SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/847 E. 2024/294 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Daire / Kategori

Mahkeme Kararı

Esas No

2023/847

Karar No

2024/294

Karar Tarihi

5 Nisan 2024

T.C.

İSTANBUL

2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2023/847 Esas

KARAR NO : 2024/294

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ : 27/12/2023

KARAR TARİHİ : 05/04/2024

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile müvekkil şirket arasında imza altına alınan ... nolu Elektrik Abonelik Sözleşmesinden kaynaklanan cayma bedeli, tüketim bedeli ve gecikme bedeline ilişkin olmak üzere 2 adet fatura bedelinin ödenmemesi sebebiyle, Merkezi Takip Sistemi ...sı ile icra takibine geçildiğini, davalı 29/05/2023 tarihinde herhangi bir borcu bulunmadığı gerekçesi ile borca itiraz ettiğini, yapılan itiraz ile icra takibinin durduğunu, davalının itirazları ve iddiaları hukuki mesnetten yoksun olduğunu, haksız bir menfaat sağlama gayesi ile yapılmış olup reddi gerektiğini, müvekkilinin davalıdan olan alacağı, elektrik kullanımına ilişkin ilgili sözleşme hükümlerinden kaynaklandığı, borca ve icra takibine konu faturalar sözleşmedeki hükümlere karşılık düzenlendiğini, söz konusu fatura bedellerinin davalı tarafından halen ödenmediğini, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde, davalının abonelik adresinin bulunduğu ... İli, ... İlçesi sayaçları yerel dağıtım firması olan ... A.Ş. tarafından okunduğunu, bu okumalara dair veriler ...'a bildirilmekte ve ...'tan müvekkili tarafından alınan veriler abonelik sözleşmesi ile belirlenen tarifeler uyarınca faturalandırıldığını, takibe konu edilen 159,11-TL tutarlı olan fatura gecikme bedeli faturası olduğunu, müvekkili şirketten davalının ödemelerine ilişkin hesap ekstresi istendiği takdirde faturaların son ödeme gününden sonra ödendiğini, takibe konu edilen diğer faturanın 7.776,41 TL olan fatura cezai şarttan (cayma bedeli) kaynaklandığını, cayma faturası davalı borçlu ile akdedilen abonelik sözleşmesi ve bu sözleşmeye bağlı ... %10 24 aylık tarife paketi kullanıldığını, abonenin sözleşmesi davacı şirketin portföyünden tarife paketi süresi içinde Davalı tarafından sözleşme feshedildiğini ve sözleşme bitiş süresinden önce fesih nedeniyle cayma bedelinin 17/01/2023 tarihli faturaya yansıtıldığını, elektrik abonelik sözleşmesinin aboneye özel sözleşme koşulları başlığı altında hüküm altına alınmış olduğunu, davaya konu faturanın ''toplam tüketim toplamı/kaç dönem) * 12 * paket birim fiyatı (0,xxx)* %10 '' şeklinde hesaplandığını, cayma bedeli ve cezai şart şeklinde isimlendirilen kurum gerek mevzuatta gerekse Yüksek Mahkeme kararlarında kabul edilen bir kurum olduğunu, tarafları tacir sıfatına haiz olan sözleşmelerde zamanın ve piyasanın gereği olarak haklı olarak karşılarına çıktığını, davalı basiretli tacir sıfatıyla imzaladığı sözleşmenin ve ... %10 tarife paketi kullanım şartlarının ilgili hükmü ile bağlı olmasına rağmen cayma bedeli faturasını ödemeyerek itiraz ettiğini, taahhüde uyulmaması halinde de "Cayma Bedeli"nin ödeneceği ve bu bedelin de nasıl hesaplanacağı seçilen ve imza edilen tarifede ve dahası sözleşmenin ilgili maddelerinde gösterildiğini, söz konusu hüküm, tacir olan borçlunun da bilgisi ve rızası dahilinde olduğunu, haksız şart niteliğini taşımasının söz konusu olmadığını, müvekkilinin takibe konu abonelik sözleşmesi ve eklerinin müşteriye sunduğu avantajlar karşılığında karşı taraftan beklenen aboneliğin belirlenen zaman dilimi süresince sürdürülmesi olduğunu, bunun aksinin düşünülmesi sözleşme edimlerinde eşitsizliğe ve dengesizliğe sebebiyet vereceği Sayın Mahkemenizin de takdirinde olduğunu, davalı tarafın edimini yerine getirmemesinden kaynaklanan ve müvekkilinin zarara uğramasına sebep olan eylemi ve bu eylemi hali hazırda savunuyor oluşu, hak ve sorumluluklarını bilen basiretli tacir sıfatı ile bağdaşmadığını, davalının müvekkili tarafından SMS ve E-POSTA ile gönderilen faturaları teslim aldığını, SMS ile de hatırlatma ve uyarılar yapılmasına rağmen borcunu ödemediğini, borcun ödenmemiş olduğu şirket kayıtları, banka kayıtları ile sabittir ve bilirkişi incelemesi yapıldığında açıklığa kavuşacağını, taraflar arasında imza altına alınan sözleşme gereği belirlenen faiz oranlarına da uygun olarak faiz belirlenmiş ve faturaya yansıtıldığını, bu bakımdan tamamıyla taraflar arasında akdedilen sözleşmeye uygun olarak yansıtıldığını, alacağın varlığı ve davalının haksızlığı yargılama sonucunda ortaya çıkacağını, asıl amacı alacağın tahsilini geciktirmek olan davalının itirazları haksız ve kötü niyetli olduğunu alacağı üzerinden %20'den az olmamak üzere inkar tazminatına hükmedildiğini, davanın kabulüne, davalının takibe, borca, faize faiz oranına ve tüm ferilerine yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına, itirazın haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Cevap : Davalı vekilinin cevap dilekçesine özetle; davacı ile müvekkili arasında 01/04/2022 tarihli abonelik sözleşmesi olduğunu, elektrik hizmeti almaya başladıktan sonra müvekkiline fahiş elektrik ödeme faturaları gelmeye başlaması üzerine müvekkili ...AŞ. İle yapılan abonelik sözleşmesini iptal ettiklerini, sözleşmenin iptal edildiği tarih itibariyle müvekkilinin tüketilen elektrik borcu olmadığını, esasen dosyaya sunulan faturada tüketim bedelinin sıfır olduğunu, davacı vekilinin dava dilekçesinde 7.1.2023 tarihli 7.776.41 TL, 17.2.2023 tarihli 159,11 TL tutarında iki adet faturanın ödenmediğinden bahisle alacak iddiasında bulunduğunu, ancak müvekkilinden talep edilenin enerji tüketim bedeli olmayıp 7.116.41 TL cayma bedeli olduğunu, davacı tarafın cayma bedeli adı altında talepte bulunmasının yasaya aykırı olduğunu, Tüketicinin Korunması Yasasının 52.ci maddesi ile devamı ve 52/4 hükmüne göre davacı şirketin müvekkilinden cayma bedeli talep etmesinin mevcut yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, davacının haksız ve yasalara aykırı olarak açtığı davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;

Merkezi Takip Sistemi'nin ... Esas sayılı takip dosyası, ... Arabuluculuk Bürosunun ...numaralı dosyası, davaya konu faturalar, ... nolu elektrik abonelik sözleşmesi, ... %10,00 tarife kullanım şartnamesi, ...A.Ş. kayıt ve belgeleri, ... (PMUM) kayıt ve belgeleri, tüketimi gösteren kayıtlar, Piyasa Mali Uzlaşma Merkezi'nden alınacak Sayaç Listeleme Ekran Görüntüleri, KW-TL Bazında Tüketim Ekstresi, ticaret sicil kayıtları, vergi kayıtları celp edilmiş, incelenmiştir.

Dava, abonelik sözleşmesinden doğan ve cayma bedelinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ilişkindir.

Davacı ...A.Ş. ile davalı gerçek kişi ... arasında ... numaralı elektrik abonelik sözleşmesi imzalanmıştır. Davalı gerçek kişi tarafından işbu abonelik sözleşmesi kapsamında elektrik tüketimi yapılmış, davacı şirket tarafından abonelik sözleşmesinin feshine karşılık olarak icra takibine ve davaya konu faturalar davalı gerçek kişi ... adına düzenlenmiştir.

Esasen, abonelik sözleşmesinin taraflarına ilişkin değinilen hususlarda çekişme yoktur.

Davanın esasına geçilmeden evvel, öncelikle görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir ve görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi hakim tarafından da yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması zorunludur.

5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4. ve 5. maddelerinde hukuk mahkemeleri düzenlenmiştir. Kanunun 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar. Bu husus 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesiyle de teyit edilmiştir. Anılan maddenin ikinci bendi Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğunu vurgulamıştır. Asliye Ticaret Mahkemeleri de 5235 Sayılı Kanunun 5. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinin 1 numaralı bendi uyarınca bu mahkemeler, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi davaların ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, anılan kanunun 5. maddesinde asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir.

6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir.Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir.

Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür.

Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar,

6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.

Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.

Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.

Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, taraflar arasındaki elektrik abonelik sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik açılan işbu itirazın iptali davasının, TTK' da yahut diğer Kanunlarda düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır.

Nispi ticari dava bakımından; ... Ticaret Sicil Müdürlüğü davalı gerçek kişinin tacir olarak sicilde kayıtlı olmadığı yönünde yanıt vermiş, Sarıyer Vergi Dairesi davalının işletme hesabına göre defter tuttuğunu bildirdiğinden davalı gerçek kişinin tacir vasfının bulunmadığı görülmüştür.

Yargıtay 11.H.D.'nin 06/03/2018 Tarih ve 2016/11515 E-2018/1718 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, TTK'nin 12. Maddesine göre "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” Yine TTK’nin 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır.

Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre, bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda' ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir ispatı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez.

Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir.

6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nin 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden, Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. (İstanbul BAM 3. HD. 2022/11451E. 2023/784K., İstanbul BAM 4. HD. 2018/1274E. 2019/1137K.)

Huzurdaki ihtilafın TTK' da düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır.

Nispi ticari dava bakımından, davacının ticari şirket olması sebebiyle tacir olduğu konusunda duraksama yoktur. Ne var ki, bu ayrıma göre her iki tarafın, yani davalının da tacir olması zorunludur.

19/02/1986 tarih 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre;

  1. Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,

  2. Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların (iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların) esnaf ve küçük sanatkar, tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.

Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. 21/07/2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 18/06/2007 tarihli 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile esnaf ve tacir ayrımına esas sınırlar belirlenmiş olup, bu kararda 213 Sayılı VUK 177.maddesinde belirtilen hallerden 1. ve 3.bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda belirlenen sınırların yarısını, 2.benddeki faaliyetlerde bulunanların bu tutarın tamamını aşanların tacir olacağı belirlenmiştir.

Davalı Melek KESKİN'in gerçek kişi olarak birinci sınıf tacir olup olmadığı, esnaf olup olmadığı, bilanço usulüne göre defter tutup tutmadığının araştırılması, 21/07/2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2007/12362 sayılı BKK. uyarınca esnaf sınırını aşıp aşmadığının tespiti bakımından, bu yıllarda verdiği Gelir Vergisi Beyannamesi, eki gelir tablosu ve performans bilgilerinin gönderilmesi ve bu bilgilere göre VUK 171/1 ve 3 no.lu bentlerde ilgili yıl için belirlenen nakdi limitin yarısını, 171/2 no.lu bentte belirlenen nakdi limitin tamamını, ilgili yıl yıllık gayrisafi iş hasılatı tutarı yönünden aşıp aşmadığının araştırılmış, nihayetinde dava tarihi olan 2023 yılı itibariyle davalının 1. sınıf tacir olmadığı, bilanço hesabına göre defter tutan kimselerden de olmadığı, bu itibarla davalının VUK 177/1-3. maddesi kapsamında tacir sıfatının olmadığı anlaşılmıştır. Davalının lokanta faaliyetleri ile ayakkabı, terlik imalatı konusunda işletme hesabına göre defter tutan kimselerden olduğu, ancak celp edilen gelir beyannameleri ve eki performans tabloları incelendiğinde yukarıda değinilen Bakanlar Kurulu kararı uyarınca esnaf - tacir ayırımına göre faaliyetinin esnaf sınırını (limit hadlerini) aşmadığı görülmüştür. (Yıllık alış, satış ve gayri safi hasılat miktarları / limit hadleri ayrıca incelenmiş ve denetlenmiştir.). Hasılı, davalının çalışmasının esnaf faaliyeti düzeyinde olduğu, yaptığı iş itibariyle de esnaf olduğu, bu bağlamda tacir sıfatının bulunmadığı belirlenmiştir.

21/07/2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 18/06/2007 tarihli 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile esnaf ve tacir ayrımına esas sınırlar belirlenmiş olup, bu kararda 213 Sayılı VUK 177. maddesinde belirtilen hallerden 1. ve 3.bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda yarısını, 2.benddeki faaliyetlerde bulunanların bu tutarın tamamını aşanların tacir olacağı düzenlenmiş olup; davalının faaliyetinin esnaf faaliyeti olduğu, davalının abone grubunun ticarethane olmasının (davalının esnaf olmasını ve) görevli mahkemeyi değiştirmeyeceği (İstanbul BAM 3. HD. 2023/1236E. 2023/2018K.), değerlendirilmiş olup; davalının tacir sıfatı bulunmadığı açık olduğundan her iki tarafın tacir olmadığı eldeki dava dosyası bakımından mutlak veya nispi ticari dava söz konusu olmadığından Mahkememizin görevli olmadığı, davalının tüketici vasfının da olmaması karşısında davalı tüketici olarak kabul edilemeyeceğinden Tüketici Mahkemelerinin de görevli olmadığı, eldeki uyuşmazlık bakımından genel görevli olan Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu tespit edilmiş, görevsizlik kararı verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: ( Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı üzere;)

  1. HMK 114/1. c. ve HMK 115/2. madde hükümleri uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE, görevli mahkemenin ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğunun tespitine,

  2. Kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde talep halinde dosyanın görevli İSTANBUL (NÖBETÇİ) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'ne gönderilmesine,

  3. Kararın kesinleşmesinden itibaren iki haftalık süre içinde görevli mahkemeye gönderme talebinde bulunulmaması durumunda HMK. 20. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine,

  4. 6100 sayılı HMK. 331/2. maddesi uyarınca harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,

Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı.. 05/04/2024

Katip

¸e-imzalıdır

Hakim

¸e-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

istanbulİtirazınİptaliepostaSatımdan(TicarihükümKaynaklanan)

Kaynak: karar_mahkeme

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:42:49

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim