İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/1103 E. 2024/517 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2018/1103
2024/517
29 Mayıs 2024
T.C. İstanbul Anadolu 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO :2018/1103 Esas
KARAR NO:2024/517
DAVA: Tazminat (TTK 122 Maddesi Uyarınca )
DAVA TARİHİ:16/02/2016
KARAR TARİHİ:29/05/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (TTK 122 Maddesi Uyarınca) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin------- yılından beri deri kimyasalları ithalat, pazarlama ve satış İşi ile iştigal etmektedir. Müvekkil ile davalı şirket arasında ---- yılından başlayarak ------ ekim ayı ortalarına kadar devam eden ve davalıya ait çeşitli markalı deri kimyasalı ürünlerinin ------- pazarındaki satış ve pazarlaması bakımından müvekkile distribütörlük/tek satıcılık hak ve sıfatı veren bir sözleşme ilişkisi mevcut olduğunu, bugüne kadar gelinen süreçte, taraflar arasındaki distribütörlük-tek satıcılık sözleşmesi gereğince müvekkil şirket bu sıfatının sonucu ve gereği olarak bahse konu malların tanıtımı, satışı, -------pazara girmesi ve bu pazarda pay sahibi olması için oldukça ciddi ticari faaliyetler yürütmüş, ürünler ve müşteri çalışmaları için önemli miktarda yatırımlar yaparak laboratuar kurmuş, gösterdiği yoğun çaba, yaptığı yüksek miktarlı yatırım ve başarılı pazarlama yöntemleri ile ürünlere pazar oluşturmuş, bu ürünlerin ülke piyasasında ciddi bir yere gelmesini ve geniş bir müşteri portföyüne ulaşmasını sağlamıştır. Zira bahse konu ürünler bu süreçte sadece müvekkil şirket vasıtasıyla ülkeye gelmiş ve piyasaya sürüldüğünü, Bu duruma paralel biçimde, taraflar arasındaki ticari ilişki karşılıklı güven ve iyi niyet çerçevesinde yürümüştür. Hal böyle iken, -------- başlarından itibaren davalı şirket tarafından bahse konu tek satıcılık/distiribütörlük sözleşmesi ilişkisine ve hukuka açıkça aykırı biçimde, müvekkil şirketin siparişlerine cevap verilmemeye başlanmış ve sipariş edilen mallar gönderilmemiş, müvekkilin tüm yazışma ve çalışmalarına rağmen durum değişmediğini, Halihazırda davalı tarafından müvekkil şirkete gönderilen ve fakat müvekkilin sipariş ettiği ancak davalı şirket tarafından haksız biçimde gönderilmemiş bulunan başka mallar nedeniyle atıl duruma düşmüş, gönderilmeyen mallar nedeniyle ekonomik bir değeri oluşmamış, ciddi miktarda mal da müvekkil şirket deposunda kalmıştır. Bu nedenle de müvekkil şirket büyük zarara uğramış durumdadır. Davalı şirket ekte listesi ve suretleri bulunan faturalardan da anlaşılacağı üzere bu malların toplam bedeli olan------ müvekkile ödemek durumundadır, davalı şirketin sözleşmenin feshine yol açan işbu haksız ve hukuka aykırı eylemleri neticesinde, müvekkil şirket önemli miktarda kâr kaybına maruz kalmıştır. Zira müvekkil şirket, ciddi yatırımları ve çalışmaları ile ülke pazarında önemle bir pazar payına ulaşmış ve bu işten elde ettiği gelir de buna paralel gerçekleştiğini, davacı şirket, taraflar arasında uzun yıllardır devam eden distribütörlük ilişkisinin süreceği düşüncesiyle, müşterileri ile ticari ilişkiler kurmuşken ve bu sayede Önemli ölçüde kâr elde edecekken, davalının haksız eylemleri sonucu sözleşmeyi feshetmek durumunda kalmış ve önemli miktarda kâr kaybı yaşadığını, Anılan ve resen öngörülecek gerekçelerle, müvekkil şirket ile davalı şirket arasındaki distribütörlük sözleşmesinin haklı feshi nedeniyle, fazlaya dair haklarımız saklı kalmak kaydı ile şimdilik, 285.267- Euro müşteri(portföy) tazminatı ve müvekkilin elinde kalan malların değeri olan 152.014- Euro olmak Üzere toplam 437.281- Euro'nun davalıdan dava tarihinden itibaren işleyecek, 3095 sayılı kanun gereğince bankaların döviz mevduat hesaplarına uyguladıkları en yüksek faiz oranında faizi ile birlikte tahsiline, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA; Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında herhangi bir yazılı sözleşme bulunmadığı ve herhangi bir şekilde taraflar arasındaki uyuşmazlıkta yetkili mahkeme yeri belirlenmemiş bulunduğu göz önüne alınarak; MÖHUK 40. Madde ve HMK 6. Madde amir hükümleri gereği söz konusu davanın görüleceği yer Davalı Şirketin ikametgahının bulunduğu --------mahkemeleri olduğunu, Mahkemenin yetkisiz olduğunu, bu nedenle davanın esasına girilmeksizin davanın usul hukuku açısından yetki bakımından reddi gerektiğini , ayrıca davacıyla davalı arasında distiribütörlük veya tek satıcılık adı altında her hangi bir sözleşme bulunmadığını , davanın haksız ve kötü niyetle açıldığını , davacı siparişi üzerine satın aldığı ve deposunda bulunan malların bedelini talep etmesinin hiç bir hukuki dayanağının bulunmadığını da belirterek davanın esastan reddini istemiştir .
İNCELEME VE GEREKÇE;Dava; 6102 sayılı TTK'nun 122.maddesi uyarınca Denkleştirme Tazminatı talebidir.Taraflar arasında geçmişe dayalı deri kimyasalları ithalatı pazarlaması ve satış işi ile ilgili ticari ilişki bulunduğu, güven ilişkisi çerçevesinde ticari ilişkinin uzun yıllar devam ettirildiği, 2015 yılından itibaren davalı şirket tarafından siparişlere cevap verilmemeye başlandığı ve bunun akabinde sipariş edilen ürünlerin gönderilmediği, her iki taraf arasında yazılı bir distribütörlük/ tek satıcılık sözleşmesinin bulunmadığı ancak bu durumun bir zorunluluk olmadığı belirtilerek taraflar arasında olduğu iddia edilen belirsiz süreli olan distribütörlük/tek satıcılık sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle TTK'nun 122.maddesi uyarınca sözleşmeden kaynaklanan portföy tazminatı ile ellerinde kalan malların değerinin davalı tarafından tahsili talebidir.
Uyuşmazlık; taraflar arasında geçmişe dayalı ticari ilişki olup olmadığı, bu ticari ilişkinin 6102 sayılı TTK'nun 122.maddesinde belirtilen distribütörlük/tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olup olmadığı, bahse konu sözleşmenin yazılı şekle bağlı olup olmadığı, bunun yanında yazılı şekil şartı aranmaz ise de ispat şartı olarak yazılı sözleşmenin bulunup bulunmadığı, belirsiz süreli olduğu iddia edilen distribütörlük/tek satıcılık sözleşmesinin davacı tarafından haklı olarak feshedilip edilmediği, tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı elde kaldığı iddia edilen ürünlerin bedelinin talep edilip edilmeyeceği noktasındadır. Dava şartı olarak Türk Mahkemesinin yetkisi resen incelenmiş olup,-------- bu anlamda oldukça yol gösterici niteliktedir.Öncelikle akdi ilişkinin varlığı davalı yanca inkar edildiğinden MÖHUK 32. Madde uyarınca akdin varlığının ispatından ayrı olarak iddia edilen sözleşme ilişkisine göre akdin varlığı kanıtlandığında hangi mahkeme yetkili olacaksa inceleme ona göre yapılacaktır. Davacının iddia ettiği ve davalı yanın inkar ettiği sözleşme " tek satıcılık" sözleşmesidir.Bu ilişkinin ispatından bağımsız olarak ; varlığı kabul edildiğinde----- Mahkemelerinin yetkili olup olmadığı yukarıda esas ve karar nosu bildirilen içtihatta ayrıntılı açıklanmıştır. Buna göre ----Öncelikle, dava konusu uyuşmazlık yabancılık unsuru taşıdığından 5718 sayılı MÖHUK’nın yetkiye ilişkin düzenlemelerine değinmekte yarar vardır.------ yabancı unsurlu davalarda ne zaman yetkili, ne zaman yetkisiz olacağı meselesi 5718 sayılı MÖHUK’da düzenlenmiştir. ------milletlerarası yetkisini düzenleyen temel kanun MÖHUK’da, konuya ilişkin bir genel kural ve birden çok özel kural öngörülmüştür.Milletlerarası yetki konusuna ilişkin genel kural, MÖHUK’nın 40. maddesinde yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca, yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder. Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisine ilişkin özel kurallar ise, MÖHUK’nın 41 ilâ 46. maddelerinde yer almaktadır. Bu maddelerde, yabancılık unsuru taşıyan bazı hukukî işlem ve ilişkiler bakımından Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi doğrudan düzenlenmiştir -----------MÖHUK’nın “Sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde uygulanacak hukuk” başlığını taşıyan 24. maddesi ise;
(1) Sözleşmeden doğan borç ilişkileri tarafların açık olarak seçtikleri hukuka tâbidir. Sözleşme hükümlerinden veya hâlin şartlarından tereddüde yer vermeyecek biçimde anlaşılabilen hukuk seçimi de geçerlidir.
(2) Taraflar, seçilen hukukun sözleşmenin tamamına veya bir kısmına uygulanacağını kararlaştırabilirler.
(3) Hukuk seçimi taraflarca her zaman yapılabilir veya değiştirilebilir. Sözleşmenin kurulmasından sonraki hukuk seçimi, üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak kaydıyla, geriye etkili olarak geçerlidir.
(4) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanır. Bu hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad meskeni hukuku, ticarî veya meslekî faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edilir. Ancak hâlin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşme, bu hukuka tâbi olur.”şeklinde düzenleme içermektedir.
Bu noktada belirtmek gerekirse, 6100 sayılı HMK’nın genel yetkili mahkeme başlıklı 6. maddesi;
“Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.”şeklindeki düzenlemeyi içermektedir. Yine aynı Kanun’un sözleşmeden doğan davalarda yetki başlıklı 10. maddesi “Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.”; haksız fiilden doğan davalarda "yetki" başlıklı 16. maddesi ise “Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.”
hükümlerine haizdir.Yetkiye ilişkin somut uyuşmazlığın çözümü bakımından mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 57 vd. maddelerinde düzenlenen “haksız rekabet” ile tek satıcılık sözleşmesinin tanım ve unsurları ile bu tür sözleşmelerde uygulanacak yetki kurallarına da kısaca değinmekte yarar vardır.Haksız fiilin bir türü olan ve zamanla ayrı bir müessese hâline gelen haksız rekabet, sadece işletmelerin ve rakiplerin değil, müşteriler başta olmak üzere tüm piyasa katılımcılarının ve kamunun da menfaatini gözeten, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamayı ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemeyi amaçlayan bağımsız bir hukuki müessesedir --------Tek satıcılık sözleşmesi ise, borçlar hukukunda düzenlenen, isimsiz sözleşme türleri arasında yer alan, özellikle ticari hayatta ve bu nedenle de rekabet hukukunda sıkça karşılaşılan sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile yapımcı, ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belirli bir coğrafi bölgede inhisari olarak satmak üzere sadece tek satıcıya gönderme yükümlülüğünü, buna karşılık tek satıcı da sözleşme konusu malları kendi adına ve kendi hesabına satarak bu malların sürümünü arttırmak için faaliyette bulunmak yükümlülüğünü üstlenir -------
Tek satıcının yükümlülüklerini başka bir şekilde açıklamak gerekirse, tek satıcılık sözleşmelerinde tek satıcının asgari alım, sürümü arttırmak için faaliyette bulunma, bilgi verme, müşteri hizmetlerini yerine getirme, yapımcının menfaatlerini koruma, sır saklama, rekabet yasağı gibi yükümlülükleri bulunmaktadır --------Tarafların tek satıcılık sözleşmesinde yetkili hukuk belirlememiş olmaları hâlinde, yetkili hukuk objektif bağlama kurallarına göre hâkim tarafından belirlenecektir. MÖHUK 24/4’e göre tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanır ve bu hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutat meskeni hukuku, ticarî veya meslekî faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun iş yeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok iş yeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan iş yeri hukuku olarak kabul edilir. Ancak hâlin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşme, bu hukuka tâbi olur. Tek satıcılık sözleşmeleri tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olması sebebiyle, burada uygulanacak hukukun tespiti açısından ağırlıklı edim yani karakteristik edimin tespiti gerekir. Bir sözleşmedeki karakteristik edim, o sözleşmeyi diğer sözleşmelerden ayıran, o sözleşmeye kendine has bir özellik veren yani sözleşmeye ayırt edicilik katan edimdir. Tek satıcılık sözleşmesinde karakteristik edim ise tek satıcının edimi olduğu doktrinde ve içtihatlarda neredeyse birlik hâlinde kabul edilmektedir ---------Sıfata ilişkin uyuşmazlığın çözümü bakımından davada sıfat kavramından kısaca bahsedilmesi gerekir."
Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; davalı yabancı uyruklu şirketin merkezi İtalya 'da olan İtalyan şirketi olduğu hususu uyuşmazlık dışı olup, uyuşmazlığın yabancı unsur içermesi karşısında bu davalının yetki itirazının yukarıda anılan yasal düzenlemeler çerçevesinde ele alınması gerektiği kuşkusuzdur. Davacı şirket ile davalı yabancı şirket arasındaki sözleşme hukuki niteliği bakımından tek satıcılık sözleşmesi inceleme konusu olup ,davacı şirket tarafından haklı nedenle fesih iddiası bulunması ve bunun yanında TTK 122 maddesi gereği tazminat ve elde kaldığı iddia edilen malların bedeli talep edilmiş olup MÖHUK 40. maddesinin atıfta bulunduğu HMK'nın 10. maddesinde düzenlenen sözleşmeye ilişkin özel yetki kuralı uygulanacaktır. Bu madde hükmüne göre sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir. MÖHUK'nın 24. maddesinin 4. fıkrasında ise tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanacağından ve bu hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutat meskeni hukuku, ticarî veya meslekî faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun iş yeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok iş yeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan iş yeri hukuku olarak kabul edilir. Eldeki davada, taraflar arasındaki sözleşme tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olup, bu tür sözleşmelerde tek satıcının edimi karakteristik edim olarak kabul edildiğinden, karakteristik edimin ifa yeri de -----yargı yetkisine haizdir. Portföy (müşteri) tazminatının kabul edilebilmesi için TTK. 122/5' te tek satıcılar için özel bir düzenleme yapılmıştır. '' Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır.'' Tek satıcı statüsündeki bayilerin/ distribütörlerin portföy tazminatına hak kazanması için acenteler için öngörülen kriterlere ek olarak yeni kriter getirmiştir. Talep, hakkaniyete aykırı düşmemeli, sözleşme bayiye/distribütöre tekel hakkı vermiş olmalıdır.
Tek satıcılık sözleşmesi; sui generis sözleşmeler arasındadır. Tek satıcılık sözleşmesi, kanunda düzenlenen bir sözleşme olmadığından herhangi bir şekil şartıda öngörülmemiştir. Ancak ispat açısından yazılı şekilde yapılmalıdır.Tek satıcılık sözleşmesinin esaslı unsurlarının ne olduğu hususu da kısaca değerlendirildiğinde; Sözleşmeye konu ürünler bakımından coğrafi bir bölgede inhisar sahibi olmak, bir diğer ifade ile, münhasır bir satış bölgesine sahip olmak, tek satıcılık sözleşmesinin en önemli unsurudur. Ayrıca, sözleşmeye konu ürünlerin sürümünü arttırma yükümlülüğü de tek satıcılık sözleşmesinin önemli unsurlarından birisidir. Sürümü arttırma faaliyeti, reklam yapma yükümlülüğünü ve dolayısıyla üreticinin markasına olan güvenin arttırılması ve tüketicinin bu mallar hakkındaki düşüncesinin olumlu yönde gelişmesinin sağlanmasını da kapsamaktadır. Tek satıcının, sözleşmeye konu ürünlerin satımında tüm riskleri kendisine ait olarak satması, örneğin belirli dönemlerde belirli oranda ürün alma zorunluluğu, kendi nam ve hesabına stok yapma zorunluluğu da tek satıcılık sözleşmesinin önemli unsurlarındandır. 6098 Sayılı TBK.nun 19/1 Maddesinde;''Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır,'' hükmü düzenlenmiştir.
Doktrinde de benimsendiği üzere tek satıcılık sözleşmesi, yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, çerçeve niteliğinde ve sürekli öyle bir sözleşmedir ki, bununla yapımcı, ürünlerin tamamını veya bir kısmını belirli bir bölgede tekele sahip olarak satmak üzere tek satıcıya bedeli karşılığında göndermeyi, buna karşılık tek satıcı da, sözleşme konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunmayı yükümlenir," şeklindeki ifadeler ile bir sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi için gerekli unsurlar belirtilmiştir. Her ne kadar uygulamada taraflar farklı ifadeler kullansalarda hakim,TBK. 19 madde gereğince sözleşmeyi nitelendirirken tarafların kullandıkları sözcük ve ifadelerle bağlı değildir.--------Somut olayda ;dosya içerisine hükme esas alınan ---- tarihli teknik bilirkişi heyet raporu alınmıştır. Davacı tarafın ---- ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi sonucu açılış ve kapanış tasdiklerinin yerinde olduğu, bu haliyle davacı taraf lehine delil kabiliyetinde bulunduğu tespit edilmiştir. Yapılan yargılama sonucu; davacının talebi taraflar arasında yazılı olmayan ancak geçmişe dayalı ticari ilişki sonucu olduğu iddia edilen distribütörlük/tek satıcılık sözleşmesi uyarınca belirsiz süreli sözleşmenin davacı tarafından haklı nedenle feshi nedeniyle 6102 sayılı TTK'nun 122.maddesi uyarınca tazminat talebi olarak acente olan davacının son beş yıllık faaliyet raporları sonucu komisyonlarının ortalaması esas alınarak tazminat talebi ile sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin tespiti ve elinde kalan ürünlerin bedelinin tahsili talebidir. 6102 sayılı TTK'nun 122(2) "Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz."6102 sayılı TTK'nun 122(4) "Denkleştirme isteminden önce vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir."
Somut uyuşmazlıkta dava dilekçesinde belirtildiği şekilde davalı tarafından 2015 yılından itibaren davacı firmanın yani acentenin siparişlerine cevap verilmediği ve 16/02/2016 tarihinde dava açıldığı tespit edilmekle bir yıl içerisinde istemin ileri sürüldüğü tespit edilmiştir.Taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesinin yazılı olarak bulunmadığı; kanunen bu sözleşmenin şekil şartına bağlı olmaması nedeni ile yazılı sözleşme olmaması geçerlilik şartı olmamakla birlikte; iddia edilen sözleşme ve hükümleri ile yasanın tek satıcılık sözleşmesine bağladığı koşullar ve sözleşmenin feshi halinde taraflara verilen haklar gözetildiğinde ; genel çerçeve sözleşmesinin tüm unsurlarının bilinebilir ve yorumlanabilir olması gerekmektedir.
Asıl uyuşmazlık; her iki taraf arasında yazılı bir distribütörlük/tek satıcılık sözleşmesinin şekil şartı olarak bulunması gerekip gerekmediği, bunun yanında eğer gerekmiyor ise ispat şartı olarak yazılı bir sözleşmenin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacı tarafın kabulünde de bulunduğu üzere iki taraf arasında "Yazılı" bir şekilde distribütörlük/tek satıcılık sözleşmesinin bulunmadığı sabittir. Davacının talepleri TTK'nun 122.maddesi uyarınca portföy tazminatı olduğundan şekil olarak ilgili maddede yer alan taleplerin istenebilmesi için yazılı bir akdi ilişki şarttır.-------- distribütörlük/tek satıcılık sözleşmesi uyarınca yani acente sözleşme konusu malları satın alma yükümlülüğünde, aldığı malların satışını artırma, belirli bir bölgede satma, borç altına girmekte, bunun yanında acente ------- Bölgesinde sözleşme konusu malları tek elden satma yani tekel hakkı verilmekte, madde uyarınca belirtilen müvekkil ise acentenin sipariş ettiği malları acenteye gönderme ve bu malları konu edilen satım sözleşmeleri akdetme borcu altına girmektedir. Taraflar arasındaki ilişkilerin incelenmesi sonucu bir ticari ilişki olduğu aşikardır. Mal alım ve satışı olduğu sabittir. Ancak bu durumun TTK'nun 122.maddesinde yer alan acentenin, müvekkilden portföy tazminatı adı altında tazminat isteyebilmesi için ispat aracı olarak yazılı bir sözleşmenin bulunması şarttır. Aksi halde taraflar arasındaki ilişki alıcı ve satıcı konumunda kalacak olup bundan dolayı da TTK'nun 122.maddesine dayanılarak portföy tazminatı talep edilemez.
Dosya içeriğinin incelenmesi sonucu ve davacının da kabulünde olduğu üzere davalı firma tarafından acente sıfatıyla distribütörlük/tek satıcı olarak Türkiye Bölgesinde-------verildiğine ilişkin "Yazılı" bir sözleşme sunulamamıştır. TTK'nun 122.maddesi uyarınca distribütörlük/tek satıcılık sözleşmesi uyarınca portföy tazminatı talep edebilmek ve bu maddeye dayalı diğer talepleri için ispat olarak akdi ilişkinin kurulmuş olması şarttır. Ve davacı tarafından da akdi ilişki ispat edilememiştir. Davacının talepleri Belirsiz Süreli Tek Satıcılık Sözleşmesinin haklı olarak feshi nedeniyle portföy tazminatı ve bunun yanında elinde kalan malların ekonomik değerini yitirmesi nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararların tazmini olduğundan ve gerekçe olarak gösterilen TTK'nun 122.maddesi uyarınca tazminat talepleridir. Bu haliyle taraflar arasında TTK'nun 122.maddesinin ispat şartı olarak elzem olan "Yazılı Sözleşme" olduğu ispat edilemediğinden ve davacının talepleri TTK'nun 122.maddesine dayandığından açılan davanın reddi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
İspat edilemeyen davanın REDDİNE,
-
Alınması gerekli karar harcı 427,60TL 'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 24.696,32TL harcın mahsubu ile artan 24.268,72 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halide davacıya iadesine,
-
Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
-
Davalı tarafından yapılan 43,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
-
Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. 13 maddesindeki esaslara göre belirlenen 187.684,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
-
Taraflarca dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde Hukuk Muhakemeleri Kanununun 333.maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine,
İlişkin olarak taraf vekillerinin yüzüne karşı oy birliği ile verilen kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde--------- Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 29/05/2024
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:39:27