İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/803 E. 2024/26 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2023/803
2024/26
17 Ocak 2024
T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/803
KARAR NO : 2024/26
DAVA : Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması)
DAVA TARİHİ : 21/08/2023
KARAR TARİHİ : 17/01/2024
Mahkememizde görülmekte olan Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 5 hissedarından birisi olduğunu, 27.07.2011 tarihinde şirketin tasfiye haline girdiğini, tasfiye memurunun tasfiye işlerini gereği gibi yapmadığı, tasfiyeyi de sonuçlandırmadığı, şirketin sahip olduğu----- köyü 5908 ada 8 parsel sayılı taşınmazın ----Satış icra müdürlüğünün ---- sayılı dosyasında satıldığını; davacı yanca-----İcra Hukuk Mahkemesinde----- sayılı dosyada ihalenin feshi davası açtığını, İcra Hukuk Mahkemesince 19.10.2023 tarihli ara karar ile davalı şirkete davada yapılan işlemlere dair beyanda bulunmak üzere süre verildiğini; henüz bu ara kararın şirkete tebliğ edilmediği, tasfiye memurunun muhtemelen ilgilenmeyeceği, tasfiye memurunun azli istemi ile ----- ATM'nin ------ Esas sayılı dosyasında dava açtıklarını, tasfiye memurunun o davada da cevap vermediğini, netice itibarı ile şirkete kayyım atanmasını talep ettiklerini, -----. İcra Hukuk mahkemesinin -----. Asliye Ticaret mahkemesinin---- Esas ve------İcra Hukuk mahkemesinin -----Sayılı dosyaları için şirkete tedbiren de kayyım atanmasını talep ve dava etmiştir.
CEVAP :Davalılara usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen cevap dilekçesi sunmamışlardır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Davacının iddiası yukarıda özetlenmiş olup,uyuşmazlık davalı şirkete kayyım atanmasının hukuken mümkün olup olmadığı davalı tasfiye memurunun şirket tüzel kişiliğinden ayrı olarak iş bu davada pasif husumet ehliyeti olup olmadığına ilişkindir.Yargıtay ----. HD. ------ Sayılı ilamında "...Dava, davalı şirkete kayyım atanması istemine ilişkin olup, böyle bir davada davalı şirkete husumet yöneltilmesi gerekli ve yeterli olup, davalı olarak gösterilen diğer şirket ortaklarına husumet düşmemektedir. Bu nedenle, şirket ortakları yönünden pasif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile esas yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış ise de, bu davalılar yönünden dava reddedilmiş olmakla, karar sonucu itibariyle doğru olduğundan anılan hususun neticeye müessir bulunmadığı anlaşılmış, sonucu itibariyle doğru kararın HUMK’nun 438/son maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir..." gerekçesi ile verdiği kararda şirkete kayyım tayini istemli bir davada husumetin şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davacının davasında nihai talebi şirkete kayyım atanmasına ilişkin olup iş bu davada tasfiye memurunun pasif husumeti olmadığından bu davalı yönünden pasif husumet ehliyeti yokluğundan dava red edilmiştir.Davacının iddiaları yukarıda özetlenmiş olup davacı özetle tasfiye memurunun görevini yerine getirmediğini, uzun yıllar tasfiyeyi tamamlamadığı ve görevini yerine getirmediği gerekçesi ile şirkete kayyım atanmasını talep etmiştir. Davacının aynı iddialarla tasfiye memurunun azli istemi ile -----. Asliye Ticaret mahkemesinin -----Esas sayılı dosyasında dava açtığı, davasının derdest olduğu, mahkemenin 24.01.2024 tarihli celsede bilirkişi ara kararı kurduğu, duruşmasının 20.03.2024 tarihine bırakıldığı görülmüştür.Bilindiği üzere, sona erme sebeplerinden birisi gerçekleşen anonim ile limited şirketler tasfiye haline girer ve tasfiye ile ilgili işlemler tasfiye memurları tarafından yerine getirilir. Tasfiye halinde, şirket organların (genel kurul ve yönetim organı) görev ve yetkileri, tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan, ancak nitelikleri gereği tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlere özgülenir. Bu nedenle, tasfiye halinde anonim şirketlerde yönetim kurulunun, limited şirketlerde müdürlerin görevi sona ermez. Fakat, tasfiye işleri ve işlemleri, yönetim organı tarafından değil, tasfiye memurları tarafından yerine getirilir.
Tasfiye hâlindeki şirketi tasfiye ile ilgili konularda mahkemelerde ve dış ilişkide tasfiye memurları temsil eder. Tasfiye ile ilgili olmayan hususlarda ise yönetim organının temsil yetkisi devam eder. Bu nedenle, tasfiye memurlarının, şirketi her konuda temsil ve ilzam etmesi sözkonusu değildir. Tasfiye memurlarının şirketi temsil ve ilzam yetkisinin sınırlarını, tasfiye ile ilgili konular belirler. Bunun dışındaki şirket iş ve işlemlerinde temsil ve ilzam yetkisi, şirketin yönetim organı olan yönetim kurulu veya müdürler tarafından kullanılır.Ticaret kanunumuzda mahkemeye anonim ortaklık yönetim kurulu üyelerini (gerekçe ne olursa olsun) görevden alma ve yerlerine yenilerini atama yetkisi tanımamıştır; bu yetki genel kurula aittir. Bu nedenle mahkemenin yönetim kurulu üyelerini yönetim ve temsil yetkilerinin ellerinden alması sonucunu doğuran yönetim kayyımı atanması kararını ancak bu yetkilerin hukuken veya fiilen kullanılamadığı hallere özgü olarak verilebilmesi gerekir. Kısaca mahkeme yönetim kurulu üyelerinin sahip oldukları ve kullandıkları yönetim ve temsil yetkilerini, çoğunluğun gücünü kötüye kullandığı, azınlığı ezdiği, ortaklar veya yönetim kurulu üyeleri arasında derin anlaşmazlıklar olduğu, şirketin sürekli zarar ettiği vb. gibi gerekçelerle ellerinden alarak bir temsil kayyımına veremez.Yönetim kayyımlığı, yönetim boşluğu giderilinceye kadar devam eden geçici bir koruma önlemidir. Yönetim kayyımının görevi tüzel kişinin yasal organın oluşması ya da organın çalışmasındaki fiili veya hukuki tıkanıklığın giderilmesi (engelin kalkması) ile sona erer.
Şu halde hakim, şirketin iyi yönetilmediği gerekçesiyle yönetim kayyımı atayamaz; diğer bir anlatımla, hakim şirket yönetiminde "yerindelik" denetimi yapamaz. MK'nın 427/4.maddesinin amacı şirketi daha iyi bir yönetime kavuşturmak değildir; bu olgu şirketin iç sorunudur. Şirket yönetiminin izlemek ve değerlendirmek yetkisi münhasıran genel kurula aittir. Yönetimi beğenmeyen ve yerinde bulmayan genel kurul, yönetim kurulu üyelerine görevden alabilir, tekrar seçmeyebilir; ibra etmeyebilir ve haklarında sorumluluk davası açılmasına karar verebilir.
Yönetim kurulu üyelerinin şirketi özensiz yönettiği, hatta görev ve yetkilerini kötüye kullandıkları iddiaları da kayyım atanması yoluyla çözümlenemez. Ortaklar bu iddiaları genel kurula taşıyıp orada sorunlara çözüm arayabilirler. Bu konuda TK 37.maddedeki bilgi alma ve inceleme, 438.madedeki özel denetim isteme, TK 553 vd.'da ki yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açma, TK 445 ve 447 uyarınca genel kurul ve yönetim kurulu kararları aleyhine iptal ve butlan davaları açma ve (azlık olarak) 531.maddeye göre şirketin haklı sebeple feshini dava etme haklarından yararlanabilirler. Kısaca ortaklar bütün bu konulardaki ihlal iddialarını ve azınlığın çoğunluk tarafından ezildiği yakınmalarına TK'nın tanıdığı bireysel ya da azlık hakları ile çözüm aramak zorundadırlar. Bu yolda gitmeyerek anılan gerekçelerle mahkemeden şirkete yönetim kayyımı atanmasını istemek mümkün değildir." (Prof. Dr.----).( Bkz. ---- BAM ----. HD.-----Sayılı ilamı)6102 sayılı TTK’da sermaye şirketlerinde yönetime dışarıdan müdahaleye, yani şirkete mahkemece yönetim kayyımı atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır.Sermaye şirketlerinde kayyım atanması ile ilgili olarak, kanunda bulunan tek madde, azınlık pay sahiplerinin genel kurulu toplantıya mahkeme marifeti ile çağrısını düzenleyen TTK m. 412 hükmüdür. Madde “… Mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar. Kararda kayyımın görevlerini ve toplantı için gerekeli belgeleri hazırlamaya ilişkin yetkilerini gösterir.” şeklinde düzenlenmiştir. Ancak buradaki kayyımlık bir yönetim kayyımlığı değildir.Kanun koyucu anonim şirketlerde yönetim kayyımı atanabileceğini TK m.530/2’de sadece organ yokluğu haline hasrettiği halde, limited şirkette hem organ yokluğu hem de haklı nedenlerle açılan fesih davasında, taraflardan birisinin istemi üzerine gerekli önlemleri alma, bu arada yönetim kayyımı atayabilme yetkisini mahkemeye vermiş görülmektedir (TTK m. 636/4). Anonim şirketlerde ise kayyım tayini, şirket organlarındaki yoksunluk sonucu ortaya çıkan yönetim boşluğunun başka yollardan giderilememesi şartına bağlıdır.Yöneticilerin kötü yönetiminin yaptırımı ise, hem anonim hem de limited şirkette onlar aleyhine hukuki sorumluluk davası açmak olabilir----BAM -----HD. -----Sayılı ilamında"....Anonim Şirketler TTK'nun 365. Maddesi uyarınca yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunurlar. Şirkette organ boşluğu bulunduğu iddiası yoktur.6100 sayılı TTK da anonim şirketlerde yönetim kurulunun yönetim yetkisinin mahkemelerce kaldırılacağına veya sınırlandırılacağına ilişkin yasal düzenleme yoktur. Yönetim Kurulunun görevden alınması, seçilmesi TTK'nun 408(2)-b gereği şirketin genel kuruluna tanınmış bir yetkidir. Yönetim Kayyımı atanması istemi aynı zamanda YK nun yönetim yetkisinin kaldırılması anlamına geldiğinden yasal olmadığından bu yolda ki talep dinlenemez."( Bkz. ----BAM ----. HD.----BAM ----. HD. ---- BAM ----- HD.-----Esas----- BAM----- HD.-----Sayılı ilamları)Davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarının yapılan incelemesinde şirketin yönetim kurulu üyelerinin davacı ..., davalı tasfiye memuru ... ile ------- isimli kişiler olduğu, davada şirket adına vekalet verme işleminin bir tasfiye işlemi olmadığı, bir yönetim kurulu işlemi olduğu, yönetim kurulu üyelerinin de yukarıda isimlerinin yazıldığı, davacı ortağın şirketin 5 ortağından biri olduğu, şirket genel kurulu ile atanmış bir yöneticinin organ boşluğu olmadığı müddetçe mahkemece yetkisinin kısıtlanamayacağı, yöneticilerin kötü yönetimlerinin sonucunun onlar aleyhine sorumluluk davası açmak olduğu, davalı şirketin genel kurulunun icra edilmesi sureti ile tasfiye memuru değiştirilebileceği gibi yeni yöneticilerinin de seçilebileceği,kaldı ki zaten tasfiye memurunun azli istemli açılmış bir dava da bulunduğu, şirket yetkilisinin bir davaya vekalet vermemesinin başlı başına şirkete kayyım atanmasına sebep olacak bir olay olmadığı, şirket yetkilisinin veya şirket tasfiye memurunun icra hukuk mahkemesinde görülmekte olan davada ihalenin usule uygun olduğu düşüncesinde de olabileceği, aksi durumda yani şirketin bundan zarar görmesi durumunda bu kişiye karşı sorumluluk davası açılabileceği, kısacası yöneticilerin veya tasfiye memurlarının kötü yönetimlerinin veya ihmalkar davranışlarının sonucunun onlar aleyhine sorumluluk davası açmak olabileceği, davalı şirkette organ boşluğu bulunmadığı, 5 ortaktan oluşan şirketin genel kurul kararı ile bu kişinin hem yönetim kurulu üyesi hem de tasfiye memuru olarak seçildiği, mahkemenin genel kurul yerine geçerek şirkete kayyım atayamayacağı, kaldı ki tasfiye memurunun görevini yerine getirmediği gerekçesi ile davacı yanca açılmış bir dava da olduğu, o davada davanın ispatı halinde tasfiye memurunun azledilebileceği, davadaki istemin şirkete kayyım atanmasına ilişkin olduğu, davalı şirketin genel kurulunda yöneticilerin seçildiği, yukarıda ifade edildiği üzere yöneticilerin kötü yönetimlerinin yaptırımının onlar aleyhine sorumluluk davası açılması olduğu, 5 ortaktan biri olan davacının bu istemle dava açtığı, davacının hissesinin 350.000 TL olduğu diğer ortakların toplam hissesinin 650.000 TL olduğu, şirketin genel kurulunun kararı ile seçilmiş yönetim kurulunun görevine son verilerek şirkete kayyım atanmasının mümkün olmadığı, şirkette bir organ boşluğu da bulunmadığı sonucuna varılmış davalı şirket yönünden davanın reddine, diğer davalı yönünden yukarıdaki gerekçe ile pasif husumet yokluğu nedeni ile davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
-
Davalı ... yönünden; davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeni ile reddine,
-
Davalı şirket yönünden; Davanın esastan reddine,
-
492 Sayılı Harçlar Kanununa göre alınması gereken 427,60 TL maktu harcın, peşin alınan 269,85 TL harç'dan mahsubu ile bakiye kalan 157,75 TL harcın davacıdan tahsiliyle hazineye gelir kaydedilmesine
-
Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
-
6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider/delil avansının taraflara veya ahzu kabza yetkili vekillerine iadesine,
-
Davalılar tarafından yapılmış bir yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,Dair karar, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, . . . . . Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere, davacı vekilinin yüzüne karşı davalıların yokluğunda verilen karar oy birliği ile açıkça okunup usulen anlatıldı.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:46:29