mahkeme 2024/1631 E. 2024/1896 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/1631
2024/1896
25 Ekim 2024
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
KARAR TARİHİ : 25/10/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/03/2024
NUMARASI : ....Esas .... Karar
DAVACILAR : .....
VEKİLİ : Av. .....
DAVALI : .....
VEKİLİ : Av.
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 25/10/2024
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 30/10/2024
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekilinin sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; 24/10/2021 tarihinde saat 19:45 sıralarında sürücü .......'un ........ plakalı kamyonu ile seyir halindeyken aynı istikamette seyir halinde olan ve arkadan gelen ...... plakalı aracın sürücüsü .......'un gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü göstermeyerek ....... yönetimindeki araca arkadan çarparak kazanın meydana geldiğini, kaza neticesinde arabada yolcu olarak bulunan ........'ın hayatını kaybettiğini, olay yeri trafik ekiplerince düzenlenen Trafik Kazası Tespit Tutanağı raporunda da; çarpma noktası, araçların durma mesafesi ve karayolunun özelliklerine göre; ...... plakalı otomobil sürücüsü .......'un bu kazada KTK m. 84/d(arkadan çarpma) ve m.52/b (sürücüler hızlarını görüş,yol ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak zorundadırlar) kuralını ihlal ettiğinden kusurlu olduğunun kanaatine varıldığını, diğer ........ plakalı kamyon sürücüsü .......'un bu kazada herhangi bir kusurunun olmadığı kanaatine varıldığını , ayrıca davacı ....... engelli bir birey olduğundan Akşehir .. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ...... Esas numaralı dosyasında kısıtlılığının bulunduğunu, müteveffa vefat etmeden önce müvekkili ......'in vasisi olarak görev yapmaktayken vefatından sonra annesinin vasi olarak görev aldığını, müteveffanın hem ev hanımı olan annesinin hem de engelli kardeşinin tek geçim desteği olduğunu, bu gibi nedenlerle davanın kabulü ile, trafik kazasında yaşanan ölüm nedeniyle destekten yoksun kalan davacılar ......... ve ....... için (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere) 6100 sayılı yasa’nın 107. maddesi uyarınca maddi tazminat isteğinin incelenmesini, toplanacak delillere göre maddi tazminat hesabı yaptırılarak, şimdilik 1.000,00 TL olmak üzere maddi tazminatın davalı sigorta şirketinden olay tarihindeki sigorta limitleri aşılmamak üzere temerrüt tarihinden işletilecek avans faizi, yargılama giderleri ve avukatlık ücretiyle birlikte tahsilini, hüküm altına alınacak alacağın tahsil edilememe riskine karşılık davalı ....... A.Ş’ye ait tüm taşınır ve taşınmazları ile üçüncü kişilerdeki ve bankalardaki hak ve alacakları üzerine verilecek kararın kesinleşmesine kadar cebri icra yoluyla satışı ve 3. şahıslara devri engelleyici nitelikte “ihtiyati haciz” şerhi konulmasını, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmektedir.
Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki harca esas değerin 1.000,00 TL olarak gösterildiğini ancak bu değerin ne kadarının hangi davacı için talep edildiğinin açıkça belirtilmediğini, bu durumun açıklanmasının gerektiğini, dosya içerisinde yer alan kaza tespit tutanağının trafik ekipleri tarafından düzenlendiğini, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olmayan bir tutanak olduğunu, kusur durumunun konusunda uzman kurum veya kişiler tarafından oran gösterir şekilde tespit edilmesinin gerektiğini, bu sebeple kusur tespiti için Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nden rapor aldırılmasını ve başvuranın kazadan dolayı herhangi bir sosyal kurumdan, özellikle SGK’dan tazminat veya destek alıp almadığının araştırılmasını ve tespiti halinde bu ödemelerin tazminat hesabından mahsup edilmesini, davacının ileri sürmüş olduğu haksız ve mesnetsiz iddiaların reddini, davanın öncelikle usulden, aksi halde esastan reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ettiği görülmektedir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
İlk derece Mahkemesi tarafından verilen kararda özetle; "Adli Tıp Uzmanı Bilirkişi ..... ile Trafik Bilirkişisi .......'ün 05/01/2023 tarihli mahkememize sunmuş oldukları ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda özetle; Ölen ........'ın olay yeri fotoğrafları ve ölü muayenesi tutanağında kayıtlı bilgi ve bulgulara göre trafik kazasında açığa çıkan enerjinini emniyet kemeri kullanımına bağlı mekanizmanın ani ivme değişiklikleri ile kilitlenmesi ve ortaya çıkan kuvvetin vücuda aktarımı sonucu göğüs ve kuşak kısmında görülmesi beklenen ekimoz, sıyrık vb. travmatik lezyonların ölü muayene tutağında tariflenmediği ve olay yeri fotoğraflarında emniyet kemerinin takılı olmadığı görülmekle müteveffa yolucu ........'ın meydana gelen trafik kazasında emniyet kemerinin takılı olmadığı, olay yeri fotoğrafları ve aracın hasarlı kısımları ile şahsın ölümcül yaralarının lokalizasyonu birlikte değerlendirildiğinde çarpmanın direkt etkisi ile aracın metal aksamlarının ölenin kafa bölgesine direkt çarpmasına ve kafanın sıkışmasına neden olduğu, vücudunda başkaca ölümcül travmatik bulgu tarif edilmediği, vücudun ivme kazanarak farklı bölgelere çarpması ile oluşmuş yaralanma ve araçtan fırlama ile meydana gelebilecek yaralanma tarif ve tespit edilmediği görülmekle emniyet kemerinin takmamasının literatür çalışmaları doğrultusunda ölümüne %5 oranında etkili olduğu, ...... plakalı otomobil sürücüsü .......'un bu kazanın oluşumunda 2918 sayılı KTK'nun 84. Maddesi asli kusurlardan kod no:4'e denk gelen arkadan çarpma madde 56/1-c ve madde 52/1-b asli kural ihlali olup %100 oranında kural ihlalinin olduğunu, ........ plakalı kamyon sürücüsü .......'un ise bu kazada herhangi bir kural ihlali yapmadığı görüş ve kanaatini bildirir rapor sunulduğu görülmektedir.
Aktüerya uzmanı bilirkişi .......'ın 17/05/2023 tarihinde mahkememize sunmuş olduğu PMF-1931 yaşama tablosuna göre hazırladığı raporunda özetle; 24/10/2021 günü meydana gelen trafik kazası sonucunda ........'ın vefatı nedeniyle annesi .........'ın destekten yoksun kalma tazminatının 402.904,66 TL, kardeşi .......'ın destekten yoksun kalma tazminatının bulunmadığı sonuç ve kanaatini bildirir rapor sunulmuş olduğu görülmektedir.
Mahkememizce rapor öncesi ara kararımızda hem PMF 1931 yaşam tablosu hem de TRH-2010 yaşam tablosuna göre davacıların talep edebileceği destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanması istenilmiş ise de sadece PMF 1931 yaşam tablosuna göre hesaplama yapıldığı anlaşmakla bu defa taraf vekillerinin itirazları da nazara alınarak her iki yaşam tablosuna göre ve ayrıca davacı ....... bakımından dosyadaki tanık beyanları, müteveffanın bu davacıya da ( .......'a ) eylemli olarak baktığı hususları değerlendirilmek suretiyle kaza tarihi ve sigorta poliçe limiti de nazara alınarak gerekmesi halinde garame hesabı da yapılmak suretiyle bilirkişiden ek rapor alınmasına karar verilmiştir.
Bilirkişi .......'ın 19/06/2023 tarihinde mahkememize sunmuş olduğu PMF-1931 yaşama tablosuna göre yapılan ek raporunda özetle; ........'ın annesi .........'ın destekten yoksun kalma tazminatının 163.911,96 TL ve kardeşi .......'ın destekten yoksun kalma tazminatının 266.088,04 TL olduğunun kanaatine varıldığını bildirir rapor sunulduğu görülmektedir.
Bilirkişi .......'ın 19/06/2023 tarihinde mahkememize sunmuş olduğu TRH -2010 Mortalite tablosuna göre yapılan ek raporunda özetle; ........'ın annesi .........'ın destekten yoksun kalma tazminatının 147.517,33 TL ve kardeşi .......'ın destekten yoksun kalma tazminatının 282.482,67 TL olduğunun kanaatine varıldığını bildirir rapor sunulduğu görülmektedir.
Konya BAM 3. Hukuk Dairesinin uygulaması da nazara alınarak aktüerya hesap bilirkişisinin ek raporunda PMF 1931 Yaşam Tablosuna göre hesaplanan miktarların hükme esas alınması gerekmiştir.
Davacılar vekili tarafından sunulan 22.12.2023 tarihli talep arttırım dilekçesinde özetle; davacı .........'a yönelik fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 500,00 TL olan taleplerini 147.017,33 TL artırarak 147.517,33 TL'ye yükseltilmesini, davacı .......'a yönelik fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 500,00 TL olan taleplerini 281.982,67 TL artırarak 282.482,67 TL'ye yükseltilmesini ,netice itibariyle 1.000,00 TL olan taleplerini toplamda 429.000,00 TL arttırarak 430.000,00 TL 'ye yükseltilmesini , toplam 430.000,00 TL maddi tazminatın davalı sigorta şirketinden temerrüt tarihinden işletilecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, cevap , tanık beyanları, cevabi yazılar, Adli Tıp Uzmanı Bilirkişi ..... ile Trafik Bilirkişisi .......'ün 05/01/2023 tarihli raporu, bilirkişi .......'ın 19/06/2023 tarihinde mahkememize sunmuş olduğu PMF-1931 yaşama tablosuna göre yapılan ek raporu, talep arttırım dilekçesi ve yukarıda yer alan yasal düzenlemeler doğrultusunda tüm dosya kapsamı gereğince yapılan değerlendirmede; davacı .........'ın 24.10.2021 tarihinde davaya konu meydana gelen trafik kazasında ölen ........'ın annesi, diğer davacı .......'ın ise ölenin kardeşi olup, ölümle birlikte destekten mahrum kaldıklarını savunarak destekten yoksun kalma tazminatı isteminde bulundukları, yukarıda izah edildiği şekilde davacılar ile ölen arasında desteklik ilişkisinin mevcut olduğunun kabul edildiği, aktüerya uzmanı bilirkişi .......'ın 19/06/2023 tarihinde mahkememize sunmuş olduğu PMF-1931 yaşama tablosuna göre yapılan ek raporunda ........'ın vefatı nedeni ile annesi .........'ın talep edebileceği destekten yoksun kalma tazminatının 163.911,96 TL olduğu, ölenin kardeşi olan .......'ın ise talep edilebileceği destekten yoksun kalma tazminatının 266.088,04 TL olduğu şeklinde tespitlere yer verildiği, davacılar vekili tarafından sunulan 22.12.2023 tarihli talep arttırım dilekçesinde davacı .........'a yönelik 500,00 TL olan taleplerini 147.017,33 TL artırarak 147.517,33 TL'ye yükseltilmesinin talep edildiği, Mahkememizce taleple bağlılık ilkesi gereğince davacı ......... yönünden 147.517,33 TL tutarında destekten yoksun kalma tazminatına hükmetmek gerekmiş, söz konusu tutardan %20 oranında hatır taşıması indirimi yapılarak 118.013,86 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davacılar vekili tarafından sunulan 22.12.2023 tarihli talep arttırım dilekçesinde davacı .......'a yönelik 500,00 TL olan taleplerini 81.982,67 TL artırarak 282.482,67 TL'ye yükseltilmesinin talep edilmiş ise de ; aktüerya uzmanı bilirkişi .......'ın 19/06/2023 tarihinde mahkememize sunmuş olduğu PMF-1931 yaşama tablosuna göre yapılan ek raporunda ........'ın vefatı nedeni ile ölenin kardeşi olan .......'ın talep edilebileceği destekten yoksun kalma tazminatının 266.088,04 TL olduğu şeklinde tespitlere yer verildiği görülmekle davacı ....... yönünden 266.088,04 TL tutarında destekten yoksun kalma tazminatına hükmetmek gerekmiş, söz konusu tutardan %20 oranında hatır taşıması indirimi yapılarak 212.870,43 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Her ne kadar davacılar vekilince sunulan dava dilekçesinde avans faiz işletilmesi talep edilmiş ise de davalı sigorta şirketinin sigortalısı olan ...... plaka sayılı aracın tescil belgesinde kullanım amacının hususi olarak yer alması nedeni ile yasal faiz işletilmesine karar verilmiştir.
Dava konusu kazadaki müterafik kusur durumu yönünden yapılan değerlendirmede; 6098 sayılı TBK'nın 52. Maddesine göre; Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. Anılan yasal düzenlemede de belirtildiği üzere zarar görenin zararın oluşmasında ya da zararın artmasında bir ihmali varsa bu hususun tazminatın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir. Bir başka deyişle zararın oluşumunda zarar görenin de müterafik kusurunun bulunması halinde tazminattan indirim yapılması gerekmektedir. Müterafik kusurun dikkate alınması için bu yönde yapılan bir savunmaya gerek olmayıp Mahkemece müterafik kusurun resen dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim bu husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/3135 E 2018/11955 K sayılı ilamında da vurgulanmıştır. Ayrıca müterafik kusur indirimi nedeniyle kısmen reddedilen tutar üzerinden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmeyeceği noktasında da duraksama bulunmamaktadır.
Somut olayda, kaza tespit tutanağında müteveffanın emniyet kemerinin takılı olup olmadığının belirsiz olarak işaretlenmesi, soruşturma dosyası içerisinde bunun aksi yönde bir beyan ve delilin bulunmaması nazara alındığında müterafik kusur indirimine gidilmemiştir.
Davalı sigorta şirketi tarafından süresi içerisinde sunulan cevap dilekçesinde hatır taşıması indirimi talebinde bulunulduğu görülmüş olup HATIR TAŞIMASI İNDİRİMİ TALEBİ YÖNÜNDEN YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE ;Mahkememizce davacı vekiline müteveffanın .......'un aracında bulunma nedenini açıklar mahiyette beyan dilekçesi sunmak üzere süre verildiği, davacı vekili tarafından sunulan 16.02.2023 tarihli beyan dilekçesinde özetle; müteveffanın .......'un çalışanı olduğu, mesai bitimi .......'un ........'yi evine bırakacağı şeklinde beyanda bulunulduğu, soruşturma dosyasına yer alan ifadelerden de bu hususun doğrulandığı, müteveffanın ücret karşılığı olmaksızın taşınması sırasında kazanın meydana geldiği dosya kapsamıyla sabittir. Hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığınan cihetle, bu gibi taşımalarda, 6098 sayılı TBK'nun 51. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Mahkememizce bu doğrultuda hesaplanan tazminat tutarlarından %20 oranında hatır taşıması indirimi yapılmıştır.
Hatır taşıması indirimi nedeniyle davanın reddedilen kısmı üzerinden davalı lehine yargılama giderine hükmedilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan yargılama giderinin, hatır taşıması indirimi yapılmadan önceki tazminat tutarları ile davacının talebi karşılaştırılmak suretiyle davanın hatır taşıması indirimi dışında kalan sebeplerden dolayı reddedilen tutarın tespiti gerekmektedir. Bu yönde yapılan değerlendirmede, davacı ....... yönünden davanın reddedilen toplam 69.612,24 TL'nin 53.217,61 TL'lik kısmının hatır taşıması indiriminden, bakiye kalan 16.394,63 TL'lik kısmının diğer sebeplerden kaynaklandığı, davacı ......... yönünden davanın reddedilen toplam 29.503,47 TL'nin hatır taşıması indiriminden kaynaklandığı sonucuna varılmış, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretlerinin belirlenmesinde bu tutarlara göre değerlendirme yapılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklinde davacı ......... yönünden açılan destekten yoksun kalma tazminatı talepli davanın davacılar vekilinin 22.12.2023 tarihli talep arttırım dilekçesi doğrultusunda kısmen kabulü ile; davalı sigorta şirketinin sorumluluğu kaza tarihindeki poliçe teminat limiti ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla 118.013,86 TL destekten yoksun kalma tazminatının 22.03.2022 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, Davacı ....... yönünden açılan destekten yoksun kalma tazminatı talepli davanın davacılar vekilinin 22.12.2023 tarihli talep arttırım dilekçesi doğrultusunda kısmen kabulü ile; davalı sigorta şirketinin sorumluluğu kaza tarihindeki poliçe teminat limiti ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla 212.870,43 TL destekten yoksun kalma tazminatının 22.03.2022 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacılar vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece hatır taşıması indiriminde bulunulmasının hatalı olduğunu, taraflar arasında iş akitlerinden meydana gelen bir taşıma ilişkisi mevcut olduğunu, hatır taşıması durumunun mevcut olmadığını beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece verilen kararın usul ve esasa aykırı olduğunu, davacı .......'a destek hesaplamasının yerinde olmadığını, davacı ......'in destek hesaplamasında yaşının dikkate alınması gerektiğini, müterafik kusur indirimi uygulanması gerektiğini, KTK ve Genel Şartlarda yapılan değişikliğin dikkate alınması gerektiğini beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
1,65 teknik faizin uygulanması gerektiği,maluliyete itiraz ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda PMF 1931'e göre karar verilmesi doğrudur.
Davalının hatır taşımasına dayalı itirazı hakkında
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 87. Maddesine göre "Yaralanan veya ölen kişi, hatır için karşılıksız taşınmakta ise veya motorlu araç, yaralanan veya ölen kişiye hatır için karşılıksız verilmiş bulunuyorsa, işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu ve motorlu aracın maliki ile işleteni arasındaki ilişkide araca gelen zararlardan dolayı sorumluluk, genel hükümlere tabidir." esası kabul edilmiştir. Hatır taşıması bir kimseyi ücretsiz olarak ve bir karşılık almadan ve bir yararı bulunmadan taşıma halidir. Yani hatır için taşımada, taşımanın karşılıksız olması veya alınan karşılığın önemsiz olması gerekir. Taşıma, işletenin veya sürücünün değil taşınanın yararına olmalıdır. Hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığından, bu gibi taşımalarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "tazminat miktarının tayini" başlıklı 51. maddesinde; hakimin, tazminatın türü ve kapsamının derecesini, durum ve mevkiinin gereğine ve hatanın ağırlığına göre belirleyeceği belirtilmiş, BK.nın 51. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay içtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.
Somut olayda, müteveffa yolcu konumundadır. Soruşturma dosyasındaki ifade tutanaklarına göre dava dışı sürücü ....... restaunatnıt sahisi olup ,müteveffa da bu kişinin işçisidir.cankurtaran et mangal adlı tesise gelip gitmek için kullanılan iş aracı niteliğindeddir
Öncelikle; hatır taşımasından söz edebilmek için, “taşıyan” ve “yolcu” sıfatına haiz iki kişi arasında “yolcu taşıma” ilişkisinin kurulması gereklidir. Diğer bir anlatımla işletenin zarar gören yolcuyu para kazanma veya başka bir menfaatle değil, sırf hatır için, herhangi bir karşılık almaksızın taşıması halinde hatır taşımasından söz edilebilir. Yani, taraflar (zarar gören ile zarardan sorumlu olan kişiler) arasında taşıma ilişkisi bulunmaması halinde, hatır taşımasından da söz edilmesi mümkün değildir. Burada asıl belirleyici olan, taşımanın maddi veya manevi bir yarar için yapılıp yapılmadığıdır.Hatır taşınmasında maddi veya manevi bir fayda sağlanmaması gerekmektedir.Ancak dava dosyamızda vefat eden kişi kusurlu araç sürücüsünün çalışanı olduğundan bir nevi aralarında taşıma ilişkisi olmaktadır .Sigortalı araç sürücüsü tarafından vefat edene bir nevi işyeri servisi hizmeti verilmektedir.Bu nedenle taraflar arasında iş akitlerinden meydana gelen bir taşıma ilişkisi mevcut olup bir hatır taşıması olduğu durumu mevcut değildir.Bu nedenlerle vefat eden kişinin kusurlu araç sürücüsünün çalışanı olduğu ve iş akdinin gereği olarak servis hizmeti kapsamında kusurlu araç sürücüsü tarafından işe getirilip götürüldüğü ortadadır ve yine bu husus dosya kapsamına sunulan beyanlar ile sabittir.Hal böyleyken mahkemece karşılıksız olarak bir hatır taşıması yapıldığından bahisle hatır taşıması indirimde bulunularak hüküm kurulması yanlıştır.davacının itirazı yerindedir
Nitekim Yargıtay 4 HD'nin 2021/6720 esas 2022/643 karar sayılı ilamı.
Davalı vekilinin Dava konusu kazadaki müterafik kusur durumu yönünden yapılan değerlendirmede 6098 sayılı TBK'nın 52. Maddesine göre; Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. Anılan yasal düzenlemede de belirtildiği üzere zarar görenin zararın oluşmasında ya da zararın artmasında bir ihmali varsa bu hususun tazminatın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir. Bir başka deyişle zararın oluşumunda zarar görenin de müterafik kusurunun bulunması halinde tazminattan indirim yapılması gerekmektedir. Müterafik kusurun dikkate alınması için bu yönde yapılan bir savunmaya gerek olmayıp Mahkemece müterafik kusurun resen dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim bu husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/3135 E 2018/11955 K sayılı ilamında da vurgulanmıştır. Ayrıca müterafik kusur indirimi nedeniyle kısmen reddedilen tutar üzerinden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmeyeceği noktasında da duraksama bulunmamaktadır.
Somut olayda, kaza tespit tutanağında müteveffanın emniyet kemerinin takılı olup olmadığının belirsiz olarak işaretlenmesi, soruşturma dosyası içerisinde bunun aksi yönde bir beyan ve delilin bulunmaması dikkate alınıdğında indirim yapılmaması doğrudur.
Davacı vekilinin kardeş yönünden destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinin ret edilmesi gerektiğine yönelik istinafı
Dava, 6098 sayılı TBK'nun 53. (818 sayılı BK'nun 45/2) maddesi gereğince destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir.
Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse BK.'nun 45/2. maddesine (6098 sayılı TBK. md. 53/1-3) dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir.
Borçlar Kanunu’nun 45. maddesinde sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa, ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır.
O halde, destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür.
Bununla birlikte, destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 1982/412 K. sayılı kararı).
Ayrıca kardeşlerin birbirine karşı kural olarak bakım görevi yoktur. Ancak, bir kardeşin diğer kardeşe eylemli ve düzenli olarak yardım etmesi halinde, bu kardeş diğerinin desteği sayılır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 364/1. maddesinde "Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür." düzenlemesine; aynı maddenin 2. fıkrasında ise "Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır." düzenlemesine yer verilmiştir.
Desteğin küçük çocuklarının bakım ihtiyacından ne zaman kurtulacaklarını tayin etmek çocuğun yaşadığı yöreye sosyal çevreye, çocuğun özelliklerine, cinsiyetine ailenin sosyal ve ekonomik durumuna göre değişmektedir. Davacıların her biri için destekten yoksun kalacakları sürenin, çocuklar için, yaşları, okuldaki eğitim durumları, içinde yaşadıkları sosyal ve ekonomik koşullar değerlendirilerek, ayrı ayrı belirlenmesi, yüksek öğrenim yapacaklar ise, öğrenimlerinin sona erdiği tarih, yapamayacaklar ise yerleşik ve kabul gören uygulamaya göre, erkek çocukları için 18 yaşın, kız çocukları için 22 yaşın, desteğin sona ereceği yaş olarak kabulü dikkate alınarak denetime elverişli şekilde belirlenmesi suretiyle destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanması gerekmektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları incelendiğinde normal şartlarda erkek çocukların 18, kız çocuklarının 22 yaşına kadar destek tazminatı alacakları, çocukların yüksek okul okuyor olması yada okuması ihtimali varsa 25 yaşına kadar destek alabileceklerdir. Akşehir ...Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından talimat yolu ile davacı tanıkları ....... ve ........'ın beyanları alınmış, tanık .......'ın alınan beyanında özetle; " ...... ........hem evinin hemde engelli olan abisinin bakımını üstleniyordu. Engelli abisini sürekli Ankara'ya götürüp getirdi. ........vefat ettikten sonra yengemin hayatı altüst oldu. Engelli oğlunu hastaneye götüremiyor, götürmek için birilerini bulmakta zorlanıyordu. Abimin eşi yani davacı ........., maddi olarak geçimlerini ölen eşinden aldığı aylık ve engelli oğlunun bakım parasıyla sağlıyor. Kazadan sonra yengem olan davacı psikolojik olarak da büyük yıkım yaşadı. Sağlıklı olan tek oğlunu kaybetti. Tüm hayatını .......'a adamıştı. Yalnız olduğu için engelli oğluna bakmakta çok zorlanıyor. " şeklinde beyanda bulunduğu, tanık ........'ın alınan beyanında özetle; " ..... .......'ın düzenli bir işi yoktu. Nerde iş bulursa orada çalışırdı. ........vefat ettiği dönemde Cankurtaran Et isimli bir restoranda gündelikçi olarak çalışıyordu. Orada ne kadar ücret aldığını bilmiyorum. Davacı olan annesinin ve engelli kardeşinin bakımlarını üstleniyordu. Davacı ev hanımıydı, ölen eşinden kalma aylığı vardı ve oğlu .......'ın getirdiği ücret ile geçimlerini sağlıyorlardı. ......., engelli ve kontrol altında bulunan abisini sürekli olarak hastaneye götürür getirirdi. Evin tüm ihtiyaçlarını ........karşılardı ve annesinin tüm işlerini takip ederdi. Babası da 4-5 yıl önce vefat ettiği için evin tüm sorumluğu .......'daydı. ........yaşasaydı yine evin tüm yükünü karşılayacaktı. .......'ın vefatından sonra davacılar maddi manevi yıkıldılar." şeklinde beyanda bulunduğu görülmekle müteveffanın ölmeden önce kardeşi .......'a eylemli olarak baktığı , dolayısı ile davacı ....... ile ölen arasında desteklik ilişkisi bulunduğu Mahkemece kabul edilmesi yerindedir.
HMK'nin 355. maddesinde, “ İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” 353. maddesinde, “ (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; ... b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1)..., 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemelerini içermektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, ilk derece mahkemesinin kararında yukarıda belirtilenler dışında HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden herhangi bir yanlışlığın da bulunmadığı gözetilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun hatır taşıması yönünden yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile davalının tüm itirazların reddi ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılması ve yeniden hüküm tesis edilmesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davalı vekilinin tüm istinaf itirazlarının REDDİ ile,
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;
1-Davacı ......... yönünden açılan destekten yoksun kalma tazminatı talepli davanın davacılar vekilinin 22.12.2023 tarihli talep arttırım dilekçesi doğrultusunda TAM KABULÜ İLE;
Davalı sigorta şirketinin sorumluluğu kaza tarihindeki poliçe teminat limiti ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla 147.517,33 TL destekten yoksun kalma tazminatının 22.03.2022 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,
2-Davacı ....... yönünden açılan destekten yoksun kalma tazminatı talepli davanın davacılar vekilinin 22.12.2023 tarihli talep arttırım dilekçesi doğrultusunda KISMEN KABULÜ İLE;
Davalı sigorta şirketinin sorumluluğu kaza tarihindeki poliçe teminat limiti ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla 266.088,04 TL destekten yoksun kalma tazminatının 22.03.2022 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin (16.394,63 TL yönünden) REDDİNE,
İlk Derece Yargılaması Yönünden;
3-Alınması gereken 28.253,38 TL harçtan peşin alınan 7.480,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 20.772,68 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Davacılar tarafından yapılan 350,55 TL başvuru harçları, 80,70 TL peşin harç ve 7.400,00TL ıslah harçları olmak üzere toplam 7.831,25TL harcın davalı ....... A.Ş.'den alınarak ile davacılara verilmesine,
5-Hazine tarafından karşılanan 1.600,00TL arabuluculuk giderinin haklılık oranına göre (413.605,37/430.000 oranında) 1.539,00TL'sinin davalı ....... A.Ş.'nden, 61,00TL'sinin davacılar ......... ve .......'dan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
6-Davacılar tarafından yapılan 3.177,25TL posta-tebligat gideri, 2.800,00TL bilirkişi ücretleri ve 11,50TL vekalet suret harcı olmak üzere toplam 5.988,75TL yargılama giderinden haklılık oranına göre hesaplanan (413.605,37/430.000 oranında) 5.760,42TL'sinin davalı ....... A.Ş.'den tahsili ile davacılara verilmesine, kalan kısmın davacılar üzerinde bırakılmasına,
7-Davalı ....... A.Ş. tarafından yapılan 11,50TL vekalet suret harcı yargılama giderinden haklılık oranına göre hesaplanan (16.394,63/430.000 oranında) 0,44 TL'sinin davacılar ......... ve .......'dan tahsili ile davalı ....... A.Ş.'ne verilmesine, kalan kısmın davalı ....... A.Ş.'nin üzerine bırakılmasına,
8-Davacı ......... vekili yararına AAÜT'ye göre hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı .........'a verilmesine,
9-Davacı ....... vekili yararına AAÜT'ye göre hesaplanan 42.574,09 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı .......'a verilmesine,
10-Davalı sigorta vekili yararına davacı ...... ..... nedeniyle AAÜT'ye göre hesaplanan 16.394,63 TL vekalet ücretinin davacı .......'dan alınarak davalı sigortaya verilmesine,
11-6100 Sayılı HMK'nın 323–333. maddeleri gereğince hükmün verilmesinden kesinleşmesine kadar olan dönemde davacının sorumlu olduğu yargılama giderleri de ödendikten sonra var ise karar kesinleştiğinde; Kullanılamayan ve bakiye kalan gider avansının Hukuk Muhakemeleri Kanunun Gider Avansı Tarifesinin 5. Maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra talep eden tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle, talep eden tarafından hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak iadesine,
İstinaf Yargılaması Yönünden;
12-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacılara iadesine,
13-Davalı tarafından alınması gereken 22.602,70 TL harçtan peşin alınan 5.650,68 TL harcın mahsubu ile bakiye 16.952,02 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
14-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
15-Davacılar tarafından yapılan 2.338,80 TL istinaf başvuru gideri ile 70,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 2.408,80 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine,
16-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
17-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 30/10/2024
Baş Üye Üye Katip
E imza E imza E imza E imza
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.