İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/807 E. 2024/517 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2023/807
2024/517
18 Temmuz 2024
T.C.
İSTANBUL
18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/807 Esas
KARAR NO : 2024/517
DAVA : İtirazın İptali
DAVA TARİHİ : 17/11/2015
KARAR TARİHİ : 18/07/2024
DAVA : Davacı temlik veren ... AŞ vekili mahkememize ibraz ettiği dava dilekçesi ile , müvekkili tarafından dava dışı ... AŞ ye genel kredi sözleşmesine istinaden kredi kullandırıldığını, davalı ...AŞ nin ise kredi sözleşmesini müşterek müteselsil kefil olarak imzaladığını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine asıl borçlu ve kefilleri hakkında ... 8 İcra Dairesinin ... esas nolu dosyası ile ilamsız takip başlattıklarını ancak davalının borca , yetkiye, takibe ve tüm ferilerine itiraz etmesi neticesinde takibin durduğunu, müvekkilinin dava dışı .... AŞ 'ye 27/12/2007 ve 14/10/2010 tarihlerinde iki ayrı sözleşmeye istinaden kredi kullandırdığını belirterek haksız olduğunu iddia ettiği itirazın iptaline ve davalının %20 oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesini karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Yargılamanın devamı sırasında ...AŞ bu dosya kapsamındaki alacağını ... AŞ 'ye devretmiş ve duruşmaları temlik alan takip etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesi ile, müvekkilinin merkez adresi itibariyle İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinin yetkisinin bulunmadığını , ... İcra Müdürlükleri ile Mahkemelerin yetkili olduğunu, davacı tarafından davaya konu takibe dayanak olarak 27/12/2007 ve 14/10/2010 tarihli genel kredi sözleşmelerinin gösterildiğini, ancak kredi sözleşmeleri incelendiğinde 2007 tarihli sözleşmedeki müvekkilinin kefaletinin geçerli olmadığını, 2010 yılında imzalanan sözleşmede ise müvekkilinin kefil olarak imzasının bulunmadığının görüleceğini bu sebeple her iki sözleşmeye dayanılarak da müvekkili hakkında talepte bulunamayacağını bir an için 2007 tarihli olan sözleşmedeki kefaletin geçerli olduğu varsayılsa dahil 2010 tarihli sözleşme ile 2007 tarihli sözleşmenin kalmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
Deliller; ... 8 İcra Dairesine ait ...esas nolu dosyası, iki adet genel kredi sözleşmesi, kat ihtarı, bankaya ait ticari defter ve belgeler ve bilirkişi incelemesi
... 8 İcra Dairesine ait ... esas nolu dosyası alınıp incelendiğinde , davacı tarafından ....AŞ , ...AŞ hakkında ve diğer kefiller hakkında ferileri ile birlikte toplam 376.018,92 TL lik alacak için ilamsız takip başlatıldığı , ödeme emrinde borcun sebebi olarak ... nolu nakit taksitli ticari kredi hesabı ve ... 23 Noterliğinin ... gün ve ... nolu ihtarnamesinin gösterildiği, ödeme emrinin davalıya 25/7/2015 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafça süresinde 27 Temmuz 2015 tarihinde icra dairesinin yetkisine borca ve ferilerine itiraz ederek takibi durdurduğu görülmüştür. 27/12/2007 tarihli genel kredi sözleşmesi incelendiğinde, davalı şirketin müşterek borçlu müteselsil borçlu kaşesi ve kaşe üzerinde de imza bulunduğu, 14/10/2010 tarihli genel kredi sözleşmesi incelendiğinde ise , kefil olarak davalı şirketin ismin yazılı olmadığı görülmüştür.
Mahkememizce 22/06/2017 Tarih 2015/1096 Esas 2017/648 Karar nolu ilamı ile "Davalının cevap dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlar nedeniyle davaya konu kredinin hangi sözleşmeden dolayı kullandırıldığını açıklaması için süre verilmiş , icra dairesine ve mahkemenin yetkisine karşı yapılan itirazın bu açıklamadan sonra değerlendirileceği ara kararına geçmiştir. Davacı vekilince açıklama dilekçesi sunulmamış bunun üzerine her iki tarihli sözleşmede İstanbul Mahkeme ve icra dairesinin yetkisinin kabul edilmesi nedeniyle icra dairesinin ve mahkemenin yetkisine karşı davalının yapmış olduğu itiraz reddedilmiştir. Davacı vekiline aynı hususta açıklama dilekçesi sunması için tekrar süre verilmiş, davacı vekili 05/1/2017 tarihli dilekçesinde kredinin 22/08/2013 tarihinde kullandırıldığını, kullandırılan kredinin dayanağının 2007 ve 2010 tarihli sözleşmeler olduğunu belirterek hesap hareketlerini dosyaya sunmuştur. Dosya bilirkişiye tevdi edilerek ve bilirkişiye banka kayıtları üzerinde inceleme yapma yetkisi de verilerek , davaya konu kredinin hangi sözleşmeden kaynaklandığının tespit edilerek, davacının davalı kefilden alacağının olup olmadığı varsa miktarının tespiti istenilmiştir. Rapor incelendiğinde, davaya konu kredinin 14/10/2010 tarihli sözleşme kapsamında kullandırıldığı tespit edilmiştir. Davalının 2010 tarihli sözleşmede kefil olarak unvanı geçmemektedir, birer sureti dosyaya sunulmuş olan Yargıtay 19 Hukuk Dairesinin 01/02/2016 tarih 2015/14973 esas 2016/1227 karar nolu ilamda da bahsedildiği üzere davalının , kefaleti bulunmayan sözleşme kapsamında kullandırılan krediden dolayı kefalet sorumluluğundan söz edilemeyeceğinden davacının davası aşağıdaki şekilde reddedilmiştir. Davalı kötü niyet tazminatı istemiş ise de, kötü niyet tazminat şartların oluşmaması nedeniyle davalının bu talebi de reddedilmiştir." denilerek davacının davasının reddine davalının da kötüniyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Mahkememizce verilen karara karşı davacı vekilince ve davalı vekilince (katılma yoluyla) istinaf yoluna gidilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi'nin 2020/356 Esas 2021/500 Karar nolu ilamı ile "Dava, Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklanan alacak nedeniyle davalı kefil aleyhine başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. Uyuşmazlık, dava dışı şirketin kullandığı krediye kefil olan davalının borcunun dayanağının hangi sözleşme olduğu, takip konusu borcun 2007 yılındaki kredi sözleşmesinden veya 2010 yılındaki kredi sözleşmesinden mi kaynaklı olduğu, davalının kefaletinin geçerli olup olmadığı, 2007 tarihli sözleşmenin çerçeve sözleşme mahiyetinde olup olmadığı, borcun hangi döneme ait olduğu, kredi sözleşmelerinin birbirinden bağımsız olup olmadığı veya birbirinin eki niteliğinde olup olmadığı hususlarında olduğu anlaşılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, net bir şekilde borcun hangi krediden kaynaklandığı belirtilmemekle birlikte " kullandırılan kredinin 2010 tarihli sözleşmeye istinaden kullandırıldığı düşünülmektedir " beyanı ile rapor düzenlenmiştir. Somut olayda, dosyada bulunan 2007 ve 2010 tarihli genel kredi sözleşmesi incelenmiş olup, dava dışı şirkete kullandırılan kredilerin ve dava konusu edilen kredi borcunun hangi sözleşmeden kaynaklı olduğu tespit edilmeden kefilin sorumluluğunun belirlenemeyeceği görülmüştür. Dava konusu takibin hangi kredi sözleşmesinden kaynaklandığının çözülememesi durumunda, söz konusu bu yeni kredi sözleşmesinde taraflar arasında imzalanan ilk kredi sözleşmesinin devamı niteliğinde veya ilk kredi sözleşmesi ile bağlantı olduğuna dair bir ibarenin de bulunup bulunmadığının, 2007 tarihli sözleşmenin çerçeve sözleşme ve bağımsız bir sözleşme ve limit artırımına dayalı yeniden yapılandırma sözleşmesi olup olmadığının ayrı ayrı incelenmesinin yapılması gerekmektedir. Cari hesap şeklinde işleyen genel kredi sözleşmelerinde borcun bir tarihte sıfırlanmış olması kefalet sorumluluğunu ortadan kaldırmaz ve aynı sözleşmeye dayalı olarak kullandırılan krediden dolayı kefalet sorumluluğu devam eder ise de, davalının kefalet imzasının bulunmadığı sözleşmelere dayanılarak kullandırılan kredilerden dolayı davalının kefalet sorumluluğundan söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve kurallar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı banka ile dava dışı asıl borçlu arasında GKS'lerin imzalandığı, bu GKS'ler kapsamında asıl borçluya kredi kullandırıldığı, bu GKS'lerden 2007 tarihli olanı davalının müteselsil kefil olarak imzalandığı görülmüştür. Uyuşmazlık asıl borçlunun daha sonra banka ile imzaladığı diğer GKS'den kullandırılan kredi dolayısı ile oluşan borcun kefalet kapsamında olup olmadığından çıkmaktadır. 2010 tarihli sözleşme incelendiğinde 2007 tarihli sözleşmeye özel bir atıf yapılmadığı, bağlı sözleşmeler olmadığı görülmüştür.Söz konusu bu yeni kredi sözleşmesinde taraflar arasında imzalanan ilk kredi sözleşmesinin devamı niteliğinde olduğuna veya ilk kredi sözleşmesi ile bağlantı olduğuna dair bir ibare de bulunmamaktadır. Her ne kadar davacı tarafça 2010 tarihli sözleşmenin çerçeve sözleşme olduğu belirtilmiş ise de, 2010 tarihli sözleşmenin bağımsız bir sözleşme olduğu ve limit artırımına dayalı yeniden yapılandırma sözleşmesi olmadığı görülmüştür. Kötü niyet tazminatı yönünden yapılan incelemede; İİK'nın 67/2. maddesi uyarınca itirazın iptâli davasında, alacaklı takibinde haksız ve kötüniyetli görülürse, diğer tarafın istemi üzerine %20'den aşağı olmamak üzere tazminat ile mahkum edilir. İİK'nın yukarıda anılan madde hükmü gereğince alacaklının takibinde haksız olması yanında, ayrıca takibinde kötüniyetli olduğunun saptanması halinde, ancak borçlu lehine “kötü niyet tazminatı” hükmedilebilmektedir. Somut olayda, davalı tarafından davacı alacaklının kötü niyeti kanıtlanamadığından davalı taraf lehine kötü niyet tazminatına hükmedilemez. Kredi sözleşmesine ilişkin incelemenin ve değerlendirmenin de yargılama ile açığa çıktığı dikkate alındığında, davalının kötü niyetinden söz edilemeyecektir. Bu nedenle davalı istinafı yerinde değildir. İstinaf edenin sıfatına, istinafın kapsam ve nedenine, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına, alacağı temlik eden banka tarafından başlatılan takibe konu alacağın hangi kredi sözleşmesinden kaynaklandığı icra dosyası kapsamından anlaşılamamakta ise de, 2007 tarihinde kullandırılan kredilere ilişkin borcun ödenmiş olması ve yeni kullandırılan kredinin 2010 yılındaki kredi sözleşmesinden sonra kullandırılmış olması nedeniyle ve bilirkişinin icra takibine konu alacağın 2010 yılında kullandırılan krediden kaynaklandığı yönünde tespitte bulunmuş olması karşısında icra takibine konu borcun 2010 yılında kullandırılan sözleşmeden kaynaklandığının kabul edilmesi gerekmesine, söz konusu sözleşmede davalının kefil sıfatıyla imzasının bulunmamasına, 2010 yılında imzalanan kredi sözleşmesinin 2007 tarihli kredi sözleşmelerinin limit artırımı sözleşmesi olduğu veya 2007 yılındaki kredi sözlemesine bağlı sözleşme olduğu hususunun davacı tarafça ispat edilememesine, davalının kefil olduğu 2007 tarihli sözleşmeler nedeniyle kullandırılan kredi borcunun sona ermesinden sonra temlik eden banka ile davalı borçlu şirket arasında yeniden farklı tarihli(2010 tarihli) kredi sözleşmesinin imzalanmış olmasına, davalının bu sözleşmeye kefil olmaması nedeniyle kefalet sorumluluğunun bulunmamasına göre, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf talebinin, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir." denilerek davacı ve davalının istinaf talebi reddedilmiştir.
İstinaf tarafından verilen karara karşı davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekilince temyiz yoluna gidilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22/06/2017 Tarih 2021/5953 Esas 2023/2901 Karar nolu ilamı ile "Dava genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Kabule göre İlk Derece Mahkemesince 2007 tarihli kredi sözleşmesi borcunun ödendiği dava konusu kredinin 2010 tarihli kredi sözleşmesinden kaynaklandığı ve bu sözleşmede davalının kefaleti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de Mahkemece banka kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadan karar verilmiştir. Davacı vekili kredi sözleşmesinin bir an için sıfırlanmasının kredi borcunu sona erdirmeyeceğini, kullandırılan kredinin limitinin arttırılması amacıyla yeni kredi sözleşmesi düzenlendiğini, 2010 tarihli kredi sözleşmesinin 2007 tarihli kredi sözleşmesine teminat teşkil etmek üzere yapıldığını iddia ettiğine göre bu durumda Mahkemece deliller eksiksiz olarak toplanıp bu yönden banka kayıtları üzerinde bankacılık işlemlerinde uzman bilirkişiye inceleme yaptırılıp, davacının takip konusu yaptığı alacağın davalının kefil olduğu sözleşme kapsamında kalıp kalmadığı saptanarak alacak borç durumunun tespit edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına, bozma sebebine göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına" denilerek mahkememiz kararı bozulmuştur.
Mahkememizce Yargıtay bozma ilamına uyulmuştur.
Dosya bilirkişiye tevdi edilerek, temlik eden banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yapılarak Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda rapor düzenlenmesi istenilmiştir.
Bankacı bilirkişi tarafından dosyaya sunulan 25/06/2024 tarihli rapor incelendiğinde bilirkişi tarafından bizzat bankaya gidilerek banka kayıtlarının incelendiği görülmüştür. Bilirkişi raporunda; "27/12/2007 tarihli genel kredi sözleşmesinin kredi borçlusu/lehtarının ...Tic. A.Ş. Sözleşme miktarının 900.000,00 EURO kefillerin ... Tic. A.Ş, ...ve ... olduğu, 14/10/2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin kredi borçlusu/lehtarının ...Tic. A.Ş. Sözleşme miktarının 1.150.000,00 EURO kefillerin ... A.Ş., ... ve ... olduğu, toplam sözleşme miktarının 2.050.000,00 EURO olduğu anlaşılmakla, davacı banka ile dava dışı kredi borçlusu/kredi lehtarı ...Tic. A.Ş. arasında 2 adet Genel Kredi Sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmelerin fotokopileri sunulmuştur. Bahse konu işbu 27.12.2007 tarihli sözleşmede davalı/kefilin (... Tic. A.Ş) 900.000,00 EURO kefalet limiti tahtında müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla kefalet imzaları bulunmaktadır. Diğer 14.10.2010 tarihli sözleşmede ise davalı/kefilin kefalet imzası bulunmamaktadır. B)Kredinin hangi sözleşme kapsamında kullandırıldığının irdelenmesi, Takip ve dava konusu taksitli kredi banka kayıtlarına ve ödeme planına göre; 22082013 tarihinde 320.000,00 TL tutarında 15 ay vadeli taksitli kredi kullandırılmıştır. Bahse konu kredinin 14.10.2010 tarihli sözleşme kapsamında kullardırılmış olduğu düşünülmektedir. Başka bir deyişle davalı/kefilin kefalet imzasının bulunmadığı 14.10.2010 tarihli sözleşme kapsamında kredinin kullandırılmış olduğu ifade edilebilir. Bahse konu sözleşmelerin 42. ve 43. m. değerlendirilmesi öncelikle sayın mahkemeye ait olmak üzere, 27.12.2007 tarihli sözleşmenin 42. M. uyarınca daha sonra akdedilen 14.10.2010 tarihli sözleşmeye doğrudan bir atıfta bulunulmamış olması nedeniyle, emsal Yargıtay Kararı uyarınca kredinin 14.10.2010 tarihli sözleşme kapsamında kullarıdırılmış olduğu düşülmektedir. Öncelikle hukuki takdiri ve sözleşmelerin 42. ve 43. m. değerlendirilmesi sayın mahkemeye ait olmak üzere, davacı banka 27.12.2007 tarihli 900.000,00 EURO tutarında bir sözleşme varken 14.10.2010 tarihli yeni bir sözleşme imzalanmasına ihtiyaç duyduğuna göre, gösterilen bu açık irade karşısında eski tarihli sözleşmenin (27.12.2007) zımni olarak hükümsüz kaldığı düşünülebilinir. Bu durumda kredinin 14.10.2010 tarihli sözleşme kapsamında kulandırılmış olduğu ifade edilebilir. Dolayısıyla davalı kefilin kefalet imzası bulunmayan sözleşme tahtında kredi kullandırılmış olduğu değerlendirilmektedir. Kefalet imzası bulunan-bulunmayan sözleşmeler bazındaki görüşümüzü destekleyen emsal içtihatlar sunulmuştur. Emsal (1) Yargıtay 19.HD. 14.03.2002 T. 2001/5542 E. ve 2002/1775 s. K. "Kredi sözleşmesi ile ilgili borç sona ermişse ve borçluya yeni kredi sözleşmeleri ile başka krediler kullandırılmışsa adı geçen davalı/kefil sonraki kredi sözleşmelerinden doğan borçtan sorumlu tutulamaz. Mahkemece bu yön gözetilmeden davanın kabulünde isabet görülmemiştir." denilmiştir. Emsal (2) Yargıtay 19.HD. 01.02.2016 T. 2015/14973 E. ve 2016/1227 s. K: "... davacının kefaleti bulunmayan sözleşmeler kapsamında kullandırılan kredilerden dolayı kefalet sorumluluğundan söz edilemez. Bu durumda mahkemece öncelikle dava konusu alacağın hangi sözleşmeden kaynaklandığının belirlenmesi ve o sözleşmede davacının kefaletinin bulunup bulunmamasına göre sorumluluğun tespiti gerekir. ....", Denilerek karar BOZULMUŞTUR. Emsal (3) Yargıtay 19.HD. 01.02.2016 T. 2015/14973 E. ve 2016/1227 s.K. "Bozma ilamına uyulduğu halde, bozma gereği tam olarak yerine getirilmemiştir. Zira taraflar arasındaki uyuşmazlık genel kredi sözleşmelerine kefaletten kaynaklanmaktadır. Davalı vekili alacağın dayanağı olarak 7 ayrı genel kredi sözleşmesi sunmuştur. Ancak bu sözleşmelerin yalnızca 11.05.1993 tarihli 2.000-TL limitli kredi sözleşmesinde davacının kefaleti bulunmaktadır. Davacının kefaleti bulunmayan sözleşmeler kapsamında kullandırılan kredilerden dolayı kefalet sorumluluğundan söz edilemez. Bu durumda mahkemece öncelikle dava konusu alacağın hangi sözleşmeden kaynaklandığının belirlenmesi ve o sözleşmede davacının kefaletinin bulunup bulunmamasına göre sorumluluğunun tespiti gerekir. Bu yönlerden mahkemece yeterli araştırma ve inceleme yapılmadığı gibi hükme esas alnan bilirkişi raporu da ayrıntı incelemeyi içermemektedir. ...."; denilerek karar BOZULMUŞTUR. Kefalet süreli verileceği gibi, süresizde verilebilir. 818 sayılı BK'da bu konuda bir süre kısıtlaması bulunmamakla birlikte, 6098 s TBK m. 598/3 ile on yıllık süre sınırlaması getirilmiştir. Sözleşmede bir sürenin olmaması halinde süresiz (veya 6098 sK'a göre azami on yıl süreli kabul edilebilecek) sözleşmeye göre kullanılacak kredinin ödenerek borcun kapatılması sözleşmeyi sona erdirmez ve bu sözleşme ile borçluya yeniden kredi kullandırılması halinde kefilinde sorumluluğu devam eder. Ancak, kefilin, kefil olduğu sözleşme nedeniyle kullandırılan kredi borcunun sona ermesinden sonra, Banka ile davalı borçlu şirket arasında yeniden değişik tarihli kredi sözleşmelerinin akdedilmesi ve bu kredi sözleşmelerine kefilin kefil olmaması halinde, yani Banka'nın krediyi sonraki tarihli başka bir kredi sözleşmesine istinaden kullandırması halinde ise kefilin bu yeni krediden sorumlu olmadığı kabul edilir. Emsal (4) İçtihat';...... davacı kefillerin 14/08/2008 tarihli kredi sözleşmesinde imzalarının bulunduğu ve bu kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredinin zaman zaman kullandırıldığı ve ödemelerle kapatıldığı, davacılar hakkında yapılan icra takibine konu kredi borcunun 31/08/2015 tarihinde kullandırılan krediden kaynaklandığı ve bu kredininde 06/03/2013 tarihli kredi sözleşmesine istinaden kullandırıldığı, bu sözleşmede davacıların kefil sıfatıyla imzalarının bulunmadığı, bu nedenle imzalarının bulunmadığı kredi sözleşmesinden dolayı kefil sıfatıyla sorumlu olamayacakları daha önceden imzaladıkları kredi sözleşmesindeki kefil sıfatlarının daha sonradan düzenlenen kredi sözleşmelerinde de geçerli olmayacağı, dolayısıyla mahkemece verilen kararın dosya içerisinde mevcut deliller kapsamında usul ve yasaya uygun olduğu..." (Bkz ekte sunulan https:/karararama.yargitay.gov.tr Y. 11. HD'nin 08.12.2021 tarihli 2021/349 -6940 sayılı kararı: aynı doğrultuda: Y.19.HD'nin 12.12.2019 tarihli 2018/695 E. , 2019/5550 K.) “Ne var ki, süresiz olarak düzenlenmiş olmasına rağmen borç ödenmiş ve cari hesap sıfırlanmış olduktan sonra, bankanın başka kredi sözleşmeleri üzerinden borçluya kredi kullandırması halinde doğan borçtan, eski kredi sözleşmesinin kefilinin, yeni sözleşmelerde imzası veya eski sözleşmede yeni sözleşmelere tarih ve miktar belirtilerek herhangi bir atıf yoksa sorumlu tutulamaz.” (Bkz. https:/karararama.yargitay.gov.tr Y.19.HD'nin 09.05.2011 tarihli (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesi 2010/11945 E., 2011/6293 K. İlamı aynı doğrultuda Y.19. HD'nin 12.12.2019 tarihli) Uygulamada, bir genel kredi sözleşmesine bağlı olarak cari hesap şeklinde işleyen kredinin bir tarihte kapanması, bu sözleşme kapsamında borçluya yeniden kredi kullandırılması halinde, kefaletin süresi sona ermemişse, kefilin sorumluluğu devam edeceği kabul edilmektedir. (Bkz https://karararama. yargitay.gov.tr Y.19.HD'nin 28.04.2016 tarihli 2015/16241-E ve 2016/7729-K sy ilamı). Ancak, bu sonuca varılabilmesi için bankanın kefille yaptığı yazışmalarda veya kefille yaptığı görüşmelerde, borçluya yeni kredi açılacağı izlenimini vermesi ve kefilin iyi niyetinden bu şekilde yararlanmak istemesi gerekir; yoksa uygulamada matbu banka kefaletlerinin hepsinde yer alan “doğmuş ve doğacak borçlar' için kefil olma halinde, sadece bu ibarelerden, borçluya yeni krediler açılacağı ve kefilinde bu kredilere kefil olduğu sonucu çıkarılamaz" denildiği, İSTANBUL. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44.HD. 01.04.2021 T. 2020/285 E. VE 2021/362 S. BOZMA İLAMININ 5. sayfası II. paragrafına göre; “ ....Yukarıdaki tüm açıklamalar dikkate alındığında, cari hesap şeklinde işleyen genel kredi sözleşmelerinde borcun bir tarihte sıfırlanmış olması kefalet sorumluluğunu ortadan kaldırmaz ve aynı sözleşmeye dayalı olarak kullandırılan krediden dolayı kefalet sorumluluğu devam eder ise de, davalının kefalet imzasının bulunmadığı sözleşmelere dayanılarak kullandırılan kredilerden dolayı davalının kefalet sorumluluğundan söz edilemez. Davalı borçlu, söz konusu ikinci kez kullanılan genel kredi sözleşmesinin kefili değildir." şeklinde görüş bildirmiştir. Raporun sonuç kısmında ise "Öncelikle hukuki takdiri ve sözleşmelerin 42. ve 43. m. değerlendirilmesi sayın mahkemeye ait olmak üzere, davacı banka 27.12.2007 tarihli 900.000,00 EURO tutarında bir sözleşme varken 14.10.2010 tarihli yeni bir sözleşme imzalanmasına ihtiyaç duyduğuna göre, gösterilen bu açık irade karşısında eski tarihli sözleşmenin (27.12.2007) zımni olarak hükümsüz kaldığı düşünülebilinir. Dava konusu kredi 22.08.2013 tarihinde kullandırılmıştır. Anılan kredinin kefalet imzası bulunmayan 14.10.2010 tarihli sözleşme kapsamında kullandırılmış olduğu nazara alındığında, davalı/kefilin dava konusu kredi borcundan sorumlu tutulamayacağı" denilmiştir.
Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda banka kayıtları üzerinde inceleme yaptırılarak alınan bilirkişi raporuna göre 2013 tarihinde kullandırılan kredinin 14/10/2010 tarihli Genel kredi sözleşmesine dayandığı anlaşıldığından ayrıca 2010 tarihli sözleşmenin 43. Maddesinin genel ifadeler içerdiği daha önceki sözleşme olan 27/12/2007 tarihli sözleşmeye doğrudan atıf yapmadığı, 2010 tarihli sözleşmede açıkça 27/12/2007 tarihli sözleşmenin eki ya da tamamlayıcısı olduğuna ilişkin tarih verilerek atıf yapmaması nedeniyle, davalı tarafın 2010 tarihli sözleşmeye dayalı olarak kullandırılan imzasının olmadığı sözleşmeden kaynaklı kredi borcundan sorumlu tutulamayacağı anlaşılmakla davacının davasının reddine ayrıca İİK 67/2'inci maddesinde belirtilen kötü niyet tazminatı şartlarınında bulunmaması nedeniyle davalının kötün niyet tazminat talebinin reddine aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklanmış olduğu üzere;
-
Davacının davasının reddine,
-
Davalının kötüniyet tazminat talebinin reddine,
-
Davalı kendini vekille temsil ettirdiğinden 58.402,84 TL vekalet ücretinin davacı temlik alandan alınarak davalıya verilmesine,
-
Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinden bırakılmasına,
-
Davalı tarafça yapılan 50,00 TL yargılama giderinin davacı temlik alandan alınarak davalıya verilmesine,
-
Kullanılmayan gider avansının ilgilisine karar kesinleştiğinde yazı işleri müdürlüğünce resen iadesine,
-
Bu dava nedeniyle 427,60 TL karar ve ilam harcı alınması gerektiğinden peşin alınan 4.541,38 TL'den mahsubu ile kalan 4.113,78 TL'nin karar kesinleştiğinde talep halinde davacı temlik alana iadesine,
Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a Temyiz Kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı.18/07/2024
Başkan
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Katip
¸e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:36:01