mahkeme 2023/865 E. 2024/1459 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2023/865
2024/1459
24 Ekim 2024
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/865
KARAR NO : 2024/1459
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/02/2023
NUMARASI : 2021/236 Esas - 2023/108
Karar
DAVACI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVALI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ...- ...
DAVA : Menfi Tespit
DAVA TARİHİ : 17/05/2021
KARAR TARİHİ : 24/10/2024
KR. YAZIM TARİHİ : 24/10/2024
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından Körfez İcra Müdürlüğü'nün 2021/48 E sayılı dosyası ile taraflarına icra takibi başlatıldığını, takibin hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını, şirketlerinin böyle bir borcu bulunmadığını, davalı tarafın takibin ekine koyduğu cari hesap dokümanının ...vergi numaralı Kayır Taşımacılık Yapı ve Tic. Ltd. Şti.’ne ait olmadığından, Körfez İcra Müdürlüğü'nün 2021/48 E sayılı takibinden davalıya borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptali, alacağın %20 sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı firmanın Kayır unvanı ile başlayan firmalardan biri olduğunu, grup firması olduğunu, Kayır grubuna hem yük taşıdıklarını hemde taşıttıklarını, fatura tanzim edilirken Kayır grubu yetkililerinin unvan olarak Kayır yapı Taşımacılık San. Tic. Ltd. Şti. vergi numarası olarak da ...numarasını beyan ettiklerini, firmanın fatura borcunu ödemediğini, icra takibi yapılırken ... numaralı vergi numarası sorgulandığında Kayır Sigorta Arac. Hiz. San. Tic. Ltd. Şti. unvanın karşılarına çıktığını, davacı firma ile faturada unvanı belirtilen firma arasındaki temel farkın yapı ve taşımacılık ibarelerinin yer değiştirmiş olması olduğunu, sigorta firması ile bir ilişkileri bulunmadığından davacıya karşı icra takibi yaptıklarını, davacının kayır grup firması olduğunu, firmaların ...’a ait olduğunu, Kayır grubu firmalarla aralarında faturalar tanzim edildiğini, davacı ile borçlu şirketlerin iç içe birlikte faaliyette bulunduklarını, şirketlerin alacaklılardan mal kaçırma amacıyla tüzel kişilik perdesinden yararlanmaya çalıştıklarını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "...Davacının açmış olduğu davanın REDDİNE,..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirket ile davacı şirket arasında bir ticari faaliyet ve alacak - verecek ilişkisinin bulunmadığını, dava dışı şirket ile davacı şirket arasında da organik bir bağın söz konusu olmadığını, ikisininde adresleri faaliyetleri vergi numaraları ayrı olan iki ayrı şirket olduğu ve bir şirketin diğerinden mal kaçırmak için kurulmuş olmasına delil olabilecek somut bir dayanağın bulunamadığını, davalının ticari unvanları karıştırarak açmış olduğu takipte davacı şirketin borcunun olmamasına rağmen araçlarının bağlanarak uzun sürelerdir mağdur edildiğinin, mahkeme kararının usulen hukuka aykırı olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; icra takibi için UYAP üzerinden taraf girme ekranında, fatura üzerindeki vergi numarası ile giriş yapıldığını da sorgulama sonucu davacı şirketin çıktığını, bu sebeple icra takibinin, sorgulama sonucu gelen davacı şirkete karşı başlatıldığını, aslında bu hususun dahi, davacı ile dava dışı organik bağlı şirketlerin, birbirleri adına fatura kesmek suretiyle alacaklıdan mal kaçırma amacıyla ortak çalıştığını gösterdiğini,
mahkemenin gerekçeli kararının yerinde olduğunu, davacı ile dava dışı borçlu şirketin iç içe birlikte olağan dışı faaliyette bulunarak alacaklıdan mal kaçırmak amacı ile tüzel kişilik perdesini kullandıkları, bu suretle yüksek mahkeme içtihatları uyarınca tüzel kişilik perdesinin aralanması şartlarının gerçekleştiğinin dosyada mevcut tüm deliller ile aşikar olduğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/02/2023 tarih, 2021/236 Esas - 2023/108
Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava menfi tespit talebine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.
İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; Davacı aleyhinde başlatılan Körfez İcra Müdürlüğünün 2021/48 esas sayılı dosyasındaki borcun davacıya ait olmadığı, davacının davalıya borcunun bulunmadığında bahisle eldeki davanın açıldığı, davalı ise davacı ile dava dışı Kayır Yapı Taşımacılık ve Ticaret Ltd. Şti.’nin grup şirketler olduğu, asıl borçlunun borcundan kurtulmak için davacı şirketin kullanıldığı, şirketlerin temsilcilerinin aynı kişi olduğu, ...’ın her iki şirketin de ortağı olduğu, her iki firmanın da davacı şirketin araçlarını kullandığı, alacaklıdan mal kaçırma kastının olduğundan tüzel kişilik perdesinin aralanması gerektiğinden davacının da anılan borçtan sorumlu tutulmasının gerektiğini beyan ettiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekilinin istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür.
Bu aşamada uyuşmazlığın çözümü için tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi üzerinde durulmasında yarar vardır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 125. maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket mal varlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir (Poroy, Reha/ Tekinalp, Ünal/Çamoğlu, Ersin: Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul, 2019, s.105).
Tüzel kişiliğin bu mal varlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin mal varlığından bağımsız bir mal varlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu mal varlığının onu oluşturan kişilerin mal varlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye “mal varlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” ilkesi denilmektedir (Antalya, Gökhan: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 146.). Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar.
Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir (Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Şerhi, C. I, Ankara, 2011, s. 468.). Bu durum öğreti ve uygulamada “tüzel kişilik perdesinin aralanması” olarak ifade edilmektedir.
Gerçekten de hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenmeleri dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumlarda TMK’nin 2/2 maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması söz konusu olduğu için tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alan kişiler gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır (Sağlam, İpek: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanmasına Genel Bir Bakış, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 146.). Başka bir deyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ancak TMK’nin 2. maddesi kapsamında kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir. İyi niyet kurallarına riayet edilmemesi ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması hâllerinde tüzel kişilik perdesi aralanarak, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir (Battal, Ahmet: Bir Alan Araştırması Işığında Sermaye Şirketlerinin Sorumluluğu Konusundaki Hukuki Bilgi Eksikliğinin Olumsuz Sonuçları ve Perdenin Kaldırılması Teorisi Yardımıyla Giderilmesi, Yargıtay Dergisi, C. 24, Ekim 1998, s. 659.).
Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi; bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Bu teori, yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 5941 sayılı Çek Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda da bazen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir (Akıncı, Şahin: Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Yeni Şirkete Müracaat İmkânı Bakımından; Muvazaa, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ile Organik Bağ Kavramlarının Elverişliliği ve Yargıtay Uygulamaları, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 27, S. 3, 2019, s. 653.).
Hemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12.).
Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır. Nihayet üçüncü durum ise perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir (Öztek/Memiş, s. 199.). Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır (Tekinalp, Gülören/Tekinalp, Ünal: Perdeyi Kaldırma Teorisi, Reha Poroy’a Armağan, 1995, s. 399.). (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2019/11-808 esas 2020/504 karar sayılı ilamı )
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek vd. s.209).
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır. Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Zirâ her hukuki ilişkide, her şirketler arasındaki küçük bir bağlantıda tüzel kişilik perdesi aralanırsa bu durumda tüzel kişilik kurumu işlev görmez hâle gelir.
Şirketlerin aynı faaliyeti yürütüyor olması tek başına organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin aralanması için yeterli değildir. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.
Organik bağın tek bir görünüm biçimi olmamakla önemli olan gerçek durumun tespiti ve dürüstlük kurallarına aykırı kullanım sonucunda işçinin haklarının kısıtlanıp kısıtlanmadığıdır. Bu noktada işçinin hakkının kısıtlanması sonucunun doğmasına engel olmak için tüzel kişilik perdesinin aralanması devreye girmektedir (Gaye Baycık, İşverenin Tespitinde Birlikte İstihdam ve Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Kurumları, İş Uyuşmazlıklarında Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Değerlendirme Toplantısı (Seminer Bolu/Abant – 06 Nisan 2019), Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası, Ankara 2019, s. 21). (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.05.2023 tarih ve 2023/9-258 esas, 2023/528 karar sayılı ilamı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.09.2021 tarihli ve 2017/(22)9-3109 Esas, 2021/1075 Karar sayılı ilamı)
Somut ... yukarıdaki açıklamalar ile birlikte değerlendirilecek olursa; Eldeki dava 2004 sayılı yasanın 72.maddesi gereği takipten sonra açılan menfi tespit davası olup, menfi tespit davalarında ispat yükü alacak iddiasında bulunan davalı alacaklıdadır.
Alacaklı olan davalı taraf, dava dışı Kayır Yapı Taşımacılık ve Ticaret Ltd. Şti.’nin davalıya olan borcu nedeniyle davacının da tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması suretiyle sorumlu tutulması gerektiğini savunmuştur.
Az yukarıda detaylandırıldığı üzere; Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek vd. s.209).
Şirketlerin aynı faaliyeti yürütüyor olması tek başına organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin aralanması için yeterli değildir. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.
Dosya kapsamında yapılan araştırmalar ve dosyaya gelen 10.01.2023 tarihli bilirkişi heyeti raporlarındaki tespitlere göre; Dava dışı şirketin ortaklarının ... ve ... olduğu, şirket hisselerinin eşit olduğu, davacı şirketin tek ortağının ise ... olduğu, her iki şirketin yetkilisinin de ... olduğu, yine her iki şirketin aynı alanda faaliyet gösterdikleri, dava dışı asıl borçlu şirketin davacıya ait araçları kullandığına dair tespitler yapıldığı, buna dair faturaların dosyaya sunulduğu görülmüştür.
Davacı şirketin 13.07.2010 tarihinde kurulduğu, yine dava dışı asıl borçlu şirketin ise 10.07.1997 tarihinde kuruldukları görülmektedir. Her iki şirketin de kuruluşları dava konu edilen borcun doğum tarihinden öncedir. Davacı şirketin merkezinin “...” adresi olduğu, dava dışı asıl borçlu şirketin adresinin ise “...” olduğu, dolayısıyla her iki şirketin adreslerinin farklı oldukları görülmüştür. Bilirkişi raporunda yapılan tespitlere göre davacı ... ile dava dışı asıl borçlu şirketin ticari faaliyetlerine devam ettikleri, dava dışı asıl borçlunun öz kaynaklarında 2020 yılı sonunda 1.965,05 TL artış olduğu tespit edilmiştir. Yine anılan raporda dava dışı asıl borçlunun aktiflerinde mal kaçırma amacıyla borçlu şirket aleyhine davacı lehine herhangi bir işleme rastlanılmadığı, aksine 31.12.2020 tarihinde davacı şirketin dava dışı asıl borçlu şirkete 360.025,49 TL ödemede bulunduğu, bu şekilde borçlu şirketin aktifini arttıran işlemlerinin dahi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca dosya kapsamından davacı şirketin ve asıl borçlu dava dışı şirketin alacaklıdan mal kaçırma amacıyla hareket ettiğine dair bir delil dosyaya sunulmadığı gibi, davacının 4721 sayılı yasanın 2.maddesi gereği hakkını kötüye kullandığına dair bir delile de rastlanılmamıştır.
Yukarıda detaylandırıldığı üzere; perdenin aralanması teorisi istisnai bir alan olup oldukça dar yorumlanmalıdır. Her iki şirketin ortakları arasında ...’ın bulunması, aynı zamanda ...’ın iki şirketin de yetkilisi olması, aynı alanda faaliyet göstermeleri ve davacı şirketin araçlarının dava dışı asıl borçlu tarafından da kullanılması şirketler arasında organik bir bağın varlığını gösterse de, organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.05.2023 tarih ve 2023/9-258 esas, 2023/528 karar sayılı ilamı) Az yukarıda detayları açıklandığı üzere; her iki şirketin adreslerinin farklı olması, her iki şirketin ticari faaliyetine devam ediyor olması, iki şirketin de kuruluşlarının davalıya varlığı iddia edilen borcun doğumundan çok önceye dayanması, şirket kayıtlarına göre asıl borçlunun aktiflerinin azaltıldığına dair bir verinin olmaması, asıl borçludan davacıya mal varlığı aktarıldığına dair bir kaydın da bulunmaması, aksine davacıdan asıl borçluya ödemelerin bulunması, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2019/11-808 esas 2020/504 karar sayılı ilamında tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesinin dar yorumlanması gerektiği yönündeki görüşü de nazara alındığında her iki şirket arasında tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasını gerektiren bir durumun da bulunmadığı anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.
2004 sayılı yasanın 72/5.maddesine göre; borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Eldeki olayda davalının takip başlatmakta kötü niyetli olduğuna dair bir delil bulunmadığından davacının kötü niyet tazminatı talebi yerinde görülmemiştir.
Bu nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıdaki nedenlerle kamu düzeni yönünden kabulüne, diğer istinaf istemlerinin reddine, yerel mahkemenin kararının anılan nedenlerle kaldırılmasına, dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus da bulunmadığından; dairemizce davanın esası hakkında HMK'nın 353-(1)-b)-2) madde gereğince hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davacının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE;
1-)Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/02/2023 tarih, 2021/236 Esas - 2023/108 Karar sayılı kararının HMK'nın 353-(1)-b)-2) maddesi gereğince kamu düzeni gereğince KALDIRILMASINA,
YENİDEN YARGILAMA YAPILMASI GEREKMEDİĞİNDEN AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE HÜKÜM KURULMASINA,
a-Davanın KABULÜ ile, davacının davalıya Körfez İcra Müdürlüğünün 2021/48 esas sayılı takip dosyası nedeniyle borçlu olmadığının tespitine,
b-Davacının kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE,
c-Alınması gereken 10.570,84 TL nispi harçtan dava açılışında alınan 2.642,74 TL harcın mahsubu ile 7.928,10 TL bakiye harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına
ç-Davacı tarafından yapılan; 59,30-TL Başvuru Harcı, 2.642,74-TL Peşin/nisbi Harç, 2.962,50-TL Tebligat, Posta, bilirkişi ücreti ve diğer masraflar, olmak üzere toplam 5.664,54 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
d-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,
e- Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T göre hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
f- Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,
g-Dava tarihi itibariyle menfi tespit davalarında zorunlu arabuluculuk bulunmadığından Adalet Bakanlığı bütçesinden Kocaeli Arabuluculuk Bürosu'nun 2021/53118 Arabuluculuk Dosya numaralı dosyasında ödenen 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
2-)İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları;
a-Bakiye 247,70-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302-(5) maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
b-İstinaf Kanun Yoluna Başvurma Harcının hazineye gelir kaydına,
c-İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların, istinaf eden davacı taraf üzerinde bırakılmasına,
ç-İstinaf eden davacı tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf eden davacıya iadesine,
d-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
e-Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
f-Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine.
İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362. maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.24/10/2024
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır.
...
Üye ...
¸e-imzalıdır.
...
Üye ...
¸e-imzalıdır.
...
Katip ...
¸e-imzalıdır.
- Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.