İstanbul BAM 13. HD 2021/1390 E. 2023/1913 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2021/1390
2023/1913
7 Aralık 2023
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1390
KARAR NO : 2023/1913
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2018/516 Esas - 2021/326 Karar
TARİHİ : 14/04/2021
DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 07/12/2023
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili ile davalı şirket arasında 11/03/2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Acentelik Sözleşmesi akdedildiğini, müvekkili şirketin 11/03/2011 - 14/06/2017 tarihleri arasında davalı sigorta şirketinin yetkili acentesi olarak faaliyet gösterdiğini, basiretli tacir sıfatına uygun şekilde çalışmalarını sürdürdüğünü, günden güne kesmiş olduğu poliçe sayısını arttırdığını, davalının yükselişine katkı sağladığını, işbu nedenle davalı tarafından müvekkili şirkete kesmiş olduğu poliçe türüne göre komisyon ödendiğini, performansı yerinde olan, üzerine düşen görevi layığıyla yerine getiren müvekkili şirkete üretimlerin genelde zorunlu sigortalara ilişkin olduğu ve diğer poliçe türlerinde poliçe kesilmesini beyan ettiklerini, bunun üzerine her kol ve konuda poliçe üreten müvekkilinin derhal bölge müdürlüğü ile iletişime geçerek konuyla ilgilendiğini, zorunlu olmayan poliçelere daha da yoğunlaşarak üretim yaptığını, bunun üzerine ise sözlemeyi feshetmeyi aklına koymuş olan davalının ihtarname dahi göndermeksizin ekranlarını kapattığını, davalıya en azından sözleşmenin feshedileceğinin 3 ay öncesinden bildirilerek 3 ayın sonunda ekranların kapatılması gerektiği bildirilmiş ise de, davalının sessiz kaldığını, bunun üzerine ihtarname gönderilerek sözleşmenin feshedildiğini ve 3 aylık süreye de uyulmadığını, bu nedenle davalı şirketin toplamda kazanç kayıplarından sorumluluğunun bulunduğunu beyanla müvekkili ile davalı arasında akdedilen acentelik sözleşmesinin haksız sebebe dayalı olarak tek taraflı feshedilmesi sebebiyle HMK'nın 107. maddesi gereğince fazlaya ilişkin talep arttırım, dava ve tazminat hakkı saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL (5684 sayılı yasanın 23/16 maddesi ve TTK. 122. Mad. Gereğince) denkleştirme tazminatı ile haksız fesih nedeniyle 5.000,00 TL ( TTK 121 ve BK. 112 gereğince) maddi tazminatın, 1.000,00 TL kazanç kaybının ve 20.000,00 TL manevi tazminatın 14/06/2017 fesih tarihinden itibaren ticari faizi ile davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacının müvekkili şirket ile arasında katedilmiş bulunan acentelik sözleşmesinin haksız sebeple tek taraflı feshedildiğinden bahisle; 5684 sayılı yasanın 23/16. maddesi ve TTK 122 gereğince denkleştirme tazminatı, TTK 121 ve BK 112 gereğince haksız fesih sebebiyle maddi tazminat, kazanç kaybı ve manevi tazminat talep ettiğini, davacının talepleri hukuki dayanaktan yoksun olup reddi gerektiğini, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili Mahkemenin İstanbul Anadolu Mahkemeleri olduğunu, davacının haksız fesih iddiasının gerçeği yansıtmadığını, acentelik sözleşmesinin mevzuata ve taraflar arasındaki acentelik sözleşmesine uygun olarak haklı nedenle derhal feshedildiğini, dava dosyasına sunulan acentelik sözleşmesinin, taraflar arasında yürürlükte olan sözleşme olmadığını, Sigorta Acenteleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmeliği'nin 16.01.2016 tarihinde RG'de yayınlanması üzerine, mevzut sözleşmelerin burada belirtilen değişikliklere göre revize edildiğini, davacı ile söz konusu sözleşmenin 30.07.2016 tarihinde imzalandığını, sözleşmenin son sayfasında görüleceği üzere, daha önce yapılmış acentelik sözleşmelerinin yerine geçeceğinin açıkça belirtildiğini, taraflar arasında akdedilmiş bulunan 30.07.2016 tarihli acentelik sözleşmesinin 29.3 maddesinde 17 adet haklı nedenle fesih sebebinin sayıldığını, buna göre, üretimin şirket ortalama acente üretiminin altında olması ve acente toplam üretiminin %50'sinden fazlasının zorunlu bıranşlarda olmasının haklı nedenle fesih sebebi olduğunu, davacının acentelik sözleşmesinin de, sebepler gerçekleşmiş olduğu için sözleşme ve mevzuata uygun olarak feshedildiğini, davacının, fesihten önce ekranlarının kapatıldığı, kendisine herhangi bir bilgilendirme yapılmadığı, müvekkili şirketin basiretli bir tacir gibi davranmadığı iddialarının ise asılsız olduğunu, tam tersine, davacının imzaladığı sözleşmede bulunan haklı nedenle fesih sebeplerinden haberdar değilmiş gibi davranması ve bunları şimdi kabul etmemesinin basiretli tacir yükümlülüğüne aykırı olduğunu, müvekkili şirketin, davacı acentenin portföyünü kullanmadığını, ileriye yönelik davacıya ödemesi gereken bir komisyon borcunun bulunmadığını, hatta iptal edilen trafik poliçelerinin primlerinin iadesinden kaynaklanan komisyon alacaklarının doğacağını, davacının manevi tazmninat taleplerinin ise kabul edilemeyeceğini, zira manevi tazminatın kişilik haklarına saldırı, tüzel kişinin ün, itibar ve saygınlığının ihlali halinde söz konusu olabileceğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 14/04/2021 tarih ve 2018/516 Esas - 2021/326 Karar sayılı kararında;"Dava; hukuki niteliği itibariyle, taraflar arasında akdedilen acentelik sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedilmesi nedeni ile davalıdan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.Tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi sonucunda; uyuşmazlığın, davacının davalıdan acentelik sözleşmesinin feshi nedeniyle tazminat talep edip edemeyecği, sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak fesh edilip edilmediği, bu feshin davacı yönünden tazminatının, kazanç kaybına denkleştirme tazminatını doğurup doğurmadığı noktasında toplandığı anlaşılmıştır. İki kök raporun birbirleriyle farklı olması, tarafların da itirazları doğrultusunda iki rapordaki çelişkilerin giderilmesi suretiyle dosyamız sigorta, aktüerya ve mali müşavir bilirkişiden oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 21/12/2020 tarihli raporun sonuç bölümünde; tarafların 2013-2017 yılları defterlerine 6102 sayılı TTK'nın 64/3 maddesi hükümlerine uygun süresinde açılış ve kapanış tasdiki yaptırdıklarının görüldüğü, raporun yukarıdaki ilgili bölümünde; davalının sözleşme 29.3. maddede bulunan hakkını kullanarak sözleşmeyi tek taraflı fesih ettiği, söz konusu feshin haklı fesih olması nedeniyle davacının bir portföy (denkleştirme) tazminatı talebinde bulunamayacağının tespit edildiği, mahkememizin aksine bir karar vermesi halinde 6102 sayılı TTK'nın 122/2 maddesi kapsamına göre denkleştirme (portföy) tazminatı 148.345,45 TL hesap edildiği, Sigorta Uzmanı Bilirkişi Görüşü; Davalı Sigorta Şirketinin Acentelik Sözleşme Şartlarına istinaden tek taraflı feshinde haklı olduğu, sadece Zorunlu Sigorta Müşterilerinin ve bu yönelimde çalışan acentelerin Sigorta Şirketi risk kabul hedeflerinde bulunmadığının Acentelik Sözleşmesinde belirtilen % 50 kotasından açıkça görülmesinden dolayı Sigorta Şirketince ödenmesi gereken bir Portföy tazminatının bulunmadığı hususları tespit edildiği nihai kararın mahkememizin değerlendirilmesine bırakıldığı, Aktüer Bilirkişi Görüşü; davalı sigorta şirketinin taraflar arası akdedilen sözleşmeyi 28. madde kapsamında olmayıp 29.3 maddesine göre haklı fesh ettiğinden 3 aylık süre bildirilmediğini, mahkememizin takdirinin 3 ay süre verilmesi yönünde ise; davacının 14.06.2017 tarihi itibariyle talep edebileceği maddi tazminatın 37.086,36 TL olduğu sonuç ve kanaatlerine varıldığı bildirilmiştir. Davacı ile davalı arasında Sözleşme Yapma ve Prim Tahsil Etme Yetkisini Haiz Acentelik sözleşmesi akdedildiği, sözleşmenin tarafların kabulünde olduğu ve ihtilafsız olduğu, ihtilafın sözleşmenin davalı tarafından feshinin haklı olup olmadığı, haksız ise maddi ve manevi tazminata ilişkin olduğu belirlenmiştir.Mali müşavirden alınan 17/07/2019 tarihli bilirkişi raporuna göre davacının haksız fesih nedeniyle tazminata hak kazanacağının bildirildiği, Sigortacı, hesap bilirkişisi ve mali müşavirden oluşan heyetten alınan 22/11/2019 tarihli bilirkişi raporuna göre feshin sözleşmeye uygun ve haklı olduğunun bildirildiği, Hesap bilirkişi, Mali müşavir ve sigorta uzmanı heyetten alınan 21/12/2020 tarihli bilirkişi raporuna göre sigortacı ve mali müşavir bilirkişi görüşüne göre davalı sigorta şirketinin acentelik sözleşme şartlarına istinaden tek taraflı feshinde haklı olduğunun bildirilmiştir. 22/11/2019 tarihli ve 21/12/2020 tarihli sigorta ve mali müşavir bilirkişinin görüşleri hukuka uygun ve denetime elverişle olması nedeniyle hükme esas alınmıştır.
Davalı şirketin kayıtları dikkate alındığında acentenin poliçe üretiminin son yıllarda %99 civarında zorunlu sigorta kolunda gerçekleştiği, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin 29.3 maddesinde, poliçe üretiminin %50 'den fazlasının zorunlu sigortalardan olması halinde fesih nedeni olarak kararlaştırılmış olmalarına göre davalının feshin haklı olduğu anlaşılmış bu nedenle davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile davacının maddi ve tazminat davasının reddine karar verilmiş ve verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesi ile; Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalının beyanlarının tekrar edilerek hüküm kurulduğunu, bilirkişi heyetinin hukuki gerekçelerini ortaya koyarak ve gerekli hesaplamaları yaparak takdiri mahkemeye bırakması gerekmekteyken hüküm kurmasının kabul edilemez mahiyette olduğunu, yapılan incelemeyle bilirkişilerin acemice mahkeme yerine geçmek suretiyle hareket ettiğini, basiretsiz şekilde görev alanlarını aştığını, sigorta hukukunun ruhuna aykırı olarak davrandıklarını, heyette sigorta hukukundan anlayan bir bilirkişi olmaması karşısında sigorta uzmanı tarafından yapılan değerlendirmenin haksız ve hakkaniyete aykırı olduğunu; Her ne kadar yapılan yargılamada müvekkilinin davalı tarafla arasındaki sözleşmeye dayanarak sözleşme şartlarını yerine getirmediği gerekçesiyle haklı nedenle derhal fesih hakkını kullandığına karar verişmişse de, serbest piyasa şartlarında seçenekleri araştıran müşterinin talebiyle bağlı olan acentenin müşteriyi başka bir acenteye yönlendirmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, sanki zorunlu sigortadan davalının prim kazanmadığını, ücretsiz bir şekilde acente yapmış gibi bahsedildiğini, Hazine Müsteşarlığı tarafından bildirildiği üzere zorunlu sigortalarda müşterilerin yönlendiremeyeceğinin açık olduğunu, günümüz teknolojisi düşünüldüğünde müşterilerin her türlü iletişim aracından zorunlu sigorta prim bedeli araştırma, teklif alma hakkı var iken, davacının müşteriyi istediği sigorta dışında başka bir şirkete yönlendirmeyeceğini, gerek yapılan bilirkişi incelemesinde, gerekse yapılan yargılamada işbu durumların göz ardı edildiğini; Davalı tüm savunmalarında taraflar arasındaki sözleşmeye dayanmakta ise de, işbu sözleşmenin sigorta şirketi tarafından tek taraflı dayatılmak suretiyle yapıldığını, davacı acentenin sözleşmenin akdinde hiçbir müdahale, tercih ve talep hakkı olmadığını, davanın esası ve temelinin de tam olarak bu olduğunu, heyet tarafından bu yönde hiçbir inceleme yapılmadığını, aksine davacıyı itham ederek rapor/hüküm tayin ettiklerini, Yargıtay tek tip sözleşmelerde karşı tarafın tartışmasına izin verilmeksizin yapılan anlaşmaları geçersiz kabul etmekte olup, kanun koyucunun da bu konudaki görüşü benimseyerek düzenleme yoluna gittiğini, kanun koyucu tarafından kötü niyetli olarak düzenlenen işbu sözleşmelerin öngörüldüğünü; HMK'nın 193/2 maddesi uyarınca; diğer tarafın ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olduğunu, TBK'nın 25. maddesi uyarınca; dürüstlük kurallarına aykırı olarak karşı tarafın aleyhine ve durumunu ağırlaştırıcı nitelikteki hükümlerin sözleşmeye konulamayacağını, TBK'nın 21. maddesi uyarınca; karşı tarafın menfaatine aykırı olan düzenlemelerin sözleşmenin kapsamına girmesi halinde yazılmamış sayılacağını; Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşullarının da yazılmamış sayıldığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 11/10/2010 tarihli, 2009/3656 Esas, 2010/10024 Karar sayılı ilamının dahi; yasal düzenleme olmadan önce ana şirket-acente ilişkilerinde acentenin defterlerinin de incelenmesi gerektiğini açıkça ortaya koyduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 11/10/2010 tarihli, 2009/3656 Esas, 2010/10024 Karar sayılı ilamının ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 22/11/2013 tarihli, 2012/4726 Esas, 2013/21202 Karar sayılı ilamının da; müvekkili yan iddialarını destekler mahiyette olduğunu, Yerleşik Yargıtay uygulamaları ve kanunlar gereğince taraflar arasında tek taraflı dayatılmak suretiyle imzalanan delil sözleşmesi geçersiz ve bilirkişi raporunun dikkate alınmayarak yeniden inceleme yapılması gerekmekte iken, Yerel Mahkemece talebin reddedilerek davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu; Davalının müvekkili şirketten zorunlu sigorta üretimini azaltıp ihtiyari sigortaların üretiminin arttırılmasını istediğini, davacının da davalı şirketin talepleri doğrultusunda ihtiyari sigortaların üretimini arttırdığını, davalının zarar tablosu olarak sunmuş olduğu tablo incelendiğinde genel havuz durumunu baz alarak hazırlandığı, şirket içi genel gideri %12 olarak baz aldığını, olabilecek hasar kesintisinin alındığı, bu oranın çok yüksek alındığı ve yine raporlanmamış hasarlara çok yüksek bir oran alarak şekillendirdiğinin görüleceğini, işbu tablonun sadece davalının getirisiyle ilgili olmayıp şirketin tüm kar-zarar dengesinden oluştuğunu, tabloda belirtilen IBNA (raporlanmamış hasarlar) veya genel havuzun baz alınmasının, genel giderin %12 alınmasının davacının kar zarar dengesinde baz alınabilecek hususlar olmadığının sigorta şirketi-acente şartları açısından bilinen bir durum olduğunu, davalının kötü niyetli haksız feshinin davacıya kusur yükleme kastıyla yapılmış olup, yapılan incelemenin kabulünün hiç bir surette mümkün olmadığını; Tablo incelendiğinde davacının davalının talebi doğrultusunda zorunlu poliçe üretimin yanı sıra ihtiyari üretimini arttırdığını ve hedeflerine adım adım yaklaştığının, 2017 yılının ilk yarısında dahi ihtiyari poliçe üretiminde iyi bir çıkış yaptığının görüleceğini, 2017 yılının başından bu yana davalının müvekkili şirkete sürekli olarak mobing uygulayarak üretimini düşürmesine neden olduğunu, TTK’nın 121/4. maddesinde; "(4) Haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır." denildiğini, ekranların kapatılması ve sigortalıların takip edilememesi durumunda sigortalının sigortacısını değiştirmesine davalının sebebiyet verdiğini, bilirkişi raporunu kabul anlamına gelmemekle birlikte, yasada belirtilen kazanç kaybının dahi hesaplanmadığını, hukuka tamamen aykırı rapor tanzim edildiğini, sözleşmeyi 3 ay önceden feshedeceğini bildirmeyen ve derhal ekranları kapatan davalı şirketin 3 aylık tutardaki kazanç kayıplarından sorumluluğunun bulunduğunu; 5684 Sayılı Yasa Çerçevesinde İnceleme; işbu davanın konusu denkleştirme tazminatı olup, 5684 sayılı Yasa çerçevesinde sadece portföy kaybı tazminatı davası olmadığını, TTK madde 121 ve devamı maddelerin incelenmediğini ve irdelenmediğini, denkleştirme tazminatında esas alınan ve dayanak yapılan madde açısından hiçbir irdeleme yapılmaksızın bilirkişi heyeti tarafından taraflar arasındaki sözleşme ve 5684 sayılı yasa çerçevesinde inceleme yapılmamasının kabul edilemeyeceğini; Bilirkişi raporunun hükme esas alınabilmesi için öncelikle TTK 121 maddesi çerçevesinde düzenlenmesi gerektiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 20/12/2017 Tarihli, 2016/8920 Esas, 2017/7468 Karar sayılı ilamının bu duruma örnek olduğunu;Zorunlu Sigorta ve Haksız Feshe İlişkin; Yerel Mahkemece acentenin üretiminin zorunlu sigorta olması sebebiyle denkleştirme tazminatı hak edemeyeceği şeklinde karar verilmiş ise de, bu durumun dayanağını bildirmedikleri gibi bir dayanak olmadığını, denkleştirme tazminatının tanımında, tarifinde hak ediş/etmeyiş şartlarında üretilen poliçelerin hangileri olması gerektiğinin de bildirilmediğini, bilirkişi heyeti ve Mahkemece davalı şirket politikası gereğince acenteliğin yürütüldüğü dönemlerde zorunlu poliçe bedellerinin düşük olarak belirlendiğinin ortaya çıkacağını, zorunlu sigortalarda sigortalının talebi ile bağlı kalınarak istediği sigorta şirketinden poliçe düzenlemekle mükellef olan davacının poliçeyi kesmemek gibi bir seçeneğinin bulunmadığını, sigortalının isteğinin aksine poliçe ve şirket seçmenin Hazine Müsteşarlığı'nın belirlediği hususlara göre yasak olduğunu, bunu bilmeyen veya bilmeyecek olan sigorta konusunda uzman bilirkişinin dosyayı aydınlatmaya ehil olmadığının açık olduğunu;Zorunlu poliçede davalı şirketin para kazanmadığını, sadece gerçekleşen riske karşı ödeme yapıyor gibi davrandığını, bilirkişi raporunda davacının hak ettiği denkleştirme tazminatı dahi 148.345,45 TL olarak tespit edilmişken, davalı şirketin kazancının Mahkemenin takdirinde olduğunu, bedavaya poliçe kesilmediğini, davalı ve davacının hak ettiği bedelleri aldığını, davalının zorunlu poliçe kesilmesini istemiyorsa poliçe primlerini yükselterek şirket politikasını değiştirip, zorunlu poliçe kesiminin önüne geçebileceğini, sigortalıların davalı şirketi tercih etmesinin hem uygulamış olduğu politikadan, hem de davacının kazandırmış olduğu portföyden kaynaklandığını, TTK ve 5684 Sayılı Yasa'nın hiçbir yerinde zorunlu poliçeler nedeniyle sigorta şirketinin acenteliğini haklı olarak derhal feshedebileceği hakkının tanınmadığını, bilirkişi heyetinin neden ve hangi sıfatla böyle bir değerlendirme yaptığını, hangi hukuki gerekçe ile davalıyı haklı gördüğünü anlayamadıklarını; TTK’nın 121/4. maddesinde; "Haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır." denildiğini, ekranların kapatılması ve sigortalıların takip edilememesi durumunda; sigortalının sigortacısını değiştirmesine davalının sebebiyet verdiğini, davalının 3 aylık kazanç kaybından sorumluluğunun da haksız feshinin bir sonucu olduğunu, davalının müvekkili şirket ile acenteliğini 3,5 sene boyunca devam ettirdiğini, bunca sene sonunda böyle bir bahane öne sürerek fesih yapmasının hangi iyiniyet ve hukuki gerekçeyle bilirkişiler tarafından haklı görüldüğünün anlaşılamadığını, 3,5 sene boyunca üretim dağılımı da sigorta şirketinin kabulündeyken, böyle bir gerekçe ile haksız fesih yapılmasının kabul edilemeyeceğini;Davalı şirketin tüm acente üretimleri sorulduğunda Türkiye genelinde %90 oranında acente üretimlerinin hep bu şekilde olduğunun ortaya çıkacağını, şirketin fiyat politikasına aykırı poliçe kesilemeyeceğini, sigortalının isteğine aykırı hareket etmenin suç olduğunu, bilirkişi heyeti ve Yerel Mahkemenin uygulamaya ve bu hususta yetkin olmadıkları için talihsiz bir hüküm kurularak hakkaniyete aykırı karar verildiğini beyanla kararın kaldırılarak yeniden bilirkişi raporu aldırılmasını ve yeniden inceleme yapılmasını talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle denkleştirme tazminatı, kazanç kaybı ve manevi tazminat taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalı ile imzalamış olduğu acentelik sözleşmesi uyarınca 2011 yılından itibaren davalının acentesi olarak faaliyet gösterdiğini, davalının kendisinden ihtiyari sigorta kollarında üretimini artırmasını istediğini, bu alanda üretimini artırdığını, buna rağmen davalının 3 aylık fesih ihbar süresine uymaksızın ekranlarını kapattığını ve acentelik sözleşmesini haksız şekilde feshettiğini beyan ederek denkleştirme tazminatı, kazanç kaybı ve manevi tazminat talep etmiş, davalı taraf, yasal düzenleme gereği davacı ile 2016 yılında yeni bir sözleşme imzalandığını, bu sözleşmede acentenin üretiminin ortalama şirket acente üretiminin altında olması ve acente toplam üretiminin %50'sinden fazlasının zorunlu branşlarda olmasının haklı nedenle fesih sebebi sayıldığını, davacının sözleşmesinin bu sebeplerle feshedildiğini beyanla davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Acentelik sözleşmesinin feshi ile ilgili olarak 6207 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 121/1. maddesi "Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabilir." düzenlemesini haizdir. Buna göre, taraflardan birinin üç aylık ihbar süresine riayet ederek sözleşmeyi feshetmesi halinde acentenin denkleştirme tazminatı talep hakkı düşmez ancak sigortacı haklı nedenle sözleşmeyi feshetmiş ve haklı neden teşkil eden durum acentenin kusurundan kaynaklanmış ise, acentenin tazminat talep hakkı düşer. TTK'nın 122. maddesi ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16. maddesinde yer alan yasal düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, acentenin denkleştirme tazminatı talep edebilmesi için öncelikle sözleşmesinin haksız şekilde feshedilmiş olması, bundan sonra diğer şartlar olan; acente tarafından kazandırılan yeni müşteriler( portföy) sayesinde sigorta şirketinin fesihten sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, kendisi tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybetmesi ve somut olayın özelliklerine göre hakkaniyetin acenteye tazminat ödenmesini gerektirmesi şartlarının mevcut olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Somut olayda; taraflar arasında imzalanan 11.03.2011 tarihli acentelik sözleşmesi ile davacının, davalının acentesi olarak faaliyet göstermeye başladığı, taraflar arasında 30.07.2016 tarihinde yeni bir acentelik sözleşmesi imzalandığı ve bu sözleşmenin 36. maddesi uyarınca önceki sözleşmeyi yürürlükten kaldırdığı, sözleşmenin süresiz olduğu ve 28. maddesi ile tarafların üç ay önceden yazılı olarak bildirimde bulunmak kaydı ile tek taraflı olarak sözleşmeyi feshedebileceğinin kabul edildiği, 29.3. maddesinde ise haklı nedenle fesih sebeplerinin sayıldığı, bu sebepler içerisinde acente toplam üretiminin %50'sinden fazlasının zorunlu branşlardan olmasının da bulunduğu, söz konusu fesih sebeplerinin tacir olan tarafların serbest iradesiyle belirlendiği, davacının sözleşmenin imzalanması aşamasında basiretli bir tacirin göstermesi gereken özen yükümlülüğü altında olduğu, basiretli bir tacir gibi davranan davacının sözleşme hükümleri ile bağlı bulunduğu, bu minvalde sözleşmenin dava konusu olan maddesinin genel işlem koşulu olduğundan bahsedilemeyeceği, davalı tarafından davacıya gönderilen 14.06.2017 tarihli ihbarname ile acentelik sözleşmesinin, üretiminin şirket ortalama acente üretiminden az olması ve acente toplam üretiminin %50'sinden fazlasının zorunlu branşlardan olması nedeniyle feshedildiği, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyet raporlarının tarafların ticari defter ve kayıtları ile Türkiye Sigorta Birliği kayıtlarına göre düzenlendiğ ve raporlarda davacının, 2016 ve 2017 yıllarındaki üretiminin neredeyse tamamının zorunlu branşlardan olduğunun ve davalının bu branşlardaki ortalamasını yükselttiğinin tespit edildiği, buna göre sözleşmenin davalı tarafından haklı sebeple feshedildiği ve davacının haklı sebeple feshedilen sözleşme nedeniyle kazanç kaybı ve denkleştirme tazminatı talep edemeyeceği, manevi tazminat talep koşullarının da oluşmadığı gözetildiğinde Mahkemece davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 179,90.TL harcın mahsubu ile bakiye 210,55 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 07/12/2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:55:38