İstanbul BAM 12. HD 2021/834 E. 2023/1997 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
bam
2021/834
2023/1997
21 Aralık 2023
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/834
KARAR NO: 2023/1997
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 30/09//2020
NUMARASI: 2017/1139 Esas - 2020/400 Karar
DAVA: Menfi Tespit
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/12/2023
Davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA: Davacı vekili; 08.06.2009 tarihinde ... Bankası Beyşehir Şubesinde aynı tarihli 20.000-TL'lik genel kredi sözleşmesinin 29 ve 30. sayfalarını, faiz ve masraflar ile birlikte toplam 25.527,90 TL olan ilk taksiti 07.08.2009, son taksiti 07.07.2011 olan ödeme planını kefil sıfatıyla okumadan imzaladığını, ...'ün eşi ... adına çekilen kredinin 14 taksitinin ödendiğini ve daha sonra vefat ettiğini, mirasçılarının krediyi ödememesi nedeniyle kendisi aleyhine Beyşehir ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile toplam 31.729,27-TL üzerinden takip başlatıldığını, kefilliğinden dolayı 20.000-TL'den sorumlu olması gerekirken, daha fazla borç çıkarıldığını, genel kredi sözleşmesinin 1. sayfasında imzası bulunmadığı için 20.000-TL yazan sayfanın yerine kredi miktarı 100.000-TL yazılarak sayfanın değiştirildiğini, 08.06.2009 tarihinden sonra imzasının taklit edilerek krediler çekildiğini, ancak bu imzaların kendisine ait olmadığını, sözleşmeye 20.000-TL için imza attığını, 100.000-TL olduğunun söylenmesi halinde kefilliği kabul etmeyeceğini, 30 sayfalık sözleşmenin sadece 29 ve 30. sayfalarında imzasının bulunması nedeniyle imzası olmayan sayfaların değiştirilebileceğini, İstanbul ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile 8.721,06-TL alacak üzerinden icra takibine geçilmiş olup bu dosyadan haberinin olmadığını, 100.000-TL ile ilgili bir ödeme planı hazırlanmadığı gibi kendisine de verilmediğini, ...'ün soruşturma dosyasındaki ifadesi doğrultusunda kredi sözleşmesine ... adına ölen eşi ... tarafından imza atıldığının sabit olduğunu, banka görevlisi ile ... hakkında şikayette bulunmuş olsa da kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, 08.06.2009 tarihli kredi sözleşmesi ile ödeme planındaki imzalar kendisine ait olup 07.10.2009 tarihli 5.000-TL tutarlı ödeme planındaki imzanın kendisine ait olmadığını belirterek, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan 100.000-TL alacak nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili; davacının 08.06.2009 tarihli genel kredi sözleşmesinde kefil olarak beyanı ve imzasının bulunduğunu, davacının bu sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını ve sözleşmedeki şartları kabul ederek azami miktar olarak ...'ün ödemediği taksit tutarlarından sorumlu olacağını belirttiğini, kredi taksitlerinin ödenmemesi üzerine davacı aleyhine Beyşehir ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını ve takibin kesinleştiğini, dava 1 yıllık zamanaşımına tabi olup davacının işbu davayı 9 yıl sonra açtığını, bu nedenle davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, kefilin kefaleti bulunan sözleşme uyarınca kefalet limiti kadar kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu olduğunu, davacının sözleşmedeki kayıtlar hakkında bilgilendirilmediğini ileri sürdüğünü,davacının da sözleşme kayıtlarını değerlendirerek kabul ettiğini, davacının asıl borçlunun imzasının gerçek dışı olduğu iddiasının dinlenemeyeceğini belirterek, davanın reddi ile davacı aleyhine %20 oranında tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; ihtilafın davacının imzaladığı genel kredi sözleşmesindeki imzanın asıl borçlu ...'e ait olup olmadığı ve buna bağlı olarak davacının kefil sıfatıyla borçtan sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkin olduğu, bu kapsamda alınan 10.07.2019 tarihli bilirkişi raporu ile genel kredi sözleşmesinde ...'e atfen atılan imzaların davacıya ait olmadığının tespit edildiği, yine ... adına atılan imzaların bu kişiye ait olup olmadığının tespiti gerektiğinden bu doğrultuda alınan 06.04.2020 tarihli bilirkişi raporu ile sözleşmede ... adına atılan imzaların borçlu ...'e ait olmadığının tespit edildiği, TBK'nın 582. maddesi gereği kefaletin ancak mevcut ve geçerli bir borç için söz konusu olabileceği, yanılma veya ehliyetsizlik sebebiyle borçlunun sorumlu olmadığı bir borç için kişisel güvence veren kişi yükümlülük altına girdiği takdirde, güvenceyi veren kişinin ancak yükümlülük altına girdiği sırada sözleşmeyi sakatlayan eksikliği biliyor ise kefaletten dolayı sorumlu tutulabileceği, TBK'nın 591. maddesi gereği ise kefilin asıl borçluya ve mirasçılarına ait olan ve asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğü dışında kalan bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına sahip olduğunu,sözleşmede kefil sıfatıyla imzası bulunan davacının sözleşmeden kaynaklanan borçtan kefil sıfatıyla sorumlu tutulabilmesi için davalı alacaklının, davacı kefilin sözleşmedeki imzanın borçlu ...'e ait olmadığını bile bile bu kredi sözleşmesini kefil sıfatıyla imzaladığını ispatlamasının gerektiği, ancak bu hususun ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın kabulü ile davacının Beyşehir ... İcra Dairesinin ... esas sayılı takip dosyasına konu borç bakımından borçlu olmadığının tespitine, takibin davacı bakımından iptaline karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili; davanın süresinde açılmadığını, dava konusu kredi sözleşmesi 2009 tarihinde imzalanmış olup, dava konusu icra takibinin ise 2011 yılında başlatıldığını, ödeme emri bizzat kendisine tebliğ edilen davacının herhangi bir itirazda bulunmadığını, davacının kefalet sözleşmesini imzalarken asıl borçlunun ... olduğunu bilmediği iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, bu hususun ve zamanaşımı iddialarının mahkemece değerlendirilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının kefalet sözleşmesini imzalaması ile ilgili bir uyuşmazlık bulunmadığını, ancak davacı tarafın, asıl borçlunun imzasının gerçek dışı olduğu iddiasının dinlenemeyeceğini, bu hususta alınan bilirkişi raporunun kesin kanaate dayanmaması nedeniyle hükme esas alınamayacağını, ayrıca genel kredi sözleşmesi 08.06.2009 tarihinde imzalanmış olup, imza incelemesine konu evraklardan en eskisinin 2018 tarihli olduğunu, bu nedenle raporun davanın ispatına yeterli olmadığını, davacının başından beri sözleşmenin tarafının ... olduğunu bildiğini, ayrıca davacının 2009 yılında imzalanan, 2011 yılında icra takibine konu olan bir sözleşmedeki tarafı bilmediğinden bahisle 9 yıl sonra kefalet sözleşmesinin geçersizliğini ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, yine davacı dava dilekçesinde borcun 20.000-TL'sini faiz ve masrafları ile kabul ettiğinden, mahkemece taleple bağlılık ilkesi gereğince söz konusu miktar bakımından davacının borçlu olmadığına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, davacının müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı genel kredi sözleşmesi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Somut olayda; davalı banka ile dava dışı asıl borçlu ... arasında 08.06.2009 tarihinde akdedilen 100.000-TL tutarlı genel kredi sözleşmesinin davacı tarafça da müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığı, sözleşmeye istinaden davalı banka tarafından asıl borçluya 08.06.2009 tarihinde 20.000-TL ve 07.10.2009 tarihinde 5.000-TL kredi kullandırıldığı, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine davalı banka tarafından kredi hesabı kat edilerek asıl borçlu ile davacı kefile 27.09.2010 tarihinde kat ihtarı keşide edildiği, ihtara rağmen de borcun ödenmemesi üzerine asıl borçlu ve davacı kefil hakkında Beyşehir ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında 30.636,82-TL asıl alacak ile 1.092,45-TL işlemiş faiz olmak üzere 31.729,27-TL alacak bakımından ilamsız takip başlatıldığı, takibin asıl borçlu ve davacı kefil bakımından kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı dava dilekçesinde; 08.06.2009 tarihinde kullandırılan 20.000-TL bakımından, sözleşmeyi bu tutar olduğunu bilerek imzaladığını belirterek, talep sonucunda da 20.000-TL'lik borç bakımından borcu faiz ve masrafları ile birlikte kabul ettiğini belirtmiş, ancak sözleşme 20.000-TL olarak düzenlenmesine rağmen sonradan kredi miktarının 100.000-TL olarak yazıldığını, 08.06.2009 tarihinden sonra imzasının taklit edilerek krediler çekildiğini, ancak bu imzaların kendisine ait olmadığını, kredi sözleşmesinde asıl borçlu ...'e atfen atılan imzanın bu kişiye ait olmayıp eşi ... tarafından atıldığını, 08.06.2009 tarihli kredi sözleşmesi ile ödeme planındaki imzalar kendisine ait olup 07.10.2009 tarihli 5.000-TL tutarlı ödeme planındaki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür. Dolayısıyla kredi sözleşmesine dayalı olarak 08.06.2009 tarihinde kullandırılan 20.000-TL kredi yönünden davacının herhangi bir geçersizlik iddiası yoktur. Davacı tarafından, 07.10.2009 tarihli 5.000-TL kredi kullandırımına ilişkin ödeme planındaki imzanın kendisine ait olmadığı, ayrıca kredi sözleşmesi ile her iki ödeme planındaki imzanın asıl borçluya ait olmadığı, banka görevlisinin yanıltması sonucunda sözleşmeyi imzaladığı ileri sürülmektedir. Kefalet sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 484. maddesi uyarınca; kefalet sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması ve kefilin sorumlu olduğu kefalet limiti olarak, belirli bir miktarın gösterilmesi gereklidir. Müşterek borçlu ve müteselsil kefiller, asıl borçlunun borcundan (asıl borçlunun temerrüdü dahil) kefalet limiti ve kendi temerrütlerinin hukuki sonuçları ile sorumludur. Somut olayda davacı kefilin kefalet limiti gösterilmemiş ise de, yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre, genel kredi sözleşmesinde kefalet limiti gösterilmemiş olsa bile, kredi limitinin açık şekilde gösterilmesi halinde, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiğinin kabulü gerektiği göz önüne alındığında, ayrıca kefalet limitinin gösterilmemiş olması, kefaletin geçerliliğini etkilemeyecektir. Öncelikle davacının banka görevlisi tarafından yanıltıldığı iddiası, 818 sayılı BK'nın 31. maddesinde düzenlenen 1 yıllık hak düşürücü sürede ileri sürülmediği gibi, bu hususta herhangi bir delil de bulunmamaktadır. Nitekim davacının şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada banka görevlisi şüpheli hakkında takipsizlik kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Yine genel kredi sözleşmesinin 20.000-TL üzerinden düzenlenmesine rağmen sonradan bu tutarın 100.000-TL olarak değiştirildiği iddiasına ilişkin olarak da herhangi bir delil ibraz edilmemiştir. Genel kredi sözleşmesi incelendiğinde de 1. maddede yer alan kredi miktarının rakam ve yazıyla 100.000-TL olarak yazılı olduğu, yazı ve rakamlar üzerinde herhangi bir silinti veya kazıntı bulunmadığı görülmektedir. Davacının genel kredi sözleşmesinin 29 ve 30. sayfalarında imzası bulunmakta olup, önceki sayfalarında imzası bulunmamaktadır. Ancak sözleşmenin davacı tarafından imzalanmış olan 29. sayfasında yer alan 51. maddesinde, müşteri ve kefillerin 51 maddeden ibaret sözleşmenin bütün maddelerini tek tek okudukları, sözleşmenin her sayfasının imzalanmasına gerek bulunmadığını kabul ve beyan ettikleri yazılıdır. Sözleşmenin tüm sayfalarının imzalanması şeklinde bir geçerlilik şartı da bulunmadığına göre, son maddedeki atıf da dikkate alındığında, davacı tarafça tüm sayfalarında imza bulunmaması nedeniyle sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürülmesi mümkün değildir. Davacı tarafından genel kredi sözleşmesi ile ödeme planlarındaki imzanın asıl borçlu ...'e ait olmadığı ileri sürülmüştür. Ancak dava dışı asıl borçlu ... tarafından imzaya yönelik bir itiraz ileri sürülmemiş olup, icra takibinde bu kişinin borcu kabul ve ödeme taahhüdü bulunmaktadır. Ayrıca bu hususta asıl borçlu tarafından bir dava açıldığına dair bir delil de ibraz edilmemiştir. Asıl borçlu tarafından imzaya yönelik bir itirazda bulunulmadığına göre, davacı kefilin asıl borçlunun imzasına yönelik itirazının dinlenilmesi mümkün değildir. Kaldı ki imza incelemesine esas alınan ...'e ait belgeler 2018 ve 2019 tarihli olup, sözleşmenin imzasından 9-10 yıl sonrasına ait belgelerdeki imzalar esas alınarak düzenlenen bilirkişi raporuna da itibar edilemez. Yine davacı tarafından, 07.10.2009 tarihli 5.000-TL kredi kullandırımına ilişkin ödeme planındaki imzanın kendisine ait olmadığı ileri sürülmüşse de, ödeme planında kefilin imzasının bulunması zorunluluğu yoktur. Ayrıca sözleşmenin asıl borçlu ve davacı kefil bakımından geçerli ve bağlayıcı olduğu da tespit edildiğine göre, geçerli bir genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırılan krediye ilişkin ödeme planı bakımından davacının bu iddiasının dikkate alınması da mümkün değildir. Genel kredi sözleşmesi davacı kefil bakımından geçerli ve bağlayıcı olup, bu sözleşme kapsamında kullandırılan kredi borcundan, davacı kefil kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ile sorumludur. Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru olmamıştır.Kabule göre de davacı tarafça genel kredi sözleşmesi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti talep edilmesine rağmen, taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığına hükmedilmesi hatalıdır. Diğer yandan İİK'nın 72/4. maddesi; ".. Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez .." şeklindedir. Somut olayda ise İİK'nın 72/3 maddesi kapsamında verilmiş bir ihtiyati tedbir kararı bulunmadığından, davalı alacaklı lehine tazminat talep koşulları oluşmamıştır. Bu nedenle davalı vekilinin tazminat isteminin reddine karar verilmelidir. Açıklanan nedenlerle; davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru değil ise de, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak "davanın reddine, koşulları oluşmadığından davalı vekilinin tazminat isteminin reddine" karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30/09/2020 Tarih 2017/1139 Esas 2020/400 Karar sayılı kararın HMK.'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın reddine, Koşulları oluşmadığından davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine" İlk derece yargılamasına ilişkin olarak; "Alınması gereken 269,85-TL harcın, davacı tarafından peşin yatırılan 541,86-TL harçtan mahsubu ile bakiye 272,01-TL harcın isteği halinde davacıya iadesine, Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Davalı vekili için AAÜT uyarınca takdir olunan 17.900-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, Talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine" Yatırılan 541,86-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davalıya iadesine, Davacı tarafça yapılan istinaf yargı giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.21/12/2023
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:54:15