Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2024/351
2024/704
25 Eylül 2024
T.C. İstanbul Anadolu 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/351
KARAR NO : 2024/704
DAVA : Şirketin İhyası
DAVA TARİHİ : 17/05/2024
KARAR TARİHİ : 25/09/2024
Mahkememizde görülmekte olan Şirketin İhyası davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili verdiği dava dilekçesinde özetle;
Müvekkilii ...ın, re'sen terkin edilen -----son ortaklarından olduğunu, bahse konu şirketin 18.03.1998 tarihinde ---- ünvanı ile kurulduğunu, işbu şirket ile ilgili 2 kez ünvan değişikliğine gidilerek ---- Vergi Dairesi Müdürlüğünün ... Vergi Kimlik Numaralı son unvan olarak -- - ve ----- Unvanını aldığını, müvekkili şirketinin 2007 yılında gerçekleştirilen genel kurulunda yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini, sonrasında diğer ortakların hisselerini de devraldığını, bu tarihten sonra genel kurul yapılmamış olup 2012 yılında yürürlüğe giren Türk Ticaret Kanunu Geçici 7. Maddesi kapsamında müvekkilimin yetkilisi bulunduğu şirketin faaliyet göstermediğinin tespit edilmesi üzerine ticaret sicilinden re'sen terkin edildiğini, müvekkilinin bu durumu şirket adına kayıtlı olan araçla ilgili 2020 yılında sorunlar yaşamaya başlayınca öğrendiğini, bahse konu aracın muayenesinin, bakımı ve sair konularda işlem yaptırırken müvekkilinin bir takım sorunlar yaşadığını, Anayasa Mahkemesi'nin 22.06.2023 tarihli --- Sayılı kararı (----. Tarih - Sayı : --- - -) ile de açıklandığı üzere TTK geçici 7. Maddesinde terkin tarihinden itibaren 5 yıl içinde bu davaların açılacağının hüküm altına alınmış ise de Geçici 7. Maddenin 15. Fıkrası hakkında iptal kararı verildiğini, TTK geçici 7. maddesi uyarınca sicilden silinen şirketler ile kooperatiflerin ihyası için tanınan mahkemeye başvuru süresinin bu yolu işlevsiz kılacak nitelikte olmaması gerektiğini, bu nedenlerle ... numaralı sicilinde kayıtlı ---- Vergi Dairesi Müdürlüğü ... Vergi Kimlik Numaralı ---- ve -----unvanlı şirketin tüzel kişiliğinin ihyasına, ---- Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde yeniden tesciline, şirketin tüzel kişiliğinin ihyasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili verdiği cevap dilekçesinde özetle;Vekil edeni Ticaret Sicili Müdürlüğü, TTK.m.32 ve Ticaret Sicili Yönetmeliği m.34 hükmü çerçevesinde işlem yatığını, Ticaret Sicili Müdürlüğünün, Ticaret Sicili’ne tescil konusundaki talepleri, ilgili yasanın kendisine verdiği yetki ve görev alanı içinde değerlendirip sonuca bağladığını, yargı merci gibi hareket edemeyeceğini, “..Sicil müdürü tescil için aranan kanuni şartların var olup olmadığını incelemekle yükümlüdür. Tüzel kişilerin tescilinde, özellikle şirket sözleşmesinin, emredici hükümlere aykırı olup olmadığı ve söz konusu sözleşmenin kanunun bulunmasını zorunluluk olarak öngördüğü hükümleri içerip içermediği incelenir. Tescil edilecek hususların gerçeği tam olarak yansıtmaları, üçüncü kişilerde yanlış izlenim yaratacak nitelik taşımamaları ve kamu düzenine aykırı olmamaları şarttır.” (TTK.m.32). yasal şartlar oluşmuşsa yapılan işlemle ilgili tescil kararı verdiğini, aksi halde, tescil talebini gerekçe göstererek reddettiğini, müvekkil Ticaret Sicili Müdürlüğünün resen terkin işlemi, “6102 sayılı Kanunun Geçici 7’nci maddesi" ve 30.12.2012 tarihli ve ----- sayılı ----’- yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan “Münfesih Olmasına Veya Sayılmasına Rağmen Tasfiye Edilmemiş Anonim ve Limited Şirketler İle Kooperatiflerin Tasfiyelerine ve Ticaret Sicili Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ’in 5’inci maddesi”, “6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 20/1 maddesi” ve “Anonim ve Limited Şirketlerin Sermayelerini Yeni Asgari Tutarlara Yükseltmelerine ve kuruluşu ve Esas Sözleşme Değişikliği İzne Tabi Anonim Şirketlerin Belirlenmesine İlişkin Tebliğ’in 7. Maddesi” kapsamında olup, tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını, müvekkil Ticaret Sicili Müdürlüğüne ------ ticaret sicil numarası ile kayıtlı bulunan - -- ve -----Şirketi'nin dosyasında yapılan incelemede, şirketin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Geçici 7’nci maddesi ile 30.12.2012 tarihli ve ---- sayılı ------ yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan “Münfesih Olmasına Veya Sayılmasına Rağmen Tasfiye Edilmemiş Anonim ve Limited Şirketler İle Kooperatiflerin Tasfiyelerine ve Ticaret Sicili Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ”in 5’inci maddesi kapsamında; “Aralıksız son beş yıla ait olağan genel kurul toplantılarının yapılmaması“ gerekçeleriyle resen terkin kapsamına alındığını, tebligat ve ilan prosedürlerinin yerine getirilmesinin ardından 31.07.2013 tarihinde yukarıda belirtilen gerekçelere istinaden sicil kaydının resen terkin edildiğinin anlaşıldığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun Geçici 7’nci maddesi uyarınca, resen terkin kapsamına alınan şirketlerin, bu durumun kendilerine tebliğinden itibaren iki ay içerisinde münfesih olma sebeplerini ortadan kaldırarak buna ilişkin ispat edici belgeleri Ticaret Sicili Müdürlüğüne ibraz etmesi ya da şirketin faaliyetinin devamının mümkün olmaması halinde aynı süre içerisinde tasfiye memurunu bildirmesi gerektiğini, ayrıca şirketin davacı ya da davalı sıfatıyla sürmekte olan davasının bulunması halinde, (Müvekkil Ticaret Sicili Müdürlüğü’nce bu hususun tespit edilmesi mümkün olmadığından) buna ilişkin yazılı beyanı Ticaret Sicili Müdürlüğüne vermesi gerektiğini, müvekkil Ticaret Sicili Müdürlüğünce söz konusu şirkete, belirtilen süre içerisinde münfesih olma sebeplerini ortadan kaldıran işlemlerin yerine getirildiğinin ispatlayıcı belgelerle birlikte bildirilmemesi ya da tasfiye memurunun bildirilmemesi halinde söz konusu şirketin unvanının ticaret sicilinden silineceği, şirkete ait malvarlığının kaydın silinme tarihinden itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu ihtarında bulunulduğunu, ancak bu ihtara rağmen söz konusu şirketin yukarıdaki belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, diğer yandan; işbu ilanın da, ihtarın ulaşmadığı durumlarda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu geçici madde 7/f.4-a’da, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış tebligat hükümleri yerine geçtiği hükme bağlandığından; müvekkil tarafından davaya konu şirkete yapılan ihtarın (bildirimin), dava konusu şirketin eline ulaşmadığı bir an için kabul edilse dahi, müvekkilin re’sen terkine ilişkin prosedürde bir eksik işlem yaptığından bahsetmek mümkün olamayacağını, gerçekten de; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.7/f.4-a’da, “Kapsam dahilindeki şirket ve kooperatiflerin ticaret sicilindeki kayıtlı son adreslerine ve sicil kayıtlarına göre şirkete veya kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş kişilere bir ihtar yollandığını, yapılacak ihtar, ilan edilmek üzere---- Gazetesi Müdürlüğüne aynı gün gönderildiğini, İlan, ihtarın ulaşmadığı durumlarda, ilan tarihinin otuzuncu günün akşamı itibarıyla, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri yerine yapılmış tebligat yerine geçer” denilmek suretiyle, ilgiliye ihtarın ulaşmadığı durumlarda, ----- Gazetesindeki ilanının, ilan tarihinin otuzuncu günü itibariyle, 7201 sayılı Tebligat Kanununa uygun bir bildirim olduğu hususunun vurgulandığını, buna göre de, mezkur hüküm gereğince, davacının kendisine, müvekkili Müdürlük tarafından yapılan bildirimlerin (ihtarın), dava konusu şirkete ulaşmamış dahi olsa, ----Gazetesindeki ilanının Tebligat Kanuna uygun bir bildirim olduğunun kabul edilmesi gerektiği ve re’sen terkin sürecinde bir eksiklik bulunmadığının tespiti gerektiğinin açık olduğunu, buna göre de, ilanın bulunması karşısında, müvekkilin eksik bir işleminden bahsedilemeyeceğini, Aşağıda yer alan Yargıtay kararın da da yukarıda açıklanan hususun ve müvekkil Müdürlük aleyhine yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğini doğruladığını, "...dosya içinde yer alan ticaret sicil evrakında davalı müdürlüğün ihyası istenen şirketin sicil kayıtlarındaki adresine tebligat çıkarıldığı, tebligatın “Bu sokak yok” şerhi ile bila döndüğü, 07/10/2013 tarihli---- Gazetesinde ilan yapıldığı ve 28/01/2014 tarihinde şirketin terkin edildiği anlaşılmaktadır. İhyası istenen şirkete gönderilen tebligat yapılamamış ise de 6102 sayılı TTK'nın geçici 7/4. maddesindeki usul dairesinde ilan tarihine göre tebliğ tarihi belirleneceğinden, dava konusu terkin işleminde usulsüzlük bulunmamakta olup, aksi gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir." (Yargıtay ----Hukuk Dairesinin 01.07.2020 tarihli, ------ sayılı ilâmı.) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Geçici 7’nci Maddenin 15’nci fıkrasının, “Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanların haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir.” hükmünü haiz olduğunu, müvekkil Ticaret Sicili Müdürlüğünün, mahkeme hükmü olmaksızın bir şirketi tekrar sicile tescil yükümlülüğünün bulunmadığını, söz konusu şirketin ihyasını istenmekte ise; “Münfesih Olmasına Veya Sayılmasına Rağmen Tasfiye Edilmemiş Anonim ve Limited Şirketler İle Kooperatiflerin Tasfiyelerine ve Ticaret Sicili Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ”in 16’ncı maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan “Bu Tebliğ hükümlerine göre, ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatiflerin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir.” hükmü gereğince, bu işlemin madde hükmünde de belirtildiği üzere ancak bu hususta mahkemeye başvurulmak suretiyle gerçekleştirileceği açıktır. Dava konusu şirketin ihyasına (ek tasfiyesine) karar verilmesi durumunda tasfiye memuru atanması gerektiğini, mahkemece, dava konusu şirketin ticaret sicil kaydının terkinine ilişkin işlemin iptal edilmeksizin yalnızca sınırlı olarak ihyasına (ek tasfiyesine) karar verilmesine kanaat getirilmesi durumunda; TTK Geçici 7. madde fıkra 15 gereğince uygulanması gereken ("Bu maddede düzenlenmeyen hususlarda ilgili kanun ve esas sözleşmelerde öngörülen usullere göre hareket edilir.") TTK m. 547/2 hükmü gereğince, dava konusu şirkete tasfiye memuru atanması gerekmediğini, çünkü belirli bir işin görülmesi, bir dava veya icra takibi kapsamında ek tasfiyesine karar verilen şirketle ilgili işlemlerin yürütülmesi ve mahkemece verilecek kararla ilgili olarak MERSİS'te işlem yapılamayacağı gibi madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, ek tasfiyenin tamamlanmasından sonra, kapanış bildirimi vb. işlemlerin de yapılmasının mümkün olmayacağını, nitekim TTK Geçici 7. madde kapsamında ticaret sicilinden terkin edilen şirketlerin, neredeyse tamamının gayrifaal olması karşısında da, ek tasfiyenin akabinde bu kapsamdaki şirketlerin ticaret sicilinden tekrar terkin ettirilmesi Geçici 7. maddenin düzenlenme amacına da (yalnızca resmi kayıtlarda var olan kabuk şirketlerin hukuken de ortadan kaldırılması) uygun olacağını, doktrinde de, ----) isimli eserinde konuya ilişkin olarak; Mahkemece ek tasfiye kararı verilirse, gerçekleştirilecek ek tasfiye işlemleri için atanacak ek tasfiye memurunun mahkemece seçilmesine ilişkin bir kuralın TTK Geçici 7. maddede yer almadığını belirttikten sonra, bu hâlde mahkemenin, TTK 547'de olduğu gibi sadece ek tasfiyeye karar vermekle yetinilmemesini, aynı zamanda ek tasfiye memurlarını da seçmesi gerektiğini ifade ettiğini, Kanunun amacının TTK Geçici 7. maddenin kapsamına giren ortaklıkların bir an önce ticaret sicilinden silinmesi olduğundan, ihtilaf çıkarıcı çözümlerden uzak durmak ve mahkemece ek tasfiye memurlarının seçilmesi gerektiği yönündeki TTK 547'deki çözümün burada da benimsenmesinin yerinde olacağını, ---.), bir başka husus olarak da, ek tasfiye kapsamındaki işlemlerin gerçekleştirilmesi maksadıyla atanacak tasfiye memurunun/memurlarının TTK m. 536'da düzenlenen şartları haiz olması gerektiğini, buna göre; mahkemece atanacak temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye'de bulunmasının şart olduğunu, (TTK m. 536/4). "Geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca davacı veya davalı sıfatıyla devam eden davaları bulunan şirketlere anılan madde hükümlerinin uygulanmayacağına dair düzenleme uyarınca derdest davaya rağmen geçici 7. madde kapsamında gerçekleştirilen re’sen terkin işleminin hukuka aykırı olarak nitelendirildiğini, ancak dosyanın incelenmesinde; dava konusu şirketin 31.07.2013 tarihinde geçici 7. madde uyarınca terkin edildiğini, aynı şirket hakkında ise terkin tarihinden sonra 21.03.2014 tarihinde dava açıldığını nazara alındığında; ilgili ticaret sicil müdürlüğünce geçici 7. madde kapsamında gerçekleştirilen terkin işleminin hukuka aykırı olduğunun söylenemeyeceğini, dolayısıyla dava konusu şirket hakkında taraf teşkilinin sağlanarak anılan davadaki yargılamaya devam edilmesi için açılan işbu davada verilecek olan ihya kararının, TTK’nın 547. maddesi anlamında ek tasfiye kapsamına girdiğinden mahkemece, aynı maddenin 2. fıkrası gereği ihyasına karar verilen şirkete tasfiye memuru atanarak tescil ve ilanına karar verilmesi gerektiğini," (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli,-----sayılı ilâmı. )müvekkilinin davanın açılmasına sebebiyet vermediğini, bu nedenle “yargılama giderleri” ve “vekalet ücreti”nden sorumlu tutulamayacağını, müvekkil Sicili Müdürlüğünün, davanın açılmasına sebep olacak herhangi bir işlem yapmadığını, resen terkin sürecinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun Geçici 7’nci maddesi ve “Münfesih Olmasına Veya Sayılmasına Rağmen Tasfiye Edilmemiş Anonim ve Limited Şirketler İle Kooperatiflerin Tasfiyelerine ve Ticaret Sicili Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ” kapsamında, Ticaret Siciline kayıtlı şirketler bakımından belirli kriterlerin varlığı halinde uygulanan bir süreç olup, yukarıda da belirtilen gerekçelere dayanılarak bu kapsamda tesis edilmiş olan işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını, bu nedenle davanın açılmasında herhangi bir kusuru bulunmayan müvekkilinin , “yargılama giderleri”nden sorumlu tutulamayacağını, her ne kadar dava konusu şirket, TTK Geçici 7. madde kapsamında ticaret sicilinden terkin edilmişse de; iddia ve talebin, dava konusu şirket adına kayıtlı bulunduğu iddia edilen aracın tasfiye işlemlerinin yapılması hususuna dayandığını, bu nedenle taleple bağlı kalındığında olaya uygulanacak hukuk kuralının TTK m. 547'dir. TTK m. 547 kapsamında ek tasfiyesine karar verilen şirketlere ilişkin davalarda müvekkil Müdürlük yargılama gideri ile vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağını, nitekim yerleşik uygulamanın da bu yönde olduğunu,, bu kapsamda re'sen terkin prosedürünün diğer bir ifadeyle, TTK Geçici 7. maddede kapsam dahilindeki şirketlerin tasfiye edilmemiş olması, malvarlığı bulunması durumlarında ticaret sicilinden terkin edilemeyeceklerine dair bir düzenleme bulunmadığını, (nitekim TTK Geçici 7. madde fıkra 1'de, kapsam dahilindeki şirketlerin terkini ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne uyulmaksızın yapılacağının düzenlendiğini, gerek re'sen terkin işlemlerinin Kanuna uygun olması, gerekse de geçici madde 7/2 ye aykırı bir durumun da bulumadığından müvekkil müdürlük aleyhine isnat edilebilecek bir kusur ve sorumluluk bulunmadığı gibi müvekkili müdürlüğün davanın açılmasına sebep olduğundan bahsedilemeyeceğini, re'sen terkin işleminin hukuka ve kanuni prosedüre uygun olduğu gibi, davacı yan tarafından re'sen terkin işleminin eksik veya usulsüz olduğuna dair bir iddia ileri sürülmediğini, “Davacının TTK’nın geçici 7. maddesinin 15. fıkrasına dayalı olarak eldeki davayı açtığı, geçici 7. maddede gösterilen şartlar gerçekleşmeden şirketin terkin edildiğini ileri sürmediğine göre, mahkemece davalının tesis ettiği işlemin hatalı olduğu kabul edilerek yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay---- Hukuk Dairesinin 14.10.2020 tarihl----. sayılı ilâmı. )", şirketin terkin edileceğinin 07.07.2015 tarihli ----- ilan edildiğini, bu durumda terkin öncesi şirkete ilişkin işlemlerin yapılması için şirket ve yetkilisine usulüne uygun şekilde tebligat gönderildiğini ve davalı sicil müdürlüğünün yasadan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirdiğini, terkin işleminin usulsüzlüğüne dair başkaca bir sebep ve delil de ileri sürülmediğinden; yasal hasım konumunda olan ve davanın açılmasına sebebiyet vermediği anlaşılan davalının yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağını beyanla haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.İlgili belge ve bilgiler celp edilerek dosya arasına alınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; ----- ŞİRKETİ' nin ihyası şartlarının bulunup bulunmadığına ilişkindir.
----ticaret sicil numarasına kayıtlı ---- ve ----- ŞİRKETİ' nin ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde; ortakların ve yetkililerinin ---- ve ... olduğu, şirketin son tescilini 31/07/2013 tarihinde yaptırdığı, davalı şirketin tasfiye yoluyla terkin olduğu, bu kararın 29 Nisan 2013 tarihli ----- Gazetesi aracılığıyla ilan edildiği görülmüştür.
6102 sayılı TTK'nun 547/(2). maddesi gereğince ek tasfiye, ihya ve tasfiye işlemlerinin yapılması için bir yada birkaç kişinin tasfiye memuru olarak atanması ve ek tasfiye ile atanmaya ilişkin keyfiyet sicilde tescil edilmesi gereklidir (Yargıtay ---- Hukuk Dairesi'nin ----- esas ----- karar sayılı 19.10.2020 tarihli ilamı aynı yöndedir).
Bu kapsamda şirketin ihyasında davacının hukuki menfaatinin bulunduğu tespit edilmiş olup, 6102 sayılı TTK 547. maddesinde "...tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklıların şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinden bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar şirketin yeniden tescilini isteyebilir", şeklinde düzenleme gereğince,tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşıldığından davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunduğu, bu nedenle davanın kabulüyle ---- Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün -----ticaret sicil numarasına kayıtlı ------ ŞİRKETİ' nin ----- plakalı araçla ilgili tasfiye işlemlerini yerine getirmesi için, TTK'nın 547/2. maddesine göre, ...'ın tasfiye memuru olarak atanmasına karar verilmiş, davalı ... Sicil Müdürlüğü'nün ise yasal hasım olması ve davalı ... Sicil Müdürlüğünün iş bu davanın açılmasında üzerine atfedilecek bir kusur ve ihmalinin bulunamaması karşısında, davalı ... Sicil Müdürlüğü'nün yargılama giderleriyle sorumlu tutulamayacağı anlaşılmakla davanın kabulüne dair aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
- Davanın KABULÜ ile,
TTK'nun 547. maddesi gereğince ---- Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ----ticaret sicil numarasına kayıtlı -----ŞİRKETİ' nin 6102 sayılı TTK nun 547.maddesi uyarınca---- plakalı aracın . Tasfiye işlemler ile sınırlı olmak üzere ihyasına,
-
TTK'nun 547/2. maddesi uyarınca ... (TCK NO: ...) 'in tasfiye memuru olarak atanmasına,
-
Şirketin ticaret siciline tescil ve karar özetinin . . . . . Gazetesi'nde ilanına,
-
Alınması gereken harç peşin alındığından tekrar harç alınmasına yer olmadığına,
-
Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
-
Artan gider avansından kullanılmayan kısmın kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde davacıya iadesine,Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde . . . . . Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:32:59