mahkeme 2025/794 E. 2025/1544 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2025/794
2025/1544
2 Eylül 2025
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ...-...
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ....
KARAR NO : ....
KARAR TARİHİ : 02/09/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : .... (...)
ÜYE : .... (...)
ÜYE : .... (...)
KATİP : .... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 30/04/2024
NUMARASI : ... Esas ... Karar
DAVACI :.....
VEKİLİ :Av...
DAVALILAR :1-....
VEKİLİ : Av....
2-....
VEKİLİ : Av....
3-....
VEKİLİ : Av...
4-....
VEKİLİ : ....
5-....
6-.....
VEKİLİ : Av....
İHBAR OLUNAN: .....
VEKİLLERİ : Av... Av....
DAVA : Maddi ve Manevi Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 02/09/2025
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 02/09/2025
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili 27.10.2021 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalı sürücü .... sevk ve idaresindeki .... plakalı ambulans ile kendi beyanına göre vaka dönüşü tepe lambası açık vaziyette ..... Caddesi istikametinden ..... Sokağı takiben seyredip ..... Caddesi kavşağına geldiğinde kendisine “Dur Levhası” olmasına rağmen sağdan gelen akımı fark etmeden kavşağa giriş yaparak aracının sol yan ön kısmı ile ..... Caddesi istikametinden iki şeritli ve tek yön olan ..... Caddesi sol şeritten doğru istikamette ve seyir hızıyla giriş yapan sürücü .... idaresindeki .... plakalı otomobilin sol ön köşesinin çarpıştıktan sonra her iki aracın savrularak .... plakalı ambulansın sağ yan arka kısmı ile .... plakalı otomobilin sol yan arka kısmının çarpıştıktan sonra .... plakalı ambulansın savrulmaya devam ederek aracının ön kısmı ile çeşmede su dolduran yaya başvuran ..... 'e çarptığı kazada; .... plakalı aracı (ambulans) kullanan davalı sürücü ....'ın 2918 say.K.T.K'nın 57/1-a (kavşaklarda geçiş önceliğine uymamak) maddesini ihlal ettiğinden asli kusurlu olduğunun; .... plakalı aracın Zorunlu Mali Sorumluluk poliçesini davalı .... Sigorta A.Ş.'nin tanzim ettiğini, Poliçe Numarasının:.... olduğunun, .... plakalı aracı kullanan davalı sürücü ....'ın aynı Kanunun 52/1-a kavşaklara yaklaşırken aracın hızını azaltmamak maddesini ihlal ettiğinden tali kusurlu olduğunun kanaatine varıldığını, ..... plakalı aracın Zorunlu Mali Sorumluluk poliçesinin davalı .... Sigorta A.Ş. tarafından tanzim edildiğini, davacı müvekkili ..... 'in meydana gelen kazanın oluşumunda hiçbir kusurunun bulunmadığını, dava konusu kaza ile ilgili Konya .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile ceza davasının devam ettiğini, müvekkilinin dava konusu kaza nedeni ile tüm vücut daimi fonksiyon kaybının mevcut olduğunun, kalıcı maluliyetinin bulunduğunu, sakatlığı nedeni ile geçici ve sürekli iş göremezliği oluşan müvekkilinin bakıcı hizmeti aldığını, faturalandıramadığı S.G.K. Tarafından ödenmeyen zorunlu tedavi giderlerinin olduğunu, müvekkili için geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı, bakıcı ve zorunlu tedavi gideri taleplerinin bulunduğunu, psikolojik tedavi gören müvekkilinin tedavisinin Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesinde devam ettiğini, müvekkili .....'in henüz hayatının baharında bir kız çocuğu olduğunu, yaşadığı bu elim kazadan dolayı hem işini yapamaz hale geldiğini, hem de psikolojik tedavi gördüğünü, hayatı boyunca malül kalacağını, yaşadığı psikolojik yıkımın vahim olduğunu, küçücük yaşında böyle bir kazaya maruz kalarak, bedensel ve fiziksel bütünlüğünü kaybettiğini, kişiliğinin ve istikbalinin zedelenmesi söz konusu olduğunu, ruhsal ve bedensel manada telafisi imkansız acılar çektiğini, hayatı boyunca da bu acıyı yaşayacağından bahisle; Fazlaya ilişkin tüm talep, dava ve tüm hakları saklı kalmak kaydı ile HMK.107. maddeye göre Belirsiz Alacak Davası olarak ikame ettikleri davada, müvekkili için daimi tüm vücut fonksiyon kaybı nedeni ile şimdilik 50,00 TL geçici iş göremezlik, 450,00 TL sürekli iş göremezlik, 250,00 TL bakıcı gideri ve 12.000,00 TL belgelendirilemeyen SGK tarafından ödenmeyen zorunlu tedavi giderlerinin olay tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 500.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılar ....., ...., ...., ..... Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline verilmesine, taleplerinin HMK.107 m.gereğince belirsiz alacak davası olarak değerlendirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar .... ve ..... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili UYAP sistemi üzerinden sunmuş oldukları 19.11.2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacının istemlerinin kabulünün taraflarınca mümkün olmayıp, açılan davanın usul ve hukuka aykırılık teşkil ettiğini, müvekkiller bakımından davanın görevsiz mahkemede açılmış olması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinin gerektiğini, trafik kazası nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olup, işbu davada mahkememizin görevsiz olduğunu, dolayısıyla müvekkilleri bakımından görevsiz mahkemede açılan davanın manevi tazminat alacağı yönünden tefrik edilerek, tefrik edilecek dosyanın usulden reddinin gerektiğini, dava konusu trafik kazasında müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, dava konusu kaza neticesinde Konya .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile kamu davasının açıldığını, görülen yargılamada alınan kusur raporu doğrultusunda .... plakalı araç sürücüsü olan müvekkilinin tali kusurlu olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de, ilk geçiş hakkı kendisinde olan müvekkilinin seyir hızını azaltıp, durulabilecek bir hızla girdiği kavşakta, birçok trafik kuralını ihlal ederek, dikkatsizce ve süratle gelen diğer aracın (davalı ....'ın), kurallara harfiyen uyan müvekkiline çarpmamasının imkansız olup, diğer davalı ....'ın kazaya tam kusuru ile sebebiyet verdiğini, bu halde müvekkilinin de mağdur durumda olup, kazada hiçbir kusurunun bulunmadığını, ceza yargılamasında alınan raporun, Hukuk Mahkemesini bağlamayacağından bu hususta yeniden bilirkişi raporu alınmasının gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte, mahkememizce ceza davasında alınan rapor doğrultusunda müvekkilimin tali kusurlu olduğu düşünüldüğünde davacının manevi tazminata ilişkin alacağının, müvekkilinden ve asli kusurlu olan diğer davalıdan müştereken ve müteselsilen isteyemeyeceğinin açık olduğunu, bu durumda manevi tazminatın kusur oranlarına göre belirlenmesinin gerektiğini, ayrıca hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesinin gerektiği, davacının yaşı nedeniyle geçici iş göremezlik tazminatının talep edilemeyeceğinin, geçici iş göremezlik tazminatı, şahsın geçici olarak çalışamamasından kaynaklı, kazancında haftalık veya aylık eksilme olması sebebiyle istenen alacak kalemi olduğunu, davacının 2005 doğumlu olup, herhangi bir işte çalıştığını belgelendirmediğini, dolayısıyla davacı nezdinde geçici kazanç kaybı oluşmasının söz konusu olmayıp, davacı tarafından geçici iş göremezlik tazminatı talep edilemeyeceğini, iş göremezlik zararları ve sağlık giderlerinin zorunlu trafik sigortası teminatı kapsamında sigortacının sorumluluğunda olup, müvekkillerden istenemeyeceğini, davacının işbu dava ile talep ettiği kalemlerin müvekkilin sigortalısı olduğu .... Sigorta tarafından Sigorta Tahkim Komisyonu'nun ... Başvuru, ... Karar sayılı ve 25.11.2019 tarihli kararı doğrultusunda kendisine ödendiğini, yine Sigorta Tahkim Komisyonu'nun ... Başvuru, ... Karar sayılı ve 23.06.2019 tarihli kararı ile .... Sigorta tarafından talep edilen bedelin ödenmesine karar verildiğini ve bu doğrultuda davacıya ödeme yapıldığını, bu nedenle davacının talepleri yerinde olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkilleri aleyhine maddi tazminata hükmedilecek olması halinde sigorta şirketleri tarafından yapılan ödemenin mahsup edilmesinin gerektiğini, davacının, kanunun tanıdığı hakları zenginleşme aracı olarak kullanmak istemekle açıkça kötü niyetli olduğunu, davacının, müvekkillerinden yüklü miktarda tazminat talebinde bulunması açıkça kanunu kullanarak zenginleşmek istediğini ortaya koyduğunu, bireylerin ciddi anlamda yaşadıkları elemi, onanması mümkün olmayan acılarını bir nebze olsun unutturabilmenin ve en azından parasal açıdan tatminini sağlayabilmenin amaçlandığı manevi tazminat hakkı kötü niyetli kişilerin zihninde zenginleşme ve cezalandırma aracı olarak görüldüğünü, davacının, manevi tazminat olarak 500.000,00 TL gibi fahiş bir bedel talep etmekle manevi tazminat düzenlemesinin amacının aştığını, dolayısıyla, davacının kötü niyeti hukuk düzeni tarafından korunmayacağından, davacının talebinin reddine karar verilmesinin gerektiğini, müvekkili bakımından, meydana gelen trafik kazasında hiçbir ticari ilişki bulunmadığından manevi tazminata avans faizi uygulanamayacağını, davacının, manevi tazminat alacağına avans faizi uygulanmasını talep ettiği, davacının bu isteminin yersiz ve hukuksuz olduğunu, nitekim dava konusu trafik kazasının herhangi bir ticari işle ilgisinin bulunmadığını, haksız fiil, herhangi bir ticari işletmenin faaliyetinin icrası sırasında da meydana gelmediğini, dolayısıyla davacının bu isteminin de reddinin gerektiğinden bahisle; Öncelikle davanın müvekkiller bakımından görevsiz mahkemede açılmış olması nedeniyle usulden reddine, davacının haksız ve mesnetsiz davasının reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı .... Sigorta A.Ş. vekili UYAP sistemi üzerinden sunmuş oldukları 19.11.2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Uyuşmazlığın konusu, davalı müvekkili sigorta şirketi nezdinde 28.01.2018 başlangıç - 28.01.2019 bitiş tarihli .... nolu KMAZMSS (Trafik Sigorta) poliçesi ile sigortalı .... plakalı aracın, 21.04.2018 tarihinde .... plakalı araçla çarpıştığı gerçekleşen kazada yaralanmalı trafik kazasının meydana geldiğini, kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsünün kusursuz olduğunu, trafik kaza tespit tutanağında; sigortalı araç sürücüsünün kural ihlal ettiği belirtilmişse de, kazanın meydana gelmesinde kusurun davacıya ait olduğunu, kaza tespit tutanağının trafik zabıtaları tarafından düzenlenmiş denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmayan bir rapor olduğunu, dosya içerisinde yer alan kaza tespit tutanağı ile yapılan kusur tespitinin taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, talep edilen tazminatı kabul etmediklerini, davacının uğradığını iddia ettiği zararın ne olduğunun müvekkili şirket tarafından bilinmediğini, poliçeye ekli matbu genel-özel şartlar ve klozlar da belirtilen hakları ve bunlara ilişkin cevaplarını saklı tuttuklarını, sigortanın zenginleşme aracı olmadığını, sigorta sözleşmesinin rizikonun gerçekleşmesi halinde gerçek zararın ödenmesi amacını taşıdığını, bu çevrede, ödenecek tazminatın müvekkili sigorta şirketinin azami sorumluluk haddini aşmamak üzere davacının uğradığı gerçek zarar olduunu, davacının fazlaya ilişkin istemlerinin bu nedenle red edilmesinin gerektiğini, davacının kaza sebebi ile geçici ve kalıcı bir arazları, özürlülük durumlarının mevcut olmadığını, bu sebeple bu talebin reddinin gerektiğini, dosyaya özürlülük oranını gösterir bir rapor sunulmadığını, davacıda oluşan sakatlığın gerçekleşen trafik kazası ile illiyet bağının bulunduğunun ispatının gerektiğini, maluliyet oranının 20.02.2019 tarihli çocuklar için özel gereksinim değerlendirmesi hakkında yönetmelik'e uygun olarak tespit edilmesinin gerektiğini, geçici iş göremezlik tazminatından ve tedavi giderlerinden SGK'nın sorumlu olduğunu, kaldı ki 18 yaşından küçüklerin çalışmaması nedeniyle geçici iş göremezlik tazminatı hesabı yapılmamasının gerektiğini, davacının içeriğini açıklamadığı ve belgesini sunmadığı tedavi masrafı taleplerini SGK'ya yönlendirmesinin gerektiğini, tedavi giderleri ve geçici iş görmezlik talebine karşı müvekkili sigorta şirketinin bir sorumluluğunun bulunmadığından bahisle; Davacının davasının esastan reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı .... vekilinin UYAP sistemi üzerinden sunmuş oldukları 15.12.2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın iddialarının haksız olup taleplerinin reddinin gerektiğini, davacının müvekkiline atfettiği kusur oranının kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin asli kusurlu olduğu yönündeki iddianın dava konusu kazaya ilişkin ceza yargılamasında alınan kusur raporuna dayalı olup ceza ve hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki mevcut Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olduğundan ceza hakiminin kusura ve zarara ilişkin değerlendirmeleri hukuk hakimini bağlamadığını, müvekkil davalının, ....'na bağlı Ambulanslarda şoförlük yaptığını, müvekkilinin olay günü olan 21.04.2018 tarihinde .... plaka sayılı ambulans ile vakıa dönüşü tepe lambaları yanık vaziyette seyir halinde iken ..... Caddesi istikametinden ..... Caddesi'ni takiben seyredip ..... Caddesi'ne giriş yapacağı esnada sağdan hız limitlerinin çok üzerinde bir süratle seyreden diğer davalı .... sevk ve idaresindeki .... plakalı aracın ambulansın sağ ön kısmına çarptığını, diğer davalı ....'ın aracının çarpa hızına bağlı olarak sürüklenen ambulansın, kavşağın köşesinde bulunan çeşme önünde duran davacıya çarptığını ve neticesinde yaralanmalı trafik kazasının meydana geldiğini, müvekkilinin Konya .... Asliye Ceza Mahkemesi ... Esas sayılı davaya konu soruşturma dosyası kapsamında vermiş olduğu ilk ifadede de kovuşturma aşamasındaki ısrarlı savunmalarında da ambulansın tepe lambalarının yanık vaziyette olduğunu ifade ettiğini, geçiş üstünlüğü bulunan ambulansın tepe lambalarını gören diğer davalı ....'ın ambulansın geçişini beklemesinin gerektiğini, ancak durup geçiş üstünlüğünü ambulans sürücüsüne vermesi gerekirken hızını dahi azaltmayan diğer davalı ....'ın, işbu hatalı eylemi nedeni ile davaya konu kazanın meydana gelmesine sebebiyet verdiğini, davacının müvekkili davalı .....'ye kusur atfetmesine sebep ceza dosyası kapsamında aldırılan kusur raporunda ambulansın geçiş üstünlüğü bulunduğu ve tepe lambalarının açık olduğuna ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmadığını, yine KTK'na göre geçiş üstünlüğü bulunan araçların kanunda yazılı kısıtlama ve yasaklardan muaf tutulduğu gözetilmeksizin 2918 sayılı Kara Yolları Trafik Kanunu'nun 47/1-c ve 57/1-a maddeleri uyarınca kusurlu olduğu yönünde tespitinin açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle davacının müvekkiline yönelik kusur iddiasının yerinde olduğunu, davacının yaşı göz önünde bulundurularak geçici iş göremezlik tazminatı taleplerinin reddinin gerektiğini, geçici iş göremezlik tazminatının, sadece kazadan önce elde edildiği halde kazadaki yaralanma nedeniyle çalışılamayıp elde edilemeyen geliri kapsadığını, çalışma yoksa kazanç kaybının da söz konusu olamayacağından geçici iş göremezlik zararının da doğmayacağını, bu nedenle 2005 doğumlu olup 18 yaşından küçük olan davacının aktif bir çalışması olamayacağından davacı yararına geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesi mümkün olmadığını, iş göremezlik ve tedavi giderlerinin zorunlu trafik sigortası poliçe dahilinde olup müvekkilinden istenemeyeceğini, müvekkili davalı .....'nin sevk ve idaresinde bulunan .... plakalı ambulansın davalı sigorta şirketi .... Sigorta ile Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında sigortalı olduğunu, aracın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta poliçesi bulunduğundan davacının işbu davadaki iş göremezlik ve tedavi giderlerinin de sigorta şirketi tarafından karşılanmasının gerektiğini, diğer davalı .... Sigorta tarafından davacılara ödeme yapılıp yapılmadığı ve yapılmış ise ödeme yapılan miktardan sorumlu olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkili aleyhine tazminata hükmedilecekse sigorta şirketi tarafından davacıya yapılan ödemelerin mahsup edilmesinin gerektiğini, müvekkilinin sevk ve idaresinde bulunan ambulansın İhtiyari Mali Mesuliyet sigortası kapsamında sigortalı olduğundan davacı tarafın manevi tazminat taleplerinden ilgili sigorta şirketinin sorumlu olduğunu, müvekkili davalı ..... sevk ve idaresinde bulunan .... plakalı aracın, ..... ile ..... poliçe ile İhtiyari Mali Mesuliyet sigortası kapsamında sigortalı olduğunu, manevi tazminat taleplerinin, ek sözleşme ile teminat kapsamı içine alınabileceğinin, bahse konu sigorta poliçesi ile manevi tazminat taleplerinin de poliçe teminat kapsamı içine alındığını, bu nedenle davacının manevi tazminat taleplerinden ilgili sigorta şirketi sorumlu olup müvekkilinden istenemeyeceğini, davacının maddi tazminat taleplerine ilişkin de sorumluluğu bulunan ..... A.Ş.'ne davanın ihbar edilerek davaya dahil edilmesini talep ettiklerini, davacının geçirdiği kaza nedeni ile müvekkilinin büyük bir üzüntü duyduğunu ve davacının durumunu yakından takip ettiğini, davacı ve ailesinin tedavi kurallarına uygun davranmadığını, tedavinin gereklerini yerine getirmediğini, bu şekilde davacının vücudunda meydana gelen zararın arttığını, davacının zararının kendisinin artırdığı tespit edilirse tazminat miktarında indirim yapılmasının gerektiğini, davacının talep etmiş olduğu manevi tazminat miktarının fahiş olup hukuk düzeni tarafından kendisine tanınan hakların zenginleşme aracı olarak kullanılmasına izin verilmemesinin gerektiğini, manevi tazminatın, zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağı gibi tazminatın amacı da taraflardan birinin zenginleşerek diğerinin cezalandırılırcasına fakirleşmesini sağlamak olmadığını, fakat davacı tarafın dava dilekçesinde talep ettiği 500.000 TL manevi tazminat miktarı oldukça fazla olduğunu, müvekkil davalı .....'nin çalışma koşulları, mesleği gereği edindiği amaç göz önünde bulundurularak talep edilen tazminat miktarına indirim uygulanmasını talep ettiklerini, müvekkili bakımından meydana gelen trafik kazasında hiçbir ticari ilişki bulunmadığından manevi tazminata avans faizinin uygulanamayacağını, dava konusu trafik kazasının herhangi bir ticari işle ilgisinin bulunmadığını, haksız fiilin, herhangi bir ticari işletmenin faaliyetinin icrası sırasında da meydana gelmediğinden bahisle; Kazanın meydana gelmesinde müvekkili .....'nin kusurunun ne olduğunun araştırılarak davanın esastan reddine şayet mahkememizin aksi kanaatte olması halinde tazminat miktarında indirim yapılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı .... Sigorta Anonim Şirketi vekilinin UYAP sistemi üzerinden sunmuş oldukları 25.11.2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafça dava öncesinde müvekkili şirkete usulüne uygun bir başvuru yapılmadığından, kanunda öngörülen başvuru şartının gerçekleşmediğini, davacı tarafından, dava öncesi müvekkili şirkete başvuru şartının yerine getirilmediğini, bu suretle müvekkili şirketin temerrüde düşmesinin söz konusu olmayacağı gibi, henüz miktarı ve niteliği belirlenmemiş bir alacağa dair talep hakkının borcun muaccel hale getirmesinin de imkânsız olduğunu, anılan düzenleme ile başvuru şartının yerine getirilmiş kabul edilebilmesi için, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında belirtilen belgelerin tamamının sigorta şirketine ibraz edilmesi ve ödeme için öngörülen sürenin dolmuş olmasının gerektiğini, huzurda görülen işbu davada da başvuru yapılırken gerekli belgelerin ibraz edilmemiş olup kanunda belirtilen başvuru şartı yerine getirilemediğinden davacının davayı ikame etme hakkının bulunmadığını, bu itibarla dava şartı yerine getirilmeden açılan huzurdaki davanın öncelikle dava şartı yokluğundan usulden reddinin gerektiğini, bahsi geçen .... plakalı aracın, müvekkili şirkete, 12.06.2017 - 2018 tarihleri arasında ..... numaralı KTK Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, bu poliçeden dolayı sorumluluklarının sigortalının kusuru oranında olmak üzere, ölüm/daimi sakatlık halinde kişi başına azami 360.000,00 TL ile sınırlı olduğunu, teminat limitini bildirmelerinin bu miktarın mutlak surette ödeneceği ve davayı kabul anlamında olmadığını, manevi tazminatın poliçe teminatına dahil olmadığını, nitekim davacı yan tarafından da manevi tazminat talebinde bulunulmadığını, Sigorta Tahkim Komisyonu ... Esas ... Kararında kararında davacı ..... 'in iş göremezlik tazmimatının 250,00 TL olduğuna ve ... Esas ... Karar sayılı kararında 11.505,00 TL tazminat talebinin kabulüne karar verdiğini, bu poliçeden dolayı 24.12.2019 tarihinde mağdura 11.754,77 TL ödeme yapıldığını bakiye sorumluluklarının, sigortalının kusuru oranında olmak üzere, ölüm/daimi sakatlık halinde kişi başına azami 348.245,23 TL ile sınırlı olduğunu, teminat limitini bildirmelerinin bu miktarın mutlak surette ödeneceği ve davayı kabul anlamında olmadığını, davacının zararının müvekkili şirket tarafından yapılan ödeme ile karşılandığını, 21.04.2018 tarihinde meydana gelen kaza neticesinde davacıya 24.12.2019 tarihinde toplam 11.754,77 TL tutarında ödeme yapıldığını, ödeme ile davacının zararının tamamen karşılandığını, mahkemenin aksi kanaatte olunması halinde davacıya yapılan ödemenin denetlenmesinde; ödeme tarihi olan 2019 senesindeki verilerin dikkate alınmasının gerektiğini, daha ileri bir tarihteki verilerin dikkate alınması halinde davacı yararına haksız kazanıma yol açılacağını, Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. Maddesine göre trafik sigortaları, aynı kanunun 85. maddesine göre işletenlere düşen sorumlulukları karşılamak üzere yapılacağını, bu sebeple müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğunun, sigortalının kusurlu olması halinde söz konusu olacağını, dolayısıyla, sigortalı aracın sürücüsünün kusuru yoksa işletene düşen bir sorumluluğun da olmayacağını, somut olayda karşı araç sürücüsü ....'ın, meskun mahal içi iki yönlü yolda seyrederken geldiği olay mahalli dört yönlü kavşakta yola gereken dikkatini vermeyerek kendi istikametine hitap eden Dur levhasına itibar etmeyip, sağındaki kavşaktan gelen müvekkile şirkete sigortalı araca ilk geçiş hakkını vermesi gerekirken vermeyip kazanın oluşmasında asli ve tam kusurlu olduğunu, müvekkil şirkete sigortalı araç sürücüsünün işbu kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığını, dava konusu kazanın karşı araç sürücüsünün dikkatsiz davranması sonuucu meydana geldiğini, davacının 25.04.2005 doğumlu olup, işbu kazanın meydana geldiği tarihte 13 yaşında olduğunu, bu nedenle kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacı yanın kalıcı maluliyeti söz konusu ise; Çocuklar için sağlık kurulu raporlarında yapılan önemli değişiklik (çözger) esas alınarak tespit edilmesinin gerektiğini, 12.06.2017 tanzim tarihli davaya konu poliçe ve 21.04.2018 tarihinde gerçekleşen dava konusu olayın, 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Genel Şartları ve 26.04.2016 tarihli KTK değişikliğinden sonra meydana geldiğinden maluliyetten kaynaklı tazminat istemleri de 01.06.2015 tarihinden sonra yürürlüğe giren Yeni Genel Şartların ilgili hükümlerine göre belirlenmesinin gerektiğini, kaza geçiren davacının, kalıcı sakatlık durumunun söz konusu olmayıp, geçici iş göremezlik zararının ergin olmayan ve çalışmayan bir kişinin bu süre zarfında hesaplanabilecek geçici iş göremezlik zararının bulunmadığının, somut olayda davacı yaya ..... 'in çocuk olduğu için kaza sonrasında geçici iş göremezlik zararı olduğundan bahsedilemeyeceğinin, 25.04.2005 doğumlu olan ..... 'in kazanın meydana geldiği tarihte 13 yaşında olduğunu, bu yaştaki bir çocuğun herhangi bir iş kolunda çalışmasının mümkün olmadığını, bu sebeple tedavi süresi boyunca çocuğun mahrum kalacağı herhangi bir kazancı bulunmaması sebebiyle geçici iş göremezlik tazminatına da hak kazanamayacağından, geçici iş göremezlik zararı, tedavi giderleri ve geçici bakıcı giderlerinin poliçe teminatı kapsamında olmadığını, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla mahkeme bir an için davacı çocuk açısından geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesi kanaatinde olsa bile ZMSS Genel Şartlarına göre geçici iş göremezlik zararı, tedavi giderleri ve geçici bakıcı giderlerlerinin poliçe teminatı kapsamında olmadığını, 01.06.2015 tarihinde Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında yapılan değişiklik ile Geçici İş Göremezlik Tazminatının teminat dışı sayıldığını, söz konusu kazanın 21.04.2018 tarihinde meydana geldiğini, poliçe tanzim tarihinin de 12.06.2017 olduğunu, davaya konu kazanın ve poliçe tarihine dikkat edildiğinde huzurdaki dava yargılamasında 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Genel Şartların esas alınmasının gerektiğini, davayı ve talebi kabul anlamına gelmemek kaydıyla huzurda ki davada, 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve eki olan TRH 2010 tablosu ve 1,8 teknik faiz uygulanmasının gerektiğini, sürekli sakatlık tazminatı belirlenirken; vergilendirilmiş gelir yoksa asgari ücretin baz alınmasının gerektiğini, davacı tarafından olay tarihinden itibaren avans faiz talebinin de haksız olduğunu, kaza meydana geldikten sonra müvekkili şirkete usulüne uygun başvuru yapılmadığı için müvekkili şirketin temerrüde düşmediğinden davacı yanın faize ilişkin bu talebinin de reddini talep ettiklerinden bahisle; Haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olan davanın reddine, müvekkili şirketin dava açılmasına sebebiyet vermediği için yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı T.C..... vekilinin UYAP sistemi üzerinden sunmuş oldukları 25.11.2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Dava açma süresi ve dava içeriğindeki yer alan tüm taleplerin gerek İdari Yargılama Usul Kanununda yer alan süreler gerekse HMK.'da ilgili konuda yer alan süreler açısından zamanaşımına uğradığını, dava ve taleplerin bu açıdan reddinin gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olmadığını, uyuşmazlık konusunda talep edilen maddi tazminat bakımından, talep içeriğinden açıkça anlaşıldığı üzere miktarın belirlenebildiğini, dava konusu edilen alacakların gerçekte belirli alacak olmaları ve belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri anlaşılmakla, hukuki yarar yokluğundan davanın reddinin gerektiğini, İdâre'nin, kendisine verilen kamu hizmetleri için gerekli organizasyonu kurmak, yeterli araç ve gereçlerle donatılmış binâ ve tesislerde, ehil elemanlar eliyle bu hizmetleri yürütmekle mükellef olduğunu, hizmetin gereği gibi yerine getirilmemesi, kötü, noksan veya geç yapılması veyâhud hiç yapılmaması hâllerinde kişilere bir zarar verildiğinde, bu zarârın hizmeti yürüten idârece tazmîninin gerektiğini, idarenin tazmin mükellefiyetinin doğması için idari tasarruf ve fiil ile kişilere hukuka aykırı olarak zarar verilmiş olmasının gerektiğini, davanın dayandığı maddi hadisenin ise bu hukuki durum ve kaideler muvacehesinde değerlendirildiğinde; tazmin şartlarının gerçekleşmediği ve dolayısı ile tazminat talebinin haksız ve mesnetsiz olduğunun, kaza tespit tutanağında her ne kadar ambulans şoförünün asli kusurlu olduğu ifade edilmiş olsa da kazaya karışan diğer araç şoförünün çok hızlı olduğu ve kusurunun bulunduğu, .... tarafından ambulans şoförüne karşı yapılan disiplin soruşturmasında, ambulans şoförü kazanın gerçekleştiği yolun kusurlu olduğu ve bu kusurun kazanın olmasına sebebiyet verdiğini ifade ettiğini, idarenin ve idare ajanlarının eylem yüzünden meydana geldiği ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davalarda, zarar ile idarenin eylemi ve işlemi arasında ki nedensellik bağının var olup olmadığının duraksamaya yer verilemeyecek şekilde açıklığa kavuşturulmasının gerektiğini, dâvâ konusu hadise bakımından tazmin şartlarının gerçekleşmediği ve dolayısı ile tazmin talebinin haksız ve dayanaksız olduğunu, kazanın gerçekleştiği yoldaki bozukluğun dikkate alınması ve kazanın oluşuma sebebiyet verdiği, olaydaki illiyet bağını kestiğinin düşünülmesinin gerektiğini, dâvânın dayandığı maddî olayın, işaret olunan hukukî durum ve prensipler çerçevesinde değerlendirildiğinde, dâvâ konusu olay bakımından tazmin şartlarının gerçekleşmediği ve dolayısı ile tazminat talebinin haksız ve mesnedsiz olduğunun, idarenin tazmin sorumluluğunun doğması için gerçekleşmesi gereken bu genel şartların yanında manevî tazminat talebine münhasır bir takım şartların da gerçekleşmesinin gerektiğini, manevî tazminatın alelade hizmet kusuru bulunması hâlinde değil, ağır hizmet kusuru bulunması hâlinde hükmedilecek bir tazminat cinsi olduğunu, yukarıda etraflıca açıklandığı gibi dâvânın mesnedini teşkil eden maddî hâdisede, idare olarak Bakanlıklarının hizmet kusurundan ve hele hele ağır hizmet kusurunun varlığından sözedilemeyeceğinden, manevî tazmin talebinin de tamamen haksız ve yersiz olduğunu, mânevî tazminatın, malvarlığındaki bir eksilişe karşılık olmaması ve maddî bir kaybın varlığı ve telafisi söz konusu olmadığından bu tazminat türü için ayrıca faiz işletilmesi talebinin de reddinin gerektiğini, tazmin müessesinin bir zenginleşme vasıtası olmayıp gerçekten uğranılmış olan zararın tazminin gayesine matuf olduğunu, kaza yapan .... plakalı ambulansın davalı sigorta şirketi .... Sigorta ile zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında sigortalı olduğunu, ayrıca aynı ambulans ..... ile ..... poliçe ile ihtiyari Mali Mesuliyet sigortası kapsamında sigortalı olduğundan ve de tazminat ödemesi halinde rücu ilişkisi kurulması gerekeceğinden davanın ..... A.Ş.'ne ihbarın gerektiğini, müvekkili idareye yüklenecek bir sorumluluk bulunmadığından iş bu davanın müvekkili kurum yönünden reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle; Usül ve esas bakımından haksız ve mesnetsiz açılan davanın müvekkili Bakanlık yönünden reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
İhbar olunan ..... A.Ş.vekilinin ihbara karşı cevap dilekçesinde özetle; Huzurdaki davanın zamanaşımı süreleri geçtikten sonra açılmış olduğundan zamanaşımı nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, müvekkili şirket’çe dava konusu trafik kazasına karışan aracın kasko poliçesinin tanzim edildiğini, müvekkili şirket’in maddi tazminat bakımından sorumluluğunun trafik sigortası teminatını aşması ile başladığını, müvekkili şirket’in genişletilmiş kasko poliçesinden doğan sorumluluğu araç sürücüsünün kusuru oranında olup, kusur tenzili yapılmamasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacılar tarafından Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi Kapsamında 500.000,00 TL'lik manevi tazminat talebinde bulunulduğunu, ve müvekkili şirketin sorumluluğu da ancak poliçe limiti kadar olduğunu, müvekkil şirketin manevi tazminat talepleri bakımından da sorumluluğunun poliçe limiti kadar olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemek kaydı ile, müvekkili şirketin yalnızca Genişletilmiş Kasko Poliçesi kapsamında sorumluluğunun bulunduğunu, sorumluluğun araç sürücüsünün kusur oranı nispetinde olduğunu, 20.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren Çocuklar İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik İle Özürlülük Ölçütü Ve Sınıflandırması Yönetmeliği’nin yerine artık Erişkinler İçin Engellilik Yönetmeliğinin kullanılmasının gerektiğini, haksız eylem sonucu yaralanma ve maluliyet sebebiyle açılacak maddi tazminat davalarında, tazminatın denkleştirilmesi kuralı gereğince, olay sebebiyle elde edilen kazanımların tazminat tutarından indirilmesi ile haksız eylem sonucu gerçekleşen gerçek zararın belirlenmesi ve ona göre tazminata hükmedilmesinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkili şirketin faizden sorumluluğunun sınırlı olduğunu, davanın kabulü anlamına gelmemek kaydıyla, aleyhlerine hüküm kurulması halinde müvekkili Şirketin ihbar tarihinden ve ancak yasal faizle sınırlı olarak sorumlu tutulabileceğinin, zira daha evvel bir temerrütten bahsedilmesinin mümkün olmadığını, müvekkili şirkete ihbarı yapılan işbu davada, müvekkili şirketin, taraf sıfatına haiz olmadığından lehine veya aleyhine hüküm tesis edilemeyeceğinden bahisle; Zamanaşımı def’i ve başvuru şartı yokluğu itirazları dikkate alınarak, mahkememiz nezdinde ikame edilmiş olan haksız ve hukuka aykırı davanın reddine, davacı tarafça talep edilen haksız ve fahiş manevi tazminat talebinin reddine, müvekkili şirket ihbar olunan konumunda olduğundan aleyhe hüküm kurulmamasına, taraflarınca huzurda görülen davanın ikame edilmesine sebep olunmadığından harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Belirsiz alacak davası olarak açılan trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat davalarında HMK'un 107.maddesi gereğince bir kez talep artırımında bulunulabileceği, mahkememizce davacının dilekçesinin talep artırımı olarak değerlendirilmiştir.
Davacının talebiyle bağlı kalınarak davacının 5.803,64 TL geçici iş göremezlik, 3.991.017,52 TL sürekli iş göremezlik, 20.000,00 TL kaçınılmaz tedavi gideri, 4.059,00 TL bakıcı gideri zararının olduğu, davalı sigorta şirketlerinin ZMMS sigortası kapsamında sigortalısının kusuru oranında ve kaza tarihinde geçerli olan poliçe limitiyle sınırlı olarak sorumluluklarının bulunduğu, diğer davalılardan .... ve ..... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin kazaya karışan .... plakalı aracın sürücüsü ve işleteni olması nedeniyle oluşan zararlardan sorumluluklarının bulunduğu görülmüştür.
Davacı ..... 'in yaralanması nedeniyle uzun süre tedavi süreci geçirdiği, acı çektiği ve sağlık bütünlüğünün bozulduğu, yaralanmasına bağlı olarak kişilik haklarının zarara uğradığı, acı çektiği bu nedenle davacının manevi zarara uğradığı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, haksız eylemin ağırlığı, kusur durumu ve diğer hususlar dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
Her ne kadar davalılardan .... Sigorta Aş.hakkında kısa kararda davalı .... Sigorta Aş'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti olan sakatlanma ve ölüm hali güvence miktarı 360.000,00 TL'lik ve sağlık gideri güvence miktarı olan 360.000,00 TL'lik sorumu olduğu belirtilmiş ise de davalı tarafça dava açılmadan önce sakatlanma ve ölüm hali güvence miktarından 11.755,00 TL ödeme yapıldığından sorumlu olduğu poliçe limiti ödeme miktarı kadar düşmesi gerekirken sehven bu miktarın düşülmediği, bunun da maddi hatadan kaynaklandığı, HMK'nın 304/1.maddesi gereğince hesap hatalarının talep üzerine veya re'sen düzeltilebileceği, bu halin kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki oluşturmayacağı, davalı vekilinin de 06/05/2024 tarihli dilekçesi ile talepte bulunduğundan kısa kararın bu kısmının sakatlanma ve ölüm hali güvence miktarının 348.245,00 TL olarak gerekçeli kararda düzeltilmiş ve;
DAVANIN KISMEN KABUL KISMEN REDDİ İLE;
Davacı ..... için 5.803,64 TL geçici iş göremezlik, 3.991.017,52 TL sürekli iş göremezlik, 20.000,00 TL kaçınılmaz tedavi gideri, 4.059,00 TL bakıcı gideri zararına bağlı olmak üzere toplam 4.020.880,16 TL maddi tazminatın davalılar ...., ...., ...., ..... İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden olay tarihi olan 21/04/2018 tarihinden, davalı .... Sigorta Aş yönünden geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı için temerrüt tarihi olan 01/01/2019, bakıcı gideri ve zorunlu tedavi gideri için temerrüt tarihi olan 10/09/2021 tarihinden, davalı .... Sigorta Aş. yönünden geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı için temerrüt tarihi olan 31/12/2018, bakıcı gideri ve zorunlu tedavi gideri için temerrüt tarihi olan 13/09/2021 tarihinden itibaren işletilecek YASAL faizi ile birlikte (davalı .... Sigorta Aş ve davalı .... Sigorta Aş.'nin sorumluluğunun kaza tarihinde geçerli poliçe limiti olan sakatlanma ve ölüm hali güvence miktarı için davalı .... Sigorta Aş. İçin 348.245,00 TL'lik, davalı .... Sigorta Aş.'nin 360.000,00 TL'lik ve sağlık gideri güvence miktarı olan 360.000,00 TL'lik miktar ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,
350.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 21/04/2018 tarihinden itibaren işletilecek YASAL faizi ile birlikte davalılar ...., ...., ...., ..... İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya VERİLMESİNE,
Davacının fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin REDDİNE," şeklinde hüküm kurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı .... vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; davanın dayandığı maddi olay işaret olunan hukuki durum ve ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, dava konusu olay bakımından tazmin şartlarının gerçekleşmediği ve dolayısı ile tazminat talebinin haksız ve mesnetsiz olduğunun anlaşılacağını, ayrıca zararın, tamamen zarar görenin kendi kusurundan kaynaklanırsa, idarenin tazmin sorumluluğunun söz konusu olmayacağını, ancak zararın meydana gelmesinde zarar görenin de kusuru varsa, idare aleyhine tazminata hükmedilirken kusur oranında indirim yapıldığını, mahkeme kararı ile ödenmesine hükmedilen manevi tazminat miktarlarının fahiş olup indirilmesinin gerektiğini, manevi tazminata faiz yürütülemeyeceğinin Danıştay'ın muhtelif kararlarıyla da istikrar bulduğunu, bir an için manevi tazminata faiz yürütülebileceği farz edilse dahi, yargı kararı ile hüküm altına alınmadan önce bu tazminatın malvarlığındaki azalmanın karşılığı olmadığından belirsiz olması nedeniyle, idarece belirlenip ödenmesinin mümkün olmaması karşısında, faiz başlangıcına olay tarihi değil aynı nedenle ancak hüküm tarihinin esas alınabileceğini, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 30/04/2024 tarihli ... Esas ... Karar sayılı hükmünün kısmen kaldırılması suretiyle davanın Bakanlık yönünden reddine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı .... Sigorta A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; sigorta şirketinin sigortalının kusuru oranında sorumlu olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte kararda %20 kusur oranı üzerinden hüküm kurulmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, kazanın oluş şekli irdelendiğinde davacı yayanın yaralanmasına tamamen karşı aracın sebebiyet verdiğini, şayet müvekkil şirkete çarpmamış olsaydı yaya da çarpmayacağını, müvekkil şirketin 360.000 TL tutarında tek teminat ile sorumlu olduğunu, davacının küçük olup herhangi bir işte çalışmadığı için geçici iş göremezlik yönünden bir zarardan bahsedilemeyeceğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte faiz başlangıç tarihinin en fazla dava tarihi olacağını, müvekkil şirketin daha önce temerrüde düşürülmediğini, aynı zamanda müvekkil şirketin daha önce STK kapsamında ödeme yapmış olup hem tüm zararı karşıladığını hem de kesin hüküm verildiğini, dolayısıyla bakiye sorumluluktan bahsedilemeyeceğini, tüm bu nedenlerle Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30/04/2024 tarih ... Esas ve ... Karar sayılı kararın kaldırılmasına, davanın müvekkil sigorta şirketi yönünden reddine, reddedilen miktar yönünden taraflarına ret vekalet ücreti hükmedilmesine, istinaf incelemesi sonuçlanıncaya kadar İİK md. 36 vd. Uyarınca icranın geri bırakılması ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; maddi tazminat miktarının tespiti için yapılan aktüer hesabın eksik hesaplandığını, taleplerinin avans faiz olduğunu, hükmedilen yasal faize itiraz ettiklerini, mahkemenin müvekkil lehine hükmettiği 350.000 TL manevi tazminatı da yetersiz bulduklarını, müvekkilin henüz hayatının baharında bir kız çocuğu olduğunu, yaşadığı elim kazadan dolayı hem işini yapamaz hale geldiğini, hem de psikolojik tedavi gördüğünü, hayatı boyunca malul kalacağını, küçücük yaşında böyle bir kazaya maruz kalarak, bedensel ve fiziksel bütünlüğünü kaybettiğini, kişiliğinin ve istikbalinin zedelenmesinin söz konusu olduğunu, tüm bu nedenlerle davalının usul ve esas bakımından yersiz istinaf sebeplerinin ve tüm taleplerinin reddine karar verilmesine, istinaf taleplerinin kabul edilerek istinaf talepleri doğrultusunda kararın kaldırılarak yeniden yargılama yapılmasına, lehlerine olan kısımların onanmasına kararın kaldırılarak yeniden yargılama yapılmasına, lehlerine olan kısımların onanmasına karar verilmesini, davanın kabulü ile maddi tazminat taleplerinin olay tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek avans faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini, müvekkil için 500.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek avans faizi ile birlikte davalılar ...., ....; ..... Ltd. Şti ve ....'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini, davanın kabulüne karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yüklenmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı .... Sigorta A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle, Dosyada alınan raporda sigortalı .... plakalı araç sürücüsü ....'ın %80, .... plakalı araç sürücüsü ....'ın %20 ornaında kusurlu olduğu değerlendirmesinde bulunulduğunu, sigortalı araç sürücüsüne atfedilen kusur oranını kabul etmediklerini, ayrıca tahkim dosyasında alınan raporda sigortalı araç sürücüsünün %75 oranında kusurlu olduğu değerlendirmesinde bulunulmuş olmakla dosyada bulunan raporlar arasında da açıkça çelişkinin bulunduğunu, müvekkil sigorta şirketinden talep edilen tazminat miktarının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkil sigorta şirketinin geçici iş göremezlik tazminatından, tedavi bakıcı giderlerinden sorumlu olmadığını, davacının kaza tarihinde 18 yaşından küçük olduğu için herhangi bir işte çalışması ve geçici iş göremezlik zararının bulunmasının söz konusu olamayacağından geçici iş göremezlik tazminatı kaleminin hesaplanmasının hatalı olduğunu, bakıcı gideri hesabında net asgari ücretin esas alınması gerektiğini, bakıcı gideri hesaplanırken Yargıtay kararları gereği davacının hastanede kalmış olduğu günlerin hesap dışı bırakılması gerektiğini, müvekkil şirketin 360.000 TL teminat limiti ile sigortalı aracın kusuru oranında sorumlu olduğunu, müvekkil şirketin temerrüde düşmediğini, tüm bu nedenlerle Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 30/04/2024 tarih ... Esas ... Karar sayılı usul ve yasaya aykırı olan kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını, neticede talepleri gibi karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı .... vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; dosya kapsamında müvekkile atfedilen kusur oranına ilişkin itirazlarının dikkate alınmaksızın hüküm kurulduğunu, davacının kaza tarihinde henüz 12 yaşında olup gelir getiren bir işte çalışmasının mümkün olmadığını, bu nedenle davacı yararına geçici iş göremezlik hesabı yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkeme tarafından manevi tazminata hükmedilirken sigorta şirketinin sorumlu tutulması gerekirken sorumlu tutulmamasının açıkça hukuka aykırı olup hükmün bu yönü ile de kaldırılmasının gerektiğini, yerel mahkeme tarafından davacının sürekli bakıma ihtiyaç duymadığı ancak iyileşme sürecinde 2 ay boyunca başka birinin yardımına ihtiyaç duyabileceği tespit edildiğini, davacının kazadan sonra iki aydan fazla süre hastanede kaldığından 2 aylık sürenin tamamında bakımı zaten hastane tarafından yapıldığını, bu nedenle davacı yararına bakıcı giderinin hesaplanmasının hatalı olup hesaplamanın hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme tarafından verilen davanın kabulüne kararının ortadan kaldırılmasına ve tüm talepler açısından davanın reddine, dava masraf ve vekalet ücretinin karşı taraftan tahsil edilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Dava trafik kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle sürekli, geçici iş göremezlik, bakıcı ve faturasız tedavi giderlerine dair maddi tazminat ile ayrıca manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece verilen karar; davacı ile davalılardan Sağlık Bakanlığı, .... ile .... Sigortalar ve .... tarafından istinaf edilmiştir. (Davalılar Hidayet ve ..... Ltd. İstinaflarının yapılmamış sayılmasına dair ek kararı kesinleşmekle istinaf dilekçeleri yönünden inceleme yapılamayacaktır)
-Davalı ....'nın zamanaşımı itirazı yönünden yapılan incelemede;
Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 72. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 72. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanışımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, ..... 2006, s. 794).
Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 72 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar" hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir" hükmüne yer verilmiştir.
Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325, HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198,2015/1495 ve HGK'nın 16.09.2015 gün, 2014/17-116, 2015/1771, HGK'nın 10.06.2015gün, 2014/17-27,2015/1530 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).
Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; davaya konu trafik kazası sonucunda davacı yaralanmıştır. Yaralanmayla sonuçlanan sözkonusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir. Buna göre eylem için(TCK 89/1) kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu gözetiltiğinde, davanın belirsiz alacak davası olduğu da dikkate alındığında dava tarihi ve kaza tarihine göre zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple buna yönelik itiraz yerinde değildir.
- Davalı .... Sigorta'nın sigorta tahkim kararı, ödemesi ve kesin hüküm itirazı bakımından;
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın kesin hükmü düzenleyen 303. maddesinde (1086 sayılı HUMK 237. md) “(1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir..." hükmüne yer verilmiştir. Yine aynı kanuna göre kesin hüküm itirazı dava şartlarından olup 6100 sayılı HMK’nın 115. maddesi gereği dava şartının her zaman ileri sürülmesi mümkündür.
5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30/12. fıkrasında ‘‘Tahkim sistemine üye olmak isteyenlerden katılma payı, uyuşmazlık çözümü için Komisyona başvuranlardan ise başvuru ücreti alınır. Beş bin Türk Lirasının altındaki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları kesindir. Beş bin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı kararın Komisyonca ilgiliye bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebilir. İtiraz talebinde bulunmak için bu madde uyarınca belirlenen başvuru ücretinin Komisyona yatırılması şarttır. İtiraz üzerine hakem kararının icrası durur. İtiraz talebi münhasıran bu talepleri incelemek üzere Komisyon tarafından teşkil edilen hakem heyetlerince incelenir. İtiraz talebi hakkında işin heyete intikalinden itibaren iki ay içinde karar verilir. Beşbin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları bu madde uyarınca süresinde itiraz başvurusunda bulunulmaması hâlinde kesinleşir. Bu uyuşmazlıklar hakkında bu madde uyarınca yapılan itiraz üzerine verilen karar kesindir. Kırk bin Türk Lirasının üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında itiraz üzerine verilen kararlar için temyize gidilebilir. Ancak, tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması, talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması, hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan konularda karar vermesi ve hakemlerin, tarafların iddiaları hakkında karar vermemesi durumlarında her hâlükarda temyiz yolu açıktır.’’ düzenlemeleri yer almaktadır.
Somut olayda, davacı tarafından sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı talebiyle davalı .... Sigortaya yönelik Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyeti'ne başvurulmuş, Tahkim Komisyonu'nun ... ve ... Esas sayılı dosyalarından toplam 11.755-TL sürekli iş göremezlik tazminatına karar verilmiş, geçici iş göremezlik talebinin reddine hükmedilmiş olup getirtilen söz konusu dosyalar kapsamında herhangi bir temyiz başvurusuna rastlanılmamış olmakla birlikte kararların kesinleştiği tam anlaşılamamıştır. Buna göre, Mahkemece yapılacak araştırma sonucuna göre davacının davalı .... Sigortaya yönelik olarak tahkimde istemiş olduğu "sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı" bakımından somut olayda kesin hüküm veya derdestlik bulunmasına göre davalı .... Sigorta'nın sorumluluğu bakımından sürekli iş göremezlik tazminatı ve geçici iş göremezlik tazminatından sorumluluğunun kalmayacağı anlaşılmakla, buna yönelik davalı .... Sigorta itirazların kabulüne karar vermek gerekmiştir. (Bkz. Aynı yönde YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2017/3549 ESAS, 2017/10824 KARAR; YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2016/16910 Esas, 2017/8591 Karar; Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 21/12/2015 tarih 2015/7240 Esas, 2015/14658 Karar sayılı ilamları)
Ayrıca bu minvalden olmak üzere davalı ....'ın ihtiyari mali mesuliyet sigortasının sorumlu bulunduğu itirazında; müteselsil sorumluluğa göre talepte bulunulmayan sorumlular (somut olayda ihtiyari mali mesuliyet sigortacısı) yönünden hüküm kurulamayıp iç ilişkiye göre fazla ödemede bulunan taraf ilgili sorumluya rucu edebileceğinden buna yönelik itiraz yersiz bulunmuştur.
- İstinaf eden davalıların, müteselsilen sorumluluğa ve kusura ilişkin istinafı yönünden;
Müteselsil sorumluluk, Kanundan doğan müteselsil borçluluğun bir türü olup aynı zararın oluşumunda rolü olan birden fazla kimsenin tazminatın tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu ve zarar görenin dilediği sorumludan tazminatın tamamını veya bir kısmını talep edebileceği sorumluluk türüdür.
Zarar gören, zararın tamamını veya bir kısmını dilediği sorumlu veya sorumlulardan talep edebilir.
Bu husus HGK'nın 24.6.1983 tarih 1981/9-533 Esas 1983/724 Karar sayılı kararı ile "Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK.'nun 61.maddesi ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen maddesi uyarınca ve aynı Yasanın 163.maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.
Ancak, aynı Yasanın 141.maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re'sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz. Çünkü Hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HMK 26.maddesi buna engeldir" şeklinde kabul edilmiştir.
Birden fazla kimseyi müteselsil sorumlu tutmak isteyen zarar gören, bu kimselere karşı dava açarken bu niyetini göstermesi, dava dilekçesinden müteselsil sorumlu tutmak istediği kişiyi göstermesi gerekir. Hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olup teselsülden yararlanma hakkı zarar görene ait olduğundan zarar gören bu hakkı kullanmadıkça mahkeme onun yararına teselsül kuralını kendiliğinden uygulayamaz.
Müteselsil sorumluluk, (zincirleme sorumluluk, birlikte sorumluluk) sorumluluk hukukunda önemli bir yeri bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk, aynı zararın oluşmasında rolü olan ancak zararın hangi kısmından sorumlu olduğu tespit edilemeyen birden fazla kimsenin, niteliği itibariyle bölünmeye elverişli başka bir deyişle çoğunlukla para ediminden oluşan tazminat ediminin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, alacaklı zarar görenin de dilediği sorumludan edimin tamamını veya bir kısmını talep yetkisine sahip olduğu, sorumlulardan biri ödeme yaptığı oranda diğerlerinin de sorumluluktan kurtulduğu bir birlikte sorumluluk türüdür. Sorumlulukta müteselsillik ilkesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer verilmiştir. Müteselsil sorumluluk gerek zarardan sorumlu olanların zarar görene karşı sorumluluğunda gerekse zarardan sorumluların birbirlerine rücu ilişkisinde bazı ilkeler getirmiştir. İşte bu ilkeleri bir bütün olarak müteselsil sorumluluk ilkesi olarak kavramlaştırılmıştır.
Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanundan doğabilir.
Müteselsil sorumluluk zarar görene karşı zarardan sorumlu olanların sorumluluğunun kapsamı ve niteliği yönünden kendine has ilkeler getirmiştir. Normal şartlarda bir zarar birden fazla kişinin fiili ve sorumluluğu ile doğuyorsa o kişilerin sorumluluğu kendi fiillerine yada kusurlarına isabet eden zarar miktarından sorumlu olmalarıdır. Ancak haksız fiilden zarar görenin zararını en kısa, en kolay yoldan tazminini sağlamak amacı ile müteselsillik ile kendine has sorumluluk ilkeleri benimsenmiştir.
Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde "Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur" düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir.
Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde "Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır" demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır.
Müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir sorumluluk türü olup müteselsil sorumluların birinden talepte bulunan hak sahibinin, tüm ilgililer bakımından müteselsil sorumluluğa dayandığını ifade etmesine de gerek yoktur. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, zararın tamamını, isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. (YARGITAY17. Hukuk Dairesi 2016/7214 E, 2019/2775K-2016/7805 E,2019/3209 K )
Bu bilgiler ışığında somut olayı incelediğimizde; dava dilekçesinde açıkça davalı tarafın kusuru oranında sorumlu tutulmasını istenmediğine göre, karşı araç sürücülerinin de kusurunun bulunması halinde, bu durum davalının müteselsil sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır.Bu durumda mahkemece; davaya konu kazada davacının davalının kusur oranından da sorumlu tutulmalarını istemediğine, kendisi yaya olup kusursuz olmasına göre, davacı zararın tümünü davalılardan talep etmesi TBK.'da öngörülen teselsül kurallarına açık bir şekilde dayandığının kanıtı olduğu (HGK 24.06.1983 gün 1981/533E.-1983/724K) hususları gözetilmek suretiyle, ayrıca birbirlerini teyit eder nitelikteki kaza tespit tutanağındaki belirleme ile gerek ceza gerek Mahkemece alınan kusur raporlarına göre de davalıların kusurlu olduğu sabit olmasına göre, davacı için herhangi bir kusur indirimi yapılmaması ve davalıların müteselsilen sorumlu tutulması yukarıda belirtilen müteselsil sorumluluk ilkesine uygun olduğundan, davalıların bu hususlara yönelik istinafının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
-Kamu düzeni ile davalıların istinafları yönünden maluliyet ve aktüer hesaplamasına yönelik yapılan incelemede;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”
Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C Anaysası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları.
Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde, mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre, maluliyet konusunda davacının fiziki muayenesi de yapılarak "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" hükümlerine göre (her ne kadar davacı için maluliyet raporları alınmış ve buna göre farklı maluliyet oranları tespit edilmiş olsa da hatalı yönetmelik hükümleri nazara alındığından çelişki oluştuğu düşünülemeyeceğinden) rapor alındıktan sonra sonucuna göre maluliyetin değişmesi halinde karar tarihindeki güncel veriler uygulanmaksızın PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine göre tazminat bilirkişisinden yeniden rapor alınıp alınmayacağı değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, usulsüz maluliyet ve alternatifli aktüer raporundaki TRH yaşam tablosu hükme esas alınarak karar verilmesi isabetsiz olup, taraf istinafları kamu düzeni ve istinaf sebebine göre kararın kaldırılarak mahkemesine gönedirilmesi gerekmiştir.
-Davalı .... Sigorta'nın, geçici iş göremezliğin, bakıcı giderinin ve tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde:
01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,
1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri,
2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,
3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,
Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.
Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır.
Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki;
1-Bakıcı giderleri
2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)
3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.
Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez.
Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)
Yine, Güvence Hesabı için de uygulanan Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez.
ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA" İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE GENEL ŞARTLARDA" İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.
Bu halde davalı vekilinin geçici işgörmezlik, bakıcı giderinin, tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.
-Davalı .... Sigorta vekilinin faturasız tedavi giderine yönelik itirazında;
Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)
Bu kapsamda, uzman doktor bilirkişiden faturasız tedavi ve bakıcı gideri konusunda rapor alınmak suretiyle değerlendirme yapılarak karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. İtiraz yersizdir.
- Davalıların, faiz ve başlangıcına dair ;
Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.
Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, "belirsiz alacak" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerektiğinden mahkemece isabetsiz şekilde dava ve ıslah tarihlerine göre ayrı ayrı faiz işletimesi usule uygun olmadığından davacı tarafın buna yönelik itirazları yerindedir. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır.
Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava/temerrüt) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerekmektedir. Bu sebeple, gerekli belgeler ile birlikte yapılan başvuru sonucuna kısmen ödeme dahi yapıldığı da göz önünde bulundurulduğunda yukarıda belirlenen yönteme göre faiz başlangıcının belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, buna yönelik itirazlar da yersizdir.
-Davalıların, gelire ilişkin itirazında;
Davacının olay tarihinde 18 yaşının altında olup çalışmadığı, gelirinin bulunmadığı sabittir. Haksız fiil sorumluluğunda zarar verenin sorumlu tutulabilmesi için fiil, zarar ve uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Zararın ise haksız fiiller yönünden TBK.nın 54. Maddesinde belirtildiği şekilde kazanç kaybı olabileceği gibi çalışma gücünün azalması veya yitirilmesi de bir zarar olarak kabul edilmiştir. İş gücü kaybı sebebiyle uğranacak tek kalem zarar, gelir kaybına ilişkin olan değildir. Dava konusu olayda da davacı her ne kadar 18 yaşın altında ve gelir getiren bir işte çalışmıyor olsa da geçici iş göremezlik tazminatı için onsekiz yaşın altında kalınan dönem için herhangi bir işte çalışmaması zararının olmadığı şeklinde yorumlanması haksız fiilin zarar ilkesi ile bağdaşmaz. Zarar gören bu dönem içinde günlük işlerini yerine getirememesi, öz bakımını sağlayamaması da bir zarardır. Bu dönem içinde küçüğün zararının bulunmadığı ve bu süre için tazminat hesabı yapılmaması zarar veren lehine olup zararın sadece maddi olarak gelir azalması ve kazanç kaybı olduğu sonucunu doğurur. Zarar hesabında pasif dönem için dayanak teşkil eden “efor kaybına” ilişkin görüş, küçüklerin sürekli iş göremezliğinin bulunması halinde kabul edildiği gibi eforun tamamen %100 oranında kaybedildiği geçici iş göremezlik süresi için de kabul edilmelidir. (Aynı yönde) Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2013/9064 E- 2014/8672 K. Sayılı 29.5.2014 tarihli ilamı.
Bu nedenle, buna yönelik itirazlar yerinde bulunmamaktadır.
-Davalı sigortaların teminat limitlerine yönelik istinafında;
Kazaya karışan aracın neden olduğu zararlardan sorumlu olan davalı, kaza tarihine göre poliçe gereği bedeni zararlarda 360.000,00 TL, geçici iş göremezlik, bakıcı ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri kapsamında sağlık giderleri teminatı altında 360.000,00 TL teminat limiti ile davacıya karşı sorumludur.
Bu iki limit(teminat) birbirinden bağımsız olup, birinin tüketilmesi halinde davalının tüm yükümlülüklerini yerine getirerek sorumluluğunun sona erdiğinden bahsetmek olanaklı değildir.
Bu itibarla, bu hususa yönelik itiraz yersizdir.
-Davalı .... Sigortanın, bakıcı giderine ilişkin itirazlarında;
Bakıcı giderine ilişkin de, bakım konusunda aile bireylerine böyle bir yükümlülük yüklenemeyeceği gibi, dışarıdan bir bakıcı tutulmuş olsa idi ne kadar zararının olduğu belirlenerek hüküm verilmesi gerekmektedir. Buna göre; olayda BK.’nun 43. maddesi (6098 sayılı TBK md. 52) gereğince hakkaniyet indirimi şartları bulunmamaktadır ve geçici iş göremezlik döneminde bu şekilde bakıcı gideri hesaplanması da yerindedir. (YARGITAY 17. Hukuk Dairesi 2014/21822 E , 2017/5957 K, 2017/1726 E 2017/11442 K )
Davacının, başkasının yardımına muhtaç olduğu uzman heyet raporu ile belirlenmiş olup bu nedenle brüt asgari ücretle bakıcı gideri hesaplanması doğrudur. (Bkz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/21822 Esas, 2017/5957 Karar sayılı ilamı)
-Davacının faiz türüne ilişkin itirazında;
Davalı taraflara ait araçların ruhsatlarında kayıtlara göre birisinin ambulans, diğerinin de şirket adına kayıtlı olsa da hususi nitelikte otomobil olduğu anlaşılmakla uygulanan faiz türünün yasal faiz olacağına dair mahkeme kabulü yerindedir.
-Kaldırma sebep ve şekline göre davacının manevi tazminat miktarına yönelik itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek ve yer bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle davacı, davalılar ...., .... Sigorta, .... Sigorta ve .... vekilinin istinaf taleplerinin HMK.nın 353/1.a.6.maddesi gereğince ayrı ayrı kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı ve davalılar ...., .... Sigorta, .... Sigorta ile .... vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
2-Dosyanın, gerekçede belirtilen eksiklikler giderilerek yeniden yargılama yapılması için HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3-İstinaf yasa yoluna başvuran davacı ve davalılar .... Sigorta, .... Sigorta ve .... tarafından peşin olarak yatırılan, başvuru harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde taraflara iadesine,
4-Davalı .... harçtan muaf olduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-İstinaf eden taraflarca istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,
6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
8-Konya .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasına davalı .... Sigorta tarafından sunulan; .... numaralı, 770.000,00 TL teminat mektubunun İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine,
9-Konya .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasına davalı .... Sigorta tarafından sunulan; .... numaralı, 1.550.000,00 TL teminat mektubunun İİK 36/5 maddesi gereğince talep halinde ilgilisine iadesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.02/09/2025
...
Başkan
...
e-imzalı
...
Üye
...
e-imzalı
...
Üye
...
e-imzalı
...
Katip
...
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.