SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul BAM 13. HD 2021/1365 E. 2023/1968 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2021/1365

Karar No

2023/1968

Karar Tarihi

14 Aralık 2023

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/1365 Esas

KARAR NO : 2023/1968 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

NUMARASI : 2015/894 Esas - 2020/273 Karar

TARİHİ: 09/07/2020

DAVA: TİCARİ ŞİRKETİN FESİH VE TASFİYESİ

KARAR TARİHİ: 14/12/2023

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkillerinin davalı şirketin %10 hissedarı olduklarını, davalı şirketin küçük hisse sahibi olan müvekkillerinin şirket yönetiminde ve kararlarında söz sahibi olmadığı gibi şirketin uzun yıllardır büyük hisseli ortaklar tarafından kötü yönetilerek şirketi zarara soktuklarını, müvekkillerinin şirketin teknik iflas noktasına gelmiş olması zarara uğradıklarını, şirketten bugüne kadar müvekkillerine herhangi bir kar hissesi verilmediği gibi şirketin işleyişi ve mali vaziyeti ile de bir bilgi verilmediğini ve bu konudaki tüm taleplerinin geri çevrildiğini, müvekkillerinin defalarca talep etmelerine rağmen şirket borçları, alacakları, mali durum, çeşitli bankalardan ne miktarda kredi kullanıldığı, şirketin hangi mal varlığının teminat olarak verildiği, 6102 sayılı yeni Ticaret Kanunu'nun öngördüğü yasal ve emredici mevzuat değişikliklerinin yerine getirilip getirilmediği konularında kendilerine bilgi verilmediğini, müvekkillerinin mali haklarının ihlal edilmesinin anonim şirketin haklı sebeplerle feshine yol açan sebepler arasında olduğunu, şirketin büyük bir zarar ile karşı karşıya olduğunu, müvekkillerine bugüne kadar kar dağıtılmadığı göz önüne alındığında şirketin devamında basiretli bir şekilde yönetilip yönetilmediği ve zararın karşılanması halinde şirketin iflasının önlenmesinin mümkün olup olmayacağı, müvekkilleri tarafından kayıtların tetkik edilerek bir sonuca varması gerektiğinden son mizanın ve alınan yönetim kurulu kararlarının verilmesi talebini içerir ihtarnamenin de sonuçsuz kaldığını, şirketin son mali durumu ve borç ve alacakları konusunda bilgi ve belgeye sahip olmadıklarının şirketin fesih ve tasfiyesi talebiyle iş bu davayı ikame etmek zorunda kaldıklarının beyan ederek davalı şirketin fesih ve tasfiyesine, dava sonuna kadar davalı şirkete ait menkuller üzerine tedbir konulmasına, şirket tasfiyesine karar verilinceye kadar şirket yönetiminin bir kayyıma tevdi edilmesine karar verilerek yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirket üzerine bırakılmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Müvekkili şirketin haklı nedenle feshini gerektiren işlem ve eylemlerin 6762 sayılı Kanun döneminde gerçekleştiğinden 6762 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğini, 6762 sayılı Kanunda, anonim şirketin feshi davası öngörülmediğinden, huzurdaki davanın esasına girilmeden reddi gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemek üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun'un 2./i a bendi hükmünün davaya uygulanması gerektiğini, müvekkil şirketin kurucularının 1957 yılında Laleli Teşhis Kliniği ve Nişantaşı Laboratuvarı ile başlayan özel sağlık hizmetindeki deneyimlerinden yararlanarak kurulan ...Hastanesi adıyla bilinen şirketin yılardan beri T.C. Sağlık Bakanlığı Özel Hastaneler Yönetmeliğine ve kalite standatlarına uygun son teknoloji tıbbi cihatlara dolanılmış tam teşekküllü bir sağlık kurumu olduğunu, uzun yıllardır sektörünün öncülerinden olup, büyümeye devam eden bir şirket olduğunu, davacılar vekilinin dilekçesinde belirttiği müvekkil şirket işletmesinin devam ettirilmesinin hukuki olarak faydadan yoksun olduğuna ilişkin iddia ve beyanların hukuki dayanaktan yoksun, soyut ve gerçeğe aykırı bulunduğunu, müvekkil şirketin kurulduğu yıldan itibaren, sürekli ve dengeli olarak sermaye miktarını arttırarak değerine değer kattığını, dilekçe ekinde sundukları Genel Kurul ve Ticaret Sicili Gazetesi ilanlarıyla da sabit olduğu üzere, yıllar içerisinde belli aralıklarla kar dağıtımı yaptığı gibi, kar dağıtımı yapmadığı yıllarda ise artan miktarları sermayeye eklediğini, bu durumun, müvekkil şirketin değerini arttırdığı gibi müvekkil şirket ortaklarının çıkar ve menfaatleri bakımından da olumlu sonuçlar doğurduğunu ve doğurmaya devam ettiğini; son genel kurul hariç, diğer olağan ve olağanüstü genel kurullarda bilançoların onaylanması, kabulü ve yönetim kurulunun ibrası gibi kararların oybirliğiyle alındığını, davacıların red oyu kullanmadıklarını, muhalefet şerhi koymadıklarını; mevzuata uygun olarak her genel kurulda detaylı bilançolar, gelir tabloları ve faaliyet tablolarının ortaklara verilerek incelemelerine sundulduğunu; kasıtlı olarak davacıların yönetime katılmalarına diğer ortakların engellediği izlenimi oluşturmaya çalıştıklarını, işbu davaya gerekçe gösterilen iddialarıyla ilgili olarak davalıların hiçbir somut adım atmadıklarını, Türk Ticaret Kanunu 'nun 376.Maddesinin 2. fıkrasında son yıllık bilançoya göre, sermaye ile yedek akçelerin toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhal toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar verilmediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer denildiğini, 376.maddenin 3. fıkrasında ise şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkarır, bu bilançoda aktiflerin, şirket alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması halinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister denildiğini, sermaye ve yedek akçeler toplamının 2/3 ünün karşılıksız kalması; son yıllık bilançoya göre, şirketin sermaye ve yedek akçeler toplamının 2/3 den fazlasının zarar nedeniyle karşılıksız kalması, ancak borca batık durumda olmaması halinde şirket teknik iflas haline gelmiş sayılacağı; bu takdirde, yönetim kurulunun derhal genel kurulu toplantıya çağırarak, durumu genel kurula sunması ve tedbir alınmasını istemesi gerekliğini; Genel kurulun sermaye arttınmı yapılması veya henüz borca batıklık durumu yoksa mevcut öz kaynak ile şirketin devam etmesine karar verebieceğini; sunular belgeler incelendiğinde ve yaptırılacak bilirkişi incelemesinde de ortaya çıkacağı üzere, müvekkil şirketin borca batık durumda olmadığını, müvekkil şirketin bilançolarında yer alan negatif değerlerin her ticari işletme ve kişide olan, ticaretin getirdiği durumlardan kaynaklandığını, müvekkil şirketin bilançolarında yer alan borç- alacak durumunun gerçekleri yansıttığını; Müvekkil şirketin hiçbir mal varlığı veya sermayesi teminat olarak verilmediği gibi, şirketin tüm teminatlarının şirketin yönetim kurulu başkanı tarafından şahsen verildiğini, müvekkil şirketin faaliyetleri sırasında açık hesap usulü çalışmadığını, tüm hesapların belgeye dayandığını; davacının açık hesapların olduğuna dair iddialarının gerçek dışı olduğu ve hiçbir somut veri ile gerekçelendirilmediğini, davacıların müvekkil şirket sermayesine ödemekle yükümlü oldukları sermaye taahhütlerini işbu davanın Sayın Mahkeme huzurunda ikame edildiği tarih itibariyle ödemedikleri gibi geçmişte yapılan sermaye artışlarına da katılmadıklarını, yönetim kurulu başkanı şirket ortağı ... tarafından geçmiş yıllarda davacıların adına nakden para yatırarak davacıların sermaye artışlarındaki sermaye oranlarının korunduğunu, müvekkil şirket yönetim kurulu başkanı ... 'nun şahsi malvarlığından şirkete aktarımlarda bulunarak, şirketin şu anki durumunda sahip olmasında rol oynadığını, Anonim ortaklığın sona erme nedenlerini düzenleyen 6762 saydı TTK 434,maddede haklı nedenle ortaklığın fesih olunabileceğine dair hüküm bulunmadığını; 6102 saydı TTK' da anonim şirketin haklı sebeple fesihini düzenleyen 531.madde ve gerekçesi dikkate alındığında haklı nedenle feshin ikincil , feri nitelik taşıdığı, haklı sebeple fesih davası şartlan gerçekleşse bile hakimin fesihten önce ortaklığa daha az zarar veren, yük getiren tedbirler alınması gerektiği, davacı vekili iddia ve beyanlarım somut olarak gerekçeleşmediği gibi HMK 389.maddesinin gerekliliğini de açıklayamadığından tedbir talebinin reddi gerektiğini, belirterek tedbir talebinin reddine, davanın usulden ve esastan reddine karar verilerek yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacılar üzerine bırakılmasını talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 09/07/2020 tarih 2015/894 Esas - 2020/273 Karar sayılı kararında;"Davacı Tasfiyesini talep ettiği şirketin Sicil kayıtları celbedilip incelenmiştir.Tarafların delil olarak dayandığı Beyoğlu ... Noterliğinin 02/09/2015 Tarihli ihtarnamesi, şirkete ait vergi kayıtları, davalı şirkete ait tapu kayıtları, davalı şirketin banka hesap dökümleri celp edilip incelenmiştir.Mahkememizin 28/10/2016 Tarihli ara kararı ile '' Taraflar arasında uyuşmazlıkla ilgili olarak bu konularda uzman olduğu anlaşılan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mali Müşavir ..., Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. ...'dan oluşan heyete dosyanın tevdii ile davalı şirketin feshinin gerekip gerekmediği, davacının ortaklık payının gerçek değerinin dava tarihi itibariyle tespiti hususlarında rapor hazırlamalarının istenilmesine, mali müşavir bilirkişiye davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarını incelemek üzere HMK 278/4 maddesi gereğince yerinde inceleme yetkisi verilmesine,'' karar verilmiş, Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 26/10/2017 tarihli rapor ile özetle ''..... Sayın Mahkemenizin verdiği bilirkişilik görevi kapsamında davalı ...Ş.' nin 2006 yılı ile 2015 yılları arasındaki Ticari Defter ve Kayıtlan incelenmiştir, Şirket sermayesinin; % 5,1'i davacı ... ’na, % 4,9'u davacı ...’a aittir. Davacıların toplam sermaye payı % 10' dur. Şirketin 31.12.2005 tarihli bilançosunda 229.831,79.YTL., 2004 yılı Dönem Net Karı Geçmiş Yıllar Karlarında yer almaktadır. 2004 yılı dönem net kan; 31.01.2006 tarihinde şirket ortaklarına dağıtılmıştır. Şirketin 31.12.2005 tarihli bilançosunda 833.136,04 YTL 2005 yılı Dönem Net Karı yer almaktadır. 2005 yılı dönem net karı; Türk Ticaret Kanunu uyarınca I. ve II. Tertip Yasal Yedek Akçeler ayrıldıktan sonra aşağıdaki tarihlerde şirket ortaklarına dağıtılmıştır. Şirketin 31.12.2006 tarihli bilançosunda 378.465,73.YTL., 2006 yılı Dönem net karı yer almaktadır, 2006 yılı dönem net karı; Türk Ticaret Kanunu uyarınca I. ve II. Tertip Yasal Yedek Akçeler ve Gelir Vergisi ayrıldıktan sonra aşağıdaki tarihte şirket ortaklarına dağıtılmıştır.- Şirketin 31.12.2007 tarihli bilançosunda 160.827,22 YTL 2007 yılı Dönem Net Karı yer almaktadır. 2007 yılı dönem net karı; Türk Ticaret Kanunu uyannca I. ve II. Tertip Yasal Yedek Akçeler ve Gelir Vergisi ayrıldıktan sonra aşağıdaki tarihte şirket ortaklarına dağıtılmıştır. Şirketin 31.12.2008 tarihli bilançosunda 652.417,75 YTL 2008 yılı Dönem Net Zararı yer almaktadır. Bu nedenle 2008 yılı için kar dağıtımı yapılmamıştır. Şirketin 31.12.2009 tarihli bilançosunda 878.968,54.TL., 2009 yılı Dönem Net Zararı yer almaktadır. Bu nedenle 2009 yılı için kar dağıtımı yapılmamıştır. Şirketin 31.12.2010 tarihli bilançosunda 305.114,75. TL. 2010 yılı Dönem Net Zararı yer almaktadır. Bu nedenle 2010 yılı için kar dağıtımı yapılmamıştır. Şirketin 31.12.2011 tarihli bilançosunda 200.455,74 TL 2011 yılı Dönem Net Zararı yer almaktadır. Bu nedenle 2011 yılı için kar dağılımı yapılmamıştır. Şirketin 31.12.2012 yılı bilançosunda Dönem Net Karı 44,811,67 TL’dir. Şirket bu dönemde kar dağıtımı yapmamış, sermayesini 3.500.000 TL’na arttırmıştır. Şirketin 31.12.2013 tarihli bilançosunda 1.113.599,93.TL. 2013 yılı Dönem Net Zararı yer almaktadır. Bu nedenle 2013 yılı için kar dağıtımı yapılmamıştır. Şirketin 31.12.2014 tarihli bilançosunda 1.488.097,07.TL. 2014 yılı Dönem Net Zaran yer almaktadır. Bu nedenle 2014 yılı için kar dağıtımı yapılmamıştır. Şirketin 31.12.2015 tarihli bilançosunda 300.031,36 TL 2015 yılı Dönem Net Zaran yer almaktadır. Bu nedenle 2015 yılı için kar dağıtımı yapılmamıştır. 2015 yılı içerisinde şirket öz kaynaklarım güçlendirmek amacıyla aşağıdaki yevmiye maddeleri ile şirket ortaklarından 3.050.470,50.TL. tahsilat yaparak 529 Diğer Sermaye Yedeklerinde fon oluşturmuş, böylece şirketin öz kaynaklanm pozitife çevirmiştir. Şirketin, 31.12.2015 tarihi İtibariyle Aktiflerinin, Borçlarından 1.546.108,69 TL fazla olduğu, yani şirketin mevcutlarının ve alacaklarının borçlarının tamamım karşılayabildiği (borca batık olmadığı) tespit edilmiştir. Şirketin maddi ve maddi olmayan duran varlıklarının bilançodaki kayıtlı değerleri ile şirketin Duran Varlıklar Listesinin uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Yürütülen hastane işletmeciliğinde açık hesaplar bulunduğu iddiasına ilişkin somut bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. Şirketin gerçek değerinin belirlenmesi isteniyorsa, Sağlık İşletmeciliği konusunda uzman sektör bilirkişi ve Duran varlıkların gerçek değerini belirleyebilmek için de makine mühendisliğinde uzman teknik bilirkişiden rapor alınması uygun olacaktır. Huzurdaki davada 6103 sayılı Kamınu’mm 3.maddesi uyannca TTK m.531 hükmünün uygulanabileceği, Yargıtay’ın istikrarlı içtihatlarının bu yönde olduğu, dolayısıyla anonim şirket olan davalı şirketin TTK m.531 hükmüne istinaden azınlık hissedarlar tarafından haklı sebeple fesîhinin dava konusu edilebileceği; davacıların %10 oranında paya sahip olmaları itibariyle haklı sebeple fesih davasında davacı sıfatını taşıdıkları; Bununla birlikte TTK m.531.md.' e istinaden açılan haklı sebeple fesih davasında ileri sürülen sebeplerin haklılığının somut delillerle ispatı gerektiği; bu çerçevede davacının iddialarının mali yönden yapılan incelemelerde davalı şirketin borca batıklık, durumunun giderildiği, halihazırda borca batık olmadığı, net dönem zararları sebebiyle kar dağıtılmadığı, şirketin açık işlemleri bulunmadığı yönündeki tespitler dolayısıyla somut delillerle ispat edilemediği; Davacının davalı şirketten bilgi alamadığı, haklarının kullandırmadığına ilişkin iddiaları bakımından dosyada davacının davalı şirkete Beyoğlu 3.Noterliği’nin 2 Eylül 2015 tarihli İhtarnamesini çekerek yönetim kurulu kararını ve mizanı talep ettiği görülmüş olmakla birlikte, davalı şirketin bu talebin yerine getirip getirmediği hususunda bir bilgi ve belgenin dosyada mevcut olmadığı; bu ihtarname dışında davacıların TTK’nın gerek her bir pay sahibine gerekse sermayenin %10’nu temsil eden paylara sahip azınlığa tanıdığı hukuki imkanları (örneğin m.410 ve m.411, m.420, m.437, m.438 ve m,439) kullanarak girişimde bulunduklarını; davacıların davalılardan bilgi ve belge talep ettikleri ve bunun reddedildiğini gösteren somut bir delil de dosyada mevcut değildir. Dolayısıyla huzurdaki dava dosyasında davacıların iddialarına İlişkin yapılan incelemeler neticesinde, davalı şirketin feshini gerektirecek bir haklı sebebin varlığının somut delillerle kanıtlanamadığı,'' yönünde görüş bildirildiği görülmüştür. Taraf vekillerinin rapora karşı beyan ve itirazları üzerine; 12/02/2018 Tarihli ara karar ile '' Dosyaya sunulan 26/10/2017 tarihli raporun 22.sayfasının 19. Bendinde belirtilen hususla ilgili olarak bu konularda uzman olduğu anlaşılan İTÜ Makina Mühendisliği Öğretim Görevlisi Prof. Dr. ... ile Hastane Müdürü ve Sağlık Kurumları Sektör uzmanı ... oluşan heyete dosyanın tevdii ile, davalı şirketin duran varlıkları ile gerçek değerinin belirlenmesi hususunda rapor alınmasına, '' karar verilmiş, Bilirkişi Prof. ... tarafından '' ...tarafların ve taraf avukatlarının şiddetli çekişme gerekse bilirkişi heyetinde hastane donanımları konusunda uzman bilirkişi olmaması ve ayrıca heyet üyeleri tarafından yerinde yapılması konusunda herhangi bir organizasyon yapılmaması nedeni ile dosyaya hazırlanması gereken bilirkişi raporunun tamamlanması mevcut şartlarla yerinde görülmemektedir..'' şeklinde beyanda bulunulduğu görülmüş, taraf vekillerince beyan dilekçesine karşı beyan dilekçesi ibraz edilmiş, Mahkememizin 02/01/2019 Tarihli ara kararı ile '' ..Mahkememizin 12/02/2018 tarihli ve 09/03/2018 tarihli ara kararları, tarafların talepleri dikkate alınarak ve mahkememizce aldırılan 26/10/2017 tarihli bilirkişi raporu ile belirlenen eksiklikler değerlendirilerek, 08/01/2019 günü saat 13:30 da davalı hastanesinde keşfen bilirkişi incelemesi yapılarak,1-) Davalı şirket ticari defterleri, bilgisayar kayıtları, ( hasta listesi, muayene kayıtları, ve gelir- sarf kalemlere ulaşmak bakımından) incelenerek dava tarihi olan 14/09/2015 tarihi itibarıyla Şirketin sermayesinin 2/3 ' den fazlasını yitirip yitirmediğini, teknik iflas durumuna gelip gelmediğinin belirlenmesi ( Bilişim uzmanı ... ve mali müşavir ... vasıtası ile ) 2-) Davalı şirketin ruhsat, makine, ve bedelleri ile keşif tarihindeki mali değerinin belirlenmesi,( Sağlık sektör bilirkişisi ... vasıtası ile) 3-) Davalı şirketin hastanesindeki tıbbi cihaz ve techizatın, ameliyathane donanımının keşif tarihindeki mali değerinin belirlenmesi,( Biyo medikal cihazları konusunda uzman ...vasıtası ile) 4-) Davalı şirketin araç ve bütün hastane demirbaşlarının keşif tarihindeki mali değerinin belirlenmesi, ( Makine mühendisi Murat Vural ve menkul mal bilirkişisi ... vasıtası ile ) Suretiyle keşifden sonra Doç Dr...'nın da katılımı ile ek rapor aldırılmasına, ek rapor ile ayrıca bilirkişilerden TTK 531 maddesinin uygulanma ihtimali dikkate alınarak ortaklıktan çıkma payının da keşif tarihi itibarıyla belirlenmesinin istenmesine,'' karar verilmiştir. Mahkememizin ara kararı uyarınca mahallinde 08/01/2019 Tarihinde Mahkeme Hakiminin hazır bulunması ile keşif icra edilmiştir. Bilirkişi heyeti vasıtası ile yapılan inceleme neticesinde düzenlenen 24/10/2019 Tarihli ek rapor ile özetle ''.... Örneklenme yöntemiyle yapılan incelemelerle ile sınırlı olmak kaydıyla, 2012. 2013, 2015 ve 2015 yıllarına ait yukarıda ayrıntısı yer alan hasta gelirlerine ilişkin davalı şirket tarafından satış belgesi düzenlendiği, gelirlerin ticari defter kayıtlarına alındığı, hasta kayıtları ile hastalardan sağlanan gelirlerin uyumlu olduğu, şirketin hasta gelirlerinde usulsüz bir işlem yapmadığı, dolayısıyla davacının açık işlemler bulunduğu iddiasının aksine işlemlerin usule uygun olduğu tespit edildiğinden, haklı sebeple fesih için gerekçe oluşturamayacağı, Şirketin, 31.12.2015 tarihi itibariyle Aktiflerinin, Borçlarından 1.546.108,69.TL. fazla olduğu, başka bir ifadeyle şirketin mevcutlarının ve alacaklarının borçlarının tamamını karşılayabildiği ve borca batık olmadığı, bu sebeple davacı şirketin borca batık olması gerekçesiyle haklı sebeple feshini talep edemeyeceği, Şirketin 2008, 2009, 2010,2011, 2012, 2013, 2014 ve 2015 yıllarında şirketin kar değil zarar etmiş olması sebebiyle huzurdaki dava bakımından kar dağıtılmamasının fesih için haklı sebep teşkil etmeyeceği, Davacıların kendilerine bilgi verilmediği iddiasına ilişkin olarak yapılan ek incelemede Kök Raporda yaptığımız açıklamaları ve vardığımız sonucu değiştirecek bir husus tespit edilemediğinden, haklı sebep olarak değerlendirilemeyeceği, Dolayısıyla davacıların davalı şirketin feshini gerektirecek haklı sebebin varlığını somut delillerle kanıtlayamadığı, Sayın Mahkemece huzurdaki davada haklı sebeplerin varlığına kanaat getirildiği ihtimalde, TTK m.531/2 hükmü uyannea şirketin feshi kararı yerine öncelikle davacı ortakların şirketten çıkarılmaları veya duruma uygun düşen kabul edilebilir diğer çözüm yollarım araştırması ve dikkate almasının gerekli olduğu, Sayın Mahkemece davacı ortakların şirketten çıkarılmalarına karar verdiği ihtimalde, heyetimizce yapılan incelemede;31.12.2018tarihli Kavdi Bilançoya Göre davacı ...’nun şirketten ayrılma payının 49.763,60.TL., davacı ...'ın şirketten ayrılma payının 47.812,09.TL. olmak üzere toplam 97.575,69.TL. Olduğu, 31.12.2018 tarihli Rayiç Değer Bilançosuna Göre davacı ...'nun şirketten ayrılma payının 402.441,41.TL. davacı ...’ın şirketten ayrılma payının 386.659,40.TL. olmak üzere toplam 789.100,81 TL olduğu.'' yönünde görüş bildirildiği görülmüştür. Davacı tarafın rapora itiraz etmesi üzerine ek rapor düzenlenmek üzere dosyamız önceki bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, Bilirkişi heyeti vasıtası ile düzenlenen 2. Ek raporda özetle ''... Şirketin, 31.12.2015 tarihi itibariyle Aktiflerinin, Borçlarından 1.546.108,69.TL. fazla olduğu, başka bir ifadeyle şirketin mevcutlarının ve alacaklannın borçlarının tamamını karşılayabildiği ve borca batık olmadığı, Bilişim Uzmanı bilirkişinin, Makine uzmanı bilirkişinin, Sağlık sektörü bilirkişinin, Eşya uzmanı bilirkişinin kök raporlarındaki görüşlerinde bir değişiklik olmadığı, Biyomedikal Cihazlar uzmanı bilirkişinin tekrar yapmış olduğu değerlemeler sonucunda hastanede bulunan cihazların ikinci el rayiç bedelinin 10.856.590.TL.(ON MİLYON SEKİZYÜZ ELLİALTI BİN BEŞYÜZ DOKSAN TL.) olarak güncellenmiş olduğu, Sayın Mahkemece davacı ortakların şirketten çıkarılmalarına karar verdiği ihtimalde, heyetimizce yapılan incelemede;31.12.2018 tarihli Kaydi Bilançoya Göre davacı ...'nun şirketten ayrılma payının 49.763,60 TL, davacı ...’ın şirketten aynlma payının 47.812,09 TL olmak üzere toplam 97,575,69 TL olduğu,31.12.2018 tarihli Rayiç Değer Bilançosuna Göre davacı ...’nun şirketten ayrılma payının 705.992,44.TL., davacı ...' ın şirketten aynlma payının 678.306,47.TL. olmak üzere toplam 1.384.298,91.TL. Olduğu, Mali incelemede gerek dava tarihine en yakın tarih olan 31.12.2014 tarihi itibariyle , gerekse keşif tarihine en yakın tarih olan 31.12.2018 şirketin borca batık olmadığı, bu sebeple TTK m.376 hükmünün huzurdaki dava bakımından uygulanma kabiliyetinin bulunmadığı, diğer haklı sebepler bakımından yapılan incelemede nihai takdiri Sayın Mahkemenize ait olmak üzere, somut olay bakımından şirketin feshini gerektiren bir haklı sebebin tespit edilemediği, ancak Sayın Mahkemece aksine kanaat getirildiği ihtimalde ise, şirketin feshinden önce alternatif çözüm yollarının tüketilmesi gerektiği, bunlar arasında davacı ortağın ayrılma payının hesaplanarak şirketten çıkarılmasına karar verilebileceği,'' yönünde görüş bildirildiği görülmüştür. Davacı taraf bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ile yeni heyet vasıtası ile inceme yapılması talebinde bulunmuş, mahkememize hitaben verdiği esasına yönelik beyan dilekçesi ile ''...Türk Ticaret Kanunu'nun 260. Maddesi'nin a bendinin birinci fıkrası; "Şirketten çıkan veya çıkarılan ortağın payı, şirket sözleşmesinde aksine hüküm yoksa, çıkmanın istendiği veya ortağın çıkarıldığı, uyuşmazlık hâlinde karar tarihine en yakın tarihteki şirket varlığı esas alınarak hesaplanır" hükmünü haizdir. Bilirkişiler yasanın bu açık hükmüne aykırı davranarak raporlarında yine hesaplamanın hükme en yakın tarih itibariyle yapılması gerekirken rayiç değeri 31.12.2018 tarihli bilançosuna göre hesaplama yaparak, şirketin 22.07.2019 tarihinde sermaye artışı yaptığını göz ardı ederek Müvekkillerimin hisse paylarını değerlendirmişler, şirketin teknik iflas tarihi 31.12.2014 olmasına rağmen dava tarihinden sonraki bilançoya göre 31.12.2015 tarihi itibariyle hesaplama yapmışlar, eksik ve hatalı inceleme ile rapor oluşturarak Müvekkillerimin şirketten ayrılma paylarını rayiç değerinin çok altında hesaplamışlardır. Müvekkillerimin şirket aleyhine açmış oldukları genel kurul iptali davası olan İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/439 E. Sayılı dosyasında ki 24.10.2019 tarihli bilirkişi raporu ile şirket defter ve kayıtları üzerinde 2014, 2015, 2017 ve 2018 yıllarına ilişkin yapılan incelemede bilirkişiler şirketin teknik iflas durumunda ve borca batık olduğunu tespit etmişlerdir. Teknik iflas durumunu açıkça ortaya koyan İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/439 E. Sayılı dosyasında ki 24.10.2019 tarihli bilirkişi raporu ile çelişmektedir. Bu çelişkinin giderilmesi gerekmektedir. davamızda ki raporlar arasında ki büyük çelişki de göz önüne alınarak yeniden oluşturulacak bilirkişi heyeti marifetiyle şirketteki tüm belgeler yerinde incelenerek, tüm demirbaşlar, tıbbi cihazlar, eşyalar, araçlar yeniden değerlendirilmek üzere keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması gerekmektedir. Müvekkillerimin haksız yere hak kaybına uğramaması ve davada hukuka uygun karar verilmesi bakımından bu husus son derece elzemdir.'' yönünde beyanda bulunmuştur. Davalı taraf vekilleri ise son celse de '' İstanbul 14. ATM'nin dosyasında alınan bilirkişi raporunda teknik iflas konusundan bahsedilmesinin sebebi, davacı tarafın sermaye arttırımından kaynaklanan yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve müvekkilimizin sermaye arttırımına ilişkin yatırdığı bedelin bilançoda görülmemesinden kaynaklanmaktadır, '' şeklinde beyanda bulundukları görülmüştür. Düzenlenen bilirkişi raporları ile davalı şirketin fesih ve tasfiye şartlarının oluşmadığı, bu hali ile çıkma payında yapılan hesaplama hatalarının sonuca etkili olmayacağı anlaşılmakla birlikte İstanbul 14. ATM'nin dosyasında alınan bilirkişi raporu ile mahkememizin yargılama aşamasında düzenlenen bilirkişi raporları arasında ki farklılığın davacı tarafın sermaye arttırımından kaynaklanan yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve davalı tarafın sermaye arttırımına ilişkin yatırdığı bedelin bilançoda görülmemesinden kaynaklandığı yönünde ki davalı tarafın ileri sürdüğü husus mahkememizce yerinde görülmüş, Dosyanın mevcut haliyle karar vermeye elverişli olduğu göz önünde bulundurularak davacı tarafın yeniden bilirkişi incelemesi yapılması talebinin reddine karar verilmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi:Tüm dosya kapsamı dikkate alınarak; Davacı taraf, davalı şirketin % 10 hissedarı bulunduğu, davalı şirketin bugüne kadar tamamen büyük hisseli ortaklar tarafından yönetilip, bugüne kadar hiç kar dağıtılmadığı, sürekli sermaye artışlarıyla faaliyet göstermeye devam ettiği, uzun bir süredir şirket sermayesi ile kanuni yedek akçelerin karşılıksız kaldığı ve şirket öz varlığının negatife düşürüldüğü, şirketin uzun yıllardır büyük hisseli ortaklar tarafından kötü yönetildiği, şirket yönetiminde basiretli bir tacir gibi hareket edilmediği ve şirketin zarara uğratıldığı; şirketten herhangi bir kar hissesi verilmediği, şirketin işleyişi ve mali vaziyeti ile de bir bilgi verilmediği, bu konudaki bütün taleplerin de geri çevrildiği, şirketin gerçek mali durumunu tespit etmek imkanlarının olmadığı gibi yürütülen hastane işletmeciliğinde açık hesaplar bulunduğu duyumu alındığı, şirketin son mali durumu, borç ve alacakları konusunda bilgi ve belgeye sahip olmamaları sebebiyle, TTK 531. Maddesi gereğince şirketin fesih ve tasfiyesi talebiyle dava açma zorunluluğu doğduğu iddiasına dayanarak davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesi talep edilmiştir.Davalı taraf davaya cevabı ile; iddia olunan şirketin haklı nedenle feshini gerektiren işlem ve eylemlerin 6762 saydı Kanun döneminde gerçekleştiğinden 6762 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğini, 6762 sayılı Kanunda, anonim şirketin feshi davası öngörülmediğinden, huzurdaki davanın esasına girilmeden reddi gerektiğini; davalı şirketin kurucularının 1957 yılında Laleli Teşhis Kliniği ve Nişantaşı Laboratuvarı ile başlayan özel sağlık hizmetindeki deneyimlerinden yararlanarak kurulan ... Hastanesi adıyla bilinen şirketin yılardan beri T.C. Sağlık Bakanlığı Özel Hastaneler Yönetmeliğinine ve kalite standatlarına uygun son teknoloji tıbbi cihazlarla dolanılmış tam teşekküllü bir sağlık kurumu olduğunu; uzun yıllardır sektörünün öncülerinden olup, büyümeye devam eden bir şirket olduğunu, davalı şirket işletmesinin devam ettirilmesinin hukuki olarak faydadan yoksun olduğuna ilişkin iddia ve beyanların hukuki dayanaktan yoksun, soyut ve gerçeğe aykırı bulunduğunu, şirketin kurulduğu yıldan itibaren, sürekli ve dengeli olarak sermaye miktarını arttırarak değerine değer kattığını; yıllar içerisinde belli aralıklarla kar dağıtımı yaptığı gibi, kar dağıtımı yapmadığı yıllarda ise artan miktarları sermayeye eklediğini; bu durumun, müvekkil şirketin değerini arttırdığı gibi müvekkil şirket ortaklarının çıkar ve menfaatleri bakımından da olumlu sonuçlar doğurduğunu ve doğurmaya devam ettiğini; mevzuata uygun olarak her genel kurulda detaylı bilançolar, gelir tabloları ve faaliyet tablolarının ortaklara verilerek incelemelerine sunulduğunu; şirketin borca batık durumda olmadığını, bilançolarında yer alan negatif değerlerin her ticari işletme ve tüzel kişide olan, ticaretin getirdiği durumlardan kaynaklandığını, şirketin tüm teminatlarının şirketin yönetim kurulu başkanı tarafından şahsen verildiğini; şirketin faaliyetleri sırasında açık hesap usulü çalışmadığını, davacı asillerin şirket sermayesine ödemekle yükümlü oldukları sermaye taahhütlerini davanın ikame edildiği tarih itibariyle ödemedikleri gibi geçmişte yapılan sermaye artışlarına da katılmadıklarını; yönetim kurulu başkanı şirket ortağı ... tarafından geçmiş yıllarda davacıların adına nakden para yatırarak davacıların sermaye artışlarındaki sermaye oranlarının korunduğunu, Anonim ortaklığın sona erme nedenlerini düzenleyen 6762 sayılı TTK 434.maddede haklı nedenle ortaklığın fesih olunabileceğine dair hüküm bulunmadığını; 6102 sayılı TTK' da anonim şirketin haklı sebeple fesihini düzenleyen 531.madde ve gerekçesi dikkate alındığında haklı nedenle feshin ikincil , feri nitelik taşıdığını, haklı sebeple fesih davası şartlan gerçekleşse bile hakimin fesihten önce ortaklığa daha az zarar veren, yük getiren tedbirler alınması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesi talebinde bulunmuştur. Davalı taraf taraflar arasında ki uyuşmazlıkta 6762 sayılı kanunun uygulanması gerektiğini, 6762 sayılı kanunda TTK 434.maddede haklı nedenle ortaklığın fesih olunabileceğine dair hüküm bulunmadığını belirterek davanın esasa girilmeden reddine karar verilmesini talep etmiştir.6103 sayılı Türk Ticaret Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Haklındaki Kanun'un 3. maddesi hükmüne göre, tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Bu doğrultuda 6102 sayılı TTK'mn 531. maddesinin dava konusu olaya uygulanması gerekecektir. 6102 Sayılı Kanunun 531.m.dsi aynen ''MADDE 531- (1) Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.'' şeklinde düzenlenmiştir.6102 Sayılı Kanunun 531.md.si ile anonim şirkette haklı sebeple şirketin feshini talep edebilme imkanı azınlığa tanınmış bir haktır. Davacıların davalı şirketteki hisselerinin toplamı davalı şirketin sermayesinin onda birini oluşturmakla dava açma ehliyetine sahiptirler. Davacı taraf haklı sebeple fesih davasında gerekçe olarak borca batıklık, kötü yönetim, sık sık genel kurulun yapılmaması, şirketin durumunun iyi olmasına rağmen kar dağıtılmaması, kar dağıtmamak için şirketin gerçeğe aykırı olarak zararda gösterilmesi, şirket içinin boşaltılması, pay sahibine bilgi verilmemesi, azınlık haklarına sürekli engel olma gibi durumların varlığını ileri sürmüştür. Davacı tarafın fesih ve tasfiye istemekte haklı sebebi bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Davacı tarafın ileri sürdüğü hususların tespiti için bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Düzenlenen bilirkişi raporları ile davalı şirketin yapılan mali incelemesi neticesinde dava tarihine en yakın tarih olan 31.12.2015 tarihi itibariyle şirketin borca batık olmadığı tespit edilmiştir. Davacı tarafın itirazı üzerine keşif yapılarak keşif tarihine en yakın en son düzenlenmiş bilanço olan 31.12.2018 tarihli bilanço esas alınarak yapılan mali incelemede şirketin borca batık olduğu yönünde bir durum tespit edilememiştir. Davalı şirketin 31.12.2018 tarihi itibariyle de borca batık olmadığı tespit edilmiştir. Bu tespitler neticesinde dava konusu şirket hakkında TTK m.376 hükmünün uygulanmasını gerektirecek bir durum bulunmadığı hususu bilirkişi raporu ile de değerlendirilmiştir. Davacı taraf 2008, 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014 ve 2015 yıllarında, 8 yıl boyunca, şirketin zarar ettiği ve teknik iflas durumuna geldiği ve 05.03.2015 tarihinde yapılan genel kurulda davacıların muhalefet şerhine rağmen zararların ortaklar tarafından karşılanmasına karar verilerek ortaklardan tekrar ödeme almak suretiyle borca batık olmaktan kurtarıldığını, iki kez sermaye artışına gidildiğini iddia etmiştir. Davalı şirketin 2004, 2005, 2006 ve 2007 yıllarında davalı şirket tarafından ortaklarına net dönem karını dağıtıldığı, 2008, 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014 ve 2015 yıllarında net dönem zararı sebebiyle kar dağıtımı yapılmadığı bu yıllarda şirket zarar ettiğinden kar dağıtılmadığı bilirkişi tespitleri ile belirlenmiştir. Bilirkişiler tarafından tespit edildiği üzere 6102 Sayılı Kanunun 509.md./2 uyarınca kar payı sadece net dönem karından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabilir Net dönem karı, bilançoya göre belirlenmiş yıllık kardan geçmiş yıllara ait zararlar ve anonim şirketin ödemekle yükümlü olduğu vergiler, mali yükümlülükler düşüldükten sonra kalan tutan ifade eder. Bu yüzden şirketin net dönem karı bulunmadığı, aksine zararda olduğu için kar dağıtamamış olması, fesih için bir haklı sebep oluşturmadığı yönünde ki heyetin görüşü mahkememizce yerinde görülmüştür. Davacı taraf haklı sebeple fesih davasında, haklı sebep olarak ileri sürdüğü tüm hususları kanıtlar yeterli delil tespit edilememiş olmakla davacı tarafın sübut bulmayan davasının reddine karar verilmiştir."gerekçesi ile, Davacı tarafın davasının REDDİNE; karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olup maddi ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, Mahkeme kararı dayanağı bilirkişi raporlarının hatalı olduğunu, mahkemenin kararın gerekçesinin dayanağı olarak göz önünde bulundurduğu tek delilin eksik ve hatalı bilirkişi raporları olduğunu; 30.10.2017 tarihli bilirkişi raporuna karşı 13.12.2017 tarihinde itiraz ve beyanlarını bildirdiğini, raporun hatalı, çelişkili ve eksik değerlendirmeler içerdiğini belirttiklerini; Şirketin kuruluş sermayesinin 10 yıl 1980-2012 yılları arasında sürekli sermaye artışı yaptığını ve şirketin sürekli zarar ettiği ve bu sebeple hiç kar dağıtmadığını beyan ettiklerini; Şirketin 31.12.2014 tarihli bilançosuna göre borca batık olmasına rağmen raporda şirketin borca batık olmadığının afaki olarak ileri sürüldüğünü, 05.03.2015 tarihli olağan genel kurulda şirketin borca batık hale gelmesi üzerine TTK 376/2 maddesi hükümlerine göre şirket sermayesi ile negatif duruma düşen şirket özvarlığının ortaklar tarafından tamamlanmasına ve şirketin devamına karar verildiğinin de göz ardı edildiğini; bu kararın çoğunluk tarafından verildiğini, müvekkillerinin karara muhalefet şerhi koyduklarını ve 02.09.2015 tarihinde de ihtarname keşide ettiklerini; davalının bu hususlara hiç cevap vermemesi üzerine bu davanın ikame edildiğini; müvekkillerinin İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/439 E. Sayılı dosyası ile açmış oldukları genel kurul iptal davasında, şirket defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu verilen 24.10.2019 tarihli bilirkişi raporunda şirketin teknik iflas durumunda ve borca batık olduğunun tespit edildiğini; bu rapor ile 30.12.2014 tarihli bilançoda şirketin borca batık olduğunun anlaşılmasına ve dava dosyalarına bu raporun sunmalarına ve iki rapor arasında ki teknik iflas durumu ve borca batıklık konusunda ki çelişkinin giderilmesi için yeniden inceleme yapılmasını talep etmelerine rağmen mahkemenin itirazlarını hiç dikkate almaksızın davalarının reddine karar verdiğini, Mahkemenin bu raporu dikkate alarak yeniden oluşturulacak bilirkişi heyeti marifetiyle bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermesi gerekirken, şirketin borca batık olmasına rağmen bu rapora dayanak yapılarak davanın reddine dair verilen kararın maddi ve hukuki mesnedinin olmadığını, Davalı Şirkette çoğunluk gücünün kötüye kullanıldığını, müvekkillerinin bilgi alma, inceleme ve mali haklarının ihlal edildiğini, Müvekkilleri Davalı şirketin %10 hissedarları olduğunu; müvekkillerinin küçük hisse sahibi olduklarından Şirket yönetiminde ve kararlarında söz sahibi olamadıklarını; Davalı Şirketin, uzun yıllardır büyük hisseli ortakları tarafından kötü yönetildiği gibi bugüne kadar hiç kar dağıtmadığını, sürekli sermaye artışlarıyla faaliyet göstermeye devam ettiğini, zarara sokulduğunu ve teknik iflas noktasına geldiğini; Şirketin çoğunluk pay sahipleri çıkarlarını şirketin çıkarları üzerinde tuttuğunu, şirketin basiretli bir şekilde yönetilemediğini, müvekkillerinin mali haklarının ihlal edildiğini; müvekkillerinin Davalı Şirketten 02.02.2015 tarihli Beyoğlu ... Noterliğinin ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile şirketin hesaplarını talep etmiş ise de hiç bir bilgi verilmediğini; müvekkillerinin, Davalı Şirketten işleyişi ve mali vaziyeti ile ilgili bilgi verilmesini defalarca talep etmelerine rağmen taleplerinin sistematik olarak reddedildiğini, bilgi alma ve inceleme haklarını kullanmalarının engellendiğini; tüm bu hususların Davalı şirketin haklı feshini gerektirirken davanın reddedilmesinin haksız ve mesnetsiz olduğunu; yine bu dava devam ederken şirket aleyhine açmış oldukları genel kurul kararlarının iptali davasının İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/439 E. Sayılı dosyası ile görüldüğünü ve kararların iptaline karar verildiğini; (Ek:Mahkeme kararı) bu hususun dahi müvekkillerinin şirketin fesih ve tasfiyesini istemekte olduğunu, haklılığını ispat etmekte olduğunu; tüm bunları nazara almayan bilirkişi raporlarına dayanak yapılan mahkeme hükmünün bozmayı gerektirmekte olduğunu,

Davalı Şirketin yıllardır zarar etmekte olduğunu; 1973 yılında 500.000 TL sermaye ile kurulan şirketin, 2012 yılına kadar 10 defa sermaye artışı yaptığını ve 32 yılın sonunda sermayesinin 3.500.000 TL ye çıktığını; yaklaşık olarak 2008 yılında 652.000 TL, 2009 yılında 879.000 TL, 2010 yılında 305.000 TL, 2011 yılında 200.000 TL, 2013 yılında 1.113.000 TL, 2014 yılında 1.488,000 TL zarar ettiğini; 2008-2014 yılları arasında toplam zararın 4.638.653 TL olduğunu, Davalı Şirketin 2011 yılından beri zarar etmekte olduğunu; Davalı Şirketin en büyük zararlarının da 2013 ve 2014 yıllarında gerçekleştiğini; delilleri arasında bulunan 06.08.2015 tarihli yazıdan görüleceğini, 05.03.2015 tarihli olağan genel kurul toplantısında şirketin 31.12.2014 tarihli bilançosuna göre karşılıksız kalmış bulunan 3.500.000TL şirket sermayesi ile negatif duruma düşen 857.815 TL şirket özvarlığı dahil 4.357.815 TL'nin TTK 376/2 maddesi gereğince ortaklardan tamamlanmasına karar verildiğini; Davalı Şirketin Müvekkiline göndermiş olduğu bu yazıdan şirketin sermayesinin negatif duruma düştüğü, kanuni yedek akçelerin karşılıksız kaldığı, şirketin özvarlığının negatif duruma düşerek sermayenin tamamının karşılıksız kaldığının açıkça anlaşılmakta olduğunu; sermaye artışlarına rağmen ortaklardan borcun tahsilini talep eden Davalı şirketin teknik iflas durumuna geldiğinin ortada olduğunu; mahkemenin bu kararı ile müvekkillerinin borca batık bir şirkete mahkum edildiğini, Şirketin ruhsat, makina, bedelleri ile hastanede ki tıbbi cihaz ve teçhizatın ve tüm demirbaşların değerlendirilmesi ve hesaplanan ayrılma paylarının tamamen hatalı olduğunu,

Mahkeme kararında da yer verilen 27.04.2020 ve 24.10.2019 tarihli bilirkişi raporlarının hatalı, eksik, çelişkili değerlendirmeleri içerdiğini; mahkemeye vermiş oldukları beyan ve itiraz dilekçelerinin hastanede ki tüm teçhizatın, ruhsat değerinin ve sair hesaplamaların hatalı yapıldığını, kök raporun güncellenmediğini, tüm demirbaş araçlar ve sair değerlerin rayiç değeri yansıtmadığının beyan edildiğini; Türk Ticaret Kanunu 260. Maddesinin a bendi gereğince "karar tarihine en yakın tarihinde ki şirket varlığı esas alınarak" hükmü karşısında yapılan hesaplamanın 31.12.2015 tarihli olduğu göz önüne alındığında maddi ve hukuki dayanağının olmadığının görüldüğünü; Bilirkişilerin ısrarlı itirazlarına rağmen demirbaşları ve sair araç gereçleri ve sair tıbbi teçhizatın rayice göre değerlendirilmeyerek bir hastanenin değerini bu kadar cüzzi miktarda hesaplamalarının kabul edilemeyeceğini; Mahkemenin yasa hükümlerine aykırı bu hesaplama şekline rağmen bu konuda yeni bilirkişilerle değerlendirme yapılmasına karar verilmemesinin de kararın kaldırılmasını gerektirmekte olduğunu, Bu nedenlerle mahkeme kararının istinaf yoluyla kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek, yukarıda sunulan sebeplerle ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından resen nazara alınacak sair sebeplerle haksız ve mesnetsiz, usul ve yasaya aykırı olduğunu düşündükleri mahkeme kararının istinaf yoluyla kaldırılarak davalarının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacıların azınlık pay sahibi oldukları davalı anonim şirketin TTK'nun 531 maddesi kapsamında haklı nedenle fesih ve tasfiyesine karar verilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş,davacılar vekili tarafından bu karar istinaf edilmiştir. Davacılar tarafından, her iki davacının davalı şirkette toplam %10 oranında sermaye payı bulunduğu, şirketin kuruluşundan bu yana kar dağıtımı yapmadığı, sürekli sermaye artışları ile faaliyet gösterdiği, uzun süredir şirket sermayesi ve kanuni yedek akçeler toplamının karşılıksız çıktığı, şirket öz varlığının negatifte olduğu, büyük hisseli ortaklar tarafından kötü yönetilen şirketin teknik iflas durumunda olduğu, davacılara kar dağıtımı yapılmadığı gibi, şirketin mali durumu ve işleyişi hakkında bilgi verilmediği, şirketin hastane işletmeciği faaliyetinde hesap açığı bulunduğu duyumlarının alındığı, şirketin borca batık olduğu ileri sürülerek TTK'nun 531 maddesi uyarınca davalı şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesine karar verilmesi talep edilmiştir. Davalı tarafından, davacıların şirketin kar dağıtımı yapmadığı yönündeki iddialarının gerçek dışı olduğu, şirketin kurulduğu günden bugüne bir çok genel kurul toplantısı yaptığı ve kanuni yedek akçeler ayrıldıktan sonra kalan kısım üzerinden kar dağıtımı kararları aldığı, kar dağıtmama kararının alındığı yıllarda ise bu karın sermayeye eklendiği, şirket genel kurullarına katılan davacıların sermaye artışı kararlarında olumsuz oy kullanmadıkları, şirketin teknik iflas durumunda veya borca batık olmadığı, davacıların kendi paylarına düşen sermaye taahhütlerini yerine getirmedikleri, haklı nedenle fesih talebinin istinasi bir yol olduğu, davacıların bu talebi ileri sürmeden önce bilgi alma hakkının kullanılması, özel denetçi talebi gibi yasal yollara başvurmadıkları gibi, dava tarihi itibariyle önceki genel kurullarda alınan kararlara karşı herhangi bir iptal davası yahut yöneticilere karşı sorumluluk davası da açmadıkları, davacıların haklı nedenin varlığını ispatla yükümlü oldukları, soyut iddialara dayalı davanın reddi gerektiği savunulmuştur. Mahkemece taraf delilleri toplanmış, bilançolar celbedilmiş, şirketin duran ve dönen malvarlığının bildirilmesi istenmiş, davalı şirket defter ve kayıtları üzerinde bir mali ve bir hukukçu bilirkişiden oluşan heyet marifetiyle kök rapor alınmış, kök raporda çıkma payı hesabı için şirketin hem kaydi hem de rayiç değerinin teknik bilirkişilerce hesaplanması gerektiği bildirildiğinden, ayrıca taraf itirazlarının da değerlendirilmesi için heyete iki teknik bilirkişi daha eklenerek mahallinde keşif yapılarak birinci ek rapor alınmış, davacıların itirazları üzerine ikinci ek rapor alınarak, raporlar doğrultusunda şirketin haklı nedenle feshi koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmiştir. Davacılar tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; hükme esas alınan bilirkişi raporlarının hatalı olduğu, şirket 31/12/2014 tarihli bilançosuna göre borca batık olmasına rağmen raporda şirketin borca batık olmadığının belirtildiği, 05/03/2015 tarihli olağan genel kurulda şirketin borca batık hale gelmesi üzerine TTK 376/2 maddesi hükümlerine göre şirket sermayesi ile negatif duruma düşen şirket özvarlığının ortaklar tarafından tamamlanmasına ve şirketin devamına karar verildiğinin göz ardı edildiği, davalı şirkete karşı açılmış ve 31/05/2019 tarihli genel kurul toplantısında alınan 3,4,5 nolu kararların iptali istemi ile açılan davada İstanbul 14 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/439 esas sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporunda şirketin 2018 yılı bilançosuna göre teknik iflas halinde olduğunun bildirildiği, birinci ek rapora itiraz dilekçelerinde bu hususu belirterek itirazlarını sunmalarına rağmen, farklı mahkemelerdeki raporlar arasındaki çelişki giderilmeden hüküm verildiği, uzun yıllardır zarar eden ve kar dağıtımı yapmayan şirketin haklı nedenle feshi gerektiği, ilk derece mahkemesi tarafından alınan ek raporlarda çıkma payının da hatalı hesaplandığı, tüm demirbaş araçlar ve sair değerlerin rayiç değeri yansıtmadığı, TTK'nun 260/a bendi gereğince "karar tarihine en yakın tarihinde ki şirket varlığı esas alınarak" hesaplama yapılmadığı yönündedir. 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir" hükmünü havidir. Anılan hüküm uyarınca sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir. Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemece takdir edilecektir. Anonim şirketlerde fesih davası hakkının kullanılması açısından haklı sebeblere örnek olarak; genel kurulun olağan toplantısının sürekli şekilde yapılamaması, azınlık pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme haklarının kullanımının devamlı şekilde ihlal edilmesi, çoğunluğun gücünü sistematik olarak ve azınlığın haklı menfaatlerini ihlal edecek şekilde kullanması, azınlık pay sahiplerine finansal açıdan ağır zararlar verilmesi, şirket kar etmesine rağmen, hiç kar payı dağıtılmaması veya yıllara veya yıllara göre azalan oranda kar payı dağıtılarak, azınlık pay sahiplerinin mali haklarının ağır ve sürekli biçimde ihlal edilmesi gibi durumlar örnek gösterilebilir. Anonim şirketlerde haklı sebeple fesih kurumunun, kişi ortaklıklarının haklı sebeple feshinden ayrılması gerekir. Kişi ortaklıklarında haklı sebeple fesih davasının düzenlenme amacı, ortaklığı oluşturan ve devamını sağlayan işbirliği ve güven unsurlarının ortadan kalktığı veya önemli ölçüde zayıfladığı hallerde, ortaklığı bu şekilde devam ettirmenin ortaklar için çekilmez olması durumunda, ortaklara, ortaklığı sona erdirme imkanı tanımaktır. Kişi ortaklıklarında, ortaklar arasındaki güven ilişkisi ve yoğun işbirliği sebebiyle, haklı sebeple feshi dava hakkı, anonim şirketten farklı olarak, ortaksal bir haktır. Çoğunluk prensibine göre yönetilen ve bir sermaye ortaklığı olan anonim şirkette ise haklı sebeple feshi dava hakkı ortaksal bir hak olarak değil azınlık hakkı olarak düzenlenmiştir(bkz. ŞAHİN, Ayşe; Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi, Vedat Kitapçılık, 1. Bası, İstanbul 2013, s. 13 vd;). Anonim şirketlerde fesih davasının amacı ve korumaya aldığı menfaatler azınlık hakkı niteliğine bağlı olarak şekillenir. Bu davada temel amaç; azınlık pay sahiplerinin özellikle çoğunluğun kötüye kullanım teşkil eden davranışlarına karşı etkin şekilde korunmasıdır. Bu dava hakkı; anonim şirketlerde çoğunluğun gücünü sürekli olarak kötüye kullanması ve azınlık pay sahiplerinin haklarını ihlal etmesi durumunda; azınlığın yasal veya sözleşmeye dayalı başkaca hukuki yol bulamamaları veya başvurulan yolların sonuç üretmemesi halinde, azınlığın menfaatleri yönünden hukuki güvenliği sağlama işlevine sahiptir. Davanın bir diğer amacı; pay sahiplerinin ortaklıkta meydana gelen ve çoğunluğun kötüye kullanımı kaynaklı olmayan başka menfaatlerinin ihlallerine karşı da korunmalarıdır. Ancak ileride gerçekleşmesi ihtimali bulunan ve haklı sebep teşkil edecek olguların ortaya çıkmasına engel olmak, muhtemel ihlallerin gerçekleşmesini önlemek bu davanın amacı dahilinde değildir. Fesih hakkı; diğer azınlık haklarından farklı olarak azınlığa doğrudan doğruya mahkemeye başvurma imkanı tanıyan koruyucu nitelikte bir yenilik doğuran dava hakkıdır. İçeriği kesin olarak belirlenemeyen haklı sebeplerin, pay sahiplerinin iradelerine bağlı olarak değil, hakim tarafından takdir yetkisi çerçevesinde tespit edilmesi ve hukuki durumda yenilik doğurarak üçüncü kişileri de etkileyen sonuçların hakim kararına bağlı olarak ortaya çıkması gerekir(bkz. PULAŞLI, Hasan; Şirketler Hukuku Genel Esaslar, Güncellenmiş ve Genilletilmiş 7. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.616 vd.); ŞAHİN, Ayşe; a.g.e., s.51 vd, ERTAN, Füsun Nomer; Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi Davası - TTK m. 531 Üzerine Düşünceler; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt:73, Sayı:1, Yıl:2016, s.421-440,)Yukarıda yapılan tüm açıklamalar çerçevesinde; anonim şirketlerde haklı sebeple fesih kurumunun; azınlık pay sahiplerine tanınmış bir dava hakkı olduğu, başka ifade ile ortaksal bir hak olmadığı, fesih davasının son çare niteliğinde ikincil bir dava olduğu ve bu dava hakkının öngörülmesinin temel amacının, anonim şirketlerde çoğunluğun gücünü sürekli olarak kötüye kullanması ve azınlık pay sahiplerinin haklarını ihlal etmesi durumunda; azınlığın yasal veya sözleşmeye dayalı başkaca hukuki yol bulamaması veya başvurulan yolların sonuç üretmemesi halinde, azınlığın menfaatleri yönünden hukuki güvenliği sağlamak olduğu, haklı sebebin azınlık için ortaklığı bu şekilde devam ettirmeyi çekilmez kılmasının gerektiği, azınlığın menfaatinin, ortaklığın devamına ilişkin menfaatlerin üzerinde olması gerektiği sonuçlarına ulaşılacaktır. Hakim tarafından haklı sebep olarak ileri sürülen vakıalar değerlendirilirken bu ilkeler de göz önünde bulundurulmak durumundadır. Mahkemece alınan kök bilirkişi raporunda şirketin ortaklarına 2004, 2005, 2006, 2007 yıllarında kar dağıtımı yaptığı, ancak 2008, 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014 yıllarında dönem net zararı bulunması nedeniyle kar dağıtımı yapılmamasına karar verildiği, şirketin 2011 yılında öz kaynaklarının negatif olması nedeniyle 13/03/2012 tarihli genel kurul toplantısında sermayenin 1.000.000,00-TL'den 3.500.000,00-TL'ye çıkarılmasına, arttırılan sermayenin 1.155.051,52-TL'sinin ortaklardan kalan kısmının olumlu farklar hesabı, yasal yedekler hesabı ve olağanüstü yedekler hesabı ve diğer yedekler hesabından karşılanmasına karar verildiği, 2012 ve 2013 yılları içerisinde ortaklardan sermaye taahhüdü kapsamında tahsilatlar yapıldığı, 05/03/2015 tarihli olağan genel kurul toplantısında, şirketin 2014 yılı bilançosuna göre karşılıksız kalan şirket sermayesi 3.500.000,00-TL ile negatif durumuna düşen şirket öz varlığı tutarı 857.815,00-TL toplamı 4.357.815,00-TL'nin ortaklar tarafından karşılanmasına, ortakların paylarına düşen tutarın 14/09/2015 tarihine dek ödenmesine karar verildiği, hem davacılara hem de diğer ortaklara payları oranındaki ödemenin 14/09/2015 tarihine dek ödenmesi ihtarının gönderildiği, bu genel kurul kararı ile alınan tedbir sonrası, 31/12/2015 tarihli bilançoya göre şirketin aktiflerinin borçlarından 1.546.108.69,00-TL fazla hale geldiği, şirketin mevcutlarının ve alacaklarının borçlarının tamamını karşılayabildiği, öte yandan aynı tarih itibariyle şirketin sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamının 6.439.982,16-TL olduğu, zararının 4.938.685,14-TL olduğu, sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin şirket zararı nedeniyle karşılıksız kalmadığı, TTK'nun 376 maddesi kapsamında teknik iflas durumunun bulunmadığı, bu gerekçeye dayalı haklı nedenle fesih talep edilemeyeceği kanaati bildirilmiştir. Davacıların itirazları üzerine alınan birinci ek raporda, kök rapordaki kanaatler tekrar edilerek, şirketin hastane işletmeciği faaliyetine ilişkin hesaplarında açık bulunmadığı, şirketin kar ettiği dönemde kar dağıtımı yaptığı, zarar ettiği dönemde kar dağıtımı yapılmamasının haklı neden teşkil etmeyeceği belirtilmiş ve rapor tarihine en yakın olan 31/12/2018 tarihli kaydi bilançoya göre ve şirket değerlerinin 14/09/2015 dava tarihi itibariyle rayiç değerlerine göre iki ayrı çıkma payı hesabı yapılmış, davacıların itirazları üzerine alınan ikinci ek bilirkişi raporunda 31/12/2018 tarihli rayiç değer bilançosuna göre çıkma payı hesabı yapılmıştır. Davacılar vekilinin istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü İstanbul 14 Asliye Ticaret Mahkemesi'ne sunulan bilirkişi raporu incelendiğinde, şirketin 31/12/2018 tarihli bilançosuna göre teknik iflas halinde olduğu kanaatinin bildirildiği görülmüştür. Her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilir. İş bu dava 14/09/2015 tarihinde açılmış olup, bilirkişi heyeti tarafından şirketin dava tarihine en yakın bilançosu olan 31/12/2015 tarihli bilançosuna göre TTK'nun 376 maddesi kapsamında teknik iflas hali bulunmadığı, borca batıklık halinin ortadan kalktığı belirtilmiş olup, İstanbul 14 Asliye Ticaret Mahkemesi'ne sunulan bilirkişi raporunun, iş bu davanın açıldığı tarihten üç yıl sonraki bilanço esas alınarak düzenlenmiş olması karşısında, raporlar arasında çelişki bulunduğundan bahsedilemez. Şirketin iş bu davanın açıldığı tarihten sonra borca batık hale geldiği varsayımında dahi, yukarıda izah edildiği üzere, ileride gerçekleşmesi ihtimali bulunan ve haklı sebep teşkil edecek olguların ortaya çıkmasına engel olmak, muhtemel ihlallerin gerçekleşmesini önlemek fesih davasının davanın amacı dahilinde olmadığından, davacılar 31/12/2018 tarihli 2018 yılı bilançosuna dayanarak haklı nedenle fesih talep edemeyeceklerdir. Bu nedenle, raporlar arasında çelişki bulunduğu ve şirketin borca batık olması nedeniyle haklı nedenle feshinin gerektiği yönündeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davalı şirketin kar elde ettiği 2008 yılına dek kar dağıtımı yaptığı açık olup, dönem net zararı olan yıllarda, olmayan karın dağıtılmaması tek başına haklı neden teşkil etmeyecektir. Davacıların şirket zarar etmesine ve bu nedenle kar dağıtılmamasına rağmen, hakim ortaklara şirket üzerinden başka menfaatler temin edildiğine yönelik iddiası da bulunmamaktadır. Kar dağıtılmaması, ancak şirketin kar elde etmesine rağmen azınlığın haklarını ihlal edecek şekilde karın dağıtılmamasına karar verilmesi veya fiili olarak kar dağıtılmaması halinde haklı sebep teşkil edecektir. Dava tarihinden önce şirketin sermaye arttırımına ve kar dağıtılmamasına yönelik ilgili faaliyet yıllarına ilişkin genel kurul kararlarına karşı davacılar tarafından iptal davası açıldığı iddia ve ispat edilemediği gibi, şirketin 2008 yılından itibaren kötü yönetim nedeniyle zarar ettiği iddiası da ispat olunamamış, davacılar tarafından şirket yöneticilerine karşı herhangi bir sorumluluk davası ikame edilmemiştir. Yine 05/03/2015 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan ve karşılıksız kalan sermaye ve kanuni yedeklerin ortaklardan karşılanmasına yönelik karara muhalif kalan davacıların bu karara karşı da iptal davası ikame etmedikleri, bilgi edinme ve/veya özel denetçi tayini gibi azınlık pay sahipleri tarafından kullanılabilecek yasal olanaklara başvurmadıkları, davacıların dava tarihi itibariyle şirketin feshini veya makul ve kabul edilebilir başka bir çözümün uygulanmasını gerektirir haklı sebebin varlığını ispat edememiş olmaları karşısında, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, haklı sebebin varlığı ispat olunamadığından çıkma payı hesabını içeren bilirkişi raporlarına yönelik istinaf sebeplerinin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacıların istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85-TL istinaf karar harcından istinaf edenler tarafından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55‬- TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 14/12/2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

sürülenpulaşlıbeşyüzTİCARİsekizyüztaraflarınesastandoksanmilyonözetikararistinafellialtıreddine''maddesebeplerinindereceistanbuldeğerlendirilmesiŞİRKETİNFESİHsavunmasınınsebeplerimahkemesininVETASFİYESİkararınınertanilerişahindosyaiddianumarasıhüküm

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:55:38

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim