İstanbul BAM 13. HD 2021/1382 E. 2023/1970 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2021/1382
2023/1970
14 Aralık 2023
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1382 Esas
KARAR NO : 2023/1970 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2019/277 Esas - 2021/322 Karar
TARİHİ : 08/04/2021
DAVA: İtirazın İptali (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 14/12/2023
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili bankanın ... İkitelli Şubesi ile borçlu dava dışı ... TİC.LTD.ŞTİ. arasında kredi genel sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye istinaden söz konusu şirkete kredi kullandırıldığını ve davalıların kredi sözleşmelesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıklarını, kullandırılan kredi borçları, davalılar tarafından müvekkili bankaya geri ödenmediğini, bunun üzerine hesap katı yapılarak davalılara Beyoğlu .... Noterliğinin 22.07.2014 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi keşide edilerek; "kredi hesaplarının kesildiği ve fazlaya dair haklar saklı kalmak üzere, 22.07.2014 itibariyle toplam 341.216,85.-TL kredi borcunun ödemenin yapılacağı güne kadar işleyecek temerrüt faizi ve diğer ferileriyle birlikte, ihtarnamenin tebliğinden itibaren bir içinde gün ödenmesi, aksi halde kanuni takibe geçileceğinin ihtar ve ihbar edildiğini, ihtarnameye rağmen borcun ödenmediğini, borç ödenmediğinden dolayı borçlu firma ve kefilleri hakkında 21.08.2014 tarihinde 320.287,51.-TL üzerinden, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile ilamsız takip başlatıldığını, davalıların takibe itiraz ettiğini, bu nedenlerle İstanbul ....İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasına yapılan itirazın iptaline ve takibin devamına, davalıların takip konusu borcun % 20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı dava dışı kredi asıl borçlusu ... Tic. Ltd. Şti. arasında imzalanan genel kredi sözleşmesi kapsamında dava dışı firmaya krediler kullandırdığını ve davalı diğer şahıslarında müşterek borçlu-müteselsil kefil sıfatıyla kefil olduklarını, Genel Kredi sözleşmesinden doğan borç ödenmediğinden müvekkillerine İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasıyla ilamsız takip yapıldığını,müvekkillerinin davacı bankaya borcu olmadığından yapılan itiraz üzerine davacı banka huzurda bulunan davayı ikame ettiğini ve davacının iddialarını kesinlikle kabul etmediklerini, müvekkillerinin borçlu ...Tic. Ltd. Şti.inde bulunan hisselerini Bakırköy .... Noterliğinin 03.12.2013 gün ve ... ve ... yevmiye sayılı hisse devir sözleşmeleri ile ayrı ayrı diğer ortak ... devretmek suretiyle şirket ortaklığından ayrıldıklarını, ayrıca Eyüp .... Noterliğinin l5/02/2014 gün ve ... yevmiye sayılı ihtarı ile durumu davacı bankaya bildirerek kefilliklerinin sonlandırılmasmı talep ettiklerini, bankanın göndermiş olduğu kat ihtarına karşı Bakırköy .... Noterliğinin 08/08/2014 gün ve ... Yev. Sayılı ihtarı ile kat ihtarını kabul etmediklerini ve bankaya borçlu olmadıklarını beyan ettiklerini, müvekkillerinin ortak ve kefil olduğu dönemde davacı banka ile müşteri çeklerinin teminata verilmesi suretiyle kredi kullanılmakta ve banka kullanılan kredilere karşılık % 125 çeki teminata aldığını, banka tarafından bu çeklerin akibeti ile ilgili olarak hiç bir beyanda bulunulmadığını, müvekkillerin kefil oldukları dönemde kullanılan krediler sona ermişse yeni kullanılan kredilerden ve kredi sözleşmesinden müvekkillerinin sorumlu olmadığını, bu nedenlerde davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 08/04/2021 tarih 2019/277 Esas - 2021/322 Karar sayılı kararında;"Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.Mahkememizin 25/01/2018 tarih 2014/1475 Esas, 2018/99 Karar sayılı kararı ile; "Davacı banka ile dava dışı asıl borçlu şirket ve davalı müteselsil kefiller arasındaki genel kredi sözleşmesinin tanzim tarihi 14/02/2013 olup, o tarih itibariyle 6098 sayılı TBK'nın 584/3 maddesinde 6455 sayılı kanun ile değişik 77. madde uyarınca 28/03/2013 tarihli ticari işlerde tacirler yönünden eş rızasının gerekli olmadığı hususundaki düzenlemenin henüz yürürlükte olmadığı,Şirket ortağının şirket lehine imzalayacağı kefalet sözleşmesinde eşin rızasının gerekli olmadığına ilişkin TBK'nun 584/3. maddesinin 28/03/2013 tarihinde yürürlüğe girdiği,dava konusu sözleşmenin ise bu yasal değişiklikten önce 14/02/2013 tarihinde akdedilmiş olması nedeniyle, incelenen nüfus kayıtlarına göre o tarihte evli oldukları anlaşılan davalı şirket ortağı kefillerin eşlerinin işbu dava konusu GKS'deki kefalet sözleşmesine münhasıran yazılı rızaları bulunması gerekirken bulunmadığı dosya içeriğiyle sabit olduğu,Davacı vekili tarafından 25/01/2018 havale tarihli dilekçe ekinde eş rızasına ilişkin belgeler sunulmuş ise de, bu evrakların incelenmesinde banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında imzalanacak ... sözleşmesi/sözleşmeleri nedeniyle kredi borçlusunun banka nezdinde doğmuş ya da doğacak tüm borçlarına eşlerinin kefil olmasına ilişkin 20/07/2012 ile 16/07/2012 tarihlerinde ucu açık bir şekilde yazılı muvafakatname sundukları, oysaki sözleşmenin tanzim tarihinin 14/02/2013 olduğu, eş muvafakatlerinin bu tarihten çok önce ve hangi kredi sözleşmesine atıf yapıldığı belli olmaksızın verildiği,TBK'nın 584/1 maddesi uyarınca kefalet sözleşmesine eş tarafından verilecek rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç sözlemenin kurulması esnasında verilmiş olmasının gerektiği, Kanunun lafız ve amacından içeriği belli bir sözleşmeye münhasıran eşin yazılı onayının arandığının anlaşıldığı, ancak somut olayda GKS'nin tanzim tarihinden yaklaşık 6 ay evvel hangi sözleşmeye atıf yaptığı belli olmayan yazılı eş muvafakatnamelerinin geçerlilik koşullarını taşıdığının kabulünün mümkün olmadığı,yazılı eş muvafakatinin belirlenen sözleşmeye münhasıran hiçbir tereddüte mahal vermeyecek şekilde atıf yapmak suretiyle verilmiş olmasının gerektiği,Kefaletin sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri uyarınca gerekli şekil şartlarını taşımadığı ..." gerekçesi ile, davanın reddine karar verildiği, Mahkememizin kararının davacı vekilince istinaf edildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 10/04/2019 tarihli, 2018/741 Esas, 2019/531 Karar sayılı ilamıyla, ''Eşlerin asıl borçlu ve kefalet miktarını somutlaştırmış şekilde verdikleri rızalar sözleşmeden önce verilmiştir. Eş rızasının, sözleşmenin kurulmasından önce ve en geç sözleşme kurulduğunda verilmesi yasa gereğidir. Sözleşmenin kurulmasından önceki zamanın ne kadar olacağı konusunda açıklık yoktur. Davalıların eşlerinin bankaya başvurarak ucu açık şekilde belirsiz bir kredi sözleşmesindeki kefalete peşinen rıza göstermiş olmaları mümkün olamayacağına ve bankanın kredi vermeden önce belli olmayan bir kredi sözleşmesine atfen eş rızalarını peşinen almasının da hukuken anlamsız olmasına göre bu rızaların dava konusu sözleşmedeki kefaletlere ilişkin olduğunun kabulü gerekir. Davalıların krediyi kullanan şirketin ortakları oldukları, davalı şirket ortaklarının eşlerinin, eşlerinin ortak olduğu şirketin kullanacağı krediyi bilme durumunda oldukları ve buna ilişkin sözleşmenin de kullanılacak krediye atfen olduğunu bildikleri, eşlerin iradelerinin belli bir sözleşmeye ve krediye yönelik olarak yansıdığı, bu durum bilinmesine rağmen eşlerin rızalarının sözleşmeyle ilişkilendirilmediği yönündeki savunmanın 4721 sayılı TMK'nın 2. Maddesi ve 6100 sayılı TMK' nın 29/1.maddesi uyarınca dürüstlük kuralına aykırı olduğu kanaatine varılmakla hukuken itibar edilmesi mümkün değildir. Sonuç olarak davalıların eşlerinin kefaletlere verdikleri rızaların, dava konusu sözleşmeye hasren verilen rıza beyanları olduğu, mahkemece yapılan yorumun dosya içeriğine, usul ve yasaya uygun olmadığı, mahkemenin taraf delillerini toplamadığı ve değerlendirmediği anlaşılmakla; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK' nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, yukarıda belirtildiği şekilde işlem yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.'' denilerek Mahkememizin kararının kaldırıldığı, dosyamızın Mahkememize iade edilerek Mahkememizin 2019/277 Esasına kaydı yapılmıştır.Mahkememizin 08/10/2020 tarihli celsesi 2 numaralı ara kararı gereğince, dosyamızda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişinin 02/02/2021 tarihli raporunda özetle;
''SONUÇ ve KANAAT:1-Davacı banka ile dava DIŞI kredi borçlusu/kredi lehtarı ... TİC. LTD. ŞTİ. arasında Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiği, işbu sözleşmeyi davalı kefillerinde müteselsil kefil sıfatıyla imzalamış oldukları,anılan sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerin öngörülen süre içinde ödenmemesi nedeniyle, davacı bankanın davalı/kefiller hakkında takip ve dava hakkının bulunduğu kanaati edinildiği,2-Davalı/Kefilin Kefalet limiti ve Sorumluluğu: Davalı kefilin/lerin, sözleşmede gösterilen kefalet limitleri toplamının 3.500.000,00TL ile 2.000.000,00TL olduğu, temerrüt tarihi itibariyle hesaplanan toplam asıl alacak tutarının 311.979,15TL olduğu nazara alındığında, hesaplanan asıl alacağın, kefalet limitinden daha düşük seviyede olması nedeniyle, davalı KEFİLLERİN hem kendi ve hem de dava dışı kredi lehtarı şirketin temerrüdü ve bunun hukuki sonuçlarından dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu sayılabilecekleri düşünülmektedir, (lütfen bkz: TBK 589 m. mülga B.K 490.m)Anın sayın yargı makamınca değeriendirilebilineceği) TAKİP tarihi ile DAVA tarihi aralığında yapılan kısmi TAHSİLAT tutarı nazara alınarak, hem TAKİP ve hem de DAVA tarihi itibariyle yapılan hesaplama sonuçları aşağıda (A) ve (B) bentleri altında arz edilmiştir.3.A)Davacı Bankanın TAKİP TARİHİ İtibariyle Hesaplanan AlacaklarıSayın Mahkemece raporun benimsenmesi halinde, fazlaya ilişkin 2.156.41 TL'nın (320.287.51-318.131.10 reddi durumunda,TAKIP TARİHİNDEN itibaren asıl alacak tutarı (kredili mevduat hesabı için) 56.329,15 TL tamamen ödeninceye kadar yıllık %30,24 oranında, asıl alacak tutarı (iskonto kredileri için) 255.650,00TL tamamen ödeninceye kadar yıllık %39 oranında sözleşmesel temerrüt faizi ve bunun % 5 gider vergisi (BSMV) ile birlikte istenilebileceği, 3.B)Davacı Bankanın DAVA TARİHİ İtibariyle Hesaplanan Alacakları 1-İskonto kredilerinin tamamı bakımından;Asıl alacak (anapara): : 136.833,39 İşlemiş faiz : 7.402,00 BSMV: 370.00 TOPLAM ALACAK TUTARI:144.605,39-TL'dır. Sayın Mahkemece raporun benimsenmesi halinde, DAVA TARİHİNDEN itibaren asıl alacak tutarı 136.833,39TL tamamen ödeninceye kadar yıllık %39 oranında sözleşmesel temerrüt faizi ve bunun % 5 gider vergisi (BSMV) ile birlikte istenilebileceği, 2-Kredili mevduat hesabı bakımından; Kredili mevduat hesabına takip tarihinden sonra herhangi bir TAHSİLAT sağlanmadığı için, bu yönde dava tarihi itibariyle haliyle bir hesaplama yapılamamıştır. C)İcra inkar tazminatı bakımından; Davalı/kefillerin hesap kat ihtarnamesi ile talep edilen alacağa, karşı bir ihtarname ile itiraz etmiş olmaları, davalıların tamamının müteselsil kefil olmaları ve şirket ortaklığından ayrılmış olmaları da nazara alındığında, davalı/kefillerin borcun miktarını tespit etmeleri kendi imkanları bakımından olanaklı olmadığı düşünülmektedir. Sayın mahkemece de bu görüşe iştirak edilmesi halinde kanımca davalı/kefiller bakımından muayyen öiçülebilinir bir borçtan/alacaktan söz edilemeyeceği söylenebilinir.D)Davalı/kefiller şirket ortağı oldukları ya da olmadıkları için değii, GKS'deki müteselsil şahsi kefaletlerinden dolayı borçtan müteselsilen sorumlu oldukları düşünülmektedir. Başka bir anlatımla şirket ortaklığından ayrılmak demek, eş zamanlı olarak kefaletin düştüğü ya da kefaletten otomatik olarak dönüldüğü anlamına gelmediği sayın mahkemenin takdirterindedir. Keyfiyeti, 6100 sayılı HMK 282 hükmü de gözetilmek kaydıyla ve HUMK 266/C.2 uyarınca bilcümle hukuki tavsif ve takdir tamamıyla ve münhasıran sayın makamına ait olarak, yüce Mahkemenin değerlendirmesine saygıyla arz ederim.'' denilmiştir.Dava, genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırılan kredilerin kat'ı sonrası açılan icra takibine itirazın iptali davasıdır.GKS'mesi, ihtar, ihtarın tebliğine ilişkin evraklar, ticari defterler, ticaret sicil kaydı ve tüm dosya içeriği ile bilirkişi raporu hep birlikte değerlendirildiğine;Kefalet sözleşmesi 6098 sayılı yeni TBK’nu yürürlüğe girdikten sonra tanzim edilmiştir. Davalı kefil açısından kefalet limitlerinin sözleşmede açıkça gösterilmiş olduğu ve TBK.’nun 582. 583. ve 584 m. öngörülen kefalet sözleşmesinin yazılı yapılması, kefaletin türü, sorumlu olunacak azami kefalet limiti, kefaletin tarihi ve yasada şartların bizzat kefillerin kendi el yazıları ile yazılmış olduğu kefalette bulunduğu, tüm bunlara göre geçerli bir kefalet akdinin kurulmuş olduğu, TBK'nun 598/3. maddesindeki 10 yıllık sürenin henüz dolmadığı anlaşılmıştır.Davalıların kefil oldukları genel kredi sözleşmesinde alınan eş rızaları dosyamıza ibraz edilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu' nun 584/1. maddesine göre; “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir, bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.” Davacı banka ile dava dışı asıl borçlu... İth. İhr. San ve Tic. Ltd Şti arasında 14/02/2013 tarihli kredi genel sözleşmesi imzalandığı, davalıların bu sözleşmeyi aynı tarihte müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları ve asıl borçlunun kullanacağı krediye 2.000,000,00 TL limitli olarak kişisel teminat verdikleri sabittir. Davacı vekili, dava sürecinde davalıların sözkonusu kefaletlere ilişkin rıza belgelerini sunmuştur. Bu belgelerden ...'in eşi ...'in 02/07/2012, ...'in eşi ... 16/07/2012, ...'nun eşi ... ise 20/07/2012 tarihinde matbu yerlerin arası el yazısıyla doldurulmuş şekilde bankanın ...Tic. Ltd Şti arasında imzalanacak ...(bu kısım boş) Sözleşmesi/sözleşmeleri nedeni ile kredi borçlusunun bankanız nezdinde doğmuş/doğacak borçlarına eşim ...(eşlerin adı elle yazılmış) kefil olmasına rıza göstermekteyim yazılı olup alt kısımda kefaletin türü, müteselsil kefilin adı soyadı azami kefalet tutarı, işbu rıza belgesinin tanzim tarihi kısımları matbu karşılıkları elle yazılmış şekilde her biri azami kefalet tutarı olarak 2.000.000 TL yazılmış belgelerdir. Sağ altta ise rıza veren eş adı soyad T.C kimlik no kısımları matbu altları elle yazılmış ve imzalanmıştır. Eşlerin asıl borçlu ve kefalet miktarını somutlaştırmış şekilde verdikleri rızalar sözleşmeden önce verilmiştir. Eş rızasının, sözleşmenin kurulmasından önce ve en geç sözleşme kurulduğunda verilmesi yasa gereğidir. Sözleşmenin kurulmasından önceki zamanın ne kadar olacağı konusunda açıklık yoktur. Davalıların eşlerinin bankaya başvurarak ucu açık şekilde belirsiz bir kredi sözleşmesindeki kefalete peşinen rıza göstermiş olmaları mümkün olamayacağına ve bankanın kredi vermeden önce belli olmayan bir kredi sözleşmesine atfen eş rızalarını peşinen almasının da hukuken anlamsız olmasına göre bu rızaların dava konusu sözleşmedeki kefaletlere ilişkin olduğunun kabulü gerekir. Davalıların krediyi kullanan şirketin ortakları oldukları, davalı şirket ortaklarının eşlerinin, eşlerinin ortak olduğu şirketin kullanacağı krediyi bilme durumunda oldukları ve buna ilişkin sözleşmenin de kullanılacak krediye atfen olduğunu bildikleri, eşlerin iradelerinin belli bir sözleşmeye ve krediye yönelik olarak yansıdığı, bu durum bilinmesine rağmen eşlerin rızalarının sözleşmeyle ilişkilendirilmediği yönündeki savunmanın 4721 sayılı TMK'nın 2. Maddesi ve 6100 sayılı TMK' nın 29/1.maddesi uyarınca dürüstlük kuralına aykırı olduğu kanaatine varılmakla hukuken itibar edilmesi mümkün değildir. Sonuç olarak davalıların eşlerinin kefaletlere verdikleri rızaların, dava konusu sözleşmeye hasren verilen rıza beyanları olduğu anlaşılmış ve sonuçta kefaletlerin geçerli olduğu sonucuna varılmıştır.GKS gereğince düzenlenen hesap kat ihtarı, kredi lehdarı açısından bila tebliğ iade edilmiş ise de İİK 68/b maddesi gereğince kredi lehdarı açısından tebliğ edilmiş sayılması gerektiği, bu nedenle kefile başvuru için TBK 586. Madde gereğince "ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması" koşullarının da gerçekleştiği; 24.07.2014 tarihi itibariyle her üç davalıya tebliğ edilmiş olup, verilen 1 günlük sürenin sonu olan 26.07.2014 tarihi itibariyle her üç davalı da temerrüde düştüğü anlaşılmıştır.Teknik ayrıntısı yukarıda özetlenmeye çalışıldığı ve bilirkişi raporunda tam detayı olduğu üzere bilirkişi tarafından hesap kat tarihinde, takip tarihinde ve hukuki menfaatin tespiti açısından takipten sonra davadan önce yapılan ödemeler dikkate alınarak dava tarihinde asıl alacak ve temerrüt tarihi ve temerrüt faiz oranına göre fer'ileri hesaplanmıştır.Hesapların kat'ı, ödemelerdeki gecikme nedeniyle GKS'ne dayalı olarak yapılmış olup bu nedenle davalı tarafın "Tahsilatlar teminat çeklerinden sağlanmış ise kefillerin temerrüde düşürülmesi hukuka aykırı" savunmasının kat ve temerrüt açısından etkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.Her ne kadar bilirkişi 02.02.2021 tarihli raporunun 6. Sayfasında kredilerin kullandırıldığı tarihlerin dökümünü vermiş ise de dosyamız içinde bulunan davacı banka tarafından ibraz edilen kredi ekstrelerinde her bir kredinin kullanıldığı tarihin yazılı olduğu, bilirkişinin ise ödemeler sonrası dava konusu alacak miktarlarına düştüğü tarihlerin kredilerin kullandırılma tarihi olarak belirtiği, tüm iskonto kredilerinin kullanma tarihin tüm davalıların kefil oldukları 2. GKS döneminde kullandırılmış olduğu, kredili mevduat hesabı (KMH) gereğince kredi lehdarının yaptığı çekimlerin - 29.08.0213 ile 21.07.2014 tarihleri arasında sürekli eksi bakiyeli para çekimleri nedeniyle oluşmuş olup- büyük bir kısmının 2. GKS döneminde yapılmış olduğu, çok az bir kısmının 3. GKS olan 05.06.2014 tarihinden sonra olduğu, KMH mahiyeti, kullanım şekli de dikkate alındığında bu miktar açısından da 2. GKS kapsamında davalıların tamamının sorumlu olduğu; kefaletten dönülmesine ilişkin Eyüp ... Noterliğinin 17.02.2014 tarihli ihtarı nedeniyle bu tarih sonrasındaki kredi kullandırımlarından da sorumlu olmadığı iddia edilse de yukarıda açıklandığı üzere dosya içindeki banka kredi hesap ekstrelerine göre sadece KMH kredisinde bir kısım kullanımların bu dönme beyanından sonra kullanılmış olduğu, bu kısım açısından ise kefaletinden tek taraflı olarak dönmesinin hukuken geçersiz olması nedeniyle davalı kefillerin sorumlu olduğu anlaşılmıştır.İcra inkar tazminatı yönünden;dava konusu alacağının önceden belirlenebilirlik, bilinebilirlik, hesap edilebilirlik vasfı ve dolayısıyla likit alacak niteliği taşıdığı, bu haliyle İİK'nın 67. maddesindeki koşullar gerçekleştiği görülmekle, davacının icra inkar tazminatı kabulü ile, alacağın % 20'si oranında icra inkar tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Tüm bu nedenlerle, teknik hesaplama ayrıntısı bilirkişi raporunda anlaşıldığı üzere sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, "1-Davanın kısmen kabulüyle davalıların İstanbul .... İcra Dairesinin ... sayılı takip dosyasındaki Ödeme emrindeki iskonto kredilerin toplamı açısından 136.833,39 TL asıl alacağa, 7.402 TL işlemiş temerrüt faizine, 370 TL BSMV olmak üzere bu kalem açısından toplamda 144.605,39 TL ve işleyecek % 39 sözleşmesel yıllık temerrüt faiz oranına itirazın iptaline, Ödeme emrindeki kredili mevduat hesabı alacak kalemi açısından 56.329,15 TL asıl alacağa, 804,38 TL işlemiş temerrüt faizine, 40,22 TL BSMV'ye, 363,71 TL ihtarname masrafına olmak üzere bu kalem açısından toplam 57.537,46 TL ve işleyecek % 30,24 değişen oranlarda TCMB'ca belirlenen 2006/1 ve 2013/8 sayılı tebliğindeki yıllık temerrüt faiz oranına itirazın iptaline, Bunların dışında takibin ödeme emrindeki kayıt ve şartlarda devamına,Fazlaya ilişkin istemin reddine 2-202.142,85'nin % 20'si olan 40.428,57 TL tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine," karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle, yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olup kurulan hükmün kaldırılması gerektiğini, Yerel mahkemece hükme esas alınan 02/02/2021 tarihli bilirkişi raporunun hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, rapora karşı 22/02/2021 tarihli beyan ve itiraz dilekçeleri ile raporda hukuka uygun ve eksik inceleme ve değerlendirme yapılan hususların belirtilerek hukuka aykırı olgulara itiraz edildiğini, ancak mahkemece yeniden rapor alınmadan ve hatalı olan değerlendirmeler giderilmeksizin söz konusu rapora göre hüküm kurulduğunu; Müvekkillerinin en son 14.02.2013 tarihli Genel Kredi Sözleşmesine kefil olarak imza attıklarını, müvekkillerinin ortak ve kefil oldukları dönemde davacı banka ile müşteri çeklerinin teminata verilmesi suretiyle kredi kullanılmakta ve banka kullanılan kredilere karşılık %125 çeki teminata almakta olduğunu, daha sonra müvekkillerinin borçlu ... Tic.Ltd.Şti. bulunan hisselerini Bakırköy ... Noterliğinin 03.12.2013 gün ve ... Yev sayılı hisse devir sözleşmeleri ile ayrı ayrı diğer ortak ... devretmek suretiyle şirket ortaklığından ayrıldıklarını, sonrasında Eyüp ... Noterliği' nin 17.02.2014 gün ve ... Yev. Sayılı ihtarı ile durumu davacı bankaya bildirerek kefilliklerinin sonlandırılmasını talep ettiklerini,bankaca Beyoğlu ... Noterliğinin 22.07.2014 tarihli ... Yev. No.lu ihtarı ile 341.216,85.TL alacağın ihtar ile talep edildiğini, ihtar gönderildikten sonra İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyası ile müvekkiller aleyhine 320.287,51.-TL bedelle icra takibine girişildiğini, iddia edilen borca konu ve Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında imzalanan kredilerden ... no.lu iskonto kredisinin 03.03.2014 tarihinde 106.500,00.-TL bedelli olarak ve ... no.lu iskonto kredisinin 04.03.2014 tarihinde 44.300,00.-TL bedelli olarak kullanıldırıldığının görüldüğünü; belirtilen kredilerin müvekkillerinin davacı bankaya şirket ortaklığından ayrıldıklarını bildirdikleri 17.02.2014 tarihinden sonra kullandırıldığını; söz konusu kredilerin toplam bedelinin 150.800,00.TL olduğunu; dosyada alınan en son bilirkişi raporunda ise sonuç olarak 144.605,39.-TL alacak hesaplandığını, yine son alınan bilirkişi raporunda, takip tarihinden itibaren asıl alacak tutarının 255.650,00.-TL olduğunun, dava tarihinden itibaren ise asıl alacak tutarının 136.833,39.-TL olduğunun, takip tarihi ile dava tarihi arasında 143.776,25. TL' lik tahsilat yapıldığının belirtildiğini, GKS' nin tanzim tarihinden yaklaşık 7,5 ay evvel hangi sözleşmeye atıf yaptığı belli olmayan yazılı eş muvafakatnameleri alındığını, Müvekkillerin imzaladıkları genel kredi sözleşmesi nedeniyle kullandırılan krediler karşılığında davacı bankaya %125 çeki teminat verdiğini; müvekkillerin ayrıca şirketin ortağı oldukları dönemlerde ödemelerini de düzenli yaptıklarını; 02.02.2021 tarihli bilirkişi raporunda da takip tarihi ile dava tarihi arasında yapılan ödemelerin tespit edildiğini ve bu ödemelerin/ tahsilatların toplam bedeli 143.776,25.- TL olarak hesaplandığını; müvekkillerinin şirket ortağı oldukları tüm dönem boyunca basiretli bir tacir gibi davrandığını ve şirketin gerekli ödemelerini yaptığını yahut verdikleri teminat çekleri ile sonrasında da ödemelerin gerçeklemesini sağladığını ancak irade serbestlikleri kapsamında şirket ortaklığından ayrıldığını ve hisselerini devrettiklerini; bu hususu da bankaya 17.02.2014 tarihinde bildirdiklerini; hükme esas alınan bilirkişi raporunda her ne kadar bu durumun kredi sözleşmesine binaen imzalanan kefalet sözleşmesini tek taraflı sonlandırmayacağı belirtilmiş ise bu yöndeki kabulün, dürüstlük kuralı, iyi niyet ve hakkaniyet ilkelerine aykırı olacağının su götürmez bir gerçeklik olduğunu, Türk Medeni Kanunu' nun 2' inci maddesinin "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmünü kapsadığını; burada herkes kavramına gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de girmekte olduğunu ve dürüstlük kuralından sorumlu olduğunu; elbetteki bankanın Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında imzalanan kefalet sözleşmesi bakımından haklarının bulunmakta olduğunu ancak müvekkillerinin yetkili oldukları dönemde şirket borçlarının ödendiği yahut ödenmesi için fazlasıyla teminat verdikleri, bankanın herhangi bir zarara uğramasına mahal vermedikleri, kefili oldukları şirketteki hisse ve yetkilerini devrettikleri ve bu durumu bankaya bildirmeleri karşısında bankaca hakkın kötüye kullanılarak müvekkillerinin hiçbir bağı kalmadığının şirket adına yeni krediler kullandırılması aka bininde de tahsil edilememesi karşısında müvekkillerinin sorumluluğuna gidilmesinin dürüstülük ilkesi ile kesinlikle bağdaşmadığını; müvekkillerinin bu şekilde bir mağduriyetin doğmaması adına bankaya bildirimde bulunduklarını ancak bankaca bu iyi niyete karşı hakkın kötüye kullanılmasının söz konusu olduğunu; burada halen müvekkillerinin sorumluluğunun olduğunu söylemenin hakkaniyete ters düşeceğini, Müvekkillerinin gönderdikleri ihtardan sonra kullandırılan kredilerden sorumlu tutulmamaları gerektiğine dair yapılan açıklamalardan sonra hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplanan alacağın ( kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte istinaf incelemesinde kanaatte ise ) müvekkillerinin ihtarından önce mi yahut sonra mı doğduğunun tespit edilmesi gerektiğini; yerel mahkemece her ne kadar davacı banka tarafından sunulan belgelerden kullandırılan kredilerin 2. GKS döneminde kullandırıldığı belirtilmiş ise de taraflarına kesinlikle söz konusu belgelerin tebliğ edilmediğini; bu nedenle söz konusu belgelere karşı beyan ve itiraz haklarının saklı olduğunu; Yerel mahkemece belgelerde yer alan bilgilerin de ayrıntılı olarak belirtilmediğini; buna göre taraflarına tebliğ edilen 02.02.2021 tarihli bilirkişi raporuna bakılacak olduğunda raporda dava tarihi itibariyle bankanın ( yapılan hesaplamayı kesinlikle kabul etmemekle birlikte ) alacağının 144.605,39.-TL olduğunun hesaplandığını; belirtilen bedelin müvekkillerin ortaklıktan ayrıldıklarını bildirdikleri tarihten sonra kullandırılan 03.03.2014 tarihli ... no.lu ve 106.500,00.-TL bedelli iskonto kredisi ile 04.03.2014 tarihli 40000393895 no.lu ve 44.300,00.-TL bedelli iskonto kredisinin toplam bedeli olan 150.800,00.TL' nin altında kalmakta olduğunu; müvekkillerin hissedar oldukları döneme ait kullandırılan tüm kredi bedellerinin ödendiğini; bu nedenle müvekkillerinin davacı bankaya karşı herhangi bir sorumluluğunun bulunmamakta olduğunu, Yukarıda davacı bankanın dürüstlük ilkesine aykırı davrandığına değinilmiş iken bankanın ayrıca kötü niyetle davrandığının da yine son alınan bilirkişi raporunda yapılan hesaplamalar ile de ortada olduğunu; hükme esas alınan bilirkişi raporunda takip tarihi itibariyle ( yapılan hesaplamayı kabul anlamına gelmemekle birlikte ) 260.593,64.-TL alacağın hesaplandığını ancak bankaca 320.287,51.-TL bedelli icra takibi başlatıldığını; bankanın kötü niyetli olarak müvekkilleri aleyhine fazladan bedelle takibe girişildiğinin görülmekte olduğunu; yine bilirkişi raporunda hesaplandığı üzere bankaca takip tarihinden dava tarihine kadar 143.776,25.-TL' lik bir ödeme tahsil edilmesine rağmen sanki hiç tahsilat yapılmamış gibi açılan davada mahsuba gidilmeksizin takibinin tamamının devamına karar verilmesinin istenilmesinin de kötü niyetli olduğunu; bankaca en baştan beri müvekkilleri aleyhine dürüstlük kuralına aykırı olarak hareket edildiğini ve kötüniyetli olarak fazla taleplerde bulunulduğunu; bankanın isteminde haksız olduğunun görüldüğünü ancak yerel mahkemece bu hususta hiçbir şekilde değerlendirme yapılmadığını, Değinilmesi gereken bir diğer husus ise hükme esas alınan raporda tespit edilen, takip ve dava tarihi itibariyle 143.776,25.-TL' lik yapılan tahsilatın müvekkillerin şirketin ortağı olduğu dönemde verilen teminat çeklerinden yapılıp yapılmadığı olduğunu, raporda sadece toplam tahsilat bilgisi verilmiş ise de salt bu bilginin yeterli olmadığını, tahsilatlar, teminat çeklerinden yapılmış ise bu çeklerin her birinin bedeli ve özellikle vade tarihi ile tahsilat tarihinin belirtilmesi gerektiğini, bu hususun önem arz ettiği nokta ise teminat olarak alınan çeklerin vadeleri gelmeden müvekkiller aleyhine kat ihtarnamesi gönderilip gönderilmediği ve takibe girişilip girişilmediğinin tespit edilmesi olduğunu, eğer çek vade tarihleri gelmeden müvekkiller aleyhine işlem yapılmış ise bu işlemlerin haksız ve hukuka aykırı olacağını, bu nedenle söz konusu husus tespit edilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, Yerel mahkemece kurulan hükümde, müvekkillerinin eşlerinden alınan muvafakatnamelerin geçerli olduğuna dair varılan kanaatin de hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkemece gerekçeli kararda, müvekkillerin eşlerinden alınan muvafakat namelerin geçerli olduğunun ve buna göre müvekkillerden alınan kefalet sözleşmelerinin de geçerli olduğuna dair varılan kanaatin hukuka aykırı olduğunu; müvekkillerinin kefalet sözleşmelerini imzalamalarından yaklaşık olarak 7,5 ay öncesinde alınan ve o dönemin yasal mevzuatı kapsamında alınması şart olan eş muvafakatnamelerinin geçerli olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığını; sözleşmenin imzalandığı tarihte şirket ortakları için de uygulanmakta olan Türk Borçlar Kanunu' nun 581/1' inci maddesine bakıldığında, Kanunun lafzından ve amacından içeriği belli bir sözleşmeye münhasıran eşin yazılı onayının arandığının anlaşılmakta olduğunu,
Ancak somut olayda GKS' nin tanzim tarihinden yaklaşık 7,5 ay evvel hangi sözleşmeye atıf yaptığı belli olmayan yazılı eş muvafakatnamelerinin geçerlilik koşulunu taşıdığının kabulünün mümkün olmadığını; yazılı rızanın her kefalet işlemi için, kefalet limiti ve borçlu kişide belirtilmek suretiyle düzenlenmesi gerektiğini; genel mahiyette bir izin (muvafakat) alınmasının mümkün olmadığını; tüm bu nedenlerle müvekkilleri aleyhine açılan davanın reddi gerekir iken aksi yönde hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu; bu sebeple kurulan hükmün kaldırılması gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda açıklanan nedenlerle; yerel mahkeme kararına karşı istinaf nedenlerinin kabulü ile kararın kaldırılmasına veya itirazları doğrultusunda yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, genel kredi ve kefalet sözleşmelerine dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalılar vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalılar tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğu, davalıların davacı şirket ortaklığından 03/12/2013 tarihli hisse devir sözleşmesi ile ayrıldıkları, kefaletin sona erdiğinin bankaya bildirildiği, bu tarihten sonra kullandırılan kredilerden davalıların sorumlu olmadıkları, takip tarihi ile dava tarihi arasında yapılan 143.776,25. TL' lik tahsilat yapılmasına rağmen bankanın bu tutarı düşmeden dava açtığı, ayrıca bankanın kullandırdığı kredilerin tamamının teminat olarak çek verilmek suretiyle kullandırılan iskonto kredileri olduğu, bu çeklerin vadelerinde karşılıksız çıkıp çıkmadıklarının, hesabın kat edilmesinin hukuka aykırı olup olmadığının araştırılmadığı, eş rızasının muğlak ve kefalet tarihinden çok önce verilmesi nedeniyle kefaletlerin geçersiz olduğu yönündedir. Davacı banka ile dava dışı asıl borçlu ... Tic. Ltd. Şti. arasında 14/02/2013 tarihli, 2.000.000,00-TL limitli genel kredi sözleşmesi bağıtlandığı, sözleşme tarihi itibariyle şirket yetkilisi olan davalıların bu sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla ve aynı limitle imzaladıkları, kefalet tarihinden önce davalıların eşlerinden eş rızası alındığı, ilk derece mahkemesinin 2014/1475 esas, 2018/99 kararsayılı ve kefaletlerin geçersizliği nedeniyle davanın reddine ilişkin verdiği kararın istinaf edildiği, dairemizin 2018/741 esas, 2019/531 karar sayılı ilamı ile eş rızalarının TBK'nun 584 maddesine uygun olduğu, kefaletlerin geçerli olduğu gerekçesi ile kararın kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iade edildiği, davalıların kefaletlerin geçerliliğine yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı, kefaletlerin TBK'nun 583 maddesinde aranan koşulları taşıdıkları ve geçerli oldukları anlaşılmıştır. Kefalet sözleşmesinin kanun gereği sona erme sebepleri 6098 Sayılı TBK'nun 598 maddesinde düzenlenmiş olup buna göre; hangi sebeple olursa olsun kefil olunan asıl borcun sona ermesi, alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalmak kaydıyla, borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide birleşmesi, gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefaletin kurulmasından itibaren on yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi hallerinde kefalet sözleşmesi sona erer. TBK'nun 600/1 maddesinde, kefalet sözleşmesinin kendisinden kaynaklanan bir sebep olarak süreli kefalette sürenin sona ermesi ile kefaletin de son bulacağı düzenlenmiştir. Kefilin kefalet sözleşmesinden dönmesi koşulları ise TBK'nun 599/1 maddesinde öngörülmüş olup, gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki mali durumu, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuşsa veya mali durumunun, kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu ortaya çıkmışsa, kefil alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebilir. TBK'nun 601/1 maddesinde düzenlenen belirsiz süreli kefaletlerde kefile belli koşullarla tanınan kefaleti sonlandırma imkanının ise somut olayda koşulları oluşmamıştır. Görüldüğü üzere, kefalet sözleşmesinin sona erme sebepleri arasında kefilin lehine kefil olduğu şirketin ortaklığından ayrılması yer almadığı gibi, belirli süreli kefalet sözleşmelerinde sözleşmeden dönme ancak TBK'nun 599/1 fıkrasında düzenlenen koşulların varlığı halinde mümkündür. Şüphesiz anılan sebepler arasında sayılmasa bile kefalet sözleşmesinin taraflarını oluşturan alacaklı ile kefilin anlaşmaları halinde de kefalet sözleşmesi sona erebilecektir. Davalılar ile davacı banka arasında bu yönde bir anlaşma bulunmadığına göre, davalıların ortaklıktan ayrılmaları nedeniyle kefaletin sona erdiği yönündeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davalıların 14/02/2013 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğan borçlara ilişkin kefaletleri devam etmektedir. Mahkemece, dairemizin kaldırma kararı sonrasında yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde, dava dışı şirkete kullandırılan ve takip konusu edilen altı kredinin beşinin iskonto kredisi, birinin ise kredili mevduat hesabı kredisi olduğu anlaşılmıştır. İskonto kredilerinde bankaca, kredi tutarının tamamı için kredi lehdarından kambiyo evrakı temlik alınmakta, temlik alınan her bir kambiyo senedinin vadesine kadar işleyecek faiz, BSMV ve diğer masraflar peşin olarak hesaplanıp, kredi lehdarına kullandırılan krediden en başta mahsup edilmekte, temlik alınan her bir kambiyo senedi vadesi geldiğinde bankaca tahsil edilerek kredi borcundan düşülmekte ve tüm kambiyo senetleri vadesi geldiğinde tahsil edilmiş ise kredi borcu kapatılmaktadır(bkz. Özen, Burak; Kredi Açma Sözleşmeleri, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2017, s.1902 vd,) Somut olayda da, bilirkişi raporu ekindeki kredi ekstrelerden iskonto kredilerinin dava dışı şirket tarafından verilen çekler karşılığında kullandırıldığı anlaşılmış olup, hangi kredi için hangi çeklerin temlik alındığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Nitekim takip ve dava tarihi arasında yapılan tahsilatlara ilişkin dekontların, takip sonucu yapılan tahsilatlar olduğu kaydının bulunduğu, fakat bu takiplerin bilgilerinin mevcut olmadığı görülmektedir. İskonto kredilerinin mahiyeti gereği, davacı bankanın dava dışı şirketten kredi karşılığı temlik aldığı kambiyo ve elinde tuttuğu kambiyo senetlerini, vadesi geldiğinde tahsil etmesi mümkün olduğu gibi, ödenmeyen seni takibe konu etmesi de mümkündür. Ancak hesabın kat edilerek kredi sözleşmesinin feshedilmesi halinde tüm kredi alacaklarını muaccel hale getirip kredi lehdarı ve kefiller aleyhine takip başlatan bankanın, ayrıca kullandırdığı krediler karşılığında elinde tuttuğu kambiyo senetlerine dayalı takip yapması mükerrer tahsilata netice verebilecektir. Şu halde mahkemece davacı bankaya, takibe konu ettiği her bir iskonto kredisi karşılığında aldığı kambiyo senetlerini(çek, bono vb), keşide (vade)tarihi, bedeli, muhatap banka ve keşideci ve tahsilat bilgilerini içerir şekilde eksiksiz ve sıralı listesini sunması, tahsil edilemeyen kambiyo senetlerine dayalı takip başlatılmış ise tamamının bildirilmesi için süre verilmesi, akabinde bildirilen takip dosyalarının getirtilmesi ve iskonto kredilerinde faizin peşin tahsil edildiği hususu da nazara alınarak, takip ve dava tarihi itibariyle davacı banka alacağının varlığı ve miktarının hesaplatılması, alacağın varlığı halinde kararda kambiyo senetlerine dayalı başlatılmış takipler de belirtilerek tahsilde tekerrüre sebebiyet vermeyecek şekilde hüküm tesis edilmesi gerekirken, davalıların gerek cevap dilekçesinde, gerek rapora itiraz dilekçelerinde iskonto kredisi için verilen çeklerin araştırılması gerektiğine yönelik talepleri değerlendirilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuş, bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur. Kabule göre de; davacının takip ve dava tarihi arasında yaptığı tahsilatlar bakımından, dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığının tartışılmaması isabetsiz olmuş, davalılar vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde bulunmuştur. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın kaldırma kararı doğrultusunda mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalıların istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/04/2021 tarih ve 2019/277 Esas - 2021/322 Karar Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından ayrı ayrı yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından ayrı ayrı yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde davalılara iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde yatıran tarafa iadesine,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 14/12/2023 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:55:38