit edildiğini; dolayısıyla müvekkili şirketin tasarrufu altında olmayan bir konuda sızıntı ve/veya benzeri nedenlere dayalı herhangi bir ihmali davranışı tespit edilemediğini; bilirkişi raporlarının bu yönden de kendi içerisinde çelişkili ve denetime elverişsiz olduğunu; hükme esas alınmalarının hukuken mümkün olmadığını, Dosyada mevcut birbirinden faklı 5 ayrı kök ve ek rapordan neden müvekkili aleyhine olan 04.11.2020 tarihli rapora değer verilerek hükme esas alındığının taraflarınca anlaşılamadığı gibi, buna dair gerekçeli kararda da herhangi bir açıklamaya rastlanılmadığını, “ihbar” ve “hakkın kötüye kullanılmasına” dair itirazlarının gerekçeli kararda tartışılmadığını, Yargıtay ve doktrinde istikrarlı bir şekilde kabul gördüğü üzere; dava dışı alacaklının başvurmadığı müteselsil borçluların, borçlulardan birine karşı açılmış olan tazminat davasından ve buna bağlı olarak tazminatı ödeyen borçlunun kendilerine rücu edebileceğinden geç haberdar olurlarsa, olumsuz bazı sonuçlarla karşı karşıya kalacağını; öncelikle bu kişilerin, usul hukukuna göre müdahale edebilecekleri bir dava söz konusu ise, asıl davaya müdahale etme imkânını kaybedebileceklerini; öte yandan, alacaklının başvurmadığı müteselsil borçluların, kendilerine yöneltilebilecek rücu talebinden haberdar olmadıkları için sorumluluktan tamamen veya kısmen kurtulmalarını sağlayabilecek ispat araçlarını muhafaza etmeyebileceklerini; kendilerine rücu talebi yöneltilebilecek olan müteselsil borçluların bu tür olumsuz sonuçlarla karşılaşmalarının önüne geçmenin yolunun, alacaklının tazminat davası açtığı borçlunun, “Durumu Gecikmeksizin Diğer Müteselsil Borçlulara Bildirmesini” sağlamak olduğunu, İsviçre Federal Mahkemesi, zarar gören alacaklının başvurduğu borçlu, alacaklıya karşı borcu zamanaşımına uğramış olan bir müteselsil borçluya rücu etmek istediği takdirde, onu dürüstlük kurallarına göre kendisinden beklenebilecek en kısa sürede başvuracağı borçluya bildirimde bulunmakla yükümlü tuttuğunu; Federal Mahkeme'nin, MK m. 2 f. 2’deki hakkın kötüye kullanılması yasağından hareket ederek, alacaklının zararını tazmin eden ancak rücu etmek istediği müteselsil borçluya zamanında böyle bir bildirimde bulunmayan borçlunun, rücu talebinin henüz zamanaşımına uğramamış olsa dahi, rücu hakkını kullanamayacağına hükmettiğini, örneğin İsviçre Federal Mahkemesi'nin kendisine karşı tazminat davası açılan borçlunun davanın açıldığı tarihten bir ay sonra dava edilmeyen müteselsil borçluya ihbarda bulunmasını dürüstlük kurallarına uygun bulurken, alacaklının dava açtığı bir başka borçlunun diğer müteselsil borçluya dava tarihinden yirmi ay sonra ihbarda bulunmasını dürüstlük kurallarına aykırı bulduğunu, Alacaklının tazminat davası açtığı borçlu diğer müteselsil borçlulara bu durumu ihbar etmediyse, BK m. 73 f. 2 hükmünün uygulanacağını; bu takdirde iki yıllık zamanaşımı süresi, ihbarda bulunmayan borçlunun alacaklının zararını fiilen tazmin ettiği tarih dikkate alınmaksızın, dürüstlük kuralı gereği borçlunun tazminat talebini diğer sorumlulara ihbar etmesi gereken tarihten itibaren işlemeye başlayacağını; bu son durumda, yani ihbarın yapılmadığı hallerde, henüz daha rücu alacağı doğmadan zamanaşımı süresinin işlemeye başlamış olduğunu; kanun koyucunun burada sorumlulardan birine yöneltilen tazminat talebi kendilerine ihbar edilmeyen diğer müteselsil sorumluları korumak, alacaklının kendisine yönelttiği tazminat talebini diğer sorumlulara ihbar etmeyen borçluyu ise, rücû alacağının zamanaşımı süresini erken işletmeye başlayarak cezalandırmak istediğinin anlaşıldığını, Dilekçelerinin başlarında izah edilen genel zamanaşımı defilerinin saklı kalmak kaydıyla, her halükarda ödeme ve dava tarihi itibariyle 6098 sayılı TBK.'nun uygulanması halinde dahi tazminatın icraya ödendiği 2015 yılından 02.02.2021 tarihli ıslah işlemine kadar geçen süre dikkate alınarak, ıslah ile arttırılan kısım için 2 yıllık özel zamanaşımı süresinin dolduğunu tekrar etmek istediklerini, Bu açıklamalar ışığı altında somut olay değerlendirildiğinde; davacı taraf kanunen zorunlu olan ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi, İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2006/286 E. sayılı dosyası ile görülen tazminat davasının 23.11.2006 tarihli duruşmasında; dava dışı ... vekili tarafından davaya müvekkili şirketin de dahil edilmesinin talep edildiğini, davacı tarafın bu talebinin mahkemece reddedildiğini ve fakat davalı ...'nin bu duruma “itiraz etmediği” gibi, HMK m. 61 ve devamı maddeleri uyarınca davayı ihbar etmemekte adeta direndiğini; müvekkili şirketin davaya dahil edilmesinin reddine dair bu ara kararın, asıl dava ile birlikte Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin denetiminden geçerek kesinleştiğini; müvekkili lehine kesin hüküm teşkil eden bu hukuki tespitin yanı sıra, 10 yıllı aşkın bir süredir devam eden bir yargılama sürecinin müvekkilin gıyabında takip edilerek, aleyhe sonuçlanması üzerine zorlama yorum ve varsayımlar ile müvekkile rücu edilmesinin TMK. m.2/2 uyarınca açık bir hakkın kötüye kullanılması hali olduğunu; hukuk tarafından korunamaz özellikteki bu durumun, davacı tarafın kötüniyetinin açık bir göstergesi olduğunu, Önceki bilirkişi kök ve ek raporlarında ihbar külfetinin davacının sorumluluğu altında olduğu ve yerine getirilmediğine dair tespitlere rağmen ilk derece mahkemesince bu konu tüm ısrarlı savunmalarına rağmen tartışılmadığını; aksine kanaate varıldığına dair de denetime elverişli hiçbir hukuki açıklama getirilmediğini, Hiçbir şekilde kabul etmemekle birlikte biran için tüm taleplerinin reddi ile davacı tarafın haklı olduğu kanaati hasıl olsa bile, "...Davacı müteselsil sorumlu sıfatıyla 3.kişiye ödediği paranın halefiyet esasınca rücuen tahsilini istediğinden ve davalı müvekkil önceki davadan haberdar olmadığı için davalı olarak yer almadığına göre, iadenin kapsamı davacının mahkum olup ödediği para, bu paranın kendisi hakkındaki davada verilen hükmün kesinleşmesine kadar işleyecek faizi, önceki davada hükmedilen avukatlık ücreti ve yargılama giderleri toplamından davalının payına düşen kısmıdır. Zira Kendi kusurlu davranışı ile işin icraya düşmesine yol açan davacı, bu ihmali nedeniyle yapılmış olan icra giderlerinin ve hükmün kesinleşmesinden sonra geçen sürede işleyecek faizi isteyemez. Söz edilen giderle davalının eylemi arasında uygun sebep sonuç bağı yoktur..." Islah edilen kısım açısından da ödeme tarihinden itibaren faiz istenilmesinin ihbar ve temerrüt yokluğu nedeniyle hukuken mümkün olmadığını; ilk derece mahkemesinin bu kararının usul, yasa ve hukuka açıkça aykırı olduğunu; 'hiç kimsenin kendi kusurundan faydalanamayacağı'nın hukukun evrensel bir ilkesi olduğunu, İleri sürerek, istinaf taleplerinin kabulü ile usul ve yasaya aykırı ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, ıslah ile arttırılan 459.642,97 TL'lik kısma karşı genel ve/veya özel zamanaşımı defilerinin kabulü ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davanın zamanaşımı nedeniyle reddi halinde YHGK. 2017/3013 E. - 2018/47 K. sayılı içtihadı doğrultusunda müvekkili şirket lehine nispi oranda vekaleti takdirine, esas hakkındaki tüm savunmalarının birlikte değerlendirilmek suretiyle ve özellikle davalı tarafça yapılan ödemenin ve aleyhinde verilen mahkeme kararının müvekkili şirketin hiçbir dahli olmayan (kar mahrumiyeti) bir konuya dayanması nedeniyle davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini, talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacı tarafından dava dışı şirkete ilama dayalı olarak yapılan ödemenin, davalının aralarındaki 04/10/2004 tarihli İşleticilik Anlaşması'na aykırı davranması nedeniyle ortaya çıktığı iddiasına dayalı olup, üçüncü kişiye ödenen tutarın davalıdan rücuen tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece davacının icra dosyasına ödediği tutara ilişkin talebinin kabulü ile 469.642,97-TL'nin 08/01/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline, mahkeme harcına ilişkin 10.103,24-TL'lik talebi hakkında harç yatırılmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı yan, davalı ile aralarındaki işleticilik anlaşması uyarınca davalının, davacının intifa hakkına sahip olduğu taşınmazdaki istasyonu işlettiğini, 26/05/2005 tarihindeki akaryakıt ikmali sırasında meydana gelen akaryakıt sızıntısı nedeniyle, davalının işlettiği istasyona komşu iş yerinin de zarar gördüğünü, iş yeri sahibi dava dışı ... Oto.Tic.Ltd.Şti. Tarafından davacı aleyhine İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesi nzedinde haksız fiile dayalı tazminat davası açıldığını, bu davada verilen 10/02/2014 tarih, 2013/342 Esas 2014/22 sayılı Karar ile davacı aleyhine 291.315,10-TL tazminata hükmedildiğini, ilamın infaza konulduğunu ve davacının İstanbul ...İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasında 08/01/2015 tarihinde 939.285,94-TL ödeme yaptığını, ayrıca İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde davacı aleyhine hükmedilen 20.206,48-TL karar harcının da 16/01/2015 tarihinde İstanbul Rıhtım Vergi Dairesi Başkanlığına yatırıldığını, üçüncü kişinin uğradığı ve davacının ödemek zorunda kaldığı zararın, davalının sözleşme ile yüklendiği denetim ve kontrol yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklandığını ileri sürerek, 10.000,00-TL üzerinden açtığı kısmi davadaki netice-i talebini 02/02/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile 459.642,97 TL arttırmış, 469.642,97-TL'nin 08/01/2015, 20.206,48-TL'nin 16/01/2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı yan, davacının İstanbul 5 Asliye Ticaret Mahkemesi'nde devam eden yargılamayı kendisine ihbar etmediğini, zamanaşımı süresinin dolduğunu, İstanbul 5 asliye Ticaret Mahkemesi'nde hükmedilen tazminata konu zarar ile davalının herhangi bir eylemi arasında illiyet bağı bulunmadığını, zira o davada dava dışı şirketin talep ettiği zararın, davalının işlettiği yakıt tanklarından oluşan sızıntı ile ilgili olmadığını, davacı tarafından başlatılan sondaj ve çukur kazıntıları nedeniyle meydana gelen yıkıntı ve kırıklar nedeniyle sonucu faaliyetin gerçekleştirilememesinden doğan kazanç mahrumiyetine ilişkin olduğunu, davacının istasyonun intifa hakkı sahibi ve yakıt tanklarının da maliki olması nedeniyle kusursuz sorumlu olduğunu, davalının sorumluluğuna gidilemeyeceğini, kaldı ki bizzat davacı tarafından yapılan kontrollerde davalıya atfedilebilecek herhangi bir ihmal bulunmadığının raporlandığını ileri sürerek davanın reddini istemiş, ayrıca ıslahla arttırılan tutara karşı da zamanaşımı def'ini ileri sürmüştür. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, taraflar arasındaki sözleşmenin 9/a ve 21/bmaddeleri uyarınca tüm zarardan davalının sorumlu olması nedeniyle, davacıya %50 kusur atfedilmesinin ve icra dosyasına ödenen tutarın tamamına hükmedilmemesinin hatalı olduğu, davacıya kusur atfedilemeyecek olmakla birlikte, bir an için aksi düşünülse dahi bu kusurun 19/02/2019 tarihli bilirkişi raporuna göre %40 olarak tespit edilmesinin gerektiği, davacıdan talep edilen 20.206,48-TL'nin eksik harcının 08/10/2020 tarihinde yatırılması nedeniyle bu talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına dair verilen kararın hatalı olduğu yönündedir. Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; dava konusu talebin 818 Sayılı Borçlar Kanununa göre olayın meydana geldiği 28/05/2005 tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, dava tarihi itibariyle zamanaşımının dolduğu, olayda 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulanacak ise bu kez TBK'nun 73 maddesi uyarınca ıslah edilen tutar yönünden iki yıllık özel zamanaşımı süresinin dolduğu, zamanaşımı defi'nin reddini haksız olduğu, alınan bilirkişi raporlarında tüm itirazlarına rağmen, rücu talebine dayanak zararın doğmasına akaryakıt ikmalinin mi, bizzat davalı tarafça yürütülen ve bir yıl süren iyileştirme ve tadilat çalışmalarından mı neden olduğu hususunda hiçbir değerlendirme yapılmadığı, Rücu talebine dayanak İstanbul 5 Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen davanın davacısı üçüncü kişinin, akaryakıt tanklarındaki “sızıntıdan” doğan zararı değil, davacı tarafın benzin kokusunun kaynağını araştırmakiçin başlattığı sondaj ve çukur kazıntıları nedeniyle ticari faaliyetlerine engel olunan süre boyunca mahrum kaldığı karın tahsilini istediği, mahkemenin de bu zarara hükmettiği, buna rağmen eldeki davada üçüncü kişi zararının akaryakıt sızıntısından kaynaklandığı gerekçesi ile rücu talebinin kabul edilmesinin haksız olduğu, bizzat davacının 03/06/2005 tarihli yazısı ile sızıntının akaryakıt istasyonundaki tank ve bunlara bağlı akaryakıt pompalarından kaynaklanmadığı ikrar ettiği, öte yandan İstanbul 5 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin o dosya davalısı ...'nin TMK'nun 738 maddesine dayalı olarak doğan kusursuz sorumlu olduğunu kabul ettiği, artık iş bu dosya davalısına herhangi bir kusur atfedilemeyeceği, bir an için aksi düşünülse dahi, ihbar külfetini yerine getirmeyen davacının, davalının elinden o dosyaya ilişkin savunma imkanını alması ve zararın artmasına sebep olması karşısında TMK 2 uyarınca davalıya rücu edemeyeceği, etse bile iadenin kapsamına icra giderlerinin ve hükmün kesinleşmesinden sonra geçen sürede işleyecek faizin girmeyeceği, ıslah edilen tutar yönünden ödeme tarihinden itibaren faiz işletilemeyeceği yönündedir. Davacının zamanaşımı defi'ne yönelik istinaf sebebi incelendiğinde, tarfalar arasındaki sözleşme tarihinin 04/10/2004 olduğu, davacının üçüncü kişiye ödediği tazminatın rücuu istemini taraflar arasındaki sözleşme ilişkisine dayandırdığı, şu halde sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 818 Sayılı BK'nun 125 maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve zamanaşımı süresinin aynı Kanunun 128/1 fıkrası uyarınca muacceliyet tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, muacceliyetin ödeme tarihi ile başlayacağı nazara alındığında 08/01/2015 ve 16/01/2015 ödeme tarihlerinden itibaren işlemeye başlayan on yıllık zamanaşımı süresinin gerek dava gerekse 20/02/2021 ıslah tarihi itibariyle dolmamış olduğu, davalının 818 Sayılı Borçlar Kanununa göre zamanaşımının zararın vuku bulduğu 26/05/2005 tarihinden başlayacağı yönündeki istinaf sebebinin, davacının rücu hakkını dayandıracağı alacağın ancak üçüncü kişiye ödeme yapılması(üçüncü kişiye karşı müteselsil sorumlulukta, sorumlulardan birinin alacaklıyı tatmin etmesi) halinde doğacak olması karşısında yerinde olmadığı, davalının 6098 Sayılı TBK'nun 73 maddesine ilişkin istinaf sebebinin ise, her ne kadar ödeme tarihleri itibariyle 6098 Sayılı Kanun yürürlükte ise de, 6098 Sayılı TBK'nun "Rücu isteminde" başlıklı ve 818 Sayılı Kanunda karşılığı olmayan 73 üncü maddesinin, TBK'nun, "Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri Başlıklı" İkinci Ayırımı içerisinde yer aldığı ve hükmün düzenlendiği yer ve içeriğine göre, haksız fiillerden kaynaklanan rücu istemlerine ilişkin zamanaşımı süresini düzenlendiği anlaşıldığından, sözleşmeye aykırılık iddiası ile açılan bu davada uygulanma olanağının bulunmadığı (bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2016/7965 esas, 2016/7011 karar sayılı, 12/07/2016 tarihli; 2018/2486 esas, 2019/8024 karar sayılı,10/12/2019 tarihli ilamları ile Yargıtay 13 Hukuk Dairesi'nin 2016/7398 Esas, 2017/5934 karar sayılı, 11/05/2017 tarihli ialmı), bu nedenle mahkemece zamanaşımı def'inin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Davalı vekilinin, rücu talebine konu edilen üçüncü kişi zararının akaryakıt ikmali sırasında meydana gelen sızıntıdan değil, davacının yaptığı ve çok uzun süren sondaj ve kuyu açma çalışmalarından kaynaklandığına, üçüncü kişi zararı ile davalı eylemi arasında illiyet bulunmadığına yönelik istinaf sebebi; dava dışı üçüncü kişi tarafından iş bu dosya davacısına açılan İstanbul 5 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/342 esas, 2014/22 karar sayılı dosyasına mübrez ve mahkemece hükme esas alınan, aynı heyet tarafından tanzim edilen kök ve ek bilirkişi raporlarında, davalının işlettiği ve davacıya ait akaryakıt istasyonundaki akaryakıt tanklarından üçüncü kişinin işyerine akaryakıt sızdığı, bu sızıntı nedeniyle yapılan sondaj çalışmalarından ötürü davacının iş yerinin çalışmaların devam ettiği süre boyunca büyük ölçüde eksik kapasite ile kullanıldığı belirtilmiş, kar mahrumiyeti zararın temel sebebinin akaryakıt tanklarından komşu iş yerine sızma olduğu açıklanmış olmakla yerinde görülmemiştir. Her iki taraf vekilinin kendilerine kusur atfedilemeyeceğine, yahut bu oranda kusur atfedilemeyeceğine yönelik istinaf sebebinin değerlendirilmesi için, hem eldeki dava hem de İstanbul 5 Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen dava ikame edilmeden önce, iş bu dosya davalısının sigortacısı tarafından iş bu dosya davacısına açılan Kadıköy 1 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/312 esas sayılı dosyasının incelenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Anılan davada, davacı ... A.Ş.'nin, sigortalısı ... Şirketi'nin işlettiği akaryakıt istasyonu akaryakıt tanklarına ... şirketi tarafından akaryakıt ikmali yapıldığı sırada, hatalı tank boşaltımı nedeniyle akaryakıtın depolardan taşarak çevreye yayıldığı, zarar ziyan ve çevre kirliliği meydana geldiği, ayrıca sigortalıya ait istasyonun bir süreliğine kapatıldığı, akaryakıt paket sigorta poliçesi kapsamında, sigortalının istasyon çevresinde çevre kirliliği temizleme çalışmaları yaptığı, bu nedenle oluşan zarar için sigortalıya 134.893,00-YTL ödeme yapıldığı, zarara ... şirketi çalışanı ve akaryakıt ikmali yapan şoförün hatalı dolumunun sebep olduğu iddialarıyla, ...'ye karşı rücuen tazminat davası açtığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda, sigortalı ile ... arasındaki sözleşmeye göre akaryakıt ikmalinden ...'nin sorumlu olduğu, ancak sigortalının da dolum sırasında denetim yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle %40 müterafik kusurunun bulunduğu, ...'nin kusurunun %60 oranında olduğu gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulüne karar verildiği, temyiz edilen kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin, 03/06/2010 tarihli, 2009/252 Esas ve 2010/6318 Karar sayılı ilamı ile onandığı, ...'nin karar düzetme isteminin de reddedildiği ve hükmün 20/01/2011 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. İş bu rücu davasına dayanak üçüncü kişinin uğradığı zararın ana nedeni olan akaryakıt sızıntısı ile Kadıköy 1 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin kesinleşen kararına konu akaryakıt sızıntısı aynı olup, sızıntıya ... çalışanının hatalı dolumunun neden olduğu, ... Petrol şirketinin ise denetim yükümlülüğünü ihlal ettiği, sızıntının meydana gelişinde, ...'nin %60, ... Petrol şirketinin ise %40 oranında kusurlu olduğu hususunda kesinleşmiş mahkeme kararı bulunduğu anlaşılmıştır. Kadıköy 1 Asliye Ticaret Mahkemesi davacısının rücu davasını, sigortalısı ... Petrol'ün halefi olarak açtığında duraksama bulunmadığına ve o dosyada kesinleşmiş bulunan kusur oranlarının, eldeki davada kesin delil teşkil ettiği açık olduğuna göre, mahkemece buna göre değerlendirme yapılması gerekirken, yeniden kusur değerlendirmesi yapılarak tarafların %50 oranında kusur olduklarını kabul etmesi yerinde olmamıştır. Davacının zarara sebep olan sızıntının meydana gelişinde %60 oranında kusurlu olması karşısında kusursuz olduğuna yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı, davalının ise kusursuz olduğuna yönelik istinaf sebebi yerinde olmamakla birlikte, %40 oranında kusurlu olması nedeniyle hakkında daha az kusur oranı tespiti gerektiği yönündeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur. Davacının İstanbul 5 Asliye Ticaret Mahkemesi'nce hükmedilen ve Vergi Dairesi'ne yatırılan harç tutarına ilişkin rücu taleplerinin 08/10/2020 tarihinde harçlandırıldığına yönelik istinaf sebebi, mahkemece 29/09/2020 tarihli celsede bu talep yönünden eksik 345,07-TL harcın tamamlanması için davacı vekiline kesin süre verildiği, kesin süre içerisinde 08/10/2020 tarihinde eksik harcın davacı vekili tarafından ikmal edildiği, bu nedenle talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına yönelik mahkeme gerekçesinin isabetsiz olduğu, öte yandan harcın ikmal edilmemesi halinde yapılacak işlemin Harçlar Kanununun 30,32 maddeleri ile HMK'nun 150 maddesi uyarınca o talep yönünden dosyanın işlemden kaldırılması, yasal süre içerisinde yenileme yapılmaması halinde yine o talep yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi olduğu, mahkeme kararının bu yönü ile de hatalı olduğu anlaşılmakla yerinde bulunmuştur. Davalının, davacı tarafından İstanbul 5 Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen yargılamanın kendilerine ihbar edilmediği, kendi kusurlu davranışı ile işin icraya düşmesine yol açan davacının, icra giderleri ve hükmün kesinleşmesinden sonra geçen sürede işleyecek faizi talep edemeyeceği yönündeki istinaf sebebi, davalı önceki davada davalı olarak yer almamışsa davacı, müteselsil sorumlu sıfatı ile üçüncü kişiye ödediği paranın rücuen tahsilini istediğinde iadenin kapsamının; davacının mahkûm olup ödediği para, bu paranın kendisi hakkındaki davada verilen hükmün kesinleşmesine kadar işleyecek faizi, önceki davada hükmedilen avukatlık ücreti ve yargılama giderleri toplamından davalının payına düşen kısım olacağı, ancak kendi kusurlu davranışı ile ödemeyi geciktiren işin icraya düşmesine yol açan davacının, bu ihmali nedeniyle yapılmış olan icra giderlerini ve hükmün kesinleşmesinden sonra geçen sürede işleyecek faizi isteyemeyeceği, İstanbul 5 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/342 esas, 2014/22 karar sayılı 10/02/2014 tarihli ilamının henüz kesinleşmeden önce icraya konulduğu, davacının hükme karşı tehiri icra talepli temyiz yoluna başvurduğu, Yargıtay'ın 13/11/2014 tarihli ilamı le hükmün onandığı ve 25/01/2015 tarihinde kesinleştiği, davacının icra dosyasına 08/01/2015 tarihinde tüm dosya borcunu ödediği, hüküm henüz kesinleşmeden ödeme yapılmış olması karşısında, davacının kusurlu davranışı ile ödemeyi geciktirdiğinden bahsedilemeyeceği anlaşılmakla yerinde görülmemiştir. Davalın ıslah edilen tutara ödeme tarihinden itibaren faiz işletilemeyeceğine yönelik istinaf sebebi, eldeki davanın kısmi dava olarak ikame edildiği, şu halde ıslah edilen kısım için ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken, ödeme tarihinden itibaren faiz işletilmesinin isabetsiz olduğu anlaşılmakla yerinde görülmüştür. Yukarıda yapılan tüm açıklamalar çerçevesinde davacının davalıdan 08/01/2015 tarihinde icra dosyasına ödediği 939.285,94-TL'nin %40'ı oranındaki 375.714,37-TL ile, vergi dairesine yaptığı karar harcı ödemesi olan 20.206,48-TL'nin %40'ı oranındaki 8.082,59-TL toplamı 383.796,96-TL'nin rücuen tahsilini talep edebileceği, bu tutarın 10.000,00-TL'sine 08/01/2015, 8.082,59-TL'sine 16/01/2015 ve 365.714,37-TL'sine 02/02/2021 ıslah tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesi gerektiği anlaşılmıştır. Sonuç olarak, tarafların istinaf başvurularının kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak, davanın dava dilekçesi ile 02/02/2021 harçlandırma tarihli ıslah dilekçesinde talep edilen tutarlar üzerinden kısmen kabulüne, 383.796,96-TL'nin, 10.000,00-TL'sine 08/01/2015, 8.082,59-TL'sine 16/01/2015 ve 365.714,37-TL'sine 02/02/2021 ıslah tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazla istemin reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-Tarafların istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜNE, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/475 Esas - 2021/359 Karar ve 27/04/2021 tarihli kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak; 2- Davanın, dava dilekçesi ile 02/02/2021 harçlandırma tarihli ıslah dilekçesinde talep edilen tutarlar üzerinden KISMEN KABULÜ ile; 383.796,96-TL'nin, 10.000,00-TL'sine 08/01/2015, 8.082,59-TL'sine 16/01/2015 ve 365.714,37-TL'sine 02/02/2021 ıslah tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazla istemin reddine karar verilmesine,İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN 3- Harçlar Kanunu gereğince tahsili gereken 26.217,17-TL ilam harcından, peşin yatırılan 170,78-TL, 7.851,00-TL ıslah harcı, 345,07-TL tamamlama harcı toplamı olan 8.366,85-TL harcın mahsubu sonucu bakiye 17.850,32‬-TL karar harcının davalıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan 8.366,85-TL peşin harcın davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine, 5-Davacı tarafından sarf edilen 7.950,00-TL bilirkişi ücreti, 307,50-TL tebligat-müzekkere masrafları olmak üzere toplam 8.257,50-TL yargılama giderinin, haklılık oranına göre hesap edilen ( %83 kabul ) 6.853,725‬-TL'sının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davacı tarafından sarf edilen 11,00-TL yargılama giderinin haklılık oranına göre hesap edilen ( %17 red ) 1,87‬‬-TL'sının davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, bakiyesinin davalı üzerinde bırakılmasına, 7- Kendisini vekil ile temsil ettiren davacı lehine hüküm altına alınan miktar üzerinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 maddesi uyarınca hesap edilen 59.569,54-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine,8- Kendisini vekil ile temsil ettiren davalı lehine reddedilen miktar üzerinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 maddesi uyarınca hesap edilen 17.900,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsil edilerek davalıya ödenmesine,9-Artan gider avansı olması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, İSTİNAF YÖNÜNDEN: 10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harçlarının talep halinde taraflara iadesine,13- Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 30,00-TL posta giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 14-Bakiye gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK' nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay' da temyiz yolu açık olmak üzere 14/12/2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürülenikmalsatışlarkaldırılmasınatbk'nıntaraflarınKaynaklanan)özetikararistinafkabulünedereceihbarsebeplerininraporabaşlıklıistanbuldeğerlendirilmesiyönünden“ikmalsavunmasınınmesuliyetteknikmahkemesininsebepleriedilmişverilmesinekararınınkısmenSözleşmesindenilerikabulüAlacakdosyahükümmaddeiddianumarasımahkemesi(Acentelikolmadığına

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:55:38

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim