SoorglaÜcretsiz Dene

İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/455 E. 2024/561 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

Daire / Kategori

Mahkeme Kararı

Esas No

2024/455

Karar No

2024/561

Karar Tarihi

19 Temmuz 2024

T.C.

İSTANBUL

1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/449

KARAR NO : 2024/553

DAVA : Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Talebi (İİK 235))

DAVA TARİHİ : 07/03/2023

KARAR TARİHİ : 18/07/2024

Mahkememizin 2023/160 Esas sayılı dosyası Mahkememizin 2023/146 E sayılı dosyası ile birleştirildikten sonra yapılan yargılama sonrası verilen Mahkememizin 28/09/2023 tarih 2023/146 Esas 2023/577 sayılı kararının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesinin 29/05/2024 tarihli 2024/228 Esas 2024/780 K. sayılı ilamı ile kaldırılması üzerine dosya bu kez mahkememizin 2024/379 Esas sırasına kaydedilmiş ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesinin 29/05/2024 tarih 2024/228 Esas 2024/780 K. Sayılı kararı gereği mahkememizin birleştirilen mahkememizin 2023/160 Esas sayılı dosyası 2024/379 Esas sayılı dosyadan tefrik edilerek 2024/449 E sırasına kaydedilmiş, yapılan yargılama sonucunda, dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, alacak talebinin müflisin ortak alanlardaki borcunu ifa etmemesine dayandığından 2. alacaklılar toplantısına katılabilmeleri için İİK m.235 gereği ihtiyati tedbir kararı verilmesine, ... 1. İflas Dairesi ... İflas dosyasının ... sırasındaki ortak alan niteliğindeki kapalı ve açık yüzme havuzları,sauna ile spor salonu kompleksi yapım maliyeti olarak 2.055.000 EURO'nun TL karşılığı (1 Euro: 20.4816 TL Merkez Bankası 25.01.2023 tarihi Efektif Satış Kuru) 42.089.688 TL ile ortak alan niteliğindeki ... nolu "... "..." nitelikli bağımsız bölümlerin bankaların ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlattıkları takipte alınan 1. Kule Blok 29. Kat 341 nolu "..." için 22.000.000 TL ve 2. Kule Blok 29. Kat 515 nolu "..." için 21.500.000 TL kıymet takdir bedelleri karşılığı ile inşaat yapımı ve tefrişatı için harcanması gereken maliyette dahil olmak üzere toplam 100.000.000 TL ile hem kapalı ve açık yüzme havuzları,sauna ile spor salonu kompleksi hem de "club house" ler toplamı olarak 142.089.688 TL' alacak kayıt başvurusunun kabulüne, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, alacaklılar toplantısı henüz yapılmadığını, alıcılara vaad edilmemiş ve mimari projede bulunmayan ortak alan iddiasının dinlenmemesi gerektiğini, bir an için davacının iddialarının gerçek olduğu kabul edilse bile "ayıp" hükümlerine göre ayıbın satıcıya ihbarı gerektiğini, davacının kayıt başvuru ekinde sunduğu teklif metni, delil tespitine ya da resmi bir belgeye dayanmadığından iflas idaresince kabulü mümkün olmadığını, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini savunmuştur.

Tüm Dosya Kapsamı Birlikte Değerlendirildiğinde Uyuşmazlık, müflis şirket ile dava dışı bağımsız bölüm malikleri arasında akdedilen satış vaadi sözleşmesine aykırı ifa nedeniyle ortak alanların satış vaadi sözleşmesine göre inşa edilmemesinden kaynaklanan zararın sıra cetveline davacı alacağı olarak kaydedilip kaydedilemeyeceği, davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusundan ibarettir.

Müflis yönünden talep edilebilecek alacaklar üç gruba ayrılır. Bunlar; iflastan önce doğan iflas alacakları, iflastan sonra iflas masasının teşekkülü neticesinde iflas masasınca yapılan masraf ve giderlerin oluşturduğu masa alacakları ve iflas tarihinden sonra doğan genel alacaklardır.

İflas alacakları;

İcra ve İflas Kanunu'nun 184/1. maddesinde; "İflâs açıldığı zamanda müflisin haczi kabil bütün malları hangi yerde bulunursa bulunsun bir masa teşkil eder ve alacakların ödenmesine tahsis olunur. İflasın kapanmasına kadar müflisin uhdesine geçen mallar masaya girer." hükmüne yer verilmiştir. Bu maddede ifade edilen "alacaklar" teriminden maksat, aslında yalnız "iflâs alacaklarıdır". İflas alacağı, iflas açıldığı anda müflise karşı hukuken mevcut olan alacaklar yani müflisin iflasın açıldığı andaki borçlarıdır.

İflas alacağı kavramına, müflisin yalnız muaccel borçları değil, aynı zamanda müflisin müeccel borçları (m. 195), taliki şarta (geciktirici koşula) veya belirsiz bir vadeye bağlı olan borçları (m. 197) ve konusu paradan başka bir şey olan borçları (m. 198) da dâhildir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 1212).

İflas alacakları, iflas tarihinden önce doğan müflis borçlarıdır. Bu alacakların ödenmesi için açılan dava kayıt kabul davası olarak adlandırılmaktadır. İflas tarihinden önce müflisten alacaklı olanların, bir diğer ifadeyle iflas alacaklılarının alacaklarını iflas masasına kaydettirmek için açtıkları ve dayanağını İİK'nun 235. maddesinden alan davalardır. Kayıt kabul davalarında tahsile değil, alacağın iflas masasına kaydına karar verilmekle yetinilir. Alacağın ödenmesi ancak tasfiye sonunda masa mevcudunun sıra cetveline uygun biçimde dağıtımı aşamasında gerçekleşir ve alacakların tam olarak ödenip ödenmeyeceği ancak bu aşamada anlaşılabilir. Bu davalarda görevli mahkeme İİK'nun 235. maddesi uyarınca iflas kararı verilen yer Asliye Ticaret Mahkemesi'dir.

İflas tarihinden sonra doğan genel alacaklar;

Müflisin, iflasın açılmasından sonra yaptığı borçlar, iflas alacağı olmayıp, iflas masasından istenemez. Alacak, iflastan sonra doğmuş ve masa borcu da değilse, sırasına ve esasına itiraz edilebilecek, İİK'nın 235. maddesine dayalı kayıt kabul istemine konu olabilecek müflis borçlarından olmayıp, iflastan sonra doğan ve müflisin genel hükümlere göre sorumlu olduğu ve iflas masasının dağıttığı iflas (garame) hissesi oranında değil, tasfiyede bakiye kalırsa alacaklıya ödenecek olan bir alacak niteliğindedir. İflas tarihinden sonra doğan böyle bir alacağın varlığı ve miktarı konusunda bir uyuşmazlık bulunmasa da inceleme, şikayet yolu ile icra mahkemesince değil, alacağın dayandığı hukuksal ilişkiye göre genel hükümler doğrultusunda iflas masası aleyhine açılan davada genel mahkemelerce tespit edilecektir. Böyle bir davada, davacı, davalı müflisten alacaklı olduğunu iddia eden alacaklı olup, davalı ise iflas idaresidir. İflastan sonra oluşan alacağın masaya kaydı istenemez, tasfiyede bakiye kalırsa nazara alınır.

Masa borçları;

Masa borçları ise; muhatabının masa olduğu, masa üzerine doğan ve masanın doğrudan sorumlu olduğu borçlardır. Bunun masa bakımından adı "masa borcudur". İflas açıldıktan sonra müflisin, masayı bağlayıcı nitelikte borçlanmasına imkan yoktur. Bu nedenle masa alacağı müflisin değil, iflasın açılmasından tasfiyenin sonuçlanmasına kadar iflas masası ya da masa adına iflas idaresi tarafından yapılan borçlardan olup, masa alacağının müflisle ilgisi bulunmadığından bu borçlardan iflas masası sorumludur.

Masa borçları, iflasın açılmasında itibaren tasfiye aşamasında masa adına yapılan ve masa tarafından ödenmesi gereken borçlardır. Örneğin; iflas idaresinin müflisin sanat veya ticaretinin devamı çerçevesinde yaptığı borçları, iflas idaresinin haksız iktisap ve haksız fiillerinden doğan borçları, iflas masası için tutulan avukatın vekalet ücreti, masanın tasfiyesi aşamasında kanun gereği doğan vergi ve resimler, masadaki malın değerinin korunması için yapılan giderler, müflise ait işyerinde iflasın açılmasından sonra çalışmaya devam eden işçinin bu döneme ait ücreti, müflis şirketin kiracı olduğu işyerinin iflasın açılmasından sonraki kira alacağı...gibi. (Mahmut Coşkun, Hacizde ve İflasta Sıra Cetveli, 2.Baskı, s:925)

İflas tarihinden sonra ancak müflis şirketin sanat veya ticaretinin devamı çerçevesinde yaptığı borçların masa borcu olarak değerlendirilebileceği Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 21/09/1995 tarihli 1995/7081 E. 1995/7295 K sayılı kararında da "...İflas idaresi masa menfaatlerini gözeterek müflise ait fabrika ve işyerini işletmeye devam ederse, işletme nedeniyle doğan borçlar masa borcudur..." şeklinde açıklanmıştır.

İİK'nın 248.maddesinde; "İflasın açılmasından ve tasfiyeden doğan masraflar önce çıkarılır. Rehinlerin bedelinden yalnız rehinin muhafaza ve paraya çevrilmesi masrafları çıkarılır." düzenlemesi gereğince iflasın açılmasından iflas tasfiyesinin sonuçlanmasına kadar, iflas masası tarafından yapılan masa borçları, tüm iflas alacaklarından daha önce ve tam olarak ödenir.

Masa alacaklarının tespiti masanın işidir. İflas alacakları ve masa alacaklarının sorumlusu masa olup münferit alacaklılar ve müflis bunlardan sorumlu değildir. Masa alacakları öncelikle ödenir. İflas idaresi masa alacaklısının talebini reddederse, alacaklı masaya karşı genel mahkemede dava açabilir veya takip yapabilir, yoksa sıra cetveline itiraz davası açamaz. (Mahmut Coşkun, s:925)

Şu halde, masa alacakları (borçları), iflas açıldıktan sonra iflasın tasfiyesi için bizzat masa (yani, masa adına iflas dairesi veya idaresi) tarafından yapılan borçlardır (Kuru, s. 1213). Masa alacaklarının tam olarak ödenmesinden sonra iflas alacaklarının ödenmesine geçilir. Satış bedeli masa alacakları karşılanmadan iflas alacaklılarına dağıtılmaz. Alacağın rehine bağlı olması durumu değiştirmez. Masa alacaklarından sonra iflas alacakları ödenerek tasfiye gerçekleştirilir. Masa alacakları, iflas alacaklarından önce ve tam olarak ödenmeleri gerektiğinden ayrıca masa alacaklılarının borçlusu doğrudan doğruya iflas idaresi olduğundan bu alacaklar sıra cetvelinde yer almaz.

Sıra cetvelinde yer verilen alacaklar sadece iflas alacaklarıdır. Masa alacaklarına sıra cetvelinde yer verilmez ise de, bunlara pay cetvelinde yer verilir. Pay cetveli, malların satış bedelleri tahsil edildikten ve sıra cetveli kesinleştikten sonra iflas alacaklılarının iflastan düşen paylarını göstermek üzere düzenlenen ödeme planıdır. Sıra cetveline karşı açılmış bütün davalar sonuçlanmadan pay cetveli düzenlenemez. Masa alacaklarının ödenmesinden sonra iflas alacaklılarına kesinleşen sıra cetvelinde yer aldıkları sıraya göre düzenlenen pay cetveline göre ödeme yapılır.

... Bloku Kat Malikleri Kurulunun, 03/07/2022 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantı tutanağı incelendiğinde;

Gündemin 8. maddesi; "yapılan oylama sonucunda hali hazırda Konut Bloklarının bir işletme yönetimi de mevcut olmadığından, kat malikleri kurulu toplantısını müteakip, Konut Bloklarının işletmeye alınabilmesi amacıyla, tespit ve tercih olunacak işletme şirketinin kuruluş ve örgütlenme giderleri de dahil olmak üzere Konut Bloklarının işletilmesi amacıyla lazım gelen her türlü “ilk dolum maliyetleri” ile demirbaş” niteliğindeki malzemelerin temini zımnında tüm bağımsız bölüm/kat maliklerinden arsa payı oranında karşılanması kaydıyla, Yönetime “avans toplama” yetkisinin verilmesine oy birliği ile KARAR VERİLDİ"

Gündemin 9. maddesi; "yapılan oylama sonucunda ... projesi olarak inşa edilen projede, Konut Blokları da dahil, bağımsız bölümlerin ve ana yapının filli teslimi yüklenici tarafından henüz yapılamamış olduğundan;

a) Hali hazırda taşınmazın bu mevcut haliyle konut bloklarının işletilmesine başlanabilmesi için ortak alanların ana yüklenim ve diğer sözleşmelere uygun biçimde tamamlanıp tamamlanmadığının tespiti hususunda,

b) Mahallerin kullanıma alınması amacıyla seçilmiş Yönetime, tesisleri ve ortak alanları teslim almak dahil malikleri temsilen hukuki girişim yetkisi, hukuki temsil yetkisi ve 100.000-USD ye kadar mali kaynak kullanımı hususunda,

c) ...'lar ve trafo alanlarının icradan satış sürecine hızla müdahil olunarak bu ve varsa benzeri alanların ortak alana dönüştürülmesi için gereken hukuki girişimlerin yapılması ve her türlü dava açma yetkisi hususunda yönetime yetki ve görev verilmesine oy birliği ile KARAR VERİLDİ."

Gündemin 10. maddesi; "yapılan oylama sonucunda; daireler ve ortak alanların binaya hizmet eden tüm unsurların ruhsata esas projeleri de dahil olmak üzere maliklerle imzalanan satış vaadi sözleşmesi ve eklerine uygun biçimde tamamlanıp tamamlanmadığının tespiti amacıyla:

a) Gerekirse hukuki yollarla tespit istenmesi,

b) Tamamlanan kısımların, mekanik ve elektrik tesisatlarının, test ve devreye alınmalarının temini amacıyla, inşaat aşamasında, “Müşavir” sıfatını haiz Arup Mühendislik ve Müşavirlik Ltd. Şti'den veya başka bir teknik kontrol işlemleri yapan firmadan teklif alınarak, iki etaptan oluşacak hizmet alınması hususunda,

c) Ortak alanların ve dairelerin proje, sözleşme ve eklerine uygunluğunun tespitinin sağlanmasına dair ilk etap işler bakımından toplam 34.000 USD (otuzdörtbinamerikandoları)'nin avans toplanması hususunda,

d) Ödemelerin toplanacak avanstan karşılanması amacıyla tüm kat maliklerinden arsa payları oranında tahsilat yapması hususunda, Yönetim Kuruluna yetki ve görev verilmesine oy birliği ile KARAR VERİLDİ."

Gündemin 11. maddesi; "yapılan oylama sonucunda,

a) Daireler ile Konut Blokları Ortak Alanlarındaki mevcut demirbaşlar ile sistemin sağlıklı çalışabilirliğinin kontrolü yönünden test ve devreye alma prosedürüne bağlı olarak Arup Mühendislik ve Müşavirlik Ltd. Şirketinden veya başka bir teknik kontrol işlemleri yapan firmadan teklif alınması ve akabinde sözleşme imzalanması hususunda,

b) Bu alınan hizmetlerin bedelinin ödenmesinde kullanılmak üzere toplam 147.000 USD (yüzkırkyedibinamerikandoları)'nın toplanması hususunda,

c) Ödemelerin toplanacak avanstan karşılanması amacıyla tüm kat maliklerinden arsa payları oranında tahsilat yapması hususunda,

d) Sürecin bu hizmeti yapılmasını mümkün kılmaması halinde yukarıda anılan 147.000 USD (yüzkırkyedibinamerikandoları)'nın bir başka kalemde kullanılması için hesaplar arasında kaydırma yapılması hususunda, Yönetim Kuruluna yetki ve görev verilmesine oy birliği ile KARAR VERİLDİ." şeklinde kararlar alınmıştır.

Taraf ehliyeti hukuki ilişkinin sujesi olabilme ehliyetidir. 6100 sayılı HMK'nın 50. maddesinde "Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir." şeklinde açıklanmıştır. Davada taraf ehliyetinden maksat bir davada davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyetidir. Bu kavram medeni hukuktaki hak ehliyetinin, medeni usul hukuku alanındaki uzantısını oluşturur (Tanrıver, S., Medeni Usul Hukuku, C.I, 2016, S.485). Kişinin taraf ehliyetinin bulunması, taraf olarak yer aldığı davasını yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir; kişinin dava ehliyetine de sahip olması gerekir (Erişir, E., Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, 2007, S.57).

Dava ehliyeti ise bir kişinin bizzat yada tayin edeceği temsilcisi aracılığı ile dava açabilmesi, davayla ilgili usul işlemleri yapabilmesi ve kendisine karşı dava açılması halinde hakkını koruyucu beyanlarda bulunabilme yani savunma yapabilme ehliyeti olarak tanımlanabilir ve HMK'nın 51. maddesinde "Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre medeni hakları kullanma ehliyetine yani fiil ehliyetine sahip olanlar dava ehliyetine de sahiptirler.

Dava takip yetkisi HMK'nın 53. maddesinde "Dava takip yetkisi, talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir." denilerek açıklanmıştır. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kimseler taraf ve dava ehliyetine sahip olsalar bile, kendileri adına ve kendilerine karşı açılan davayı yürütebilmeleri ve esası hakkında hüküm alabilmeleri için dava konusu edilen talep bakımından dava takip yetkisine de sahip olmaları gereklidir. Taraf ve dava ehliyeti tarafların kişilikleriyle ilgili olmasına rağmen dava takip yetkisi dava konusuna ilişkindir (Pekcanıtez Usul, Medeni Usul Hukuku, 15. Bası, 2017, C.I, S.593).

Sıfat davanın esasına yani maddi hukuka ilişkin bir kavram olup dava konusu talep bakımından kimin hak sahibi, kimin yükümlü olduğunu ifade eder. Davada davacı ve davalı olarak yer almakla taraf olarak gösterilenlerin maddi hukuk bakımından gerçekten bu niteliği taşıyıp taşımamaları tümüyle birbirinden farklı kavramlardır.

Sıfat, tarafın bir özelliği olmadığı gibi usule ilişkin bir kavram da değildir. Aksine sıfat, davanın taraflarının ihtilaflı maddi hukuk ilişkisinin gerçek süjesi olup olmadığı ile ilgilidir (Pekcanıtez Usul, Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.I, s.607). Sıfat, nihai karar verildiğinde, davanın haklı veya haksız olduğunu ifade eder. Dava takip yetkisi ve sıfatın davadaki durumunu belirtmek bakımından, davanın yürütülmesi ve karara ulaşmasındaki sürecin dava takip yetkisini, bu sürecin sonunda maddi hukuka yönelik sonucun ise sıfatı karşıladığı söylenebilir (Pekcanıtez Usul, s.612).

Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet ehliyeti) da o hakkın sahibine aittir. Mesela, bir alacak davasında davacı olma sıfatı, o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, (dava konusu alacağın mevcut olmadığından dolayı değil) davacının davacı (alacaklı) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan, husumetten) dolayı reddedilir.(Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Prof. Dr. Baki Kuru, Av. Burak Aydın, Cilt.I, s.332). Taraf sıfatı dava şartı değildir. Çünkü sıfat, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin, bir maddi hukuk sorunudur. Sıfat yokluğu, bir def'i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hakim kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, s.333, 334).

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 11/11/2020 tarihli 2017/13-663 E. 2020/873 K. sayılı kararında; "....Davacı vekili; davalının müteahhidi olduğu apartmanda çatı ve garaj yalıtımı ile ilgili gizli ve açık ayıplar bulunduğunu, davalının zamanla artan sorunları gidermesi için uyarıldığını ancak çözüm sağlanamadığını, bunun üzerine apartman sakinleri tarafından yönetime yasal yolları kullanmak üzere yetki verildiğini, ayıpların mahkeme kanalıyla tespit edildiğini ve giderilmesi için gereken masrafın davalıdan tahsili yönünde icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız şekilde itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaliyle davalı aleyhine %40 icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; apartman adına dava açılamayacağını, davacının taraf sıfatının bulunmadığını, bilirkişi raporundaki tespitlerin gerçeği yansıtmadığını, dairelerdeki durumun su sızmasından değil havalandırma sonucu terlemeden meydana geldiğini, delil tespitinin icra takibine konu yapılamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

... 1. Tüketici Mahkemesinin ... tarihli ve ... E., ...K. sayılı kararı ile; yargılamayla tespit edilen ayıpların gizli ayıp niteliğinde olduğu ve zaman içinde kullandıkça ortaya çıkacağı anlaşılmakla davacının 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 4. maddesi doğrultusunda yasal haklarını kullanma imkânının doğduğu, bilirkişi tarafından ayıpların giderilmesi için gereken tutarın tespit edildiği gerekçesiyle itirazın kısmen iptaline, takibin 10.149,55TL asıl alacak üzerinden asıl alacağa dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle devamına, alacak yargılamayı gerektirdiğinden faiz ve inkâr tazminatı takdirine yer olmadığına karar verilmiştir.

Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince 27.01.2014 tarihli ve 2013/24627 E., 2014/1913 K. sayılı kararı ile;“…Davacı site yönetimi, dava konusu taşınmazın çatı ve zemininde yalıtım sorunu olduğu, bazı dairelerin yan duvarlardan su sızdığını bu ayıplar nedeniyle gerekli olan giderlerin tahsili için başlattığı icra takibine vaki itirazın iptaline karar verilmesini istemi ile eldeki davayı açmıştır. Bağımsız bölüm maliklerinin, kat malikleri kurulu kararı ile de olsa yöneticiye yetki vermesi ve yöneticinin kat malikleri adına dava açması hukuken mümkün değildir. Bu şekilde açılan davaya muvafakat vererek taraf teşkili sağlanması da mümkün değildir. Bu tür davaların bizzat kat malikleri tarafından açılması gerekir. Ancak, yönetici aynı zamanda kat maliki ise, kendisine ait bağımsız bölümdeki ile ortak yerlerdeki eksik iş ve ayıplı imalatların bedelinden kendi bağımsız bölümüne tapudaki arsa payına düşen kısmın tahsilini talep edebilir. Hal böyle olunca Mahkemece, yöneticinin kat maliki olup olmadığı araştırılarak, kat maliki ise sahip olduğu taşınmazlar nedeni ile hissesine düşen bölümü yönünden arsa payı oranında talebe hakkının olduğu kabul edilmeli, diğer hisseler yönünden davacı yöneticiliğin dava açma ehliyeti bulunmadığından, yönetici kat maliki değil ise kendisi açısından da husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerekir. Aksi düşüncelerle tüm taşınmaz yönünden işin esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Mahkemece 24.06.2014 tarihli ve 2014/1950 E., 2014/937 K. sayılı kararı ile; ilk karar gerekçelerinin yanında kat maliklerinin ortak olanlardaki ayıpların giderilmesi için yönetime yetki verdikleri, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 35. maddesinde kat malikleri kurulunca verilen kararların yerine getirilmesinin yöneticinin görevleri arasında sayıldığını, aynı Kanun’un 40. maddesinde "yönetici kaide olarak vekilin haklarına sahiptir" denilmekle yöneticinin davada mevcut konumu itibariyle vekâlet vermesinde KMK'ya aykırı bir durum olmadığı gibi şekil ve esas olarak da bağımsız bölüm malikleri aleyhine bir uygulama bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı vermiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; çatı ve zemin katta izolasyon ayıbı bulunduğu iddiasıyla onarım için gereken bedelin davalı müteahhitten tahsiline ilişkin olarak kat maliklerince apartman yönetimine yetki verilmesi üzerine yönetim tarafından icra takibi ve devamında itirazın iptali davası açılan somut olayda apartman yönetiminin taraf sıfatını haiz olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümlenmesinde öncelikle dava hakkı, dava ehliyeti ve taraf sıfatı kavramları üzerinde durulmalıdır.

Medeni hukukta olduğu gibi medeni usul hukukunda da ehliyet büyük önem taşır. Konunun temeli, “hak” ve “dava hakkı” kavramlarına dayalıdır.

Bireylerin bir hakkın inkâr veya ihlali durumunda yargı gücüne başvurarak haklarının etkin şekilde korunmasını istemek konusunda sahip oldukları yetkiye “dava hakkı” denilmektedir. Bir kimsenin bu korumayı yargı gücünden belli bir hasma karşı fiilen talep etmesi ise davadır.

Doktrinde davada taraf kavramını açıklamaya yönelik olarak maddi taraf kuramı, şekli taraf kuramı ve işlevsel taraf kuramı başlıkları altında toplanabilecek üç farklı yaklaşım bulunmaktadır. İşlevsel taraf kuramı yalnızca mal varlığı davaları bakımından tarafın belirlenmesine yönelik çözüm sunmakta iken, taraf olmayı maddi anlamda hakkın ayrılmaz parçası olarak gören maddi taraf kuramının aksine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) davada taraf tayininde, kimin kime karşı hukuki koruma istediğinin belirlenmesinde dava dilekçesinin esas alınmasını öngören şekli taraf kuramını esas aldığı münferit düzenlemelerinden (iradî taraf değişikliği: m.124; dava ve cevap dilekçelerinin içerikleri: m.119/1-b, c ve 129/1-b, c; kesin hükmün davanın tarafları açısından bağlayıcı olması: m. 303 gibi) açıkça anlaşılmaktadır.

HMK’nın 50. maddesinde taraf ehliyeti “Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir.” şeklinde açıklanmıştır.

Davada taraf ehliyetinden maksat bir davada davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyetidir. Bu kavram medeni hukuktaki hak ehliyetinin medeni usul hukuku alanındaki uzantısını oluşturur (Tanrıver, S.: Medeni Usul Hukuku, c.I, Ankara 2016, s. 485).

HMK’nın 53. maddesinde talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisi olarak tanımlanan dava takip yetkisi ise hukukumuzda davanın taraflarının tayininde şekli taraf kuramının kabul edilmesinin sonucu olarak taraf ve taraf sıfatı kavramlarının birbirlerinden ayrılmasının sonucu olarak varlık kazanmıştır.

Kişinin taraf ehliyetinin bulunması, taraf olarak yer aldığı davasını yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir; kişinin dava ehliyetine de sahip olması gerekir (Erişir, E.: Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, İzmir 2007, s.57).

Dava ehliyeti ise bir kişinin bizzat yahut tayin edeceği temsilcisi aracılığı ile dava açabilmesi, davayla ilgili usul işlemleri yapabilmesi ve kendisine karşı dava açılması hâlinde de hakkını koruyucu beyanlarda bulunabilme yani savunma yapabilme ehliyeti olarak tanımlanabilir.

Davada davacı ve davalı olarak yer almakla taraf olarak gösterilenlerin maddi hukuk bakımından gerçekten bu niteliği taşıyıp taşımamaları tümüyle birbirinden farklı kavramlardır.

Nitekim dava konusu kılınan subjektif hakla davanın tarafları arasındaki ilişkiyi ifade eden ve dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilmiş kişilerin maddi hukuk bakımından gerçekten hak sahibi veya yükümlü konumunda bulunup bulunmadığına ilişkin olarak sıfat kavramı karşımıza çıkar (Tanrıver, s.512). Sıfat, belirli ve somut bir davada husumeti yöneltebilmek olanağını sağlayan hukuki bir durum olup statüye mensup olmayı ifade eden bir niteliktir. Belirli bir hak üzerinde dava hakkını sağlayan statü, o hakka sahip olmak olabileceği gibi temsil kuralları uyarınca o hakta tasarruf yetkisi de olabilir. Başka bir anlatımla; ileri sürülen hakkın veya hukuki durumun söz konusu davayı açmak yetkisini verip vermediği keyfiyeti sıfat kavramına karşılık gelir.

Dava, bizzat hak sahibi tarafından açıldığı zaman hak sahibi olmak durumu ile sıfat kavramları örtüşmekte ise de; dava, hak sahibinden başka bir kişi tarafından açıldığında sıfat kavramı bütün özerkliği ve özelliği ile meydana çıkmaktadır.

Bu açıklamalardan sonra uyuşmazlıkta davacı konumundaki apartman yönetiminin hukuki statüsünü belirlemeye yönelik yasal düzenlemelerin ortaya konulması gerekir.

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun “Genel kurul” başlıklı 27. maddesinde, “Anagayrimenkul, kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartıyla, bu kurul tarafından kararlaştırılır.” düzenlemesi yer almaktadır.

Anılan Kanun’un 34. maddesinin birinci fıkrası, “Kat malikleri, ana gayrimenkulün yönetimini kendi aralarından veya dışarıdan seçecekleri bir kimseye veya üç kişilik bir kurula verebilirler; bu kimseye (Yönetici), Kurula da (Yönetim Kurulu) denir.” şeklinde düzenleme içermekredir. Aynı Kanun’un “Genel yönetim işlerinin görülmesi” başlıklı 35. maddesinde ise yönetici veya yönetim kurulunun görevleri sayılmış olup, (i) bendinde “Kat mülkiyetine ilişkin borç ve yükümlerini yerine getirmeyen kat maliklerine karşı dava ve icra takibi yapılması ve kanuni ipotek hakkının kat mülkiyeti kütüğüne tescil ettirilmesi” şeklindeki ifade ile dava açma hakkı düzenlenmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.06.2006 tarihli, 2006/18-483 E., 2006/473 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere kat malikleri kurulunun tüzel kişiliğinin bulunmadığı tartışmasızdır.

Ancak kanun koyucu tüzel kişiliği bulunmayan bu kurula 634 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile; bu kanundan doğan yetki ve görevleri kapsamındaki bazı iş ve işlemlerde kat maliklerini temsilen hukuki ilişki kurma ve dava takip yetkisi vermiştir.

Ne var ki ana taşınmazın genel yönetimi dışında kalan işler için yöneticinin dava takip yetkisi bulunmadığının kabulü gerekir (Kale, S.: Medeni Yargılamada Taraf Ehliyeti, İstanbul 2010, s.188).

Hâl böyle olunca gelinen aşamada eldeki davaya konu istemin KMK’nın 35. maddesinde verilen yetki kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığı irdelenmelidir.

Somut olayda kat malikleri adına yöneticinin açtığı davada kat mülkiyetine konu apartmanın ayıplı inşaa edildiği iddiasıyla müteahhit davalının sorumluluğuna gidilmesi talep edilmiştir. Ayıptan sorumluluk iddiası, kural olarak, ayıba konu sözleşmenin tarafları arasında gündeme gelir. Apartmandaki ayıp iddiasına konu alanların çatı ve zemin izolasyonu gibi ortak alanlara ilişkin olması doğrudan yönetimi kat mülkiyetinin kurulmasından önce gerçekleşmiş bir sözleşmenin tarafı kılmaz. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 13.12.2017 tarihli, 2017/13-689 E., 2017/1686 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.

Tüm bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık irdelendiğinde; dava konusu tazminat iddiasının temeli sözleşmenin ayıplı ifası nedenine ve bu hakkın devamı olarak tüketiciye tanınan seçimlik yetkilere dayandığından site yönetimine kat malikleri kurulunca yetki verilmiş olması, somut olay bakımından, yönetimin dava açma ehliyetinin bulunduğunu kabule yeterli sayılamaz. Bu yöndeki bir dava, Özel Daire kararında da işaret edildiği üzere, ancak kat maliklerince açılabilir...." gerekçesiyle kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Somut olayda; ...Bloklarının müteahhidi olan davalı müflis şirket ile dava dışı arsa sahipleri arasında imzalanan eser sözleşmesi niteliğinde düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve inşaat yapım sözleşmesi gereğince, ortak alanlarda yapılması taahhüt edilen ancak eksik bırakılan işler nedeniyle ... Yönetimi tarafından, genel kurul toplantısında yönetime verilen yetki çerçevesinde işbu dava açılmış ise de site yönetiminin işbu dava yönünden dava takip yetkisi olmadığı anlaşıldığından emsal Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere 6100 sayılı HMK'nın 114/1.e ve 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

  1. Davanın dava şartı yokluğu nedeni ile USULDEN REDDİNE,

  2. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesine göre tahsili gereken karar harcı 427,60 TL olduğundan peşin yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 247,70 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

  3. Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,

  4. Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre hesap ve takdir edilen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,

  5. Gider avansının kalan kısımlarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran taraflara iadesine,

Dair, tarafların yokluğunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 10 günlük süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 18/07/2024

BAŞKAN

ÜYE

ÜYE

KATİP

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

kararDüzenlenenverildi"istanbul235))YönelikCetvelinekatipKayıtTasfiyesindeTalebibaşkanKabul(İflasİtirazSırahüküm(İİK

Kaynak: karar_mahkeme

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:34:55

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim