mahkeme 2024/1687 E. 2025/1140 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2024/1687

Karar No

2025/1140

Karar Tarihi

12 Eylül 2025

T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - .....
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ...
KARAR NO : .....
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ..... (...)
ÜYE : ..... (...)
ÜYE : ..... (...)
KATİP : ..... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA.....ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/09/2024
NUMARASI : ... Esas- ... Karar
İSTİNAF EDEN DAVACI : ........
VEKİLİ : Av.....
DAVALI : ........
VEKİLİ : Av.....
DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ : 12/09/2025
YAZIM TARİHİ : 15/09/2025
Taraflar arasında görülen davada Konya..... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas-... Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten ve üye hakimin görüşleri alındıktan sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
DAVA: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirket veya iştiraki olan şirketlere değişik tarihlerde para yatırdığını, davalı şirket temsilcileri tarafından para yatırılırken, yatırılan para karşılığında yüksek kazanç elde edeceği ve yatırdığı paranın istendiğinde kendisine iade edileceği konusunda güven telkin edildiğini, müvekkilinin yatırdığı paraları geri istediğinde paranın iade edilmediğini, 7194 sayılı Yasa'nın Anayasa Mahkemesi'nin 2020/11 E-2023/98 K. sayılı kararı ile iptal edildiğini, anılan iptal kararı ile dava açılmasının önündeki engelin de kalktığını ileri sürerek, müvekkili ile davalı şirket arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitine ve ayrıca davalı şirket ve grubu şirketlere verilen paradan kalan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve davaya belirsiz alacak davası olarak bakılmak kaydıyla şimdilik 100,00 Euro'nun ödeme tarihlerinden itibaren hesaplanacak en yüksek banka mevduat faiziyle (döviz faiziyle) birlikte davalıdan Euro olarak aynen tahsil edilerek müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili, davacının iddia ettiğinin aksine taraflar arasında, davalıyı borç altına sokacak bir sözleşme, haksız fiil ya da sebepsiz zenginleşme ilişkisinin mevcut olmadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacının taleplerinin HMK'nın 142. maddesi gereği öncelikle zamanaşımı nedeniyle, zamanaşımı itirazı kabul edilmediği takdirde de davanın 6762 sayılı TTK'nın 329. ve 405. maddeleri gereğince reddi gerektiğini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece "...Tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; Davacının; Fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak ve HMK'nun 107.maddesi gereğince davanın belirsiz alacak davası olarak bakılmak kaydıyla; davalı şirket ile aralarında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitine ve ayrıca davalı şirkete ve grubu şirketlere verilen paradan kalan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve davanın belirsiz alacak davası olarak bakılmak kaydıyla şimdilik 100,00 Euro'nun ödeme tarihlerinden itibaren hesaplanacak en yüksek banka mevduat faiziyle (döviz faiziyle) birlikte davalıdan Euro olarak aynen tahsiline ve tüm yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı şirkete yüklenmesine karar verilmesini talep ettiği, davalının davanın öncelikle zamanaşımından aksi takdirde esastan reddine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
Benzer davalara ilişkin olarak Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 24/06/2024 tarih ve ... Es. ... Kar. Sayılı ilamı ile;"....1.Temyiz sebeplerinin incelenmesinden önce eldeki dosya ve aynı mahiyetteki davaların sebeplerinden ve yıllar içinde yaşanan yasal ve yargısal süreçlerden bahsetmek gerekmektedir. 1990’lı yıllarda özellikle yurt dışında yerleşik ve faizden imtina eden küçük yatırımcıların yoğun teveccühüyle, yüksek kâr vaat eden davalı şirket ve benzeri holdinglere ciddi bir sermaye akışı olmuştur. Ne var ki bir takım nedenlerden dolayı yeni para girişinin sekteye uğramasıyla birlikte bu tür şirketler kâr payı dağıtamaz duruma gelmiştir. Bunun üzerine hissedar niteliğindeki yatırımcılar gerek Türkiye’de gerekse sair ülkelerde davalı şirket ile benzer şirketler ve holdingler aleyhine açtıkları davalarla ödedikleri paranın geri verilmesini talep etmişlerdir. Bu davalar yerel mahkemelerde hükme bağlandıktan sonra temyiz denetimi için Dairemize intikal etmiştir. Anayasa Mahkemesinin, ... ( B. No:....., 14/12/2023) kararında kısmen değindiği “çelişkili yargı kararları” ise aşağıdaki sebeplerle meydana gelmiştir. 2.Davaların ilk açıldıkları ve şirketlere paraların yatırıldığı tarihlerde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince şirkete sermaye olarak verilen paralar geri istenemeyeceği gerekçesiyle davalar retle sonuçlanıyordu. Ancak yabancı ülkelerde mukim yatırımcıların, bulundukları ülke mahkemelerinde açtıkları davalarda tahsil hükmü almaları ve bu hükümlerin tanıma ve tenfiz yoluyla ülkemizde uygulanmasıyla birlikte yerli yatırımcıyla yabancı ülkelerdeki yatırımcı arasında ciddi eşitsizlik meydana gelmekteydi. Dairemiz ise, gerek bu adaletsizliğe son vermek gerekse şirket yetkililerinin izinsiz sermaye toplamak ve dolandırıcılık suçlarından mahkum olmalarını dikkate alarak “para verenlerle şirket arasında ortaklık ilişkisi kurulmadığını ve bu nedenle iradesi fesada uğratılan yatırımcıların haksız fiil hükümleri çerçevesinde paralarını geri alabileceklerine dair” uygulamayı benimseme yoluna gitmişti. Bu arada benzer mahiyetteki birçok holding benzer mahiyette seri davalara muhatap olmuş, para yatıranların paralarını geri istemeleri ve bu yöndeki mahkeme kararlarının infazı neticesinde bu şirketlerin tamamen battıkları gözlemlenmiştir. Dava açmakta erken davrananlar, paralarını tamamen tahsil ederken, bilahare dava açanlar, haczi kabil mal bulamadıklarından hiçbir şey elde edememe gibi bir sonuçla karşılaşmışlardır.3.Neticede, tüm bu karmaşanın ortasında, halen faal olan şirketlerin yaşatılması ve gerek ortaklarının, gerekse bu şirketlere bağlı işletme ve fabrikalarda istihdam edilen iş gücünün mağduriyetlerinin önüne geçilmesi maksadıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi duruma el koyarak, hukuken meşru bir zemine çektiği şirketlere karşı açılan davalarla ilgili yürürlüğe koyduğu 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41 inci maddesi ile sermaye koyan tüm ilgilileri ortak kabul eden anlayışı benimsemiştir. Şüphesiz bu yasal düzenleme bir tasfiye düzenlemesiydi. Tasfiye düzenlemeleri, tabiatı gereği ideal çözüm getiremezler. Bir şekilde meydana gelmiş vakıayı, en az hasarla atlatmayı, kanayan yarayı durdurup ihtilafları en aza indirgemeyi amaçlar. Anayasa Mahkemesi 12.09.2023 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 18.05.2023 tarihli ve 2020/11 E. 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile gerek bu düzenlemeye ilişkin iptal başvurusunu kabul ederken gerekse bireysel başvuru kapsamında mülkiyet hakkının ihlaline karar verirken menfaat dengesinin yeterince gözetilmediğini, düzenlemenin küçük yatırımcının aleyhine sonuçlar doğurduğu tespitinden hareketle iptal ve ihlal kararları vermiştir. 4.Hakimler ve dolayısıyla mahkemeler, laboratuvar ortamında hukukçuluk yapma lüksüne sahip değildir. Verecekleri kararların sahaya yansımasını, ekonomik ve sosyal sonuçlarını da hesaba katarak hareket etmelidirler. Daha da önemlisi hüküm şeklinde tezahür eden çözümleriyle mütakip uyuşmazlıkları çoğaltmayı değil en aza indirgemeyi amaçlamalıdırlar. Aksi halde somut örnekte görüldüğü üzere, bazen kaş yapayım derken göz çıkarma sonucuyla karşı karşıya kalınması mukadder hale gelebilmektedir. Ortada “menfaat dengesizliğinden” söz edebilmek için içeride hakim ortakların, dışarıda ise küçük yatırımcıların bulunduğu bir vasatın bulunması gerekir. Birbirleriyle benzer konumdaki binlerce küçük yatırımcıdan müteşekkil çok ortaklı bir şirkette “dileyen parasını geri çekebilir” mealindeki bir anlayışın, davalı şirketin de yok olan emsal şirketler gibi hayatiyetini devam ettirmesine imkan ve ihtimal bırakmayacağının idraki gerekirdi. Başvuran birkaç kişinin ferilere ilişkin mülkiyet haklarını koruyalım derken sair binlerce ortağın mülkiyet hakkının buharlaşmasına vesile olmak hukukun amaçladığı sonuçlardan biri olamaz. Kaldı ki hali hazırda sermaye koyma makbuzunu ibraz eden herkese değeri oranında hisse senedi verildiği ve şirketin borsaya kote olması hasebiyle ortak kalmak istemeyen kişilerin dilediği anda rayiç değer üzerinden hisselerini satarak nakde dönüştürebildiği bir ortamda hangi mülkiyet hakkının ihlal edildiği anlaşılamamıştır. 5.Bu iptal kararının ardından hukuken gerçekleşecek olan şey, 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin devreye girecek olmasıdır. Paraların yatırıldığı tarih ile davaların açıldığı tarihler nazara alındığında, somut vakıada gözlemlendiği üzere davalı tarafın zamanaşımı defi ile karşılaşan küçük yatırımcıların bu kez mülkiyet hakkının ihlali değil yatırdıkları paraların tamamen buharlaşması mevzu bahis olacaktır. Bunun başlıca müsebbibinin, özel hukuk alanının diğer kurum ve düzenlemelerinden bihaber anlayışın olacağı izahtan varestedir. 6.Açıklanan gerekçeler doğrultusunda somut temyiz sebeplerinin incelenmesine gelince; Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi kararında zamanaşımına ilişkin hangi sürenin karara esas alındığı açıkça belirtilmişse de Dairemizin bu husustaki müstakar kararlarında belirtildiği üzere davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir." şeklinde kabul edilmiştir. (Benzer şekilde Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 24.06.2024 tarih ve ... Es. ... Kar. sayılı ilamı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 08.07.2024 tarih ve 2024/3873 Es. 2024/5623 Kar. sayılı ilamı)
Dosya içerisinde bulunan belge ve davalı tarafından SPK'ya sunulan CD kayıtlarından davacının davalı şirkete en son 15/02/1999 tarihinde para yatırıldığı, davacı tarafından 02/11/2023 tarihinde dava açıldığı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yukarıda anılan kararları ve istikrar kazanmış uygulamaları kapsamından davalının eylemlerinin haksız fiil mahiyetinde olduğu, davalı tarafından süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunduğu, davada uygulanması gereken zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olduğu anlaşılmakla davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davalı yararına karar tarihinde geçerli olan AAÜT gereğince nispi vekalet ücreti takdirine (Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 11/07/2023 tarih ve 2022/840 Es.2023/4352 Kar. Sayılı ilamı benzer mahiyettedir) karar vermek gerekmiş...." gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, verilen kararın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, zamanaşımının paranın yatırıldığı tarihten itibaren başlatılmasının hukuka uygun olmadığını, müvekkilinin davalı şirkete para yatırırken her sene yüksek oranda kar payı dağıtılacağı, istediği zaman parasını kısmen veya tamamen geri alabileceğinin taahhüt edildiğini, böyle bir durumda davacının parasını ne zaman isteyeceği belirli olmadığı için zamanaşımının paranın yatırıldığı tarihten başlatılmasının beklenemeyeceğini, müvekkilinin 26.05.2015 tarihinde düzenlediği ihtarname ile alacağını davalı şirketten talep ettiğini ve ödememe olgusunun burada ortaya çıktığını, dolayısıyla zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren işlemeye başladığını, sürenin dolmadığını, 7194 sayılı Kanun'un Geçici 4. maddesi yürürlüğe girmeden önce mahkemelerce mağdurlar lehine kararlar verildiğini ancak, anılan Kanun ile hak arama yollarının kapandığını, ardından Anayasa Mahkemesi kararı ile bu Kanunun iptal edildiğini ve hak arama yollarının tekrar açıldığını, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğunu ve yok sayılmaması gerektiğini, buna rağmen davanın zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun düşmediğini, zamanaşımı def’inin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkindir.
İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçe ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, davalı tarafça süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunulduğu, zamanaşımı def'i yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olup, haksız fiilin işlendiği tarihin tespitinin önem arz ettiği, haksız fiilin meydana geldiği tarih ile davanın açıldığı tarih nazara alındığında, davalı tarafın zamanaşımı def'inin 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 765 sayılı TCK hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, buna göre, 818 sayılı Yasada genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, 765 sayılı Yasa'nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde ise, eyleme uyan zamanaşımı süresinin 5 yıl, uzamış zamanaşımının 7,5 yıl olduğu, davacının davalı şirketteki son işlem tarihinin 15/02/1999 tarihi olduğu, haksız fiil tarihinin bu tarih olarak kabul edilmesi gerektiği, buna karşın eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 01/11/2023 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
Bu durum karşısında, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf istemleri nazara alındığında, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığı ve bu itibarla, davacı vekilinin istinaf istemlerinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaati ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvuru talebinin ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken 615,40 TL harçtan, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,
3-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,

4-İstinafa başvuran davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliği işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına,
6-Kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 12/09/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan ...
e-imzalıdır

Üye ...
e-imzalıdır

Üye ...
e-imzalıdır

Katip ...
e-imzalıdır

.....

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim