Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/911 E. 2023/241 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2021/911
2023/241
7 Haziran 2023
T.C.
GAZİANTEP
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : ....
KARAR NO : ....
HAKİM : ... ...
KATİP : ... ...
DAVACI : ... - ...
VEKİLİ :....
DAVALI : ... - ... ...
VEKİLİ :....
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 30/12/2021
KARAR TARİHİ : 07/06/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 26/06/2023
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilin inşaat sektöründe mesleğini yürütmekte iken faaliyetleri sırasında yine inşaat malzemeleri sektöründe faaliyet gösteren karşı taraf şirketle sürekli alışveriş yaptığını, müvekkilin bu alışveriş süresinde karşı tarafa nakit, çek ve bono olmak üzere ödemeler yapmakta ve karşı taraftan malzeme aldığını, bu şekilde hesapların sürekli artı eksi devam ettiğini, müvekkilin faaliyetini durdurması sonucu müvekkilin karşı taraftan alacaklı olarak kaldığını, defalarca görüşülmesine rağmen karşı tarafın müvekkile ödeme yapmadığını, açıklanan bu nedenlerle şimdilik 10.000,00 TL alacağın davalı taraftan alınarak müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının müvekkil şirkete borcu karşılığında 40.000,00 TL tutarında 30/07/2018 tarihli ödenmemiş çeki olduğunu, bu durumun ticari defterler incelendiğinde anlaşılacağını, davalı ile müvekkil şirket arasında ticari ilişki olduğunu, davacının aldığı inşaat malzemelerinin karşılığında 40.000,00 TL bedelli 30/07/2018 ödeme tarihli çeki müvekkil şirkete verdiğini, müvekkil şirketin çeki bankaya ibraz ettiğini ve çekin karşılıksız çıktığını, karşılıksız çek için Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2018/106432 takip sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlatıldığını, davacının hala çek bedelini davalı şirkete ödemediğini, davacı tarafın kötü niyetli olduğunu ve açıklanan bu nedenlerle açılan davanın reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLER:
-
Tarafların usulünce ileri sürmüş oldukları iddia ve savunmaları,
-
Ticari defterler ve belgeler,
-
İlgili yasal mevzuat ve yargısal içtihatlar,
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLER, TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dava Nevi İtibari İle Ticari Defter Kayıtlarından Kaynaklı Alacak İstemine İlişkindir.
Özel hukuka ilişkin bir davada, hâkim kural olarak doğduğu iddia edilen bir hukuki sonucun, gerçekten doğup doğmadığını belirleyebilmek için, o hukuki sonucu öngören hukuk kuralındaki şartların (unsur vakıaların, öğe olayların), somut olarak ortaya çıkıp çıkmadıklarını kendiliğinden araştıramaz. O hukuki sonucun doğduğunu iddia eden taraf, gerçekleşmesi gereken şartların, unsur ve vakıaların somut olarak gerçekleştiğini ispat etmelidir (Umar, B./Yılmaz, E.: İspat Yükü, İstanbul 1980, s.l). Bu çerçevede ispat, bir davada ileri sürülen hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların gerçekten mevcut olup olmadıkları konusunda, birtakım araçlarla mahkemeye kanaat verme işlemi olarak tanımlanabilir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.6 hükmünde "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan m.190 hükmünde de; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” denilmektedir.
Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.
Her iki yasa düzenlemenin lafzından da açıkça anlaşılacağı üzere bir taraf bir vakıayı iddia ettiğinde iddia edilen vakıanın gerçekleşmiş olduğunu ispatla mükelleftir.
Daha önceden aynı konuda verilmiş davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararın etkisine dair yapılan değerlendirme;
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294. maddesinde düzenlendiği üzere; hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada oluşturulur ve tefhim edilir. Türk Hukuk Lûgatında da “hüküm” Hukuk Muhakemeleri Usulü’nde yargıcın inceleme ve yargılama sonucu taraflara yükletilen külfeti, görevi ve tanınan haklar ile yetkileri gösteren beyanı, yani uyuşmazlığı sonuçlandıran karar olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 507). Hükmün tefhimi, hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle gerçekleştirilir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294/1. maddesinde mahkemelerin önüne gelen uyuşmazlığı usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği üzere, hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihai kararlar denilmektedir. Başka bir anlatımla; nihai karar (son karar), bir anlaşmazlığı sonuca bağlayan ancak, istinaf ve temyiz yoluna başvurma olanağı bulunan yargı kararlarıdır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 661-662).
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmiş ise; buna “nihaî karar (hüküm)” denilmektedir. Uyuşmazlığı usule ilişkin kararlarla sonuçlandıran mahkeme kararları, hüküm teşkil etmeyen usule dair nihaî kararlardır. Bu nedenle “karar” sözcüğünün kapsamına hem maddi hukuka ilişkin “hüküm” adı verilen nihai kararlar hem de usule ilişkin nihaî kararlar girmektedir. Nihaî karar kapsamına da hem hüküm niteliğindeki kararlar hem de usule ilişkin kararlar dâhil bulunmaktadır.
Uyuşmazlığı esastan çözmemekle birlikte, davaya görülmekte olan mahkemede son veren kararlar usule ilişkin nihai karar olarak nitelendirilir. Usule ilişkin nihai kararlar davanın esasına yönelik olmadığından maddi anlamda kesinleşmeye elverişli değildirler. Bu karar şekli anlamda kesinleşmiş olsa bile, maddi anlamda kesinleşmeye elverişli olmadığından, söz konusu eksiklikleri gidererek aynı tarafların aynı konuda ve aynı sebeplere dayanarak yeniden bir dava açması mümkündür (Pekcanıtez Hakan/Özekes Muhammet/Akkan Mine/Korkmaz Taş Hülya.: Medenî Usûl Hukuku, İstanbul, Mart 2017, C. III, s. 1973-1974). Dolayısıyla, kararın ilişkin bulunduğu usulî sorun giderildikten sonra açılan davada kesin hüküm itirazında bulunulamaz. Bu kararlar genelde usulî bir eksikliğin yahut usul kurallarına uyulmamış olmasının sonuçlarını tespit edici nitelik taşırlar. Mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları (HMK m.115/2) da, usule ilişkin nihai kararlardır.
Esasa ilişkin nihai kararlar (hüküm) ise, hâkimin maddi hukuk kurallarını uygulayarak uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (HMK m. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o dava konusu uyuşmazlık hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir. (Emsal karar için bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/(15)6-110 Esas ve 2023/18 Karar sayılı ilamı)
Ayrıca, usûle ilişkin nihaî kararlar, olağan kanun yollarından geçerek (veya süresi içinde kanun yollarına başvurmadan) şekli anlamda da kesinleşmiş ise tarafları, dava sebebi ve dava konusu ilk dava ile aynı olan ikinci bir davanın açılması halinde, ilk davada hangi usuli sorun hakkında karar verilmişse o konuda maddi anlamda kesin hüküm teşkil ederler. Bununla birlikte söz konusu usuli eksiklik tamamlanır ise, bu konuda tekrar dava açılabilir ve önceden kesinleşmiş olan (usule ilişkin) karar da buna engel teşkil etmez.
Görevsizlik, yetkisizlik ve davanın açılmamış sayılması kararları ile dava şartlarından birinin bulunmaması nedeniyle davanın usulden reddi kararı ve davacının (davalının rızası ile) davayı geri alması nedeniyle davanın son bulduğunu belirten kararlar, yargılamayı sona erdiren ve fakat taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan hâlletmeyen birer usûle ilişkin nihaî karardır. Bu kararlar, yazılması, kapsamı ve kanun yolları bakımından, hükümler gibi işlem görürler (HMK m. 294/6). (Emsal karar için bknz. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin 2015/2847 Esas ve 2015/13183 Karar sayılı ilamı)
Somut olayda aynı konuda davacı tarafından açılan Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/.7 Esas ve 2021/. Karar sayılı dosyasının 02/11/2020 tarihli duruşmasında taraf vekillerine Ticari defterlerini ibraz etmek üzere 2 haftalık kesin süre verilmiştir. Davacı vekili tarafından ibraz edilen 17/11/2020 tarihli dilekçe ile müvekkilinin ticari defterlerini bulunmadığı bildirilmiş ardından ise dava takipsiz bırakılmıştır. Davanın takipsiz bırakılması üzere HMK 150 uyarınca yenileme talebinde bulunulmadığından dava hakkında açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Bunun üzerine aynı konuda mahkememizde açılan davada, daha önce verilmiş olan kesin süreye rağmen davacının ticari defterlerini ibraz etmemesi hususu mahkememiz açısından usule ilişkin kesin hüküm teşkil ettiğine kanaati hasıl olmuştur. Bu nedenle 22/06/2022 tarihli ara karar ile davacının ticari defterlerinin incelenmemesine karar verilmiştir.
Bu nedenle davacının davasını ispat edebilmesi için sadece davalının ticari defterleri incelenebilecektir.
Ticari defterlerin bilirkişi incelemesine dair tespitler;
Hukuk Muhakemeleri Kanununun ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. maddesi;
"(1)Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
(2)Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
(3)İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
(4)Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
(5)Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır." hükmünü amirdir.
HMK nın 222 ve devamı maddelerine göre defterlerin sahibine delil olabilmesi için uyuşmazlığın ticari işten kaynaklanması, uyuşmazlığın tacirler arasında çıkmış olması, ticari defterlerdeki kayıtların birbirini doğrulaması, ticari defterlerin kanuna uygun tutulmuş olması gerekir.
HMK 222/3 maddesi "İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir" şeklinde düzenlenmiştir.
HMK 222/3 değişikliği ile ilgili TBBM Komisyon gerekçesi "Madde 24- Maddeyle, Kanunun ticari defterlerin ibrazı ve delil olmasına ilişkin 222 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Mevcut metne göre diğer tarafın defter kayıtlarında ilgili hususta hiçbir kayıt bulunmaması halinde, ibraz eden tarafın ticari defterindeki kayıtlar, sahibi lehine delil olarak kabul edilebilmektedir. Ticari defteri ibraz edenin tek taraflı işlemiyle oluşturduğu kayıtların, bu kayıtlardan hiçbir şekilde haberi olmayan karşı taraf aleyhine delil teşkil ediyor olması hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi hukuk güvenliği ilkesine de aykırılık teşkil edebilmektedir. Bu sebeple maddede yapılan değişiklikle, ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için öngörülen unsurlardan biri olan, diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtların "ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi" hali, madde metninden çıkarılmaktadır. Kural tersine çevrilmekte ve karşı tarafın maddede belirtilen usule uygun olarak tuttuğu ticari defterini ibraz ettiği halde ileri sürülen hususta hiçbir kayıt içermemesi halinde ticari defterin, sahibi lehine delil olarak kullanılamayacağı açıkça hükme bağlanmaktadır. Madde metni dışına çıkarılan "ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi" durumunun yerine, "diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi" durumu maddeye ilave edilmektedir. Buna göre ticari defterde yer alan herhangi bir kaydın, sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi gerekecektir. Bu düzenlemenin hakkaniyete ve hukuk güvenliği ilkesine uygun olduğu düşünülmektedir. Zira ticari defteri ibraz edenin defterinde yer alan ve diğer tarafı muhatap alan kayıt, diğer tarafa sunulmakta ve diğer tarafın kendi defterindeki kayıtlara dayanarak karşı delilini ileri sürmesi beklenmektedir. Diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi hali, ileri sürülen delili hükümden düşürecek başka herhangi bir kayda sahip olmadığı anlamına gelecektir. Belirtilmelidir ki defter ibraz etmeyen tarafın, diğer tarafın ticari defterindeki kayıtların aksini senet veya diğer kesin delillerle ispatlama hakkı saklıdır." şeklindedir.
HMK 222/3 değişikliğiyle kanunun gerekçesinde de açıklandığı üzere davacı artık davasını davalının ticari defterleri ile ispatlayabilecektir. HMK'da ticari defterlerin ayrı bir delil olarak düzenlenmiş olması, TTK'da tacir olmanın hüküm ve sonuçlarında ticari defter tutma zorunluluğunun getirilmiş olması dikkate alındığında da ticari hayatın ilerleyebilmesi ve ticari uyuşmazlıkların hızlı ve doğru şekilde çözümlenebilmesi için hükmün bu şekilde değerlendirilmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varılmıştır.
Daha önceden usuli verilen kararın davalı lehine usuli kazanılmış hak teşkil ettiği dikkate alınarak sadece davalının ticari defterinin incelenebileceği gerektiği kanaati hasıl olmuştur.
Davalı taraf ticari defterlerinin incelenmesinde;
Bilirkişi hazırlamış olduğu 06/12/2022 tarihli raporda özetle;
Davalının dava dosyasına 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait yevmiye ve kebir defterlerini yerinde ibraz ettiğini, davalının dava dosyasına yerinde ibraz ettiği bu 2016, 2017 ve 2018 yılları yevmiye ve kebir defterlerini e-defter olarak tuttuğunu, e-defter olarak tuttuğu 2016, 2017 ve 2018 yılları yevmiye ve kebir defterlerinin noter açılış ve noter kapanış tasdiklerinin yerine geçecek olan e/defter beratlarını sistemden zamanında ve usulüne uygun olarak aldığını,
Davalı tarafa ait 2016, 2017 ve 2018 yılları yasal defter ticari münasebet kayıtlarına göre, davalının anılan yıllarda davacıya 313.003,81 TL tutarında satış yaptığını, yaptığı bu satışların karşılığında davacıdan alınan çeklerle 132.848,25 TL, gelen banka havaleleriyle 165.993,48 TL olmak üzere toplamda 298.841,73 TL tutarında tahsilat yaptığını, böylece davalı tarafın incelenen bu 2016, 2017 ve 2018 yılları yasal defter ticari münasebet kayıtlarına göre davalının davacıdan 14.162,08 TL alacağının kaldığı kaydının olduğunu mahkememize bildirmiştir.
Davalının usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerinden davacının alacağının olmadığı anlaşıldığından davacının davasını ancak kendi ticari defterleri veya kesin delillerle ispat edebilecek konumdadır. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2018/2473 Esas-2019/5340 Karar)
Davacının ticari defterlerini usuli kesin hüküm kapsamında ibraz edemeyecek olması dikkate alındığında ancak kesin delil veya yemin ile davasını ispat edebilecektir.
Bu noktada yemin delilinin niteliğini incelemek gerekecektir.
Deliller ve yemin delili bakımından yapılan değerlendirme;
İspat için başvurulan araçları ifade eden deliller ise HMK’da senet, yemin, tanık bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukuki sonuçlar bakımından "kesin" ve "takdiri" deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller hâkimin bağlı olduğu ve takdir yetkisine sahip olmadığı delillerdir.
Bu bağlamda belirtmek gerekir ki uyuşmazlık konusu olan "yemin delili" de kesin deliller içerisinde yer almakta olup, hâkimi bağlamaktadır.
Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK).
Bir ispat vasıtası olan yeminin konusu 6100 sayılı HMK’nın 225. maddesine göre, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Görüleceği üzere yemin, tarafın kendisinden kaynaklanan (ondan sadır olan) vakıalar hakkında verilebilir.
6100 sayılı HMK’nın “yemin teklifi” başlıklı 227. maddesi;
“Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf dahi yemin teklif edebilir.
(2) Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez”.
Hükmünü içermektedir.
Buna göre, yemin teklifini, ispat yükü kendisine düşen taraf yapar.
Yemin delili hakkındaki usul hükümlerine değinmek gerekirse:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Yemine davet” başlıklı 228. maddesi;
“Yemin teklif edilen kimse, duruşmada bizzat hazır bulunmadığı takdirde, kendisine yemin için bir davetiye çıkarılır.
Yemin davetiyesine, yemine konu hususlar hakkında sorulacak sorular ile geçerli bir özrü olmaksızın yemin için tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği veya gelip de yemini iade etmediği yahut yemini eda etmekten kaçındığı takdirde, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı yazılır.”
“Yeminin şekli” başlıklı 233. maddesi;
“Yemin, mahkeme huzurunda eda olunur.
Hâkim, yeminin icrasından önce yemin edecek kimseye, hangi konuda yemin edeceğini açıklar, yeminin anlam ve önemini anlatır ve yalan yere yemin etmesi hâlinde cezalandırılacağı hususunda dikkatini çeker.
Yemin edecek kimse, yemin konusunun yeterli açıklıkta olmadığını ileri sürerse; hâkim, karşı tarafın görüşünü aldıktan sonra derhâl bu konuda kararını verir.
Sonra "Size sorulan sorular hakkında, gerçeğe uygun cevap vereceğinize ve hiçbir şey saklamayacağınıza namusunuz, şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç ve değerler üzerine yemin eder misiniz?" diye sorar. O kimse de "Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum." demekle yemin eda edilmiş sayılır.
Yemin eda edilirken, hâkim de dâhil olmak üzere hazır bulunan herkes ayağa kalkar.”
“Yemin tutanağının düzenlenmesi” başlıklı 238. maddesi ise;
“Hâkim, yemin eden kimsenin beyanını dinleyip tutanağa geçirir ve yazılanları yüksek sesle huzurunda okur; beyanında ısrar edip etmediğini sorar ve verilen cevabı tutanağa kaydeder.”
şeklinde düzenlenmiştir.
Davacının dava dilekçesi tetkik edilmiş ve yemine deliline dayanmış olduğu görülmüştür.
Mahkememizin 22/06/2022 tarihli ara kararı ile davacı vekiline yemin delil hatırlatılmıştır.
Davacı vekili yemin deliline dayandığını mahkememize bildirmiş, usulüne uygun yemin davetiyesi davalı tarafa çıkartılmıştır.
Davalı şirket temsilcisi Mahkememizin 24/05/2023 tarihli duruşmasına katılarak yemini eda ederek davacı tarafa herhangi bir borcunun olmadığını beyan etmiştir.
Neticeten;
Davalı taraftan ticari defter kayıtlarına göre alacaklı olduğunu iddia eden davacı Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/57 Esas ve 2021/337 Karar sayılı dosyasında ticari defterlerini ibraz etmemiş ardından davayı takipsiz bırakmıştır. Takipsiz bırakılan davada davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Mahkememizce aynı konuda, aynı taraflar arasında açılan 2020/57 Esas sayılı dosyasında ticari defterlerin ibraz edilmemiş olması usule ilişkin kesin hüküm teşkil ettiğinden davacı tarafın ticari defterleri incelenmeden sadece davalı tarafın ticari defterleri esas alınarak inceleme yapılmıştır. Davacı tarafın davalı taraftan alacaklı olduğu iddiası davalı tarafın usulüne uygun tutulmuş ticari defterleri ile de ispat edilememiştir. Davacı tarafından davalının ticari defterlerinin aksine kesin delil ibraz edilmemiştir. Bunun üzerine davacı tarafa yemine delili hatırlatılmış, davalı taraf usulüne uygun yemini eda ederek davacının bir alacağını olmadığını beyan etmiştir. Buna göre davacı tarafın davalıdan alacaklı olduğunu ispat edemediği anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamı denetime elverişli şekilde aldırılmış bilirkişi raporu, taraf beyanları hep birlikte incelendiğinde davasının reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
-
Davanın REDDİ ile;
-
Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 179,90 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 170,78 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 9,12 TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
-
Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
-
Davalı tarafından herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
-
Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
-
Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE,
-
Dava açılmadan önce başvurulan arabuluculuk dava şartı nedeniyle 1.320,00 TL arabuluculuk ücreti konusunda Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/57 Esas ve 2021/337 Karar sayılı dosyasında hüküm tesis edildiğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan tarafa okunmak suretiyle tefhim edildi.07/06/2023
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 19:05:01