SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/263 E. 2024/641 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

Daire / Kategori

Mahkeme Kararı

Esas No

2024/263

Karar No

2024/641

Karar Tarihi

18 Eylül 2024

T.C. İstanbul Anadolu 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2024/263 Esas

KARAR NO: 2024/641 Karar

DAVA: Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin)

DAVA TARİHİ: 05/04/2024

KARAR TARİHİ: 18/09/2024

Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili -----------, müteveffa ------------ 01.10.1992 tarihinde evlilik dışında doğan oğlu olduğunu, açılan babalık davasının 1996 yılında verilen kararla ------------ müvekkilin babası olduğunun mahkeme kararıyla kesinleştiğini, bu tarihten ------------- ölüm tarihi olan 18.06.2019 tarihine kadar müvekkilinin miras payından yoksun bırakılmak adına birçok hukuka aykırı işlem yapıldığını, ----------- vefatı üzerine müvekkiline intikal etmesi gereken miras payı oranındaki hisselerin verilmediğini, bazı şirketlerde ----------- ait payların tamamı Eşi ---------, oğlu ---------- adına pay defterine kaydedildiğini, bütün diğer mirasçılar şirketlerde pay sahibi olarak kaydedilmesine rağmen müvekkilinin pay sahibi olarak kabul edilmediğini, müvekkili tarafından ---------- Noterliğinin 10.11.2023 tarihli ve ----------- yevmiye numaralı keşide edildiğini, davalı şirketler tarafından keşide edilen 30.11.2023 tarihli ve --------- yevmiye numaralı ihtarnamede özetle; “…tüm muhatap şirketlerde en baştan ve halihazırda pay sahibi değilsiniz. TTK m. 493/4’e göre şirket yönetim kurulu onay istemini reddedebilir. Bu kapsamda müvekkil şirkete paydaş yazılmanıza onay verilmedi (şirketler tarafından gönderilen 28.10.2019 tarihli ihtarnameler)…” ifadelerine yer verildiğini, davalıların TTK m. 493’e göre işlem yaptığı iddiasının hukuka aykırı olduğunu, şirketlerin esas sözleşmelerinde bağlam hükmü bulunmamakta olduğunu, davalılar tarafından gönderilen ihtarname TTK m. 493 kapsamındaki bir öneri olmadığını, davalıların açıkça kötü niyetli olup, müvekkilin hisselerini nominal değer üzerinden almak istemiş olduklarını, müvekkili adına kayıtlı olması gereken paylar belli bir süre sonra ---------- adına kaydedilmiş olduğunu, davalılar eşit işlem ilkesine (TTK m. 357) aykırı davrandığını, davalıların TTK m. 493/4 uygulaması Yargıtay tarafından da kabul edilen ilkeler ışığında (ki yukarıda buna ilişkin kararlar sunulmuştur) hukuka aykırı olduğunu, bir an için kabul anlamına gelmemekle birlikte TTK m. 493/4’ün somut olayda uygulanma imkânının olduğu düşünülse bile, yapılan işlem TTK m. 357’ye aykırı olduğunu, zira TTK m. 357’ye göre, pay sahipleri eşit şartlarda eşit işleme tabi tutulduğunu, gerçekten de yönetim kurulu, belli pay sahipleri veya gruplarının aleyhine yahut da onların tek taraflı menfaatine hizmet edecek şekilde karar veremeyeceğini, meselâ yönetim kurulu, pay devri veya belli pay sahipleri tarafından pay iktisabı durumunda, sürekli kaçınma klozunu işletir, buna karşılık anılanlar dışındakilerin pay iktisaplarını sistematik bir şekilde onaylarsa eşit işlem ilkesi ihlâl edilmiş olduğunu, yine eğer karşılaştırılabilir durumlarda ve müktesipler için daha önceden devre onay verilmişse, buna rağmen benzer durumda onaydan kaçınılmış ve haklı görülebilecek bir gerekçe olmadan kaçınma klozu işletilmişse eşit işlem ilkesi ihlâl edilmiş olduğunu, müvekkili davacının, murisi --------- vefatıyla birlikte yasal mirasçısı olarak külli halefiyet gereği miras hissesi oranında pay sahipliğini kazanmış olduğunu, zaten müvekkilinin mirasçı olarak pay sahibi olduğu da davalılar tarafından inkâr edilmemekte olduğunu, mirasçılardan farklı olarak müvekkile neden farklı bir şekilde işlem yapılmış olduğunu, yapılan işlemin hiçbir objektif kriteri bulunmamakta olduğunu, açıkça keyfi bir eşitsizlik yaratılmış olduğunu, şirket amacının haklı gösterdiği bir durum mevcut olmadığını, aynı durumdaki diğer bütün mirasçılar miras payı oranında şirketlerde pay sahibi kılınmış olduğunu ancak müvekkiline bu hakkının verilmediğini, davalı şirketler yönetim kurulları tarafından alınan ve müvekkiline eşit işlem ilkesine aykırı olarak TTK m. 493/4 hükmünün işletilmesine ilişkin 16.09.2019 tarihli yönetim kurulu kararları yönetim kurulu kararları TTK m. 391 uyarınca batıl olduğunu, davalıların hiçbir hukuk kuralını tanımadığını, müvekkili tarafından ---------- hastanesinden alınan epikriz raporunda muris ----------- 11.06.2019 tarihinde saat 11:53’te hastaneye kabul edildiği ve bu hastane tarafından tutulan ölüm belgesine göre, murisin 18.06.2019 tarihinde saat 07:25’te hastanede vefat ettiğini, yine epikriz raporunda 11 ve 12 Haziran’da hastaya tedavi uygulandığı, 13 Haziran’da hastanın genel durumunu kötü olup tedaviye devam edildiği ifade edilmiş olduğunu, ------------ 17 Haziran’da yoğun bakım servisine alındığını, işbu raporlardan anlaşıldığı üzere, ------------ 11.06.2019’dan vefat ettiği 18.06.2019 tarihine kadar hastane genel durumu kötü bir şekilde tedavi görmüş olduğunu, ancak müteveffa ---------- hastaneye yatışının gerçeklemesinden sonra, pay sahibi olduğu bazı şirketlerde şirket merkezlerinde genel kurul toplantılarının yapıldığını, ----------- bu toplantılara asaleten katıldığı gösterildiğini, hastane genel durumu kötü bir şekilde yatan ve tedavi gören bir hastanın şirket merkezindeki bir toplantıya asaleten katılması ve divan başkanlığı yapması mümkün olmadığını, söz konusu belgelerin sahte olarak tanzim edildiği, muhtevasının gerçeği yansıtmadığı ortada olduğunu, bu kapsamda katip üye ile oy toplama memuru olarak görev yapan ve hazirun cetvelinin tanzimini gerçekleştiren kişilerin cezai sorumluluğunun bulunduğunu, bu kimseler hakkında evrakta sahtecilik suçundan suç duyurusunda bulunulacağını, yine ----------Ş’nin 11.06.2019 tarihinde saat 14:30’da --------- Caddesi No:--------- ------------ adresinde 2018 yılı olağan genel kurul toplantısı yapıldığı, ----------- asaleten toplantıya katıldığı ve divan başkanı olarak görev yaptığı hazirun cetvelinden görülmekte olduğunu, halbuki ------------ epikriz raporuna göre 11.06.2019 tarihinde saat 11:53’te hastaneye yatırılmıştır ve tedavisine başlandığını, -----------Ş’nin 13.06.2019 tarihinde saat 10:30’da ----------- Mahallesi ------------ Caddesi No:----------- ------------ adresindeki şirket merkezinde 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında, ----------Ş’nin 13.06.2019 tarihinde ---------- Caddesi No:--------- ---------- adresinde 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında ------------ asaleten toplantıya katıldığı ve divan başkanı olarak görev yaptığı hazirun cetvelinden görüldüğünü, aynı suiistimal 12.06.2019 tarihinde ----------Ş’nin 2018 yılı olağan genel kurul toplantısında da tekrarlandığını, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, ---------- söz konusu toplantılara katılmadığının açık olduğunu, Hazirun cetvellerinde ----------- imzaları ya sahte olduğunu, ya da evrakın muhtevasının sahte olduğunu, müteveffa --------- payları, müvekkilin doğum tarihi olan 1992 yılından/ve müvekkilin doğacağının öğrenilmesinden itibaren devirlerle ve başkaca işlemlerle sistematik olarak azaltılmış olduğunu, taraflarınca davalı şirketlerin ticaret sicil kayıtları incelenmiş olduğunu, işbu sicil kayıtlarındaki kısıtlı bilgiyle bile yapılan muvazaalı işlemler görülmektedir. Esasen aşağıda yapacağımız açıklamaların dışında, mahkemece talep ettikleri delillerin dosyaya kazandırılması durumunda, müvekkilin mirasçılık haklarının sistemli olarak ne şekilde ihlâl edildiğinin ortaya çıkacağını, aşağıdaki verdiğimiz örnekler esasen yapılan hukuka aykırı davranışların kanaatlerince sadece bir bölümü olduğunu, -----------Ş. bakımından yaptığımız incelemede; diğer pay sahiplerinin paylarının sabit kalması ve fakat ---------- ve ------------ paylarının artmasına karşılık, muris ---------- paylarının azalması karşısında, --------- ait payların ----------- ve ----------- devredildiğinin açık olduğunu, Bu devirin muvazaalı olduğunu, -----------Ş. bakımından yapığımız incelmede; ------------- payı 200 adete düşmüş, olması gereken pay adedinden (1.700), 1.500 adet pay --------- adına kaydedilmiş olduğunu, ----------- payında oluşan bu artışın sermaye artımını sonucunda gerçekleşmediğini, bilakis ------------ payının azaldığı miktar kadar (1.500 adet), --------- paylarının arttığı görülmüş olduğunu, ---------- ------------ pay devrettiği açıkça anlaşıldığını, -----------Ş. bakımından incelendiğinde İşbu şirket zaman içinde değişim geçirdiğini, bu şirket nezdindeki müvekkilin mirasçılık haklarının ihlâl edilmesi ve miras payından yoksun bırakılması adına müvekkilin doğumu tarihi olan 1992 yılından itibaren, birçok işlem tesis edilmiş olduğunu, özellikle ------------ şirketi başka şirketleri de uhdesine alınmış olduğunu, ------------- tarafından devralınan şirketlerdeki ------------- payları diğer mirasçılara dağıtılmış ve müvekkilinin göz ardı edilmiş olduğunu, nitekim ------------ paylarında olan azalma ---------- ve ------------ paylarında artışa neden olduğunu, özellikle müvekkilin babalık davasının 1996 yılında sonuçlandığı nazara alındığında ------------ paylarının bu şirkette kötü niyetli olarak azaltıldığı ve ----------- ile ------------ devredildiğinin açık olduğunu, ------------- payları müteaddit devirlere konu edilerek bilinçli ve kötü niyetli olarak azaltılmış olduğunu, mahkemece muvazaa iddiaları bakımından inceleme yapılması elzem olduğunu, muris ------------ muvazaalı bir şekilde birçok şirkete ilişkin payının devralındığının da anlaşıldığını, metodoloji kapsamında yapılacak araştırma ve şirketlerin pay defterlerinin getirtilmesi suretiyle yapılacak incelemede taleplerinin haklılığı ortaya çıkacağını, müvekkilinin muvazaalı hisse devirlerinin tarafı olmadığı için, devirlerin muvazaalı yapıldığını her türlü delille kanıtlayabileceğini, mahkemece talep ettikleri deliller toplandıktan sonra, muris ---------- hisse devrine ihtiyacının bulunmadığının görüleceğini, zira murisin malvarlığı ziyadesiyle fazla olduğunu, bu durumun devir tarih/tarihleri itibariyle murisin mahkemece yapılacak ekonomik ve sosyal durum araştırmasında ortaya çıkacağını, hâl böyle olunca malvarlığının önemli bir kalemini teşkil eden şirket hisselerini devretmeye ihtiyacı bulunmayan murisin yapmış olduğu devir işlemlerinin muvazaalı olduğu izahtan vareste olduğunu, Yargıtay'ın vermiş olduğu bir kararında, geçimini fazlasıyla sağlayacak geliri bulunan bir kimsenin hisselerini devretmesinin muvazaalı olarak kabul edildiğini, netice olarak davaya konu muris ---------- zamana yayılarak, eylemli olarak şirketlerdeki hisselerinin çeşitli işlemlerle azaltılmasının muvazaalı olduğunun açık olduğunu, payların devrinin önlenmesi bakımından müvekkilinin sahip olması gereken şirket hisseleri, hukuka aykırı yollarla davalı gerçek/tüzel kişiler üzerine geçirildiğini, yargılama neticesinde müvekkilinin sübjektif haklarının tesisi için, yargılama sürecinde tarafların menfaatlerinin dengede tutulması gerekmekte olduğunu, aksi durumda yargılamayla ulaşılmak istenilen amaç ortadan kalkabileceğini, müvekkilinin taleplerinin haklı bulunması neticesinde kendi mülkiyetine geçecek hisseler, yargılama sırasında davalı gerçek kişiler tarafından üçüncü kişilere devredebileceğini, bu durumda müvekkilinin dava ile ulaşmak istediği amacına halel geleceği gibi, üçüncü kişilerin de zarara uğraması söz konusu olabileceğini, ayrıca müvekkili ile davalı gerçek kişiler arasında akrabalık ilişkin bulunduğundan bahisle miras hukukuna müteallik problemlerin varlığı da göz ardı edilmemesi gerektiğini, eğer davalı gerçek kişiler tarafından yapılması muhtemel pay devirleri tedbiren durdurulmazsa, müvekkilin mirasçılıktan kaynaklanan haklarına kavuşması da ya zor bir hâl alacak ya da imkânsızlaşacağını, mahkemenizce somut işbu vakıaların da dikkate alınması neticesinde, pay devirlerinin tedbiren hüküm kesinleşinceye kadar durdurulmasını talep etme zarureti hasıl olduğunu, payların yönetimiyle ilgili olarak kayyım atanması bakımından müvekkili tarafından şirket/şirketlerin yönetimine kayyım atanması talep edilmemekte olduğunu, zira şirketlerin organları mevcut olduğunu, taraflarınca talep edilen şey; davalı gerçek kişilerin uhdesinde tuttukları paylarla şirkete ve dahi müvekkilin haklarına zarar vermelerinin önüne geçmekte olduğunu, meselâ bir genel kurul kararı alınması söz konusu olduğunda, eğer payların yönetim bakımından bir kayyım ataması söz konusu olursa, kayyım tamamen şirket menfaatini gözeterek oylama sürecine katılacak, çeşitli yollarla davaya konu hisselerin ortadan kalkmasına veya değerinin azalmasına sebep olacak iş ve işlemlerin yapılmasını engelleyebileceğini, eğer payların yönetimi bakımından kayyım atanmazsa ise, gerçek kişi davalılar şirkete zarar verecek olsa bile sırf müvekkilin zararına hareket edebilir, huzurdaki davanın kazanılması neticesinde elde edilecek hukuki menfaati yargılama sürecinde ortadan kaldırılabileceğini, böyle bir durum da mahkemece verilecek bir kararı işlevsiz kılabileceğini, hâl böyle olunca mahkemece payların yönetimi veya en azından bazı iş ve işlemler bakımından (sermaye azaltımı, sermaye artırımı, bölünme, birleşme, tür değiştirme gibi) yapılacak oylamalarla sınırlı olmak üzere paylar üzerinde kayyım atanması talep ettiklerini, kaldı ki TMK m. 427/b.3 uyarınca da payların yönetimi hususunda bir kayyım atanması mümkün olabileceğini, Zira muris ------------ terekesinde müvekkilin mirasçılık hakları ihlâl edildiğinden, hali hazırda sahip olması gereken hisseler de şirket kayıtlarında görünmemekte olduğunu, bir başka deyişle, terekede mirasçılık haklarında bir belirsizlik söz konusu olduğunu, davalı gerçek kişilerin şirketlerde de sahip olarak göründüğü paylarda esasen müvekkilinin hakları da olduğunu, yukarıda izah edilen telafisi güç veya imkânsız riskler de dikkate alınarak payların yönetimiyle sınırlı olarak bir kayyım atanmasını talep etmek zarureti doğduğunu, huzurdaki dava ile; esasen müvekkilinin mirasçılıktan doğan hakları sebebiyle kedisine intikal etmesi gereken şirket paylarının tespiti, hukuka ve müvekkilin miras hakkına yapılan tecavüz sebebiyle müvekkile ait olması gerekirken diğer mirasçılar/davalılar adına yapılan pay sahipliği kayıtlarının hükümsüz kılınmasını, bu tespit neticesinde davalı şirketlerde pay sahibi olarak pay defterine işlenmesini, delillerinin toplanmasını, talep ettiklerini, yukarıda açıklanan sebepler ile; müvekkilinin veraset ilâmına göre müteveffa ----------- intikal etmesi gereken pay oranında davalı şirketlerde pay sahibi olduğunun tespitine, müvekkilinin miras hissesine tecavüz edilerek davalı gerçek kişiler lehine yapılan pay kayıt işlemlerinin hükümsüz kılınması ile müvekkilin adına pay defterine kayıt ve tesciline, davalı gerçek kişiler lehine yapılan muvazaalı pay devirlerinin hükümsüz kılınması ile müvekkilin adına pay defterine kayıt ve tesciline, davalı gerçek kişiler adına davalı şirketler nezdinde bulunan paylar bakımından, pay devirlerinin HMK m. 389 vd. uyarınca üçüncü kişilere devrinin tedbiren durdurulmasına, mahkemece payların yönetimi veya en azından bazı iş ve işlemler bakımından (sermaye azaltımı, sermaye artırımı, bölünme, birleşme, tür değiştirme gibi) yapılacak oylamalarla sınırlı olmak üzere payları temsilen kayyım atanmasına, karar verilmesi talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle bir arada görülmeleri usul ve hukuka aykırı olan, farklı hukuki dayanakları olan TTK m.493 hükmüne dayalı talepler ile muvazaa iddiasına dayalı taleplere ilişkin olarak tefrik kararı verilmesi gerektiğini, davalar arasında bağlantı söz konusu olmayıp, tefrik kararı verilmesi usul ekonomisinin gereği olduğunu, işbu davada "pay devri" tasarruflarının iptali ve tescil talep edilmektedir. yerleşik yargıtay uygulması gereği iptali talep edilen tasarrufun konusu ticari olsa dahi bu davalarda asliye hukuk mahkemesi görevli olduğundan, görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, gerek muvazaa hukuki nedenine dayalı, gerekse TTK hükümlerine dayalı tasarrufun iptali davası mutlak veya nispi ticari dava olmadığından, görevli mahkeme Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere, Asliye Hukuk mahkemesi olduğunu, tasarrufun iptali davaları tasarrufun konusunu oluşturan mal varlığının ticari nitelikte olup olmadığından bağımsız olarak şahsi nitelik taşıdığından, genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinin görevine girmekte olduğunu, muvazaa iddiasına dayalı iptal talebine konu tasarrufların hangileri olduğu dava dilekçesinde açıkça belirtilmemiş olduğundan, davacıya açık bir şekilde talep sonucu bildirmesi için HMK. 119/2. madde gereği bir haftalık kesin süre verilmesi gerektiğini, esasa ilişkin beyanlarında dava konusu paylar, iptali talep edilen işlemler sonrasında el değiştirmiş olup; davaya iptal ve tescil davası olarak devam edilemez. davacı, hukuken davaya tazminat davası olarak devam edebileceğini, davacı hiçbir zaman müvekkili şirketlerde pay sahibi olmadığını, davacı şu anda da müvekkil şirketlerde pay sahibi olmadığını, süresi içerisinde TTK. 493. maddenin öngördüğü hukuki yollara başvurmayan davacının, müvekkili şirketlerin TTK. 493/4. maddede düzenlenen haklarını kullanmalarının üzerinden 5 yıl geçtikten sonra işbu davayı açması, açıkça hakkın kötüye kullandığını, TMK. madde 2 hükmü gereğince davanın reddi gerekmekte olduğunu, TTK. 493/4. madde kapsamında müvekkili şirketlerin ret hakkını kullanabilmesi için yasal koşulların oluştuğunun açık olduğunu, davacının aksi yöndeki iddiaları hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketlerde eşit işlem borcuna aykırı hareket edildiği iddiası gerçek dışı olduğunu, kaldı ki; TTK.'da düzenlenen "eşit işlem borcu" pay sahiplerine karşı geçerli olup; pay sahibi olmayan davacının bu hükme dayalı talepte bulunmasının hukuken mümkün olmadığını, muvazaa iddiasına dayalı talepler bakımından talep sonucu somutlaştırıldığında cevap verme hakları saklı tutmakla birlikte; müvekkili şirketlerde muvazaalı herhangi bir pay devri gerçekleşmediğini, ihtiyati tedbir kararı verilmesinin yasal koşulları oluşmadığından bu talebin reddedilmesi gerektiğini, davacı tarafından hakkın elde edilmesinin imkansız hale geleceği veya ciddi bir zararın oluşabileceği hususunun yanı sıra davanın esası yönünden kendisinin haklılığı kesinlikle ispatlanmadığını, davacı tarafından, dava konusu TTK. 493/4. kapsamındaki tasarruf işleminin üzerinden 5 yıl geçtikten sonra bu davanın açılmış olduğu dikkate alındığında, derhal korunması gereken bir haktan ya da gecikme sebebiyle oluşabilecek bir zarardan söz edilemeyeceğinin açık olduğunu, muvazaaya dayalı iddialar açısından da somut bir vakıa, delil ve talep ileri sürülmediği açık olduğunu, bu halde "yaklaşık ispat" koşulunun oluştuğundan söz edilemeyeceğini, davacı tarafından hakkın elde edilmesinin imkansız hale geleceği veya ciddi bir zararın oluşabileceği hususu ve ilaveten davanın esası yönünden kendisinin haklılığı hiçbir şekilde ispatlayamadığını, payları temsilen onay denetim kayyımı atanması talebi haksız ve hukuka aykırı olduğunu, reddedilmesi gerektiğini, emsal yargı kararları da bu tür bir davada onay denetim kayyım ataması talebinin reddi gerektiğinin açıkça ortaya koyduğunu, yukarıda arz ve izah ettiğimiz sebeplerle, fazlaya ilişkin her türlü hakkımız saklı kalmak kaydıyla; öncelikle yasal koşulları oluşmayan ihtiyati tedbir ve kayyımı atanması taleplerinin reddine, bir arada görülmeleri usul ve hukuka aykırı olan, farklı hukuki dayanakları olan TTK. 493. maddeye dayalı talepler ile muvazaa iddiasına dayalı taleplere ilişkin davaların tefrikine, "Pay devri" tasarruflarının iptali ve tescil talebi ile ikame edilen işbu davada asliye hukuk mahkemesi görevli olduğundan mahkememizin görevsizliğine, muvazaa iddiasına dayalı iptal talebine konu tasarrufların hangileri olduğu dava dilekçesinde açıkça belirtilmeliğinden davacıya açık bir şekilde talep sonucu (hangi şirketteki, hangi tarihte gerçekleşen hangi tasarrufa / tasarruflara ilişkin iptal ve tescil talep ettiğini) bildirmesi için HMK. 119/2. madde gereği bir haftalık kesin süre verilmesine, davacı tarafından verilen kesin süre içerisinde dava dilekçesindeki eksikliğin giderilmemesi halinde ise davanın açılmamış sayılmasına, dava konusu paylar, iptali talep edilen işlemler sonrasında el değiştirmiş olup; davaya iptal ve tescil davası olarak devam edilmemesine, haksız ve hukuka aykırı davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İNCELEME ve GEREKÇE: Dava, HMK m.110 hükmü kapsamında yığılma şeklinde açılan (1) muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak (a) şirket pay devrinin iptali ile miras payı oranında adına tescili ile (b) TTK m.493 hükmü kapsamında yapılan işlemlerin iptali ve davacı adına tespit ve tescili istemine ilişkindir.

HMK. 138. maddesinde; "Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir." hükmü yer almaktadır. Her ne kadar ---------- Sayılı kararında da davanın tensip ile birlikte dava şartı noksanlığından usulden reddedilmesinde HMK 30. maddesi de gözetildiğinde bir isabetsizlik olmadığı kabul edilmiştir." yönünde karar verilmiş ise de basit usule tabi iş bu davada teati aşamasının tamamlanması beklendikten sonra dosya ele alınmış ve ilk olarak dava şartları ve ilk itirazlar bakımından incelenmiştir. Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi muvazaa türü olup bu muvazaa türünde, miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemekte ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli --------- sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de TMK m. 706, TBK m.237 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. İçtihadı birleştirme kararları kapsamları ile sınırlı gerekçeleri ile yol gösterici ve sonuçları ile bağlayıcı kararlar olduğundan tapuda yapılan temlikler dışındaki işlemler yönünden belirtilen içtihadı birleştirme kararı uygulanamaz. Ancak, böyle hâllerde genel muvazaa hükümlerinin uygulanması gerekir. Gerçekten de TBK m. 19 hükmünde genel muvazaa düzenlenmiş olup, “…..tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır” hükmü getirilmiştir. Mirasçı sözleşmenin tarafı olmadığından sözleşmenin muvazaalı olarak yapıldığı iddiası her türlü delille kanıtlanabilir. Özellikle, resmi sicillere bağlı tutulan malların muvazaalı devrinde TBK'nın 19. maddesinin uygulanabileceği ve muvazaa iddiasının araştırılacağı yasal ve yargısal uygulama gereğidir. Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda davacının birbirinden bağımsız birden fazla talebini aynı dava dilekçesinde ileri sürerek yığılma şeklinde açtığı davada şirket hisselerinin tespiti ve tescili istemini muris muvazaası hukuksal nedenine dayandırdığı davacının bu talebine bağlı olan TTK m.493 hükmü kapsamında ki davalı gerçek kişiler lehine yapılan muvazaalı pay devirlerinin hükümsüz kılınmasına karar verilmesi isteminin de ilk talebe bağlı olarak ileri sürüldüğü ve aynı hukuksal nedene dayalı olarak incelenmesi gerektiği, muris muvazaasına dayalı taleplerin TTK m.4 ve 5 hükümleri gereğince mutlak ve nispi ticari dava hükmünde olmadığı dolayısı ile bu davaların görülmesinde HMK m.2 hükmü gereğince Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu, yerleşik içtihatların da bu yönde olduğu zira bu iddialar yönünden görevli mahkemenin belirlenmesinde temel ölçütün, muris muvazaasına ve tenkise konu malvarlığı haklarını oluşturan unsurların niteliği değil, murisin mirasçılarının hukukunu zedeleyen malvarlığı haklarına yönelik muvazaalı bir işlemi olup olmadığının belirlenmesi olduğu dolayısı ile uyuşmazlığın bütünüyle TTK kapsamında kaldığı söylenemeyeceği kanaatine varılarak davanın HMK 114/1-c maddesi gereğince göreve ilişkin dava şartı noksanlığından usulden reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:

  1. Davanın HMK m. 1 ve 2, TTK m. 4, 5/3 ve HMK m. 114/1. c ve 115/2 hükümleri uyarınca göreve ilişkin dava şartı noksanlığından usulden reddine, Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğunun tespitine,

  2. HMK m. 20 hükmü uyarınca, iş bu kararın kesinleştiği tarihten itibaren iki haftalık süre içerisinde başvuru yapılması halinde, dava dosyasının görevli . . . . . . . . . . Anadolu Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,

  3. HMK m. 331/2 hükmü uyarınca yargılama giderlerinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,

Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde ----------- Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 18/09/2024

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararcevapasliyeŞirketincelemeKaydınaticaretTicarimahkemesiDefteriİlişkin)hüküm(Paygerekçe

Kaynak: karar_mahkeme

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:33:58

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim