Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2024/1695

Karar No

2025/92

Karar Tarihi

10 Şubat 2025

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ......
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : ......
KARAR NO : ......
KARAR TARİHİ : 10/02/2025

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN : ...... (.........)
ÜYE : ...... (.........)
ÜYE : ...... (.........)
KATİP : ...... (.........)

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 25/04/2024
NUMARASI : ......... Esas ......... Karar

DAVACI : 1- .........
2- .........
3- .........
4- .........
VEKİLLERİ :Av.......
DAVALI : 1- .........
VEKİLİ :Av. ......
DAVALI : 2- .........
VEKİLİ : Av. ......
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)

İSTİNAF KARAR TARİHİ : 10/02/2025
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 10/02/2025

Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekilinin sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; ......... idaresinde bulunan ......... plaka sayılı aracı ile ......... caddesini takiben ......... Sitesi önüne geldiğinde sola dönüş yapmak istediği esnada aracının sol ön kısmı ile müvekkili ......... ......... sevk ve idaresinde bulunan ......... plaka sayılı aracı ile aynı şeritte ilerlerken müvekkilinin aracının ön kısmına çarpması sonucunda çift taraflı yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, meydana gelen kaza sonucunda müvekkillerinin yaralandığını ve malul kaldıklarını, kazaya sebebiyet veren .........'in sevk ve idaresindeki ......... plakalı araç kaza tarihinde ......... şirketi tarafından ......... poliçe numarası ile sigortalı olduğunu, bu nedenle de ......... şirketinin meydana gelen zarardan sorumlu olduğunu, yaşadıkları kaza sonucunda, müvekkillerinin vücut bütünlüğünün zarar gördüğünü ve telafisi mümkün olmayan izler kaldığını, müvekkillerinin kaza sonucu yaralandığını, iş yapması ve kendi bakımlarını yapmasının olanaksız olduğunu, müvekkillerden ......... ve ......... için geçici iş göremezlik, sürekli iş göremezlik süresinde uğradığı kazanç kaybı ile çalışma gücünün azalmasından doğan maddi zarar ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri ile bakıcı giderleri için şimdilik herbir müvekkil için ayrı ayrı olmak üzere 25,00 TL geçici iş göremezlik, 25,00 TL sürekli iş göremezlik, 25,00 TL SGK tarafından karşılanmayan ve belgeye bağlanamayan tedavi gideri ve 25,00 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 200,00 TL maddi tazminatın davalı sigorta şirketine başvuru tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalı .........' den ise kaza tarihi itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini, müvekkillerinin işbu dava konusu kaza sonrasında zor günler geçirdiğini, müvekkili .........'nın kaza sırasında hamile olduğunu, müvekkillerinin yaşadığı üzüntü ve kederi bir nebze teselli olabilmesi için müvekkillerinin manevi üzüntüsünü hafifletebilmek adına müvekkillerden ......... için 10.000 TL, ......... için 20.000 TL, ......... için 5.000 TL ve ......... için 5000 TL olmak üzere toplam 40.000 TL manevi tazminatı trafik kazasının meydana geldiği tarih 21/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı .........'den tahsiline karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılara tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ......... A.Ş. vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil sigorta şirketine davacılar tarafından usulüne uygun başvuru yapılmadığını, kazaya karışan ......... plaka sayılı aracın, müvekkili şirket nezdinde 16/06/2021-16/06/2022 başlangıç ve bitiş tarihli .........-7 no’lu Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası ile sigortalı olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunup bulunmadığı, var ise kusur oranı Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince belirlenmesini, müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğunun sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında poliçe limitleri ile sınırlı olduğunu, maluliyetin varlığının ve oranının belirlenmesi hususunun Adli Tıp Kurumu tarafından belirlenmesini, davacıların geçici işgöremezlik zararı talebi, bakıcı gideri talebi ve tedavi gideri talebinin poliçe teminat kapsamında olmadığını, geçici iş göremezlik tazminatının Trafik Sigortası Genel Şartları ve Karayolları Trafik Kanunu gereği trafik poliçesi teminatı kapsamı dışında olup sgk tarafından ödenmesi gerektiğini, davacının maluliyeti sebebiyle SGK’dan herhangi bir ödeme alıp almadığının kendisine maaş bağlanıp bağlanmadığının belirlenmesi gerektiğini, müvekkili şirkete maluliyet raporu sunulmadan başvuru yapılmış olması sebebiyle müvekkili şirketin temerrüte düştüğünden bahsedilemeyeceğinden, bu sebeplerle; KTK 97. madde gereği yerine getirilmesi icap eden sigorta kuruluşuna başvuru şartı, davacı/lar tarafça yerine getirilmemiş olması nedeniyle, HMK 115/2 maddesi gereği davanın usulden reddine, usule ilişkin itirazlarının kabul görmemesi halinde ise esasa ilişkin itirazlarının dikkate alınarak esastan reddine ve yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ......... vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle davacıların iddia etmiş olduğu tazminat taleplerinden dolayı davalı müvekkilinin herhangi bir sorumluluğu olmadığını, kabul anlamı taşımamakla beraber şayet böyle bir durum olsa dahi, davacıların taleplerinin zamanaşımına uğradığını, yaşanan olay neticesinde Konya.... Asliye Ceza Mahkemesinin ......... E. Sayılı dosyası kapsamında ceza yargılamasının sürdüğünü, dosyanın kesinleşmesinin beklenilmesini, davacılar her ne kadar kazanın oluşumunda müvekkilinin kusurlu olduğunu iddia etmiş iseler de müvekkilinin dava konusu kazada kusurlu olmadığını, kaza tespit tutanağındaki müvekkiline atfedilen kusur durumunun kendilerince kabul edilmediğini, müvekkil .........'in kusursuz olduğunun tespiti için İstanbul Teknik Üniversitesi Ulaştırma Birimi Karayolları Trafikten veya Karayolları Bölge Müdürlüğünden mezkûr kazaya ilişkin kusur raporunun aldırılmasını, davacıların maddi zararlarının olduğu iddia edilmiş olsa da bu taleplerinin hukuki veya somut herhangi bir dayanağı bulunmadığını, müvekkili .........'in kazanın oluşumunda herhangi bir kusur bulunmadığından davacıların maddi tazminat talepleri yönünden sorumluluğu da bulunmadığını, davacılar lehine manevi tazminata hükmedilmesine karar verilebilmesi için öncelikle davacıların bu yönüyle bir zararının mevcut olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, davanın ......... plaka sayılı aracın ......... poliçe no ile genişletilmiş kasko poliçesi kapsamında sigortalı bulunduğu ......... A.Ş.'ye ihbar edilmesine, davacıların haksız ve hukuka aykırı davasının reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi ......... Esas ......... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur, maluliyet ve aktüerya bilirkişi raporları ile birlikte davacılar vekilinin 25/03/2024 tarihli bedel artırım dilekçesi de nazara alınarak; Davacı ......... .........'nın sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 286.425,84 TL, iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 2.862,00 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 3.200,00 TL olmak üzere toplam 292.487,84‬ TL'nin davalı sigorta şirketinden 04/03/2022 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), davalı ......... yönünden kaza tarihi olan 21/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davacı .........'a yapılan geçici iş göremezlik ödemesi sonrası bu kaleme ilişkin herhangi bir bakiye alacağı kalmadığından geçici iş göremezlik zarar talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacı ......... meydana gelen kazada yolcu olarak bulunmasına rağmen, düzenlenen aktüerya raporunda kusur tenzili sehven yapılmış olup, ancak davacı bedel artırım dilekçesinin aktüerya raporuna göre düzenlediğinden taleple bağlı kalınarak; davacının geçici iş göremezlik dönemine ilişkin oluşan zararlarına dair 2.046,07 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 400,00 TL olmak üzere toplam 2.446,07‬ TL'nin davalı sigorta şirketinden 04/03/2022 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), davalı ......... yönünden kaza tarihi olan 21/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Mahkememizce yargılamaya esas alınan bilirkişi raporuna göre davacı .........'nın sürekli maluliyeti ve bakıcıya ihtiyacı bulunmadığından bu yöndeki taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
6098 sayılı TBK'nın manevi tazminat başlıklı 56. maddesi; “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir.
TBK 56. madesine göre bir olaydan zarar gören kişinin çektiği acıları bir nebze olsun azaltmak veya bozulan ruhsal dengesi yeniden düzelmesi için zarar veren kişiden bir miktar ücreti talep edebileceğini düzenlenmiş olup; kanun koyucu manevi tazminatın miktarını tayin etme hakkını hakimin takdirine bırakmıştır. Hükmedilecek miktar uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifleticek nitelikte olmalıdır. Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, tarafların kusurları da gözetilmesi gerekmektedir. Manevi tazminatın miktarı bir tarafın zenginleşmesine, diğer tarafın yıkımına neden olmamalıdır. Belirtilen bu çerçeve ile birlikte manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile davacı .........'nın kusur durumu ve yaralanma derecesi dikkate alınarak 20.000,00 TL manevi tazminatın davalı sürücü .........'den kaza tarihi olan 21/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ........'ya verilmesine, Davacı .........'nın kusur durumu, yaralanma derecesi ve yüzünde kalan sabit iz durumu dikkate alınarak 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı sürücü .........'den kaza tarihi olan 21/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacı .........'ya verilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Davacılar .........ve ......... yönünden; davacı vekilinin son celse rapor tanzimine ilişkin beyanları dikkate alınarak; hastane kayıtları, epikriz raporu ve doktor notlarına göre nitelikli yaralanmaları bulunmadığı anlaşılmakla, ispatlanamayan manevi tazminat taleplerinin bu davacılar yönünden ayrı ayrı reddine karar verilerek;
Davanın KISMEN KABULÜ İLE;
Davacı ......... .........'nın sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 286.425,84 TL, iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 2.862,00 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 3.200,00 TL olmak üzere toplam 292.487,84‬ TL'nin davalı sigorta şirketinden 04/03/2022 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), davalı ......... yönünden kaza tarihi olan 21/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
Fazlaya ilişkin talebin ve Geçici iş göremezlik zararına ilişkin talebin REDDİNE,
Davacı ......... yönünden taleple bağlı kalınarak; davacının geçici iş göremezlik dönemine ilişkin oluşan zararlarına dair 2.046,07 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 400,00 TL olmak üzere toplam 2.446,07‬ TL'nin davalı sigorta şirketinden 04/03/2022 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), davalı ......... yönünden kaza tarihi olan 21/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
Sürekli iş göremezlik ve bakıcı giderlerine ilişkin zarar taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE,
Davacı ......... .........'nın Manevi tazminat talebinin kabulü ile; 20.000,00 TL manevi tazminatın davalı sürücü .........'den kaza tarihi olan 21/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
Davacı ......... .........'nın Manevi tazminat talebinin kabulü ile; 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı sürücü .........'den kaza tarihi olan 21/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
Davacılar ......... ......... ......... ve ......... .........'nın Manevi tazminat taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE " şeklinde hüküm kurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; davacı......... yönünden İDM tarafından Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğe göre yapılan hesaplama doğrultusunda hükmedilen tazminat için kararın ortadan kaldırılmasına ve Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak yapılan hesaplama doğrultusunda talepleri gibi karar verilmesi gerektiğini, BAM uygulamasında da kabul gören uygulamanın bu şekilde olduğunu, ......... yönünden İDM tarafından müvekkil için sürekli iş göremezlik ve bakıcı gideri taleplerinin reddine karar verildiğini, müvekkilin yüzünde kalıcı izle olduğu ve bu hususun yapılan muayeneler ve alınan raporlar ile de sabit olduğu halde müvekkile maluliyet oranı %0 olarak değerlendirme yapılmasında hukuken yarar bulunmadığını, öyle ki karara esas alınan bilirkişi raporu yeterli olmayıp taraflarınca itiraz edilmişse de itirazlarının dikkate alınmadığını, ancak 03.03.2023 tarihli ATK raporunda ......... ......... için yüzünde sabit iz olduğu tespit edilerek %5 maluliyet oranı tespit edildiğini, yüzde sabit iz varken ve bu hususun açıkça belirtilmişken sürekli iş göremezlik hesabı yapılmamasının hukuka uygun olmadığını, ......... ......... ......... ve ......... ......... yönünden müvekkillerin BTM ile giderilebilir şekilde yaralandıklarının da sabit olduğunu, tüm bu nedenlerle istinaf taleplerinin kabulü ile ......... ......... için dosyanın yüzde sabit iz yönünden alınan maluliyet oranı için TBK 50 maddesi gereği Mahkemenizce %5 oranında maluliyet takdirine göre dosyanın aktüer bilirkişisine gönderilmesine muhik bir tazminata hükmedilmesine, ......... ......... için Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak yapılan hesaplama doğrultusunda ......... için geçici iş göremezlik(maluliyet) tazminatı alacağı 25 TL, ......... için kalıcı maluliyet( iş göremezlik) tazminatı olarak 726.495,37 TL'nin (Sigorta şirketi yönünden 430.000 TL Sakatlık Teminatı ile sınırlı olmak üzere), ......... için sürekli bakıcı gideri olarak 2.862,00TL (Sigorta şirketi yönünden Sağlık Klozu teminatı ile sınırlı olmak üzere) ,......... için tedavi gideri olarak 3.200,00TL (Sigorta şirketi yönünden Sağlık Klozu teminatı ile sınırlı olmak üzere) olmak üzere toplam 732.582,37 TL'nin davalılardan (Sigorta şirketi için geçerli teminat limiti ile sınırlı olmak üzere) müştereken ve müteselsilen tahsiline ve davalı sigorta şirketi için başvuru tarihinden davalı ......... için kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte müvekkile ödenmesine, ......... ......... ......... ve Ümmügülsüm ......... yönünden manevi tazminatın reddi kararının ortadan kaldırılarak talepleri gibi manevi tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Dava trafik kazası nedeniyle tazminata ilişkin olup mahkemece verilen karar davacılar vekili tarafından aşağıda belirtilen yönlerden istinaf edilmiştir.
-Kamu düzeni yönünden maluliyet ve aktüer hesaplamasına yönelik yapılan incelemede;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”
Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C Anaysası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları.
Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Ayrıca;
Yargıtay HGK 17/06/2015 tarih 2013/17-2423 Esas,2015/1661 Kararında da belirtildiği üzere eğer sağlık kurulu raporunda belirlenen maluliyet oranı ile mahkemece alınan adli tıp heyet raporundaki maluliyet oranı arasında "fahiş fark varsa" bu çelişki Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu tarafından giderilmelidir.
Somut olayda, Mahkemece yargılama aşamasında Selçuk Erbakan Üniversitesi'nin Çalışma Gücü Kaybı Yönetmeliğine ve Necmettin Tıp Fakültesi Heyetinin Erişkinler Yönetmeliğine göre hazırlanan raporlarında davacı .........'un yaralanmasında kalıcı sakatlığının % 5 olduğunun belirtildiği, buna mukabil Adli Tıp Kurumu 2. Dairesinin sözü edilen her iki yönetmelik hükümlerine göre yapılan değerlendirmesinde ise herhangi bir maluliyet bulunmadığının belirlendiği görülmüştür.
Bu nedenle, maluliyet raporları arasında misli fark bulunmuş olması hususları birlikte nazara alınarak anlatılan sebeplerle, yine Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne uygun olarak, davacı .........'un yaralanmasına neden olan davaya konu kazaya bağlı yaralanması nedeniyle oluşan maluliyetin belirlenerek, raporlar arasındaki çelişkinin, "en son ATK raporundaki heyet dışındaki üyelerden teşekkül edecek Adli Tıp Kurumu Uzmanlar Komisyonu" tarafından giderilmesi gerektiğinden, davacının maluliyete yönelik itirazı yerindedir.
Bu halde, Mahkemece davacı ......... için AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslar kapsamında alınacak maluliyet raporu sonucuna göre, gerekirse yeniden aktüer raporu alınarak yukarıdaki esaslara uygun PMF yaşam tablosu ve Progressif rant sistemi baz alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden, buna ilişkin davacı istinaflarının kabulü gerekmiştir.
Yine diğer davalı ......... için dosyada belirlenmiş Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne uygun malüliyeti nazara alınarak PMF yaşam tablosu ve Progressif rant sistemi gereğince yapılan aktüerya hesaplaması sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden, yanlış yönetmelik ve hesaplama metoduna karar verilmesi yerinde olmayıp buna ilişkin davacı istinaflarının kabulü gerekmiştir.
-Davacılardan ......... ve ......... için Manevi tazminat miktarına itirazda;
6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir.
Somut olayda; davacılar ......... ve .........'ın, gerek kaza tespit tutanağında yaralandıklarının belirtilmesi gerekse kaza sonrası hastaneye yaptıkları başvuru sonucunda basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde tedavi gördükleri anlaşılmasıyla herhangi bir geçici ve sürekli maluliyet durumları oluşmasa da basit şekilde yaralandıkları sabit olmakla, yaralanma durumlarına, manevi tazminat kriterleri, olayın meydana geliş şeklinin davacı üzerindeki etkisi, zararın ağırlığı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kazanın tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda davacılar ......... ve ......... için istemlerinin de fazla olmadığı görülmekle, tam kabul yapılarak manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmesi yerine, yasaya uygun olmayan biçimde rapor alınmadığı gerekçesiyle istemlerinin reddine karar verilmesinde isabet bulunmadığından, bu davacıların bu hususa yönelik itirazlarının da kabulü ile kararın kaldırılarak gönderilmesi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle davacılar vekilinin istinaf talebinin HMK.nın 353/1.a.6. maddesi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının HMK.nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
2-Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
3-İstinaf eden davacılar tarafından yatırılan, başvurma harcı dışında kalan, istinaf karar harçlarının talep halinde davacılara iadesine,
4-İstinaf eden davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,
5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK m.353 uyarınca KESİN olmak üzere oybirliği ile karar verildi.10/02/2025

......
Başkan
.........
e-imzalı
......
Üye
.........
e-imzalı
......
Üye
.........
e-imzalı
......
Katip
.........
e-imzalı

Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim