İstanbul BAM 12. HD 2021/853 E. 2024/46 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
bam
2021/853
2024/46
8 Ocak 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/853
KARAR NO: 2024/46
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 14/01/2020
NUMARASI: 2016/239 Esas - 2020/14 Karar
DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/01/2024
Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA: Davacı vekili; müvekkilinin ..., ..., ..., ..., ..., ...., ..., ..., ... ve ... markalarının Türkiye'deki tek yetkili distribütörü olduğunu, müvekkilinin distribütörü olduğu ..., ..., ..., ... ve ... markalarının davalı tarafından üretici olmayan diğer toptancılardan ithal edilerek davalıya ait internet sitesinde satıldığını, müvekkilince keşide edilen 02.05.2012 tarihli ihtara rağmen davalıların satışa devam ettiklerini, müvekkilinin distribütörü olduğu ürünlerin davalı tarafından yapılan satışının haksız rekabet teşkil ettiğini, davalı tarafça satılan ürünlerin üreticiden formül bilgisi alınmadan Sağlık Bakanlığı Zehir Danışma Merkezi'ne bildirim yapılmayan veya tamamen usulsüz bildirimler ile üretici dışındaki toptancılardan ithal edildiğini,davalının ürünleri mevzuata uygun şekilde etiketleme yapmadan sattığını, bu nedenle müvekkilinin adını riske attığını, markaların tanıtımı ve pazarlanması için müvekkilinin büyük ekonomik külfete girdiğini, davalının ise müvekkili tarafından tanıtımı yapılan markaları paralel ithalat yöntemi ile ithal edip haksız kazanç elde ettiğini, bu hususun haksız rekabet teşkil ettiğini, 08.04.1994 tarihli Kozmetik Yönetmeliği hükümlerine göre daha önce ürün hakkında ürünün formülü, miktar ve oranlarının bildirilmesi gerekmekte iken, 27.03.2010 tarihli RG'de yayımlanan yönetmelik değişikliğine göre bu bildirimlerin Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğüne yapılması gerektiğini, bu durumda gerçeğe uygun olmayan formül ve oran bilgileri ile bildirim yapan davalı şirketin toplum sağlığına zarar verdiğini, Kozmetik Yönetmeliğinin 18. maddesinde, satışa sunulan ürünlerin ambalajları ve kullanma talimatlarının hangi bilgileri içereceğinin açıklandığını, davalının bu kurallara uymadığı gibi ürün üzerinde etiket de kullanmadığını belirterek, davalının eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunun tespiti ile haksız rekabetin önlenmesine, haksız rekabetin kaldırılmasına, 15.000-TL maddi tazminat ile 10.000-TL manevi tazminatın avans reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
ISLAH: Davacı vekili 12.12.2017 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat istemini 3.671,50-TL artırarak 18.671,50-TL'ye yükseltmiştir.
CEVAP: Davalılar vekili; müvekkili şirketlerin davaya konu ürünleri paralel ithalat yoluyla serbest ticaret hakkı ve ticari rekabet ilkeleri çerçevesinde ABD'den yasal olarak ithal ettiğini, ürünlerin Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü denetiminden geçtiğini, bu denetim ve kontrol olmaksızın söz konusu ürünlerin Gümrükten Türkiye'ye sokulmasının mümkün olmadığını, ayrıca davacının ambalaj konusunda da gerçeği yansıtmayan beyanlarda bulunduğunu, paralel ithalat ile getirilen ürünlerin Kozmetik Yönetmeliğine uygun olarak açıklayıcı bilgiler içerdiğini, 556 sayılı Kanunun 13. maddesi gereği marka sahibi ile onun izni ile markalı malların piyasaya sunulmasından sonra markalı malı üreten veya ithal edenin markanın bu mallar ile ilgili kullanımını ve markalı malların 3. kişiler tarafından ithalini, satış ve dağıtımını engelleyemeyeceğini, ancak ürünlerin ve markanın özgün niteliğinin bozulması ve markalı mallarda değişiklik yapılması halinde söz konusu ürünlerin satış ve dağıtımının engellenebileceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; kural olarak paralel ithalatın tek başına haksız rekabet teşkil etmeyeceği, tek satıcının Türkiye’de reklam, büyük masraf ve önemli emekler harcayarak pazar sağlaması ve markayı tanıtmasının da aynı malı paralel ithalat yoluyla yasal yollardan menşei ülke haricindeki başka ülkelerden ithal edip, paralel ithalatın sunduğu fiyat avantajından yararlanarak satan kişilerin haksız rekabet kuralları uyarınca men edilmesine neden teşkil etmeyeceği, hukuka uygun şekilde piyasaya sürülen markalı mallar üzerinde marka sahibinin hakkı tükenmiş olup, hak sahibinin bu malların paralel ithalat yoluyla ülkeye sokulmasına engel olamayacağı, her ne kadar marka sahibinin orijinal mallar üzerindeki markanın başkalarınca değiştirilmesi ve kötüleştirilmesine karşı çıkma hakkı bulunmakta ise de, somut olayda olduğu gibi, davalı yanca orijinal malların ürünün dış görünümüne, imaj ve prestijine zarar verilmediği, Sağlık Bakanlığı yazı cevabında belirtildiği üzere farklı firmaların aynı kozmetik ürünlerinin bildirimlerini yapmalarında herhangi bir kısıtlama bulunmadığı, kozmetik ürünlerin bildirimlerinin yapıldığı, ürünlerin orijinal olduğu hususunda uyuşmazlık bulunmadığı, bu itibarla hukuka aykırı bir haksız rekabet veya markanın kötülenmesinin söz konusu olmadığının kabulünün gerektiği, somut olayda TBK ve TTK nın haksız rekabete ilişkin hükümlerini ihlal eder nitelikte fiillerin mevcut olmadığı, ayrıca davacı tarafından ileri sürülen diğer sebeplerin de ihtimalden ibaret olduğu anlaşılmakla birlikte, davalının aldatıcı veya iyiniyet kurallarına aykırı hareket ettiği, insan sağlığını tehdit ettiği hususlarının da ispat edilemediği, bu durumda sözleşmelerin nisbiliği ilkesi uyarınca, sözleşme konusu ürünlerin iç piyasada tanıtılmasıyla ilgili olarak davacının ancak kendi akidine karşı ileri sürebileceği hususları üçüncü kişi konumundaki davalılara karşı ileri süremeyeceği, davalıların paralel ithalat yoluyla dava konusu markalı ürünleri yurt içinde ve daha ucuz fiyatla piyasaya sürmesinin haksız rekabet teşkil etmediği, davacının ileri sürdüğü diğer sebeplerin ise ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili; müvekkilinin tek distribütörü olduğu ürünlerin davalı şirket tarafından satıldığını, ancak ürünlerin formül bilgilerinin bulunmadığını, Sağlık Bakanlığı’ndan ilgili belge ve bilgilerin temin edilmemiş olmasının müvekkilinin güvenilirliğini yitirmesine sebebiyet verdiğini, mahkemece alınan bilirkişi kök ve raporunda, davalıların müvekkilinin dava konusu markaların tek yetkili satıcısı olduğunu bilerek ithalata ve internet üzerindeki satışa devam etmesinin, haksız rekabet hükümlerine aykırı nitelik taşıdığının mütalaa edildiğini, ancak mahkemece bilirkişi görüşüne itibar edilmeyerek davanın reddine karar verildiğini, paralel ithalatta, ülke içinde hak sahibinin rızasıyla piyasaya sürülen mallar ile yurtdışında piyasaya sürülerek paralel ithalatı yapılan mallar arasında herhangi bir fark bulunmadığını, bu mallar arasında herhangi bir farklılık bulunması durumunun ise gri ticaret niteliğinde olduğunu,gri ticaret korsan ticaret olmadığı gibi tamamen kanuna uygun bir ticaret de olmadığını, davaya konu malların formül ve bileşenleri sadece yetkili distribütörlere verilen gizli bilgiler olup, bu bilgilerin paralel ithalat yapan şirketlerle paylaşılmadığını, davalıların Sağlık Bakanlığı ve UZEM’e yaptıkları bildirimlerin gerçeği yansıtmadığını, uluslararası tükenme ilkesi ile paralel ithalatın serbest olmasının, gri ticaretin de serbest olacağı anlamına gelmeyeceğini, mallar arasında fark olduğu için gri malların ithalinin engellenebileceğini, piyasada aynı markalı fakat nitelikli ürünler arasında haksız rekabet oluşacağını ve yerli marka sahibinin şöhretinin olumsuz etkileneceğini, aynı marka olsa bile orijinal ürünlerden farklılık gösteren ürünlerin, tüketiciler açısından hayal kırıklığına sebep olacağından, hak sahibi ve markanın imajının zarar göreceğini, markanın kaynak gösterme ve garanti fonksiyonlarının, tüketici tercihlerini etkileyen en temel etkenlerden olduğunu,davalıların eylemlerinin markanın asli fonksiyonlarını bertaraf ederek, hem marka değerine hem tüketiciye hem de müvekkiline zarar verdiğini, reklam fonksiyonu ile marka sahibinin kendisi ile markalı mallar arasındaki ilişkiyi tüketiciye yansıtmak isterken, diğer taraftan da tüketiciye, markalı malların belirli bir nitelik garantisini anlattığını, malların piyasaya sunulduktan sonra değiştirilmesi veya kötüleştirilmesinin markanın imajına zarar verdiğini, üstelik müvekkilinin davaya konu ürünlerin tüketici tarafından talep edilebilmesini sağlamak için büyük gayret göstererek harcama yaptığını, davalıların eylemleriyle müvekkilinin maddi manevi emeklerinin karşılıksız çıkmasına yol açtığını, davalıların piyasaya sürdükleri malların formüllerinin asıllarına uygun olmadığını, davalıların müvekkiline ya da marka sahiplerine önceden bildirim yapmadıklarını ve ürünlerin bir örneğini hak sahiplerine göndererek incelemelerini sağlamadıklarını,müvekkilinin markaları Türkiye’ye getirip çeşitli reklam harcamaları yaptığını, davalıların ise hiç bir külfete katlanmadan aynı markaları satmak sureti ile gri ticaret yaparak haksız rekabete sebebiyet verdiklerini belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, davacının tek satıcısı olduğu ürünlerin davalı ...ltd.şti tarafından ithal edilen ,diğer davalı tarafından internet ortamında satışa sunulması suretiyle oluştuğu iddia edilen haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacı, TTK'nın 54/1. maddesinde "bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması" olarak ifade edilmiş, 2. fıkrada ise haksız rekabet tarif edilerek "rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır" şeklinde belirtilmiştir. Haksız rekabet kabul edilen bazı durumlar, TTK'nın 55. maddesinde sayılmıştır. Davacı tarafça; müvekkilinin Türkiye'deki tek yetkili distribütörü olduğu kozmetik ürünlerinin davalılar tarafından üretici olmayan diğer toptancılardan ithal edilerek internet üzerinden satışa sunulduğu, ürünlerin ithali için Sağlık Bakanlığına yapılan bildirimlerin usulsüz olduğu, ürünlerin mevzuata uygun şekilde etiketlenmediği, müvekkilinin ürünlerin tanıtımı ve pazarlanması için ekonomik külfete girdiği, davalıların ise müvekkili tarafından tanıtımı yapılan ürünleri paralel ithalat yöntemi ile ithal edip haksız kazanç elde ettiği, bu suretle haksız rekabete neden olunduğu ileri sürülmüştür. Somut olayda; davacı şirketin yurt dışında bulunan üretici şirketler ile akdettiği sözleşmeler ile,bir kısım marka kozmetik ürünlerinin Türkiye'ye ithal edilerek satış ve pazarlanması bakımından tek yetkili satıcı niteliğine haiz olduğu, söz konusu ürünlerin davalı şirketler tarafından da üretici olmayan firmalardan ithal edilerek internet ortamında satışa sunulduğu anlaşılmaktadır.Mahkemece toplanan delillerden; ürünlerin davalılarca gümrük mevzuatına uygun olarak ithal edildiği, davalı şirket tarafından Kozmetik Yönetmeliği gereğince 21.02.2011, 18.04.2011, 26.07.2011 ve 22.04.2013 tarihlerinde Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü ile TİTCK'ye bildirim yapıldığı, mahkemece yerinde inceleme yaptırılarak alınan eczacı ve kimya mühendisi bilirkişi raporlarında; davalı firmaya ait deponun ürün saklamaya uygun olduğu, depoda bulunan kozmetik ürünlerinin ambalajları üzerinde açıklayıcı etiket ve formül terkiplerinin bulunduğu, ürünlerin ithali ve satışa sunulması için Sağlık Bakanlığından izin alınması zorunluluğunun bulunmadığının tespit edildiği, davalıların Kozmetik Yönetmeliği gereği ...Danışma Merkezine yapılması gereken bildirimi ise yapmadıkları görülmektedir. Yargıtay 11. HDnin 2017/2676 esas 2018/479 karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere; tek satıcılık sözleşmesi, sağlayıcı ile tek satıcı arasındaki hukuki ilişkileri düzenleyen çerçeve niteliğinde ve sürekli bir sözleşme olup, bu sözleşmeyle yapımcı, ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belirli bir bölgede tekele sahip olarak satmak üzere tek satıcıya bedeli karşılığında göndermeyi buna karşılık tek satıcı da sözleşme konusu malları kendi adına ve hesabına satarak malların sürümünü arttırmak için faaliyette bulunmayı yüklenir. Tek satıcılık sözleşmesinde, sözleşmelerin nisbiliği ilkesi uyarınca kural olarak edimler ve yükümlülükler bu sözleşmenin taraflar arasında yani yapımcı ile tek satıcı arasında karşılıklı olup, üçüncü kişilere herhangi bir yükümlülük getirmez. Zira tek satıcıya bu bölgedeki tekel hakkını tanımak ve bu olanağı sağlamak yapımcıya düşen akdi bir edimdir. O halde tek satıcının, bu hakkını üçüncü kişilere karşı haksız rekabet yolu ile koruması ilke olarak mümkün değildir. Ayrıca tek satıcının Türkiye’de emek harcayıp masraf yaparak markayı tanıtması da aynı malı paralel ithalat yoluyla yasal yollardan ithal edip, paralel ithalatın sunduğu fiyat avantajından yararlanarak satan kişilerin haksız rekabet kuralları uyarınca men edilmesine neden teşkil etmez. Eldeki dava konusu ürünler de davalılarca paralel ithalat yoluyla mevzuata uygun olarak ithal edilmiş olup, davalıların ürünleri ithal edip satmak dışında bir eylemi bulunmamaktadır. Davalıların ithal edip satışa sundukları ürünlerin formüllerinin asıllarına uygun olmadığı yönünde de delil bulunmamaktadır. Ürünlerin ithalatı öncesinde Kozmetik Yönetmeliğine uygun bildirimler yapılmış olup, ambalajlarında yer alması gereken açıklayıcı etiket ve formül terkiplerinin bulunduğu da tespit edilmiştir. Davalılarca aynı yönetmelik gereği ... Danışma Merkezine yapılması gereken bildirimin yapılmadığı anlaşılmakta ise de, bu durum idari yaptırımı gerektirmekte olup, haksız rekabet eylemi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Davalıların ürünleri ithal edip satmak dışında ticari rekabette aldatıcı veya dürüstlük kurallarına aykırı bir davranışta bulundukları yönünde davacı tarafça ileri sürülen ve ispatlanan herhangi bir olgu bulunmadığı gibi, davalıların haksız rekabete ilişkin kanun hükümlerini ihlal eder nitelikte herhangi bir eylem de bulundukları ispatlanamamıştır.Davacının ,markaların tanıtımı için emek ve para sarf ettiği ,davalıların ise bu masraflara katlanmadan ticari faaliyette bulundukları iddiaları ise davalılara yöneltilemeyecektir.Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, istinaf nedenleri yerinde görülmeyen davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 54,40-TL harcın mahsubu ile kalan 373,20-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 08/01/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:52:56