Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2026/109

Karar No

2026/112

Karar Tarihi

4 Şubat 2026

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ...
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ...
KARAR NO : ...
KARAR TARİHİ: 04/02/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ..... (...)
ÜYE : ..... (...)
ÜYE : ..... (...)
KATİP : ..... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/10/2025
NUMARASI : ... Esas ... Karar
DAVACILAR : 1-........
2-........
VEKİLLERİ : Av.....Av.....
DAVALI : 1 -........
DAVALI : 2 -........
VEKİLİ : Av.....
DAVALI : 3 -........
VEKİLİ : Av.....
MÜTEVEFFA : ........
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)

İSTİNAF KARAR TARİHİ : 04/02/2026
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 05/02/2026
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı dava dilekçesiyle özetle; davacıların murisi müteveffa ........ geçirmiş olduğu kaza sebebiyle hayatını kaybettiğini, 08.11.2023 tarihinde davalı ........ ........ plakalı araç ile müteveffa ........ idaresindeki ........ plakalı motosiklete arkadan çarpması sonucu hayatını kaybettiğini, kazanın oluşumunda sürücü ........'ın hatalı olduğunu, müteveffa ........'ın herhangi bir kural ihlalinin bulunmadığını, sürücü ........'ın olay tarihinde alkollü bir şekilde araç kullandığını, davacılardan ........ müteveffanın kızı, ........ da eşi olduğunu, davalı ........ tarafından kullanılan aracın davalı şirkete ait olduğunu, davalı sürücü tarafından 3 günlüğüne kiralandığını, davalı şirketin araç üzerindeki fiili hakimiyetini ortadan kaldıracak uzun süreli bir kira sözleşmesi bulunmadığını, davalı şirkete ait araç davalı sigorta şirketi tarafından kasko poliçesi ile kaskolandığını, davalı sigorta şirketinin kasko poliçesi limitleriyle sınırlı olmak üzere maddi ve manevi tazminat taleplerinden sorumlu olduğunu, sigorta şirketin sadece ZMMS poliçesi kapsamında poliçe limitleriyle sınırlı olmak üzere ödeme yaptığını, kasko poliçesi nedeniyle herhangi bir ödeme yapmadığını, davacı ........ için şimdilik 1.000-TL maddi tazminat, 750.000-TL manevi tazminatın, davacı ........ için şimdilik 1.000-TL maddi tazminat, 750.000-TL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek mevduata uygulanan en yüksek faizi, yargılama giderleri ve vekalet ücretleriyle birlikte davalılardan sigorta şirketi açısından kasko poliçesi limitiyle sınırlı olmak üzere davalılardan müşterek ve müteselsilen alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 30/04/2025 tarihli ıslah dilekçesiyle özetle; davacı ........ için 1.077.198,81 TL maddi tazminatın ve 750.000,00 TL manevi tazminatın, davacı ........ için 6.920.221,53 TL maddi tazminatın ve 750.000,00 TL manevi tazminatın tüm alacak kalemleri bakımından olay tarihinden işletilecek mevduata uygulanan en yüksek faizi, yargılama giderleri ve vekalet ücretiyle birlikte; davalılardan ........ A.Ş. açısından KASKO Poliçesi limitleriyle sınırlı olmak üzere davalı ........ ve araç işleten davalı ........ ile birlikte müşterek ve müteselsilen tahsil edilmesini talep etmiştir.
Davalı ........ A.Ş. vekili cevap dilekçesiyle özetle; müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğu teminat limitleri doğrultusunda olduğunu, müteveffanın yakınlarınca yapılan talep neticesinde hasar dosyasından yapılan ödeme neticesinde sigorta şirketinin sorumluluğu son bulduğunu, işbu sebeple davanın reddi gerektiğini, müvekkili sigorta şirketi tarafından, 08/02/2024 tarihinde 772.316,01 TL tutarında ödeme yapıldığını, yapılan ödeme davacıların zararının karşılandığı ve kazazedenin bakiye alacağı olmadığını, müteveffanın anne babasına ise yapılan başvuru neticesinde 08/02/2024 tarihinde 427.683,99 TL tutarında ödeme yapıldığını, sigortalının kaza tarihi itibariyle ZMMS poliçe teminat tutarı 1.200.000,00 TL olduğu, işbu yapılan ödemeler neticesinde teminat limiti tükendiğini, bilirkişi tarafından yapılacak incelemelerde ödeme tarihinin dikkate alınması gerektiğini, destekten yoksun kalma tazminatı hesaplamaları Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre değil, ZMM genel şart ekinde yer alan TRH-2010 kadın/erkek tablosu ve %1,65 teknik faiz kullanılarak hesaplama yapılması gerektiğini, müvekkili şirketin sorumluluğundan bahsedebilmek için, öncelikle sigortalı araç sürücüsünün kusurunun ispat edilmesi gerektiğini, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, müteveffanın kask ve koruyucu ekipmanı takıp takmadığı kaza tespit tutanağında belirsiz olduğunu, talep edilen tazminatın miktarının fahiş olduğunu, temerrüt tarihi itibariyle yasal faiz istenebileceğini, müvekkili sigorta şirketi aleyhine ikame edilen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ........ . A.Ş. vekili cevap dilekçesiyle özetle; zamanaşımı itirazı ve husumet itirazlarının bulunduğunu, dava konusu kazaya karışan araç, müvekkili şirket tarafından diğer davalı ........'a kiralandığını, meydana gelen zararlardan, kaza sırasında aracı fiili hakimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimsenin işleten sıfatıyla sorumlu tutulması gerektiğini, meydana gelen kazaya karışan ........ plakalı araç kaza tarihinde müvekkili şirketin fiili hakimiyetinde olmadığını, Yargıtay kararları ışığında ve KTK hükümleri gereğince müvekkili şirketin araç işleten sıfatı bulunmadığını, davacı tarafın tazminat taleplerinden müvekkil şirketinin sorumlu olmadığını, davanın husumetten reddi gerektiğini, maddi ve cismani zararlar ödenmesi kapsamında sigorta şirketi sorumlu olduğunu, müvekkili şirketinin bir sorumluluğunun bulunmadığını, tarafların kusur oranının tespit edilmesi gerektiğini, müteveffanın kask ve koruyucu ekipmanı kullanmadığını, talep edilen tazminatın miktarının fahiş olduğunu, müvekkili şirketin araç işleten sıfatı bulunmaması nedeniyle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, mahkeme aksi kanaatte ise maddi ve manevi her iki tazminat yönünden ve sair asli ve feri tüm talepler yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ........ cevap dilekçesiyle özetle; kazada kusur durumunu kabul etmediğini, müteveffanın koruyucu ekipmanlarının bulunmadığını, istenilen tazminat taleplerinin yüksek olduğunu, maddi gücünün bulunmadığını, davacıların iddia ettiği gibi müteveffanın kendisine manevi bir desteği söz konusu olmadığını, tarafların birbirlerine karşı şiddet uyguladığını ilişkin soruşturma dosyalarının bulunduğunu, taraflarca boşanma davası açıldığını, tarafların manevi destek iddiası gerçeği yansıtmadığını, açıklanan nedenlerle davanın reddine, yargılama giderlerini davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Davaya konu 08.11.2023 tarihli trafik kazasının, ........ sevk ve idaresindeki ........ plakalı otomobil ile Selçuk Üniversitesi Kampüsü istikametinden, Büyükşehir Belediyesi Üniversite Köprülü Kavşağı alt geçit bağlantı yolunu takiben seyredip, ........ Caddesine katılış yapmak istediği esnada aracının ön kısımları ile aynı istikamette ve önünde seyredip önünde yolcu indirmek için duraklama halinde olan şoför ........ sevk ve idaresindeki ........ plaka sayılı otobüsün arka kısmında durma/duraklama haline olan sürücü ........ idaresindeki ........ plakalı motosiklete arka tarafından çarpması neticesinde meydana geldiği, kaza sonucu ........'ın vefat ettiği anlaşılmıştır.
Kaza sonrasında görevli kolluk tarafından tanzim edilen kaza tespit tutanağı ile, trafik kazasının oluşmasında davalı ........'ın tam kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Yine soruşturma aşamasında düzenlenen 25.12.2023 tarihli bilirkişi raporu, kovuşturma aşamasında düzenlenen 06.02.2024 tarihli ATK raporu ve bu dosyada tanzim edilen 01.12.2024 tarihli bilirkişi raporu ile kazanın oluşmasında davalı ........'ın tam kusurlu olduğu mütalaa edilmiştir.
Mahkememizce, 01.12.2024 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlerin dosya kapsamına ve olayın oluş şekline uygun olması nedeniyle, davaya konu trafik kazasının oluşmasında davalı ........'ın % 100 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiştir.
Kazada vefat eden ........ davacı ........'ın eşi, davacı ........'ın ise babası olup, kural olarak davacılar ile müteveffa arasında desteklik ilişkisinin bulunduğu kabul edilmelidir. Davalı tarafça bu karinenin aksi usulünce ispatlanamadığından davacılar ile müteveffa arasında desteklik ilişkisi bulunduğu kabul edilmiştir. Her ne kadar davacı eş ile müteveffanın boşanma aşamasında oldukları iddia edilmiş ise de bahsi geçen Konya ... Aile Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyasının eldeki davanın taraflarıyla ilgili olmadığı, genel dava sorgulamasında da mevcut bir boşanma davasının bulunmadığı anlaşılmıştır.
“Destek, Hukuk sistemimizde bir başkasının geçimini sağlayan veya ileride sağlayacak olan kişidir. Destek tazminatı isteyebilmek için; ölenin kanuni ve akdi bakım yükümlülüğünün bulunması veya fiilen veya düzenli olarak bakması veya ileride bakması kuvvetle muhtemel olması yeterlidir. Desteğin kanunen bakmakla yükümlü olduğu kişiler de desteğin sağlığında herhangi bir yardım görmeseler bile tazminat talep edebilirler. Ölenin ölüm tarihine kadar bakma mükellefiyetini yerine getirmemiş olması destekten yoksun kalma tazminatı talep edilmesine engel değildir. Evlilik birliği devam ettiği sürece ayrı yaşıyor olsalar dahi eşler birbirlerinin desteği sayılır, boşanma halinde dahi nafaka ödeniyorsa yine destek sayılır.” (Yargıtay 17. HD, E:2019/5324 - K:2021/145 - T:19.01.2021)
Bununla birlikte, müteveffa ile davacı eş arasında boşanma davası mevcut olsa dahi, ölüm tarihi itibariyle evlilik birliği devam ettiğinden desteklik ilişkinin mevcut olduğu yöndeki karinenin aksinin davalı tarafça ispatı gerekir. Davalı tarafça karinenin aksi ispat edilemediğinden eş ile müteveffa arasında desteklik ilişkisinin bulunduğu kabul edilmiştir.
Davalı ........ A.Ş., aracın uzun süreliğine kiralanması nedeniyle işleten sıfatının bulunmadığını iddia etmiştir.
2918 sayılı KTK'nın Tanımlar başlıklı 3. Maddesine göre; İşleten : Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun2019/(17)4-224 E. 2022/26 K. sayılı ilamı; '' ... İşleten sıfatının belirlenmesinde araç üzerinde fiili hâkimiyet ve ekonomik yararlanma unsurlarının birlikte bulunması ve fiili hâkimiyetin uzun süreli olması gerekmektedir. Uzun süre kavramı, belirli bir gün sayısı ile sınırlı olmayıp, her somut olayın özelliğine göre ayrıca değerlendirilir. Ayrıca bu konuda getirilecek delillerin üçüncü kişileri bağlayabilecek nitelikte ve güçte olması, özellikle zarara uğrayanların haklarına halel getirecek bir sonuç oluşturmaması şarttır. O hâlde; kısa süreli olmamak kaydıyla, araç herhangi bir sebeple yararlanılması için bir başka kimseye devredildiğinde artık üzerindeki fiili hâkimiyetin ortadan kalkması, bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının da bulunmadığı durumlarda, o aracı kaza sırasında fiili hâkimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimse işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulacak, araç maliki sorumlu tutulamayacaktır. Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 2021/(17)4-104 E., 2021/818 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. ... '' şeklindedir.
Aracın 08.11.2023-11.11.2023 arası dönem yönünden kiralandığı, kira süresinin oldukça kısa olduğu, dolayısıyla uzun süreli kiralama nedeniyle işleten sıfatının bulunmadığı yönündeki savunmanın yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Tazminat hesabının ne şekilde yapılacağı konusunda 2918 sayılı KTK'da ve 6098 sayılı TBK'da açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kapsamda hesaplamanın yargı kararları ile yerleşik hale gelen uygulamalara göre yapılması gerekir. Hesaplamalarda prograsif rant yönteminin uygulanması konusunda herhangi bir görüş farklılığı yoksa da bakiye yaşam süresinin tespitinde hangi yaşam tablosunun esas alınacağı konusunda Konya BAM 3. HD. nin uygulamaları ile Yargıtay uygulamaları farklılık arz etmektedir.
Konya BAM 3. HD.'nin yerleşik hale gelen uygulamalarına göre, 2918 sayılı KTK ile genel şartlara yapılan atfın, AYM'nin 17/07/2020 tarihli 2019/40 E 2020/40 K sayılı kararı ile iptaline karar verilmesi nedeniyle bakiye yaşam süresinin PMF 1931 yaşam tablosuna göre belirlenmesi gerekir. (Konya BAM 3. HD.'nin 17/02/2023 gün ve 2022/2550 E 2023/285 K)
TRH 2010 yaşam tablosunun, genel şartların yürürlüğe girmesiyle uygulanmaya başlandığı, önceki dönemde PMF 1931 yaşam tablosunun uygulandığı bilinen bir gerçektir. Genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki dönemde, her ne kadar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay Dairelerinin uygulamalarına istinaden PMF 1931 yaşam tablosu esas alınmaktaysa da TRH 2010 yaşam tablosunun esas alınmasına da engel yasal bir düzenleme bulunmamaktaydı. Genel şartların yürürlüğe girmesiyle birlikte, KTK'da genel şartlara yapılan atıflar nedeniyle, hesaplamalarda TRH 2010 yaşam tablosunun dikkate alınması yasal bir zorunluluk haline gelmiş, devam eden süreçte ise AYM'nin 17/07/2020 tarihli 2019/40 E 2019/40 K sayılı iptal kararı ile bu zorunluluk ortadan kalkmıştır. Hemen belirtilmelidir ki, iptal kararı ile sadece bu zorunluluk ortadan kalkmış olup, iptal kararı TRH 2010 yaşam tablosunun uygulanmasını imkansız hale getirmemiştir. Gelinen aşamada, mahkemeler takdir yetkisi kapsamında gerek PMF 1931 yaşam tablosunu, gerekse TRH 2010 tablosunu esas alabilecektir. Ancak takdir hakkının, 4721 sayılı TMK'nın 4. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak kullanılması gerekir. Bu takdir hakkı kapsamında, genel kabul gören yaşam tablosunun esas alınması hakkaniyete daha uygun olacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 02/12/2021 tarihli, 2017/(21)10-1179 E, 2021/1563 K sayılı ilamı ve 21/12/2021 tarihli, 2018/10-1027 E., 2021/1708 K sayılı ilamı ile bakiye yaşam süresinin tespitinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 yaşam tablosunun dikkate alınması gerektiğine işaret etmiştir. Yine, Yargıtay Daireleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin uygulamaları da bu yönde olmuştur. Bu nedenle, TRH 2010 yaşam tablosunun dikkate alınmasının hakkaniyete daha uygun olacağı kabul edildiğinden, Konya BAM 3. HD.'nin PMF 1931 yaşam tablosunun dikkate alınmasına yönelik görüşüne iştirak edilmemiştir.
Kısaca üzerinde durulmasının faydalı olacağı düşünülen bir diğer husus ise, 14/02/2023 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan Anayasa Mahkemesi'nin 29/12/2022 gün ve 2021/82 E. 2022/167 K sayılı kararı iptal kararıdır. 7237 sayılı yasanın 18. maddesiyle 2918 sayılı KTK'nın 90. maddesinde yapılan değişiklik ile, 09/06/2021 tarihinden sonra meydana gelen trafik kazaları yönünden bakiye yaşam süresinin tespitinde TRH 2010 yaşam tablosunun uygulanması yasal zorunluluk haline gelmiştir. Ancak, anılan değişikliğin AYM tarafından iptaline karar verilmesi karşısında bu zorunluluk ortadan kalkmış olup, iptal kararının TRH 2010 yaşam tablosunun uygulanmasına engel bir yönü yoktur.
Belirlenen kriterlere ve dosya kapsamına uygun olduğundan hükme esas alınan 26.06.2025 tarihli bilirkişi raporu ile davacılardan ........'ın destek zararının 6.232.576,89 TL, davacılardan ........'ın destek zararının ise 941.590,04 TL olduğu tespit edilmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 52. Maddesine göre; Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. Anılan yasal düzenlemede de belirtildiği üzere zarar görenin zararın oluşmasında ya da zararın artmasında bir ihmali varsa bu hususun tazminatın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir. Bir başka deyişle zararın oluşumunda zarar görenin de müterafik kusurunun bulunması halinde tazminattan indirim yapılması gerekmektedir. Müterafik kusurun dikkate alınması için bu yönde yapılan bir savunmaya gerek olmayıp Mahkemece müterafik kusurun resen dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim bu husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/3135 E 2018/11955 K sayılı ilamında da vurgulanmıştır. Ayrıca müterafik kusur indirimi nedeniyle kısmen reddedilen tutar üzerinden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmeyeceği noktasında da duraksama bulunmamaktadır.
Somut olayda, desteğin kaza esnasında kaskının takılı olmaması ve ölüm nedeninin de kafa travmasına bağlı olması nedeniyle hesaplanan tazminat tutarlarından müterafik kusur indirimi yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Davacıların destek zararlarından % 20 oranında müterafik kusur indirimi yapıldığında davacı ........'ın talep edebileceği destek tazminatı tutarının 4.986.061,51 TL, davacı ........'ın talep edebileceği destek tazminatı tutarının ise 753.272,03 TL olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Davalı ........'ın haksız fiil faili, davalı ........ A.Ş.'nin ise araç işleteni sıfatıyla oluşan bu zarardan müteselsilen sorumlu oldukları kabul edilmiştir.
Müterafik kusur indirimi nedeniyle reddedilen tutar yönünden davacılar aleyhine yargılama giderine hükmedilmesi mümkün değildir. Ancak, davanın reddedilen kısmının tamamı müterafik kusur indiriminden kaynaklanmamaktadır. Davacı ........'ın maddi tazminat davasının 687.644,64 TL'lik kısmı, davacı ........'ın maddi tazminat davasının ise 135.608,77 TL'lik kısmı müterafik kusur indirimi dışında kalan nedenlerden ötürü (eksik incelemeye dayalı hesap raporuna istinaden talep artırım yapıldığından) reddedilmiştir. Dolayısıyla bu tutarlar üzerinden davacılar aleyhine yargılama giderine hükmedilmesi gerekmiştir.
TBK'nın 56. Maddesine göre; Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.
Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek, tazminata benzer fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin, bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminatı takdir etmesi gerekir( HGK 23/06/2004, 13/291-370 )
Somut olayda, kazanın oluş şekli ve sonucu, davacıların müteveffa ile olan bağları, tarafların kusur oranları, paranın alım gücü, tarafların sosyal ekonomik durumları, manevi tazminatın tatmin ve caydırıcılık fonksiyonu dikkate alınarak davacıların manevi tazminat davalarının kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Davalı ........ A.Ş.'nin kazaya karışan ........ plakalı aracın hem ZMMS sigortacısı hem de İMMS sigortacısıdır. Eldeki davada husumet İMMS sigortasına dayalı olarak yöneltilmiştir. Davalı ........ A.Ş. ZMMS poliçesi kapsamında poliçe limiti olan 1.200.000,00 TL'nin tamamını tükettiğinden sorumluluğu maddi manevi ayrımı olmaksızın toplam İMMS limiti olan 150.000 TL ile sınırlı olacaktır. Bununla birlikte, birden fazla zarar gören olduğundan İMMS kapsamındaki sorumluluğun garame hesabına göre belirlenmesi gerekir. Bilirkişi raporundaki garame hesabının dosya kapsamına uygun olduğu kabul edildiğinden davalı ........ A.Ş.'nin davacı ........'ın maddi ve manevi zararından sorumluluğu 84.164,21 TL, ........'ın maddi ve manevi zararından sorumluluğu ise 12.715,16 TL ile sınırlı olacaktır. Bu kapsamda davacıların davalı ........ A.Ş.'ye yönelik maddi ve manevi tazminat davalarının bu tutarlar üzerinden kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklinde davacı ........'IN maddi ve manevi tazminat davasının kısmen kabul kısmen reddi ile, 4.986.061,51 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve 750.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 5.736.061,51 TL tazminatın davalı ........ A.Ş.'nin sorumluluğu 84.164,21 TL ile sınırlı olmak üzere, davalı ........ A.Ş. yönünden 08/01/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı ........ . A.Ş. ile davalı ........ yönünden ise 08/11/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........'a verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacı ........'IN maddi ve manevi tazminat davasının kısmen kabul kısmen reddi ile, 753.272,03 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve 750.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 1.503.272,03 TL tazminatın davalı ........ A.Ş.'nin sorumluluğu 12.715,16 TL ile sınırlı olmak üzere, davalı ........ A.Ş. yönünden 08/01/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı ........ . A.Ş. ile davalı ........ yönünden ise 08/11/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........'a verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı ........ Tic San AŞ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin, kazada tüm kusurun ........'a yüklendiği hükme itiraz ederek, şehirlerarası karayolunda otobüsün yolcu indirme yaptığını ve otobüsün durması nedeniyle müteveffanın durduğunu, dolayısıyla kazanın asıl sebebinin otobüsün durması olduğunu, uyuşturucu testleri ve hastane sonuçlarındaki çelişkinin ve davaya hiç girmemiş bir boşanma kaydına ilişkin gerekçeli karardaki atıfların dosyaya belgeyle eklenmediğinin tespit edilmesi gerektiğini, bu hususların araştırılmaksızın tüm kusurun müvekkiline yüklenmesinin hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda bakiye ömür hesabı için kabul edilen tablonun yanlış seçildiği ve müteveffanın gerçek gelirinin SGK kayıtları dışında banka ve vergi kayıtlarıyla denetlenmeden farazi gelir kabulü yapıldığından gelir tespitinin hatalı olduğunu, farazi doğacak çocuğun cinsiyeti ve destek süresine ilişkin varsayımların ve indirim hesaplamalarının dayanağının hatalı olduğunu, müteveffanın kaza anında korunma teçhizatı kullanmadığı hususunda indirimin yetersiz verildiğinin kabul edildiğini, manevi tazminat miktarının cezalandırıcı nitelikte ve orantısız şekilde yüksek verildiğini, müvekkili şirketin araç kiralama işi yapması nedeniyle işleten sıfatından kaynaklı sorumluluğun bulunmadığı ve pasif husumet yokluğu sebebiyle davanın reddedilmesi gerektiğini, yargılama sırasında yeterli delil toplanmadığı kanaatiyle hükmün kaldırılarak dosyanın yeniden incelenmek üzere geriye gönderilmesi veya davanın esastan reddine, aksi halde kararın kaldırılması, ayrıca yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesi hususlarının kabulü yolunda karar verilmesini talep etmiştir.
Davacılar vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 04.04.2025 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda 30.04.2025 tarihli bedel artırım dilekçesi ile her iki müvekkilinin maddi tazminat taleplerinin toplam 2.000,00 TL'den 7.997.420,34 TL'ye artırıldığının, mahkemece muhtemel ikinci çocuk varsayımıyla ek rapor düzenlendiği ve bu varsayıma dayanılarak hesaplama yapıldığının, anılan raporda eksik ve hatalı hesaplamaların yapıldığının, mahkemece müvekkilleri aleyhine müterafik kusur indirimi uygulandığının ancak dosyada müteveffanın kask takmadığına dair somut, kesin ve inandırıcı bir delil bulunmadığının ve kask takmama ile ölüm arasında neden-sonuç bağının kurulmadığından bu indirimin usul ve yasaya aykırı olduğunun, ayrıca hesaplamalarda karar tarihine en yakın güncel asgari ücret ile müteveffanın ölüm tarihindeki maaşının asgari ücrete oranının dikkate alınmadığının iddia edildiğini, bu nedenlerle istinaf yoluna başvurulduğu, anılan nedenlerle ilk derece kararının kaldırılarak müvekkillerinin tüm talepleri doğrultusunda tam kabulüne, mahkemece yapılan muhtemel hatalı hesaplamaların düzeltilmesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Aktüeryaya itiraz ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği, iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Öte yandan icra ve iflas kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair 7327 sy nın 18. madde ile 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 90 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kanun” ibareleri “Kanunda” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya birinci cümlesinden sonra gelmek üzere cümle ve maddeye fıkra eklenmiştir
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” düzenlemesi 19/06/2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir
2918 sy da yapılan Bu düzenleme sonrası 04/12/2021 tarihli resmi gazetede düzenlenen düzenleme ile yasaya uygun yeni genel şartlarda değişikliğe gidilmiştir.
Bu bakımdan 04-12-2021 tarihinden sonra düzenlenecek poliçelerde bu genel şartlara uygun ve dayanak 2918 sy ya uygun hesaplama yapılması gerekecek ve yasal düzenleme bu ise de 2918 sy nın 90, maddesine eklenen 1. Fıkradan sonra gelen hüküm Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.)
Karayolları Trafik Kanunu’nun 90’ıncı maddesinde yer alan trafik sigortası kapsamında ödenen değer kaybı tazminatı, destekten yoksun kalma tazminatı ve sürekli sakatlık tazminatlarına ilişkin hesaplamada dikkate alınacak kriterler ile maddenin uygulanmasına ilişkin SEDDK’ya düzenleme yapma yetkisi verilen hüküm Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.
2918 sy nın 90. Maddesinin son haline göre
Madde 90 – (Değişik:14/4/2016-6704/3 md.)
Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanunda (…)(2) öngörülen usul ve esaslara tabidir. (Ek cümle:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanunda (…)(2) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk
Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.
(3) (Ek fıkra:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) şeklindedir
Görüldüğü üzere;son iptal kararı ile
Değer kaybı tazminatı, aracın; piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı dikkate alınarak hesaplacağı
Destekten yoksun kalma tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu ve zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplacağı
Sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplacağı
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirleneceği
Hükümleri Anayasaya aykırı bulunmuş olup,iptal kararı sonrası yine TBK nın haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edilmesi gerekecektir.2. İptal kararı ile yine 1. İptal kararı öncesi mevcut düzenlemeler dikkate alınarak karar verilecektir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir
ÖTE YANDAN DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/772 ESAS 2025/4513 SAYILI KARARI İLE
Davacı tarafında dilekçesinde belirttiği üzere Anayasa Mahkemesinin 17/07/2020 tarih, E:2019/40, K: 2020/40 sayılı kararı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinin "...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda..." ibaresi ile "...ve genel şartlarda..." ibaresinin iptali sonrasında 90. madde; “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun (…) öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun (…) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/01/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fillere ilişkin hükümleri uygulanır.” şekline gelmiş, böylece tazminat hesaplamalarına dair usul ve esasların Genel Şartlar ile düzenlenmesine temel dayanak olan ibareler, iptal edilmiştir.
Bu itibarla; kanuni dayanağı ortadan kalkmış Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nda değişiklik yapılmasına ilişkin dava konusu 04/12/2021 tarih ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğin dava konusu düzenlemelerinin iptali gerekmektedir.
GEREKÇESİYLE
Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın; 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in; 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 1'inde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Değer Kaybı Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 1'in, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 2'sinde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Sakatlık Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 2'nin, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 3'ünde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 3'ün İPTALİNE, KARAR VERİLİDİĞİ
YİNE DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/786 ESAS 2025/6004 SAYILI KARARI İLE
Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in 16. maddesinin ve Genel Şartlar'ın dava konusu Tebliğ'in 15. maddesi ile değişik "Ek 2:Sakatlık Tazminatları Hesaplaması" başlıklı kısmının 6. maddesinin İPTALİNE,
KARAR VERİLDİĞİ VE GENEL ŞARTLARIN BU İPTAL KARARLARI İLE BİRLİKTE UYGULANABİLİRLİĞİ İMKANI KALMAMIŞTIR
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir
AYM 'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931'a göre KARAR verilmesi gerekirken TRH 2010 uygulanması yanlış olup itirazlar yerindedir.
Kusura itiraz
Davaya konu 08.11.2023 tarihli trafik kazasının, ........ sevk ve idaresindeki ........ plakalı otomobil ile Selçuk Üniversitesi Kampüsü istikametinden, Büyükşehir Belediyesi Üniversite Köprülü Kavşağı alt geçit bağlantı yolunu takiben seyredip, ........ Caddesine katılış yapmak istediği esnada aracının ön kısımları ile aynı istikamette ve önünde seyredip önünde yolcu indirmek için duraklama halinde olan şoför ........ sevk ve idaresindeki ........ plaka sayılı otobüsün arka kısmında durma/duraklama haline olan sürücü ........ idaresindeki ........ plakalı motosiklete arka tarafından çarpması neticesinde meydana geldiği, kaza sonucu ........'ın vefat ettiği anlaşılmıştır.
Kaza sonrasında görevli kolluk tarafından tanzim edilen kaza tespit tutanağı ile, trafik kazasının oluşmasında davalı ........'ın tam kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Yine soruşturma aşamasında düzenlenen 25.12.2023 tarihli bilirkişi raporu, kovuşturma aşamasında düzenlenen 06.02.2024 tarihli ATK raporu ve bu dosyada tanzim edilen 01.12.2024 tarihli bilirkişi raporu ile kazanın oluşmasında davalı ........'ın tam kusurlu olduğu mütalaa edilmiştir.
Mahkememizce, 01.12.2024 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlerin dosya kapsamına ve olayın oluş şekline uygun olması nedeniyle, davaya konu trafik kazasının oluşmasında davalı ........'ın % 100 oranında kusurlu olduğu kabul edilmesi doğrudur.
Destek yaşına itiraz
Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre; çocuklar için destekten yoksun kalacakları sürenin belirlenmesinde yaşları, okuldaki eğitim durumları, içinde yaşadıkları sosyal ve ekonomik koşullar ayrı ayrı değerlendirilmesi, yüksek öğrenim yapacaklar ise, 25 yaşının doldurulmasına kadar; yüksek öğrenim yapmamakta ise yerleşik ve kabul gören uygulamaya göre, erkek çocukları için 18 yaşın, kız çocukları için 22 yaşın desteğin sona ereceği yaş olarak kabul edilerek hesaplama yapılması gerekmektedir.
Somut olayda, hesaplama buna göre yapılmış olup doğrudur. İtiraz yersizdir.
Davacı vekilinin indirime itirazı, davalı vekilinin kask takmamasının kusurda değerlendirilmediği ve daha fazla indirim yapılması gerektiği istinafı yönünden :
Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu'nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md. 52) düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir.
Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK.nun 52. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.
Somut olayda davacı motosiklette sürücüsü olup, dosyada mevcut 09/11/2023 tarihli otopsi raporuna göre ölümünün kuvvetli kafa travmasına ve kafa kırığına bağlı beyin kanamasından kaynaklandığı, yine trafik kaza tespit tutanağı içeriğinden de müteveffanın kask takmadığı, bu halde müteveffanın kendi ölümüyle sonuçlanan kazada müterafik kusurunun bulunduğu, Yargıtay uygulamasına göre %20 indirim yapılması doğrudur. İtiraz yersizdir.
Manevi tazminat miktarının çokluğuna yönelik davalı vekilinin istinaf itirazında;
Manevi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, Manevi zarar; mutlak hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)
Somut olaya gelince,
Tarafların kusur durumu, ölenin yaşı, tarafların tespit edilen sosyal ve ekonomik durumlarına ve olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatların fazla olduğu,
Davacı eş için 500.000 TL, davacı çocuk için 400.000 TL manevi tazminat takdirinin dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun düşeceği değerlendirilip, bu halde davalı vekilinin manevi tazminatın miktarına yönelik istinaf talebinin yerinde olduğu anlaşılmakla;
ÖTE YANDAN
Anayasa Mahkemesinin 2024/29 E. ve 2024/226 K. Sayılı kararıyla manevi tazminat talepli davalarda reddedilen tutara ilişkin karşı vekalet ücreti ödenmesi uygulaması iptal edilmiştir. Karar 14.03.2025 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. İptal kararı Resmi Gazete’de yayımlandıktan 9 ay sonra, 14/12/2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Bu durumda eldeki dosya açısından iptal hükmü derdest dosyada uygulanması zorunlu olup bu haliyle reddolan manevi tazminat miktarı açısından davalı lehine vekalet ücreti taktir edilmeycektir.Bu husus dikkate alınarak karar verilmelidir. Davacının istinafı bu açıdan yerindedir.
HMK'nin 355. maddesinde, “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” 353. maddesinde, “ (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; ... b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1)..., 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemelerini içermektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, ilk derece mahkemesinin kararında manevi tazminatın az taktir edilmesi, dışında HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden başkaca herhangi bir yanlışlığın da bulunmadığı gözetilerek davacılar vekilinin ve davalı vekilinin yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda PMF 1931 UYGULANMAK VE MANEVİ TAZMİNAT MİKTARLARI DÜŞÜRÜLMEK SURETİYLE kabulüne, incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılması ve yeniden hüküm tesis edilmesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davacılar vekili ile davalı ........ AŞ vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;
1-DAVACI ........'IN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile, bilirkişice 26/06/2025 tarihli raporla PMF 1931'e göre hesaplanan tazminata %20 müterafik kusur düşülmek suretiyle hesaplanan 4.757.211,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve 500.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 5.257.211,00 TL tazminatın davalı ........ A.Ş.'nin sorumluluğu 84.164,21 TL ile sınırlı olmak üzere, davalı ........ A.Ş. yönünden 08/01/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı ........ . A.Ş. ile davalı ........ yönünden ise 08/11/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........'a verilmesine,
Fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-DAVACI ........'IN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile, bilirkişice 26/06/2025 tarihli raporla PMF 1931'e göre hesaplanan tazminata %20 müterafik kusur düşülmek suretiyle hesaplanan 753.272,03 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve 400.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 1.153.272,03 TL tazminatın davalı ........ A.Ş.'nin sorumluluğu 12.715,16 TL ile sınırlı olmak üzere, davalı ........ A.Ş. yönünden 08/01/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı ........ . A.Ş. ile davalı ........ yönünden ise 08/11/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........'a verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
İlk Derece Yargılaması Yönünden;
3-Alınması gereken 437.900,09 TL harçtan peşin alınan 32.438,45 TL harcın mahsubu ile bakiye 405.461,64 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına (Davalı ........ AŞ.nin 9.325,61 TL'sinden sorumlu tutulmasına)
4-Arabuluculuk görüşmelerinden dolayı Hazine tarafından (suçüstü ödeneğinden) yapılan 3.800,00 TL. yargılama giderinin davalı ........ A.Ş.'den alınarak Hazine'ye gelir kaydına, bu amaçla 492 s. Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi gereğince harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,
5-Davacılar tarafından yapılan 32.438,36 TL harç giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine, (Davalı ........ AŞ.nin 746,08 TL'sinden sorumlu tutulmasına)
6-Davacılar tarafından yapılan 427,60 TL harç gideri ve 13.342,00 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 13.769,6‬0 TL yargılama giderinden kabul ret oranına göre hesaplanan 9.280,71 TL yargılama giderinin (davalı ........ A.Ş.'nin sorumluluğu 213,45 TL ile sınırlı olmak üzere) tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara eşit oranda verilmesine,
7-Davalı ........ A.Ş. tarafından yapılan 700,00 TL yargılama giderinden kabul ret oranına göre hesaplanan 228,20 TL yargılama giderinin davacılardan (eşit oranda) alınarak davalı ........ Oto. . A.Ş.'ye verilmesine,
8-Davacı ........ kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve takdir olunan, (maddi tazminat davası yönünden 637.293,21 TL, manevi tazminat davası yönünden 80.000,00 TL olmak üzere toplam) 717.293,21 TL vekalet ücretinin (davalı ........ A.Ş.'nin sorumluluğu 16.497,74 TL ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........'a verilmesine,
9-Davacı ........ kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve takdir olunan, (maddi tazminat davası yönünden 118.990,80 TL, manevi tazminat davası yönünden 64.000,00 TL olmak üzere toplam) 182.990,80 TL vekalet ücretinin (davalı ........ A.Ş.'nin sorumluluğu 4.208,78 TL ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........'a verilmesine,
10-Davalı ........ Oto. . A.Ş. kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca davacı ........ için ret edilen miktar yönünden 80.000,00 TL vekalet ücretinin bu davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,
11-Davalı ........ Oto. . A.Ş. kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca davacı ........ için ret edilen miktar yönünden 45.000,00 TL vekalet ücretinin bu davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,
12-Anayasa Mahkemesinin 2024/29 E. ve 2024/226 K. Sayılı kararıyla manevi tazminat talepli davalarda reddedilen tutara ilişkin karşı vekalet ücreti ödenmesi uygulaması iptal edilmesi ve Kararın 14.03.2025 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanması ve iptal kararı Resmi Gazete’de yayımlandıktan 9 ay sonra, 14/12/2025 tarihinde yürürlüğe girmesi dikkate alınarak davalı lehine kısmen reddolan manevi tazminat davası için vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
13-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmının 6100 sayılı HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
İstinaf Yargılaması Yönünden;
14-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacılar ile davalı ........ AŞ'ne ayrı ayrı iadesine,
15-Davalı ........ AŞ tarafından yapılan 3.366,20 TL yargılama giderinin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile bu davalıya ödenmesine,
16-Davacılar tarafından yapılan 3.366,20 TL istinaf başvuru gideri ile 135,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 3.501,20 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine,
17-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
18-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.05/02/2026

..... ..... ..... .....
Başkan Üye Üye Katip
... ... ... ...
E imza E imza E imza E imza

Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim