İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/913 E. 2024/496 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2022/913
2024/496
1 Temmuz 2024
T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/913
KARAR NO : 2024/496
DAVA : Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h))
DAVA TARİHİ : 01/06/2022
KARAR TARİHİ : 01/07/2024
Mahkememizde görülmekte olan konkordato davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İİK..'nun ... sırasındaki haklar hariç olmak üzere, 6183 sayılı Kanundan doğan vergi ve her türlü harç, ceza ile SGK alacakları (prim, idari para cezalan dahil) ile ilgili takipler dahil olmak üzere, hangi sebebe dayanırsa dayansın müvekkiline aleyhine yeni takip yapılmaması, haciz, ihtiyati haciz, e-haciz, ihtiyati tedbir, satış, muhafaza işlemleri uygulanmamasına, evvelce yapılmış olan tüm takiplerin durdurulmasına, yeni takip başlatılmamasına, tedbir tarihinden sonra uygulanan haciz, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasına, müvekkili hakkında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla yapılmış ve yapılacak tüm icra takiplerinde satışlarının durdurulması, rehinli menkullerin muhafazasının durdurulmasına, müvekkilinin tüm kurumlar ve şirketler nezdindeki hak ve alacaklarının 3.kişilerce haciz, muhafaza ve tahsil edilmesinin önlenmesi ve evvelce yapılmış takiplerden üzerine haciz konulan hak ve alacaklar da dahil olmak üzere tüm hak ve alacaklarının müvekiline ödenmesine, İİK'nın 206.maddesinde yer alan alacaklılar yönünden takip yapılmakla birlikte İİK 206'dan kaynaklı alacaklar sebebiyle yapılacak satış ve muhafaza işlemlerinin önlenmesine, müvekkillinin muhafaza altına alınmış ve alınacak emtia, taşıt, cihaz, leasing kapsamındaki makine ve diğer hak ve alacakların müvekkiline iadesine, müvekkiline ait olup haczedilen araçların kayıtlarına konulan yakalama şerhlerinin kaldırılmasına dair ihtiyati tedbir kararı verilmesine, işbu karar tarihinden sonra alacaklı bankalarda müvekkiline ait hesaplara gelecek paralar ile ilgili, ilan tarihinden önce muaccel hale gelmiş kredi ve başkaca alacaklar için yapacakları rehin, takas uygulamalarının İİK 294. maddesi yollaması ile İİK'nın 200.maddesinin 1., 2. ve 3. fıkrası kapsam ve şartlarında tedbiren durdurulmasına, müvekkilinin bankalardaki hesaplarına yatırılan paralara bankalarca rehin veya takas hükmünde olmak üzere konulan ve uygulanan blokajların kaldırılmasına ve blokaja tabi tutulan bedellerin müvekkilinin ilgili banka hesabına müvekkilinin kullanımına sunulmak üzere iadesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesine, müvekkili tarafından banka ve finans kuruluşlarına tahsil, takas ve teminat olarak verilmiş olan çek, senet ve her türlü kıymetli evrakın müvekkiline iadesine dair ihtiyati tedbir kararı verilmesine, müvekkilinin takip borçlusu olduğu takiplerde kendisi aleyhine veya 3.şahıs konumunda oldukları takiplerde kendisine yönelik 89/1 haciz ihbarnameleri gönderilmesinin tedbiren önlenmesine, müvekkiline ait çeklerin arkasının karşılıksızdır olarak yazılmasının önlenmesi, senetlerin protesto edilmesinin önlenmesine, söz konusu emsal mahiyetteki güncel BAM kararları da göz önünde bulundurulduğunda müvekkilin SGK ve diğer kamu kuruluşları nezdinde doğmuş ve doğacak hak, alacak ve istihkaklarının üzerine haciz konulmamasına, konulmuş olanların kaldırılmasına, SGK ve diğer kamu kuruluşları kendi alacaklarını gerekçe göstererek müvekkilin hakediş ve alacakları üzerine blokaj konulmasının önlenmesine, SGK'nın alacaklarını gerekçe göstererek müvekkil ile yapmış olduğu sözleşmelerin feshedilmesinin ve kurum sistemlerinde müvekkile ilişkin ekranların kapatılmasının tedbiren önlenmesine, SGK tarafından müvekkilin SGK'ya olan borçları veya kestiği/keseceği cezaları gerekçe göstererek yeni sözleşme yapmaktan kaçınmasının önlenmesine, müvekkilinin bankalar nezdindeki teminat mektuplarının nakde çevrilmesinin tedbiren durdurulması zımnında yargılama neticesine kadar ihtiyati tedbir kararı verilmesine, komiser tayinine, müvekkilinin konkordato talebinin kabulü ile öncelikle İcra ve İflas Kanunu'nun 287. maddesi gereğince üç aylık geçici mühlet verilmesine, gerekli görülmesi halinde işbu müddetin iki ay daha uzatılmasına geçici İİK. 285.maddesi çerçevisinde geçici mühlet neticesinde İcra ve İflas Kanununun 289.maddesi gereğince bir yıllık kesin mühlet kararı verilmesine, gerekli görülmesi halinde bu mühlet kararının altı ay daha uzatılmasına, kesin mühlet kararının ilanına yargılama neticesinde İİK. 305 ve diğer maddeleri gereğince konkordatonun tasdikine, tasdik kararının ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
Talep, 2004 sayılı İİK'nun 7101 sayılı yasa ile değişik 285 vd. maddeleri uyarınca konkordato talebine ilişkindir.
Davacı vekilinin konkordato talep etmesine engel bir dava şartı olmayıp dava görevli ve yetkili olan mahkememizde açılmış, "alacaklılar" karar başlığında gösterilmiş, yargılama aşamasında komiserler dinlenilmiştir.
Uyuşmazlık, davacı yönünden konkordato projesinin tasdiki koşullarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.
Davacı yönünden ... Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından 02/06/2022 günü saat 10:45 itibariyle üç ay süreyle geçici mühlet kararının verildiği, yeniden geçici mühletin uzatıldığı, mahkememizce 29/12/2022 tarihinden itibaren bir yıllık kesin mühlet verildiği, bu mühlet dolmadan önce ise sunulan komiser heyeti rapor içeriği ve davacılar vekilinin talebi karşısında mevcut ara kararlar, henüz tasdike dair bilirkişi incelemesine dahi başlanmamış olması, icra olunması gereken iş ve işlemlerin alacağı süre, konkordatonun tasdikinin yargılama aşamasına henüz yeni geçilmesi ve 29/12/2023 gününe kadar karar verilmesinin imkansız olduğu da gözetilerek tasdik yargılaması nedeniyle 29/12/2023 günü saat 16:18'den başlamak üzere kesin mühletin altı (6) ay süre ile uzatıldığı, tasdik yargılaması için ek süre uzatım kararının Ticaret Sicil Gazetesine ve Basın İlan Kurumu'na gönderilmesine dair karar verildiği, bu arada tasdik yargılamasının sonuçlandırılması açısından kanunun mahkemeye tanıdığı ek imkânın dahi kullanıldığı, bu suretle konkordato tasdik duruşması öncesi süreye ilişkin usuli işlemlerin tam ve eksiksiz şekilde gerçekleştirildiği açıktır.
Somut uyuşmazlık açısından uygunlanması gereken 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun m.305 ve bu hükmün atıf yaptığı 302.maddesinde konkordato tasdiki şartları açıkça belirtilmiştir.
İİK m.302 maddesine göre;
"Komiser alacaklılar toplantısına başkanlık eder ve borçlunun durumu hakkında bir rapor verir.
Borçlu gerekli açıklamaları yapmak üzere toplantıda hazır bulunmaya mecburdur.
Konkordato projesi;
a)Kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yarısını veya
b)Kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini, aşan bir çoğunluk tarafından imza edilmiş ise kabul edilmiş sayılır.
Oylamada sadece konkordato projesinden etkilenen alacaklılar oy kullanabilir. 206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacakların alacaklıları ve borçlunun eşi ve çocuğu ile kendisinin ve evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi eşinin anası, babası ve kardeşi alacak ve alacaklı çoğunluğunun hesabında dikkate alınmaz.
Rehinle temin edilmiş olan alacaklar, 298 inci madde uyarınca takdir edilen kıymet sonucunda teminatsız kaldıkları kısım için hesaba katılırlar.
Çekişmeli veya geciktirici koşula bağlı yahut belirli olmayan bir vadeye tabi alacakların hesaba katılıp katılmamasına ve ne oranda katılacağına mahkeme karar verir. Şu kadar ki bu iddialar hakkında ileride mahkemece verilecek hükümler saklıdır.
Konkordato projesinin müzakereleri sonucunda oluşturulan konkordato tutanağı, kabul ve ret oylarını içerecek şekilde derhâl imza olunur. Toplantının bitimini takip eden yedi gün içinde gerçekleşen iltihaklarda kabul olunur.
Komiser, iltihak süresinin bitmesinden itibaren en geç yedi gün içinde konkordatoya ilişkin bütün belgeleri, konkordato projesinin kabul edilip edilmediğine ve tasdikinin uygun olup olmadığına dair gerekçeli raporunu mahkemeye tevdi eder. "
305.maddesinde ise "302 nci madde uyarınca yapılan toplantıda ve iltihak süresi içinde verilen oylarla kabul edilen konkordato projesinin tasdiki aşağıdaki şartların gerçekleşmesine bağlıdır:
a)Adi konkordatoda teklif edilen tutarın, borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olacağının anlaşılması; malvarlığının terki suretiyle konkordatoda paraya çevirme hâlinde elde edilen hasılat veya üçüncü kişi tarafından teklif edilen tutarın iflâs yoluyla tasfiye hâlinde elde edilebilecek bedelden fazla olacağının anlaşılması.
b)Teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması (bu kapsamda mahkeme, borçlunun beklenen haklarının dikkate alınıp alınmayacağını ve alınacaksa ne oranda dikkate alınacağını da takdir eder).
c)Konkordato projesinin 302 nci maddede öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş bulunması.
d)206 nci maddenin birinci sırasındaki imtiyazlı alacaklıların alacaklarının tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçların ifasının, alacaklı bundan açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanmış olması (302 nci maddenin altıncı fıkrası kıyasen uygulanır).
e)Konkordatonun tasdikinin gerektirdiği yargılama giderleri ile konkordatonun tasdiki durumunda alacaklılara ödenmesi kararlaştırılan para üzerinden alınması gereken harcın, tasdik kararından önce, borçlu tarafından mahkeme veznesine depo edilmiş olması,
Mahkeme konkordato projesini yetersiz bulursa kendiliğinden veya talep üzerine gerekli gördüğü düzeltmenin yapılmasını isteyebilir." hükmü yer almaktadır.
Yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen mevcut koşullar varsa konkordato tasdik edilecektir; koşullardan birinin dahi bulunmaması halinde konkordato tasdiki mümkün olmayacaktır...(Selçuk Öztek/Ali Cem Budak/Müjgan Tunç Yücel/Serdar Kale/Bilgehan Yeşilova, Yeni Konkordato Hukuku, Ankara, 2019,Budak/Kale, Sayfa 527) O halde bu şartların gerçekleşip gerçekleşmediği incelenmelidir. Elbette talebin dürüstlük kuralına uygunluğu ise ayrıca ele alınmalıdır.
Tasdik koşullarının araştırılmasına yönelik olarak konkordato komiser heyetinin hazırlamış olduğu 23/11/2023 tarihli kök gerekçeli rapora göre "borçlu şirketin 01.01.2023 - 30.092023 döneminde dokuz aylık ticari faaliyetleri sonucunda 14.193.065,79 TL net satış hasılatı ve 124.685,55 TL dönem kârı elde ettiği, borçlu şirketin 30.09.2023 tarihi itibariyle kaydi özkaynaklarının (+) 3.174.638,10 TL olduğu ve şirketin kaydi değerlere göre borca batık durumda olmadığı, şirketin heyetçe hazırlanan 30.09.2023 tarihli rayiç bilançosuna göre varlıklarının 19.134.702,14 TL, borçlarının ise 20.503.994,30 TL olduğu, bu kapsamda şirketin rayiç değerlere göre (-) 1.369.292,16 TL özkaynak ile borca batık durumda olduğu, şirketlerin borca batık durumuna ilişkin usul ve esasların düzenlendiği Ticaret Bakanlığı tebliğinde belirtilen henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararlarının tamamı ile 2020 ve 2021 yılları personel, kira ve amortisman giderleri toplamının yarısı olan 3.053.380,51 TL'nin borca batıklık hesabında negatif değer olarak dikkate alınmaması halinde ise rayiç değerlere göre şirketin (-1.369.292,16 TL +3.053.380,51 TL =) (+) 1.684.088,35 TL özkaynağa sahip olduğu, bu kapsamda şirketin borca batık durumda olmadığının tespit edildiği, heyetçe atanan bilirkişiler tarafından düzenlenen 24.10.2023 tarihli bilirkişi heyet raporunda tespit edilen borçlu şirkete ait ruhsata esas kadroların toplam rayiç değeri ile faaliyet izin belgesi rayiç değeri olarak toplam 32.000.000,00 TL'nin bir varlık kalemi olarak borca batıklık hesabında dikkate alınması durumunda ise şirketin özkaynağının (1.684.088,35 TL + 32.000.000,00 TL=) (+) 33.684.088,35 TL olacağı, şirketin geçici mühlet tarihi 02.06.2022 itibariyle 289.207,42 TL personel borcu, 170.729,59 TL vergi borcu ve 479.823,02 TL sosyal güvenlik kesinti borcu bulunmasına rağmen, 30.09.2023 itibariyle personel borcunun 664.595,15 TL, vergi borcunun 1.074.583,72 TL, sosyal güvenlik kesinti borcunun ise 4.802.729,58 TL olarak gerçekleştiği, geçici mühlet tarihi 02.06.2022 itibariyle şirketin vergi ve sosyal güvenlik kesintisi borcu toplamda 650.552,61TL iken, 30.09.2023 itibariyle 5.226.760,69 TL artarak 5.877.313,30 TL olarak gerçekleştiği, borçlu şirketin vergi borcuna ilişkin olarak yapmış olduğu matrah artırımı dışındaki vergi ve sosyal güvenlik kesintisi borcu yapılandırmalarına ilişkin borçlarını ödeyemediği, sosyal güvenlik kesintisi borcu yapılandırması kapsamında oluşturulan ödeme planlarının bozulduğu, heyet tarafından Mahkemeye sunulan önceki ara raporlarda ifade edildiği üzere, borçlu şirketin konkordato sürecinde kamuya olan borçlarını ödemede sıkıntıya düştüğü, şirketin revize projesinde en büyük kaynak olarak gösterilen ticari kâr bakımından hedeflenen tutarın 30.09.2023 itibariyle gerçekleştirilmesi, 30.09.2023 itibariyle 3.048.820,35 TL bakiyesi olan alıcılar hesabının 2.982.934,57 TL'sinin şirketin en büyük alacaklısı konumundaki Sosyal Güvenlik Kurumundan olan alacaklardan oluşması, geçici mühlet tarihine kıyasla şirketin toplam borcunun 30.09.2023 itibariyle 8.148.882,89 TL artarak 20.545.276,28TL'ye yükselmiş olması, şirketin 30.09.2023 tarihli rayiç bilançosundaki borç tutarları dikkate alındığında şirketin rayiç bilançoya göre varlıklarının borçlarını karşılamaması, Ticaret Bakanlığı tebliğinde belirtilen hükümler kapsamında 2020 ve 2021 yılları personel, kira ve amortisman giderleri toplamının yarısının borca batıklık hesabında negatif değer olarak dikkate alınmaması durumunda şirketin borca batıklıktan çıkması, ancak Ticaret Bakanlığı tebliği uyarınca borca batıklık hesabında negatif değer olarak dikkate alınmayan gider kalemlerinin şirket için ileride borç ödemesinde kullanılabilecek bir varlık olmaması hususları birlikte dikkate alındığında; borçlu şirket tarafından borçların ödenmesinde kullanılacak ilave konkordato kaynağının öngörülmemesi halinde şirketin konkordato projesinin başarılı olmasının mümkün olamayacağı, borçlu şirket tarafından teklif edilen tutarın, borçlunun iflâsı hâlinde adi alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olduğunun anlaşıldığı, bu hâliyle Kanunun 305/a maddesinde belirtilen şartın gerçekleştiği, borçlu şirket tarafından teklif edilen tutarın, borçlunun kaynakları ile orantılı olmadığı, bu hâliyle Kanunun 305/b maddesinde belirtilen şartın gerçekleşmediği, bu kapsamda ek kaynak yaratılması gerektiği, ek kaynak oluşturulması halinde Kanunun 305/b maddesinde belirtilen şartın gerçekleşmesinin mümkün kılınabileceği, borçlu şirketin konkordato projesinin İİK'nın 302'nci maddesinin (b) bendinde öngörülen çoğunlukla kabul edildiği, söz konusu oylama sonuçlarının aşağıdaki tabloda gösterildiği, bu hâliyle Kanunun 305/c maddesinde belirtilen şartın gerçekleştiği, teklifi kabul eden alacaklı sayısı 67 kişi ve oranının %43,23 olduğu, teklifi kabul edenlerin nisaba mesnet teşkil eden alacaklarının toplamları 7.078.971,88 TL ve oranı %93,05 olduğu, borçlu şirketin, iş akdi halen devam etmekte olan personele 30.09.2023 tarihi itibariyle ödenmemiş 664.595,15 TL tutarında ücret borcunun bulunduğu, ayrıca komiserlerce mühlet içerisinde açık veya örtülü bir şekilde izin verilerek oluşturulmuş borç tutarının 30.09.2023 itibariyle 6.337.594,36 TL olduğu ve bu hüküm kapsamında toplam 7.002.189,51 TL teminata bağlanması gereken tutar olduğu, borcun ifasının veya alacaklılar alacaklarından açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanması koşulunun rapor yazım aşamasında henüz tamamlanmadığı, konkordato nisabına esas teşkil eden alacak tutarı 7.607.991,77 TL olduğu, buna göre, konkordatonun tasdik edilebilmesi için yatırılması gereken harcın tutarı (7.607.991,77 TL'nin binde 2,27'si) 17.270,14TL olarak hesaplandığı, harç ile Mahkeme'nin takdir edeceği giderlerinin borçlu tarafından mahkeme veznesine depo edilmek suretiyle ödenmesi durumunda, İİK'nın 305'inci maddesinin (e) bendinde belirtilen tasdik şartının sağlanması koşulunun rapor yazım aşamasında henüz tamamlanmadığı, rehinle temin edilmiş borç bulunmadığı, bu kapsamda İİK m.308/h uyarınca müzakere ve toplantı yapılmadığı, harç hesaplanmasını gerektiren bir durum da bulunmadığı" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Bu arada bilirkişi kurulu ise 19/02/2024 tarihli raporda "davacı borçlu şirketin en güncel olan 31/12/2023 tarihli kaydi değer bilançosuna göre mevcut ve alacaklarının varlıklarından 7.915.960,41 TL fazla olduğu, bu bilanço üzerinden konkordato komiser heyetinin almış olduğu kıymet takdir raporlarına göre tanzim edilen rayiç değer bilançosuna göre ise mevcut ve alacaklarının borçlarından 31.128.868,87 TL fazla olduğu, 31/12/2023 tarihi itibariyle hem kaydi değerlerine göre hem de rayiç değerlerine göre davacı borçlu şirketin borca batıklık halinin bulunmadığı, davacı borçlu alacaklılar toplantısında sunmuş olduğu revize proje içerisinde konkordatonun kesinleşmeye bağlandığına ilişkin bir düzenleme yapmadığı, bu sebeple, borçlunun projesinin İİK.m.308/c’ye göre konkordatonun tasdik kararı ile bağlayıcı olduğu, kesinleşmesinin beklenilmesinin mümkün olmadığı, davacı şirketin teklifine ve mali verilerine göre adi konkordatoda teklif edilen tutarın borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçeceği muhtemel miktardan fazla olduğunun anlaşıldığı, takdir ve değerlendirmenin Mahkemeye ait olduğu; diğer bir yandan davacı şirketin en son revize projesi hazırlandığı şekliyle sadece konkordatoya tabi borçlar açısından bakıldığında ise kaynakların yeterli gözüktüğü, zira davacı şirketin yaratabileceği toplam kaynak miktarı 19.758.264,71 TL olarak hesap ve tespit edilmiş olmakla bu kaynakların kamu borçları, imtiyazlı borçlar ve mühlet içerisinde doğan borçlar düşüldükten sonra geriyle kalan konkordatoya tabi olan 7.607.991,49 TL borç miktarını ve ödenmesi teklif edilen 3.423.596,00 TL faiz miktarını 19.758.261,71 – (7.607.991,49 + 3.423.596,00) = 8.726.674,22 TL fazlasıyla karşılamakta olduğu, geriye kalan 8.726.674,22 TL kaynak fazlasının ise şirketin güncel 7.949.631,45 TL kamu borçlarını karşıladığı, geriye kalan borçlardan imtiyazlı olan personel borçlarının ödenmiş olduğu, mühlet içerisinde doğan 10.705.773,17 TL tutarında borçların ise davacı şirket tarafından konkordato kaynakları haricinde- İİK md. 305/d uyarınca teminatlandırıldığı, davacı şirketin konkordato projesinin İİK. m. 302/2 b bendindeki “kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisi şeklindeki çoğunluğu sağlamak suretiyle kabul edilmiş bulunduğu, davacı şirketin 31/12/2023 tarihli detay mizanına göre teminata bağlanması gereken toplam alacak miktarının komiser heyetinin 07/02/2024 tarihli ek gerekçeli raporlarında belirtildiği ve rapor ekinde detayları gösterildiği şekilde 11.757.853,98 TL olduğu, rapor içerisinde ayrıntılarına yer verildiği şekilde davacı borçlu tarafından dosyaya ve bilirkişi incelemesine sunulan ödeme belgeleri, teminattan vazgeçme beyanları ve 3.kişiye ait araç teminatlarına göre (kasko değerleri esas alınmak suretiyle) teminat şartının sağlandığı, konkordatonun en son revize projede teklif edildiği şekilde %45 ilave faiz ödemesi ile birlikte tasdik edilmesi durumunda davacı borçlu şirket tarafından yatırılması gereken tasdik harcı miktarının konkordatoya tabi asıl borç için 17.270.14,00 TL ve ödenmesi teklif edilen faiz için 7.771,56 TL olmak üzere 25.041,70 TL olduğu, davacı borçlunun 17.270,14 TL tasdik harcının ikmal ettiği, ancak ilave faize ilişkin olarak hesaplanan 7.771.56 TL tasdik harcını ise iş bu rapor tarihinde henüz ikmal etmediği dosya kapsamından anlaşılmakla iş bu raporun tarihi itibariyle tasdik harcının depo edilmesi şartının sağlanmadığı" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Tasdik yargılaması aşamasında sunulan 29/02/2024 tarihli raporda ise bu defa konkordato komiser heyeti davacı şirketin borca batık olmadığını, "şirketin konkordato projesinin başarıya ulaşmasının mümkün olamayacağını", borçlu şirketin konkordato sürecinde kamuya olan borçları nedeniyle sıkıntıya düştüğünü, teklif edilen faiz ile ilgili bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere projenin revize olunması gerektiğini açıklamışlardır.
Akabinde konkordato komiser heyetinin bu rapor ile ilgili beyanlar sonrası yeniden hazırlamış olduğu 03/04/2024 tarihli raporlarında ise gerekli teminatların gösterilmiş olduğunu, davacı şirketin konkordato teklifi ile ilgili değerlendirmelerin yapıldığını, şirketin yapmış olduğu sermaye artışı karşısında ise teklife konu miktarların ödenebileceği kaynağının mevcut olduğunu açıklamışlardır.
Yargılama aşamasında yeniden rapor sunan konkordato heyeti 17/05/2024 tarihli raporlarında ise, sunulan 05/05/2024 tarihli belgelerdeki vergi ve SGK borç toplamının 12.437.207,80 TL olup şirketin rayiç borcunun güncel kamu borcunu karşılayacak şekilde hesaplanması ve teminat olarak gösterilen tutarın konkordato kaynağı olarak dikkate alınması durumunda bile şirket kaynaklarının şirketin borçlarını ödemede yetersiz olduğunu, "borç kaynaklarına orantılı olmadığını" belirtmişlerdir.
Konkordato komiser heyetinin bu raporları sonrası ise borçlar ile kaynakların orantılı olup olmadığı noktasında konkordato komiser heyeti yeniden görevlendirilmiştir. Bu defa 11/06/2024 tarihli raporlarında ise konkordato komiser heyeti, şirketin revize projesindeki %45 teklifi yönünden bilirkişi raporunda ve daha önceki raporlarda belirtildiği üzere davacının teklifinde hesaplayarak bildirdiği 5.978.570,19 TL faize konkordato borçları için 3.423.596,00 TL'nin eklenmesi suretiyle 33.602.629,38 TL borç toplamının bulunduğu, bu defa "şirket kaynaklarının son durumu itibariyle borçlarını karşılamaya yettiği" noktasında görüş açıklamışlardır.
Konkordato komiser heyetinin yargılama süreci içinde "değişen raporları karşısında" ve gelinen aşamada, 28/06/2024 tarihli ara karar ile hem komiser heyeti hem de bilirkişi kurulu ayrı ayrı görevlendirilmişlerdir.
Bu görevlendirmeye esas olan husus ise davacılar vekilinin en son sunmuş oldukları 21/06/2024 tarihli dilekçesi ile ortaya koymuş oldukları tekliftir. Bu tekliften önce davacı borçlu şirketin 09/11/2023 tarihli alacaklılar toplantısında alacak miktarı %93,05 olan, yine %43,23 oranındaki alacaklının kabul oyları ile kabul edilen konkordato teklifi, 21/06/2024 tarihli teklifle birebir aynı değildir. Zira 09/11/2023 tarihli alacaklılar toplantısında kabul olunan teklife göre "davacı borçlu şirket 2024 Mart ayından itibaren başlamak üzere 12 taksit olmak üzere, birinci yıl (2024) her üç aylık zamanlarda ilgili ay sonuna kadar (Mart, Haziran, Eylül, Aralık) eşit 4 taksit, 2.yıl (2025) her üç aylık zamanlarda ilgili ay sonuna kadar (Mart, Haziran, Eylül, Aralık) eşit 4 taksit, 3. yıl (2026) her üç aylık zamanlarda ilgili ay sonuna kadar (Mart, Haziran, Eylül, Aralık) eşit 4 taksit olmak üzere vade konkordatosu ile herhangi bir faiz hesabı ve eklemesi yapılmadan borcun tamamının ödenmesi" yönünde teklif belirtilmiş, bu teklif onaylanmıştır.
Ancak davacı vekilinin herhangi bir faiz hesabı ve teklifi yapılmaksızın projesinin alacaklılar tarafından kabul edilmesinden sonra tasdik yargılaması aşamasında komiser heyet raporları alınmıştır. 22/12/2023 tarihli tasdike ilişkin komiser raporu projenin başarıya ulaşamayacağına ilişkin olduğu halde 27/12/2023 tarihli revize projede ise davacı şirketin %45 faiz ilave edilmek suretiyle projesini revize ettiği, komiser heyetinin 07/02/2024 tarihli raporunda ise ödemelerin tasdik kararının kesinleşmesine bağlanması sebebiyle %45 faiz önerisinin de alacaklılar lehine olacağı sonucuna varılamayacağı bildirilmiştir. Akabinde 29/02/2024 tarihli ek komiser raporunda ise ilk bilirkişi kurulu raporundan sonra değerlendirmeler yapılmış, komiser heyeti önceki görüşü aynen koruduğunu bildirmiştir. Hatta komiser heyeti bu raporunda projenin başarı şansı olmadığını dahi açıklamıştır. Konkordato komiser heyeti 03/04/2024 tarihli raporunda ise revize projenin konkordatonun bağlayıcılığının tasdik kararının kesinleşmesine bağlandığı kısmı hariç olmak üzere faiz önerisi ile tasdik edilebileceği hususunun açıklandığı, bu arada 17/05/2024 tarihli raporlarda ise teklif olunan tutarların kaynaklarla ile orantılı olmadığı açıklanmıştır. Bu defa komiser heyeti 11/06/2024 tarihli raporlarında ise %45 faizde dahil olmak üzere yapılacak ödemede teklif edilen tutarın kaynaklar ile orantılı olduğu bildirmiş, 29/06/2024 tarihli ek raporlarında ise 30/04/2024 tarihindeki mali verilere göre kaynakların %35 oranında faizi karşılamaya yeterli olduğu açıklanmış, nitekim davacı vekili dahi 29/06/2024 tarihli tasdik yargılama aşamasındaki mühletin son dördüncü günü teklif edilen faiz oranının %35 olarak revize etmiştir.
Sonuç olarak "hükümden dört gün önce" sunulan 27/06/2024 tarihli dilekçesinde ise "alacaklılarca kabul edilen teklifteki ilk taksit olan 2024 mart taksitinin 2024 haziran taksiti ile birlikte 30/06/2024 tarihine kadar ödenmesi, diğer taksit ödemelerinin ise alacaklılarca kabul edilen teklifteki tarihlerde yapılması, borçların yıllık % 24 oranında yasal faiz ilave edilerek ödenmesi" şeklinde yeni teklifini açıklamıştır.
Alacaklılarca kabul edilen ilk teklifin faiz içermemesi karşısında en son teklifin ise yıllık %24 oranında faiz içerdiği açıktır. Alacaklılarca kabul edilen teklif ile en son teklifin ödeme süresinin ise genel olarak aynı olduğu ise anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte ortaya çıkan yeni bir durum karşısında konkordato komiser heyeti ve bilirkişi kurulu ayrı ayrı görevlendirilmiştir. Zira mahkemece icra edilen tasdik yargılamasının altı aylık mühlet sonu 01/07/2024 olup bu tarihten dört gün önce ise davacı vekili 27/06/2024 tarihli yine ve son teklifi sunmuştur.
Bu dilekçe üzerine;
"Davacı vekilinin 27/06/2024 tarihli dilekçesi ve ekindeki uzman görüşü, ayrıca kanunun öngördüğü nisaba uygun olarak daha önce kabul olunan teklif içeriği karşılaştırıldığında,
a)27/06/2024 tarihli dilekçe ile hükmün kesinleşmesine kadar SGK medula sisteminin kapatılmamasına yönelik tedbir talebi dahil ortaya konan teklifin, nisaba uygun olarak daha önce kabul edilen teklif içeriğiyle karşılaştırıldığında farklılık olup olmadığı,
b)Farklılık var ise ne olduğu,
c)Buna göre SGK'nın Medula sisteminin kapatılmamasına yönelik olarak verilmiş olan tedbirlerin karar kesinleşinceye kadar devamı durumunda SGK'nın alacaklı konumu da dikkate alınarak SGK açısından konkordato kurumunun amacına aykırı bir sonucun oluşup oluşmayacağı,
d)Davacı vekilinin 27/06/2024 tarihli dilekçesindeki tasdikini istemiş olduğu teklifte herhangi bir şekilde, daha önce kanunun öngördüğü nisaba uygun olarak kabul olunan proje içeriği ile karşılaştırıldığında alacaklılar aleyhine değişen ve gelişen bir durum olup olmadığı,
e)Şirketin SGK'ya olan kamu borçlarının mühlet süreci içinde artarak devam edip etmediği, mühlet içinde ödeme yapılıp yapılmadığı, davacı şirketin SGK'ya olan borçlarının kamu maliyesi açısından ve davacı şirket yönünden davacı şirket tarafından yapılması gereken olağan masraflar kapsamında bulunup bulunmadığı,
f)Davacı şirketin batık olmaması ve davacı şirketin tacir olması nedeniyle, borçlarına yönelik avans faizinin işletilmesinin dahi mümkün olması karşısında yıllık %24 yasal faiz oranının olması gereken faizden daha düşük olup olmadığı, bu noktada alacaklılar aleyhine yürütülmesi gereken faizden daha düşük bir faiz oranı teklif edilip edilmediği, bu faiz oranının halihazırdaki faiz oranları karşısında yeterli olup olmadığı, alacaklılar yönünden yeterli korumayı sağlayıp sağlamadığı,
g)Davacının mevcut kaynakları dikkate alındığında ve en son sunulan 11/06/2024 tarihli konkordato komiser heyeti karşısında davacı borçlunun kaynaklarına göre daha fazla faiz ödeyebilir konumda olup olmadığı,
h)Davacı olan şirketin kesin mühlet içinde mevcut kaynaklarıyla mevcut kamu borçlarından özellikle SGK'ya olan borçlarının ödenmesinin mümkün olup olmadığı, bu noktada daha önce yapılan "yapılandırma sözleşmesi" çerçevesinde bu borçların ise halihazırda ödenip ödenmediği, yapılandırma sözleşmesinin gereğinin yerine getirilip getirilmediği, SKG'ya olan kamu borçların mühlet içinde artıp artmadığı, hangi oranda arttığı, mühlet içinde tahakkuk eden SGK borçlarının ödenmesine engel hal olup olmadığı,
hususlarıyla ilgili ek raporlarını sunmak üzere yeniden görevlendirilen komiser heyeti ve bilirkişi kurulu raporlarını sunmuştur.
Ara karar çerçevesinde konkordato komiser heyeti 29/06/2024 tarihli ek raporlarında, 27/06/2024 tarihindeki yeni teklifin bu sefer faiz ile birlikte alacaklıların lehine bir durum olduğunu, şirket kaynaklarının borçlarını karşılamaya yeterli bulunduğunu, SGK yönünden verilen tedbirin devamına karar verilmesi hususunun konkordatonun amacına uygun olup takdirin mahkemeye ait olduğunu, şirketin "%35 oranına" kadar faiz ödeyebilmesi ise varlık ve kaynak dengesi yönünden yeterli olduğunu, davacı şirketin vergi borcuna ilişkin yapmış olduğu matrah arttırımı dışındaki vergi ve sosyal güvenlik kesintisi yapılandırmalarına ilişkin borçlarını ödeyemediğini, sosyal güvenlik kesintisi borcu yapılandırması kapsamında oluşturulan ödeme planlarının ise bozulduğunu, kamuya olan borçlarını ödemede sıkıntıya düştüğünü, SGK'ya olan borçların giderek arttığını, geçici mühlet tarihinde mali tabloda kayıtlı SGK borcu 479.823,02 TL iken 30/04/2024 tarihli mali tablo kapsamında güncel SGK borcunun 10.973.428,16 TL olduğu, bununla birlikte verilen hizmet bedeli ile SGK kurumundan davacı şirketin 4.016.565,29 TL alacaklı olduğuna dair kaydının olduğunu, yine SGK lehine verilen depozito ve teminatlar bedeli nedeniyle ise 5.142.535,30 TL alacaklı gözüktüğünü açıklamışlardır.
Bilirkişi kurulu ise hazırlamış olduğu 01/07/2024 tarihli ek raporlarında, "alacaklılar tarafından kabul edilen teklif ile 27/06/2024 tarihli teklif arasında borçların ödenme oranı yönünden alacaklıların lehine olacak şekilde fark olduğu, ödeme yönünden fark olmadığı, SGK'nın Medula sisteminin kapatılmamasına yönelik olarak verilmiş olan tedbirlerin karar kesinleşinceye kadar devamı hususunun tasdik kararında belirtilmesi hususunun alacaklılar toplantısında alacaklılara sunulmuş teklifte yer almadığı, İİK m.308/c hükmüne göre tasdik kararının kesinleşmeye bağlı bir konkordato projesi olmadığı için tedbirlerin devam edemeyeceği, bu konudaki HMK m.398 hükmüne göre tedbir verilmesi noktasındaki takdirin ise mahkemeye ait olduğunu, 27/06/2024 tarihteki son teklifin borçlular için ilave %24 faiz içermesinin ise alacaklılar lehine nitelik taşıdığını, davacı şirketin SGK'ya olan kamu borçlarında ise artış olduğunun komiser heyetinin tasdik yargılaması aşamasında sundukları raporda açıklandığı, hatta mühlet tarihinde özellikle SGK borcu olmak üzere kamuya olan borçların yaklaşık 23 kat arttığı, mühlet içinde kamu borçlarının toplam borçlara ve aktiflere oranı %5 iken toplam borca oranının %52'ye, toplam aktife oranının ise %40'a ulaştığı, şirketin SGK'ya vermiş olduğu 5.142.535,30 TL nakit teminatın ise ne için verildiği ve akıbetinin ne olduğunun ise belirlenemediği, davacının SGK'ya ve kamuya olan borçların zorunlu olup ilk toplantı tutanağında borçların zamanında ve aksatılmadan ödenmesi yönünde ise talimatın verildiği, ayrıca teklif edilen %24 oranında yasal faizin ticari faizin halihazırda %51,75 olması karşısında ise yeterli korumayı sağlamaktan uzak olduğu, davacı borçlu şirketin en son teklif ettiğinden daha fazla ve "en az %45" oranında faiz ödeyebileceği, davacı şirketin SGK'ya olan borçlarını yapılandırmakla beraber bir kısım taksit ödemenin gerçekleştirildiği, ancak yapılandırmanın sonradan bozulduğu" noktalarında görüşlerini açıklamıştır.
Nitekim yargılama aşamasında beyanda bulunan SGK vekili 13/06/2024 tarihli dilekçesinde, tasdik şartları yönünden davacı borçlu şirketin konkordato sürecinde kamu borçlarını ödemede sorun yaşadığının belirtildiği, davacı şirketin mali durumunda konkordatoyla amaçlanan iyileşmenin gerçekleşmediği, tasdik edilse dahi borçlarının ödenmesinde sorun olacağı, aynı zamanda Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 17/02/2022 tarih, 2021/4168E. 2022/872K.sayılı kararında da kamu borçlarını ödeyemeyen borçlunun konkordato müessesesinden faydalanmasının mümkün olmadığı, ayrıca kurumlarının sadece 6183 den kaynaklı alacakları olmayıp yine kamu alacağı olmakla birlikte 2004 sayılı İcra İflas Kanunu hükümlerine dayalı olarak talep edebilecekleri ve sözleşme hukukundan kaynaklı alacaklarının dahi bulunduğu, davacı konkordato talep edenin hukuki menfaati korunurken kurumunun alacaklarının yok sayıldığı, komiser raporlarının ise sağlıksız olduğu, bu çerçevede konkordato tasdik talebinin reddolunmasını gerektiğini savunmuştur.
Yargıtay uygulaması gereği borca batık olmayan şirketin faizsiz ödeme teklifi aslında tenzilat konkordatosu kapsamındadır. Bu nedenle borca batık olmayan davacı şirketin faizsiz ödeme yani tenzilat konkordatosunu kabul etmek İİK’nın 305/1-b maddesinde ifade edilen teklifin borçlunun kaynakları ile orantılı olması şartına aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenledir ki davacı şirketin 09/11/2023 tarihli alacaklılar toplantısında oylanarak kabul edilen konkordato teklifinin öncelikle bu açıdan kabulü mümkün değildir.
Nitekim tasdik yargılama aşamasında davacı vekili, mühletin son günü olan 01/07/2024 tarihinden dört gün önce sunmuş olduğu dilekçede, borçları yıllık %24 oranında faiz ile ödemeyi teklif etmiş, hatta 28/06/2024 tarihinden sonra ve mühletin en son günü sunduğu, 01/07/2024 tarihli dilekçesinde ise bu defa yıllık %35 faiz eklemesi yapılarak ödeme yapabileceği yönünde beyanını yeniden revize ederek tekrarlamıştır.
Konkordato talebinin reddi ile ilgili gerekçe açıklanmadan önce genel değerlendirmeler yapılmasında fayda bulunmaktadır.
"Konkordato müessesi, vadesi geldiği halde borçlarını ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi altında bulunan borçluları hacizlerin veya iflasın ağır sonuçlarından korumak amacıyla getirilmiştir. Böylece borçlunun maddi hukuktan kaynaklanan borçları, mahkemenin gözetimi altında tasfiye edilecek bu vesileyle hem borçlunun mali durumu düzelecek hem de alacaklılar arasında eşitlik prensibi korunarak alacaklarına kavuşmaları sağlanacaktır. Kanun koyucu, bu müesseseyle aynı zamanda alacaklılara konkordatoyu kontrol etme ve projeye uyulmadığı takdirde fesih isteyerek süreci sona erdirme hakkı tanımıştır. Amaç, hem davacı talep sahibinin hem alacaklıların hem de kamunun menfaatini gözetmek ve korumaktır. Bu vesileyle, kanun koyucu tarafından mahkemeye projeyi denetleme hususunda hareket serbestisi tanınmıştır.
İİK'nın 305 inci maddesinde aranan konkordatonun tasdiki şartları kamu düzenine ilişkin olup, mahkeme bunların varlığını re'sen araştırır. Gerekli koşulların bulunmadığını tespit ederse, talebin reddine karar verir. Bu kararın gerekçesinde, şartlardan hangisinin ya da hangilerinin mevcut olmadığını dayanaklarıyla açıklaması gerekir.
Konkordato mehli talebi ile birlikte mahkemelerce kanundan kaynaklanan birtakım tedbirler alınmakta ve bu tedbirler tasdik kararı verilmesine kadar devam etmektedir. Bu süreler kanun koyucu tarafından kesin olarak belirlenmiş olup hakim tarafından artırılması mümkün değildir. Mahkemelerce tasdik kararı verilmesinden sonra ödemesiz dönemin kabul ediliyor olması tedbirlerin bu süre kadar uzamasına sebep olacaktır ki böyle bir sonuç konkordatonun amacına uygun düşmez. (Yargıtay 6.HD 2023/3194E. 2023/3767K.sayılı kararı)
Genel olarak doktrinde de kabul olunduğu üzere konkordato tasdikine dair İİK m.305 hükmünde belirtilen tasdik şartlarının bir an için oluştuğu kabul olunsa dahi dürüstlük ilkelerine aykırı hareket ettiği kabul olunan borçlunun konkordatoya lâyık olduğu kabul edilemez. O halde somut olayın özellikleri karşısında bu durumun öncelikle irdelenmesinde gereklilik bulunmaktadır.
İİK m.286 vd.hükümleri çerçevesinde konkordato müessesinin dürüst borçlular tarafından talep olunabileceğine dair normatif bir düzenleme mevcut olmasa dahi doktrinde de kabul olunduğu üzere konkordato esasen elinde olmayan nedenlerle, işleri iyi gitmeyen ve mali durumu bozulmuş olan, dürüst borçluları korumak için kabul edilmiş bir müessesedir.
4721 sayılı TMK m.2 hükmüne getirilen en önemli değişikliklerden biri ise "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılması hukuk düzeni korumaz" hükmüdür. 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girmeden önce yürürlükte olan Medeni Kanunda hakkın kötüye kullanılmasını kanunun korumayacağı noktasındaki değişiklik bu noktada önem arz etmektedir. 4721 sayılı TMK'daki hakkın kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin himaye etmeyeceği yönündeki genel düzenleme bu açıdan gözardı edilmemelidir. Kaldı ki bu 6100 sayılı HMK m.29 hükmüyle getirilen "Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü" başlıklıklı düzenlemeye göre "Taraflar, dürüstlük kuralına uymak zorundadırlar. Taraflar, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun bir şekilde yapmakla yükümlüdürler". O halde kanun koyucunun gerekçesinde açıkladığı üzere taraflar, yargılamada kendi menfaatlerine uygun olarak neleri ileri sürüp süremeyecekleri konusunda serbesttir. Ancak gerek kendilerine gerek karşı tarafa ilişkin hususlarda yaptıkları açıklamalarda mahkemeyi yanıltmamaları gerekir. O halde doktrinde halihazırda İİK m.285 vd.hükümleri çerçevesinde "konkordato talep eden borçlunun dürüst olmasının gerekip gerekmediğine" dair tartışmalar yapılmış ise de Mahkememizce açıklanan hususlar karşısında, İİK m.285 vd.hükümleri çerçevesinde konkordato talep eden borçlunun mühlet aşamasında dürüst hareket etmesi gerektiği Mahkememizce değerlendirilmiştir.
Nitekim 15/03/2018 değişikliği öncesinde konkordato kurumuna ilişkin doktrinde de genel bakış bu çerçevededir. "Mehil kararından itibaren borçlu, komiserin nezareti altındadır.Bu süre içinde borçlunun davranışları mühim olduğu gibi tahkik edilen mali durumu,bilanço ve hesapları itibariyle birçok kusurların meydana çıkması da mümkündür. Bazen, alacaklıların müracaat veya itirazda bulunmaları sayesinde borçlunun (bilinmeyen taraflarının) açığa çıkması ve komiserin aydınlatılması da ihtimali dahilindedir. İşte borçlu, bu süzgeçten geçip alacaklıların zararına olarak doğruluk haricinde, pek büyük hiffetle hiçbir iş yapmadığı takdirde hüsniyet bakımından konkordatoya ehil ve layık sayılır. (Enver Buruloğlu-Yuda Reyna, Konkordato Hukuku ve Tatbikat, İstanbul, 1968, Sayfa 58)"
Yine konkordato talep eden davacı borçlunun, konkordato talep ederken alacaklıları zarara uğratma amacı ile hareket etmelerinin engellenmesi amacıyla 2004 sayılı İİK m.292/f.1-bend(c) hükmü ile kanun koyucu açıkça düzenleme yapmış, borçlunun alacaklıların zarara uğratma amacı ile hareket ettiğinin anlaşılması halinde bu durumu kesin mühletin kaldırılması, konkordato talebinin reddi ve hatta davacı borçlu tacir ise iflas nedeni dahi saymıştır.Bu noktada kanun koyucunun,konkordato talep eden davacı borçlu lehine İİK m.294 hükmünde belirtmiş olduğu takip yasağı başta olmak üzere birçok lehe düzenlemeler getirmiş olması karşısında bu hükümlerin uygulanmasının davacı borçlu tarafından talep olunması imkânının kötüye kullanılmaması da esastır.
Özellikle konkordato ile alacaklılar iflâsın gerektirdiği masrafları yapmadan ve dolayısı ile daha fazla ölçüde alacaklarını elde ederler. 4949 sayılı Kanun ile 2003 yılında yapılan değişiklik sonucunda «alacaklılara da konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteme hakkı» tanınarak «borçlu ile alacaklılar» arasında eşitlik sağlanmış, başka bir deyişle konkordatoda «borçlu ile alacaklıların menfaatleri eşit olarak» gözetilmiştir. Bu eşitliği bozmaya yönelik her türlü çabanın, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığı ise her daim irdelenmelidir.
Nitekim Yargıtay 6.HD dahi "İcra ve İflas Kanununun 285. maddesi ve devamında, borçlarını, vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflâstan kurtulmak için konkordato talep edebileceği hükmü yer almıştır. Bu hüküm doğrultusunda amaç, borçlarını ödeyip faaliyetlerini devam ettirmek isteyen "dürüst" borçluyu koruyarak mali durumunun iyileşmesini sağlamak ve alacaklılara borçlunun muhtemel bir iflasına nazaran, daha fazla ölçüde alacaklarına kavuşma olanağı yaratmaktır. Ancak bu hüküm kaleme alınırken kanun koyucu bilinçli olarak konkordatonun tasdikini bazı şartlara bağlamış ve mahkemeye bu şartların varlığını re'sen değerlendirme görevi yüklemiştir. (...) İİK'nın 305. maddesinde aranan konkordatonun tasdiki şartları kamu düzenine ilişkin olup, mahkeme bunların varlığını re'sen araştırır. Gerekli koşulların bulunmadığını tespit ederse, talebin reddine karar verir. Kararın gerekçesinde, şartlardan hangisinin ya da hangilerinin mevcut olmadığını dayanaklarıyla açıklaması gerekir. Konkordatonun feshi sebeplerinden birinin tasdik aşamasında tespit edilmesi durumunda da tasdik talebi reddedilir. Bahsi geçen maddede sayılan tasdik şartlarından bir tanesi de, konkordato projesinde teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması şartıdır.(Yargıtay 6.HD 2024/749E. 2024/1181K.sayılı kararı) şeklinde uygulamasını devam ettirmekte, konkordato talep eden dürüst ise mahkemelerce korunabileceğini benimsemektedir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin yerleşik kararlarında da açıkladığı üzere hakların kullanılmasında "TMK'nun 1, 2, 4. ve 33. maddelerinin, Anayasa'nın 36. maddesinin, Borçlar Kanunu'nun 61 ve Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 77. maddesinin, HMK'nun 29. maddesinin gözönüne alınarak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir...
Hakkın kötüye kullanılmasını; hukuken var olan bir hakkın sınırlarını aşarak ya da o hakkı gerekçe göstererek hukuka aykırı eylemler yapma durumu olarak veya bir hakkın yasaların tanıdığı yetkilerin sınırları içinde olmakla birlikte, amacından saptırarak kullanılması olarak da açıklayabiliriz. Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesine göre herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Yani bir hak sahibi hakkını kullanırken ve borçlu borcunu öderken objektif iyiniyet kurallarına uymak, hak sahibi başkasına zarar vermek amacını taşımasa bile hareketi açıkça iyiniyet kurallarına aykırı ise ve başkasını zarara uğratıyorsa veya hak sahibine sağladığı yarar ile başkasına verdiği zarar arasında aşırı dengesizlik varsa bu durumu hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirebiliriz. Anayasa başta olmak üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hak sahibinin hakkını kullanırken objektif iyiniyet kuralları içinde hareket etmesini emretmiş; aksi davranışın hukuk düzeni tarafından korunamayacağını belirtmiştir."
Bu açıklamalar somut olayda ele alınmadan önce belirtmek gerekir ki davacı vekilinin mahkemece icra edilen tasdik yargılamasının sona ermesinden dört gün önce ve 27/06/2024 tarihli dilekçe ile tasdikini talep ettiği teklifini sunmuştur. Bu teklifinde önceki onaylanan projeye ek olarak, SGK'nın Medula sisteminin kapatılmamasına yönelik olarak mahkememizce daha önce verilmiş olan tedbirin, kararın kesinleşinceye kadar devamı yönündeki taleplerinin tasdiki talep olunan projenin "ayrılmaz, vazgeçilmez bir unsuru durumunda olduğunu" kesin ve açık olarak belirtmiştir. Bu husus aslında projenin bir bakıma ana ağırlık noktasıdır. Bu yöne ilişkin tedbirin devamı hüküm fıkrasında yer aldığı takdirde belirtilen ödeme tarih ve miktarları ile ilgili proje yerine getirilebilecek, aksi halde yerine getirilemeyecektir. Bu konu davacı vekilinin 28/06/2024 tarihli duruşmadaki açık beyanı ve dilekçeleriyle dahi sabittir.
Gelinen aşama ve yapılan teorik açıklamalar ışığında şimdi tasdik talebinin neden red edildiğinin üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
Şöyle ki:
- İİK'nın 294.hükmüne göre mühlet içinde borçlu aleyhine 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamayacağı ve evvelce başlamış takiplerin duracağı, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları uygulanmayacağı açıktır. Ayrıca İİK'nın 308/c/3 bendi hükmü uyarınca konkordato kamu alacakları yönünden ise bağlayıcı değildir. Ancak bu durum İİK 294/f.1 hükmünde kamu alacakları için takip yasağının getirildiği gerçeğini ise ortadan kaldırmamaktadır.
Davacı, alacaklı olan SGK tarafından Medula sisteminin kapatılmaması noktasında tedbir talep etmiş, kesin mühlet aşamasında ise bu talep mahkememizce kabul edilmiştir.
Aslında "sözleşmesel edimini yerine getirmeyen borçlunun konkordatoyu bahane ederek sözleşmenin devamını sağlayabilmesi mümkün değildir. Aksine bu kabul, akdin diğer tarafının haklarının nispetsiz olarak elinden alınması anlamına gelecektir ki bu durum cebri icra hukukunun orantısız bir şekilde maddi hukuka müdahalesi sonucunu doğurur. (Öztek S./Budak A.C./Yücel M.T./Kale S./Yeşilova B., Yeni Konkordato Hukuku, 3. Baskı, Ankara 2023, s. 444, 445).
Nitekim hastaneler ile alacaklı SGK arasında benzer tedbir talepleri ortaya çıkmaktadır. Medula sisteminin davacı lehine ve SGK aleyhine olmak üzere kapatılmaması yönündeki tedbir taleplerinin davacı aleyhine reddolunması yönündeki bir kısım ilk derece mahkemelerinin kararları, bir kısım bölge adliye mahkemeleri tarafından dahi doktrindeki bir kısım görüşler doğrultusunda uygun görülmektedir. Bu çerçevede konkordato talep eden şirket lehine, Medula sisteminin kapatılmaması yönünde tedbir kararlarının verilmemesine dair ilk derece mahkemelerince verilen kararlara yönelik istinaf talepleri red olmaktadır. (İstanbul BAM 45.HD 2024/428E. 2024/418K:sayılı kararı)
Buna rağmen, mahkememizce konkordato talep edenin faaliyet alanı, en azından mühlet boyunca davacı şirkete bir anlamda rahat nefes aldırmak suretiyle mühlet içinde davacı şirketin kesin mühlet sürecini başarıyla tamamlayabilmesi, ayrıca mevcut komiser raporu içerikleri, bir kısım doktrin görüşleri ve özel mütalâalar karşısında Medula sisteminin davacı aleyhine kapatılmaması yönünde tedbir kararı oluşturulmuştur.
Oysaki konkordato talep eden, tasdik kararı ile birlikte konkordatoya tabi alacaklılar yönünden kararın bağlayıcı hale geleceğini teklif etmektedir. Elbette bu teklif alacaklılar lehinedir. Ne var ki diğer yandan kamu kurumu olan SGK aleyhine bir kısım ilk derece ve BAM uygulamaları aksine ve istisnai olarak Mahkememizce yargısal yorum ile hükmolunan bu tedbirin hükmün kesinleşmesine kadar devamı talep edilmiştir. Kanunda istisnai bir düzenleme olmadığı dikkate alındığında gerek HMK ve gerekse İİK kaynaklı dahi olsa, doktrinde ve yargısal uygulamada zaten tartışmalı olan tedbir kararının borca batık olmaya şirket yönünden ayrıca hükmün kesinleşmesine kadar devamı kabul edilemez. Batık olmayan davacı şirketin bu teklife dayalı konkordato talebinin kabulü mümkün görülemez.
- Zaten belirtmek gerekir İİK m.306 hükmünde tasdik kararının kapsamı açıkça belirtilmiştir. Yine bu kapsamda İİK m.308/b ile çekişmeli alacaklılara isabet eden payın bankaya yatırılması, İİK m.307 ile ise rehinli malın muhafaza altına alınması ve satışının engellenmesi ile finansal kiralama konusundaki malın iadesinin ertelenmesi dahi bu kapsama dahil edilmiştir.
Kanun koyucu belirtilen hükümler çerçevesinde tasdik kararı sonrası öngördüğü özel düzenlemelerle tasdik kararı sonrası dahi ve istisnai şekilde davacı lehine geçici koruma önlemlerini devam ettirmiştir. Yani kural olarak tasdik tarihi itibariyle proje, somut olayda olduğu üzere ödeme tarih ve miktarları açısından bağlayıcı olup özel düzenlemeler dışında geçici koruma önleminin devam edebilmesi mümkün görülemez.
Belirtilen hükümlerin lafzı yorumu ve sistematik yorumu karşısında İİK m.308/c hükmü gereği konkordatonun tasdikinin karar tarihi itibariyle bağlayıcı hale geleceği düzenlenmiştir. Kararın kesinleşmesiyle bağlayıcı hale gelmesi ise istisnai olarak düzenlenmiştir. İstisnai olan bu halin sadece tedbir talebi yönünden geniş yorumlanması hükmün bütünlüğünü ihlâl etmektedir.
- Dikkat edilirse kanun koyucu İİK m.306 ve ilgili hükümlerde, konkordato talep eden borçlunun borçlarını belli bir takvim içinde ödenmesi gerektiğini öngörmektedir. Oysa konkordato talep eden davacı belirtilen ödeme tarihlerinde belirtilen ödeme miktarlarını vaat etmekle birlikte bu vaadini konkordatoya tabi olmayan SGK'nın aleyhine oluşturulan Medula sisteminin tedbiren kapatılmamasına öncelikle bağlamaktadır.
Konkordatoya tabi alacaklıların, alacaklarının teklif edilen ödeme planı çerçevesinde ödenebilmesi için konkordatoya tabi olmayan SGK'nın kamu alacaklarının veya yine sözleşme kaynaklı alacaklarının ödenmemesi sonucunu doğuracak şekilde Medula sisteminin kapatılmamasının, kesin mühlet sona erdikten sonra dahi devamı talebi iyi niyetli bir teklif olarak kabul edilemez. Zira kanun koyucu konkordatonun tasdik tarihi itibariyle birlikte kararın bağlayıcı olacağını öngörmüştür. Davacının ödeme planına dair teklifi de bu yöndedir. Buna mukabil Medula sisteminin hükmün kesinleşmesine kadar kapatılmamasına dair özel ve istisnai tedbir, ancak konkordato kurumuna özgü ve kesin mühlet süresince geçerli olabilecek bir koruma önlemidir. Bu tedbirin karar tarihi sonrası ve hükmün kesinleşmesine kadar devam etmesi ise batık olmayan davacı şirket açısından kabul edilemez.
Nitekim Yargıtay uygulamasınında bu noktada göz önünde tutulması gerekir. "Zira konkordato mehli talebi ile birlikte mahkemelerce kanundan kaynaklanan birtakım tedbirler alınmakta ve bu tedbirler tasdik kararı verilmesine kadar devam etmektedir. Bu süreler kanun koyucu tarafından oldukça kısa tutulmuş olup, kesin olarak belirlenmiştir. Mahkemelerce tasdik kararı verilmesinden sonra uzun bir süre ödemesiz dönemin kabul ediliyor olması tedbirlerin bu süre kadar uzamasına sebep olacaktır ki böyle bir sonuç kanun koyucunun amacına uygun düşmez" (Yargıtay 6.HD 2024/1277E. 2024/1694K.sayılı kararı) Somut olayda davacının borca batık olmadığı, buna mukabil tasdik kararı verilmesinden sonra derhal ödemeye başlaması noktasında teklifte bulunduğu, bu durumun bu yönden alacaklılar lehine olduğu genel anlamda kabul edilebilir. Ancak 6183 sayılı Kanundan kaynaklanan ve kaynaklanmayan alacakları olan SGK aleyhine olacak şekilde Medula sisteminin hükmün kesinleşmesine kadar kapatılmamasına tedbiren karar verilmesi, bu tedbirin tasdik kararı verilmesinden sonra dahi devam etmesi kanun koyucunun amacına dahi uygun değildir.
Sonuç olarak konkordatoya tabi olmayan alacakları olan, bu alacakları nedeniyle oy kullanma hakkı bulunmayan SGK'nın katılmadığı toplantılar sonucunda kabul olunan projeye bağlı olarak tasdik edilen projeden etkilenmesi kabul edilemez.
- Davacının, SGK aleyhine Medula sisteminin hükmün kesinleşinceye kadar devam etmesi yönündeki talebi İİK m.308/c hükmü kapsamındaki tasdik kararı kapsamında kabul edilemez. Her ne kadar bu noktadaki talep tedbir talepli görünüm taşısa da konkordato kurumu açısından bu talep tasdiki istenen projenin bir unsurudur.
Bu görünüme haiz olan bir talebin sadece basit bir tedbir yani HMK'dan kaynaklanan geçici hukuki koruma olduğu kabul edilemez. Zira teknik anlamda bir tedbirin verilmesi yahut verilmemesi HMK anlamında bir hükmün hukuki açıdan geçerli olabilmesinin unsuru değildir. Oysaki somut olayda Mahkemece tasdiki istenen proje kapsamında olduğu belirtilen bu tedbir, yani Medula sisteminin hükmün kesinleşinceye kadar kapatılmaması hukuk düzeninde varlık kazanması istenen hükmün ayrılmaz ve vazgeçilmez bir unsuru olarak teklif edilmektedir.
Davacının tedbir görünümlü bu talebi, tasdiki istenen bir talep ve hükmün bir unsuru olarak ileri sürülmüştür. Tasdiki talep olunan bu husus adeta HMK'dan kaynaklanan ve sıradan bir geçici koruma önlemi olarak belirtilmiştir. Ancak tedbir niteliğinde ileri sürülen bu talep aslında hükmün zorunlu bir unsuru haline getirilmek istenmektedir. Oysaki 6100 sayılı HMK sistematiği dikkate alındığında tedbire dair husus hükmün hukuken var olabilmesi için zorunlu bir unsuru değildir. Tedbire ilişkin bir düzenlemenin olması veya olmaması hükmün hukuken hüküm ifade etmesine engel değildir. Ancak davacı, somut olayda tedbir görünümlü bu talebin tasdikini istemekle aslında tedbir talebini hükmün zorunlu bir hükmü haline getirmek amacındadır.
Davacının, adı geçen tedbirin, kararının kesinleşmesine kadar devamını talep etmesi aslında tasdiki istenen projenin ayrılmaz bir unsuru olması niyetini taşıdığını göstermektedir. Bu durum kanun koyucunun dahi bir hükmün zorunlu hükmü olarak görmediği bir usuli kurumu kanun koyucunun izin verdiği bir yöntem ile hükmün zorunlu unsuru haline getirmeyi amaçladığı bir çaba olarak değerlendirilmiştir. Bu talep dürüstlük kurallarına uygun kabul edilmemiştir.
- Yine davacı şirketin, Medula sisteminin tasdik kararının kesinleşmesine kadar kapatılmaması yönündeki tedbir kararının alacaklı durumundaki SGK aleyhine olacağı tartışmasızdır.
Konkordato komiserlerinin en son sunmuş olduğu 29/06/2024 tarihli rapor içeriğine göre davacı şirketin vergi borcuna ilişkin yapmış olduğu matrah arttırımı dışında vergi ve sosyal güvenlik kesintisi borç yapılandırmalarına konu borçlarını ödemediği, ödeme planlarının bozulduğu, kamuya olan borçlarını ödemede mali sıkıntı içinde bulunduğu, davacı şirketin SGK'ya olan borçlarının mühlet içinde sürekli artış gösterdiği açıktır. Hatta adı geçen komiser heyeti raporuna göre davacı olan şirketin 02/06/2022 tarihinde SGK'ya borçlu olduğu rakam 479.823,02 TL iken bu rakamın 30/04/2024 tarihli kaydi değer bilançosunda 3.744.636,28 TL'ye yükselmiş olduğu, 30/04/2024 tarihli güncel rayiç değerlere göre ise SGK'ya olan borcun 10.973.248,16 TL olduğu bildirilmiştir. Nitekim bilirkişi kurulu dahi en son sunmuş olduğu 01/07/2024 tarihli raporunda mühlet tarihinin başı ve sonu olan dönemler itibariyle artış oranlarını irdelemişlerdir.
Buna göre davacının mühlet tarihindeki SGK borcu mühletin sona erdiği tarih itibariyle 21,87 kat yani neredeyse 22 kat, vergi borcu ise 31,53 kat yani neredeyse 32 kata yakın artış göstermiştir. Hatta bilirkişi kurulunca yapılan bu hesaplamada mühletin başı itibariyle davacı olan şirketin kamuya olan borcunun toplam borç içindeki payı %25,25 iken hüküm tarihi itibariyle bu oran %50'yi geçmiş, yine kamu borcunun toplam aktif içindeki payı ise mühlet tarihinde %5,09 iken %40'a yaklaşmıştır.
Açıklanan sayısal verilerden anlaşılacağı üzere, davacı vekilinin başta SGK olmak üzere kamu borçlarını ve vergisel borçlarını ödememe noktasında açık, istikrarlı ve artarak devam eden bir tutum içinde olduğu, bu borçların kat be kat sürekli artış gösterdiği ortadadır. Davacı olan şirketin başta SGK borçları dahil olmak üzere kamu borçlarını ödememe noktasında göstermiş olduğu bu tutum devam ederken diğer yandan da aynı zamanda SGK aleyhine olacak şekilde Medula sisteminin kapatılmaması noktasındaki tedbir kararının tasdik kararının kesinleşmesine kadar devam etmesi yönündeki talebi hakkaniyet ölçülerini aşan ve dürüstlük kuralına dahi aykırı olan bir davranıştır. Mahkememizce yapılan değerlendirmeye göre ise konkordato nedeniyle kamu borçları ve diğer vergisel yükümlülüklerini ısrarla yerine getirmeyen davacının korunma talep edemeyeceği benimsenmiştir.
- Esasen SGK borçları dahil olmak üzere davacı şirketin kamu borçlarını ödemesi bir gerekliliktir. Davacı şirketin konkordato talebinden önce doğmuş kamu alacakları konkordatoya tabi olmadığından dolayı tam olarak ödenmesi gerektiği halde bu rakamların ödenmediği anlaşılmaktadır. Yine davacı olan şirketin konkordato talebinden önce doğmuş olan kamu alacakları İİK m.308c/II uyarınca tasdik kararından sonra projeye dahil edilmeksizin ödenmesi gereken bir alacaktır. Davacı şirketin, konkordato talebi sonrasında özellikle SGK'nın doğan kamu alacakları için herhangi bir takip yasağı söz konusu olmadığından bu alacakları dahi ödemelidir. Buna rağmen bu borcu ödenmemesi hatta belirtilen oranlardaki büyük artış, davacı şirketin konkordato müessesinden faydalanmaması gerektiğini gösterir.
Kaldı ki Yargıtay uygulamasında "konkordato talebinden sonra doğan vergi, kira, işçi alacakları, elektrik, su gideri gibi şirketin olan masraflarını dahi ödemeyen şirketin konkordato müessesesinden faydalanması mümkün olmamalıdır. (Yargıtay 23.HD 2021/4168E. 2022/872K.sayılı kararı)
Davacının kamu borçlarını ödememekteki ısrarlı ve artarak devam eden iradesi karşısında konkordato kurumundan yararlandırılmaması Yargıtay uygulamasının dahi bir gereği olarak kabul edilmelidir.
- Alacaklılar toplantısında oylanan, kanunun öngördüğü çoğunluk ile kabul edilen teklif içerik olarak borç miktarlarına herhangi bir faiz hesabı ve eklemesi yapılmadan ödenmesine yöneliktir.
Oysaki Mahkememizce tasdik yargılamasına başlanmasından sonra devam eden altı aylık mühlet içinde alınan bilirkişi kurulu raporu ve konkordato komiser heyeti raporları mevcuttur. Davacı vekili, bu süreç içinde ve değişik şekiller ile faiz ödeme niyetini sonradan ortaya koymuştur.
Hatta davacı vekili, mahkememizce icra edilen altı aylık tasdik yargılaması aşamasındaki mühletin geriye kalan dört günlük kısa dönemde dahi yeniden dilekçe sunmuştur. Bu dilekçe üzerine bilirkişi kurulu ve konkordato komiser heyetinden faiz miktarına ilişkin raporlar alınmıştır. Bilirkişi kurulu bu noktada, davacı şirketin mevcut mali verilerine göre %45 oranında dahi faiz ödeyebileceğini ifade etmiş, buna mukabil konkordato komiser heyeti ise 29/06/2024 tarihli raporunda mevcut varlık ve kaynak dengesine göre hazırladığı tabloda şirketin %35 oranına kadar faiz ödeyebileceğini açıkça ifade etmiştir.
Davacı olan şirket ise akabinde ise Mahkemece icra edilen tasdik yargılaması için öngörülen altı aylık mühletin son günü yani 01/07/2024 tarihli dilekçe ile bu defa borçları yıllık %35 faiz ile dahi ödeyebileceğini belirterek teklifini yenilemiştir.
Davacı şirketin varlıklarının borçlarını karşılama oranının yüksek olduğu halde tasdik yargılamasının yapılması için öngörülen altı aylık mühletin son bir haftasında yeniden ve yüzde %24 faiz teklif etmiştir. Faizlerin teklif edilmesi ve akabinde oranların arttırılması şeklindeki beyanlar aslında şirketin ekonomik durumuna göre samimi teklif yapmadığını göstermektedir. Bilirkişi kurulunun en son sunmuş olduğu 01/07/2024 tarihli rapora göre bile teklif edilen faizin dahi şirketin kaynaklarına göre makul seviyede olmadığı, borçlunun ödemeyi teklif ettiği tutarın kaynakları ile orantılı olmadığını göstermektedir. Hatta 28/06/2024 tarihinde icra edilen duruşmada konkordato komiser heyetinden ve bilirkişi kurulundan bu noktada rapor alınmamış olsa idi davacı şirketin konkordatoya tabi olan borçlarını ödeyebileceği en yüksek oran ise %24 ile sınırlı kalabilecek, bu şekilde tasdik gerçekleşmiş olacaktır.
Davacı olan şirket, tasdik yargılamasındaki altı aylık mühletin bitmesine son bir hafta kalan dönemde ise önce %24 faiz ödemeyi teklif etmiştir. Bu miktar şeklen alacaklılar lehine gözükse de tasdik yargılamasının bitmesinden üç gün önceki aşamada ise bu defa aynı davacı şirketin son dört gün içinde sunulan komiser heyeti raporu gereği bu defa %35 faiz ödeyebileceğini açıkladığı anlaşılmaktadır.
Bu durum göstermektedir ki altı aylık tasdik yargılamasının son dördüncü günü itibariyle mahkememizce komiser heyetinden ve bilirkişi kurulundan bu konuda rapor alınmaması durumunda, davacı şirketin %24 faiz teklifinin dikkate alınmak suretiyle tasdiki yüksek ihtimal dairesindedir. Mahkememizce tasdik yargılamasının son dördüncü günü itibariyle alınan ara karar sonrası ise davacının teklifi yeniden ve alacaklılar lehine değiştirilmiştir.
Davacı şirketin faiz ödeme teklifini mahkememizce oluşturulan ara kararlar sonrası sürekli değiştirilmesi, bu değişikliğe yol açan temel unsurlarda davacı yönünden lehe herhangi bir durum oluşmadığı halde alacaklılar lehine şeklen arttırılması aslında davacının çelişkili davranış içinde bulunduğunu göstermektedir. Mahkemece icra edilen tasdik yargılamasının devam ettiği sürecin son bir haftası içinde, yani çok kısa zaman içinde ve birbirinden bu denli farklı oran ve içeriklerin beyan olunması davacının tekliflerinde samimiyetinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bu nedenle davacının konkordato süreci içinde dürüstlük kurallarına uygun hareket etmediği, samimi olmadığı kanaatine varılmıştır.
Bir başka deyişle davacının konkordato kurumunu kötüye kullandığı, davacının mevcut kaynak ve borçları arasındaki dengeye göre çok uzun süre faiz ile ödeme teklif etmediği, kalan süre içindeki faiz tekliflerinin ise son ana kadar ortaya konulmadığı, hatta bilirkişi kurulu raporuna göre dahi %45 faiz verilebileceğinin ifade olunduğu gerçeği karşısında davacının konkordato kurumundan yararlanmaya layık olmadığı kanaati oluşmuştur.
- Davacı olan şirket, bir çok talep dışında ve ayrıca SGK aleyhine sonuç doğuracak şekilde Medula sisteminin SGK tarafından kapatılmaması noktasında tedbir talep etmiştir.
Gerek doktrin gerek yargısal uygulamada bu duruma özgü tedbirin kabul edilip edilemeyeceği noktasında ciddi tartışmalar mevcuttur. Buna mukabil mahkememizce konkordato kurumunun amacı, davacının faaliyet sahası, davacının kesin mühlet içinde mali açıdan rahat bir nefes almasını sağlayarak sürecin sağlık işlemesinin temini, bu suretle İİK m.287/f.1 kapsamında bu tedbirin verilmesinin mahkememizce mümkün görülmesi dahi dikkate alınarak bu yönde tedbir verilmiştir.
Davacı şirketin verilen bu tedbir kapsamında, SGK ile olan mali ve ticari ilişkilerinde düzeltmeler yapması, kamu borçlarını ödemede titiz davranması, en azından kabul edilebilir seviyelerde bir alacaklı borçlu ilişkisi yaşaması, tedbirin kendisine sağlamış olduğu bu imkanla süreci olumlu şekilde ilerletmesi beklenen hal olduğu halde davacı olan şirketin SGK'ya olan borçlarının kabul edilebilir olmayan derecelerde ve çok fahiş derecede arttığı tartışmasızdır.
Davacı olan şirketin, kesin mühlet aşamasında şirket lehine ve SGK aleyhine oluşturulan bu tedbire rağmen kamu kurumu olan SGK'ya olan borçları ve vergi borçlarını ödeme noktasında direncinin kabul edilemeyecek derecede arttığı, hatta kanun koyucunun kesin mühletin etkilerinin kesin mühlet sona erdikten sonra devam etmemesi noktasında adeta cimri davrandığı halde kendisi lehine verilen bu tedbirin ise tasdik tarihinden sonra dahi devam etmesini talep ettiği, hatta bu talebinin tasdik kararının "olmazsa olmaz unsuru" olarak açıkladığı anlaşılmaktadır.
Davacının tasdik kararı sonrası ve hükmün kesinleşmesine kadar dahi SGK aleyhine adı geçen tedbir kararının devamını talep etmiştir. Bu hususun yine SGK aleyhine tasdiki istenen konkordato teklifinde yer alması talebi karşısında aynı konkordato talep edenin bu defa alacaklı olan SGK'ya karşı olan yasal yükümlülüklerini yerine getirmediği tespit edilmiştir. Hatta konkordato talep eden şirketin bu noktadaki iradesinin ısrarlı şekilde ve artarak devam ettiği görülmektedir. Konkordato talep eden bu davranışı ile SGK'ya karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmediği halde SGK aleyhine verilmesini istediği tedbir kararının hükmün kesinleşmesine kadar devam etmesini talep etmektedir ki talep edenin sonuç olarak konkordato tasdik talebi bu noktada dürüstlük kurallarına aykırıdır.
Bir başka deyişle kanunun kendisine vermiş olduğu hakkın kullanılması ile alacaklının tahammül etmesi beklenen külfet arasında bariz ve hakkaniyete uygun olmayan bir orantısızlık söz konusudur. Bu orantısızlığın davacı aleyhine yorumlanması ise dürüstlük kuralına aykırı hareket eden davacının hukuken korunması anlamına gelecektir. Oysaki mahkemelerin dürüstlük kuralına aykırı tutumları korumaması, hele hele konkordato süreci içinde bu tip tutumlara yönelik talepleri kabul etmemesi gerektiği mahkememizce değerlendirilmiştir.
- Konkordato süreci içinde konkordato komiser heyetinin süreci yönetimi açısından davacı şirkete bir kısım talimatlar verebileceği beklenmelidir. Nitekim İİK m.292/f.1. bend (c) hükmü dikkate alındığında hatta bu talimatlara uyulmaması kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin dahi ret olunmasını gerektirir.
Elbetteki bu talimatların içeriği konusunda kanun koyucu sınırlayıcı veya örnekseme yoluyla bir düzenleme yapmamış ise de bu talimatlara uyulmamasının tasdik talebinin kabulü açısından önem arz etmesi gerektiği mahkememizce değerlendirilmiştir.
Davacı olan şirketin konkordato talebinde bulunması müteakiben konkordato komiser heyeti ilk toplantı ve talimat tutanağında kamu borçlarının zamanında ödenmesi noktasında talimat vermiştir. Konkordato komiser heyetinin bu talimatı konkordato talebinin tasdiki açısından büyük önem arz etmektedir. Hele hele konkordato sürecinin başından itibaren kamu kurumu olan SGK ya borçları bulunan, konkordato sürecinin sağlıklı sonuçlandırılabilmesi açısından SGK ile olan mali ilişkileri önem arz eden hatta SGK aleyhine olacak şekilde Medula sisteminin davacı lehine tedbiren kapatılmamasını talep eden, davacı şirket açısından bu talimatın tasdike giden süreçteki en önemli talimatlardan olduğu açıktır.
Ne var ki bu duruma rağmen davacı olan şirketin, vergi borcuna ilişkin yaptığı bildirilen matrah attırımı dışındaki vergi ve sosyal güvenlik kesintisi borcu yapılandırmalarına ilişkin borcunu ödemediği, yapılandırma kapsamındaki ödeme planlarının dahi bozulduğu, geçici mühlet tarihinde SGK borcu 479.823,02 TL iken bu miktarın konkordato komiser heyeti raporu dahi dikkate alındığında 30/04/2024 tarihi mali tabloda güncel rayiçlere göre 10.973.248,16 TL olduğu bu noktada bilirkişi kurulunun 01/07/2024 tarihli raporunun ise konkordato komiser heyetinin 29/06/2024 tarihli raporu ile genel olarak uyumlu bulunduğu sabittir.
Hal böyle olunca konkordato komiser heyetinin açık talimatlarına rağmen kesin mühlet boyunca bu talimatlara uymayan, kamu borçlarını ödemek bir yana vergi ve diğer kamu borçlarının olağanüstü seviyelerde artışına yol açan davacının komiser heyetinin bu noktadaki talimatlara uymaması noktasında artarak devam eden bir irade gösterdiği anlaşılmaktadır.
Konkordato komiser heyetinin talimatlarına açıklanan şekilde uyulmaması karşısında hastane işleten davacı şirketin konkordato talebinin kabulü mümkün değildir.
10-Konkordato, esasen borçlunun borçlarının yeniden yapılandırılması amacına dönüktür. Davacının bu yapılandırmayı, talebe konu olan tedbirin hükmün kesinleşmesine kadar devamına bağlı tutması düzenlemelerin amacı ile bağdaşmaz. Nitekim Yargıtay, konkordato hükümlerinin yoğun olarak uygulamaya başladığı 2018 yılı öncesinde görülen iflas erteleme davalarında da "sadece tedbirlerle mali durumun iyileştirilmesinin sağlanmasının ertelemeye ilişkin düzenlemenin amacı ile bağdaşmayacağı" görüşünü benimsemiştir. (Yargıtay 19.HD 2005/11980E. 2006/1201K.sayılı kararı)
Böylece sadece tedbir elde etmeye dönük ve tedbirin devamına yönelik olacak şekilde konkordato talepleri korunmamalıdır.
Sonuç olarak davacının konkordato talebinin yukarıda açıklanan gerekçelerle reddolunması gerektiği kanaatine varılmıştır. Ancak davacı şirket hakkında iflas kararı verilmesi gerekmemektedir. Zira borçlunun iflasına karar verilmesi "son çare" olarak kabul edilen bir durumdur. Davacı şirketin fiilen borca batık olmayan ve fiilen çalışan bir şirket olması karşısında, davacı borçlunun iflasını gerektirecek şekilde "son çare" olarak iflas kararı verilebilmesinin muhasebesel, finansal, işletmesel şartlarının oluşmadığı komiser raporu içeriği ile sabittir. Nitekim Yargıtay 6.HD'nin son uygulamalarında da bu hali ortadan kaldıran bir durum olmadığı takdirde batık olmayan şirketler hakkında iflas kararı verilmemesi gerekmektedir.
Yapılan açıklamalar karşısında ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün ...sicil numarasına kayıtlı davacı ... ŞİRKETİ tarafından ileri sürülen konkordato talebinin reddine, adı geçen davacı şirket hakkında mahkememizce verilen tüm geçici ve kesin mühletlerin tümünün, mühletin etkisi kapsamında olan ve olmayan İİK ve HMK çerçevesinde verilmiş tüm geçici hukuki korumaların tamamının 01/07/2024 günü 16:03'den itibaren kaldırılmasına, konkordato komiserlerinin görevlerine 01/07/2024 günü saat 16:03 itibariyle son verilmesine; hüküm tarihi itibariyle hak edilen ücretin komiserlere görev süresi ile orantılı olarak ödenmesine, konkordato komiserlerinin görevine son verildiğinin İstanbul Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığına bildirilmesine, ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün ...sicil numarasına kayıtlı davacılar ... ŞİRKETİ hakkında iflas kararı verilme şartları oluşmadığından iflas kararı verilmesine yer olmadığına, davacı hakkındaki konkordato talebinin ret olunduğunun, tüm geçici ve kesin mühlet kararlarının tümünün, mühletin etkisi kapsamında olan ve olmayan İİK ve HMK çerçevesinde verilmiş olan tüm geçici hukuki korumaların kaldırıldığının ve konkordato komiserinin görevine son verildiğinin daha önce ilan yapılan Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile Basın İlan Kurumu resmi ilan portalında ilan olunmasına ve daha önce bildirimde bulunulan ilgili yerlere derhal bildirilmesine dair karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
- ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasına kayıtlı davacı ... ŞİRKETİ tarafından ileri sürülen konkordato talebinin reddine,
Adı geçen davacı şirket hakkında mahkememizce verilen tüm geçici ve kesin mühletlerin tümünün, mühletin etkisi kapsamında olan ve olmayan İİK ve HMK çerçevesinde verilmiş tüm geçici hukuki korumaların tamamının 01/07/2024 günü 16:03'den itibaren kaldırılmasına,
Konkordato komiserlerinin görevlerine 01/07/2024 günü saat 16:03 itibariyle son verilmesine; hüküm tarihi itibariyle hak edilen ücretin komiserlere görev süresi ile orantılı olarak ödenmesine,
Konkordato komiserlerinin görevine son verildiğinin İstanbul Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığına bildirilmesine,
... Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasına kayıtlı davacılar... LİMİTED ŞİRKETİ hakkında iflas kararı verilme şartları oluşmadığından iflas kararı verilmesine yer olmadığına,
Davacı hakkındaki konkordato talebinin ret olunduğunun, tüm geçici ve kesin mühlet kararlarının tümünün, mühletin etkisi kapsamında olan ve olmayan İİK ve HMK çerçevesinde verilmiş olan tüm geçici hukuki korumaların kaldırıldığının ve konkordato komiserinin görevine son verildiğinin daha önce ilan yapılan Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile Basın İlan Kurumu resmi ilan portalında ilan olunmasına ve daha önce bildirimde bulunulan ilgili yerlere derhal bildirilmesine,
-
492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcının, davacının peşin olarak yatırdığı 80,70 TL harçtan mahsubu ile bakiye 346,90 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
-
Davacı tarafından harcanan giderlerin davacı üzerinde bırakılmasına,
-
Karar kesinleştiğinde ve talep halinde artan tüm avansların iadesine,
Davacı vekilinin yüzüne karşı alacaklıların yokluğunda kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup anlatıldı.
Başkan
Üye
Üye
Katip
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:37:09