İstanbul BAM 13. HD 2021/1335 E. 2023/1882 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
bam
2021/1335
2023/1882
30 Kasım 2023
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1335 Esas
KARAR NO : 2023/1882 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2019/291 Esas - 2021/62 Karar
TARİHİ : 23/02/2021
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 30/11/2023
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Müvekkili ile davalı arasında cari hesap ilişkisi olduğu ve cari hesap alacağının tahsili amacıyla davalı şirkete karşı Bakırköy ... İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını,davalı-borçlu şirketin dosya borcuna itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline,takibin devamına davalı şirketin %20 icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Bakırköy İcra Müdürlüğü'nün yetkisiz olduğunu, taraflar arasındaki satın alma anlaşmasının cari hesaptan kaynaklandığından TBK'nun 89 gereği Bakırköy İcra Müdürlüklerinin yetkili olduğunu iddia etmesinin hukuka aykırı olduğunu, tarafların tacir olup ihtilafın ticari ilişkiden kaynaklandığını, tartışmasız olması ve 01/06/2013 tarihli satın alma sözleşmesinde yetki sözleşmesi ile İstanbul Merkez mahkemelerinin ve icra dairelerinin yetkili olduğunun kararlaştırıldığı, icra takibinin yetkisiz icra müdürlüğünde başlatılıp itirazın iptali davasının da yetkisiz mahkemede açıldığını beyanla davanın yetkisizlik nedeniyle reddini talep etmiş, duruşmadaki beyanında taraflar arasındaki satın alma anlaşması nedeniyle ürünlerin istanbulda teslim edildiğini bildirmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 23/02/2021 tarih 2019/291Esas - 2021/62 Karar sayılı kararında; "Dava, davacının, cari hesap alacağının tahsili için davalı aleyhine giriştiği icra takibine vâki itirazın İİK'nun 67.maddesi gereğince iptali ile takibin devamına ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir. Dava Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/872-2018/171 EK sayılı yetkisizlik kararıyla Mahkememize tevzi edilmiştir.Davacı yan vekili vasıtası ile 29.06.2017 tarihinde davalı aleyhine Bakırköy .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyasında 135.219,43 TL asıl alacağın, takip tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek Yıllık (%9,75) reeskont avans faizi, icra harç ve giderleri ve vekâlet ücreti ile birlikte tahsilini talep ettiği, davalı borçlunun 24.07.2017 havale tarihli dilekçesi ile karşı tarafa takibe konu olabilecek muaccel bir borcunun bulunmadığını, borca, faize ve tüm ferilerine itiraz ettiği, takibin durdurulmasını talep ettiği görülmüştür. Dosya davacı tarafın ticari defterleri incelenerek rapor hazırlanmak üzere Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazılmış 30/03/2020 tarihli raporda özet olarak; Davacı şirketin ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davacı şirketin, davalı şirketten 135.143,37 TL alacaklı olduğu, söz konusu faturaların 01/06/2013 tarihli hangi hükümlerine dayanılarak düzenlendiği ve teslimi konusunda bilgi ve belge bulunmadığı, yönünde rapor sunulmuş, sunulan rapor taraflara tebliğ edilmiştir.Mahkememizce dosya talimat raporu, tüm dosya kapsamı, tarafların ticarei defter kayıtları incelenerek, rapor hazırlanmak üzere bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından sunulan 21/09/2020 tarihli raporda özet olarak; incelenen davacı şirkete ait 2013-2014-2015 yılı ticari defterlerinin açılış kapanış tasdik/beratların yasal süresinde yaptırılmış olduğu, bu anlamda ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, davalı yan ticari defterleri sayın mahkemenin talimatıyla Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından incelendiği, rapor sonucunda davalının kendi ticari defter kayıtlarına nazaran davacı yana 135.143,37 TL borçlu göründüğünün belirlendiği, 29.06.2017 takip tarihi itibariyle davacı yanın kendi kayıtlarına nazaran davalı yandan 135.219,43 TL alacaklı olduğu, arasındaki farkın ise davacı yan tarafından düzenlenen 06.03.2014 tarihli 31,55 TL tutarlı Fark Faturası - 05.03.2014 tarihli 21,32 TL tutarlı Fark Faturası - 25.08.2013 tarihli 23,19 TL tutarlı Fark Faturasından kaynaklandığı, bu faturaların davalı yana tebliğ edilip edilmediği hususunun dava dosyası içerisinde yer alana belgelerden tespit edilemediği, davacı yanın düzenlemiş olduğu faturaların dayanakları ve hesaplama metodolojisi tespit edilememekle birlikte düzenlenen faturaların, “anlaşma” da yer verilen tanımlamalar kapsamında olduğu, söz konusu faturaların tutarlar açısından yerindeliğinin değerlendirilmesi uzmanlık alanımız dışında kaldığından bu yönde bir inceleme yapılamadığı, bu anlamda takdiri mahkemeye ait olmak üzere davacı yanın "Ticari Şartlar Anlaşması" çerçevesinde düzenlediği anlaşılan faturaların yerindeliği hususunda ispat yükünün davacı yan üzerin olması halinde, söz konusu faturalarda yer verilen tutarların dayanakları ve hesaplama metodolojisinin davacı yan tarafından dosyaya sunularak, sunulan bilgi ve belgelerin bir sektör bilirkişisi marifeti ile incelenmesi gerekeceği, davalı yanın 22.06.2020 tarihli itiraz dilekçesinde yer verdiği şekli ile davaya konu faturaların düzenlenmesine dayanak olarak gösterilen “satın alma anlaşması” ve diğer belgelerin usulsüz olarak düzenlendiği yönündeki itirazlarının mahkemenin takdirinde olduğu, yönündeki tespit ve değerlendirmelerini mahkememize sunmuştur. Sunulan rapor taraflara tebliğ edilmiştir.Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; her iki tarafın taciri olan davacı ve davalı şirket arasında Satın Alma Anlaşması akdedildiği, söz konusu anlaşmada her iki tarafın kaşe ve imzalarının yer aldığı ayrıca daha sonra taraflar arasında Ek Protokol düzenlendiği ve ek protokolün de davalı tarafından kaşe atılarak imzalandığı, dava konusu sözleşmelerin konusunun, davacı tedarik şirketine ait ürünlerin, davalı şirkette satılması olduğu, bu satım işlemi doğrultusunda davacı tarafından davaya konu faturaların düzenlendiği, her ne kadar davalı tarafından dava konusu sözleşmenin genel işlem koşulu içeren sözleşme olduğu iddia edilmiş ise de davalı tarafın dava konusu hizmetlere ilişkin fatura kalemlerine ilişkin sözleşmenin basiretli tacir sıfatıyla kabul ederek imzala imzalandığı, faturalara konu ücret kalemlerinin taraflar arasındaki sözleşme hükümleri kapsamında düzenlendiği, taraflarca fatura fark kalemlerinin sözleşme ile kabul edilmiş olduğu anlaşıldığından, davaya konu faturaların davacı şirket defterlerine kayıtlı olup davalı tarafından itiraz edilmediği ve davalı tarafından fatura bedellerinin ödendiğine dair dosyada bilgi ve belge bulunmadığından, davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Hüküm altına alınan alacak likit ve belirlenebilir olduğundan, hüküm altına alınan alacağın %20'ı üzerinden hesaplanan 27.043,88 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir."gerekçesi ile, "DAVANIN KABULÜNE;Davalının Bakırköy ... İcra dairesinin ... esas sayılı dosyasına itirazının iptali ile takiplerin kaldığı yerden aynı şartlarda devamına,Hüküm altına alınan alacağın %20'ı üzerinden hesaplanan 27.043,88 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine" karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davacı ... , dünyanın ve ülkemizin en büyük toptan marketlerinden biri olduğunu; müvekkili şirketin ... kedi kumu sattığını; ..., müvekkili şirket gibi üretilerden uygun fiyatla tedarik ettiği bu malların üzerine kar koyarak marketinde nihai tüketiciye sattığını; taraflar arasındaki bu ticari ilişkide, ticari hayatın olağan akışı içinde, mal satan müvekkili şirketin sattığı ürün bedeli kadar alacaklı olması, ... de satın aldığı ürün bedeli karşılığı borçlu olması gerektiğini; ancak davacı ... binlerce tedarikçisi için matbu olarak önceden hazırlandığı, hatta İngilizce tercümesinin bile matbu olduğu, kendi lehine hükümler içeren tip sözleşmeyle müvekkili şirket gibi binlerce tedarikçisine Genel İşlem Koşulu içeren mevcut "Satın Alma Sözleşmesi"ni dayattığını, Davacı ... bu hakim durumunu kötüye kullanarak, taraflar arasındaki ticari ilişkisinin yukarıdaki mevcut niteliğine ve özüne aykırı olarak, müvekkile hiçbir mal teslim etmediği ve hizmet ifa etmediği halde, dava konusu 135.219,43 TL bedelli faturaları düzenleyerek müvekkili borçlandırdığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin zarara uğrayacağından, Metro'nun mal almaktan vazgeçeceğinden endişe eden müvekkili şirketin, davacı ... düzenlediği bu faturalarına itiraz edemediğini; fatura konusu mal/hizmetlerin hiçbirisini ifa etmeyen davacı ... 135.219,43 TL tutarındaki fatura alacağının tahsili talebiyle icra takibi başlattığını, Davacının bu alacak talebine hem icra, hem de dava aşamasında " Davacının sunduğu sözleşme ve ekleri imzasız olduğu için taraflar arâsında hukuken geçerli ve bağlayıcı olmadığı, genel işlem koşulu içermesi sebebiyle hükümsüz olduğu, davacı ... fatura konusu hizmetleri hiçbir zaman vermediği, fatura konusu olan hizmetlerin verildiğinin dahi iddia edilmediği, bu hizmetlerin müvekkil şirkete ne zaman, ne şekilde verildiği ve teslim edildiğine ilişkin hiç bir bilgi ve belge sunamadığı, kaldı ki faturaların yerindeliği ve faturalarda yazan tutarların yasal ve sözleşmesel dayanaklarının neler olduğu, rakamların ne şekilde hesaplandığını gösterir hesaplama metodolojisinin dahi dosyada olmadığı, davacının kafasına göre yazdığı ve talep ettiği bu tutarların ödenmesinin mümkün olmadığı" gerekçesiyle itiraz edildiğini, Bu itirazlarının hiçbirisinin mahkemece değerlendirilmediğini; hatta yargılama sırasında mahkeme tarafından alınan 2 ayrı bilirkişi raporunda ayrı ayrı davacının fatura konusu işlerin/hizmetlerin davalıya ne zaman ve nasıl verilip teslim edildiği hususlarının uzman bir bilirkişi tarafından incelenmesi gerekeceği ve yine söz konusu faturalarda yer verilen tutarların dayanakları ve hesaplama metodolojisinin davacı tarafından dosyaya sunularak, sunulan bilgi ve belgelerin bir sektör bilirkişisi marifetiyle incelenmesi gerektiği belirtilmesine rağmen, 17.11.2020 tarihli dilekçeleriyle bu doğrultuda mahkemeden uzman bilirkişiden rapor alınması talep edilmesine rağmen tüm bu taleplerin mahkeme tarafından kabul edilmediğini, Yerel mahkemenin gerekçeli kararında hatalı bir değerlendirmeyle hatalı bir karar verildiğini, her iki bilirkişi raporunda ayrı ayrı araştırılması gerektiği belirtilen hiçbir hususun 17.11.2020 tarihli taleplerine rağmen mahkeme tarafından araştırılmadığını; mahkeme gerekçesinin hatalı olup fiilin gerçeklere ve dosya kapsamına aykırı olduğunu, yerel mahkemenin kimin satıcı, kimin alıcı olduğunu dahi bilmediğini; davacının tedarik şirketi olmadığını, davacının sattığı ürünleri müvekkili şirket gibi şirketlerden tedarik ettiğini, davacının sattığı bir ürün olmadığını; müvekkili şirkete yapılmış bir satışın olmadığını, tam tersi müvekkilinin davacıya ürün sattığını; dava konusu faturalar özelinde taraflar arasında bir satış işlemi olmadığını; bu hatalı gerekçenin mahkemenin ihtilafın özünü bile anlamadığını ispatladığını,
Mahkemenin gerekçeli kararında faturalara itiraz edilmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verdiğini; bu gerekçenin de hukuka aykırı olduğunu; taraflar arasında bir sözleşme olmadan gönderilen belge, faturanın şekil şartlarını taşısa bile gerçek anlamda fatura olmayıp, öneri niteliğinde bir yazı olduğunu; faturanın karşı tarafa tebliğ edilmesi ve bu faturaya süresi içinde itiraz edilmemiş olmasının taraflar arasında akdi bir ilişkinin kurulduğunu ispatlamaya elverişli olmadığını; faturanın edimlerin ifası aşamasında düzenlendiğini ve edimlerin içeriğini gösterdiğini, dolayısıyla Türk Ticaret Kanunu'nun 21/2. Fıkrası gereğince itiraz edilmeyerek kabul edildiği varsayılan faturanın içeriğinin de sözleşmesinin ifasına ilişkin hususlar hakkında olması gerektiğini, Kendi davalarında davacının toplam 135.219,43-TL tutarındaki fatura bedellerini talep edebilmesi için taraflar arasındaki sözleşmenin hukuken geçerli ve bağlayıcı olması, düzenlenen faturalara konusu hizmetlerin/edimlerin fiilen ifa edilmiş olması, ifa edilmiş olan bu hizmetlere ilişkin faturaların sözleşmeye uygun olarak hesaplanıp düzenlenmesi ve teslim edilmiş olması gerektiğini; aksi takdirde faturaya itiraz edilmemesi nedeniyle fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması karinesinin uygulanmasının mümkün olmadığını, imzasız sözleşmenin hukuken bağlayıcı olmadığını, hukuken bağlayıcı olmayan sözleşmeye dayanarak düzenlenen faturaların geçersiz olduğunu; sözleşmenin genel işlem koşulu içerdiği için hükümsüz olduğunu; faturalar konusu hizmetlerin verilmediğini; tüm ısrarlı taleplerine rağmen bu hususun mahkemece araştırılmadığını; davacının hiç bir mal ve hizmet verdiği halde fatura düzenlediğini, davacının alacağına konu ettiği toplam 135.219,43 TL tutarındaki faturaların neye ilişkin olduğunun dahi mahkemece anlaşılamadığını; ısrarlı taleplerine rağmen bu hizmetleri verdiğine ilişkin hiçbir belge sunmadıklarını,
Bilirkişilerin dahi "fatura konusu hizmetlerin davacı tarafından ne zaman, nasıl verildiğinin ispatlanması gerektiğini" raporunda belirttiklerini, her iki bilirkişi raporu sonrasında mahkemeye sundukları 17.11.2020 tarihli dilekçelerinde bilirkişi raporları doğrultusunda mahkemeden uzman bilirkişiden rapor alınması talep edilmesine rağmen bu taleplerinin mahkeme tarafından kabul edilmediğini; davacının fatura konusu hizmetleri ne zaman nasıl verdiğini, teslim ettiğini, fatura bedelini nasıl hesapladığını islayamadığını, ispat külfetini yerine getirmediğini, İleri sürerek, yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına, davanın reddine, her türlü yargılama gideri ve avukatlık ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasındaki 01/06/2013 tarihli Satınalma Anlaşması ile bu anlaşmanın eki olduğu belirtilen Ticari Şartlar Anlaşmasından doğan bakiye açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı yan; takip tarihi itibariyle davalının 135.219,43-TL bakiye açık hesap alacağı bulunduğunu iddia etmiş, davalı yan; davacının kendilerinden ürün tedarik etmesine rağmen, genel işlem koşulu mahiyetindeki sözleşme hükümlerine dayanarak, "Listeleme Bedeli, MP-18, MP-21, 2013 yılı WKz bedeli, Metropost bedeli, satış primi, ürün talebini arttırıcı prim" açıklamalarını içeren faturalar kesip davalıyı borçlu konuma düşürdüğünü, bu faturalara, davacının piyasaya hakim ve güçlü konumu nedeniyle mal tedarikini bırakacağından korkularak itiraz edilmediğini; ancak faturalara itiraz edilmemiş olmasının, genel işlem koşulu mahiyetindeki sözleşme hükümlerinin geçersiz olması karşısında davalıyı borçlu hale getirmeyeceğini, sözleşmede sadece davalının imzası bulunduğunu, davacının sözleşmede imzası bulunmaması nedeniyle de sözleşmenin hükümsüz olduğunu, davacının bu faturalara konu hizmetleri davalıya verdiğini ve bu faturaların sözleşmenin hangi maddesine dayanılarak hangi yöntemle hesaplandığını ispatla yükümlü olduğunu, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Dava konusu takip dosyası kapsamından, davacının davalı aleyhine 24/07/2017 tarihinde cari hesap açıklaması ile 135.219,43-TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız takip başlattığı, davalının yasal süre içinde borca itirazı sonucu takibin durduğu, davanın hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece, davalı defter ve kayıtları üzerinde talimat yoluyla mali inceleme yaptırılmış, akabinde talimat yolu ile alınan rapor ve davacı defterleri üzerinde de mali inceleme yaptırılmış, alınan raporlar kapsamından takip tarihi itibariyle; davacının kendi defterlerine göre davalıdan 135.219,43-TL alacaklı göründüğü, davalının ise kendi defterlerine göre davacıya 135.143,37-TL borçlu göründüğü, aradaki farkın davalı defterlerinde kayıtlı olmayan 06/03/2014 tarihli 31,55-TL tutarlı, 05/03/2014 tarihli 21,32-TL tutarlı ve 25.08.2013 tarihli 23,19-TL tutarlı fiyat farkı faturalarından kaynaklandığı tespit edilmiş, mahkemenin, cari hesaba konu faturaların her iki taraf defterlerinde kayıtlı oldukları ve sözleşme kapsamında düzenlendikleri, davalının faturalara yasal süre içerisinde itiraz etmediği, dava konusu hizmetlere ilişkin fatura kalemlerine dair sözleşmeyi basiretli tacir sıfatıyla kabul ederek imzala imzalayan davalının genel işlem şartı savunmasının yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verdiği anlaşılmıştır. Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, açık hesaba konu faturaların dayandığı satın alma sözleşmesi hükümlerinin genel işlem koşulu mahiyetinde olduğu, bu hükümlere dayalı tanzim edilen faturalara itiraz edilmemiş olmasının fatura konusu hizmetin verildiği anlamına gelmeyeceği, bu nedenle faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olmasının, fatura konusu hizmetlerin verildiğine karine teşkil etmeyeceği, davacının fatura muhtevası hizmetleri verdiğini ispatla yükümlü olduğu, ayrıca davacı tarafından imzalanmamış sözleşmenin geçersiz olduğu, mali bilirkişilerin raporlarında, faturaların yerindeliği ve faturalarda yazan tutarların yasal ve sözleşmesel dayanaklarının neler olduğu, rakamların ne şekilde hesaplandığını gösterir hesaplama metodolojisinin sektör bilirkişisi marifetiyle belirlenmesi gerektiği belirtilmesine ve taraflarında mahkemeden bu yönde talepte bulunulmasına rağmen, mahkemece gerekli incelemenin yapılmadığı yönündedir. Davalı tarafından dava konusu satın alma sözleşmesi ile dosyaya sunulan eklerinin kaşelenip imzalandığı, davalının sözleşmenin davacı tarafından imzalanmaması nedeniyle geçersiz olduğu yönündeki istinaf sebebinin, dava konusu sözleşmenin geçerlilik şekline bağlı olmaması, davacının anılan sözleşme ile bağlı olduğunu kabul etmesi ve sözleşmenin ifasına başlanmış olması karşısında yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki satın alma sözleşmesinin 5.8 maddesinde; "Satıcı, İşbu sözleşme konusu ve EK.1'de yer alan "Ticari Şartlar Anlaşması" hükümleri çerçevesinde Metro ile ayrı bir yazılı anlaşma yapılmamışsa, işbu anlaşma eki olarak kabul edilen ve taraflarca imzalanacak promosyon anlaşmalarına ve protokollere istinaden katılım bedeli, açılış katkı payı, reklam katkı payı, aktivite bedeli, wkz listeleme bedeli, ciro prim bedeli, satış teşviki, vb. adı altında her türlü ödemelerin Satıcı'nın cari hesabından Metro tarafından resen mahsup edilmesini kabul ve taahhüt eder." düzenlemesinin yer aldığı, tedarikçi konumundaki davacının açık hesapta alacaklı hale gelmesinin dayanağını bu madde kapsamında kesilen faturaların oluşturduğu, davalının sözleşmenin hangi maddelerinin genel işlem koşulu olduğuna yönelik herhangi bir somutlaştırma yapmadığı; ancak faturalar bu madde kapsamında kesildiğinden genel işlem koşulu savunmasının da bu maddeye yönelik olduğunun değerlendirilebileceği anlaşılmıştır. Bir sözleşmenin 6098 sayılı TBK’nun 20 maddesi uyarınca genel işlem koşulları denetimine tabi tutulması için kanunda belirtilen ölçütlerin uygulanması gerekir. Hem tüketiciler hem de tacirler için geçerli olan genel işlem koşulları denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha olumsuz durumda bulunan sözleşme tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır. Bunun için öncelikle sözleşmede bir genel işlem koşulu bulunup bulunmadığı tespit edilmeli, bunun tespiti akabinde halinde sırasıyla kapsam(yürürlük), yorum ve içerik denetimleri yapılmalı, her bir aşama aşılmadan diğer denetim aşamasına geçilmemelidir. Şu halde genel işlem koşulu mahiyetinde bulunmadığı tespit edilen hüküm için, yürürlük, yorum ve içerik denetimi yapılmasına gerek kalmayacaktır. Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olup olmadığı tespit edilirken, o hükmün genel işlem koşulunu kullanan tarafça, sözleşmenin kurulmasından önce, tek taraflı olarak, sadece o sözleşme için değil, çok sayıdaki benzer sözleşmelerde kullanmak amacıyla hazırlanmış ve karşı tarafın getirilen bu hükmü müzakere etmesine imkan tanımadan sözleşmenin imzalanmış olması gereklidir. Bir sözleşmedeki genel işlem koşulunun niteliğinin, objektif unsurlara göre belirlenmesi gerekmekte olup, bu hususta tarafların icra ettikleri meslekleri ve sıfatları, tacir veya tüketici olup olmadıkları önem taşımaz. Söz gelimi ortada matbu bir metin var ve kullanılan ifadeler soyut ve genel ise, birden fazla sözleşmede kullanma niyetiyle önceden oluşturulduğu kabul edilebilecektir. Diğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin genel işlem koşulu denetimine tabi tutulmasını engellemez. Bu noktada aranılacak en temel unsurlardan birisi de, genel işlem koşulunu kullanan tarafın, karşı tarafa bu hükmü, değiştirilmesini engelleyecek tarzda ve o niyetle sunmuş olmasıdır. Tek seferlik bir anlaşma için hazırlanan sözleşme metni için genel işlem koşulundan söz etmek mümkün değildir. Genel işlem koşulu niteliğindeki bir hüküm, sözleşmenin tarafları arasında müzakere ve pazarlık sonucu imzalanmış ise, artık ortada hukuka aykırı bir sözleşme hükmünden değil, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde, sözleşmede yer alan bireysel bir anlaşma hükmünden söz etmek gerekir(bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi, 2021/4717 esas, 2022/8916 karar sayılı, 12/12/2022 tarihli ilamı). Somut olayda; satın alma sözleşmesinin matbu bir metin olduğu, kullanılan ifadelerin soyut ve genel olduğu, birden fazla sözleşmede kullanma niyetiyle önceden oluşturulduğu, sözleşmenin imzalanması sırasında, yukarıda anılan ve faturalara dayanak hükmün pazarlık ve müzakere sürecine sokulduğuna dair delil bulunmadığı ve hükmün genel işlem koşulu olarak değerlendirilebileceği anlaşılmış ise de; cari hesap dökümlerinden anlaşıldığı üzere sözleşmenin imzalanmasından sonra ilişkinin 21/07/2013 tarihinden, 28/02/2015 tarihine dek devam ettiği, bu süre içerisinde ve muhtelif tarihlerde davacının davalıya listeleme bedeli, metropost bedeli, satış primi, ürün talebini arttırıcı prim açıklamalarını içerir faturaları tanzim edip tebliğ ettiği, davalının herhangi bir itiraz ileri sürmeksizin bu faturaları kabul ve defterlerine kaydettiği, sözleşmenin ifası aşamasına ilişkin olan ve sürece yayılmış faturaların itirazsız kabulü ile davalının yukarıda anılan sözleşme maddesinin ne şekilde uygulandığını bizzat görerek bu uygulamaya onay verdiğinin kabulü gerektiği, diğer ifade ile anılan sözleşme hükmünün sözleşmenin kurulması esnasında müzakare edilmemekle birlikte, sözleşmenin ifası sırasında itiraza uğramaksızın uygulanması nedeniyle artık davalının da kabulünde olan ve sözleşme özgürlüğü çerçevesinde, sözleşmede yer alan bireysel bir anlaşma hükmü mahiyetinde olduğunun kabulü gerektiği, bu tespit karşısında yürürlük, yorum ve içerik denetimi yapılmasına gerek bulunmadığı, davalının aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Açık hesaba konu ve davacı tarafından tanzim edilmiş faturaların geçerli bir sözleşme hükmüne dayalı olduğu yukarıda izah edilmiştir. Basiretli davranma yükümlülüğü ile TTK'nun 21 maddesi gereği davalının, davacı tarafından tanzim edilen faturaların içeriğini kontrol etme, gerekiyorsa itiraz etme hakkı ve yükümlülüğü bulunduğu, davalının bu faturaları itiraz etmeksizin defterlerine kaydettiği ve davacıdan olan açık hesap alacağından mahsup ettiği, şu halde davalının fatura içeriklerinin sözleşmeye uygun olduğunu kabul etmiş sayılacağı, davalı defterlerinde kayıtlı olmayıp, davalı defterlerinde kayıtlı olan 76,06-TL değerindeki üç adet fiyat farkı faturasının ise, taraflar arasındaki sözleşmenin 15. maddesinde yer alan ve uyuşmazlık halinde davacı defterlerinin bağlayıcı ve kesin delil olacağını düzenleyen hüküm nedeniyle davalının sorumluluğunda bulunduğu, davalının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Yukarıda izah edilen gerekçelerle, ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olup kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 9.236,84 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 2.309,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 6.927,54 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 30/11/2023 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:56:54