Erzurum BAM 3. HD 2022/1266 E. 2024/1042 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
bam
2022/1266
2024/1042
27 Mayıs 2024
T.C.
ERZURUM
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/1266
KARAR NO : 2024/1042
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/04/2022 (Karar)
NUMARASI : 2022/68 Esas, 2022/272 Karar
DAVA : Menfi Tespit (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne dair verilen karara karşı yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ın, asıl borçlu ... tarafından davalı bankanın ... vergi numaralı Erzurum ... Şubesi'ne götürüldüğünü ve burada şube çalışan yetkililer ile beraber davacıya herhangi açıklama yapmadan, kefil olduğu ve kefalet miktarı gibi hususlar kesinlikle belirtilmeyerek, davacının bilgisizliğinden faydalanarak imza attırıldığını, davacıya tebliğ edilen ihtarname dolayısıyla davalı kurumun işlemi gerçekleştiren ... şubesinden imzaladığı sözleşmenin örneğini talep ettiğini, fakat kendisine verilmediğini, davalı kurumun mevcut konumu sebebi ile davacının aciz durumda olduğunun aşikar olduğunu, davalı kurumun davacının hesaplarına bloke koyulduğunu, yine davanın konusu sözleşmeye ilişkin kefalet ilişkisinin geçerli olabilmesi için eşin rızasının olması zorunlu olduğunu ve davacının eşinin böyle bir rızasının olmadığını, tüm bu açıklanan nedenler göz önünde bulundurularak davacının kefil sıfatının olmadığının, kefalet işleminin geçersiz olması nedeniyle herhangi bir borcunun olmadığının tespitine, ... İcra Müdürlüğünün 2021/... Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan takibin iptaline, davalı banka aleyhine alacağın %40 'ı oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesine ve yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davalı bankaya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı asil ...'ın, 16.04.2020 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında dava dışı ... tarafından kullanılan krediye kefalet yükümlülüğü kapsamında kefil olduğunu, söz konusu kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle öncelikle Ankara ..Noterliğinin 14.09.2021 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile borcun ödenmesi ihtarı tebliğ edildiğini, alacağın tahsili amacıyla 06.01.2022 tarihinde Erzurum .... İcra Müdürlüğü 2021/... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, borçlulardan davacı ...'ın 16.01.2022 tarihinde borca ve takibe itiraz etmesi akabinde ilgili icra müdürlüğü tarafından 17.01.2022 tarihinde icra takibinin durdurulmasına karar verildiğini, davacının itirazı üzerine davalı müvekkil banka genel müdürlüğü tarafından yapılan inceleme sonrasında; dosyaya sunulan ...Bankası ... Şubesinin 04.11.2021 tarihli "kefaletin geçerli olmadığına dair" yazıdan haberdar olunmadan sehven icra takibi başlatıldığının anlaşıldığını ve icra takibinden feragat ettiklerini, tüm bu açıklanan nedenler göz önünde bulundurularak davanın konusuz kalmış olması usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte olması halinde ise haksız ve hukuki dayanaktan yoksun iş bu davanın esastan reddine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini savunmuştur.
YEREL MAHKEME KARARI;
Mahkemece, "... Somut olayda, davalı tarafından davacı aleyhine kredi genel sözleşmesinden kaynaklı ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin tebliği üzerine 16/01/2022 tarihinde davalı borçlu tarafından takibe yönelik itiraz dilekçesi sunulduğu, davacı tarafından 29/01/2022 tarihinde menfi tespit talepli işbu davanın açıldığı, davanın açılması sonrasında davalı alacaklı tarafından icra takip dosyasına 02/02/2022 tarihinde davacı borçlu hakkında başlatılan takipten vazgeçtiklerine dair dilekçe sunulduğu ve icra müdürlüğü tarafından davacı borçlu yönünden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği görülmektedir. Davalı vekili duruşma esnasında davacının işbu davayı açmasında hukuki yararının bulunmadığını beyan etmiştir. Öncelikle davacının icra takibine itirazda bulunması sonrasında menfi tespit talepli işbu davayı açmakta korunmaya değer bir hukuki yararının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Menfi tespit davası İİK'nun 72. Maddesine göre icra takibinden önce açılabileceği gibi takip sırasında da açılabilir. Duran takibin devamını sağlamak amacıyla itirazın iptali davasının açılmadığı durumlarda borçlunun menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığının kabulü doğru görülemez. Borçlu davacının tehdit unsuru taşıyan borç belgesi karşısında bundan kurtulmak ve maddi hukuk açısından borçlu olmadığının tespitine dair kesin hüküm elde etmek amacıyla dava açmakta hukuki yararı vardır. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 13/10/2014 tarih 24830/30918 sayılı kararı) Bu durumda her ne kadar davacı icra takibine yönelik itirazda bulunmuş ise de; menfi tespit talepli işbu davayı açmakta hukuki yararı bulunmaktadır.
Davalı vekili, davacı hakkında başlatılan icra takibinden feragat edilmesi nedeniyle davacı hakkında yürütülen herhangi bir takip bulunmadığını, bu nedenle davacının işbu davayı açmakta hukuki yararının olmadığını ileri sürmektedir. Davacı tarafından 29/01/2022 tarihinde menfi tespit davasının açılması sonrasında davalı alacaklı 02/02/2022 tarihinde icra takip dosyasına sunduğu dilekçe ile davacı borçlu hakkında başlatılan takipten vazgeçtiklerini beyan ettiği görülmektedir. Her dava açıldığı tarihteki duruma göre değerlendirilmelidir. Menfi tespit talepli işbu davanın açıldığı tarihte davacı borçlu hakkında geçerli olan bir icra takibi mevcuttur. Dava sonrasında icra takibinden vazgeçilmesi davacının hukuki yararının olmadığı sonucunu doğurmayacaktır. Bu nedenle davalı vekilinin davacının hukuki yararının bulunmadığına yönelik itirazlarının yerinde olmadığı sonucuna varılmaktadır. Kaldı ki, yerleşik yargıtay içtihatlarına göre alacaklının icra takibinden feragat etmesi maddi hukuk açısından bir sonuç doğurmayıp, takip hukuku açısından sonuç doğurmaktadır. Bu nedenle alacaklının icra takibinden vazgeçmesi sonrasında aynı talepli yeni bir takip başlatma ihtimali her zaman mevcuttur. Dava dilekçesinde, davacı kefalet sözleşmesinin geçersizliği nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile hakkında başlatılan icra takibinin iptaline karar verilmesini talep ettiğinden ve davalı alacaklının takipten vazgeçmesine rağmen yeniden takip başlatma ihtimali bulunduğundan davacının işbu davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu ve esas itibariyle davanında konusuz kalmadığı anlaşılmaktadır.
Davalı banka tarafından davacı aleyhine kredi genel sözleşmesine yönelik kefalet sözleşmesinden dolayı icra takibi başlatıldığı dosya kapsamı ile sabittir. İcra takibinin başlatılmasından önce 04/11/2021 tarihinde davalı banka tarafından sözleşmenin eksik düzenlenmesinden dolayı müteselsil kefaletin geçerli olmadığına dair belge verildiği ve bu belgenin de davalı banka tarafından kabul edildiği anlaşılmaktadır. Davalı vekili, gerek cevap dilekçesinde gerekse duruşma esnasındaki beyanlarında, davalı bankanın kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığını kabul ettiğini ileri sürmektedir. Kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığının alacaklı tarafından kabul edildiği, icra takibinin geçerli olmayan bu sözleşmeye dayalı olarak başlatıldığı dikkate alındığında, davacının bu sözleşmeden dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesine yönelik talebinin kabulü gerekmektedir. Davacı, hakkında başlatılan Erzurum ... İcra Müdürlüğünün 2021/... esas sayılı dosyasının iptalini de talep etmiş olup; yargılama sırasında davalı alacaklının vazgeçmesi nedeniyle dosyanın davacı borçlu hakkında işlemden kaldırılmasına karar verildiğinden, davacının bu talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermek gerekmiştir.
İcra takibine başlamadan önce davalı banka tarafından davacıya kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığına dair belge verildiği, kefalet sözleşmesinin yasada aranan şartları taşımaması nedeniyle geçerli olmadığının bilinmesine rağmen bu sözleşmeye dayalı olarak davacı borçlu aleyhine icra takibi yapıldığı görülmektedir. Bir güven kurumu olan bankanın işlemlerini gerçekleştirirken azami düzeyde dikkat ve özen göstermesi gerekmektedir. Geçersiz olduğunu bildiği sözleşmeye dayanarak icra takibi başlatan ve borçlunun tüm hesaplarına bloke koyan davalı banka bu haliyle haksız ve kötü niyetli kabul edilmelidir. Davacının dava dilekçesinde %20 oranında tazminatının davalıdan tahsilini talep ettiği, davalı bankanın icra takibi başlatmakta haksız ve kötü niyetli olduğu, bu haliyle kötü niyet tazminatı için yasada aranan şartların gerçekleştiği anlaşıldığından takip konusu miktar üzerinden hesaplanan %20 oranındaki kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle "Davanın KABULÜ ile, Davacının Erzurum ... İcra Müdürlüğünün 2021/... Esas sayılı dosyasında takip konusu edilen asıl borçlusu ... olan 16/04/2020 tarihli genel kredi sözleşmesinden dolayı borçlu olmadığının tespitine, Davacının icra takip dosyasının iptali talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, Takip konusu miktar üzerinden hesaplanan %20 oranındaki tutar olan 169.393,75 TL tutarında kötü niyet tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine" şeklinde karar verilmiş, karara karşı davalı vekili ve davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF İTİRAZLARI:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı ...'ın 16/04/2020 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında dava dışı ... tarafından kullanılan krediye kefalet yükümlülüğü kapsamında kefil olduğunu, söz konusu kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle Ankara .... Noterliğinin 14/09/2021 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile borcun ödenmesi ihtarının tebliğ edildiğini, alacağın tahsili amacıyla 06/01/2022 tarihinde Erzurum ... İcra Müdürlüğü'nün 2021/... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davacı ...'ın 16/01/2022 tarihinde borca ve takibe itiraz etmesi üzerine icra müdürlüğü tarafından 17/01/2022 tarihinde icra takibinin durdurulmasına karar verildiğini, davacının itirazı üzerine müvekkil banka genel müdürlüğü tarafından yapılan inceleme sonrasında; dosyaya sunulan ...Bankası ... Şubesinin 04.11.2021 tarihli "kefaletin geçerli olmadığına dair" yazıdan haberdar olunmadan sehven icra takibi başlatıldığının anlaşıldığını, 02/02/2022 tarihinde icra takibinden feragat ettiklerini, feragat harcının müvekkili tarafından dosyaya yatırılarak davacı hakkında başlatılan takipten feragat edildiğini, icra müdürlüğünce davacı yönünden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiğini, bununla birlikte davacının müvekkil banka nezdinde bununa hesaplarına konulan blokenin de kaldırıldığını ve hesapta bulunan paraların da davacının kullanımına sunulduğunu, davacı tarafından 29/01/2022 tarihinde menfi tespit davası açıldığını ve mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini, ancak iş bu davada hukuki yarar bulunmadığından HMK'nın 144/1-h maddesi uyarınca davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğunu, mahkeme gerekçesinin aksine 02/02/2022 tarihli feragat dilekçesinde açıkça davacı hakkında dava konusu kefaleti sebebiyle hiçbir şekilde kendisine karşı banka tarafından takip başlatılmayacağının belirtilerek davacı hakkındaki takipten vazgeçildiğini, mahkeme gerekçesinin yasal dayanağının bulunmadığını, davacı hakkındaki takibin sehven başlatıldığı anlaşıldığından ve takipten feragat edildiğinden müvekkil banka aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesi gerektiğini, tüm bu nedenlerle tehir-i icra taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı bankanın kötü niyetli olduğunun ispat edildiğini, dava dilekçesinde müvekkilinin mağduriyetinin boyutu da dikkate alınarak %40 oranında kötü niyet tazminatı talep edilmiş olmasına rağmen mahkemece %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedildiğini, maddi hata sebebiyle bu şekilde hüküm kurulduğu kanaatinde olduklarını, bu hususun düzeltilerek onanmasını talep ettiklerini, davalı bankanın kötü niyetli olduğunun sabit olduğunu, davalı bankanın basiretli bir tacir gibi davranmayarak kefaletin geçersiz olmasına rağmen müvekkili hakkında icra takibi başlattığını, müvekkiline borçlu olmadığına dair yazıyı veren şube ile müvekkili hakkında icra takibini başlatan şubenin aynı banka şubesi olduğunu, "haberimiz yoktu" şeklinde bir gerekçe sunulamayacağını, davalı bankanın basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünü ihlal ettiğini, icra takibinden feragat edildikten sonra müvekkilinin hesaplarındaki blokenin kaldırılmadığını, kendilerinin başvurusundan günler sonra blokenin kaldırıldığı ve müvekkilinin mağduriyetinin devam ettirildiğini, tüm bu nedenlerle ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda davalı banka aleyhine %40 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davalı tarafın istinaf itirazlarını kabul etmediklerini, tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak kötü niyet tazminatının %40 oranında hükmedilmesi yönünde düzeltilerek onanmasına karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Dava; İcra takibinden sonra açılan menfi tespit istemidir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde, davacı vekili dava dilekçesinde davacının banka şube çalışan yetkilileri ile beraber davacıya herhangi açıklama yapmadan, kefil olduğunu ve kefalet miktarı gibi hususlar kesinlikle belirtilmeyerek, davacının bilgisizliğinden faydalanarak imza attırıldığını, davanın konusu sözleşmeye ilişkin kefalet ilişkisinin geçerli olabilmesi için eşin rızasının olması zorunlu olduğunu ve davacının eşinin böyle bir rızasının olmadığını iddia ederek, kefalet işleminin geçersiz olması nedeniyle herhangi bir borcunun olmadığının tespitini ve davalı aleyhine alacağın % 40 'ı oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep ettiği, davalı vekili cevap dilekçesinde davalı banka genel müdürlüğü tarafından yapılan inceleme sonrasında; dosyaya sunulan ...Bankası ... Şubesinin 04.11.2021 tarihli "kefaletin geçerli olmadığına dair" yazıdan haberdar olunmadan sehven icra takibi başlatıldığının anlaşıldığını ve icra takibinden feragat ettiklerini ileri sürerek davanın konusuz kalmış olması usulden reddini talep ettiği, mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf itirazlarının incelenmesinde;
2004 sayılı İİK'nın 72/5. Maddesine göre; (Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmisinden aşağı olamaz.
Bu madde kapsamında somut olay değerlendirildiğinde yasal değişikliğin yapıldığı 02/07/2012 tarihinden önce yapılan icra takiplerinde takibin haksız ve kötü niyetli olduğu durumlarda takdir edilecek tazminat miktarı % 40'dan aşağı olamayacaktır. Yani icra takip tarihi 02/07/2012 tarihinden sonra ise tazminat miktarı % 20'den aşağı olamayacaktır. Somut olayda icra takip tarihi 06/01/2022 olup tazminat miktarının aşağı oranı % 20'dir. Bu sebeple davacı vekilinin bu hususa yönelik istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.
Davalı vekilinin ileri sürdüğü istinaf itirazlarının incelenmesinde;
Somut olayda, davalı vekilinin Erzurum ... İcra Müdürlüğü'ne 02.02.2022 tarihinde ibraz ettiği bila tarihli dilekçede "... tarafından dosyaya sunulan, ...Bankası Pasinler/Erzurum Şubesi tarafından ...’a verilmiş olan, 04.11.2021 tarihli “kefaletin geçerli olmadığına dair” yazıdan haberdar olunmadan, tarafımızca sehven işbu takip başlatılmış olup ...’ın kefaletinin geçersiz olması ve bahsedilen belge sebebiyle kefaletten kaynaklanan hakkımızdan zaten Banka tarafından feragat edilmiş olması sebebiyle, sadece ... bakımından işbu takipten feragat etmekteyiz. Banka açısından kredi borçlusu ...’a ile imzalanmış takip konusu sözleşmedeki kefaleti sebebiyle hiçbir şekilde kendisine karşı Banka tarafından takip başlatılmayacaktır. Kredi borçlusu ... üzerindeki alacağımız ve işbu takibimiz devam etmektedir. ... bakımından feragatimize ilişkin işlemlerin yerine getirilmesini talep ederiz." şeklinde beyanda bulunarak dava ve icra takibine konu kredi sözleşmesine dayalı olarak davacı aleyhine girişilen icra takibinden kayıtsız ve şartsız feragat edildiği anlaşılmış, davalı tarafından gerekli harç icra müdürlüğüne yatırılmış ve icra müdürlüğü tarafından 04.02.2022 tarihinde davacı yönünden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir. Dilekçe içeriğinden feragatin haktan feragat niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, davadan sonra gerçekleşen bu feragat nedeniyle davanın konusuz kaldığı gözetilerek davacı bakımından esas hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar verilmesi gerekirken esasa ilişkin hüküm tesisinde isabet görülmemiştir. (Yargıtay 19. HD 2015/2224 E. 2015/16938 K. Aynı Daire 2014/2415 E. 2014/5369 K.)
Somut davada, yukarıda belirtildiği üzere davalının davadan sonra icra takibinden feragat etmesi nedeniyle konusuz kalması yönünde karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Kural olarak, davanın konusuz kalması nedeniyle verilen kararda dava tarihi itibarıyla haklılık durumu gözetilerek yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilir. Somut olayda, davalı takipten feragat ettiğine göre haksızlığını kabul etmiş sayılması gerektiği ve yine davalı banka tarafından 04.11.2021 tarihinde davacıya verilen yazıda davacının kefaletinin geçerli olmadığı belirtildiği halde davalı bankanın davacı hakkında icra takibi yapması ve davacının banka hesaplarına haciz işlemi uygulaması dikkate alındığında davalının davacı hakkında icra takibi yapmasının haksız ve kötü niyetli olduğu kabul edilerek davalı aleyhine kötü niyet tazminatı verilmesi gerektiği anlaşılmakla dairemizce aşağıda tesis edilen hükümle de davalı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmiştir. Hal böyle olunca, davalı yargılama giderleri ve vekalet ücretiyle de sorumlu tutulmuş ve davalının bu hususa yönelik istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 19. HD. 2012/5890 E. 2012/14054 K.)
Bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği anlaşıldığından, yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca davacının istinaf kanun yolu başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddine, davalının istinaf kanun yolu başvurusunun HMK 353/(1)-b-2. maddesi uyarınca kısmen kabulü ile sair istinaf itirazlarının reddine, mahkemece verilen karar kaldırılarak esasa ilişkin yeniden aşağıda belirtilen şekilde karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince verilen hükümde davacı lehine 59.398,44 TL vekalet ücretine karar verilmiş olup, dairemizce davalının istinaf itirazlarının kısmen kabul edilip aşağıda belirtildiği şekilde hüküm tesisi durumunda davacı lehine istinaf karar tarihi itibariyle dava değeri üzerinden takdir edilmesi gereken nispi vekalet ücret her ne kadar 123.166,56 TL olarak tespit edilse de davacı vekilinin istinaf itirazlarının reddedildiği de gözetilerek aleyhe kaldırma/bozma yasağı kuralı dikkate alınarak davalı hakkındaki ilk derece mahkemesi kararında verilen vekalet ücreti miktarı yönündeki hükmün korunması suretiyle aşağıdaki şekilde yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
I-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE
II-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KISMEN KABULÜ ile yerel mahkemece verilen hükmün HMK'nın 353/(1)-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, sair istinaf itirazlarının reddine,
III-KALDIRILIP DÜZELTİLEN HÜKMÜN YERİNE GEÇMEK ÜZERE;
"1-Davanın konusuz kalması nedeniyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
-
Takip konusu miktar üzerinden hesaplanan % 20 oranındaki tutar olan 169.393,75 TL tutarında kötü niyet tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine
-
Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,69 TL karar ve ilam harcının peşin olarak yatırılan 14.464,11 TL harçtan mahsubu ile fazlaca alınan 14.036,42 TL harcın kararın kesinleşmesi ve talep halinde davacıya iadesine,
-
Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap ve takdir olunan 59.398,44 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
-
Davacı tarafından yapılan 80,70 TL başvurma harcı, 427,69 TL TL peşin harçtan kalan, 32,50 TL tebligat gideri ve 8,35 TL müzekkere gideri olmak üzere toplam yapılan 549,24 TL yargılama giderinin, davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
-
Dava şartı olan arabuluculuk son tutanağı gereğince arabulucuya ödenen 1.560,00 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
-
Artan gider avansının kararın kesinleşmesi halinde ilgili tarafa iadesine", şeklinde HÜKÜM TESİSİNE;
IV-İstinaf aşamasında alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından başlangıçta alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
V-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından bu aşamada yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
VI-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde adı geçen davalıya iadesine,
VII-Davalı tarafından istinaf aşamasında yatırılan 220,70-TL Başvuru harcı ile 47,80-TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 268,50-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
VIII-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
IX-Kararın kesinleştirme ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
X-Gerekçeli kararın tebliği ve harç ikmali işlemlerinin Dairemizce yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. ve 362. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere ... tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_bam
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:41:02