Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
bam
2021/948
2024/1132
17 Temmuz 2024
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/948
KARAR NO: 2024/1132
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 10/12/2020
NUMARASI: 2013/208 Esas - 2020/647 Karar
DAVA: Haksız Rekabetin Tespiti, Tazminat, Eski Hale İade
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/07/2024
Asıl ve karşı davanın reddine ilişkin kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA: Davacı vekili; ...'ın en büyük yatırımı olan ve İzmir İli Aliağa İlçesi ... mevkiinde ...'e tahsisli arazi üzerinde kurulacak olan ... için 23/06/2010 tarihinde 49 yıl süre ile rafinaj faaliyetinde bulunmak üzere 23/06/2010 tarihli rafinerici lisansını EPDK'dan aldığını, davalının haksız rekabet teşkil eden fiilleriyle davacı şirketlerin tamamının zarara uğradığını, davalı şirketin haksız rekabet ve kişilik haklarına saldırı teşkil eden ve 2010 yılından itibaren devam etmekte olan hukuka aykırı fiilleriyle müvekkili şirketler hakkında çeşitli istinatlarda bulunarak kamuoyu ve müvekkili şirketin iş ortakları nezdinde itibar kaybı yaşamasına neden olduğunu, davalı ...'nin de aynı sahada 30 yıl süreli jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular işletme ruhsatı sahibi olduğunu, ...'nin sahada asıl hak sahibinin kendisi olduğunu ileri sürerek ...'ın rafinerici lisansını ve lisansa dayanak idari işlemleri iptal ettirmek için sürekli olarak teşebbüslerde bulunduğunu, bu kapsamda ... yatırımı için anlaşma yapılan finans kuruluşlarına asılsız bilgiler içeren yazılar göndererek yapılan anlaşmaların risk altında olduğunu iddia ettiğini, yine müvekkili şirketlerin aracı kurum banka sektör analistlerine basın bültenleri göndererek Türk yargısının hiçe sayıldığı yönünde asılsız iddialarda bulunduğunu, davalının müvekkili şirketler ... ve ... aleyhine gerek İMKB gerekse SPK ve EPDK nezdinde gerçeğe aykırı vakıalara dayanarak asılsız şikayetlerde bulunduğunu, bu kapsamda; ...'in halka açık bir şirket olarak kamuyu aydınlatma yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla KAP'a yaptığı 24/06/2010 tarihli özel durum açıklamasında ...'a EPDK tarafından 49 yıl süre ile rafinerici ve depolama lisansı verildiğini duyurduğunu, bunu takiben davalının SPK'ya ve IMKB'ye ... aleyhine "...A.Ş'nin KAP'ta yayınlanan 24/06/2010 tarihli özel durum açıklamasında kamuoyunu ve küçük yatırımcıyı yanıltabilecek eksik bilgilendirme mevcut olup detayları aşağıdaki gibidir" şeklindeki açıklamaları içeren dilekçesi ile şikayette bulunduğunu, taraflar arasında açılan davalardan dolayı kamıoyunun eksik bilgilendirildiğinin, bu davaların davalı tarafından kazanılması halinde ...A.Ş'nin kamuoyuna açıkladığı kar/zarar projeksiyonlarının gerçekleşme oranının değişebileceğinin ve bu durumda küçük yatırımcının zarar görebileceğinin iddia edildiğini, ardından SPK ve İMKB tarafından ...'den konuya ilişkin açıklama talep edildiğini, ...'nin 26/10/2011 tarihinde İMKB'ye ... aleyhinde tekrar şikayette bulunduğunu, "..22/07/2010 tarihli yazımız sonrası ilgili şirket tarafından kamuoyuna açıklanmamış gelişmeler mevcuttur" dediğini, ... tarafından ...'nin jeotermal işletme ruhsatının iptali için açılan davasının ... lehine sonuçlandığını, ... tarafından ...'ın rafinerici lisansının iptali talebi ile açılmış dava ile ... tarafından ...'e rüzgar elektrik santrali lisansının iptali talebi ile EPDK'ya karşı açılan davanın derdest olduğunu açıkladığını ve ...'nin bu davaları kazanması halinde ...'in kamuoyuna açıkladığı kar/zarar oranının değişebileceğini bu durumda küçük yatırımcıların zarar göreceğini belirttiğini, ...'nin 18/03/2013 tarihinde EPDK'ya ... aleyhinde yine şikayette bulunduğunu, bu şikayetinde ...'ın rafinerici lisansına konu saha üzerinde herhangi bir izin/veya ruhsat bulunmaksızın ve muavazaalı işlemler yapıldığı iddiasının ileri sürüldüğünü, davalının yaptırdığı delil tespiti ve Aliağa Belediyesinin yazısı ile ...'ı rafinerici lisansının iptalinin gerektiğini iddia ederek EPDK'dan bu yönde talepte bulunduğunu, bunun üzerine EPDK'nın müvekkili ...'dan açıklama yapmasını istediğini, kamuoyundan gizlendiği iddia edilen ilk davanın ... tarafından İzmir İl Özel İdaresine karşı ...'nin jeotermal işletme ruhsatının iptali ile ilgili açılan dava olduğunu, o tarih itibariyle davalının bu davaya taraf olmadığını, davalının yürütmenin durdurulması kararında bahsetmediğini, ikinci davanın ise ...'nin iddiasının aksine rafinerici lisansının iptali davası olmayıp ... tarafından EPDK'ya karşı yapılan itiraz başvurusunun reddi işleminin iptali davası olduğunu, davanın 21/06/2010 tarihinde açıldığını, özel durum açıklamasının yapıldığı 24/06/2010 tarihinde ...'in bu dava hakkında bilgi sahibi değil iken davanın gizlenmesinin ihtimali olmadığını, 26/10/2011 tarihli şikayetinde gizlendiğini iddia edilen davanın sanki kesin olarak ... lehine sonuçlandığı, yargılama sürecinin bittiği intibaının yaratılmaya çalışıldığını, ancak kararın henüz kesinleşmediğini, davalın yürütmenin durdurulması talebinin reddedildiğinden bahsedilmediğini, davalı tarafından EPDK'ya yapılan şikayet gerçeğe aykırı bir iddiaya dayandığını, ...'ın rafinerici lisansına konu olan sahada Aliağa Belediyesinden alınan izinlerle hukuka uygun bir şekilde saha düzeltmesi çalışması yaptığının Aliağa Sulh Hukuk Mahkemesi nezdindeki delil tespiti dosyası ile sabit olduğunu, dosyada alınan tüm izinlerin mevcut olduğunu, dolayısıyla davalının yapmış olduğu şikayetlerin gerçeği yansıtmadığını, davalının taraflar arasında yürümekte olan yargı süreciyle ilgili olarak manipülatif iddialar ileri sürerek müvekkili şirketlerin yatırımcılarını yanıltıcı nitelikte fiillerde bulunduğunu, davalı tarafından aracı kurum banka sektör analistlerine asılsız ve yanlış iddialar içeren basın bültenleri gönderdiğini, 21/10/2011 tarihli basın bülteninde, ...'in mahkeme kararlarına aykırı olarak rafineri yatırımının inşasına başladığını ve bu itibarla ilgili mahkeme kararının beklenmeden yargının hiçe sayıldığını iddia ettiğini, yine aynı bültende ...'in ...'a satılarak özelleştirildiğinin yatırımcılara duyurulmadığının ve bu itibarla kamuyu aydınlatma yükümlülüklerinin yerine getirilmediğinin iddia edildiğini, bu iddiaların asılsız olduğunu, davalının ... yatırımının hukuka aykırıymış gibi lanse ettiğini, oysa ki basın bülteninde yer alan rafinerici lisansı iptali davasında Danıştay 13. Dairesinin 26/09/2011 tarihinde davalının yürütmeyi durdurma talebinin reddine karar verdiğini, bu itibarla ... tarafından rafinerici lisansına konu saha üzerinde yapılmakta olan çalışmaların hukuka uygun olduğunu, bu davanın kamuoyundan gizlendiği yönündeki iddiaların da doğru olmadığını, ...'in bu davaya hiç bir zaman taraf olmadığını, ...'ın ise bu davaya 1 yıl sonra müdahil olduğunu, davalı adına olan jeotermal işletme ruhsatının iptali talebi ile ... tarafından açılan davanın ... lehine sonuçlandığı iddia edilmiş ise de kararın temyiz edildiğini, derdest olan temyiz incelemesinin davalı tarafından gizlendiğini, davalı tarafından banka sektör analizlerine gönderilen basın bültenleri nedeniyle çeşitli yatırımcı şirketlerin konu ile ilgili olarak ...'den açıklama talep eden ve tedirginliklerini belirten e-postalar gönderildiğini, davalının 27/05/2013 tarihinde ... yatırımı için müvekkilince anlaşma yapılan kurumlara yazı gönderilerek "Türkiye'deki ... Rafinerinin finansmanı ile ilgili sorumluluk riski"'dir diyerek iş ortaklarının projeden çekilmeye davet ettiğini, davalının "Bu rafineri projesi kamu malı veya menfaati değerine ve itibarına aykırıdır...rafineriyi kurmak yönündeki bu eylemlerin, özellikle de rezerv üzerindeki öncelik hakkı gözetilmeden yapıldığından bu projeye dahil bütün taraflar için- ... finansörleri, müteahhitleri ve müşavirleri- maddi kayıplara neden olabilir, ...'ın tutumu kaynakları yok etme yönündedir, herhangi bir şekilde sorumlu olmadan önce size ve finansman ortaklarınıza ve EPC müteahhitlerinize detaylı yasal görüş almanızı şiddetle tavsiye ederiz. ... yaptığı görüşmelerde yanıltıcı bilgiler vermektedir" şeklinde beyanda bulunduğunu, bu yazısında ... Rafinerisi projesine dahil olunması ve destek verilmesinin ilgili şirketler açısından risk teşkil edeceğini belirtilerek projeden çekilmelerinin sağlanmaya çalışıldığını, bu mektupların yüklenici şirketlerde tedirginlik uyandırdığını, müvekkillerine yazı gönderildiğini ve proje kapsamında doğacak zararın tazmin etme yükümlülüğünün hatırlatıldığını, davalının 25/07/2013 tarihinde rafineri finansmanı için müvekkilince anlaşma yapılan ... isimli kuruma tekrar yazı gönderdiğini, kurulacak rafinerinin çevresel etki değerlendirilmesi (ÇED) olumlu raporunun iptali talebi ile açmış olduğu dava hakkında bilgilendirmek bahanesi altında müvekkili şirketin kötüleyici beyanlarda bulunduğunu, yazıda "...projenin ÇED izninin iptal edilme riski altında olduğu...Bu sebeple kurumumuzun tüm ilgili kurumların katılımı ile yapılacak görüşme vasıtasıyla eksiksiz bir değerlendirme yapılıncaya ve jeotermal kaynağın işletilebilir olduğunu ortaya koyacak bir eylem planı hayata geçirilinceye kadar bu projeye katılımına son vermesi önem arz etmektedir" denildiğini, bu yazıda müvekkillerinin finansman kuruluşlarına karşı şeffaf olmamakla suçlandığını, Aliağa Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/39 D.iş nolu tespit dosyasına ibraz edilen raporda "dava konusu alanda yapılan inşaat ve kazı işlemlerinin jeotermal alana etkisi şimdilik gözlenmemiştir" tespitinin yapıldığını, davalının iddialarının çürütüldüğünü, ayrıca davalıya ait ruhsat sahasının yaklaşık %7'lik kısmına tekabül ettiğinin belirlendiğini, davalının fiillerinin haksız rekabet ve kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini, müvekkillerinin ticari faaliyetlerini yanlış ve yanıltıcı açıklamalarla kötülediğini, iş ortaklarını risk altında oldukları iddia edilerek projeden çekilmeye zorladığını, davalının eylemlerini TTK 54, 55/1-a, 55/1-b maddesi kapsamında haksız rekabet olduğunu, davalının eylemlerinin aynı zamanda kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini, davalının gönderdiği yazılar nedeniyle proje finansmanında ciddi sorunlar yaşandığını, projenin faaliyete geçme tarihinin yeniden revize edilerek ertelendiğini, finansman kuruluşlarının bir çok defa müvekkillerinden açıklama istediklerini, ...'den yıllık ortalama 800 milyon USD gelir elde edilmesinin ön görüldüğünü, yaşanan gelişmeler nedeniyle çok yüksek tutarda bir gelirden mahrum kalındığını, ... rafinerisi faaliyete geçtiğinde hammadde maliyetinin azalacağını belirterek şimdilik ... için 800.000-TL, diğer müvekkilleri için 100.000-TL olmak üzere toplam 1.000.000-TL maddi tazminatın, kişilik haklarına saldırı teşkil eden fiilleri nedeniyle her bir müvekkili şirket açısından 50.000-TL olmak üzere toplamda 150.000-TL manevi tazminatın davalıdan alınarak müvekkili şirketlere ödenmesine, davalının müvekkili şirketlerin faaliyetlerini yanlış, yanıltıcı ve gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek ve kendi faaliyeti hakkında gerçek dışı ve yanıltıcı beyanda bulunmak şeklindeki fiillerinin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti ile haksız rekabetin önlenmesine, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılması amacıyla mahkeme kararının ilan edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili; TTK'nın 60. maddesine göre 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, dava konusu iddiaların haksız rekabet unsurları taşımadığını, dava dilekçesinde belirtilen rafinerinin yapılacağı yerde jeotermal doğal kaynak rezervinin bulunduğunu, bunun ruhsata bağlandığını, sonrasında yapılan ihale ile arama ruhsatına müvekkili şirkete intikal ettiğini, daha sonra burada müvekkilinin işletme ruhsatı çıkardığını, tüm bu süreçte davacı şirketlerin henüz izne ve/veya lisansa bağlanmış hiç bir proje ve yatırımlarının söz konusu olmadığını, bu sırada müvekkilinin EPDK'da inceleme aşamasında olan davacıların rafineri lisansı başvurusu bulunduğunu öğrendiğini, doğal kaynağın korunması amacıyla EPDK'ya gerekli bildirimlerde bulunulduğunu, ... ve ... ile müvekkili şirket arasında 2010 yılından başlayan ve halen süregelen hukuki ihtilaflar bulunduğunu, bu sürecin başlangıcının 16/02/2010 tarihinde davacılardan ...'in, müvekkili şirketin jeotermal doğal kaynak ruhsatının iptali için açtığı dava olduğunu, bu davanın İzmir 4. İdare Mahkemesince reddedildiğini, Danıştay nezdinde temyiz incelemesinde olduğunu, halka açık şirketlerin SPK ve diğer kanunlar gereğince davacı ...'in kamuyu aydınlatması gerektiğini, davacıların dilekçelerinde asılsız şikayetler olarak atıfta bulunduğu SPK ve IMKB'ye yapılan başvuruların iddia edildiği gibi şikayet değil bilgilendirme amaçlı başvurular olduğunu, davacıların aynı konu ile ilgili müvekkilini sermaye piyasası kurumuna şikayet ettiğini, kurumun inceleme yaptığını, ancak hukuka aykırılık saptanmadığını, davacılar tarafından mevcut hukuki ihtilafların kamuoyuna duyurulmadığını, kamuoyunu doğru bilgilendirme adına müvekkilince SPK'ya bilgilendirme yapıldığını, haksız rekabet unsurlarının bulunmadığını, 22/07/2010 tarihli SPK başvuru yazısındaki hususların doğru olmadığının iddia edildiğini, oysa bu başvuruda müvekkili ile davacılar arasındaki derdest davaların sıralandığını, söz konusu başvuru yazısında "İdari işlemin iptali davası" ifadesi yer aldığını, idari işlemin iptali davasının Ankara 14. İdare Mahkemesi"nin 2011/899 Esas no ile 06/06/2013 tarihinde lehlerine sonuçlandığını ve idari işlerin iptal edildiğini, 26/10/2011 tarihli başvurularında davanın lehlerine sonuçlandığı ibaresinin bulunduğu, ancak davacıların iddia ettiği gibi "kesin olarak" ifadesinin yer almadığını, 26/10/2011 tarihli SPK başvurularında davacılardan ... A.Ş ne EPDK tarafından jeotermal ruhsat sahaları dahilinde verilen rüzgar enerji santrali lisansının iptali ilişkin davada başvuru tarihi itibariyle ... A.Ş,"nin henüz müdahil olmadığı iddiasının yargılamanın geç ilerlemesinden kaynaklandığını, nitekim SPK başvurularından önce 25/08/2011 tarihli davacılara ait KAP başvurusunda müdahil olma kararı verdiklerinin yazılı olduğunu, müvekkiline ait 18/03/2013 tarihli EPDK başvurusunda geçen "devam eden çalışmalar muvazaalı şeklide devam etmektedir" ifadesinin hukuka aykırılığının ileri sürüldüğünü, Aliağa Belediyesi'nin 28/02/2013 tarihli yazısında ihtilaf konusu sahada ... A.Ş.'ne herhangi bir hafriyat iznin verilmediğinin açıkça anlaşılmakta iken ... A.Ş. tarafından yürütülen ve Aliağa Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/39 D.iş sayılı dosyasında yaptırılan tespitten, gerekse davacı ...'in şirket bülteni, basın açıklamaları kapsamında "inşaai harfiyat çalışmaları" yürüttüğü yolunda ikrar niteliğindeki açıklamalarından çıkarılan sonucun doğrudan ruhsata bağlanmamış, muvazaalı bir hafriyat çalışmasının varlığını açıkça gösterdiğini, tespit dosyasındaki ek raporda bilirkişilerin "hafriyata konu eylemlerin dayanağı olan bir ruhsatın tespit edilemediği" bilgisine yer verildiğini, bu açıklamalar ışığında müvekkilince yapılan EPDK başvurusunda gerçek dışı kötüniyetli haksız fiile konu olabilecek iddialar bulunmadığını, basın bültenlerinin de bilgilendirme amacıyla hazırlandığını, basın bültenlerinde yer alan "lisansların hukuki varlığını sürdüremeyeceği konusundaki samimi inanç ve görüşlerin güçlü bir şekilde devam ettirmektedir" gibi ibarelerin haksız fiil unsuru taşımayıp sadece müvekkili şirketin ihtilaf sürecindeki kararlılığını vurgulamak anlamında kullanıldığını, müvekkili şirketin ana faaliyet konusunun uluslararası finansman ve yatırımlar olan bir gruba dahil olduğunu, dolayısıyla şirket ortakları ve bağlı kuruşları ile uluslararası finans piyasası tarafından tanınan konusunda uzman bir şirket olduğunu, bu nedenle davacı şirketlerin ulusal ve uluslararası finansman arayışında muhatap oldukları finans kuruluşlarının davaya konu hukuki ihtilaftan haberdar olduklarını ve bir tarafta müvekkili şirketin olduğunu öğrendiklerinde doğrudan ya da dolaylı olarak müvekkilinden bilgi istediklerini, yapılan bilgilendirmenin bu şekilde oluştuğunu, müvekkili şirketin sermaye gücünü teşkil eden yabancı yatırımcıları, davacıların "Türk ve İngiliz devletlerinin gücünü arkamıza aldık" anlamını yanlış tercüme yaparak çıkardığını, kullanılan terimlerin bu anlama gelmediğini, eksik kalmış yasal yükümlülüklerin tamamlanması yönünde ilgili kurumlara başvuruda bulunmasının şikayet, kötüniyet ve hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin sahibi olduğu jeotermal kaynak alanının üzerine kurulacak devasa bir petrol rafinerisi tesisinin söz konusu kaynağa zarar vereceğini, alınan tespit dosyasındaki raporun keşif tarihindeki duruma göre düzenlendiğini, ayrıca ek raporda inşai faaliyetlerinin dayanağının tespit edilemediği yönünde görüş olduğunu, bu kapsamda Bakanlık tarafından düzenlenen ÇED raporunun iptali için dava açıldığını, Danıştay 6. Dairesi'nin 2010/13541 Esas sayılı kararı ile iptaline karar verdiğini, davacıların kazı ve hafriyat için Aliağa Belediyesi'nden ön izin alındığı iddia edilmiş ise de belediyenin adı geçen bölgede hiç bir hafriyat izni vermediği yönünde kendilerine resmi cevap verdiğini, davacıların basına verdi beyanlardan da anlaşılacağı üzere herhangi bir finansman sıkıntısı yaşamadıklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
KARŞI DAVA: Davalı-karşı davacı vekili; müvekkili şirketin ihale yoluyla ...'dan saha teslim tutanağı ile fiilen teslim aldığı işletme ruhsatına konu kaynağa ait mevcut sondaj kuyusunun, kendi özel güvenlik bölgesinde kaldığı gerekçesiyle davalılar tarafından müvekkili şirketin resmen işletmecisi bulunduğu jeotermal kaynak sondaj alanına girişinin engellediğini, müvekkilince bu hususun yargıya taşındığını, bu engelleme nedeniyle müvekkili şirketin yaklaşık 4 yıldır ruhsat sahibi olduğu doğal kaynağı işletmeye geçiremediğini, bu nedenle değeri milyon dolarlarla ifade edilecek zarara uğradığını, ...'in bu eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğini, ...'in milli güvenlik gerekçesiyle özel izinle sahip olduğu özel güvenlik bölgesi imtiyazının kendi ticari amaçlarını gerçekleştirmek için kullandığını, haksız rekabette bulunduğunu, davacıların müvekkili şirketi büyük bir yatırımı engelleyen bir şirket olarak tanıttığını, haksız yere rencide ettiğini, müvekkilinin sahip olduğu ruhsatın ekonomik değeri ve teknik verilen yetersizliğini dile getirdiğini, bu konuda ... gazetesinin 11/08/2010 tarihli yayınında karşı tarafın maksatlı olarak kendi projelerini 5 Milyar USD, müvekkili şirketin projesini ise 150.000-USD'lik olarak lanse ettiklerini, bu durumun müvekkili şirketin yatırımcıları, tedarikçiler ve müteahhitlerle, finans kurumlarıyla yapılan görüşmelerde dezavantajlı fiyat ve şartlarda işlem yapmak zorunda bıraktığını, karşı tarafın ... gazetesinin 11/08/2010 tarihli haberini delil olarak kullanarak yürüttükleri lobi faaliyetleri yoluyla devlet görevlileri üzerinde baskı oluşturarak ruhsatlarının iptali için çaba sarf ettiklerini, bunun haksız rekabet unsuru taşıdığını ve müvekkilinin zarara uğradığını, karşı tarafın jeotermal kaynağın atıl olduğu, müvekkili şirketin hiç bir çalışma yapmadığı ve müvekkiline ait ruhsatın yakında iptal edileceği ifadelerine kasıtlı olarak yer verdiklerini, ruhsatın iptali için hiç bir gerekçe bulunmadığını, projenin resmen işletmeye açılması için gereken kaynak koruma etüd çalışmasının, karşı tarafın müvekkili şirket çalışanlarını sahaya sokmamasından kaynaklı yapılamadığını, bu durumun haksız rekabet teşkil ettiğini, 24/07/2010 tarihli ... gazetesinde, ... TV'deki mülakatta, ... gazetesi ...'ın köşesindeki yazıda, 11/08/2013 tarihli ... haberinin ortak yönünün müvekkiline ait projeyi ve jeotermal kaynağı hafife alarak ve müvekkilinin ayak bağı imiş gibi kitlelere sunduğunu, bu haberlerin müvekkili şirketi zarara uğratma kastıyla yapıldığını, müvekkili şirketin yatırım amacı olmadığı, kendilerine ve projelerine engel olarak menfaat sağlamaya çalıştığı ithamları ile müvekkilinin ticari itibarının zedelendiğini, KAP'a yaptıkları açıklamada müvekkili şirketin kamuoyunu çarpıttığı ithamlarının ileri sürüldüğünü, karşı davalıların sıralanan hukuka aykırı haksız rekabet unsuru içeren fiil ve eylemleri nedeniyle sahibi olduğu jeotermal işletme ruhsatı kaynağının kullanım ve işletmesini engel olmakla, itibar kaybına sebebiyet verdiğini ve maddi zarara uğrattığını ayrıca müvekkili şirketin ticari itibarının zedelenmesi nedeniyle de maddi zarar oluştuğunu, işletme projesinin 2011 yılında faaliyete geçirilmesinin planlandığı halde karşı davalıların fiil ve eylemleri nedeniyle bugüne kadar işletmeye geçilemediğini, projenin yatırım maliyetinin 185 Milyon USD, yıllık cirosunun 32,8 Milyon USD, yıllık karının 19,5 Milyon USD olarak öngörüldüğünü, bu verilerin haksız rekabet nedeniyle müvekkilinin uğradığı zararın da önemli miktarda olduğunu gösterdiğini belirterek şimdilik 500.000-TL maddi ve 50.000-TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; haksız rekabet eylemleri devam ettiği sürece zamanaşımının işlemeyeceği, yatırım kararları ve projelerin ... çatısı altında alınması ve sürdürülmesi nedeniyle davacı ... firmasının davada sıfatının bulunduğu, davaya konu maillerin piyasadaki rekabet ortamının ve pazarın işleyişini etkilemesinin söz konusu olmadığı, davanın taraflarının aynı yere ilişkin, ...'nin jeotermal enerjiyle ilgili, karşı tarafın ise rafineri ruhsatıyla ilgili birbirleri aleyhlerine açmış oldukları ruhsat iptalleri ile ilgili idare mahkemesinde birçok davaları olup, tarafların yaptıkları açıklamaların, şikayetlerin, gönderilen e-postaların genelde bu davalardaki iddia ve savunmalarının bir kısmının tekrarı niteliğinde olduğu, haksız rekabet yaratacak etkiye sahip olmadığı, davacı-karşı davalılar tarafından ileri sürülen iddiaların haksız rekabet unsurlarını taşımadığı, karşı dava açısından da gazetelerden alınan haber küpürlerinin vakıaların ispatına tek başına yeterli olmadığı, haksız rekabetin oluşumu için dikkate alınamayacağı, gazete haberlerinin haber niteliği taşıdığı, davacı- karşı davalı tarafından bu haberlerin yaptırıldığına ilişkin delil bulunmadığı, kaldı ki TTK'nın 55. maddesi anlamında, yanıltıcı, kötüleyici, rekabet ortamını etkileyecek nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle asıl ve karşı davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: 1-Davacılar ... ve ... vekili; kararda somut hukuki dayanağın açıklanmadığını, bilirkişi raporu gerekçe gösterilerek davanın tümden reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, davalı-karşı davacının davacı finansörlerine göndermiş olduğu yazıların onların yatırımlarını ve finansal tercihlerini etkilemeyeceği ve haksız rekabet ortamının oluşmadığı belirtilmiş ise de; davalı/karşı davacının davacı- karşı davalı şirketler aleyhine göndermiş olduğu e-postaların due diligence aşamasından sonra ortaya çıktığını, e-postaların ortaya çıkışıyla due diligence aşamasının öneminin olmadığını, her halükarda due diligence tamamlanmış olsun veya olmasın bu minvaldeki e-postaların devam eden bir proje finansmanı sürecini etkileyerek finansörlerin konuyu ayrıca incelemesine ve değerlendirmesine sebep olduğunu, finansman sürecinin bu sebeple uzayıp geciktiğini, böyle bir yazının gündeme gelmesi halinde finansörlerin bu yazıyı dikkate almaması, incelememesi veya değerlendirmemesinin proje finansmanının ruhuna aykırı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda müvekkili şirketlerin haksız rekabetin varlığı karşısındaki durumunun değerlendirilmediğini, kararda TTK'nın ilgili maddelerine istinaden haksız rekabetin koşullarının hangi somut, hukuki gerekçeler ile oluşmadığına kanaat getirildiğinin açıklanması gerektiğini, mahkemece zarara ilişkin süreç aydınlatılmaksızın karar verildiğini, bilirkişi ek raporunda, davalı karşı davacının haksız eylemleri neticesinde ...'ın uğramış olduğu fiili zararlara yönelik hesaplama yapılmış olmasına rağmen; ...'ın %99,9 hissedarı olan ...'ın finansal durumuna yönelik değerlendirme yapılmadığını, davalı karşı davacının ... finansmanlarına 25.07.2013 tarihinde gönderdiği "..., Türk Hukuku ve mevzuatına karşı muafiyeti olduğu yönündeki mantık dışı inancı çerçevesinde gösterilmiş olan her dostane çabayı reddetmiştir. Bu durum en iyi ihtimalle dahi mantığa sığmamakla birlikte daha da kötüsü, sizinki gibi kurumlarda daha fazla risk teşkil eder ve ...ın motivasyon ve iletişim ve şeffaflık konularında (eksikliğini) sorgulama zorlar..." şeklinde devamı gelen, davacı şirket faaliyetlerini, haksız, yanıltıcı bir şekilde gösterme gayesi içerisinde hareket ettiği e-postaların TTK kapsamında haksız rekabet teşkil eden eylemlerden olduğunu, davalı/karşı davacı şirketin göndermiş olduğu tüm e-postalar ve yayımlanan basın bültenlerinde mevcut aleyhe haksız, yanıltıcı, incitici iddiaların ve tüm yazışmaların ... tarafından gerçekleştirildiğini, davalı karşı davacı şirketin göndermiş olduğu e-postalar ve yayımlanan basın bültenleri neticesinde Ege Rafinerisi Proje Müdürü ... tarafından müvekkili şirket ...'a 30.05.2013 tarihinde e-posta gönderilerek mevcut durumun çeşitli yaptırımlara sebep olabileceğinin belirtilmesinin dahi, davalı karşı davacının haksız, yanıltıcı e-postaları ile dikkat çekmeyi başardığının ve müvekkil şirketlerin haksız bir faaliyette bulunuyormuşçasına izlenim yarattığının somut örneği olduğunu, davalı karşı davacı tarafından doğrudan finans kuruluşlarına gönderilen ve haksız rekabet teşkil eden yazılar neticesinde proje finansmanının gecikmesine sebep olunduğunu, davalı karşı davacı şirketin finansman kuruluşları ve iş ortaklarını ... Rafineri projesinden çekilmeye davet ettiğini, salt bu durumun dahi finansmanın gecikmesi ve huzurdaki davanın konusu haksız rekabet teşkil eden eylemler arasındaki illiyet bağını ispat eder mahiyette olduğunu, manevi tazminat talebinin reddi kararının da haksız olduğunu, davacı ...'ın dava tarihi itibari ile 90.935,36-TL fiili zararı oluştuğu belirtildiği halde davanın reddine karar verilmesinin haksız olduğunu, davacı ... tarafından davalının haksız eylemleri nedeniyle ...den 2013 ve 2014 yıllarında toplamda 26.222,50-USD, ... 4.772,58-USD tutarında hizmet almak zorunda kalındığını, bunun haksız rekabet nedeni ile müvekkil şirketi zararı olduğunu, şirketin uğradığı zararların sunulu belgeler ile sınırlı olmayıp ... Rafineri projesinin finansmanında, davalının haksız rekabet teşkil eden fiilleri neticesinde ciddi gecikmeler yaşandığını ve projenin faaliyete geçme tarihinin revize edilerek ertelendiğini, salt bu durumun dahi müvekkil şirketin yıllık cirosunda yaşanan kaybı gözler önüne serdiğini, davalı karşı davacı şirket tarafından müvekkil şirketler aleyhine idare mahkemesi nezdinde açılan birden çok dava reddedilip ve Danıştay aşamasında kesinleştiğini, davalı karşı davacı şirketin EPDK aleyhine açmış olduğu davacı şirketin davalı kurum yanında müdahil olduğu "Rafinerici Lisansının İptali" talepli davanın incelenmesi neticesinde Danıştay 13. Hukuk Dairesinin 2011/552 E. sayılı dosya ile rafinericilik lisansı verilmesinde mevzuata aykırılık görülmediği belirtilerek davanın reddine karar verildiğini, davacı karşı davalı tarafından EPDK'nın davalı olarak gösterildiği, davacı şirketin rafinericilik lisanslarının ve ... lehine tesis edilen idari kararların iptaline yönelik birden çok dava mevcut olup tamamına yakınının ilk derece ve Danıştay tarafından reddedilip kesinleştiğini, idare mahkemeleri nezdinde görülen davalarda dahi davacı davalı şirketin iddialarına yönelik tek bir somut dayanak bulunmadığını, kaldı ki 20/11/2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan "Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin 13/4. maddesi gereği ile"maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücretinin maktu olarak hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2-Davacı karşı davalı ... ...A.Ş. vekili; davalı-karşı davacı tarafından yapılan asılsız şikayetlerin müvekkili şirketin saygınlığına zarar verdiğini, müvekkilinin halka açık bir şirket olarak kamuyu aydınlatma yükümlülüğüne sahip olduğunu, 24.06.2010 tarihinde KAP'a yaptığı özel durum açıklaması ile EPDK tarafından ... Rafineri’ye rafinerici ve depolama lisansı verildiği hususunu kamuoyuna duyurduğunu, akabinde ... tarafından SPK ve İMKB'ye müvekkili aleyhine asılsız şikayetlerde bulunulduğunu, İMKB ve SPK tarafından müvekkilinden açıklama talep edildiğini, ... Rafineri hakkında EPDK nezdinde yapılan 18.03.2013 tarihli şikâyet ile rafineri lisansına aykırı olarak ruhsat/izin olmaksızın inşai çalışmalar yapıldığının ileri sürüldüğünü, ... Rafineri tarafından daha önce alınan izinlere ilişkin dokümanlar ve özellikle Aliağa Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2012/39 D. İş sayılı dosyasında yapılan tespitler karşısında ileri sürdüğü iddialarının doğru olmadığının ortaya çıktığını, bilirkişi tarafından ...’nin SPK, İMKB ve EPDK’ya davacı Şirket’in aleyhine durum yaratmak için gerçeğe aykırı ve asılsız şikayetlerde bulunduğunun değerlendirilmediğini, uzman görüşünde başvurunun karşı tarafı karalama/kötüleme amacıyla yapılıp yapılmadığına dikkat edilmesi gerektiğinin ifade edildiğini ve davalı şirketin haksız rekabet teşkil eden şikayet başvurularının kötüleme vasıtası olarak kullanıldığının açıklandığını, davalı şirketin 21.10.2011 tarihinde yayınladığı ve tüm aracı kurum banka sektör analisti niteliğindeki üçüncü kişi konumundaki taraflara gönderdiği basın bülteninde ...’in mahkeme kararlarına aykırı olarak rafineri yatırımına ilişkin inşaata başladığını ve bu itibarla ilgili mahkeme kararlarının hiçe sayıldığını ifade ettiğini, oysa o tarihte ... için herhangi bir yürütmenin durdurulması kararının söz konusu olmadığını, basın bültenleri incelendiğinde davacının “yargıyı hiçe saydığı”, “kamuoyunu çarpıttığı” iddialarının ileri sürüldüğünü, davacının iş ortaklarına ve sektör analistlerine gönderdiği yazıların şirketi zarara uğratma kastı ile yapıldığını, davacı Şirket’in rafineri lisansı kapsamındaki yatırımlarının “kamu menfaatine aykırı olduğu”, “destek veren şirketlerin için risk teşkil eden bir yatırım olduğu”, “ÇED raporlarının iptal edilme riski olduğu” iddiaları ile müvekkil şirketin iş ortaklarıyla olan iş ilişkilerini bozmaya çabaladığını, bilirkişi tarafından davacının ruhsat, izin, tedbir ve davalarına ilişkin olarak davalı tarafça aracı kurum, banka ve sektör analistlerine gönderilmiş olan kötü niyetli ve mesnetsiz açıklamaların kötüleme olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiş ise de davalının eylemlerinin TTK 55/f.1 kapsamına girdiğini, iş ortaklarına gönderilen yazıların, bu iş ortaklarının finansal tercihini etkilemeyeceği belirtilmiş ise de ... tarafından düzenlenerek gönderilen yazıların, rafineri projesinin en kritik aşaması olan kredi tedarik döneminde iş ortaklarına gönderildiğini, ülkemizin dalgalı ekonomisi sebebiyle risk alma konusunda her zaman oldukça tedirgin ve çekingen davranan kredi kuruluşlarının projeye verdikleri desteği çekmelerinin amaçlandığını, e-postaların piyasadaki rekabet ortamının ve pazarın işleyişini etkileyeceğinin açıkça görüldüğünü, ayrıca şirketin itibarını zedeleyen dava konusu haksız fiiller nedeniyle manevi tazminat talebinin kabulü gerektiğini, AAÜT m.13/4 md gereği asıl davada 4.080,00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olmasının doğru olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 3-Davalı-karşı davacı vekili; karşı davalıların eylemlerinin bir kısmının basın yoluyla işlenmiş olup, buna ilişkin gazete haberleri ve canlı TV röportajlarını içeren CD kayıtları delil olarak dosyada mevcut olduğunu, karşı davalıların dava konusu eylemleri neticesinde müvekkil şirketin ...dan ihale yoluyla bedeli mukabilinde iktisap ettiği yeraltı doğal kaynak haklarına bağlı "Jeotermal Kaynak Yatırım Projesi"ni gerçekleştiremediğini, bu nedenle maddi ve manevi zarara uğradığını, asıl dava yönünden istinaf gerekçesi yapılan, kendi lehlerine hükmedilen karşı vekalet ücretinin, istinaf incelemesine tabi tutulması halinde, karşı dava kapsamında karşı davalılar lehine hükmolunan karşı vekalet ücretleri de aynı kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini belirterek karşı dava yönünden kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE: Asıl ve karşı dava, haksız rekabetin tespiti, haksız rekabetten kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini ve eski hale iadesi istemine ilişkindir. Asıl davada davacı şirket, davalının müvekkili şirketler ... ve ... aleyhine gerek IMKB gerekse SPK ve EPDK nezdinde gerçeğe aykırı vakıalara dayanarak asılsız şikayetlerde bulunduğunu, hukuka aykırı fiilleriyle müvekkili şirketler hakkında çeşitli istinatlarda bulunarak kamuoyu ve müvekkili şirketin iş ortakları nezdinde itibar kaybı yaşamasına neden olduğunu belirterek haksız rekabetin tespiti ile maddi ve manevi zararının tazminini, haksız rekabet nedeniyle oluşan durumun eski hale getirilmesini talep etmiştir. Davalı ise müvekkilinin ihale yoluyla işletme ruhsatına konu kaynağının, karşı davalılar tarafından kendi özel güvenlik bölgesinde kaldığı gerekçesiyle müvekkiline kullandırılmadığını, davalıların özel güvenlik bölgesi imtiyazını ticari ve özel amaçlarını gerçekleştirmek suretiyle kötüye kullandığını, davalıların müvekkili firmanın projesinin değerinin düşük ve ruhsat sahasının teknik verilerinin yetersiz olduğuna, müvekkili firmanın yatırım amacı olmadığına, kendilerine ve projelerine engel olarak menfaat sağlamaya çalıştığına dair basına yaptığı açıklamalarda ithamlarda bulunduklarını belirterek haksız rekabetin tespiti ile maddi ve manevi zararının tazminini, haksız rekabet nedeniyle oluşan durumun eski hale getirilmesini talep etmiştir. Davacılar; davalının müvekkili şirketler ... ve ... aleyhine gerek IMKB gerekse SPK ve EPDK nezdinde gerçeğe aykırı vakıalara dayanarak asılsız şikayetlerde bulunduğunu ileri sürmektedir: -Bu kapsamda, davalı tarafından SPK ve İMKB'ye gönderilen 22/07/2010 tarihli dilekçede, davacı ...'in EPDK tarafından 49 yıl süreyle rafinerici ve depolama lisansı verildiğine dair 24/06/2010 tarihli KAP açıklamasının eksik bilgi içerdiği, kamuoyunu ve küçük yatırımcıyı yanıltabilecek nitelikte olduğu, açıklamada ... rafinerisinin kurulacağı saha üzerinde davalıya verilen jeotermal işletme ruhsatı ile ... tarafından jeotermal işletme ruhsatının iptali için davalı, ..., İzmir İl Özel İdaresine karşı açılan iptal davasından ve davalı tarafından ...'ın rafinerici lisansının iptali için EPDK'ye karşı açılan iptal davasından bahsedilmediği, açıklamanın eksik bilgi içerdiği, müvekkilinin bu davaları kazanması halinde kar zarar projeksiyonlarının gerçekleşme oranlarının değişeceği ve küçük yatırımcıların zarar görebileceği belirtilerek Sermaye Piyasası Kanunu ve Özel Durumların Kamuya Açıklanmasına İlişkin Esaslar Tebliğinin ilgili maddelerin istinaden gerekli detay duyuruların yapılması talep edilmiştir. -Davalı tarafından 26/10/2011 tarihnde İMKB'ye gönderilen dilekçede ... tarafından kamuya açıklanmayan gelişmeler bulunduğunu, ... tarafından davalı aleyhine açılan jeotermal işletme ruhsatının iptali talebiyle açılan davanın davalı ... lehine sonuçlandığı, davalı ... tarafından ...'ın rafinerici lisansının iptali talebiyle açılan dava ile ...'in rüzgar elektrik santrali lisansının iptali talebi ile EPDK'ya açılan davanın halen derdest olduğu, müvekkilinin bu davaları kazanması halinde kar zarar projeksiyonlarının gerçekleşme oranlarının değişeceği ve küçük yatırımcıların zarar görebileceği belirtilerek Sermaye Piyasası Kanunu ve Özel Durumların Kamuya Açıklanmasına İlişkin Esaslar Tebliğinin ilgili maddelerin istinaden gerekli detay duyuruların yapılması talep edilmiştir. -Davalı tarafından 18/03/2013 tarihinde EPDK'ye gönderilen dilekçede, davacı ...'ın rafinerici lisansına konu saha üzerinde herhangi bir izin ve ruhsat bulunmaksızın inşai çalışmalarına muvazaalı olarak devam ettiğini, Aliağa Belediyesinin 28/02/2013 tarihli yazısının iznin bulunmadığını teyit ettiğini, herhangi bir yapı denetim ve iş güvenliği mekanizmasının uygulanmadığını iddia ederek 5015 S.lı Kanun ve yönetmelik uyarınca lisansın iptal edilmesi talep edilmiştir. Davalının hukuka aykırı fiilleriyle müvekkili şirketler hakkında çeşitli istinatlarda bulunarak kamuoyu ve müvekkili şirketin iş ortakları nezdinde itibar kaybı yaşamasına neden olduğu ileri sürülmüştür: -Davalı tarafından yayınlanan ve banka sektör analistlerine gönderilen 21/10/2011 tarihli basın bülteninde ...'in mahkeme kararlarına aykırı olarak rafineri yatırımının inşasına başladığı, mahkeme kararının beklenmeden yargının hiçe sayıldığı, ...'in ...'a satılarak özelleştirilmiş olduğunu ilgili mevzuat uyarınca yatırımcılara duyurulmadığı ve bu itibarla kamuyu aydınlatma yükümlülüklerinin yerine getirilmediği hususları iddia edilmiştir. -Davalının 24/09/2012 tarihli basın bülteninde rafinerici lisansı ile otoprodüktör lisanslarının iptaline ilişkin davalarda yürütmeyi durdurma talebinin reddine ilişkin kararların kaldırılarak, yürütmeyi durdurma taleplerinin daha kapsamlı ve geniş katılımlı olarak görüşülmesi ve yeniden karara bağlanması yönünde yüksek yargı iradesinin oluştuğu, jeotermal kaynakları ve kendilerine ait ruhsatı yok sayan proje ve lisansların hukuki varlıklarını sürdüremeyeceği konusunda samimi inanç ve görüşlerin güçlü bir şekilde devam ettiği hususları belirtilmiştir. Davalının bu açıklaması üzerine aynı gün ... tarafından yapılan KAP açıklaması ile ilgili davalının 26/09/2012 tarihli açıklamasında ...'in açıklamalarına cevap verilerek ...'in açıklamalarının kamuoyunu çarpıttığını belirtmiştir. -davalının 27/05/2013 tarihinde ... yatırımının finansmanı için anlaşma yapıldığı belirtilen kurumlara ve iş ortaklarına gönderilen yazıda "Türkiye'deki ... Rafinerinin finansmanı ile ilgili sorumluluk riski", "Bu rafineri projesi kamu malı veya menfaati değerine ve itibarına aykırıdır... rafineriyi kurmak yönündeki bu eylemlerin, özellikle de rezerv üzerindeki öncelik hakkı gözetilmeden yapıldığından bu projeye dahil bütün taraflar için- ... finansörleri, müteahhitleri ve müşavirleri- maddi kayıplara neden olabilir. ... Bu konu, şimdilerde Türk Bakanlar Kurulu, İngiliz Hükümetinin önündedir ve bu kişilerden bu öngörülerimiz için destek aldık. ...'ın tutumu kaynakları yok etme yönündedir; bu da bütün taraflar için önemli risk oluşturmaktadır. ... herhangi bir şekilde sorumlu olmadan önce size ve finansman ortaklarınıza ve EPC müteahhitlerinize detaylı yasal görüş almanızı şiddetle tavsiye ederiz. ... yaptığı görüşmelerde yanıltıcı bilgiler vermektedir" şeklinde beyanda bulunmuştur.-davalının 25/07/2013 tarihinde rafineri finansmanı için davacılarla anlaşma yaptığı belirtilen ... isimli kuruma gönderdiği yazıda projenin ÇED izninin iptal edilme riski bulunduğu, ...'ın bu hususla ilgili hiç bir bilgilendirme yapmadığı, ÇED ve rafineri lisansının risk altında bulunduğu, sponsor firmanın kazı çalışmalarının pişkinlik örneği arz ettiği ve jeotermal rezervuarında geri dönüşü olmayan bir hasara yol açtığı, hep birlikte yapılacak görüşme vasıtasıyla eksiksiz bir değerlendirme yapılıncaya ve jeotermal kaynağın işletilebilir olduğunu ortaya koyacak bir eylem planı hayata geçirilinceye kadar bu projeye katılımına son verilmesinin önem arz ettiği ifade edilmiştir. Haksız rekabet, 6102 sayılı TTK'nın 54 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Haksız rekabetin amacı, TTK'nın 54/1. maddesinde "bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması" olarak ifade edilmiş, 2. fıkrada ise haksız rekabet tarif edilerek "rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır" şeklinde belirtilmiştir. Buna göre genel ilke belirlenirken haksız rekabetin varlığı için taraflar arasında rekabet ilişkisinin mevcudiyeti, failin yarar sağlamış olması, failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması şartı aranmamıştır. Failin kusurlu olması ve haksız rekabete uğrayanın zarar görmüş olması, sadece haksız rekabet nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında rol oynamaktadır. Haksız rekabet sayılan bazı durumlar TTK'nın 55. maddesinde sayılmıştır. Uyuşmazlık bakımından incelenmesi gereken TTK’nın 55/1-a,1 maddesinde “Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek” haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. Madde kapsamında kötülemeden bahsedilebilmesi için; ortada başkalarının şahsı, emtiası, iş mahsulleri, faaliyetleri yahut ticari işleri hakkında sözlü, yazılı veya resimli şekilde bir açıklama bulunması, nihayet bu beyanın yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici olması gerekmektedir.TTK'nın 55/1-a,2 maddesinde kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek haksız rekabet hali olarak kabul edilmiştir. Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmeye ilişkin haksız rekabet fiileri ise de TTK'nın 55/1-b maddesinde düzenlenmiştir. Yanlış açıklama, içeriği gerçekle bağdaşmayan, belirli bir vakıa veya olay ya da durum hakkında içeriği objektif olarak yanlış olan açıklamalardır. Yanıltıcı beyan, mahiyeti, tarzı ve içeriği birlikte değerlendirildiğinde açıklamanın muhatabının hataya düşmesine sebep olabilecek, yanlış izlenim bırakabilecek açıklamalardır. Gereksiz yere incitici beyan ise, içeriği doğru olmakla birlikte ölçüsüz bir şekilde ve amacını aşarak kişi, faaliyetleri, iş ürünleri vb. hakkında olumsuz intiba yaratan açıklamalardır. Gerçeğe uygun olmayan açıklamalar objektif olarak doğruluğu ve yanlışlığı tespit edilebilen açıklamalardır. Olaylar/olgular hakkındaki her türlü kötüleyici nitelikteki yanlış açıklamalar haksız rekabet olarak değerlendirilecektir. Açıklama gerçek ise bu durumda haksız rekabetten bahsedilemez. Yanıltıcı açıklamadan kastedilen ise; açıklamanın takdim ediliş tarzının, seçilen sözcüklerin resimlerin veya yapılan karşılaştırmanın hedef kitlede veya kişilerde bıraktığı genel izlenim neticesinde açıklama konusunun olduğundan değişik ve olumsuz algılanmasıdır. Gereksiz yere incitici beyanlar, amacını aşan değer yargılarını ifade etmektedir. Amacın aşılmasıyla birlikte, gerçek dahi olsa açıklamalar gerçek dışı veya gerçeğe uymayan, gerçekle bağdaşmayan veya gerçeğe ters hâle gelmektedir. Zira burada gerçek olmasına rağmen, açıklama amacını aşan bir durum ortaya çıktığından bu açıklama gereksiz yere incitici olmaktadır. Somut olayın özelliklerine göre genel olarak toplumda ve özellikle hedef alınan muhatabın algılama seviyesi dikkate alındığında, gerçek dahi olsa teamülün kabul ettiği tolerans sınırının aşılması halinde açıklama, TTK’nin 55/(1)-a-1 maddesi gereğince haksız rekabet teşkil edecektir. "Bir açıklamanın yanlış olup olmadığı tespit edilirken yegâne ölçüt gerçekle bağdaşıp bağdaşmadığı iken, yanıltıcı olup olmadığı veya gereksiz yere incitici olup olmadığı tespit edilirken kullanılacak ölçüt, açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabıdır. Bir açıklamanın belirli kişi veya kişiler tarafından ne şekilde algılandığı değil, açıklamanın orta yetenekteki olağan muhatabının algılama şekli önemlidir" (Yargıtay HGK'nın 2017/2475 esas, 2021/246 karar sayılı, 11.3.2021 tarihli emsal ilamı). Bunun dışında, amacını aşmadığı sürece eleştiri hakkının kullanılması, bilimsel araştırma sonuçlarının yayınlanması, basının haber verme hakkı, hak arama hürriyetinin kullanılması gibi hallerde hukuka aykırılıktan söz edilmesi mümkün değildir. Somut olayda; davacı ...'nin hammadde ihtiyacının karşılanması amacıyla İzmir-Aliağa'da ... rafineri yatırımının gerçekleştirileceği proje sahasında ... rafinerisi için rafinerici lisansının alındığı, davalı şirketin de aynı sahada jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular işletme ruhsatı sahibi olduğu, davalının ruhsat sahasının kapladığı alan içerisinde ...'e ait arazilerin bulunması ve ruhsat/lisans sahalarının çakışması nedeniyle aralarında ihtilaf bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacılardan ... tarafından davalıya ait ruhsatın iptali için açılan İzmir 4. İdare Mahkemesi'nin 2010/212 E. 2010/1893 K. Sayılı dava dosyasında 30/12/2010 tarihinde iptal davasının reddine dair verilen kararın Danıştay 8. Dairesi'nin 21/03/2014 tarihli kararıyla bozulması üzerine devam eden yargılamada ruhsatın iptaline dair verilen karar 16/04/2018 tarihinde kesinleşmiştir. Davalı ... tarafından kendisine ait ruhsat sahası içerisinde yer alan ...'nin rafineri lisans başvurusunun reddedilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddi kararının iptali için açılan Ankara 14. İdare Mahkemesi'nin 06/06/2013 tarihli 2011/899 E. 2013/1044 K. Sayılı ilamı ile kararın yetki unsuru nedeniyle iptaline karar verilmiştir. Davalı ... tarafından kendisine ait işletme ruhsat alanı içerisinde faaliyete başlayabilmek için yapmış olduğu başvurunun reddine ilişkin kararın iptali için açılan davada Danıştay 8 Dairesi'nin 24/04/2014 tarihli 2010/8643 E. 2014/3368 K. Sayılı ilamı ile bu alanda 2006 yılında boru hattı için ...'e izin verilmesi nedeniyle ...'nin yaptığı izin başvurusunun reddine ilişkin kararda isabetsizlik bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir. ... tarafından ÇED Olumlu kararın iptaline ilişkin açılan davada İzmir 3. İdaresi Mahkemesince 18/03/2011 tarihinde süre aşımı nedeniyle davanın reddine ilişkin kararın Danıştay 14. Dairenin 05/02/2013 tarihli 2011/14077 E 2013/579 K. Sayılı kararı ile süre aşımı bulunmadığından kaldırılarak uyuşmazlığın esasının incelenmek üzere mahkemesine gönderilmiştir.Bahsi geçen dava dosyalarından da anlaşılacağı üzere, davalı tarafından gönderilen dilekçe ve gündem açıklamaları, taraflar arasındaki ihtilafla ilgili olarak karşılıklı açılan davaların derdest olduğu dönemde yapılmış olup, karşılıklı olarak ileri sürülen hususların aynı davalarda iddia ve savunma yoluyla ileri sürüldüğü görülmektedir. SPK, İMKB ve EPDK'ya yapılan başvuru ile ilgili dilekçelerde davacıları itibarsızlaştıran, gerçeğe aykırı bir beyan bulunmamaktadır. Davacılardan ... şirketi halka açık A.Ş. statüsünde olup Sermaye Piyasası mevzuatı gereği kamuyu aydınlatma yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmesi noktasında yapılan başvurular ve EPDK'ya yapılan başvuru Anayasa'nın 74. Maddesinde düzenlenen dilekçe hakkı kapsamında hak arama hürriyeti çerçevesinde kalmakta olup taraflar arasında devam etmekte olan ve yargı mercilerine yansımış ihtilafla bağlantılı olacak şekilde ifadelere yer verildiği de dikkate alındığında dilekçelerdeki açıklamaların gereksiz yere incitici nitelikte olmadığını kabul etmek gerekir.TTK'nın 54/2 maddesi uyarınca ticari davranış ve uygulamaların haksız rekabet teşkil edebilmesi için rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkilemesi gerekmektedir. Bu noktadan hareketle ticari davranış ve uygulamanın rekabeti etkileyebilecek ölçüde olması gerektiği söylenebilir. Kişilerin ticari şahsiyetini veya ticari hayatını ve alıcıların seçim hakkını etkilemesi mümkün olmayan açıklamalar haksız rekabet olarak kabul edilemez. Açıklamaların muhatabının özel bir grubu hedef alması halinde o grupta yer alan kişilerin algısının esas alınması gerekmektedir.Davalı tarafından yayınlanan ve banka sektör analistlerine gönderilen 21/10/2011 tarihli basın bülteninde, yine davalının 25/07/2013 tarihinde rafineri finansmanı için davacılarla anlaşma yaptığı belirtilen kurumlara gönderdiği basın bültenlerinde ...'in mahkeme kararlarına aykırı olarak rafineri yatırımının inşasına başladığı, mahkeme kararının beklenmeden yargının hiçe sayıldığı, ...'in ...'a satılarak özelleştirilmiş olduğunu ilgili mevzuat uyarınca yatırımcılara duyurulmadığı ve bu itibarla kamuyu aydınlatma yükümlülüklerinin yerine getirilmediği, davacıların tutumunun kaynakları yok etme yönünde olduğunu, ... rafinerinin aldığı ÇED raporunun hem evrensel hem de ulusal standartlara aykırı olduğu, Çed izninin Türk mahkemeleri tarafından iptal edilme riski olduğu, bu projenin ... finansörleri, müteaahhitleri ve müşavirlerinin maddi kayıplarına neden olabileceği belirtilmiştir. Bahsi geçen basın bülteninin gönderildiği tarihte taraflar arasında davalar devam etmektedir. Davalının bahsi geçen basın bültenlerindeki açıklamalarının muhatabı banka sektör analistleri ile ... yatırımının finansmanı için anlaşma yapıldığı belirtilen davacıların iş ortağı olan kurumlardır. Firmaların finansal yatırımlarını analiz sürecinden sonra yapacağı açık olup, açıklamaların muhatabı olan banka sektör analistleri ve finansmana katılacak iş ortaklarının alacakları kararda bahsi geçen e-posta ve bültenlerde yer alan açıklamalarla yaratılmak istenen algının etkili olmayacağı anlaşılmaktadır. Davacıların finansörlerine gönderilen yazıların onların yatırımlarını ve finansal tercihlerini etkilemesi mümkün görülmemiştir. Bu durumda davalı- karşı davacının eylemleri bu haliyle haksız rekabet oluşturmayacağından asıl davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Karşı dava bakımından; karşı davacı, davalı tarafça özel güvenlik bölgesinde kaldığı gerekçesi ile sahaya sokulmadığını, davacının özel güvelik bölgesi imtiyazını kötüye kullandığını, müvekkilinin faaliyette bulunmasını engelleyerek haksız rekabete neden olduğunu ileri sürmüştür. ...'in bulunduğu sahanın büyük ölçüde ...'ye verilen Jeotermel kaynaklar ve doğal mineralli sular işletme ruhsat sahası içinde kaldığı belirtilmekte ise de bu sahada ...'e ait tesislerin stratejik ekonomik önemi nedeniyle ilk olarak 4.4.1991 tarihli 91/1690 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile özel güvenlik bölgesi statüsüne alındığı ve özel güvenlik bölge sınırının genişletildiği, sahada ...'e ait özel güvenlik bölgesinin varlığının sabit olduğu anlaşılmaktadır. İzmir 4. İdare Mahkemesi'nin 2015/618 E. 2015/947 K. kararında davalının ruhsat sahasının özel güvenlik bölgesinde kalması nedeniyle Genelkurmay Başkanlığından alınması gereken iznin alınmaması nedeniyle davalının ruhsatının iptaline karar verilmiş, bahsi geçen karar Danıştay incelemesinden geçmek suretiyle kesinleşmiştir. Bu durumda davacı karşı davalı ... daha önceden idari merciler tarafından verilen karara dayalı olarak hareket etmekte olup özel güvenlik bölgesi nedeniyle karşı davacının girişinin engellenmesi dürüstlük kuralına aykırı bir davranış olarak değerlendirilemeyeceğinden haksız rekabet olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Diğer yandan karşı davacı; karşı davalı grupların, ...'nin işletme ruhsatının ekonomik değeri ve ruhsat sahasının teknik verilerinin yetersizliğine yönelik resmi, özel kurumlar nezdinde ve basında beyan iddia ve ithamlarda bulunduğunu, 11.8.2010 tarihli yeni ... Gazetesinde projenin büyüklük ve önemi ile ruhsat bedeli üzerinden kendilerini rencide etmeye çalıştıklarını, lobi faaliyetleri ile devlet görevlileri üzerinde baskı oluşturarak ruhsatlarının iptali için çalıştıklarını, 24.07.2010 tarihli ... Gazetesi, ... TV, ... Gazetesi köşe haberi ve 11.8.2013 tarihli ... Gazete haberlerinin projelerinin kötü göstermeye yönelik olduğu, tek yanlı haberlerin karşı davacıyı zarara uğratmak kastı ile yapıldığını ileri sürmüş ise de; karşı davacının, karşı dava açısından gazetelerden alınan haber küpürlerine dayandığı, gazete haberlerinin haber niteliği taşıdığı, davacı karşı davalı tarafından bu haberlerin yaptırıldığına ilişkin delil bulunmadığı, kaldı ki TTK'nın 55. maddesi anlamında, yanıltıcı, kötüleyici, rekabet ortamını etkileyecek nitelikte de olmadığı, karşı dava açısından iddia edilen davranışların haksız rekabet teşkil etmediği anlaşılmakla karşı davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.24 Kasım 2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan "Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi"nin 13/4. maddesi ile "Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur." şeklinde düzenleme yapılmış ve maddi tazminat talepli davanın tümden reddi halinde takdir edilecek vekalet ücretinin maktu olarak belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu yönüyle hem asıl davada hem de birleşen davada reddine karar verilen maddi tazminat istemi ile ilgili karşı taraf yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekalet ücreti takdiri doğru olmadığından taraf vekillerinin istinaf başvurusu bu yönüyle haklı görülmüştür.Açıklanan nedenlerle; taraf vekillerinin reddine karar verilen maddi tazminat istemi için takdir edilen vekalet ücreti yönünden haklı bulunduğundan, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, bahsi geçen hata nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından, asıl ve birleşen davanın reddine, tarafların vekalet ücreti ile ilgili istinaf gerekçeleri ile bağlı kalınarak ve kazanılmış haklar dikkate alınarak asıl ve birleşen davada reddine karar verilen maddi tazminat yönünden maktu vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: Taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/208 Esas - 2020/647 Karar sayılı ve 10/12/2020 tarihli hükmünün, HMK.'nun 353(1)b-2 maddesi gereği KALDIRILMASINA; "A-Asıl Davada; 1-Davacıların maddi tazminat taleplerinin reddine, 2-Davacıların manevi tazminat taleplerinin reddine, 3-Davacıların diğer taleplerinin reddine, - Karşı Davada 1-Davacının maddi tazminat talebinin reddine, 2-Davacının manevi tazminat talebinin reddine, 3-Davacının diğer taleplerinin reddine, İlk derece mahkemesine ilişkin olarak; Asıl davada; alınması gereken 427,60-TL harcın, mahkeme veznesine yatırılan 19.783,33-TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 19.355,73-TL harcın karşı davacıya iadesine, Davacılar-karşı davalılar tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, Maddi tazminat talebinin reddi nedeniyle 17.900-TL vekalet ücretinin ...den, 13.450-TL vekalet ücretinin ...den, 13.450-TL vekalet ücretinin ...den alınarak ...Ltd.Şti'ne verilmesine, Manevi tazminat davasının reddi nedeniyle ...den 4.080-TL, ...A.Ş'den 4.080-TL, ...A.Ş'den 4.080-TL vekalet ücretinin alınarak davalı ...Ltd. Şti'ne verilmesine, Davacıların diğer taleplerinin reddine karar verilmesi nedeniyle 4.080-TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalı ...A.Ş'ye verilmesine, Karşı davada; alınması gereken 427,60-TL harcın, mahkeme veznesine yatırılan 9.392,65-TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 8.965,05-TL harcın karşı davacıya iadesine, Davalı-karşı davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, Maddi tazminat davasının reddi nedeniyle, 17.900-TL vekalet ücretinin karşı davacı ...Ltd. Şti'den alınarak ...A.Ş'ye, 17.900-TL vekalet ücretinin karşı davacı ...Ltd. Şti'den alınarak ...A.Ş'ye, 17.900-TL vekalet ücretinin karşı davacı ...Ltd. Şti'den alınarak ...A.Ş'ye verilmesine, Manevi tazminat davasının reddi nedeniyle 4.080-TL vekalet ücretinin karşı davacı ...Ltd. Şti'den alınarak ...A.Ş'ye, 4.080-TL vekalet ücretinin karşı davacı ...Ltd. Şti'den alınarak ...A.Ş'ye, 4.080-TL vekalet ücretinin karşı davacı ...Ltd. Şti'den alınarak ...A.Ş'ye verilmesine, Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden karşı davacının diğer taleplerinin reddi nedeni ile, 4.080-TL vekalet ücretinin karşı davacı ...Ltd Şti'den alınarak karşı davalılara verilmesine, Taraflarca yatırılan (...A.Ş'ye 118,60-TL, ...A.Ş'ye 59,30-TL, ...A.Ş'ye 59,30-TL, ... Ltd Şti''ye 59,30-TL) peşin istinaf karar harçlarının yatıran tarafa istek halinde iadesine, Taraflar tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 17/07/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:35:52