SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi

Daire / Kategori

Mahkeme Kararı

Esas No

2024/252

Karar No

2024/603

Karar Tarihi

8 Ekim 2024

T.C.

İSTANBUL

19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/189 Esas

KARAR NO : 2024/576

DAVA : Alacak (Vade Farkından Kaynaklanan)

DAVA TARİHİ : 28/03/2024

KARAR TARİHİ : 25/09/2024

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Vade Farkından Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... ile davalı yan arasında, kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren, 04.12.2010 tarihli biz sözleşme imzalandığını, sözleşmenin alacaklısı müvekkili ..., borçlusu ise davalı yan olduğunu, davalı yanın, sözleşmede kararlaştırılan borcunu ödememesi üzerine, müvekkili ... ödenmeyen 1.828.750,00-TL’sı alacağını tahsil etmek amacıyla, 12.03.2014 tarihinde .... İcra Müdürlüğü’nün 2014/... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlattığını, davalı yanın itiraz ederek takibi durdurduğunu, müvekkili tarafından, davalı yanın haksız ve kötüniyetli itirazının iptali için İstanbul ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/... E sayısına kayıtlı olarak dava açıldığını, davanın lehe bittiğini, ancak istinaf mahkemesinin kararı görevden bozması üzerine, dosyanın Asliye Ticaret Mahkemesine gittiğini, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14.10.2021 tarih ve 2019/... E, 2021/713 K sayılı ilamı ile de davalı yanın itirazının iptal edildiğini, Davalı yanın .... İcra Müdürlüğü'nün 2014/... E sayısına konu dosya borcunu temerrüte düştükten tam 8 yıl sonra, 01.03.2022 tarihinde, icra dosyasına ödediğini, davalı yanın itirazı sonucunda, müvekkilinin alacağını 8 yıl sonra tahsil edebildiğini, Müvekkili ...'ın alacağının enflasyon, döviz, altın v.b. karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğradığını ve oluşan zararının temerrüt faizi ile karşılanması kesinlikle mümkün olmadığını, müvekkilinin, kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren sözleşmeden kaynaklanan 1.828.750,00 TL alacağı 12 Mart 2014 tarihinde 815.000-$ iken, borcun ödendiği 01 Mart 2022 tarihinde 133.000-$ olduğunu, bu durumda müvekkilinin zararı neredeyse 682.000 $ olduğunu beyanla; davanın kabulüne, müvekkili ...'ın, munzam zararının bilirkişi marifetiyle tespit edilmesine, zararın tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak üzere, şimdilik 10.000,00-TL’sı zararın, işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve müvekkili ...'a ödenmesine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin karşı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP:

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın belirsiz alacak davası olmadığını, davacının eksik harcı tamamlaması gerektiğini, ayrıca arabuluculuk son tutanağının 30.12.2023 tarihli dava tarihinin ise 28.03.2024 olması nedeniyle süresinde açılmayan davanın usulden reddini, davacının munzam zararına yönelik davalı müvekkilinin zarar vermesinin somut olarak ispatlanamadığını, Davacı tarafın alacağını karşılayacak miktarda taşınmazlar üzerinde ki hacizler, daha sonra alacaklı tarafından icrai satış yoluyla işleme konularak davacı ...'a ihale edildiği, devamında tapu tescillerinin davacı ... adına yapılsa da Anayasa Mahkemesi kararıyla hukuka aykırı bulunan ihaleler iptal edildiği, bu karara Yargıtay ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesi uyarak ihalelerin iptaline karar verildiğini, sonuç olarak taraflar arasında, tapu iptali-tescil davaları ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2023/..., 2023/..., 2023/... dosyalarında derdest olduğunu, bu nedenle davalı müvekkilinin munzam zarar davasına konu işlemlerde kusuru olmadığını, davacının zarara uğratılmadığını, munzam zarar davası açan davacının munzam zarara konu alacak iddiasına esas taşınmaz üzerinde davacının intifa hakkı bulunduğundan tahsil edilen borçtan başka icra dosyasındaki hacizlerin fekki yapılan taşınmazların tüm kira gelirlerinin de halen davacı ... tarafından tahsil edildiğini, 04/12/2010 tarihli sözleşmedeki imzaya ve borca müvekkili tarafında itiraz edildiğini, müvekkilinin davacı tarafla evlendiği 1992 yılından itibaren evlilik birliği içinde, şirket ortaklıkları için birçok evrak imzaladığı, yurtdışı çıkışlarında yokluğunda gerekli olacağı söylenerek bir çok boş belge imzaladığı, bu belgeler aile birliğinde güven duygusuna bağlı olarak davacı tarafa teslim edildiğini, borç sözleşmesinin tek nüsha olarak düzenlenmesinin de sözleşme iradesini tam olarak yansıtmayıp, sözleşme borçlusu davalının itiraz etme hakkı engellendiğini, takip konusu sözleşmenin müvekkili ... tarafından davacı tarafa karşı açılan zina talepli boşanma davasından sonra ortaya çıkması da dikkate değer bir başka sebep olduğunu, davacı tarafın temerrüte düştüğü iddiaları ile bu iddialarından dolayı zarara uğradığı ya da ödemelerinde temerrüte düşerek sırf eski eşinin zina talepli boşanma davası açması sebebiyle bir hıncın tezahürü olarak açtığı munzam zarar davasında davacı taraf, sözleşme bedelinin ödenmemesinden zarara uğramadığını, takip borcunun halen muaccel olmadığını, munzam zararın tazmini için söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı arandığını, buna göre alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunması gerektiğini, işbu davada uygun illiyet bağının söz konusu olmadığını beyanla; davanın reddine, dava eksik harcının tamamlanmasına, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin karşı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLER:

04/12/2010 tarihli sözleşme örneği, arabuluculuk son tutanak örneği, .... İcra Müdürlüğü'nün 2014/... Esas sayılı dosya örneği, .... ATM'nin 2019/... Esas sayılı dosya örneğinin mahkememiz dosyasında olduğu görülmüştür.

.... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/... Esas sayılı dosyasının bir örneğinin,

.... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/... Esas sayılı dosyasının bir örneğinin,

.... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/... Esas sayılı dosyasının bir örneğinin,

.... İcra Müdürlüğünün 2017/... Esas sayılı dosyasının bir örneğinin gönderildiği görülmüştür.

Davalı vekilinin 12/08/2024 tarihli dilekçesi ile ... ATM'nin 2024/... Esas 2024/... Karar sayılı kararının bir örneğini sunduğu görülmüştür.

GEREKÇE:

Dava; taraflar arasındaki 04/12/2010 tarihli sözleşmeden kaynaklanan borcun geç ödenmesinden kaynaklı munzam zararın tespiti ile davalıdan tahsili istemine ilişkindir.

Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir. Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.

Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.

Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.

Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.

Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.

Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.

Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz.

Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.

Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır, şeklinde munzam zarar koşulları açıklanmıştır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2022 tarih ve 2021/11-938 E., 2022/401 K. sayılı ilamı).

Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 12/03/2024 tarih 2023/1897 Esas 2024/1099 Karar sayılı ilamında ve özellikle Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2022 tarih ve 2021/11-938 Esas 2022/401 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere munzam zarar koşullarının somut olayda gerçekleşmediği, aşkın zararın genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağı, davacının geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıaların dosya kapsamında ispat edilemediği kanaatine varılmakla, davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HUAK 18/A-(13) ''Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde uyuşmazlığın konusu dikkate alınarak Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır." ve (14). Fıkrası: "Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır." hükümleri gereğince arabuluculuk gideri olarak Arabuluculuk Dava Şartı Dosya No:2023/ ... sayılı dosyasından arabulucuya 3.120,00-TL tarife bedeli üzerinden Serbest Meslek Makbuzu doğrultusunda ödeme yapıldığı tespit edilmiş, her iki tarafın arabuluculuk ilk oturumuna katıldıkları ve davanın reddine karar verildiği gözetilerek; davacı aleyhine arabuluculuk ücretine hükmedilmesi gerektiği anlaşılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda izah edilen gerekçeye istinaden;

1-DAVANIN REDDİNE,

  1. Yeterince harç alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,

  2. Davacı tarafından bu dava sebebi ile yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

  3. Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereği hesap ve takdir olunan 10.000,00. TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,

  4. Davalı tarafından bu dava sebebi ile yapılan 60,80. TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

  5. Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,

  6. Zorunlu arabuluculuk başvurusu nedeniyle devletçe karşılanan 3.120,00. TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,

Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde ... Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.

25/09/2024

Katip ...

¸e-imza

Hakim ...

¸e-imza

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

cevapistanbuldelillerFarkından(VadehükümKaynaklanan)gerekçeAlacak

Kaynak: karar_mahkeme

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:32:59

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim