İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/969 E. 2023/969 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2022/969
2023/969
29 Kasım 2023
T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2022/969
KARAR NO:2023/969
DAVA: Yabancı mahkeme kararının tenfizi
DAVA TARİHİ: 13/12/2022
KARAR TARİHİ: 29/11/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tenfiz davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı/yüklenici ---- davalı/müşteri ------ arasında ----şehrinde trafik ışığı tesislerinin inşaatı konusunda ------ tarihinde sözleşme imzalandığını; davacının sözleşme ile üstlendiği inşaat işlerini tamamladığını ancak ------- ödemelerin tamamını yapmadığını; sözleşme ile öngörülen, ödenmemiş asıl alacak ve yine sözleşme ile öngörülen cezai şart ile birlikte toplam ---- alacağının Şube tarafından ödenmemesi üzerine ------ mahkemesinde alacak davası açıldığını; duruşmanın yeri ve zamanının Şube'ye usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine rağmen Şube'nin duruşmaya katılmadığını; mahkeme tarafından dava konusu alacağın --------- Somunu yargılama giderinin Şube tarafından ödenmesine karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, ancak karara rağmen ödemenin yapılmadığını; --------kurulan Şube'nin Yönetmeliğine göre, şubenin ana şirket adına ve hesabına ve onun sorumluluğu altında hareket ettiğini; bu nedenle söz konusu kararın davalı anaşirkete karşı tenfizi için dava açıldığını beyan etmiş ve MÖHUK ile aranan tenfiz koşullarının bulunduğunu ileri sürerek mezkur ----kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tanıma ve tenfiz edilmek istenen karardan tahmin edildiği üzere davacı tarafından --------- açılmış olan davanın müvekkili şirkete karşı değil müvekkili şirketin şubesine karşı açıldığı, şirketin yönetmeliğinde ve -------- açıkça belirtildiği üzere şirketin şubesinin şirketten bağımsız ayrı bir tüzel kişiliğinin olmadığı, dolayısıyla şirketin şubesinin davanın tarafı olarak kabul edilmesinin de hukuka aykırı olacağını; davacı tarafından ------ açılmış olan davadan davalı müvekkilinin haberi olmadığı, davalının eline ulaşmış herhangi bir tebligat bulunmadığı, davalıya savunma hakkının tanınmadığını; ------- mahkemesi tarafından verilmiş kararın kamu düzenine aykırı olduğu, kamu düzenine aykırılık taşıyan bir kararın Ülkemizde tanınması ve tenfizinin kabul edilemeyeceğini, davacı tarafından sunulmuş belgeler arasında ----- kararının kesin olduğunu gösterir kesinleşme şerhi yahut eşdeğer evrakın sunulmadığını; davacının açmış olduğu haksız, hukuka aykırı ve mesnetsiz davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. Tarafların iddia ve savunmaları yukarıda özetlenmiştir.Mahkememizce taraf delilleri toplanmış milletlerarası özel hukuk ana bilim dalında akademisyen uzman bilirkişiden kök ve ek rapor alınmıştır. Aşağıda bilirkişi raporunun ilgili kısımları alıntılanacak, konuya dair doktrinden ve içtihatlardan atıflar yapılacak ve dosya özelinde değerlendirme yapılarak sonuca gidilecektir.
Davacının davalı şirketin şubesine karşı---- mahkemelerinde dava açtığı ve bu kararın tenfizini talep ettiği görülmüştür.Davalı yan şubenin tüzel kişiliği olmadığını, şubeye karşı dava açılamayacağını savunmuş, buna dair------ kararı sunmuş, davacı ise cevaba cevap dilekçesinde yabancı ülkede bulunan şubeye karşı açılmış davada asıl şirkete karşı tenfiz istenebileceğini belirtmiş, buna dair ------- kararı da sunduklarını belirtmiştir. ------ sayılı ilamında "... Yürütülen ticari faaliyetlerin yaygınlaşması nedeniyle işlerin tek bir merkezden yönetiminin zorlaşması halinde kurulan ve şirketi temsil eden şubelerin ise ayrı bir tüzel kişiliği yoktur. Zira şubeler ticari işletmenin bir parçası olarak merkeze bağlıdır, şubenin kar ve zararı merkeze aittir; şube aracılığıyla elde edilen hakların, üstlenilen borçların sahibi de, şube değil işletmenin kendisidir. O halde, taraf ve dava ehliyeti şubenin bağlı bulunduğu gerçek veya tüzel kişiye aittir..." belirtmiştir. ------ Sayılı ilamında "...Dosya kapsamındaki evraklardan tenfize konu ilamda davalının şirketin merkez şubesi olarak gösterildiği ve yabancı mahkeme ilamının merkez şube adresinde yetkili temsilcisine tebligat yapılmak suretiyle kesinleştirildiği görülmüştür. Dolayısıyla tenfize konu ilamda borçlu olduğuna karar verilen tüzel kişilik davalı şirketin merkez şubesidir. Oysa iş bu dava yabancı mahkeme ilamında davalı olarak gösterilmeyen ve söz konusu alacaktan sorumluluğu bulunmayan davalı şirkete karşı açılmıştır. Tenfizi istenen ilamdaki davalı ile iş bu dava dosyasının davalısının aynı olmadığı anlaşıldığından yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesi yerinde olmuştur..." belirtmiştir. ------Davalı vekili, tanıma ve tenfizi istenilen kararda davalı olarak müvekkili şirketin -------ülkesindeki şubesinin gözüktüğünü, bu şubenin müvekkili şirketin tüzel kişiliğinden ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olduğunu, bu sebeple müvekkili şirketin davadan haberdar edilmeyerek anılan davada temsil edilmediğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararında şubeye karşı dava açıldığı, davalıyı şube müdürünün vermiş olduğu vekaletname ile şube adına vekilinin temsil ettiği, ---------- sisteminde şubelerin ayrı tüzel kişiliği olmayıp davanın asıl şirkete karşı açılması gerekmesine rağmen asıl şirkete davanın yönlendirilmeyerek davalının yargılamada temsil edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince süresinde temyiz edilmiştir. Tenfize konu karar, davalı şirketin ayrı bir tüzel kişilik taşımayan ---- işlemlerinden kaynaklanmaktadır. Şirket tüzel kişilikleri şubelerin işlemlerinden hukuken sorumludur. Buna göre mahkemece davacının tanıma ve tenfize ilişkin talebinin kabulü gerekirken..." belirtmiştir. ( Davacının sunduğu bu karar incelendiğinde Bu olayda şubenin davadan haberdar olduğu ve yargılamada kendisini savunabildiği görülmüştür. )
Şubeye karşı açılan bir davada verilen hükmün asıl şirkete karşı tenfizinin istenip istenemeyeceği hususu da tartışmalı bir konu olup bu konuda verilmiş farklı kararlar olduğu görülmüş birkaçı yukarıda alıntılanmıştır. --------şubelerin ayrı bir tüzel kişiliği bulunmamakta; dolayısıyla şubenin davada taraf olma veya dava ehliyeti bulunmamakta; şubenin işlemlerinden doğan uyuşmazlıkların asıl şirket muhatap gösterilerek ona yöneltilecek bir dava ile çözümlenmesi gerekmektedir. Ancak bir ------içinde kurulan şubelerinin ayrı tüzel kişilikleri olmasa da yurt dışında kurulacak şubelerin, o ülke hukukuna göre yeni bir şirket olarak kurulması, dolayısıyla tüzel kişiliği haiz olması gerekli görülebilir.Dava dilekçesinin ekinde dosyaya sunulan, davalının Yönetim Kurulunun aldığı karar ------------, şubenin tüzel kişiliğinin bulunmadığı; ana şirket adına ve hesabına ve onun sorumluluğunda hareket ettiği; şube başkanının ana şirket tarafından verilen bir vekaletnameye dayanarak hareket ettiği; şubenin işlemlerinin ana şirket için hak ve yükümlülükler doğurduğu --------- açıkça ifade edilmektedir. Diğer yandan ilgili Yönetim Kurulu kararında, şube müdürüne şubeyi yönetmesi için genel vekalet verilmesinin kararlaştırıldığı görülmektedir. Dolayısıyla ---- göre davalının o ülkedeki temsilcisi gibi görülen Şube'nin yaptığı işlemler ------- ana şirket olan davalıyı bağlamakta; diğer bir ifadeyle davalı, ------- faaliyetlerini, Şube aracılığıyla yerine getirmektedir.Sonuç itibariyle davalı şirket adına, onun verdiği vekalete dayanarak hareket eden ve uyuşmazlık konusu sözleşmeye taraf olan Şube'nin (müdürünün), bu sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların çözümü için açılan yargılamada da şirketi temsil edebileceği ve yargılama sonunda Şube aleyhine verilen kararın davalı şirkete karşı tenfiz edilebileceği açıktır. Kaldı ki yukarıda belirtildiği gibi, -------- açılacak tenfiz davasında Şube'nin taraf olarak yer alması mümkün olmadığından her hâlükârda tenfiz davasının asıl şirkete karşı yöneltilmesi gerekecektir.Bilirkişi raporunda bu yönde tespitler bulunmakta olup ayrıca yukarıda alıntılanan emsal -------- belirtildiği üzere yabancı ülkede şubesi olan bir tüzel kişilik aleyhinde şubeye karşı yabancı ülkelerde verilen kararın asıl şirkete karşı tenfizi istenebileceğine dair kararı nazara alınarak husumet yönünden davanın reddi yoluna gidilmemiş davanın esasına girilmiştir.
5718 sayılı Milletlerarası özel hukuk ve usule hukuku hakkında kanunun tenfiz şartları başlıklı 54. Maddesi " (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:
a) ----- ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette ------mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.
b) İlâmın, --------mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.
c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.
ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı ---- mahkemesine itiraz etmemiş olması.
" hükmüne haizdir.
Tenfiz davasında kamu düzenine aykırılık, iki açıdan inceleme konusu yapılabilir: Esas bakımından ve usuli bakımdan kamu düzenine aykırılık. Esas bakımından kamu düzenine aykırılık, yabancı mahkeme kararının içeriğinin ----- kamu düzeni ile bağdaşmayan hükümler içermesi, kararın tenfiz edilmesi halinde ortaya çıkacak sonuçların ----kamu düzenine aykırılık teşkil etmesi durumunda söz konusu olur. Dava konusu kararın içeriğinde ---- kamu düzenine aykırılık teşkil eden bir husus bulunmamaktadır. Usuli açıdan kamu düzenine aykırılık ise, MÖHUK m. 54/ç de yer alan ve davalı tarafın itirazı üzerine incelenebilecek usule aykırılıklar dışında, temel usuli prensiplerin ihlali gibi önemli bir usule aykırılığın varlığı halinde söz konusu olur. Özellikle kararın verildiği ülke usul hukukunun savunma hakkı ihlaline yol açacak nitelikte hükümler taşıması ve somut olarak da davalının savunma hakkının ihlal edilmiş olması halinde usuli kamu düzenine aykırılık tespiti yapılabilecektir.------Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere; Yabancı mahkeme kararının ----- kamu düzenine aykırı olup olmadığının denetlenmesi sırasında kararın içeriğinin kamu düzenine aykırı olup olmadığı değil, kararın ----icra edilmesinin ve kararın icrasının sonuçlarının ---- kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığı incelenmelidir. Zira MÖHUK’da kabul edilen sisteme göre, tenfiz hâkimince, yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Şu durumda tenfiz hâkiminin, tenfiz şartları dışında, kararın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Aksi hâlin kabulü, tenfiz hâkimini, üst mahkeme görevini kendinde bulması şeklindeki bir sonuca götürecektir. Tanıma ve tenfiz talebine konu yabancı mahkeme kararının ---------kamu düzenine aykırı olup olmadığının tespiti, esas itibariyle hâkimin takdirine bırakılmıştır. Ancak hâkim, takdir yetkisini kullanırken milletlerarası özel hukukun varlık sebebini ve bu hukukun genel prensiplerini dikkate almak durumundadır. Bu hususta MÖHUK’un 54/c maddesinde kamu düzenine açıkça aykırılıktan bahsedilerek yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizinde kamu düzenine aykırılık hususunda hâkimlerin takdir yetkisi daraltılmaya çalışılmıştır. Bu itibarla tenfiz hâkimi, sırf ----- hukukundakinden farklı maddi ve usul kuralları uygulanarak verildiği için yabancı bir kararı kamu düzenine aykırı sayıp tenfizini ret edemez..." belirtmiştir. Yukarıda ifade edildiği üzere --------- hukukunda şubelerin ayrı bir tüzel kişiliği olmadığından şubelere karşı dava açılması mümkün değildir. Somut olayda---------- ülkesinde davalı şirketin şubesine karşı dava açılarak yargılamaya devam olunmuş ve karar verilmiştir. ----------- şubeye karşı dava açılıp açılamayacağı hususu tarafımızca bilinmemekte olup ayrıca bu yönü ile kararın hukuka uygun olup olmadığını denetleme görevi de mahkememizde değildir. Aksi durumda alıntılanan bu yüksek mahkeme kararında belirtilen durum oluşacak mahkememiz--------- mahkemesinin üst mahkeme görevini kendinde bulması anlamına gelecektir.----- şubeye karşı dava açma imkanı olmamasına rağmen davacının sunduğu kararda yabancı mahkemece şubeye karşı açılan davayı kabul etmiştir.Kararın yerindeliği denetimine girilemeyeceğinden bu hususta mahkememizce bir değerlendirme yapılmayacaktır. -----sözleşmesi üye devletlerin bireylerinin temel haklarını güvence altına almak amacıyla uymak zorunda oldukları ortak değerleri belirlemektedir. -------- sözleşmesinin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. Maddesinin 1. Fıkrasına göre herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar yada cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan , yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar aleni olarak verilir. ----- herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak sureti ile yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. ---- ilamında "...Tenfiz kararının verilebilmesi için aranan son şart, savunma hakkının ihlal edilmiş olmamasıdır. MÖHUK’un 54/ç maddesi gereğince, kendisine karşı tenfiz istenen kişi, mahkemeye o yer kanunlarına göre usulüne uygun olarak çağrılmamış yani davet edilmemiş veya uygun çağrı yapılmadığı ya da yapıldığı hâlde temsil edilmemiş veyahut da o yer kanunlarına aykırı olarak kararın gıyabında veya yokluğunda verilmiş olması hâllerinde ilgilinin tenfize karşı ------ mahkemesinde itiraz etmesi üzerine yabancı mahkeme kararının tenfizi mümkün olmayacaktır. Görüldüğü üzere MÖHUK’un 54/ç maddesi bütün savunma haklarını içine alacak bir genişliğe sahip olmadığı için savunma hakkını ihlal eden diğer durumlar MÖHUK’un 54/c maddesindeki kamu düzenine aykırılık nedeni ile tenfiz engeli olabilecektir ---------Buna göre yabancı mahkeme kararlarının tenfizi için aranan şartlar MÖHUK’da sınırlı bir şekilde sayılmış; hâkimin tenfiz kararını verirken, yabancı karara uygulanan hukukun doğru seçildiğinin, doğru uygulandığının, delillerin doğru takdir edildiğinin kısaca kararın esas yönünden doğruluğunun incelenmesini öngören “revision” sistemi --------- kabul edilmemiştir. Başka bir deyişle tenfiz davasına bakan --------mahkemesi, yabancı mahkeme kararının doğru olup olmadığını denetleyemez veya uyuşmazlığın esası hakkında karar veremez. Yabancı mahkemenin maddi vakıaları doğru uygulayıp uygulamadığı, yabancı mahkemenin uyguladığı usul kurallarının veya maddi hukuk kurallarının --- olup olmadığı tenfiz davası kapsamı dışında kalmaktadır..." belirtmiştir.
Tenfiz şartlarından birisi yukarıda alıntılandığı üzere davalının savunma haklarına riayet edilmiş olmasıdır. Davalı vekili yabancı mahkemede kendilerine tebligat yapılmadığını, savunma haklarına riayet edilmediğini ileri sürmüştür. Bu şekilde maddede aranan davalının itiraz etme şartı somut olayda gerçekleşmiştir. MÖHUK m.54/ç, kararın verildiği ülkenin tebligata/gıyapta karar vermeye/davada temsile ilişkin hükümlerine referans yapmaktadır. Buna göre, eğer davalıya---------- Hukukuna göre usulüne uygun bir tebligat yapılmış, buna rağmen Davalı yargılamaya katılmamış ise veya ------- gıyapta karar verme usulüne uygun olarak yargılama yapılmış ve karar verilmiş ise, bu bent uyarınca bir tenfiz engelinin bulunduğundan bahsedilemeyecektir.Ancak ----- tebligata veya gıyapta karar vermeye ilişkin hükümleri, davalının, aleyhine açılan davadan haberdar olmasına ve kendini etkin bir şekilde savunmasına imkân vermeyecek içerikte ise, bu sefer MÖHUK m.54/c uyarınca usuli anlamda kamu düzenine aykırılık gerekçesiyle hükmün tenfizine engel olunması mümkündür.Tenfizi talep edilen----- Mahkemesi'nin kararında, birçok yerde de ifade edildiği gibi, davalının Şubesi duruşmaya katılmamış; karar Şube'nin gıyabında verilmiştir. Eğer Şube, kendisine usulüne uygun bir tebligat yapılmasına rağmen duruşmaya katılmamış ise, bu durum savunma hakkı ihlali olarak değerlendirilemez. Zira yukarıda belirtildiği üzere yabancı ülkenin usul kuralının bizim ülkemizdekinden farklı olması bir tenfiz engeli değildir. Bu nedenle öncelikle tebligatın usule uygun olarak yapılıp yapılmadığının incelenmesi gerekir.
Bilirkişi kök raporunda -------- kesinleşme tarihli, Davalının -----aleyhine, sözleşmeye aykırılık gerekçesiyle açılan ve Şube'yi kararda belirtilen miktarlarda ana borç ile yargılama giderlerini ödemeye mahküm eden kararın, Davalı aleyhine tenfizinin talep edilmesinin mümkün olduğu;
Ancak her ne kadar ----- yargılama sırasında Şube'ye yapılan tebligat --------- mevzuatına uygun olsa, dolayısıyla MÖHUK m.54/ç açısından bir aykırılık bulunmasa da, Şube'nin etkin bir şekilde davadan haberdar olmasına ve kendisini savunmasına imkan tanınmadan yargılama yapılarak karar verildiği; bu şekilde Şube'nin ve dolayısıyla davalının hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiği; bu nedenle söz konusu kararın tenfizinin MÖHUK m.54/c anlamında kamu düzenine aykırılık oluşturacağı;Bu nedenle dava konusu kararın tenfizi talebinin reddedilmesinin yerinde olacağı.." yönünde rapor vermiştir. Davacı yanın rapora itirazları üzerine bilirkişiden ek rapor alınmıştır.
Bilirkişi Ek raporunda "....1 -Tenfize konu -------------mahkemesinin kararında, oradaki yargılamada Davalı olarak yer alan, ------- tebligat ile ilgili olarak bir paragraf ----------yer almaktadır. Kök raporda da alıntılanmış olan (s.6)(ancak raporun sonucunu değiştirmeyeceği düşüncesiyle ayrıca bu açıdan üzerinde durulmamış olan) bu paragrafta önce, duruşmanın yeri ve zamanının davalıya usulüne uygun bir şekilde tebliğ edildiği; ancak davalı tarafın temsilcisinin mahkemece bilinmeyen sebeplerle duruşmaya katılmadığı belirtilmiş, devamında ise davalıya gönderilen mahkeme tebligatlarına ilişkin tebliğ şerhinin “şirket taşındı” yazısı ile gönderene ulaştığı belirtilmiştir. Aynı cümle içinde yer alan birbiriyle çelişkili bu ifadeler, tebligatın ------- mevzuatı ile öngörülen usule uygun yapılıp yapılmadığını net olarak söylememize engel olmaktadır. Zira cümlenin ilk kısmında davalıya tebligatın yapıldığı ancak davalının duruşmaya katılmadığı; ikinci kısımda ise şirket taşındığı için tebligatın yapılamadığı ifade edilmektedir. Eğer cümlenin ilk kısmı geçerli olsa idi, buna ilişkin tebliğ evrakı da mevcut dava dosyasına sunulurdu ve tebligatı almasına rağmen duruşmaya katılmayan ve kendini savunmayan davalı açısından herhangi bir savunma hakkı ihlali söz konusu olmazdı, dolayısıyla kararın tenfizi de mümkün olurdu. Ancak tarafların ileri sürdükleri itiraz ve savunmalar ve dosyaya sunulan evraktan cümlenin ikinci kısmının dikkate alınması gerektiği anlaşılmaktadır.
Mahkeme kararının sonraki paragrafındada, yukarıda belırttiğimiz çelişkili durumun devam ettiği görülmektedir. Zira mahkeme, --------yapmış ve “...duruşmanın yeri ve zamanı hakkında usulüne uygun olarak kendisine tebliğ edilmiş olan, duruşmaya katılmama gerekçesini bildirmemiş olan ve davanın gıyaben incelenmesi talebinde bulunmayan davalının duruşmaya katılmaması halinde mahkeme davayı gıyaben değerlendirme yetkisine sahiptir. ..Bu şartlar altında mahkeme, davaya katılmayan davalının yokluğunda davanın incelenmesinin mümkün olduğu kanaatindedir.” şeklinde değerlendirme yapmıştır.--- Görüldüğü gibi mahkeme, sanki davalıya usulüne uygun bir tebligat yapılmış ve davalı buna rağmen duruşmaya katılmamış gibi yargılamaya devam etmiş ve karar vermiştir.Dolayısıyla bizatihi tenfize konu kararda yer verilen, tebligatın yapılıp yapılamadığına ilişkin bu çelişkili ifadeler bile MÖHUK m. 54/c anlamında kararın tenfizine engel olabilecek niteliktedir.
-
Mahkeme kararında yer alan bu ifadelerin geçerli olmadığı, Davacı vekilinin 03.05.2023 tarihli dilekçesinin 3 numaralı ekinde sunulan, . . . . tarafından düzenlenen belgeden anlaşılmaktadır.Bu belgede, Davalı,. . . . . . . . Şubesine teslim etmek için alınan evrakın (postane müdürünün raporuna göre) şirket uzun süredir kapalı olduğu için adrese teslim edilemediği; yeni bir adresinin de bulunmadığı ifade edilmektedir. Mahkeme kararında, daha sonra, . . . . . yapılan sorguda, Şube'nin adresinin halen kayıtlı adres olarak görüldüğü belirtilmektedir. Özetle, davalının . . . . . şubesinin kayıtlı adresine gidildiğinde “şirket uzun süredir kapalı olduğu” gerekçesiyle tebligat yapılamamıştır ve şubenin . . . . nezdindeki kayıtlarında halen söz konusu adres yer almaktadır.
-
Davacı vekili tarafından 03.05.2023 . tarihli dilekçenin ekinde dosyaya sunulan. . . . . . . . . HMK'nın tebligata ilişkin maddeleri incelendiğinde, somut olayla ilgili olarak HMK — m. 131/f2,3 hükümlerinin uygulanabileceği görülmektedir.Nitekim Davacı vekili de, dilekçenin 2.2. ve 3 numaraları paragraflarında tebligatın usule uygün yapıldığını bu maddelere dayanarak gerekçelendirmektedir. Bu maddeye göre, bir tüzel kişinin sicilde kayıtlı adresine tebliğ evrakı ulaştırıldığında muhatap belirtilen adreste bulunmadığı için tebligat yapılamamışsa, davanın diğer taraflarına yapılan tebligat, tebligatın usulüne uygun olarak yapılmış sayılması için yeterli görülecektir . . . . . . Bu maddenin ifadesi dahi (eğer dosyaya sunulan tercümede hata yok ise), bir tüzel kişiye yapılacak tebligatın o tüzel kişinin savunma hakkı ihlal edilerek yapılmasına olanak tanıyacak içeriktedir. Zira tüzel kişinin sicildeki kayıtlı adresine ulaştırılan tebliğ evrakı, adreste kimse bulunmadığı için tebliğ edilememiş olsa dahi, eğer davanın diğer taraflarına tebligat yapılmış ise, tüzel kişiye de tebligat yapılmış sayılacak ve yargılamaya devam edilecektir. Böylece tüzel kişinin fiilen haberdar olmadığı tebliğ evrakı, sanki ondan haberdarmış gibi kabul görecek ve tüzel kişi kendini savunamadan yargılama yapılabilecek ve karar verilebilecektir.
-
Her ne kadar . . . . . . yapılan yargılamada, posta idaresindeki görevlinin beyanı çerçevesinde Şube'nin sicilde kayıtlı adresinden taşındığı ve başka bir adresinin bulunmadığı;. . . . . yapılan sorguda da sicilde adres değişikliği yapılmadığı bildirilmişse de,mahkeme kararındaki tebligatla ilgili çelişkili ifadeler de dikkate alındığında, sadece bu açıklamalara dayanarak davalının savunma haklarına uyulduğunu kabul etmek pek mümkün görünmemektedir.
-
Diğer yandan, tüzel kişiliği dahi olmayan ve . . . kurulu şirketi temsilen birtakım işlemler yapmak üzere yetkilendirilen bir birim (Şube) aleyhine açılan davada, bu birimin bağlı olduğu . . . . . tebligat yapılması yolunun hiç denenmemesi ve fakat kararın bu şirket aleyhine tenfizinin talep edilmesi üzerinde durulması gereken bir husustur.Gerçekten bizzat davacı vekili tarafından dava dilekçesinin ekinde sunulan belgeler incelendiğinde, Davalı'nın Yönetim Kurulu tarafından alınan karar ile . . . . . . , tüzel kişiliğinin bulunmadığı'; ana şirket adına ve hesabına ve onun sorumluluğunda hareket ettiği; şube başkanının ana şirket tarafından verilen bir vekaletnameye dayanarak hareket ettiği; şubenin işlemlerinin ana şirket için hak ve yükümlülükler doğurduğu görülmektedir. Diğer yandan . . . . tesciline ilişkin . . . . . olarak atanan kişi ile bilgiler yanında . . . . . adresi de belirtilmektedir. Diğer bir ifadeyle, tüzel kişiliği haiz olmayan Şube'nin (ve onun müdürünün) adına hareket ettiği, dolayısıyla karara konu sözleşmenin de tarafı olarak kabul edilen Davalı'nın adresi . . . . . . kayıtlarında yer almaktadır. Davacı tarafından da bilinen bu bilgiler kullanılmadan, yargılamanın gıyapta yürütülmesi ve karar verilmesi,. her ne kadar kararda yer alan çelişkili ifadeler dolayısıyla bu hususu net olarak söyleyemesek de. tebligat . . . . usulüne uygun yapılmış olsa dahi netice olarak Davalının savunma haklarının ihlaline yol açmıştır.
-
Kök raporumuzda da belirttiğimiz gibi, yabancı mahkeme kararının tenfiz koşullarını belirleyen, MÖHUK m. 54/c ve ç bentleri arasında hassas bir ayırım bulunmaktadır. Tekraren belirtmek gerekirse, MÖHUK m. 54/ç bendi uyarınca, yabancı ülke mahkemesinde tebligatın o ülkenin usul kurallarına uygun yapılmış olması; o ülkede yapılan yargılamada davalının savunma haklarına uyulmuş olmasını her zaman temin etmemekte ve MÖHUK m. 54/c uyarınca kararın tenfizine engel olmamaktadır. Diğer bir ifadeyle, yabancı ülkenin tebligata ilişkin kuralları, davalının savunma haklarını ihlal edecek nitelikte ise ve böyle bir ihlal de gerçekleşmişse, her ne kadar MÖHUK m. 54/ç uyarınca bir tenfiz engeli olmasa dahi, davalının savunma hakkını kullanmasına engel olan böyle bir tebligat ile yargılamanın yürütülmesi ve kararın verilmesi, MÖHUK m. 54/c uyarınca o kararın tenfizi talebinin reddi mümkün olacaktır. Gerek Yargıtay uygulamasında doktrinde gerekse bu konuda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
-
. . . . . . . . tenfize konu yabancı mahkeme kararının verildiği yargılamada izlenen usulün hangi hallerde tenfiz engeli oluşturabileceği çok açık bir şekilde ifade edilmiştir:« Aleyhine karar verilen tarafa savunma hakkını kullanma imkânının verilmemiş olması da . . . . . . . . . . Kamu düzeninin müdahalesini gerektiren bir durumdur. İlke olarak, her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular . . . . . . Bu sebeple yabancı mahkemenin uyguladığı usulün,. . . . . hukukundan farklı olması . . . . müdahalesi için bir gerekçe değildir. Aynı ilke yabancı mahkeme ilamında uygulanan ispat hukukuna ait kurallar bakımından da geçerlidir. Bununla beraber, eğer yabancı mahkeme ilamı . . . . anlayışına göre, bir hukuk devletinde olabilecek bir usul hukuku düzeninden ve ispat hukuku kurallarından farklı, adil yargılama ilkelerinin ihlal edici nitelikteki bir usule tabi olarak verilmiş ise, . . . . . . düzeninin müdahalesinin gerekli olduğunu düşünerek tenfiz talebinin reddine karar verilebilir. Özellikle taraflara yeterli derecede kendilerini savunma imkânı vermeyen bir usul sistemi içinde verilmiş yabancı mahkeme ilamı için tenfiz talebinin reddi söz konusu olabilecektir. ” Kararda çok yerinde olarak tespit edildiği gibi, yabancı mahkemenin usul kurallarının (konumuz açısından tebligata ilişkin kurallar) . . . . . . . . . Hukukundan farklı olması tek başına verilen kararın kamu düzenine aykırılığına yol açmazken o ülke usul hukukunun özellikle tarafların savunma hakkını ihlal edebilecek hükümler içermesi halinde bu usule göre verilen kararın tenfizine engel olunabilecektir.
-
Doktrinde bu konuya ilişkin olarak yapılan değerlendirmelere kısaca yer vermek yerinde olacaktır: , « — bazen yargılamanın yapıldığı ülke hukukuna göre davalının savunma haklarına riayet edilmiş gözükse de, savunma haklarına riayetsizlikten bahsedilebilir. Özellikle davanın görüldüğü ülke hukukundaki savunma hakkına ilişkin düzenlemelerin, bu hakkın kullanılmasını ortadan kaldırıcı, zorlaştırıcı veya kısıtlayıcı nitelikte olması halinde bu durum söz konusu olabilir....Bu gibi durumlarda 54.maddenin c bendine istinaden yani kararın . . . . . . . . . . kamu düzenine aykırılığı gerekçesiyle . tenfiz reddedilebilir. . . . . . . . Konuyu tebligat ve savunma hakkı bağlantısı ile ortaya koyan. . . . . . . . . şu açıklamalarda bulunmaktadır“ ... Bununla beraber, savunma hakkını etkileyen ve Kanunda sayılan . . . . usuli işlemlerin veya yabancı mahkemece uygulanan diğer usule ilişkin işlemlerin, . ister usulüne uygun yapılsın isterse yapılmasın. . . . . anlayışına göre savunma hakkını ihlal ettiği tenfiz hakimince tespit edilirse , bu sefer . . . . . . . meydana gelebileceği (m. 54/1,c) ve bu sebeple, davalının itirazına bağlı olmaksızın hakim tarafından resen (kendiliğinden) dikkate alınarak tenfiz talebinin reddine gidilebileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Yabancı mahkemenin hukukuna uygun olsa dahi, mesela aleyhine karar alınmış olan davalıya karşı ilan yoluyla yapılmış bir tebligat “savunma hakkını ihlal edebilecek” bir işlem olarak görülebilir; meğerki davalı ilan yoluyla yapılmış bir tebligattan sonra davaya iştirak etmiş olsun.. . . . . . tarafından yapılan bu açıklamada, yabancı mahkemenin hukukunda tebligatın ilan yoluyla yapılacağı öngörülmüşse ve somut olayda davalı bu şekilde yapılan tebligattan haberdar olamadığı için davaya katılamamışsa, söz konusu kararın tenfizinin MÖOHUK m. 54/ç uyarınca değil, MÖHUK m. 54/c uyarınca engellenebileceği ifade edilmiştir.
-
Sonuç olarak. . . . . . . . . . . Hukukuna göre, o ülkede bulunan (tüzel kişiliği olmayan) bir temsilcilik aleyhine HMK m. 131 hükümlerine göre tebligat yapılması mümkün olsa ve tebligat bu şekilde yapılmış kabul edilse dahi, bu durum her hâlükârda davalının savunma haklarına uyulmasını sağlamayabilir. Nitekim mahkeme kararında tebligatın bu madde uyarınca yapılmış sayıldığına dair bir açıklık bulunmamakta; aksine tebligatın yapılıp yapılamadığına dair çelişkili ifadelere yer verilmekte ve nihayetinde, tebligat yapılmasına rağmen duruşmaya katılmayan davalı hakkında giyaben karar verilmesini öngören HMK m. 234/1'e referans yapılmaktadır. Dolayısıyla kararın bu çelişkili ifadeleri de savunma hakkı gibi önemli bir hakkın etkin bir şekilde kullanıldığı konusunda tereddütlere yol açmaktadır. Böyle bir tereddütten, adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından olan savunma hakkının ihlaline yol açabilecek bir çıkarımda bulunmak adil olmayacaktır. Gerçekten de kararın tenfizinin kamu düzenine aykırı olmaması için, yabancı mahkeme kararından ve dosyaya sunulan belgelerden savunma hakkına uyulduğunun tereddütsüz söylenebiliyor olması gerekir.
10- Yukarıda ayrıntılı olarak yaptığımız açıklamalar çerçevesinde, dava konusu kararın tenfizinin MÖHUK m. 54/c'de yer alan kamu düzenine aykırılık nedeniyle mümkün olmaması gerektiği yönündeki kök raporumuzda açıkladığımız goruşte herhangi bir değişiklik bulunmadığını beyan eder, durumu Sayın Mahkeme'nin takdirlerine sunarım." yönünde görüş belirtmiştir.Yabancı mahkemede uygulanan usul kurallarının-------- öngörülen asgari kurallara aykırı olması durumunda da tenfiz engeli ile karşılaşılır. Yabancı mahkeme tarafından uygulanan usul kurallarının ------ ön görülen asgari koşulları sağlaması gerekmektedir. Bu çerçevede sözleşmede yer alan usul kurallarına aykırı olarak verilen bir yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi talebinin kamu düzenine aykırılık nedeniyle reddedilmesi gerekmektedir. ----------Yabancı mahkeme tarafından uygulanan usul kurallarının temel ilkelere aykırı olması, ----------usul hukuku kurallarına aykırı olması anlamına gelmemektedir. Zira her yabancı devlet usul hukukunun birbirinden farklı olması doğaldır. Bu nedenle yabancı mahkeme tarafından uygulanan usul kurallarının ----- usul kuralları ile benzer olması beklenemez. Ancak yabancı mahkeme tarafından uygulanan usul kurallarının ----- Maddesinde yer alan adil yargılanma hakkına ilişkin asgari koşulları sağlayamaması durumunda kamu düzenine aykırılık oluşacaktır. --------Somut olayda--------kurulan şirketin yabancı ülkede bulunan ve ayrı bir tüzel kişiliğinin de olmadığı davacı yanca da bilinen şubesine karşı yabancı mahkemede dava açılmış ve şubeye çıkartılan tek bir tebligatın da bila tebliğ dönmesine rağmen gıyapta yargılama yapılarak karar verilmiştir. Söz konusu yabancı mahkeme kararında bilirkişinin de isabetle tespit ettiği üzere tebligat hususunda çelişkili ibarelere yer verilmektedir.Savunma hakkı tanındığı hususu tereddütsüz şekilde anlaşılamamıştır. Yabancı mahkeme gerekçeli kararının 1 ve 2 sayfasında duruşma yer ve zamanının davalıya usule uygun tebliğ edildiği şekilde ibare bulunmakta olup devamında ise çıkartılan tebligatın şirketin taşındığından bahisle bila tebliğ döndüğü ibaresi bulunmaktadır. Kararın devamında ise -------- atıf yapılmış ise de bu maddenin usule uygun olarak kendisine tebligat yapılmış olan davalının duruşmaya katılmaması halinde uygulanacak bir madde olduğu görülmüştür. Mahkemece sanki davalıya usule uygun bir tebligat yapılmış ve davalı buna rağmen duruşmaya katılmamış gibi yargılamaya devam edilerek karar verilmiştir. Tüzel kişilere tebligat ile ilgili m.131/f.2,3 hükmünün esas alınması gerektiği bu maddenin lafzının dahi savunma hakkını ihlal ederek yargılama yapılmasına neden olacak mahiyette olduğu görülmüştür.Bu maddeye göre Tüzel kişinin fiilen haberdar olmadığı tebliğ evrakı sanki ondan haberdarmış gibi kabul görecek ve tüzel kişi kendini savunmadan yargılama yapılabilecek ve karar verilebilecektir. Tüzel kişinin şubesinin ayrı bir tüzel kişiliği olmadığı davalı asıl şirket adına hareket ettiğine dair evraklar dosyada mübrez olup bunları davacı sunmuştur. Nitekim bu kayıtların ------- mercilerinde de olduğu açıktır. Davacı yanca bilinen bu olgular varken, davalı şubesine çıkartılan tebligatın da bila tebliğ dönmüş olduğu nazara alındığında gıyapta yargılama yapılıp hüküm tesisine neden olan ------usul kanununa dair bu hükmün ------ alan adil yargılanma hakkına ilişkin asgari koşulları sağlayamaması nedeni ile -------aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Tüm bu anlatılan hususlar denetime el verişli bulunan kök ve ek bilirkişi raporu, atıf yapılan emsal yüksek mahkeme kararları, doktrinden yapılan alıntılar doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış buna dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. -------dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın nispi harca tabi olduğu ve davalılarca muhtıraya rağmen eksik harç tamamlanmadığı gerekçesiyle ek karar ile davalıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş, -------- Mahkemesince de aynı gerekçeyle davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak, ----- gereğince, tenfiz davaları nitelikleri itibariyle eda davası olarak değil, tespit davası mahiyetinde kabul edilmekte olup maktu harca tabidir." şeklindeki emsal kararı nazara alındığında bu dava maktu harç ve maktu vekalet ücretine tabi olduğundan davacıdan maktu harç alınmış, davalı lehine maktu vekalet ücreti takdir edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davanın reddine
-
492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85 TL maktu harcın peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 189,15 TL harcın davacıdan tahsiliyle hazineye gelir kaydedilmesine
-
Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
-
Davalı tarafından yapılmış bir yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
-
6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının taraflara veya ahzu kabza yetkili vekillerine iadesine,
-
Davalı vekille temsil edildiğinden yürürlükte olan Avukatlık Asgari ücret tarifesi hükümleri gereği maktu 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile kendisini vekille temsil ettiren davalıya ödenmesine,
Dair karar, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, ---------- Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere, taraf vekillerinin yüzene karşı, oy birliği ile açıkça okunup usulen anlatıldı. 29/11/2023
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:51:20