Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2023/1229
2024/1664
20 Kasım 2024
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1229
KARAR NO : 2024/1664
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/02/2023
NUMARASI : 2022/320 Esas - 2023/158 Karar
DAVACI : HLV MEDİKAL İNŞAAT MAKİNA YAZILIM DIŞ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ -...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVALI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVA : Menfi Tespit
DAVA TARİHİ : 18/04/2022
KARAR TARİHİ : 20/11/2024
KR. YAZIM TARİHİ : 20/11/2024
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ticari faaliyet yapıldığını, bu ticari faaliyet kapsamında bir kısım mal ve hizmet verildiğini ve fatura edildiğini, bu durumun cari kayıtlarına ve defterlerine işlendiğini, müvekkili şirketin 2021 yılı sonu ve 2022 yılı başında davalı firma ile yapmış olduğu ticaret kapsamında bir kısım bedel aldığını, bir kısmının ise cari hesapta iade faturası ile kapatıldığını, belgelerdeki cari hesaba göre 27.12.2021 tarih ve ... nolu 120.000,00-TL fatura gönderildiğini ve davalı tarafından iki adet 60.000,00-TL çekle ödeme yapıldığını, 120.000,00-TL'lik ticaret sebebi ile alacak borç ilişkisi kalmadığını, akabinde 31.12.2021 tarihine göre 500.000,00-TL 2022 yılına devredildiğini, bu alacağın kaynağının 28.12.2021 tarih ve ... nolu 500.000,00-TL bedelli fatura olduğunu, davalı firmanın buna karşılık olarak icra takibi dayanağı ödemeyi yaptığını, bunun üzerine davalı tarafından 27.01.2022 tarih ve ... nolu 340.000,00-TL bedelli iade faturası kesildiğini, bu fatura ile birlikte cari hesaba göre taraflar arasında hiçbir şekilde alacak ve borç ilişkisi kalmadığını, hatta şirket yetkilileri tarafından da bu durumun kayıt altına alındığını, tarafların ticari defter ve kayıtları incelendiğinde tarafların birbirlerine karşı hak ve alacaklarının olmadığının görüleceğini, davalı firmanın kötüniyetli olarak faturaya istinaden ödediği bedelin iadesi için icra takibi başlattığını, Gebze İcra Müdürlüğünün 2022/6717 Esas sayılı dosyasından dolayı yapılan takibe zamanında itiraz edilmediği için kesinleştiğini, müvekkili şirketin davalı şirkete hiçbir şekilde borcu bulunmadığını, davalı şirket tarafından müvekkil şirketin hesaplarına bloke konulduğu gibi ticari olarak da iş yaptığı firmalara haciz yazıları gönderildiğini, müvekkili şirketin daha fazla zarara uğramaması için hacizlerin kaldırılarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiklerini, ayrıca dosya üzerinden yapılacak değerlendirmeye esas olmak üzere cari hesap kayıtları ve davalı ile olan fatura örneklerini dosyaya sunduklarını, iş bu davanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 2019/521 E 2019/423 K Ve Yargıtay'ın güncel kararları doğrultusunda arabuluculuğa başvurulmadan açıldığını, açıklanan sebeplerle, öncelikle Gebze İcra Müdürlüğünün 2022/6717 Esas sayılı dosyasından dolayı hacizlerin kaldırılarak tedbir kararı verilerek takibin durdurulmasına, Gebze İcra Müdürlüğünün 2022/6717 Esas sayılı dosyasından dolayı müvekkil şirketin borçlu olmadığının tespitine ve takibin iptaline, %20'den az olmak üzere haksız takip tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili firma yetkilisi ...'un ECS danışmanlık firmasını yaklaşık 3,5 yıl önce oğlu ... ... adına kurmuş olup işleri ile genelde müvekkilinin ilgilendiğini, müvekkilinin gözlemleleri sonucunda oğlunun ticaret yapmakta henüz toy ve bir kısım tutarsız davranışları nedeniyle oğlu üzerinde bulunan Davalı ECS firmasını 2021 yılı temmuz ayında şirket sicili ve yönetimini kendi üzerine devraldığını ve kendisini Eskişehir'de bulunan kardeşlerinin yanına gönderdiğini, 2021 yılı kasım aylarında müvekkilinin oğlu ...'ın tekrardan şirkete gelerek muhasebe işlerini yürütmeye başladığını, bu arada da ... ...'un; müvekkil firma yetkilisi ... ile HLV firma yetkilisi ...'nu tanıştırdığını, tarafların ortak iş yapmaya karar verdiklerini, fakat henüz herhangi bir iş yapmadan aralık 2021 yılında davacı HLV firmasından müvekkili firmaya 500.000-TL bedelli hayali bir fatura kesildiğini ve fatura kesim tarihinden bir gün sonra da 340,000-TL iade faturası düzenlendiğini ve aradaki fark olan 160.000-TL bedelin ise müvekkili firma hesabından davacı HLV firmasına karşılığında herhangi bir ürün veya hizmet almaksızın ödeme yapıldığını, müvekkili firma yetkilisinin bu durumu ocak 2022 de mali müşaviri ... Beyin kendisini bilgilendirmesi ile öğrendiğini, müvekkil firma yetkilisinin bu durumu oğlu ... ve HLV yetkilisi ...'na sorduğunda ise "HLV firmasının ticari itibarını yükseltmek ve bankadan uygun koşullu kredi kullanmak amacıyla böyle bir işe girdik" şeklinde beyan ettiklerini, bunun üzerine müvekkili firma yetkilisi ...'un bu durumu kabul edemeyeceğini, yapılan iş ve işlemlerin usulsüz olduğunu, kendilerine karşılıksız olarak ödenen 160.000-TL bedelli ödemenin derhal iade edilmesini istediğini ve oğlu ... ...'u da şirket işlerinden tamamen uzaklaştırdığını, ayrıca müvekkili firma yetkilisi tarafından İstanbul Anadolu CBS 2022/10854 sor. Nolu dosyası ile yukarıda adı geçen HLV firma yetkilisi ... ve kendi oğlu olan ... ...'dan cezalandırılmaları yönünde davacı ve şikayetçi olduğunu, müvekkili ile davacı firma arasında 160.000,00-TL ödemeye karşılık olarak kurulan herhangi bir ticari ilişki söz konusu olmadığı gibi müvekkili tarafından davacı tarafa yapılan ödeme karşılığı olarak alınmış bir hizmet veya malın da söz konusu olmadığını, tarafların ticari defter kayıtları, vergi dairesi kayıtları ve BA-BS formları ve varsa irsaliye kayıtları incelendiğinde görüleceği üzere davacı tarafın haksız ve hukuki mesnetten yoksun bir şekilde huzurdaki davayı açtığını, davacı tarafın haksız kazanç elde etme adına huzurdaki davayı ikame ettirdiğini, Borçlar kanunundaki sebepsiz zenginleşme hükümlerinin de dikkate alınması davacının mezkur davasının reddi gerektiğini, ayrıca davacının huzurdaki davayı kötü niyetli olarak açtığı da dikkate alındığında %20'den aşağı olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ettiklerini, açıklanan nedenlerle davacının haksız ve mesnetsiz davasının sebepsiz zenginleşme hükümleri de dikkkate alınarak esastan reddine, davacı tarafın haksız ve kötü niyetli olarak Gebze İcra Dairesinin 2022/6717 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itiraz neticesinde %20'den aşağı olamamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine, icra dosyasındaki ödememe tedbirinin kaldırılarak müvekkile ödenmesine, mahkeme aksi kanaatte ise teminat miktarının %115 olarak tamamlatılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "... Davanın KABULÜNE, davacının, Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2022/6717 Esas sayılı dosyasında davalıya borçlu olmadığının tespitine, Davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, Davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine,..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin hüküm gerekçesinde her ne kadar salt bilirkişi raporunu hükme esas alarak davanın kabulüne karar vermişse de; faturanın tek başına alacağın varlığına delil olmadığı, teslime ilişkin herhangi bir belgenin incelenmediğini, taraflarının itirazları ve iddiasını kanıtlar yeterlikte bir bilirkişi raporu olmadığını, ek rapor taleplerinin hukuka aykırı gerekçelerle ret edildiğini, gerçekte ticari ilişkinin varlığı ispatlanmaksızın eksik ve hatalı hüküm kurulduğunu, Mahkemenin karar gerekçesinde her ne kadar davalı şirketin faturaya süresinde itiraz etmediğinden ticari ilişkinin var olduğu değerlendirilmişse de, değerlendirmenin hatalı olduğunu, Zira; ortada bir ticari ilişki yoksa fatura içeriğine itiraz edilmemiş olsa dahi aleyhine fatura düzenlenen kişi için bir sonuç doğurmayacağının Mahkemece değerlendirilmediğini, teslimin hukuki bir işlem olduğu, ancak yazılı delille ispat edilebileceğini, bu hususta da delil bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bozmayı gerektirdiğini, tehir-i icra taleplerinin kabulünü belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının delil niteliğinde olmayan ve usulüne uygun şekilde tutulmamış ticari defterlerinin bulunduğunu, davacı şirket ile davalı arasında yer alan mutabakat metni içeriğine aykırı şekilde defterlerde değişiklik yapıldığını, ayrıca 13.01.2022 tarihinde gönderilen bedelin 31.12.2021 tarihinde işlendiğini, davalı öngörü ile yatırmadığı ancak yatıracağı bedeli işlediğini, bilirkişinin BA-BS formlarının usulüne uygun olduğu tespitinin de yanlış olduğunu, ayrıca ticari defterlerin kapanış tasdiklerinin olmamasına ilişkin tespitin yapıldığı ancak bilirkişi tarafında değerlendirme yapılmadığını, kayıtların incelenmesi kısmında 160.000,00.TL için yanlış kayıttan dolayı borç bakiyesi verdiği, 500.000,00.TL faturanın iptal iade veya reddine dair belge olmadığı tespit edilmesine rağmen sonuç kısmında davacı şirketin borçlu olduğunu değerlendirmesinin de hukuken mümkün olmadığını belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/02/2023 tarih, 2022/320 Esas - 2023/158 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava menfi tespit talebine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.
İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; davalının davacı hakkında 13.01.2022 tarihli 160.000,00 TL bedelli banka dekontuna dayanarak alacak talebiyle takip başlattığı, davacının anılan takibe dayanak ödemenin taraflar arasındaki 28.12.2021 tarihli 500.000,00 TL bedelli faturaya istinaden yapıldığını beyan ettiği, bakiye kısım için ise davalı tarafından 27.01.2022 tarihinden 340.000,00 TL bedelli iade faturası düzenlendiğini, bu nedenle taraflar arasında borç alacak ilişkisinin kalmadığı, buna ilişkin anılan tarihte davalının yetkilisi olan ... ... ile imzalanan mutabakat formunun da bulunduğu, bu mutabakata göre de tarafların bir birine borcu olmadığının sabit olduğundan menfi tespit talebiyle eldeki davanın açıldığı; davalının cevaben anılan faturaların hayali fatura olduğu, fatura karşılığında mal teslimi olmadığı, davacının yetkilisi ile davalının anılan tarihteki yetkilisinin birlikte hareket ederek olmayan bir ilişki için fatura düzenledikleri ve ödemede bulunduklarından dolayı anılan ödemenin sebepsiz zenginleşmeye sebep olduğundan bahisle davanın reddinin talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalının istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür.
Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346).
Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
Eş söyleyişle; kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).
Ticari uyuşmazlıklarda mahkeme tarafların ticari defterlerinin ibrazına, resen veya taraflardan birinin istemi üzerine karar verebilir (HMK m 222/1, TTK m. 83/1). HMK'nın 222/2. maddesi uyarınca, ticari defterlerin ticari delil olarak kullanılabilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının bir birini doğrulamış olması gerekmektedir. Öte yandan aynı Kanunun 222/3. maddesi uyarınca da, ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kabul edilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekmektedir. Ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanunu, bazı belgelere senetle ispat kuralının aşılabilmesi ve hakimin delilleri değerlendirirken takdir yetkisini kullanabilmesi imkanını vermiştir. Ancak belgenin, kesin delille ispatlanması gereken bir vakıa karşısında bu kuralı aşıp değerlendirilmeye alınabilmesi için HMK m. 202'de belirtilen bütün unsurları karşılaması gerekmektedir. Hakimin bu konuda yani kurala istisna getiren "kanuni unsurlar" üzerinde ise herhangi bir takdir yetkisi yoktur; bu unsurların objektif olarak gerçekleşmesi gerekir. Bir belge ancak aleyhine kullanılacak kişiden kaynaklanmışsa ve hukuki işlemi muhtemel gösteriyorsa delil başlangıcı sayılabilir. Bu bağlamda elektronik veriler de delil başlangıcı teşkil edebilir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2019/5327 esas- 2021/5363 karar)
Dava konusu faturaların düzenleme tarihi itibariyle somut ... bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.
Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir.
Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.
TTK’nın 23. maddesine göre fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağı mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, bir satış/hizmet ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini/hizmet verdiği, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.
Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. (HGK 2017/(19)11-944 e. 2021/197 k. Sayılı ilamı) Yine davalının davacı tarafından gönderilen faturayı alıp kayıtlı olduğu vergi dairesine BA olarak bildirmiş olması halinde de fatura konusu hizmeti aldığının kabulü gerekir. (Benzer yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/3854 esas 2019/1521 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/8630 esas 2023/2818 karar sayılı ilamı)
Somut olayda; Davalı taraf davacı hakkında 13.01.2022 tarihli 160.000,00 TL bedelli banka dekontuna dayanarak alacak talebiyle takip başlatmıştır. Davalı taraf davacı tarafından düzenlenen 28.12.2021 tarihli 500.000,00 TL bedelli faturanın gerçeği yansıtmadığını, bu faturaya istinaden yapılan ve takibe konu olan 160.000,00 TL bedelli ödemenin davacı yönünden sebepsiz zenginleşmeye neden olduğunu iddia etmiştir.
Mahkemece davalının ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiş ve davalının tutulması zorunlu ticari defterlerinin incelenmesi sonucu düzenlenen 28.12.2022 tarihli rapora göre, davalının 2021 yılı ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin olduğu, ancak 6102 sayılı yasanın 64/3.maddesi gereği kapanış tasdiki bulunması zorunlu defterlerden olan yevmiye defterinin kapanış tasdikinin olmadığının tespit edildiği, yine anılan defterlerde davaya konu edilen 13.01.2022 tarihli banka ödemesinin 2021 yılı defterlerine 31.12.2021 tarihinde kaydedildiğinin tespit edilmesi karşısında, davalının defterlerinin hem kapanış tasdikinin olmaması, hem de usulüne uygun tutulmaması ve birbirine aykırı kayıtlar içermesi nedeniyle 6100 sayılı yasanın 222/2.maddesine uygun olmadığından aynı yasanın 222/4.maddesi gereği davalının aleyhine delil olacağı anlaşılmıştır.
Dosyaya sunulan davacının defterlerinin incelenmesi sonucu düzenlenen 11.10.2022 tarihli raporda, davacının tutulması zorunlu ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin bulunduğu, defterin usulüne uygun tutulduğu, buna göre; davacının davalı adına tanzim ettiği 28.12.2021 tarihli 500.000,00 TL bedelli faturanın davacının defterlerinde bulunduğu, anılan faturaya istinaden davalının 12.01.2022 tarihinde 160.000,00 TL davacıya ödeme yaptığı, daha sonra bakiye kalan kısım yönünden 27.01.2022 tarihinde iade faturası düzenlediği ve anılan faturanın davacı defterlerine işlendiği, bu şekilde davacı ile davalı arasında borç-alacak ilişkisinin kalmadığı bildirilmiştir. Yine anılan faturaların hem davacının BS-BA bildirimlerinde hem de davalının BS-BA bildirimlerinde yer aldığı, böylelikle davacının defter kayıtlarının tarafların bağlı bulundukları vergi dairesine bildirdikleri kayıtlarla uyumlu olduğu görülmüştür. Az yukarıda açıklandığı üzere; davalının davacı tarafından gönderilen faturayı alıp kayıtlı olduğu vergi dairesine BA olarak bildirmiş olması halinde de fatura konusu hizmeti aldığının kabulü gerekir. (Benzer yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/3854 esas 2019/1521 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/8630 esas 2023/2818 karar sayılı ilamı) Davalının davacı tarafından gönderilen faturayı BA olarak vergi dairesine bildirmesi, davacının usulüne uygun defter kayıtlarının 6100 sayılı yasanın 222/3.maddesi gereği davacı lehine delil mahiyetinde oluşu, anılan defterlere göre davacının davalıya borcu olmadığının anlaşılması, taraflar arasındaki imzalı mutabakat formunda taraflar arasında borç kalmadığına dair mutabakata varılması ve 6100 sayılı yasanın 222/2.maddesine aykırı tutulan davalının defterlerinin davalı aleyhine delil oluşu birlikte değerlendirildiğinde mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi isabetlidir.
Davalı taraf, davacı şirketin yetkili ile davalı şirketin anılan tarihteki yetkililerinin hayali fatura düzenlediğinden bahisle şikayetçi olduğu ve soruşturmanın devam ettiğini bildirmiş ise de, davalının bildirdiği İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/10854 sayılı soruşturma dosyasının mahkemece dosyaya alındığı, anılan dosyadaki tarafların dava dışı ... ve ... isimli kişilere ait olduğu ve dava konusu olayla bir ilgisi bulunmadığı, yine davalı vekilinin istinaf aşamasında da aynı soruşturma numarasını bildirdiği, farklı bir soruşturma numarası bildirmediği de anlaşıldığından davalının bu yöndeki istinaf istemleri de yerinde görülmemiştir.
Gerekçeli karar başlığında; taraf vekillerinin adresinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.
Dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde; usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak; davalının istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; davalının istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Alınması gereken 11.231,44-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 2.807,90-TL'nin mahsubu ile kalan 8.423,54-TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine,
6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
8-Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,
İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.20/11/2024
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Katip ...
¸e-imzalıdır
- Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.