İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/845 E. 2024/147 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2023/845
2024/147
23 Şubat 2024
T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/845
KARAR NO : 2024/147
DAVA : İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156))
DAVA TARİHİ : 26/12/2023
KARAR TARİHİ : 23/02/2024
Mahkememizde görülmekte olan iflas davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkiline ait “...” plakalı araçta meydana gelen değer kaybının tahsili için başlatıldığını, kazanın oluşumundan sonraki süreçte müvekkilinin aracında değer kaybının tazmin edilebilmesi için davalı şirket aleyhine... 25. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...E.sayılı dosyası üzerinden dava ikame ettiğini, ilgili dosya üzerinden yürütülen davada, bilirkişi raporu alındığını, müvekkilinin aracında meydana gelen değer kaybı tutarının 320.000TL olduğunun belirlendiği, söz konusu raporu hükme esas alan Mahkemenin 16.06.2023 tarihinde "320.000,00 TL tazminatın kaza tarihi olan 19/10/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'tan alınarak davacıya verilmesine" yönelik hüküm tesis edildiğini, ... 25. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından tesis edilen kararla likit hale gelen alacağın tahsil edilebilmesi için 05.10.2023 tarihinde ... 19. İcra Müdürlüğünün ...E.sayılı dosyası üzerinden davalı şirket aleyhine genel iflas yoluyla takip başlatıldığını, söz konusu dosya üzerinden başlatılan bu takibe, davalı şirket tarafından 16.10.2023 tarihinde itiraz edilmekle ve itiraz üzerine takibin durduğunu, davalı şirketin aynı zamanda, bu takibi ... 18. İcra Hukuk Mahkemesinin... E. sayılı dosyası üzerinden şikayet yoluna da taşıdığını, davalı şirketin takibe yönelik itiraz ve şikayetleri incelendiğinde, bu itirazların "ilama dayalı bir alacağın ilamsız takibe konu edilemeyeceği"; "ilamsız takibe konu edilebilecek herhangi bir borcun mevcut olmadığı" başlıklarında toplandığının görülebileceğini, davalı şirket vekilinin, bu iddialarına dayanak olarak ise Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 26.05.2017 tarih ve 2017/2E., 2017/3K.sayılı kararının gösterildiğini, o halde, alacağını tam ispat ölçüsünde ispatlamış olan müvekkil tarafından alacağını tahsil etmek için cüz'i icra yoluna başvurmak yerine genel iflas yoluyla takip başlatmasında herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, gerek ilmi gerekse kazai içtihatlarda elinde ilam bulunan alacaklının genel iflas yoluyla takip yapabileceğinin kabul edildiğini, bu noktada önemle belirtmek gerekir ki, huzurdaki davada müvekkilinin alacağının mevcut olup olmadığı konusunda yeniden bir inceleme yapılmasına ihtiyacın olmadığını, zira müvekkilin davalı şirketten alacaklı olup olmadığının ... 25. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından incelenerek bir sonuca bağlandığını, bu bağlamda, huzurdaki davada yalnızca incelenmesi gereken mesele, davalı şirket hakkında iflas kararı verilebilmesi için gerekli şartların oluşup oluşmadığını noktasında olup borçlu şirket hakkındaki iflas talebinin m. 166/2'de belirtilen usule uygun olarak ilan edilmesine, İİK m. 159 hükmü uyarınca teminatsız olarak muhafaza tedbirlerinin alınmasına ve devamında müvekkilin takibe dayanak olarak gösterdiği ilamın kesinleşmesinin beklenmesine, müvekkilinin takibe dayanak olarak gösterdiği ilamın kesinleşmesine müteakip davalı şirketin .... 19. İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasına yönelik itirazının iptaline ve davalı borçluya depo emri çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca mahkeme ilamına dayalı olan bir alacağın ilamsız iflas takibine konu edilemeyeceğini, davacının elinde ... 25. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin... Esas ve ... Karar sayılı ilamı mevcutken ilamlı icra takibi başlatması gerekliliği karşısında, hiçbir hukuki yararı bulunmamasına rağmen ilamsız (adi) iflas takibi yoluna başvurduğunu, her ne kadar davacı tarafın elinde bir ilam mevcut olsa da müvekkili şirketin ilamsız takibe konu edilebilecek borcu bulunmadığından bu husus takibin iptalini gerektirdiğini, söz konusu mahkeme ilamına karşı istinaf kanun yoluna başvuruda bulunulmuş olup alacaklı tarafından ilamsız iflas takibi yoluna başvurulmasının tehir-i icra prosedürünü yürütme haklarını engellediğini, alacaklının iflas talebi hukuka aykırı olup davanın reddi gerektiğini, dolayısıyla; elinde mahkeme kararı bulunan davacının öncelikle ilamlı takip yoluna başvurarak alacağını talep etmesi, işbu talebin sonuçsuz kalması halinde iflas yolu ile takip veya doğrudan doğruya iflas talebi ile hukuki yollara başvurması gerektiğini, doğrudan doğruya iflas sebeplerinde dahi alacaklının elinde bulunan mahkeme kararını ilamlı takibe konu etmesi gerektiği şartı aranıyorken iflas yolu ile takipte bu şartın aranmamasının açıkça 2004 sayılı Kanun’un sistematiğine aykırı olduğunu, davacının amacının müvekkili şirketin hem müşterileri hem de yatırımcıları nezdinde ticari itibarını zedelemek olduğunu, müvekkili şirket ... plakalı aracın (“araç”) olmayıp dava açısından müvekkil şirketin sorumluluğu bulunmadığını, müvekkili şirket bakımından pasif husumet yokluğundan itirazın kaldırılması talebinin reddinin gerektiği, davacı tarafın, müvekkil şirketin kiracı sıfatını haiz olduğu ...plakalı aracın sürücüsünün kazaya sebebiyet verdiğine ilişkin iddiasının ispata muhtaç olmasına rağmen müvekkil şirketin sorumluluğuna gidilmesinin hatalı olduğunu, davacının talep etmiş olduğu aracın değer kaybına ilişkin bedel hesaplanırken onarıma ve işçiliğe ilişkin masraflar objektik olarak hesaplanmalı ve buna göre bir değer kaybı bedeli sonucuna ulaşılması gerektiğini, iddia olunan değer kaybının kaza sebebiyle mi yoksa aracın daha önce bir kazaya karışması veya sair sebeplerle zarar görmesi neticesinde mi meydana geldiğinin tespiti gerektiğini, bu hususlar aydınlatıldıktan sonra değer kaybı hesabı yapılması gerektiğini, müvekkili şirketin tehir-i icra talep etme hakkı bulunduğundan davacının huzurdaki davayı ikame etmesinde hiçbir hukuki yararı bulunmadığı için davanın 6100 sayılı Kanunun 114/1-h maddesi gereği dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesini savunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, yapılan iflas takibine yönelik itirazın kaldırılmasının ve iflâsın verilmesinin gerekip gerekmediği, ancak bundan önce davacının bu takibi yapmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
İİK m.155 hükümüne göre, iflas yoluyla adi takipte ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren borç ve takip giderlerinin yedi gün içinde ödeme emrini gönderen icra dairesindeki hesaba yatırılması, bu süre içinde borcun olmadığına veya iflasa tabi şahıslarından olunmadığına dair bir itiraz var ise icra dairesine bildirilmesi, aynı süre içinde borç ödenmediği takdirde alacaklının ticaret mahkemesinden iflas kararı isteyebileceği açıktır.
Ne var ki ödeme emrine itiraz edildiği, bu nedenle davacının itirazın kaldırılması ve iflasa yönelik dava açtığı, iflasa mahsus ödeme emri ve takip içeriği dikkate alındığında ilama dayalı olarak iflaslı takibe geçildiği, takibin dayanağının ... 25.Asliye Hukuk Mahkemesi ...E. ...K.sayılı ilamı olduğu (davacı vekili yanlışlıkla asliye ticaret mahkemesi olarak yazmıştır) takibe itiraz edildiği, bu çerçevede davanın mahkememizde görüldüğü tartışmasızdır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık dikkate alındığında ve öncelikle davacının bu davayı açmakta hukuki yararının olup olmadığının tartışılması gerekmektedir. Esasen hukuki yarar dava şartı olmakla HMK m.115/f.1 hükmü uyarınca davanın her aşamasında araştırılabilir.
Hukuki yarar konusu mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlememişken 6100 sayılı Kanun’un 114 üncü maddesinin (h) bendinde dava şartları arasında sayılmıştır ve davacının talep ettiği şeye bağlanan, hukuki ve meşru, doğrudan ve kişisel, doğmuş ve güncel olması durumunda bu talebi kabule şayan kılan ve yokluğu hâlinde davacının dava yetkisinin olmadığı değer olarak tanımlanabilir (Emel Hanağası, Davada Menfaat, Ankara 2009, s.345).
"Davacının subjektif hakkına hukuki korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâlihazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmaması hâlinde; başka bir ifadeyle davacı hakkına kavuşmak için, hâlihazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukuki yararının bulunduğundan söz edilemez." Mahkemeye başvurmada korunmaya değer yararın bulunup bulunmadığı ise davanın açıldığı ana ilişkin bir değerlendirmedir. Bu nedenledir ki kural olarak hukuki yararın davanın açıldığı anda mevcut olması gerektiği kabul edilir. (Yargıtay HGK 2022/3-1269E. 2023/1106K:sayılı kararı)
Somut dava açısından davacının bu davayı açmakta hukuki yararının olup olmadığı tartışılmalıdır. Zira davacı, iflasa mahsus ödeme emrinde ... 25.Asliye Hukuk Mahkemesinin adı geçen ilamına dayanarak takip yapmış, bu çerçevede davalıya iflas yolu ile adi takibe dair ödeme emri göndermiş, davalı ise takibe itiraz etmekle takip durmuştur.
Kanun koyucu ilama bağlı alacağın ödenmemesi durumunu, İİK m.177/bend (d) hükmünde doğrudan bir iflas hükmü olarak düzenlemiştir. Bir başka deyişle kanun koyucu ilâmdan kaynaklanan bu alacağın doğrudan iflas sebebine dayalı olarak talep edebileceğini düzenlemiştir. Kanun koyucunun doğrudan iflas sebebi olarak öngördüğü ve saymış olduğu hali, yani icra emrine konu bir alacağı bu yola başvurmayarak takipli iflasa konu etmesi öncelikle kanunun sistematiğine aykırıdır. Elbette kişilerin kanundan doğan haklarını kanunun izin verdiği yollarla kullanması kabul edilebilir ise de kanun koyucunun buradaki amacının mahkemelerce hükme bağlanmış olan bir hususun yeniden mahkemelerce ele alınmasını, tartışılmasını engellemeye çalışmak olduğu kabul olunmalıdır.
Kaldı ki anayasal yönden yapılacak yoruma göre T.C.Anayasasının m.141 hükmü "davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir" şeklinde olduğuna göre ilama bağlanmış bir alacağın iflas yoluyla adi takipte ödeme emrine konu edilmesi, bir başka deyişle icra emrine konu edilmemesi Anayasanın ilgili emredici hükümlerine aykırıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 hükmü ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları dahi dikkate alındığında davacının bu yönde açtığı davanın, davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını engelleyici dahi olduğu kabul edilmiştir.
O halde davacının, lehine olan ilâmı icra emrine konu etmek yerine bu ilam ile adi iflâs yolu ile takip yapmakta hukuki yararı yoktur.
Nitekim Kapatılan Yargıtay 19. HD kararında da ifade olunduğu üzere:
"Somut olayda davacı, itirazın iptali davası sonucunda temin etmiş olduğu ilamı, icra dosyasına ibraz ederek hacizlere devam etmiş, takibin semeresiz kalması üzerine mahkemeye başvurarak borçlunun iflasını talep etmiştir. Bu aşamalarda borçluya icra emri tebliğ edilmemiştir. İİK’nın 177/4 hükmü uyarınca, “İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse” borçlu hakkında takip yapılmaksızın doğrudan iflası istenebilir. Dolayısıyla borçlunun doğrudan iflasının istenebilmesi için ilama bağlı alacağın icra emri ile talep edilmesi zorunludur. Nitekim, 1940 yılında, İİK’da 3890 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sırasında, ilama dayanan alacakların icra emri ile istenmesine gerek olmaksızın, alacaklının doğrudan borçlunun iflâsını talep edebilmesine olanak tanıyan hükümetin değişiklik teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından kabul edilmemiştir (Bkz. Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku, C.III, Ankara 1993, s.2773, 2774). Tarihsel süreç içerisindeki bu gelişmeden de anlaşılacağı üzere, “ilama dayalı alacağın icra emri ile talep edilmesi”, görmezden gelinebilecek biçimsel bir husus değil, doğrudan iflâs kararı verilebilmesi için kanun koyucunun öngördüğü zorunlu bir koşuldur. Bu itibarla, usul ve yasaya uygun mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir."
şeklindeki gerekçe de dikkate alındığında kanun koyucunun davacıya ilama dayalı alacağının icra emriyle talep edilmesine rağmen ödenmemesi halinde doğrudan ve ancak iflas yoluna başvurabileceğini düzenlediği, ilama bağlı alacaklı olan kişi için bu yola başvurmanın aslında kanun koyucunun getirmiş olduğu bir zorunluluk olduğu dahi benimsenmiştir.
Bu hususla ilgili başkaca Yargıtay kararlarını incelemekte de fayda bulunmaktadır.
Genel haciz yolu ile takipte borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde, borçlu aleyhindeki takibini devam ettirmek isteyen alacaklı mahkemeden itirazın iptaline (İİK.m.67) ya da kaldırılmasına (İİK.m.68) dair karar almalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurul'unun 10.07.2017 tarih ve 2017/2E., 2017/3 K sayılı Kararı; İcra mahkemesince itirazın kaldırılması talebi üzerine ya da mahkemelerce itirazın iptali davası sonunda ilama bağlanmış bir alacağın tekrar ilama bağlanmasının medeni usul hukuku ilkelerine uygun olmadığı, ilama bağlı bir alacağın tekrar ilama bağlanmasında hukuki yarar bulunmadığı, dolayısı ile ilama dayalı bir alacağın ilamsız takip konusu yapılamayacağı yönündedir (Yargıtay 6. HD'nin 2022/2128 Esas, 2023/440 Karar sayılı kararı)
Yine aynı Daire, başka bir emsal olayda, yine ilama dayalı olarak yapılan iflas yoluyla adi takipte ödeme emrine itiraz edilmesi üzerine açılan itirazın kaldırılması ve iflas davasında, ilama bağlanan alacağın tekrar ilama bağlanmasında hukuki yarar bulunmadığına dair BAM kararını onamıştır. Hatta onama kararında yine Daire "Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 10.07.2017 tarih ve 2017/2 E. 2017/3 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere ilama bağlanmış bir alacağın, adi takip yoluyla iflas takibi yapılarak ve itirazın kaldırılması suretiyle yeniden ilama bağlanmak suretiyle takibin devam ettirilmesinde hukuki yarar bulunmamasına göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir" gerekçesiyle dahi BAM kararının onanmasına dair gerekçeyi benimsenmiştir. (Yargıtay 6.HD 2023/4432E. 2024/97K.sayılı kararı)
Kapatılan Yargıtay 23.HD dahi 2017/350E., 2017/2857K.sayılı kararında ise;
"Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; İİK'nın 177/4. madde hükmü uyarınca; ilama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemiş ise borçlu hakkında takip yapılmaksızın doğrudan iflası istenebileceği, dolayısıyla borçlunun doğrudan iflasının istenebilmesi için ilama bağlı alacağın icra emri ile talep edilmesinin zorunlu olduğu gerekçesiyle, koşulları oluşmadığından davanın reddine dair verilen karar Dairemizin 2015/5313 E., 2016/5175 K. sayılı ilamı ile 24.11.2016 tarihinde onanmıştır.
Davacı vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, HUMK'nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir."
gerekçesiyle somut olayda olduğu gibi ilama müstenit alacak ile ilgili, ilâma bağlı bu alacağın icra emriyle talep olunmasının zorunlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine dair kararı onamıştır.
Hal böyle olunca davacının davasının hukuki yarar yokluğundan red olunması gerekmekle birlikte davacının dava öncesi yapmış olduğu arabuluculuk ücretine kimin katlanması gerektiği üzerinde de ayrıca durulması gerekmektedir.
"Arabuluculuk ücretinin yargılama giderlerine sayılacağı HUAK m. 18/A-f.3 hükmü gereğidir. O halde bu gider 6100 sayılı HMK m.323 hükmünün (h) bendinde açıklanan "yargılama sırasında yapılan diğer giderler" kapsamında sayılması gerekecek giderlerdendir. Bu yargılama giderinin somut davanın iflas davası olması karşısında "yapılmaması gerekli olan bir gider" olduğu, bir başka deyişle iflas talep eden davacının "gerekmediği halde" arabuluculuğa başvurduğu, bu sürecin tamamlandığı, ücretin arabulucu lehine tahakkuk ettiği açıktır. Bu yargılama gideri kaleminin kanuni zorunluluk olmadığı halde hazineden ödenmesine yol açıldığı tartışmasızdır. Yukarıda belirtilen HUAK çerçevesinde zorunlu olarak arabuluculuğa tabi olmayan bir dava için bu giderin yapılması niteliği itibariyle tam anlamıyla gereksiz yere yapılmış bir giderdir. Bu noktada bu giderin hangi tarafça karşılanacağı noktasında özel kanun olan HUAK hükümlerinde özel bir düzenleme olmadığından genel hüküm niteliğindeki 6100 sayılı HMK hükümleri dikkate alınmalıdır. Esasen yorum bilimi kaidesi gereği "genel hükümler genel olarak yorumlanır". Bu konuya ilişkin genel hüküm olan 6100 sayılı HMK m.326/f.1 hükmüne göre "Kanunda yazılan haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir". Yine HMK m.327/f.1 hükmüne göre ise (1) "Gereksiz yere davanın uzamasına veya gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan taraf, davada lehine karar verilmiş olsa bile, karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamını veya bir kısmını ödemeye mahkum edilebilir".
Somut olayda davacı arabuluculuğa elverişli olmayan dava türünde arabuluculuğa başvurmuştur. Bu halde davalı arabuluculuk toplantısına gelmemiş olsa dahi arabuluculuk giderlerini kimin ödemesi gerektiği noktasında HUAK hükümlerinde özel bir düzenleme yoktur. Öte yandan HMK m.327/f.1 hükmü kapsamında da bu hususun ayrıca ele alınmasında fayda vardır. Anlaşıldığı üzere kural olarak her kanun normunda, kanun koyucunun öngördüğü koşul ve akabinde bu koşula bağlanan sonuç ifade edilir. Yukarıda açıklanan kanun hükmünün yapısı incelendiğinde, kanun koyucu "veya" ibaresiyle birbirinden bağımsız iki adet koşul ve birbirinden bağımsız bu iki koşulun gerçekleşmiş olmasına göre ise tek bir sonuç öngörmüştür". Normun yapısal görünümü bu şekildedir. İncelenen bu normun bu yapısına göre "gereksiz yere gider yapılmasına" sebebiyet vermiş taraf, davada lehine karar verilmiş olsa dahi karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamını veya bir kısmını ödemeye mahkum edilebilir. Hal böyle olunca somut olayda "arabuluculuk ücretinin gereksiz yere gider olarak tahakkuk etmesine sebebiyet vermiş" olan davacı taraf haklı dahi olsa yargılama giderlerinin bir kısmı niteliğindeki ve Adalet Bakanlığınca yani hazinece ödenecek olan arabuluculuk ücretini ödemekle yükümlü tutulmalıdır." Mahkememizin 2020 tarihi itibariyle oluşturmuş olduğu bu gerekçe ve sonuç ile kıyaslandığında, gerekçe açısından çok dar kapsamlı olsa da ... BAM 5.HD 2021/414E. 2021/445K.sayılı, 2021/353E. 2021/441K.sayılı kararları, ... BAM 6.HD 2020/350E. 2020/412K.sayılı kararları dahi sonuç itibariyle mahkememizin sonucu ile aynı yöndedir. (Mahkeme Başkanı ...'ın adı geçen BAM kararlarından önceki 2019/326E. 2021/734K.sayılı ve daha önceki başka kararlardaki karşı oy gerekçesinde ayrıntılı açıklamalar mevcuttur)
Yapılan açıklamalar karşısında davacının davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle HMK m.114/f.1-bend (h) hükmüne atfen HMK m.115/f.2 hükmü uyarınca usulden reddine dair karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle;
-
Davacının davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle HMK m.114/f.1. bend (h) hükmüne atfen HMK m.115/f.2 hükmü uyarınca usulden reddine,
-
492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 269,85TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
-
Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
-
Davalı vekille temsil olunduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ve Yargıtay uygulaması gereği 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
-
3.120,00. TL arabuluculuk ücretinin ileride Bakanlıkça ödenmesi durumunda 6183 sayılı AATUHK hükümleri gereği davacı alınarak hazineye irat kaydına,
-
Artan avansın karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren on gün süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda ve oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:12