İstanbul BAM 12. HD 2021/707 E. 2023/1914 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
bam
2021/707
2023/1914
7 Aralık 2023
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/707
KARAR NO: 2023/1914
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 16/12/2020
NUMARASI: 2018/815 Esas - 2020/1085 Karar
DAVA: Alacak
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 07/12/2023
Davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen kararın davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA: Davacı vekili; müvekkilinin davalıdan muz alımı yaptığını, buna ilişkin ilk sözleşmenin 5 yıl süreli 04.10.2010 tarihli sözleşme olduğunu, sonrasında da muhtelif sözleşmeler imzalandığını, 27.12.2012 tarihli yaz dönemi anlaşmasına göre davalının müvekkiline kutu başına 3,50-TL prim ödemeyi taahhüt ettiğini ve davalının müvekkiline toplam 274.000 kutu gönderdiğini, müvekkilince sözleşmeler gereği davalıya peşin ödeme yapılmasına rağmen davalının müvekkiline mal göndermediğini, müvekkilinin ödemelerin bir kısımını davalının banka hesabına yaptığını, bir kısmını ise davalının talebi üzerine çalışan ve yetkililerine elden para makbuzu karşılığında ödediğini, yapılan ödeme tutarının 4.595.822,23-TL olduğunu, davalının prim ödemesi yapmadığını, 04.10.2010 tarihli sözleşme gereği müvekkilinin davalıya 700.000-TL tutarında teminat mektubu verdiğini, yine sözleşme gereği davalıya 1.000.000-TL'lik tarihsiz teminat çekleri verdiğini, teminat mektubu süresinin en son 03.01.2017 tarihine kadar uzatıldığını, talep edilmesine rağmen davalının teminat mektubu ve çekleri iade etmediğini, bunun üzerine ticari itibarının zedelenmemesi için müvekkilince 26.05.2016 tarihinde 700.000-TL teminat mektubu bedelinin davalının hesabına ödendiğini, ancak buna rağmen davalının teminat mektubunu iade etmediğini belirterek, davalıya fazla ödenen paranın şimdilik 1.000-TL'si ile 1.000-TL prim alacağının ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, 03.01.2017 tarihli 700.000-TL bedelli teminat mektubunun hükümsüzlüğü ile birlikte müvekkiline iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili; davacının alacak iddiasının belirsiz olduğundan söz edilemeyeceğinden belirsiz alacak davası açılmasının mümkün olmadığını, bu nedenle davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, davacının müvekkilinden aldığı mal bedelini ödemediğini, elden ödeme iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, davacının müvekkiline hiç bir zaman elden para ödemediğini, tüm ödemelerin banka kanalıyla yapıldığını, kaldı ki mal teslim edilmemesine rağmen davacının avans ödemeye devam etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ayrıca davacının 21.01.2012 tarihli protokol ile 978.849,82-TL borçlu olduğunu kabul ettiğini, yine 18.12.2015 tarihli protokolde mevcut teminat tutarını aşan 100.000-USD borçlu olduğunu kabul ettiğini, prim alacağına ilişkin protokolün 01.07.2012-01.09.2012 dönemi için düzenlenmiş olup davacının müvekkili adına satış yapması halinde geçerli olacağını, ancak davacının 3 aylık dönemde herhangi bir satış yapmadığını, bu nedenle prim alacağı iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının borcunun teminatı olarak müvekkiline teminat mektubunu verdiğini, davacının müvekkiline 1.654.494,41-TL'den fazla borcu varken teminat mektubu bedeli açıklaması ile ödeme yaptığını, buna rağmen teminat mektubunun kendisine iade edilmediğini iddia ederek ihtiyati tedbir talep ettiğini, oysa davacının 700.000-TL'lik ödemeden sonra dahi 904.494,41-TL'den fazla ana para borcu bulunduğunu, borcunu tamamen ödemeden teminat mektubunun iadesini isteme hakkı bulunmadığını, 18.12.2015 tarihli protokolde davacının 500.000-USD borcunun bulunduğunu kabul ettiğini, dolayısıyla kur farkından dolayı da müvekkiline borçlu olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; davacının, davalı ile imzaladıkları sözleşmeler göre cari hesapta gönderilen mala göre fazladan ödeme yaptığını ileri sürdüğü, davacının avans mahiyetinde ödeme yaptığını yazılı delillerle ispatlaması gerektiği, ancak davacının bu iddiasını ispatlayamadığı, davacının davalı çalışanlarına ödeme yaptığını ileri sürdüğü dekontların esasa etkisinin bulunmadığı, yine davalıya verdiği çeklerin davalı çalışanları tarafından tahsil edilip edilmediğinin de önem arz etmediği, zira bu dekontlarda ne için ödeme yapıldığının belirtilmediği, çeklerin avans ödemesi olarak verildiğini gösteren bir yazılı delil de bulunmadığı, açıklama olmadığına göre, bu dekontların mal teslimine karşılık borç ödemesini gösterdiğinin kabul edilmesi gerektiği, davacının bu durumun aksini yahut davalının taahhüt ettiğinden az mal gönderdiğini, bu nedenle kendisinin alacaklı olduğunu ticari defterlerine göre ispatlaması gerekirken, defterlerine göre borçlu göründüğü, davacının diğer iddiası olan prim alacağının sadece 27.06.2012 tarihli 01.07.2012-01.09.2012 tarihleri arasında geçerli olan sözleşmede yer aldığı, bu döneme ilişkin davacı iddiasını doğrulayan fatura ve sevk irsaliyesi sunamadığı, dolayısıyla davacının prim alacağı iddiasının soyut kaldığı, ticari defterlere göre teamül haline getirilmiş bir komisyon ilişkisinin de ortaya konamadığı, davacının 04/10/2010 tarihli sözleşme gereği davalıya 700.000-TL tutarında banka teminat mektubu verdiği, 18/12/2015 tarihli ek protokolün 5. maddesinde bu banka teminat mektubunun süresinin 30/04/2016 tarihine kadar uzatılacağının kararlaştırıldığı, banka yazısından ise teminat mektubunun süresinin 03/01/2017 tarihine uzatıldığının görüldüğü, davacının 26/05/2016 tarihinde davalıya ait banka hesabına 700.000-TL havale ettiği, dekontun açıklama kısmında teminat mektubu bedelinin yazılı olduğu, davalı satıcının teminat mektubunun ödenmiş olduğu iddiasına yönelik getirdiği savunmanın, davacının buna rağmen halen daha fazla miktarda borçlu olduğuna ilişkin olduğu, dava tarihi itibariyle davalının kendi ticari defter ve kayıtlarına göre 904.493-TL alacaklı olduğu, dava sırasında teminat mektubunu tazmin etmekle kendi defterlerine göre hala 204.493-TL alacaklı olduğunu ileri sürdüğü, davalının bu 904.493-TL alacağının 550.000-TL'si kur farkı açıklamalı faturadan kaynaklanmakta olup, o güne kadar hiç kesilmediği ve teamül haline de getirilmediği halde, hangi fatura veya hangi mal satışı için olduğu açıklanmadan davanın açıldığı 20/06/2016 tarihinde toplu bir tek kur farkı faturası kesilmesinin usulsüz olduğu, yargılama sırasında da davalının kur farkı faturasını dayanağı ile birlikte açıklayamadığına göre, bu alacağın mevcut olmadığının kabul edilmesinin gerektiği, bu durumda davalının dava tarihi itibariyle 904.493-550.000=354.493-TL alacaklı olduğu, davalı bu miktar alacağı kadar teminat mektubunu tazmin ettirmesi gerekirken, yargılama sırasında 05/06/2018 tarihinde tümünü tazmin ettiği, teminat mektubu nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti talebi bir menfi tespit davası iken, yargılama sırasında tazmin edilmesi ile davanın yasa gereği istirdat davasına dönüştüğü, 700.000-TL tutarındaki teminat mektubunun 354.493 TL'sini aşan kısım için davacı borçlu olmadığına göre, 345.506,16-TL'nin istirdadına karar vermek gerektiği, davalının teminat mektubunu aşan oranda alacaklı olduğunu somut olarak ortaya koyamadığı, davalının dayanaklarından biri olan 18/12/2015 tarihli ek protokolün 4. maddesinde, alıcının (davacının) teminat miktarını aşan 100.000-USD'ye karşılık 25/12/2015 tarihine kadar 300.000-TL tarihsiz çek göndereceği kararlaştırılmış olup, davalının bu maddeye istinaden davacının 700.000-TL'lik teminat mektubu haricinde 100.000-USD borçlu olduğunu ileri sürdüğü, ancak sözleşme maddesinden bu durumun açıkça anlaşılmadığı, 700.000-TL'yi aşan ilerideki her 100.000-USD'lik alım satım için 300.000-TL'lik çekin teminat olarak verileceği anlamının da çıktığı, davalının daha fazla miktarda alacaklı olduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davacının 700.000-TL tutarlı banka teminat mektubu nedeniyle borçlu olmadığının tespiti talebinin kısmen kabulü ile teminat mektubunun yargılama sırasında davalı tarafça haksız olarak tahsil edildiği anlaşılan 354.493,84-TL'lik kısmının davalıdan istirdadına, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:1-Davacı vekili; müvekkili tarafından muhtelif zamanlarda davalı şirkete makbuz ve imza karşılığında toplam 4.592.830-TL elden ödeme yapıldığını, ödemeleri teslim alan şahısların tamamının davalı şirket çalışanları olduğunu, parayı teslim alan bu şirket çalışanlarının, teslim aldıkları paraları aynı gün davalı şirketin ... Bankası Mersin Hal Şubesi hesabına yatırdıklarını, ancak davalı şirkete ait banka hesap ekstrelerinin celbi taleplerinin mahkemece reddedildiğini, mahkemenin bu şahısları araştırmayarak bu şahıslara yapılan ödemeleri de dikkate almadığını, mahkemece bu ödemelerin mal teslimine karşılık borç ödemesi olarak kabul edilmesinin ise taraflar arasındaki ilişkiye ve ticari teamüllere uygun olmadığını, bu paraların yanında şirket hesabına müvekkili şirket yetkilisi tarafından da muhtelif zamanlarda toplamda 96.128,32-TL yatırıldığını, dekontların tamamının dosyaya sunulduğunu, ancak bu ödemelerin dikkate alınmadığını, müvekkilince davalıya toplamda 1.787.352-TL tutarında çok sayıda çek teslim edildiğini, çeklerin tamamının müvekkili tarafından ödendiğini, davalı şirkete verilen çeklerin listesi ile müvekkiline ait banka hesabından çek bedellerine karşılık yapılan ödemeleri gösterir banka hesap özetinin dosyaya sunulduğunu, ancak bu çekler ve yapılan ödemelerin de hesaplamada dikkate alınmadığını, bilirkişi incelemelerinin yalnızca defterlere işlenen kayıtlara göre yapıldığını, ticari defter ve kayıtlara işlenmemiş ancak müvekkili tarafından yapıldığı sabit olan ödemelerin dikkate alınmadığını, bu şekilde yapılan bilirkişi incelemesinin eksik olduğunu, yapılan ödemelerin her iki tarafın da ticari defterlerinde yer almadığını, davalının ödenen paraların karşılığında müvekkiline mal teslim etmediği için bu hususun ticari defterlere işlenemediğini, 27.12.2012 tarihli sözleşmede, satıcı olan davalının müvekkiline her kutu için 3,5-TL prim ödemeyi kabul ettiğini, bu sözleşmenin sona erdirilmeyerek ek protokollerle yenilendiğini, dolayısıyla sözleşmenin yaz dönemi için sınırlandırılmayarak uygulanmaya devam ettiğini, bilirkişi raporlarında komisyon alacağına ilişkin hesap yapılamamasının, davalı şirketin müvekkiline mal teslim etmemesinden kaynaklandığını, talimat bilirkişi raporunda müvekkili tarafından davalı şirketten 274.000 adet kutu alındığı belirtilmiş olmakla, müvekkilinin teslim aldığı kutular için toplamda 959.000-TL alacağının bulunduğunu, ancak bu hususun ikinci bilirkişi tarafından dikkate alınmadığını, müvekkilinin davalı şirkete çekler de dahil olmak üzere toplamda 8.135.310-TL ödeme yaptığını, buna rağmen müvekkilinin yaptığı ödemeler dikkate alınmadan hüküm verilmesinin somut olaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2-Davalı vekili; öncelikle teminat mektubunun haksız olarak paraya çevrildiği yönündeki tespitin hatalı olduğunu, davacının dava dilekçesinde teminat mektubunun hükümsüzlüğüne karar verilmesini istediğini, yargılama sırasında istirdat talebinde bulunmadığını, buna rağmen istirdat kararı verilmesinin hatalı olduğunu, diğer yandan dava dilekçesinde teminat mektubuna ilişkinin davanın belirsiz alacak davası olduğunun ifade edildiğini, ancak davacının alacak iddiasını rakamları ile ortaya koyduğunu, bu bakımdan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin gerektiğini, diğer yandan davacının istirdat iddiasını ispat edemediğini, davacının ticari defterlerini sunmadan alacak iddiasında bulunmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin alacağının yanlış hesaplandığını, 21.01.2012 tarihli protokolle davalının müvekkiline borçlu olduğunu kabul ettiği gibi, borcun Dolara çevrilerek davalının 500.000-USD borçlu olduğunun belirtildiğini, dolayısıyla davacının borcunun USD'ye çevrilmiş olması nedeniyle müvekkilinin kur farkında dolayı alacaklı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, karşılığında mal teslim edilmediği iddiasıyla avans olarak yapılan ödemelerin iadesi, sözleşmeye dayalı prim alacağının tahsili ile sözleşme gereği davalıya verilmiş olan 700.000-TL bedelli teminat mektubunun hükümsüzlüğünün tespiti ve iadesi istemine ilişkindir. 6100 sayılı HMK'nın 107/1 maddesi gereğince; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukuki ilişki ile asgari bir miktar ya da değer belirterek alacak davası açabilmesi, belirsiz alacak davası ile mümkündür. Belirsiz alacak davasında davacının iddianın genişletilmesi yasağı olmadan ve karşı tarafın rızasına ve ıslaha da gerek kalmaksızın talep sonucunu artırabileceği kabul edilmiş, maddenin gerekçesinde de bu dava ile ilk dava tarihinde zamanaşımının kesileceği belirtilmiştir. Söz konusu hüküm ile alacak miktarının belirsiz olduğu durumlarda davacıya dilerse belirsiz alacak davası, dilerse de kısmi dava açabilme imkanı getirilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.07.2021 tarih 2021/9-485 esas 2021/971 karar sayılı ilamında da; "... davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesinin gerekli olduğu, belirleyememe hâlinin, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanması gerektiği, alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya ise kısmi dava denildiği, bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukukî ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesinin gerekli olduğu, kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılmasının gerekmediği, dava dilekçesindeki açıklamalardan, davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutulması ya da alacağın şimdilik bir miktarının dava edildiği şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu hususun davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayıldığı, belirsiz alacak davası, niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişinin bunu açıkça dilekçesinde belirtmesi gerektiği.." belirtilmiştir. Eldeki davada dava dilekçesinde, davacının avans ödemeleri karşılığında mal teslim edilmediği ileri sürülerek avans olarak ödenen fazla tutarın iadesi ve sözleşmeye dayalı prim alacağı talep edilerek fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuş ve her bir alacak kalemi şimdilik 1.000-TL olarak gösterilmiştir. 700.000-TL tutarlı teminat mektubunun hükümsüzlüğünün tespiti yönünden ise mahkemece yargılama sırasında harç ikmali yaptırılmıştır. Davacının alacak iddiaları bakımından alacak miktarının belirlenmesi mümkün olup, dava dilekçesinde de dava değeri gösterilerek bir miktar alacağın tahsili talep edildiğine göre, davanın kısmi dava olarak açıldığının kabulü gerekmekte olup, davalı vekilinin bu yönde ileri sürdüğü istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Somut olayda; davalı tarafından davacıya muz satışına ilişkin olarak 04.10.2010 tarihli ve beş yıl süreli ürün satış sözleşmesi akdedildiği, bu sözleşmede muz satışına ilişkin esaslar ile davacının borçlarının teminatı olmak üzere davalıya 700.000-TL bedelli banka teminat mektubu verileceğinin hüküm altına alındığı, sözleşme hükmü doğrultusunda davacı tarafça teminat mektubu verildiği, akdedilen 29.10.2011 tarihli sözleşme ile 04.10.2010 tarihli sözleşmenin 10. maddesinde değişiklik yapıldığı, 21.01.2012 tarihli ve 4 yıl süreli sözleşme ile davalı satıcının davacı alıcıya vadesi gelmemiş toplam 246.871-TL tutarlı 5 adet çeki iade edeceğinin, alıcının da satıcıya 63.849-TL ödeyeceğinin, bu işlemler sonucunda alıcının satıcıya olan cari hesap borcunun 500.000-USD'ye çevrildiğinin ve bu borcu alıcının kabul ettiğinin hüküm altına alındığı, 27.06.2012 tarihli ve 01.07.2012-01.09.2012 tarihleri arasında geçerli yaz dönemi anlaşması ile davacı alıcıya kutu başına 3,50-TL prim ödeneceğinin kararlaştırıldığı, 21.01.2012 tarihli sözleşmenin eki olduğu kabul edilen 18.12.2015 tarihli ek protokol ile daha önce verilmiş olan teminat mektubunun süresinin uzatılması ile alıcının satıcıya teminat miktarını aşan 100.000-USD'ye karşılık 25.12.2015 tarihine kadar 300.000-TL bedelli tarihsiz çek vereceğinin kararlaştırıldığı, 21.12.2015 tarihli ve 5 yıl süreli sözleşme ile de yine muz satış esaslarının belirlendiği, sözleşmenin ise alıcının 18.12.2015 tarihli protokoldeki edimlerini yerine getirmiş olması halinde geçerlilik kazanacağının belirtildiği, ticari ilişkinin sona ermesi ile birlikte davacı tarafça davalıya avans olarak harici ödemeler yapıldığı ancak karşılığında mal verilmediği, sözleşmede kararlaştırılan prim alacağının ödenmediği ve ayrıca verilmiş olan teminat mektubunun hükümsüz kaldığı ileri sürülerek işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Tarafların ticari defterlerinin incelenmesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporlarında; davacının ticari defterlerine göre 2015 yılı sonunda davacıya 699.200-TL borçlu olduğu, 2016 yılında teminat mektubu bedeli olarak 26.05.2016 tarihinde yapılan 700.000-TL ödemenin de kaydedilmesi sonucunda davacının kendi defterlerine göre davalıya 25.266,03-TL borçlu olduğu, davalının 05.12.2018 tarihinde teminat mektubu bedelini tahsil ettiği, ancak davacının vergi kaydının 2017 yılında resen terk edilmiş olması nedeniyle bu tutarın defterlerde kayıtlı olmadığı, davacının iddia ettiği para makbuzlarıyla davalıya yapılan elden ödeme toplamının 3.695.095-TL olup, para makbuzu ile yapılan ödeme toplamının ise 444.993-TL olduğu; 21.01.2012 tarihli sözleşmede belirtilen 246.871-TL tutarlı çekin davacıya iadesinin davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, yine aynı sözleşme gereği davacının yapmış olduğu 63.849,82-TL ödemenin kayıtlı olduğu, prim alacağına ilişkin fatura, sevk irsaliyesi ve sair belge bulunmadığından prim alacağı tespitinin yapılamadığı, 18.12.2015 tarihli protokol tarihi itibariyle davalının cari hesap ekstresine göre davacıdan 1.052.162,02-TL alacaklı olduğu, davalının ticari defterlerinde davacıdan 204.493,84-TL alacaklı olduğu, 2016 yılı itibariyle taraf defterlerinin fatura ve ödemeler bakımından birbiriyle örtüştüğü, cari hesap farklılığı 2016 yılı öncesine dayanmakta olup davacının 2010-2014 yılları ticari defterleri ibraz edilmediğinden farkın kaynağının tespit edilemediği, davacının iddia ettiği elden ödemelerin kendi ticari defterlerinde ve davalının ticari defterlerinde de kayıtlı olmadığı, nakit ödeme yapılan kişiler ile davalının SGK dökümlerindeki isimlerin eşleşmediği, davalının teminat mektubunu 05.12.2018 tarihinde nakde çevirdiği, davalının ticari defterlerinde yer alan kur faturasının sözleşme kapsamında ve süresinde düzenlenmediği, 550.000-TL'lik bu tutarın davalının defterlerinde kayıtlı 204.493,84-TL alacağından düşülmesi sonucunda davalının davacıya 345.506,16-TL borçlu olduğu bildirilmiştir. Davacı tarafça 27.06.2012 tarihli sözleşmeye dayalı olarak prim alacağı talep edilmiştir. Sözleşme dönemi 01.07.2012-01.09.2012 olarak belirlenmiş olup, sözleşmede "Aysberg prim: kutu başı 3,50-TL" olarak düzenleme yer almaktadır. Yine sözleşmede, 01.09.2012 tarihinde sözleşme şartlarının tekrar gözden geçirilerek gerekli durumlarda anlaşma şartlarına değişikliğe gidileceği yazılıdır. Sonraki sözleşmelerde prim konusunda herhangi bir düzenleme de yer almadığına göre, sözleşmenin prim hükmünün yine sözleşme başında açıkça belirtilen döneme münhasır olduğunun kabulü gerekmektedir. Tarafların ticari defterlerinde prime ilişkin bir kayıt bulunmadığı gibi, bu dönem satışlarına dair fatura ve irsaliye gibi herhangi bir kayıt ve belge de sunulmamıştır. Bu nedenle davacı vekilinin prim alacağına ilişkin ileri sürdüğü istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davacının diğer alacak iddiası; avans ödemesi niteliğinde davacı çalışanlarına yapılan ödemeler, verilen çeklerin tahsili suretiyle yapılan ödemeler ve yine para makbuzlarıyla yapılan ödemelere dayanmaktadır. Taraflarca imzalanan 21.01.2012 tarihli ürün satış sözleşmesinde; alıcının (davacı) satıcıya (davalı) borcunun sözleşme tarihi itibariyle 915.000-TL olduğu, bu borcun tarafların mutabakatı ile 20.01.2012 tarihli TCMB Dolar satış kuru 1,8297 baz alınarak 500.000-USD'ye çevrildiği, alıcının bu borcuna karşılık satıcıya 300.000-TL tutarında çek ile 700.000-TL tutarında 03.01.2011 tarihli teminat mektubu verdiği, çek ve teminat mektubu toplam tutarı için sözleşmenin devamı sırasında kur artışından dolayı 500.000-USD borcun TL karşılığının 1.000.000-TL'yi geçmesi halinde alıcının satıcıya çek ve 1.200.000-TL'yi geçmesi halinde ise teminat mektubu vereceği kararlaştırılmıştır. Dolayısıyla bu sözleşme tarihi öncesi işlemlere ilişkin olarak taraflarca borcun belirlenerek mutabık kalındığı anlaşılmakta olup, bu tarih öncesi makbuz ve ödeme kayıtlarının incelenmesine gerek bulunmamaktadır. Ancak ticari ilişki 21.01.2012 tarihi sonrasında da devam etmiştir. Bu nedenle sonraki döneme ilişkin olarak öncelikle davacının avans ödemesi karşılığında mal verilmediği iddiasına bağlı olarak davalının BS formları sunulmuş olmasına rağmen, davacının uyuşmazlık dönemine ait BA formlarının getirtilmemiştir.Davacının iddia ettiği ödemeler tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olmayıp, davacı tarafça, davalının istemi üzerine kayıt dışı ödemeler yapıldığı ileri sürülmüştür. Söz konusu ödemeler ticari defterlerde kayıtlı olmasa da, ödemenin davalı şirkete yapıldığının tespiti halinde ödeme olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Ancak mahkemece söz konusu ödemeler bakımından gerekli inceleme yapılmadığı gibi, ödemelerin kabul edilmemesi nedenleri de gerekçede gösterilmemiştir.Bu kapsamda bilirkişi raporunda elden ödemelerde adı geçen kişilerin davalı şirketin SGK kayıtlarında yer almadığı tespiti yapılmış ise de, sunulan SGK çalışan kayıtları davalının Kartepe/Kocaeli işyerine aittir. Oysa davacı tarafça bu kişilerin davalının Erdemli/Mersin şubesi işyeri çalışanları olduğu ileri sürülerek ödeme makbuzlarında yer alan bir kişiye ait SGK kaydı da sunulmuştur. Gerçekten de sunulan bir kısım ödeme belgelerinde davalı şirketin Erdemli şubesine ait kaşesinin kullanıldığı, kaşede Erdemli şubesinin vergi numarasının da bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle davalı şirketin ödeme tarihlerindeki Erdemli şubesi iş yerindeki çalışanlarına ait SGK kayıtları getirtilerek ödeme belgelerinde adı geçen bu kişilerin davalı şirketin çalışanları olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Davacı tarafça bu ödemelerin davalı çalışanları tarafından davalının ... Bankası Mersin Hal Şubesi hesabına yatırıldığı ileri sürülmesine rağmen, söz konusu banka hesap özeti getirtilerek bu iddianın araştırılması gerekmesine rağmen mahkemece bu yönde bir işlem yapılmamıştır. Ayrıca davacı tarafça çekle yapılan ödemelere ilişkin olarak davalıya verilen çeklerin listesi ile davacının banka hesap özeti sunulmasına rağmen bu hususta da herhangi bir inceleme yapılmamıştır.Söz konusu çeklerin davalıya verilip verilmediği, davalı tarafça ciro veya tahsil edilip edilmediğinin tespiti ile sonucuna göre bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Davalının ticari defterinde yer alan kur farkı faturası, davacının defterlerinde kayıtlı değildir. Ancak kur farkı istenebilmesi için bu konuda fatura düzenlenmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Kur farkı alacağının dayanağı olan 21.01.2012 tarihli ürün satış sözleşmesinde, sözleşme tarihi itibariyle davacı alıcının davalı satıcıya olan borcunun 915.000-TL olduğu kabul edilerek o günkü kur üzerinden çevrilerek 500.000-USD olduğu kabul edilmiş, alıcının bu borcuna karşılık satıcıya 300.000-TL tutarında çek ile 700.000-TL tutarında 03.01.2011 tarihli teminat mektubu verdiği belirtilerek, sözleşmenin devamı sırasında kur artışından dolayı 500.000-USD borcun TL karşılığının 1.000.000-TL'yi geçmesi halinde alıcının satıcıya ilave çek ve 1.200.000-TL'yi geçmesi halinde ise ilave teminat mektubu vereceği kararlaştırılmış olup, sözleşmenin bu hükümleri doğrultusunda davalı satıcının davacıdan kur farkı alacağı talep edebileceği kabul edilmelidir. Bu nedenle mahkemece davalının kur farkı alacağının bulunup bulunmadığının tespiti gerekirken yazılı gerekçeyle kur farkı alacağı istenemeyeceğinein kabulü doğru görülmemiştir. Davacının diğer talebi teminat mektubunun hükümsüzlüğünün tespiti ve iadesi istemine ilişkin olup, teminat mektubunun yargılama sırasında tazmin edilerek davalı tarafça mektup bedelinin tahsil edildiği anlaşılmaktadır. Hükümsüzlüğün tespiti istemi, borçlu olunmadığının tespiti istemini de kapsadığından, yargılama sırasında mektup bedelinin tahsili sonucunda istemin istirdata dönüştüğünün kabulü yerindedir. Ancak söz konusu teminat mektubu davalıya davacının borçlarının teminatı olarak verildiğinden, bu istem bakımından yukarıda belirtilen eksiklikler giderildikten sonra sonuç olarak davacının davalıya mektubun teminat altına aldığı bir borcunun bulunup bulunmadığının, teminat mektubunun haksız olarak paraya çevrilip çevrilmediğinin tespiti ile sonucuna göre bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Diğer yandan teminat mektubu bedeli bakımından mahkeme gerekçesinde 345.506,16-TL'nin istirdatına karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen, hükümde 354.493,84-TL'nin tahsiline karar verilerek gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturulması da usule aykırıdır. Bu nedenle yukarıda açıklanan tespit ve değerlendirmeler doğrultusunda belirtilen eksiklikler giderildikten sonra gerekirse aynı bilirkişi heyetinden ek rapor alınmak suretiyle bir sonuca gidilmelidir. Açıklanan nedenlerle; uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle, davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak, davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurularının kabulüne; İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 16/12/2020 Tarih 2018/815 Esas - 2020/1085 Karar sayılı hükmün HMK'nın 353(1)a-6 gereği KALDIRILMASINA; Davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine Davacı tarafından yatırılan 59,30-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Davalı tarafından yatırılan 6.053,87-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 353(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 07/12/2023
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:55:38