SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/618 E. 2024/562 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

Daire / Kategori

Mahkeme Kararı

Esas No

2017/618

Karar No

2024/562

Karar Tarihi

10 Temmuz 2024

T.C.

İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2017/618 Esas

KARAR NO: 2024/562

DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)

DAVA TARİHİ: 26/05/2017

KARAR TARİHİ: 10/07/2024

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :

İDDİA: Davacı vekili 26/05/2017 tarihli dava dilekçesinde özetle;

Müvekkili ... 25/01/2015 tarihinde ----------- Hastanesi, Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Polikliniğinde küçük ... dünyaya getirdiğini, Hasta Öyküsü: Müvekkili ... daha önce 2 doğum ve 1 düşük yaptığını, -------- yaşında doğum ve gebelik konusunda yaşı ve yaşadıkları ile orantılı olarak tecrübe sahibi olduğunu, daha önceki gebeliklerinde olduğu gibi bu gebeliği döneminde de kendine yeterli şekilde bakan anne ..., yaşadıkları yere rutin kontrole gelen Aile hekimliği personelinin denetimi ve gözetimi altında yapması gerekenleri yaptığını, sağlıklı bir gebelik geçirdiği düşüncesi ile başka bir sağlık kuruluşuna gitmediğini, gebeliğinin sonunda yaşadığı ilçe olan -------- yeterli ekipman ve sağlık personeli olmayacağı fikri ile daha kapsamlı olan --------- Hastanesine gittiğini, 25.01.2015 tarihinde sezeryan ile müvekkili küçük -------- dünyaya getirdiğini, doğduğunda çok zayıf ve küçük olan müvekkili küçük --------- için hastanede 2 gün kalındığını, küçük bebek ---------, zayıflığı ve küçüklüğü nedeniyle -------- Hastanesinde görevli Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanı ---------- muayene ettirildiğini, bu muayene ile küçük ---------- damak derinliği ve küçük dil yokluğunun doktor tarafından teşhis edilmediğini, topuk kanının alındığı anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu söylenerek müvekkili anne ---------- ve küçük --------- taburcu edilerek evlerine gönderildiğini, gerek aile hekimliğinin yaptığı kontroller ve gerekse de doğum sonrası --------- Hastanesindeki kontrollerden sonra kendilerine herhangi bir sorun olmadığı söylenen aile, bebeklerinin 5-6 aylık olmasına rağmen yeterince gelişmediği, yeterli harekete sahip olmadığı, düzgün emmediği, bebeğin başını tutamadığını, sürekli yüksek ateş rahatsızlıkları olduğunu görünce tekrar tekrar --------- Hastanesine gittiklerini, --------- muayene olduklarını, doktorun yaptığı muayene sonunda bu defasında da yine sorunu teşhis edemediğini, sorunun kansızlıktan kaynaklandığını söyleyerek ve kan ilacı vererek çocuğu taburcu ettiğini, bebekte sayılan anormal durumların kan ilacına rağmen ve defalarca --------- kontrole gitmesine rağmen devam edince müvekkillerinin çocuk bir yaşıma geldiğinde -------- hastaneye gittiklerini, ---------- muayene neticesinde, müvekkili küçük ---------, Epilepsi hastası olduğu, gelişim geriliği bulunduğu, ağır mental gerilik rahatsızlığı olduğu, işitme ve görme engelli, damağında derinlik olduğu, bu nedenle beslenemediği ve ayrıca küçük dilinin de olmadığı teşhisleri konulduğunu, normal ve sağlıklı bir gebelik ile yine normal ve sağlıklı bir bebek dünyaya getirdiğini düşünen müvekkili ebeveynlerin, yukarıda izah edilen teşhisler karşısında gerek yaşadıkları bölge ve gerekse de olmayan maddi imkânları ile gidebilecekleri her yere gittiklerini, tüm imkânlarını seferber etmelerine rağmen yukarıda belirttikleri üzere işitmeyen, görmeyen, yiyip içemeyen tamamen felçli bir çocuk ile yaşamak zorunda kaldıklarını, müvekkili küçük ---------, halen --------- merkezine götürülmekte ve burada eğitim ve rehabilitasyon hizmeti aldığını, Davanın Yasal Dayanağı 21.07.2010 tarih ve --------- sayılı -------- yayımlanan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartların sigortanın konusu başlıklı a.1. Bölümünde "Bu sigorta sözleşmesi 1219 sayılı Kanunun Ek 12 nci maddesi çerçevesinde, serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların; poliçede belirtilen mesleki faaliyeti ifa ederken sözleşme tarihindeki 10 yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine ve bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar. Ancak 10 yıllık dönemin başlangıcı 30/07/2009'u geçemez" hükmüne amir olduğunu, Doktorun Kusuru Ve Sorumluluğu, Bu hüküm kapsamında somut olayda Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı ---------- kamu kuruluşunda çalışan tabip olduğu, müvekkiline müdahalesinin mesleki faaliyet kapsamında bulunduğu, bu mesleki faaliyetin icrası sırasında vereceği zararların teminat kapsamında olduğunun açık olduğunu, bilindiği üzere doğum sonrası bebeğin hastanede Çocuk Hastalıkları Uzmanınca görüldüğü, topuk kanı alındığı, gerekli kontrolleri ve testlerinin yapıldığı ve çocuğun gelişiminin kontrolü için gün verildiği, ancak --------, doğum sonrasında küçük müvekkilini muayene etmiş olmasına ve yine müvekkillerinin bebekleri 5-6 aylık olmasına rağmen yeterince gelişmediği, yeterli harekete sahip olmadığı, düzgün emmediği, bebeğin başını tutamadığını, sürekli yüksek ateş rahatsızlıkları şikayetleri ile kendisine daha sonra gitmiş olmasına rağmen çocukta her hangi bir anomali tespit etmemiş ve tedbir almadığını, I. Doğum sonrası yapılan ilk kontrolde bebeğin damak derinliği ve küçük dilinin olmadığını teşhis edip tedavi için gerekli adımları atmadığını, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanı olan Doktor ----------- bebekteki bu eksikliği derhal fark edip bebeğe yapay damak takarak beslenmesini sağlaması gerektiğini, doktorun bunu yapmadığı için çocuğun düzgün ve yeterli beslenemediğini ve beslenememesinden kaynaklı bir çok rahatsızlık meydana geldiğini, II. Daha sonra hareketsizlik, başını dik tutamama ve yüksek ateş şikayetleri ile ilgili doğru ve yerinde teşhis ile tedavi uygulamayarak bebeğin ateşli havale sonrası maruz kaldığı rahatsızlıklara sebebiyet verdiğini, III. Epilepsi hastası olan bebeğin görme testleri ile işitme testlerini yapıp henüz erken zamanda aileye gerekli bilgiyi vermemesi ve zamanında ve yeterli tanı ile tedaviyi gerçekleştirmediğini ve yine tespit edilecek diğer mesleki kusurları nedeniyle dava konusu zararların doğmasına yol açtığını ve böylelikle yasa kapsamında sorumlulukları doğduğunu, Meydana Gelen Zarar, davalı ... şirketinin selefi doktorun mesleki faaliyetleri sırasında kusurlu hareketlerle, müvekkili küçük ... Epilepsi, Ağır mental rahatsız, işitme ve görme engelli, yatalak, damak derinliği olan ve küçük dili bulunmayan bir hasta / engelli olmasına sebebiyet verdiğini, müvekkillerinin maddi zararlarının yanında her üç müvekkilinin kişisel değerlerinde eksilme meydana gelerek manevi zararlara uğramışlardır, müvekkillerinden anne ve baba ömür boyu yaşayacakları özürlü çocuğun sahibi olmaktan duydukları, müvekkili çocuğun ise bizzat bu özrü yaşaması nedeniyle duyacağı elem ve ıstırapın tanımlanamaz boyutta olduğundan bahisle müvekkili baba ... için 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinde itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine, müvekkili anne ... için 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinde itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine, müvekkili küçük ... için 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinde itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik her bir müvekkili için 1.000,00 TL olmak üzere toplam 3.000,00 TL maddi tazminatın fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalı yandan alınarak müvekkillerine verilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA:

Davalı vekili 20.03.2018 tarihli cevap dilekçesinde özetle;

Usule İlişkin İtirazlar, Görev Ve Husumet İtirazı, Davacının dava dilekçesinde detaylarını belirtmiş olduğu doğumun ------------ Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Polikliniğinde gerçekleşmiş olup, kamu ve üniversite hastanelerinde gerçekleşen ameliyat ya da tedavi aslında idari bir eylem olduğunu, anılan doğum operasyonunun gerçekleşmiş olduğu hastane bir kamu hastanesi olduğu için burada gerçekleşen tedaviler ve operasyonlar birer idari işlem niteliğine sahip olduğunu, Devletin kamusal faaliyet çerçevesinde örgütlenip yürüttüğü bütün hizmetlerde çalışan kişilerin ise kamu görevlisi sıfatına sahip olduğunu, bu nedenle, tedavi nedeni ile hastaya verilen zarar ile ilgili uyuşmazlıkların da İdare Hukukunun konusunu oluşturduğunu, Anayasanın 129/5. Maddesinde belirttiği üzere, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan zararların giderilmesi için ancak idare aleyhine tazminat davası açılabileceğini, yine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunun 2. Maddesi uyarınca idari eylem ve işlemlerden kişisel hakları zarara uğrayanların idari yargıda dava açabilecekleri, Kamu hastaneleri ve üniversite hastanelerinde çalışan doktorların verdikleri zararlara karşı açılacak davalarda görevli mahkeme "İdare Mahkemeleri" olacağını, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.13/1hükmü uyarınca ; "Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar.", Doğum operasyonunun gerçekleşmiş olduğu hastane bir devlet hastanesi olduğu için meydana gelen uyuşmazlık Kamu Hukuku alanına tabi olduğunu, bu sebeple burada görevini ifa eden hekimin gerçekleştirmiş olduğu tedaviden doğan hizmet kusuru sebebiyle öncelikli olarak iddiaların ve taleplerin idareye yöneltilmesi gerektiğini, yukarıda belirtmiş oldukları kanun hükmü nazara alındığında davacıların hasım olarak müvekkili şirketi değil, idareyi göstermeleri gerektiği, söz konusu davanın gerçek hasma yöneltilmediği için usul hükümlerine aykırılık teşkil etmekte ve bu nedenle reddi gerektiğini, kamu hastanelerinde görevini ifa eden hekimlerin sorumluluğu söz konusu olduğunda davada hasım olarak idarenin gösterilmesine ilişkin Anayasa m.129/5'de açık hüküm bulunduğunu, " MADDE 129. – Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler. Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez. Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz. Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır. Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir. Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idarî merciin iznine bağlıdır. " -------- sayılı kararı: "Davacıların bu iddiası, içerikçe davalı doktorun görevi sırasında ve yetkisini kullanırken işlediği bir kusura ve bu kusurun niteliği itibariyle de kamu görevlisinin ihmaline dayanmaktadır. Hal böyle olunca, davalının görevi dışında kalan kişisel kusuruna dayanılmadığına, dikkatsizlik ve tedbirsizliğe dayalı da olsa eylemin görev sırasında ve görevle ilgili olmasına ve hizmet kusuru niteliğinde bulunmasına göre, eldeki davada husumet kamu görevlisine değil, idareye düşmektedir. Öyle ise dava idare aleyhine açılıp, husumetin de idareye yöneltilmesi gerekir." Dolayısıyla huzurdaki davanın hem ilgili kurum aleyhine değil taraflarına açılmış olması sebebi ile hem de idari yargıda görülmesi gerekirken adli yargıda açılmış olması sebebi ile reddi gerektiğini, Zamanaşımına ilişkin itiraz, Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın C.9 Zamanaşımı başlığında; “Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve sigorta tazminatına ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” Türk Ticaret Kanunu’nun Zamanaşımı başlıklı 1420. Maddesinde; “Sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” denilmek suretiyle zamanaşımı süresinin 2 yıl olduğunun vurgulandığını, huzurdaki davada söz konusu doğumun 25.01.2015 tarihinde meydana gelmesine karşın davanın 26.05.2017 tarihinde 2 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığını ve süresi içerisinde açılmayan davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, Esasa İlişkin Beyanlar, Dava dilekçesinde, davacı ... küçük ... dünyaya getirmesinin ardından 5-6 aylık olmasına rağmen yeterince gelişmediği, yeterli harekete sahip olmadığı, düzgün emmediği, başını dik tutamadığı, sürekli ateş rahatsızlığı bulunduğu, gelişim geriliği ve ağır mental gerilik rahatsızlığı olduğu, damak derinliği ve küçük dil yokluğu bulunduğu, işitme ve görme engelli, epilepsi hastası olduğu iddiası ile bebeğin kontrollerini gerçekleştiren sigortalı ---------- bu rahatsızlıkları teşhis edemediğini beyanla söz konusu hekimin müvekkil şirket nezdinde bulunan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi kapsamında maddi-manevi tazminat talep ettiği, Poliçe Bilgileri, Öncelikle, davalı hekim ---------- mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlar, Müvekkili Şirket tarafından tanzim edilen ----------- nolu Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile 14.08.2016 - 2017 tarihleri arasında teminat altına alındığını, ancak Müvekkili Sigorta Şirketinin sorumluluğundan bahsedebilmek için öncelikle riziko tarihinin doğru belirlenmesi ve söz konusu zarar meydana gelmesinde Hekimin Sorumluluğu olup olmadığı hususunun netleştirilmesi gerekeceği, Hekimin Sorumluluğu, Riziko Tarihi, Huzurda görülmekte olan davada müvekkil şirketin sorumluluğunu saptamak için davaya konu tıbbi uygulamanın niteliğinden evvel iddia edilen poliçe kapsamında sorumluluğunun araştırılması gerektiği, bu bakımdan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası’nın Genel ve Özel Şartları’nın ayrıntılı olarak irdelenmesi gerekeceği, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın; 19 Temmuz 2011 tarih ---------- sayılı Tebliğ ile değişik “A.1. Sigortanın Konusu” başlıklı maddesinde; “…sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içindeki mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine (…) poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar” şeklinde düzenleme mevcut olduğunu, yine Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının 28.08.2012 tarih ---------- sayılı Tebliğ ile değişik “B. Zarar ve Tazminat maddesinin B.1. Rizikonun Gerçekleşmesi” başlıklı maddesinde ise: “Sigorta sözleşmesinin konusuna ilişkin olarak sigortalının kendisine tazminat talebinde bulunulduğunu öğrendiği ya da zarar görenin doğrudan doğruya sigortacıya başvurduğu anda riziko gerçekleşmiş sayılır.” denildiğini, aynı şekilde --------- ----------- sayı 29.07.2015 tarihli Sektör Duyurusunda ise bu husus şu şekilde ifade edildiğini, “…ilgili Genel Şart maddesi kapsamında sigortalıya ya da sigorta şirketine maddi veya manevi tazminat talebinin dava yoluyla ya da herhangi bir başka yöntemle iletilmesi ile risk gerçekleşmiş kabul edilir…”, tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, hekimlik uygulamasının uygulamanın gerçekleştirildiği tarih değil, hekimin kendisine yahut sigorta şirketine yönelik tazminat talebinde bulunulduğu tarihteki Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Mesuliyet Poliçesi tarafından teminat altına alındığı anlaşılacağını, dolayısıyla rizikonun gerçekleşme tarihinin doğru tespit edilebilmesi için davacıların huzurdaki davadan önce Hekim --------- başvuruları olup olmadığı, hakkında yapılmış bir şikayet ile haberdar olup olmadığı hususlarının araştırılması gerektiğini, Tanım - Aydınlatma Yükümlülüğü, Tanı/teşhis; hastada ortaya çıkan hastalığın öğrenilmesi, tanınmasıdır. Teşhis konulabilmesi; tıbben zorunlu görülen birtakım girişimlerin yapılmış olmasını gerektirir. Hekim mutlaka doğru tanıyı koymakla yükümlü tutulamaz. Hekimin mevcut bilgi ve bulgular ışığında değerlendirme hatası da yapmaksızın koyduğu tanının doğru olmaması, sorumlu olmasını gerektirmeyeceğini, --------- Kuralları’nın 13. Maddesinde; “Madde 13-Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi "hekimliğin kötü uygulaması" anlamına gelir.” denilmek suretiyle Hekimliğin Kötü Uygulanması ile ilgili tanım yapıldığını, hekimin yapılan işlem sonucu sorumluluğunun doğabilmesi için; • Hukuka aykırı eylem • Kusur • Zarar • Nedensellik bağı şartlarının dördünün de olayda mevcut olması gerekmektedir. Kusurdan söz edilebilmesi için, zarara neden olduğu belirtilen davranış ile hastanın zararı arasında uygun illiyet bağı bulunması gerektiği, zarar, hayatın olağan akışında beklenmesi mümkün olmayan bir niteliğe sahip ise bu durumda herhangi bir sorumluluktan da bahsetmek mümkün olmayacağını, tedavi sözleşmesinde kusur, hekimin tedavi sözleşmesinin kendisine yüklediği yükümlülükleri kasten veya ihmal ile ihlal etmiş olması gerektiği, tıbbi uygulamalarda bulunan doktor ve yardımcı personelin mesleğin gerektirdiği ortalama dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle yapılan söz konusu tıbbi hatalar “-----------” olarak adlandırıldığı, söz konusu davada hekimin sorumluluğunun belirlenebilmesi için davacı yanın iddia ettiği tüm rahatsızlıklara ilişkin inceleme yapılarak iddiaların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı irdelenmeli, anılan rahatsızlıkların meydana gelişinde hekimin kötü uygulaması bulunup bulunmadığı incelenmesi gerektiği, Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü Açısından; Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 26. Maddesinde yer alan AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ ifadesi şöyledir; “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.” Hastane kayıtları ve hekimin davaya dahil edilmesi sonrası anlaşılacağı üzere, hekim gerekli test ve tedavilerin yapılmasını önermiş ya da gerekli gördüğü tedavileri uygulamış ise davacıların çocuklarında iddia edilen rahatsızlıkların meydana gelmesinde hekime atfedilebilecek bir kusur olmayacağının açık olduğunu, davacı yanın sigortalı hekimin özen yükümlülüğünü yerine getirmediğine, davacı yanın şikayetlerini dinlemediğine ve baştan savma bir tedavi uyguladığına ilişkin beyanları gerçeği yansıtmadığını, davacı yanın aynı zamanda çocuktaki rahatsızlıkların tümünün damak derinliği ve küçük dili olmadığı için beslenememesinden kaynaklandığına ve hekimin kusuru bulunduğuna ilişkin iddiaları tıp biliminden uzak, haksız ve mesnetsiz beyanlardan ibaret olduğunu, Komplikasyon - Endikasyon Ayrımı, Komplikasyon, tıp bilimi ve mesleğinin verilerine uygun davranılmasına ve ortaya çıkmaması için gereken önlemler alınmasına karşın, tıbben benzer girişimlerde meydana gelme olasılığı kabul edilen risklerdir. Endikasyon ise kişide tedavi gerektirecek bir durumun varlığına işaret eden bulgular var ise söz konusu olur. Endikasyon bulunmadan kişiye yapılacak herhangi bir müdahalede hukuki ve cezai sorumluluk bulunur. Dolayısıyla hekim tıbbi girişimi bilim ve meslek kurallarına uygun ve özenle yerine getirdiği takdirde, ortaya çıkan komplikasyondan sorumlu tutulamaz. Tıbbi yardım ve müdahale sırasında, tıbbın kabul ettiği normal risk ve sapma sınırları içinde kalan “izin verilen risk” olarak açıklanan bu durumda, ortaya istenmeyen kötü sonuçlar çıksa bile gerekli dikkat ve özeni göstermiş olan doktora sorumluluk yükletilemez. Her durumda tıbbın gereklerine ve özen yükümlülüğüne uygun davranan doktora sorumluluk atfedilemeyeceği Yargıtay kararları itibari ile de sabit olduğunu, Sorumluluğun Belirlenebilmesi İçin Adli Tıp 7. İhtisas Kurulundan Rapor Alınması Zorunluluktur, Tıp; özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir bilim dalıdır. Dolayısıyla meydana gelen zarara hekimin sebebiyet verip vermediği, zarar ile uygulanan işlem arasında illiyet bağı olup olmadığının tespiti ödem arz etmektedir. Yine ----------- sayılı ilamında; “Öyle olunca hükme esas alınan Adli Tıp 3.ihtisas kurulu raporuna itibar edilip, hüküm kurulmaz. O halde mahkemece yapılacak iş; üniversitelerin ilgili anabilim dallarından ve özellikle ortopedi uzmanlarından seçilecek konusunda uzman bilirkişilerden oluşmuş bir kurul aracılığı ile dosyadaki hastahane de tutulmuş dosya ve kayıtlar taraf savunmaları tüm deliller birlikte değerlendirilerek, yapılması gerekenle yapılan müdahale ve tedavinin ne olduğu, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda doktor hatası olup olmadığını gösteren nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak ve böylece hasıl olacak sonuca uygun karar vermektir. Eksik inceleme ve mevcut delileri değerlendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”, 14.04.1982 tarihli, ------------Sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu m.1 uyarınca; "Adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak, adlî tıp uzmanlığı ve yan dal uzmanlığı programları ile görev alanına giren konularda diğer adlî bilimler alanlarında sempozyum, konferans ve benzeri etkinlikler düzenlemek ve bunlara ilişkin eğitim programları uygulamak üzere ---------- bağlı Adli Tıp Kurumu kurulmuştur. ---------- Kuruma bağlı olarak Adlî Tıp Kurumu grup başkanlıkları veya şube müdürlükleri kurulabilir. Adlî Tıp Kurumu grup başkanlıkları bünyesinde bir veya daha çok adlî tıp ihtisas dairesi bulunur.", Adli tıp kurulları kendi aralarında tıbbi müdahalenin konusunun farklılığına göre iş bölümü yapmış oldukları için hangi kuruldan rapor alınması gerektiği her vakıa için ayrı ayrı tespit edilmesi gerektiğini, anılan hüküm uyarınca, 01.01.2018 tarihinde göreve başlayan, ölümle sonuçlanmayan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işlere bakmakla görevli Adli Tıp 7. İhtisas Kurulu ile ölümle sonuçlanan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işler, hakkında bilimsel ve teknik görüş bildirmekle görevli Adli Tıp 8. İhtisas Kurulu kurulmuştur. Anılan davadaki operasyona bakıldığında davacı yanın iddia ve beyanlarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığının irdelenmesi amacıyla dosyanın Adli Tıp 7. İhtisas Kurulu tarafından rapor tanzim edilmesi gerekir, çünkü bu kurulun görevi ölümle sonuçlanmayan tıbbi uygulama hatalarına ilişkin olup bu kurulda "kadın hastalıkları ve doğum" ve "çocuk sağlığı ve hastalıklarına" ilişkin uzmanlar görev yaptığını, yukarıda da açıklandığı üzere, mahkeme tarafından Adli Tıp 7. İhtisas Kurulu marifetiyle, hastanede tutulan kayıtlar, deliler ve dosyanın tamamı birlikte değerlendirilerek doktor hatası olup olmadığının gösteren açıklayıcı ve denetime elverişli bir rapor alınması gerektiğini, Davanın Konusu İtibariyle Hekime İhbar Edilmesinde Zaruret Vardır, Dava konusu tıbbi kötü uygulamaya ilişkin olduğundan sürecin takibinde hukuki yarar bulunması sebebiyle davanın --------- Mah. ---------- Sok. ---------- Blok --------- ------------ ve ---------- Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi - ---------- Mah. ---------- Cad. No:----------, ---------- ---------- adresindeki ilgili hekim ... ihbar edilmesini talep ettiklerini, Tazminat miktarı bakımından itirazlar, sağlık hizmetleri nedeniyle uğranılan maddi veya manevi zararlar tam yargı (tazminat) davasına konu edilebilir. Kaldı ki maddi ve manevi tazminat talep edilebilmesi için hekimin kusuruyla meydana gelen zarar arasındaki illiyet bağının kurulmuş olması gerekir. Miktar açısından tazminat taleplerine karşı, davacının maddi zararını ve sebebini somut delillerle kanıtlaması gerektiğini, ayrıca manevi tazminat taleplerinin ise zenginleşmeye sebep olacak yükseklikte ve fahiş olduğunu, bu nedenlerle miktar bakımından da davacı taleplerinin yerinde olmadığını bu vesile ile belirttiklerinden bahisle Görevsizlik ve husumet yokluğu nedeniyle DAVANIN REDDİNİ, Zamanaşımı nedeniyle DAVANIN REDDİNİ, Kusur durumu, uygun illiyet bağı gibi maddi ve hukuki gerekçelerle, (iradesi hukuka aykırı bir sonuca yönelmemiş olan) huzurdaki DAVANIN REDDİNİ, Davanın --------- Mah. --------- Sok. ------- --------blok ------- -------- ve -------- Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi - ---------- Mah. --------- Cad. No:----------, --------- ---------- adreslerinde mukim hekim ... İHBAR EDİLMESİNİ, Dosyanın rapor alınmak üzere Adli Tıp 7. İhtisas Kurulu'na gönderilmesini, Yapılacak yargılamada, sınırlı sorumluluk ilkesi, gerçek zararın giderilmesi ilkesi, kusur oranında sorumluluk ilkesi, gözetilerek kusur ve tazminat miktarının hesaplanmasını, yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

Dava sigortalı doktor ... ihbar edilmiştir. İhbar olunan ... vekili 21/09/2020 tarihli dilekçesinde özetle; 25.10.2018 tarihli dilekçelerinde belirtmiş oldukları hususları tekrarla, ... ------- tarihinde dünyaya geldiğini, ancak müvekkilinin ---------Hastanesinde 29.09.2015 tarihinden itibaren çalışmaya başladığını, bu nedenle hasta -------- herhangi bir müdahalesi olmadığını, davacı ... 28.10.2015 tarihinde hastanın nöbet geçirdiği şikayetiyle müvekkilinde muayene olduğunu, müvekkilinin gerekli müdahaleleri yaparak aileyi bilgilendirdiğini, gözlem, takip ve tedavisi için yoğun bakıma aldığını, bu kapsamda düzenlenen epikriz raporunda bahsedildiği gibi hastanın çocuk nörolojisi uzmanına mutlaka gitmesi gerektiği hususunda aileyi ısrarla uyardığını, nitekim hasta da görülen şikayetlerin çocuk nörolojisi dahilinde olduğunu, müvekkilinin doğuma katılmadığını, --------- Hastanesi'nin 2018 yılı itibariyle hasta takip sistemini değiştirdiğinden epikrizlere ulaşamadıklarını, ancak mahkeme takdir ederse --------- Hastanesi arşiv kayıtlarından epikrizleri sorabileceğini, müvekkilinin her türlü müdahaleyi ve açıklamayı yapmış olmasına rağmen ailenin müvekkilini hedef aldığını, bu kapsamda davacı ailenin müvekkilini tehdit ettiğini, tehdit nedeniyle ---------Asliye Ceza Mahkemesinde görülmekte olan --------- Esas sayılı ceza davasında ... cezalandırıldığını, davacı tarafın iddialarının tamamen mesnetsiz ve gerçek dışı olduğunu, iddia edilen tarihlerde müvekkilinin ------- Hastanesinde çalışmadığını, müvekkilinin yapmış olduğu muayene de ise gerekli tüm işlemlerin yapıldığını, müvekkiline atfı kabil herhangi bir kusurun söz konusu olmadığından bahisle hastanın epikriz raporlarının -------- Hastanesinden istenilmesine, müvekkilinin hangi tarih itibariyle --------- Hastanesinde çalıştığının, -------- Sağlık İl Müdürlüğünden sorulmasına, müvekkiline atfı kabil herhangi bir kusur olmadığından davanın reddine karar verilerek tüm yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Taraf delilleri ve hastane kayıtları toplanmıştır. Davacı küçük ... --------- tarihinde öldüğü anlaşılmıştır. --------- Sayı Ve 28/02/2024/-------- Karar Nolu Adli Tıp Mütaalası'nda özetle; "SONUÇ 21/08/2021 tarihinde öldüğü bildirilen --------- ve -------- kızı, --------- doğumlu ... hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesinde; .... 25/01/2015 tarihinde --------- Hastanesinde miadında sezeryanle doğduğu, --------- Hastanesi başhekimliğince yapılan araştırma ve inceleme neticesinde anne ... 25/01/2015 tarihindeki travay takibi, mükerrer sezaryen olduğu için travay takibi yapılmadığı, vajinal açıklığı (2 cm %60-70) olduğu için acil doğuma alındığı, bu nedenle NST'si çekilmediği, mükerer sezaryen olduğu için partograf, ebe/hemşire notları olmadığının belirtildiği, 28/10/2015 tarihinde febril konvülziyon ile hastane yatışında Dr. ... adına kayıtlı olduğunun anlaşıldığı, yoğun bakıma yatırılarak tedavisinin verildiği, bebeğin ailesine çocuk nörolojiye gitmesi gerektiğinin iletildiğinin kayıtlı olduğu, takibinde nöbeti olmayan çocuğun 02/11/2015 tarihinde taburcu edildiği, bebeğin epilepsi tanısını Kasım 2015 tarihinde --------- Üniversitesi Hastanesinde aldığı, sonrasında --------- Hastanesine, ---------- Hastanesine ve ----------- Üniversitesi Hastanesine mükerrer başvurularının olduğu, --------- Hastanesine 20/08/2021 tarihinde beslenememe ve genel durum bozukluğu, ateş şikayetleriyle getirildiği, tedavisini almaktayken 21/08/2021 tarihinde öldüğü, otopsi yapılmadığı anlaşılmakla; 1- Epilepsi hastalığı ve gelişme geriliği olan çocuğun ölümünün serebral palsi ve gelişen komplikasyonlar (pnömoni) sebebiyle meydana gelmiş olduğunun kabulü gerektiği, 2- ... -------- tarihinde ------- Hastanesinde miadında sezeryanle doğduğu, --------- Hastanesi başhekimliğince yapılan araştırma ve inceleme neticesinde anne ... 25/01/2015 tarihindeki travay takibi, mükerrer sezaryen olduğu için travay takibi yapılmadığı, vajinal açıklığı (2 cm %60-70) oduğu için acil doğuma alındığı, bu nedenle NST'si çekilmediği, mükerer sezaryen olduğu için partograf, ebe/hemşire notları olmadığının belirtildiği, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. ... Devlet Hizmet Belgesinde -------- Hastanesinde 29/09/2015-16/02/2017 tarihlerinde görev yaptığının kayıtlı olduğu dolayısıyla davalının sigortalısı Dr. ... bebeğin doğumunda bahsekonu hastanede çalışmadığından doğum sonrası ilk muayenesini yapmış olamayacağı, bebekte söz edilen damak derinliği ve küçük dil yokluğunun bebeğe ait mevcut tıbbi kayıtlarda yer almadığı, bebeğin serebral palsi hastası ve epilepsi hastalığı olduğu, bebeğin 28/10/2015 tarihinde febril konvülziyon ile hastane yatışında Dr. ... adına kayıtlı olduğunun anlaşıldığı, yoğun bakıma yatırılarak tedavisinin verildiğinin anlaşıldığı, bebeğin ailesine çocuk nörolojiye gitmesi gerektiğinin iletildiğinin kayıtlı olduğu, takibinde nöbeti olmayan çocuğun 02/11/2015 tarihinde taburcu edildiği, bebeğin epilepsi tanısını Kasım 2015 tarihinde --------- Üniversitesi Hastanesinde aldığının anlaşıldığı dolayısıyla davalının sigortalısı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. ... uygulamalarında tıbbi uygulama hatası tespit edilmediği oy birliği ile mütalaa olunur." görüş belirtilmiştir.

DELİLLER, DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ NEDENLER VE SONUÇ :

Dava, tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı taraf, müteveffa ... tanı ve tedavisinde ihmal bulunduğundan bahisle tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zararın sigortacıdan tahsilini talep etmektedir. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. ... davalı şirket tarafından tanzim edilen -------- nolu Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile 14.08.2016 - 2017 tarihleri arasında teminat altına alındığı görülmüştür. Müteveffa ... 25/01/2015 tarihinde -------- Hastanesinde doğduğu, 28/10/2015 tarihinde sigortalı Dr. ... tarafından tedavisinin yapıldığı ve 02/11/2015 tarihinde taburcu edildiği, bebeğin epilepsi tanısının Kasım 2015 tarihinde ------- Üniversitesi Hastanesinde konulduğu, sonrasında -------- Hastanesine, -------- Hastanesine ve --------- Üniversitesi Hastanesine mükerrer başvurularının olduğu, -------- Hastanesine 20/08/2021 tarihinde beslenememe ve genel durum bozukluğu, ateş şikayetleriyle getirildiği, tedavisini almaktayken 21/08/2021 tarihinde öldüğü, otopsi yapılmadığı anlaşılmakla, Adli Tıp Kurumu raporuna göre; Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. ... Devlet Hizmet Belgesinde --------- Hastanesinde 29/09/2015-16/02/2017 tarihlerinde görev yaptığının kayıtlı olduğu dolayısıyla davalının sigortalısı Dr. ... bebeğin doğumunda bahsekonu hastanede çalışmadığından doğum sonrası ilk muayenesini yapmış olamayacağı, bebekte söz edilen damak derinliği ve küçük dil yokluğunun bebeğe ait mevcut tıbbi kayıtlarda yer almadığı, bebeğin serebral palsi hastası ve epilepsi hastalığı olduğu, bebeğin 28/10/2015 tarihinde febril konvülziyon ile hastane yatışında Dr. ... adına kayıtlı olduğunun anlaşıldığı, yoğun bakıma yatırılarak tedavisinin verildiğinin anlaşıldığı, bebeğin ailesine çocuk nörolojiye gitmesi gerektiğinin iletildiğinin kayıtlı olduğu, takibinde nöbeti olmayan çocuğun 02/11/2015 tarihinde taburcu edildiği, bebeğin epilepsi tanısını Kasım 2015 tarihinde -------- Üniversitesi Hastanesinde aldığının anlaşıldığı dolayısıyla davalının sigortalısı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. ... uygulamalarında tıbbi uygulama hatası tespit edilmediği, doktorun tanı, teşhis ve tedavi uygulaması sırasında bir kusuru olmadığı, tıbbın gerek ve kurallarına uyulduğu, talep edilen tazminat nedeniyle doktorun sorumluluğunun bulunmadığı, doktorun sorumluluğu olmaması nedeniyle -------- nolu Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi uyarınca onun sorumluluğunu üstlenen sigorta şirketinin de bir sorumluluğunun bulunmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

Davanın REDDİNE,

  1. Harçlar Kanununa göre alınması gerekli 427,60 TL harcın davacı tarafça peşin yatırılan 1.034,90 TL harçtan mahsubuyla fazla alınan 607,30‬ TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,

  2. Davacı tarafından sarf edilen masrafların üzerinde bırakılmasına,

  3. Hazine tarafından yapılan 4.400,00 TL masrafın davacı taraftan alınarak Hazineye irat kaydına,

  4. Davacı ...'nin maddi tazminat talebi yönünden, davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'den alınarak davalı tarafa verilmesine,

  5. Davacı ...'nin maddi tazminat talebi yönünden, davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'den alınarak davalı tarafa verilmesine,

  6. Davacı ...'nin manevi tazminat talebi yönünden, davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'den alınarak davalı tarafa verilmesine,

  7. Davacı ...'nin manevi tazminat talebi yönünden, davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'den alınarak davalı tarafa verilmesine,

  8. Hükmün kesinleşmesinden sonra yatırılan avansın kullanılmayan kısmının re'sen yatırana iadesine,

Dair, Gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 10/07/2024

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

aydınlatmamaddeticaretedilmesiniTazminatCismaniZararyükümlülüğüreddiniiddia(ÖlümSebebiyleVeAçılansavunmareddineTazminat)asliyeihbardavanınmahkemesi"sonuç

Kaynak: karar_mahkeme

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:36:01

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim