mahkeme 2024/76 E. 2024/198 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/76
2024/198
9 Şubat 2024
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
KARAR TARİHİ : 09/02/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 12/10/2023
NUMARASI : Esas Karar
DAVACI :
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 1- ...
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 2- ...
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 3- ...,, -
VEKİLLERİ : Av.
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 09/02/2024
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 12/02/2024
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; 25/06/2022 tarihinde davalı ... Belediyesi tarafından çöp toplama işinde kullanılan .... plakalı aracı, davalı şoför ...,, kullanmakta iken yaya olarak bulunan davacının eşi ....yı fark etmeyerek çarptığını ve ölümüne sebebiyet verdiğini, dava konusu çöp kamyonunun sağ aynalarından bir tanesinin kırık olduğu ve 6 ay boyunca bu eksikliğin giderilmediği olayda müteveffaya atfı kabil hiçbir kusurun bulunmadığını, bu doğrultuda davalı ... Belediyesi, dosyaya sunulan 25.09.2019 tarihli "Kent Temizliği İşlerinde Kullanılmak Üzere Araç Kiralanması Hizmeti Alımına İlişkin Sözleşme" ile dava konusu çöp kamyonunu 36 ay süre ile kiralamış olduğunu, KTK kapsamında işleten sıfatına haiz olduğundan dava müşterek ve müteselsil sorumluluk ilkeleri gereğince ... Belediyesine karşı da ikame edildiğini, meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybeden ....nın ölümü üzerine eşi davacı ....müteveffadan gördüğü maddi ve manevi destekten yoksun kaldığını, davacının eşi ile birbirlerine en çok destek ve ihtiyacı olduğu zamanda kötü bir şekilde trafik kazası geçirip, aniden vefat ettiğini, hiçbir maddi kazanç bu acıyı dindiremeyecektir ancak en azından teselli oluşturabilmesi adına talep edilen manevi tazminatın davacıya ödenmesi gerektiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve harca esas değer belirlendiği zaman harcını tamamlamak kaydıyla, davanın kabulünü, davacı eş ....için 100,00 TL destekten yoksun kalma maddi tazminatının HMK 107. madde gereği bilirkişiden rapor geldikten sonra artırılmak kaydıyla davalılardan sigorta şirketinin temerrüde düştüğü tarihten itibaren diğer davalılardan olay tarihinden itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsilini, davacı eş ....için 100.000,00 TL manevi tazminatın sigorta şirketi hariç olmak üzere davalılar ...,, ve ... Belediyesi'nden olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 10/08/2023 havale tarihli bedel artırım dilekçesiyle; destekten yoksun kalma maddi tazminatını 287.487,03TL artırdığını beyan etmiştir.
Davalı ...,, vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının talep etmiş olduğu maddi ve manevi tazminatın koşullarının oluşmadığını, davacının herhangi bir şekilde vücut bütünlüğünün bozulmadığını, iş güç kaybının olmadığını, ayrıca mağdur kaldığı ve çalışmadığı bir sürenin de olmadığını, davacının herhangi bir kusuru olmadığını, davacının fatura ve belgeleri olmadığını, sebepsiz zenginleşme istenilmediğini, davacının 70 yaş üzerinde olduğunu, herhangi bir zarar ve ziyanı olmadığını, ayrıca vefat eden kişinin ev hanımı olduğunu, davacının bir destek kaybının olmadığını, kusura ve zarar ziyana ve tazminat miktarlarına itiraz ettiklerini, sigorta şirketinden para aldığını, davanın usul ve esastan reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı müvekkile verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Sigorta Şirketi vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu kazaya karıştığı ifade edilen .... plakalı araç davalı sigorta şirket ....Sigorta tarafından 07.08.2021-2022 tarihleri arasında geçerli olmak üzere ... no.lu Trafik Sigorta Poliçesi ile sigortalandığını, davalı sigorta şirketin sorumluluğu trafik poliçesindeki limitler ve sigortalı araca atfedilebilecek kusur ile sınırlı olduğunu, kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsünün kusuru bulunmadığını, kazanın müteveffanın kontrolsüz ve dengesiz bir şekilde yola fırlaması sonucunda meydana geldiğini, Sigortalı araç sürücüsü hız sınırı kurallarına uygun bir şekilde hareket ettiğini, ancak bütün çabasına rağmen kazanın oluşumunu engelleyemediğini, ancak her halükarda davacının müterafik kusurunun dikkate alınmasını, destekten yoksun kalma tazminatı, mirastan ayrı ve bağımsız bir hak olduğundan; destek iddialarının kanıtlanması gerektiğini, müteveffanın davacıyı sürekli ve düzenli bir şekilde yardım ettiğinin somut delillerle kanıtlanamamış olması karşısında davanın reddini, kazanın meydana gelmesi nazara alınarak sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığının tespit edilerek davanın reddine karar verilmesini, haksız ve mesnetsiz davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... Belediye Başkanlığı vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; kazaya karışan araç davalı belediyenin aracı olmadığını, davalın belediyenin hizmet alım sözleşmesi gereğince aracı kullanmak üzere kiralandığını, davalı belediye ile yüklenici arasındaki sözleşme ve şartnamelerde, sözleşmeye konu araçların kazası durumunda oluşabilecek her türlü ihtilaftan tümüyle yüklenici olan şirketin sorumlu olacağına ilişkin düzenleme bulunduğundan, dolayısıyla davaya konu taleplerden sorumluluk tamamıyla yüklenici şirkete ait olduğunu, zira davalı idare ile yüklenici şirket arasındaki sözleşme bir hizmet alım sözleşmesidir ve sözleşme ve şartname gereği kazaya karışan araç ile ilgili tüm yükümlülükler yüklenici şirkete ait olduğunu, ayrıca kazaya karışan araç sürücüsünün davalı belediye bünyesinde bir çalışması olmadığını, araç sürücüsünün, hizmet alım sözleşmesi gereğince ..... Tic A.Ş. 'ne bağlı olarak çalıştığını, davacı tarafça ileri sürülen iddiaları ve talepleri kabul etmemekle birlikte öncelikle açılan davaya karşı zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, davacının talep ettiği davaya konu tazminat talebi zamanaşımına uğradığını, kazanın oluş şekli incelendiğinde kaza tespit tutanağında da belirtildiği gibi kazanın oluş şeklinde aslı kusurlunun müteveffa olduğunu, araç sürücüsünün kusuru bulunmadığını, kazaya karışan aracın sağ aynalarından bir tanesinin kırık olduğu ve 6 ay boyunca bu eksikliğin giderilmediği iddiasını kabul etmediklerini, davalı belediyenin düzenli olarak araçların bakım ve onarımını yaptırdığını, müteveffanın 70'li yaşlarda bir ev hanımı olduğunu, davacıya desteğinin mümkün olmadığını, bu nedenlerle haksız ve yersiz açılan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk derece mahkemesinin kararı ile; "Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur ve aktüerya raporu ile birlikte davacı vekilinin 10/08/2023 havale tarihli bedel artırım dilekçesi de nazara alınarak, 287.587,03 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı ...,, yönünden kaza tarihi olan 25/06/2022 tarihinden, davalı sigorta şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde ve 30/07/2022 temerrüt tarihinden, itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar sigorta şirketi ve ...,,'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
6098 sayılı TBK'nın manevi tazminat başlıklı 56. maddesi; “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir.
TBK 56. madesine göre bir olaydan zarar gören kişinin çektiği acıları bir nebze olsun azaltmak veya bozulan ruhsal dengesi yeniden düzelmesi için zarar veren kişiden bir miktar ücreti talep edebileceğini düzenlenmiş olup; kanun koyucu manevi tazminatın miktarını tayin etme hakkını hakimin takdirine bırakmıştır. Hükmedilecek miktar uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifleticek nitelikte olmalıdır. Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, tarafların kusurları da gözetilmesi gerekmektedir. Manevi tazminatın miktarı bir tarafın zenginleşmesine, diğer tarafın yıkımına neden olmamalıdır. Belirtilen bu çerçeve ile birlikte manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile Müteveffanın eşi davacı için; 80.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 25/06/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...,,'dan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Her ne kadar davalı ... Belediye Başkanlığı aleyhine dava açılmış ise de; bu davalının dava konusu kazaya karışan araç ve sürücüsü ile ilgili olarak herhangi bir irtibatı bulunmadığından bu davalı yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davanın KISMEN KABULÜ İLE;
287.587,03 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı ...,, yönünden kaza tarihi olan 25/06/2022 tarihinden, davalı sigorta şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde ve 30/07/2022 temerrüt tarihinden, itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar sigorta şirketi ve ...,,'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
Müteveffanın eşi davacı için; 80.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 25/06/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...,,'dan tahsili ile davacıya ödenmesine,
Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE
Davalı ... Belediyesine karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın, davalı ... Belediyesi yönünden husumet yokluğundan reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, manevi tazminat yönünden de tam kabul kararı verilmesi gerekirken kısmen kabul kararı verilmesinin hukuk ve hakkaniyete aykırı olduğunu, kararın kaldırılarak manevi tazminat yönünden de tüm davalılara karşı (müşterek ve müteselsilen) tam kabul kararı verilmesi gerektiğini, ayrıca manevi tazminat yönünden davalı ... Belediyesi ve ... için ayrı ayrı karşı vekalet ücretine hükmedilmesinin de usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, manevi tazminat miktarı tek bir kalem olup bir davacı için talep edildiğini, bu sebeple (ret kararını kabul anlamına gelmemekle birlikte) tek bir tane karşı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken aynı kaleme ilişkin iki ayrı karşı vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, müvekkili için hükmedilen destekten yoksun kalma tazminatının da son derece düşük olup müvekkilinin gerçek zararının hüküm altına alınandan daha fazla olduğunu, tüm bu nedenlerle istinaf taleplerinin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve talepleri doğrultusunda yeniden hüküm kurulmasına, bu mümkün değil ise yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...,, ve davalı .... Sigorta Şirketi tarafından alınması gereken harçların yatırılmaması nedeniyle Yerel Mahkemece 19/12/2023 tarihinde verilen ek karar doğrultusunda davalı ... Sigorta Şirketi vekilinin ve davalı ...,, vekilinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verildiği görülmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Dava; ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1-Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede:
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği, iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından; Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmemktedir.Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları
Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması, davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde (PMF 1931) Tablosuna göre karar verilmelidir.
2-Husumet itirazının incelenmesinde:
İşleten tanımı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 3. maddesinde “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır” şeklinde yapılmıştır.
2918 sayılı KTK'nın 85. maddesi “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar” hükmünü içermektedir. Görüldüğü gibi sözkonusu maddede araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi de meydana gelen zarardan sorumlu tutulmuştur. Bu bakımdan motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında işletilmesi halinde yani aracın işletilmesine katılma halinde girişimci işleten ile birlikte sorumlu olacaktır.
Somut olayda kazaya karışan aracın özel halk otobüsü olarak faaliyet gösterdiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Kısmen veya tamamen özelleştirmeyle kent içi ulaşımın özel kişilerin mülkiyetindeki otobüs veya midibüs gibi araçlarla yapılması halinde esasen toplu taşımacılık yetkisinin ilgili belediyeye ait olması, toplu taşımacılık hizmetinin ilgili belediye adına yapılmakta olması, halk otobüsü üzerinde ilgili belediyenin yazı ve ambleminin bulunması, belediyelerin bu özel halk otobüslerinin işletilmesi, denetlenmesi konusunda yetkili olması gözönüne alındığında bu motorlu araçların verdiği zararlar nedeniyle ilgili belediyenin de KTK'nın 85/I. maddesi gereğince sorumlulukları bulunmaktadır. (Aynı yönde bkz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2012/2131 Esas, 2013/3477 Kararı; YARGITAY 11. Hukuk Dairesi 2016/2653 ESAS, 2017/2050 KARARI; 17. Hukuk Dairesi 2016/14569 ESAS, 2018/3964 KARARI)
Bu bakımdan mahkemece somut olayda kazaya karışan motorlu aracın özel halk otobüsü olarak işletilmesi bakımından KTK'nın 85/I. maddesi ve yukarıda yapılan açıklamalar gereğince davalı belediyenin sorumluluğunun bulunduğu dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken davalı belediye yönünden davanın reddi yerinde değildir.
3-Manevi tazminat miktarı yönünden yapılan itirazın incelenmesinde:
Manevi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, Manevi zarar; mutlak hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesinde; "Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir" hükmü düzenlenmiş madde metninden de anlaşıldığı üzere, haksız eylem sonucu bedensel zarar görenin yakınları yararına manevi tazminata karar verilebilmesi için, zarar görenin yaralanmasının ağır bedensel zarar niteliğinde olması gerekmektedir. Ağır bedensel zarar, kanunda tanımlanmamış olup, yaralanmanın özelliğine ve yarattığı sonuçlara göre mahkemece takdir edilecektir.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu somut olayın gerçekleşme şekli, yeri, zamanı, Ceza Mahkemesinin kararı kusur durumu ve yukarıda açıklanan ilkeler, davalının eylemindeki hukuka aykırılığın tespitinin sağlayacağı manevi tatmin ile birlikte değerlendirildiğinde İDM'ince hüküm altına alınan manevi tazminat miktarlanının Az OLDUĞU, davacı vekilinin manevi tazminatın miktarına yönelik istinafının yerinde olduğu anlaşılmıştır.
Bu nedenle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK.nın 353/1-b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; ilk derece mahkemesi kararın KALDIRILMASINA,
HMK.nın 353/1-b-2.maddesi gereğince YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMASINA,
Davanın KISMEN KABULÜ İLE;
1-228.404,95 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı ... Belediyesi ve davalı ...,, yönünden kaza tarihi olan 25/06/2022 tarihinden, davalı sigorta şirketi yönünden sigorta limitleri dahilinde ve 30/07/2022 temerrüt tarihinden, itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar sigorta şirketi, ... Belediyesi ve ...,,'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
2-Müteveffanın eşi davacı için; 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 25/06/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Belediyesi ve davalı ...,,'dan tahsili ile davacıya ödenmesine,
Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE
İlk Derece Yargılaması Yönünden;
3-Alınması gereken 22.433,34 TL karar ve ilam harcına karşılık peşin alınan 341,90 TL peşin harç, 981,92 TL tamamlama harcının mahsubu ile eksik olan 21.109,52 TL karar ve ilam harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketi yönünden poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) alınarak hazineye gelir kaydına, (davalı sigorta şirketinin 14.671,11 TL'sinden diğer davalılar ile birlikte sorumlu tutulmasına, diğer davalıların tamamından sorumlu olmasına)
4-Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL başvurma harcı, 11,50 TL vekalet harcı, 341,90 TL peşin harç, 981,92 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 1.416,02 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketi yönünden poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan 6.100,00 TL bilirkişi ücreti ve 430,00 TL posta tebligat gideri toplamı olan 6.530,00 TL yargılama giderinin kabul ret oranına göre hesaplanan 5.530,91 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketi yönünden poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) alınarak davacıya verilmesine, bakiye miktarın davacı üzerine bırakılmasına, (davalı sigorta şirketinin 3.843,98 TL'sinden diğer davalılar ile birlikte sorumlu tutulmasına, diğer davalıların tamamından sorumlu olmasına)
6-a)Maddi Tazminat yönünden; Davacı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 36.260,74 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen (sigorta şirketi yönünden poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) alınarak davacıya verilmesine,
Davalılar kendilerini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine
b)Manevi Tazminat yönünden; Davacı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalılar ... Belediye Başkanlığı ve ...,,'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
7-Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödendiğinden ve bu ücret ve ayrıca adliye arabuluculuk bürosu tarafından yapılmış zaruri giderler de Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılandığından ve bu giderler de yargılama gideri sayıldığından buna göre 1.560,00 TL arabuluculuk ücretinin kabul ret oranına göre hesaplanan 1.321,32 TL davalılar ...,, ve .... Sigorta Şirketinden (sigorta şirketi yönünden poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) müştereken ve müteselsilen, 238,68 TL'nin davacıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydına (harç tahsil müzekkeresi yazılmasına).
8-Davacı tarafından yatırılan ve dosyada bakiye kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
İstinaf Yargılaması Yönünden;
9-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa iadesine,
10-Davacı tarafından yapılan 738,00 TL istinaf başvuru gideri ile 160,00 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 898,00 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
11-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
12-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 12/02/2024
Başkan
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Katip
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.