mahkeme 2022/711 E. 2023/1838 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2022/711
2023/1838
29 Eylül 2023
T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA .. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/03/2022
NUMARASI : Esas Karar
ASIL DAVA
İSTİNAF EDEN DAVACI : ... - (T.C Kimlik No: ... )
VEKİLİ : Av. ...-
DAVALI : ... - (T.C Kimlik No: ... )
VEKİLİ : Av. ... -
BİRLEŞEN KONYA .. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN
... ESAS SAYILI DOSYASINDA
İSTİNAF EDEN DAVACI : ... - (T.C Kimlik No: ... )
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... - (T.C Kimlik No: ... )
VEKİLİ : Av. ...
ASIL VE BİRLEŞEN DAVA: İstirdat, Tespit
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ : 29/09/2023
YAZIM TARİHİ : 03/10/2023
Davacı tarafından, davalılar aleyhine Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ve bu dosyayla birleşen Konya ..Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan istirdat, tespit davasında 09/03/2022 tarihinde tesis edilen karara karşı davacının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde;
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı ...'nın evli olduklarını, müşterek sağ 3 çocuklarının olduğunu, davalıdan kaynaklanan nedenlerle evlilik birliğini sonlandırma kararı aldıklarını, 09/03/2018 tarihinde anlaşmalı boşanma protokolü düzenleyerek imzaladıklarını, müvekkilinin 09/03/2018 tarihinde Akşehir .. Asliye Hukuk Mahkemesinin ...esas sırasında kayda alınan boşanma davasını açtığını, 12/03/2018 tarihinde davanın duruşmasının yapılacağını, anlaşma protokolünde sözü geçmeyen keşidecileri ... ve ..., lehtarı ... (davalı) olan her biri 16/08/2017 tanzim tarihli her biri 200.000,00 TL bedelli 31/03/2018, 30/04/2018 ve 30/09/2018 vade tarihli toplam 600.000,00 TL bedelli bonoları lehtar olan davalının cirolayıp imzalayarak (beyaz ciro ile) bonoları müvekkiline anlaşmalı boşanma kapsamında teslim ettiğini, müvekkilinin 12/03/2018 günü yapılacak duruşma için Konya'dan Akşehir'e hareket ettiğini, bu ara evden uzaklaştırma cezası olan davalının cezaya rağmen çilingir marifetiyle bonoların bulunduğu konuta girerek bonoları kimsenin olmadığı bir saatte evden çaldığını, kamera kayıtları ve tüm delillerin bunu gösterdiğini, bu konuda Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca şikayetleri üzerine soruşturmalar başlatıldığını, davalının boşanma ile ilgili parasal sorumluluklardan kaçmak için bonoları çaldığından bahisle sözü geçen 3 adet bononun davalıdan istirdadına, bu taleplerinin yerinde görülmemesi halinde davalının müvekkiline borçlu olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle;yukarıda belirtilen kök dava dosyasındaki dava dilekçesindeki hususları tekrar ederek kök dosyadaki davalı ...'nın çaldığı 3 adet bonoyu (beyaz cirolu hali ile) davalı ...'e teslim ettiğini, davalı ...' in bonoları tahsile kalkabileceğini ve davalı ... in tüm olayları bildiğinden ve kötü niyetli olduğundan bahisle sözü geçen 3 adet bononun davalı ...'den istirdadına, bu taleplerinin yerinde görülmemesi halinde davalının müvekkiline borçlu olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının bonoların yetkili hamili olmaması nedeniyle dava ehliyeti olmadığını, davacının iddiaları hakkında herhangi bir yazılı delili olmadığını, boşanma protokolünde bonolardan hiç söz edilmediğini, bonoların protokolde geçmemesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığını, boşanma protokolünün davacının vekili tarafından hazırlanıp kaleme alındığını, boşanma protokolüne bonoların yazılmamasının düşünülemeyeceğini, iddiaların gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin müşterek konuta bonoları çalmak için girmediğini, şahsi eşyalarını almak için girdiğini, dava konusu bonoların davacı ile herhangi bir ilgilerinin olmadığını, bonoların hiçbirinde davacının isim ve imzasının dahi olmadığını, bonoların çalındığı iddiasının tamamen iftira olduğunu ve bonoların lehtarının ve hak sahibinin müvekkili olması nedeniyle bonoları çalmasına gerek olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ...'in kök davanın davalısı ...'dan aralarındaki ticari ilişki gereğince dava konusu 3 adet bonoyu ciro yoluyla ve iyi niyetli hamil sıfatıyla edindiğini, hamil olan müvekkilinin herhangi bir kötü niyetinin olmadığını, dava dilekçesinden geçen diğer iddialardan müvekkilinin bir bilgisinin ve ilgisinin olmadığını ve davacının iddialarının doğru olmadığından bahisle müvekkili ... hakkındaki davanın da reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "....Mahkememizce yapılan yargılama neticesinde 28/10/2020 tarih, ... esas, ... karar sayılı ilamı ile; "....Tüm dosya kapsamı ile keşidecileri ... ve ..., lehtarı ... olan her biri 16/08/2017 tanzim tarihli, her biri 200.000,00 TL bedelli, 31/03/2018, 30/04/2018 ve 30/09/2018 vade tarihli toplam 600.000,00 TL bedelli dava konusu bonoların lehtarı ... tarafından beyaz ciro ile (ad soyadını yazarak ve imzasını atarak, ciro ettiği kişiyi yazmaksızın) ciroladığı, bonoların lehtar ve ilk cirantasından sonra diğer davalı ... in adı soyadı, TC kimlik numarasının ve imzasının olduğu, davalı ... in de bonoları tahsil için ... Şubesine cirolayıp teslim ettiği, banka tarafından bonoların 20/03/2018 tarihli çek/senet tevdi bordrosu ile bankaca teslim alındıkları, her 3 bononun vadelerinde veya vadelerinden sonraki birkaç gün içinde bankaya ödendikleri, ödemelerin bonoların hamili gözüken davalı ... hesabına geçildikleri anlaşılmış olup bu hususlarda taraflar arasında bir çekişme yoktur.
Davacının iddiasına göre davalı ... ya kök davanın açıldığı 26/03/2018 tarihinde bonolar davalı ... nın elinde olmayıp en geç 20/03/2018 tarihinde bonoların kök davada dava dışı olan birleşen davada ise davalı olan ... in elinde oldukları sabit olup bu konuda da taraflar arasında bir çekişme yoktur.
Dava konusu 3 adet bono 31/03/2018, 30/04/2018 ve 30/09/2018 vade tarihlerinde veya vade tarihlerinden sonraki bir iki gün içinde keşidecileri tarafından davalı ... hesabına geçmek üzere bankaya (.... Şubesine) ödenmişlerdir. Son vadeli 30/09/2018 vadeli bono 03/10/2018 tarihinde ödenmiş ve tüm bonoların bedeli olan 600.000,00 TL en son 03/10/2018 tarihinde davalı ... e ödenmişlerdir. Bankadan gelen yazışmalar ve ekleri ile bu hususlar sabit olup bu konularda da taraflar arasında bir çekişme yoktur. Davacı, davalı ... e karşı işbu davasını son ödemeden çok sonra 11/03/2019 tarihinde açmıştır.
Davacının, davalı ... ya karşı 26/03/2018 tarihinde açtığı dava tarihinde ve yargılama boyunca bonolar ... nın uhdesinde olmayıp, 03/10/2018 tarihine kadar bonolar diğer davalı ... in uhdesindedirler. Davacının, davalı ... nın elinde olmayan bonoları iade istemesinde (istirdadında) hukuki yararı yoktur. Çünkü bonolar davalının elinde değildirler. Bonolar davalının elinde olmalı ki ondan istirdat istenebilsin.
Davacının, diğer davalı ... e karşı 11/03/2019 tarihinde açtığı dava tarihinde ve yargılama boyunca bonolar ... in de uhdesinde olmayıp bonolar vade tarihlerinde birleşen son davadan çok önce tahsil edilmişler ve bonolar bankaca keşidecilerine iade edilmişlerdir. Davacının, davalı ... in elinde olmayan bonoları iade istemesinde de (istirdadında da) hukuki yararı yoktur. Çünkü bonolar artık davalının elinde değildirler. Bonolar davalının elinde olmalı ki ondan istirdat istenebilsin.
Dava tarihlerinde ve davaların yargılaması süresince davalılarda istirdadı kabil bir bono olmadığından ve talep bonoların istirdadına yönelik olup bonoların yargılama sırasında vs. ödenmesi halinde bedellerinin istirdadı yönünde bir talep, bir ıslah vs. de olmadığından ve böylelikle davacının davalıların elinde olmayan bonoların istirdadını istemesinde hukuki yararı olmadığından (böyle bir durumda talebin kabulü halinde infazı kabil bir karar verilmiş de olmayacağından) ve davalarda hukuki yarar varlığı ve infazı kabil karar verilmesi gerektiği hususları resen nazara alınması gereken dava şartlarındandırlar. Davalarda hukuki yarar olmadığı anlaşılmıştır.
Davacının ikincil talebi; bonoların istirdadının uygun görülmemesi halinde davalıların davacıya borçlu olduğunun tespitine karar verilmesidir. İkincil talep; olumlu tespit davası niteliğindedir. HMK gereğince eda davası açılabilecek bir durumda olumlu tespit davası açılamaz. Eda davası yerine olumlu tespit davası açılmasında da hukuki yarar yoktur. Davacının ikincil talebi hakkında da hukuki yarar yokluğu nedeniyle usuli bir karar verilmesi gerekmiştir.
Gerek birincil talep gerekse ikincil talep yönlerinden davacının ayrı ayrı terditli davalar açmasında hukuki yararı olmadığından HMK nun 114 ve 115. maddeleri gereğince başkaca hususlar tartışılmaksızın ve dava şartı olan davalardaki hukuki yararın sonradan tamamlanması mümkün olmadığından davacıya süre vs. verilmesine gerek olmaksızın davacının davasının ve birleşen davasının dava şartı yokluğu nedeniyle ayrı ayrı usulden reddine" dair verilen karar davacı vekilince istinaf edilmiştir.
Konya BAM .. Hukuk Mahkemesinin 25/06/2021 tarih, ...esas, ... karar sayılı ilamı ile; "..... dava şartı olarak hukuki yararın varlığının, mahkemece, taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olaya veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede, iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme)'nin 6.maddesi ve 1982 Anayasası'nın 36. maddesinde düzenlenen “hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır. Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın, ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez. (Pekcanıtez, H./Atalay, O./ Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s.297) (Yargıtay 1.Hukuk Dairesi'nin 16/06/2021 tarih, 2021/1589 Esas- 2021/3329 Karar sayılı ilamından)
Yukarıda yapılan açıklama ve dosya kapsamı dikkate alındığında; davacının gerek asıl ve gerekse birleşen davada senetlerin istirdadını talep etmede hukuki yararının bulunmadığından bahsetmek mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin davacının talebi ile ilgili esasa ilişkin delilleri topladıktan sonra değerlendirme yapması gerekirken hukuki yarar dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi hukuka uygun olmadığından tarafların istinaf taleplerinin kabulü ile HMK'nın 353/1.a.4 maddesi gereğince; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dava dosyasının taraflar arasındaki ihtilaf ile ilgili esasa ilişkin delillerin toplanması ve değerlendirilmesi sonucunda karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine" dair gerekçelerle mahkememiz kararının kaldırılmasına karar verilmiş, dosya mahkememize gönderilerek 15/09/2021 tarihinde mahkememiz yeni esasına kaydedilmiştir.
Yukarıda yer verilen istinaf mahkemesi kararı uyarınca davacının her iki dava yönünden hukuki yararının olduğu kabul edilerek taraflar arasındaki uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekmiştir.
Her iki davanın da konusu olan bonoların, keşidecilerinin ..., avalistlerinin ..., lehtarlarının ... ve hamillerinin ... olduğu, 200.000,00'er TL bedelli bonolar olduğu, söz konusu bonolarda davacı ...'nın lehtar veya ciranta olduğunu gösterir bir kaydın yer almadığı anlaşılmıştır.
6100 sayılı HMK'nun 200.maddesi; "Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir. " hükmünü,
HMK'nun 201.maddesi; " Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz. " hükmünü,
HMK'nun 202.maddesi; "Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir." hükmünü,
HMK'nun 203. maddesi; " Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir:
a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.
b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler.
c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler.
ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları.
d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.
e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli." hükmünü içermektedir.
Somut olayda, davacı taraf, bonoların aralarındaki boşanma davası için düzenlenen anlaşma protokolü gereği davalı ... tarafından cirolanarak kendisine teslim edildiğini, ancak, boşanma davasının görüleceği gün ...'nın bonoları bulunduğu yerden çalarak diğer davalı ...'e teslim ettiğini ve ...'in de davalı ... ile danışıklı şekilde bonoları tahsil ederek bono bedelini ...'ya verdiğini ileri sürmektedir.
Yerleşik Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere; kambiyo senetleri sebepten soyut olup; senedi elinde bulunduran kişiden ayrıca alacağın sebebini ispat etmesi beklenemez. İspat yükü, senedin elinden rızası dışında çıktığını veya senedin bedelsiz olduğunu iddia eden taraftadır.
Dosya arasına celp edilen soruşturma dosyalarında davalılar, dava konusu bonoların aralarındaki alacak borç ilişkisi sebebiyle cirolandığını ifade etmişlerdir. Ana dava ve birleşen davaya sunulan cevap dilekçelerinde de davalılar aynı yönde anlatımda bulunmuşlardır. Davalılar hakkındaki soruşturmalar takipsizlik kararıyla neticelenmiş olup verilen takipsizlik kararları kesinleşmiştir.
Davacı vekili tarafından her ne kadar senetlerin müvekkiline verildiği tarihte davacı ve davalı ... arasında evlilik bağı bulunduğundan tanık dinletme talebinde bulunulmuş ise de, alacağının senede bağlandığını iddia eden davacının HMK'nun 203.maddesinde düzenlenen senetle ispat yasağı istisnalarına başvuramayacağı anlaşılmıştır. Zira HMK'nun 201. maddesinde belirtildiği üzere, senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler senetle ispat kuralına tabidir. Dava konusu bonoların yeniden değerleme miktarında belirtilen miktarı aştığı ve bu bonolara karşı ileri sürülen karşı alacak iddiasının yazılı delille ispatının gerektiği kanaatine varılmıştır. Davalı taraf davacının tanık dinletme talebine açıkça karşı koyduğundan davacının bildirdiği tanıklar dinlenmemiştir.
Davacı ile davalı ... arasında görülen Akşehir .. Asliye Hukuk Mahkemesinin ...esas sayılı dosyası celp edilmiş olup dosya arasındaki "anlaşmalı boşanma protokolü" başlıklı 09/03/2018 tarihli, ıslak imzalı belgede dava konusu bonolara ilişkin herhangi bir kayda yer verilmediği görülmüştür.
Diğer taraftan, davacı vekili, davalı ... ile dava dışı ... arasında geçen telefon görüşmesine ait ses kaydının olduğunu iddia ettiği CD'yi ve görüşme dökümlerini dosyaya sunmuş ise de davalı ...'in huzurda alınan beyanında ses kaydının kendisine ait olmadığını ifade ettiği, davalı ... hakkında yürütülen soruşturma neticesinde söz konusu bu ses kaydının da soruşturma dosyasına sunulduğu ve davalı ... için takipsizlik kararı verildiği, kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Bir an için telefon görüşmesindeki seslerin davalı ...'e ait olduğu kabul edilecek olsa dahi dava dışı kişi ile davalı arasında geçen ses kayıtlarının dava konusu bonoların aksini ispata elverişli olmaması ve soruşturma dosyasındaki takipsizlik kararının kesinleşmesi dikkate alındığında bu delil bazında da davacının iddialarını ispatlayamadığı sonucuna varılmıştır.
Davacı tarafından ana davada yemin deliline dayanılmadığı halde, birleşen davada yemin deliline dayanılmıştır. Davacının yemin teklifi üzerine davalı ... duruşmaya gelerek yemini eda etmiştir.
Bu itibarla davacının alacağını ispat edemediği anlaşıldığından her iki davanın reddine dair aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir." gerekçesiyle mahkemenin ... Esas sayılı ana dava dosyası yönünden davanın reddine, birleşen Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dava dosyası yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosya kapsamına göre isticvap taleplerinin reddolmasının uygun olmadığını, isticvap yapılarak sonuca gidilmesinin mümkün olduğunu, ayrıca ceza ve takipsizlik dosyasındaki kanıtlarla birlikte somut olayın vakıaların değerlendirilmesinde taraflarının haklı olduğunun ortada olduğunu, müvekkilinin iyiniyetli bir ev hanımı olup karşı tarafça kötüniyetli biçimde kandırıldığını, tüm yargılama aşamasında mahkemeye bunu anlatmaya çalışmalarına rağmen fiilen sonuca ulaşmamış vaziyette olduklarını, banka kayıtları yazılı delil başlangıcı olmasına rağmen mahkemece dikkate alınmadığını, yine yazılı delil başlangıcının olması halinde tanık dahil tam kanıtlar dikkate alınabileceğini, ayrıca HMK 2021/202 gereğince yakın akrabalar arasında tanık dahil her türlü ispatın mümkün olduğunu, mahkemece bu kural somut olayda işletilmemiş olup en azından ... yönünden davalarının kabulüne karar verilmesi gerektiğini, dosyanın bu kanıtlarla birlikte ispatlanması mümkün iken doğrudan doğruya yemin kanıtına dayanmasının hukuka uygun olmadığını, icapsız yemin yapılmasına yönelik tüm itirazlarını aynen tekrar ettiklerini beyanla ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Dava ve birleşen dava bono istirdadı ve tespit istemlerine ilişkindir.
İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve resen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.
Dosya kapsamına göre asıl davada davacının davalı ... ile boşanmalarına karşılık olarak tazminat olarak davalı ...'nın keşidecileri ... ve ..., lehtarı ... olan her biri 16/08/2017 tanzim tarihli, 31/03/2018, 30/04/2018 ve 30/09/2018 vade tarihli her biri 200.000,00 TL bedelli olan 3 adet toplamda 600.000,00 TL bedelli bonoları ciro ederek kendisine verdiğini daha sonra ise eve girerek söz konusu bonoları kendisinden çaldığını iddia ederek bonoların istirdadını olmadığı takdirde terditli talebi olarak davalı ...'nın kendisine borçlu olduğunun tespitine karar verilmesini talep ettiği,birleşen davada ise bonoların davalı ...'e ciro edildiği, bu davalının olayları bildiği, kötüniyetli olduğu iddiasıyla davalı ...'den bonoların istirdadını olmadığı takdirde terditli talebi olarak davalı ...'in kendisine borçlu olduğunun tespitine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın 114. maddesinde ''Dava Şartları'' düzenlenmiş olup, ''
(1) Dava şartları şunlardır:
a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.
b) Yargı yolunun caiz olması.
c) Mahkemenin görevli olması.
ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.
d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.
e) Dava takip yetkisine sahip olunması.
f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması.
g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.
ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.
h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.
ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.
i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.
(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.
Aynı Yasa'nın ''Dava şartlarının incelenmesi'' başlıklı 115. maddesinde de '' (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.
(2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.
(3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.'' hükmü yer almaktadır.
Taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usuli hukuki ilişkinin sujesi olabilme yeteneğidir. Medeni (maddî) hukuktaki medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekil olan taraf ehliyetini haiz olup olunmadığı hususu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na (TMK) göre belirlenir. Buna göre medeni haklardan istifade ehliyeti bulunan her gerçek (TMK md. 8) ve tüzel (TMK md. 46) kişi davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir (HMK md. 50). Her gerçek kişi sağ doğmakla, yaşadığı sürece taraf ehliyetine sahip olur. Tüzel kişiliğin ve buna bağlı olarak taraf ehliyetinin ne zaman kazanılacağı ise maddi hukuk normlarıyla belirlenir. Gerçek veya tüzel kişiliği olmayan kuruluş yahut toplulukların taraf ehliyeti de bulunmamaktadır.
Dava ehliyeti ise; HMK’nın 51 inci maddesinde açıkça düzenlenmiş olup kişinin kendisi veya yetkili kılacağı bir temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usul işlemlerini yapma ehliyetini ifade eder. Dava ehliyeti, medeni (maddi) hukuktaki TMK’nın 9 uncu maddesinde düzenlenen medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olarak anlaşılmalıdır. Buna göre; medeni hakları kullanma ehliyeti bulunan her gerçek ya da tüzel kişi dava ehliyetine sahip kabul edilmelidir.
Öte yandan, her insanın hak ehliyetinin bulunduğu, insanların hukuk düzeninin sınırları içinde haklara ve borçlara ehil olduğu (TMK md. 8, 48) belirtilmiş; fiil ehliyetinin ise, kendi eylemi ile hak edinebilme ve borç altına girebilme yeterliliği (TMK md. 9, 49) olduğu vurgulanmıştır.
HMK'nın 114/1-d maddesinde açıkça düzenlendiği üzere taraf ve dava ehliyeti dava şartlarındandır. Bu düzenlemeye göre husumet ya da başka bir anlatımla taraf sıfatı dava şartları arasında sayılmamıştır. Taraf sıfatının özelliği, tıpkı dava şartı gibi davanın esastan görülüp karara bağlanabilmesi için, varlığı ya da yokluğu hâkim tarafından davanın her aşamasında re’sen gözetilen ve taraflarca noksanlığı davanın her aşamasında ileri sürülen nitelikte olmasıdır.
Taraf sıfatı, bir başka ifadeyle husumet ehliyeti, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini; davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti; davalı sıfatı da pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyorsa o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının belirlenmesinde olduğu gibi maddi hukuka göre tespit edilir.
Sıfat dava şartı değil, itirazdır. Zira bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı ancak davanın esası incelendikten sonra tespit edilebilir ve bu durumda dava ret veya kabul ile sonuçlanır. Diğer bir ifadeyle bir davada taraflardan birinin, aktif ya da pasif husumet ehliyetinin (davacı veya davalı sıfatının) olmadığı belirlenirse, artık uyuşmazlığın esastan çözülmesine geçilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddi gerekir. Sıfat, ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen ilk itiraz ya da davalı tarafından ortaya konulması gereken def’i niteliğinde olmadığından, davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece re'sen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur. (Hukuk Genel Kurulu'nun 02.11.2022 tarihli ve 2020/(15)6-609 Esas, 2022/1424 Karar sayılı kararı).
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra tekrar somut olaya dönüldüğünde ise; davacının asıl ve birleşen davadaki asıl talebi bonoların istirdatına ilişkin olup, bononun istirdatı davası dava açıldığında bono kimin elinde ise ona karşı açılması gerekmektedir. Asıl davada davacı davalı ...'ya karşı bonoların istirdatı davasını açtığı tarihte bonolar davalı ...'da bulunmayıp birleşen davada davalı olan ...'dedir. Bu sebeple asıl davada bonoların istirdatı talebiyle ilgili olarak davalı ...'nın pasif husumet ehliyeti bulunmamaktadır. Davacının asıl davada davalı ...'ya karşı bonoların istirdatı talebinin pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddi gerekirken esastan reddine karar verilmesi yerinde olmamıştır. Davacının asıl davada terditli talebi olan davalı ...'nın kendisine borçlu olduğu yönünde karar verilmesi talebiyle ilgili olarak ise; eda davası açılabilecek bir durumda olumlu tespit davası açılamayacağından davacının olumlu tespit davası açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır. Bu sebeple davacının terditli talebi olan davalı ...'nın kendisine borçlu olduğu yönünde karar verilmesi talebinin ise hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda birleşen davayla ilgili olarak da; birleşen davada davacı bonoların davalı ...'den istirdatını talep etmiş ise de birleşen davanın açıldığı tarihten önce bono bedelleri davalı ... tarafından tahsil edilmiş olup, bonolar bono borçlularına iade edilmiştir. Yani birleşen davanın açıldığı tarihte de bonolar davalı ...'de değildir. Bu sebeple davacının birleşen davada davalı ...'e karşı bonoların istirdatı talebinin pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddi gerekirken esastan reddine karar verilmesi yerinde olmamıştır. Yine davacının birleşen davada terditli talebi olan davalı ...'in kendisine borçlu olduğu yönünde karar verilmesi talebiyle ilgili olarak ise; eda davası açılabilecek bir durumda olumlu tespit davası açılamayacağından davacının olumlu tespit davası açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır. Bu sebeple davacının terditli talebi olan davalı ...'in kendisine borçlu olduğu yönünde karar verilmesi talebinin ise hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Tüm bu nedenlerle kamu düzenine aykırılık nedeniyle davacının asıl ve birleşen davayla ilgili istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince yeniden karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A) Asıl ve birleşen dava davacısının istinaf talebinin KABULÜ ile; Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/03/2022 tarih ... Esas - ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
1-Asıl ve birleşen davada istinaf başvurusunda bulunan davacı adli yardımdan yararlandığından istinaf karar harcı ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,
2-Adli yardımdan dolayı tahsil edilmeyen asıl ve birleşen dava yönünden toplam alınması gerekli 1.476,00 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcının davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflara ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,
B) Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince davacı talebi ile ilgili YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,
ASIL DAVA YÖNÜNDEN
1-Davacının asıl talebinin pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle REDDİNE,
2-Davacının terditli talebinin hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,
3-Adli yardımdan dolayı tahsil edilmeyen 269,85 TL karar ve ilam harcı ile 269,85 TL başvuru harcı olmak üzere toplam 539,70 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
4-Davacı adli yardımdan yararlanmış ise de Hazine'den herhangi bir gider yapılmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına, davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ise kendi üzerine bırakılmasına,
5-Davalı ... tarafından yapılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı, 5,20 TL vekalet suret harcı ve 5,80 TL posta gideri olmak üzere toplam 173,10 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ...'ya verilmesine,
6-Davalı ... davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'nin 7/2.maddesi gereğince 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'ya verilmesine,
7-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333 ve HMKGAT'nin 5/1. maddeleri gereğince yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde gider avansını yatıran tarafa iadesine,
BİRLEŞEN KONYA .. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN ... ESAS SAYILI DOSYASI YÖNÜNDEN,
1-Davacının asıl talebinin pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle REDDİNE,
2-Davacının terditli talebinin hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,
3-Adli yardımdan dolayı tahsil edilmeyen 269,85 TL karar ve ilam harcı ile 269,85 TL başvuru harcı olmak üzere toplam 539,70 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerine bırakılmasına,
5-Hazine tarafından karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk giderinin davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,
6-Davalı ... tarafından yapılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı ve 6,40 TL vekalet suret harcı olmak üzere toplam 168,50 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine,
7-Davalı ... davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'nin 7/2.maddesi gereğince 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine,
8-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333 ve HMKGAT'nin 5/1. maddeleri gereğince yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde gider avansını yatıran tarafa iadesine,
C) Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince; kararın tebliği işlemlerinin dairemiz tarafından yapılmasına,
D) Kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde; dava dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince; taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine 29/09/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.