Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/1245
2024/2320
3 Aralık 2024
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:
T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO :
KARAR NO :
KARAR TARİHİ : 03/12/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :
ÜYE :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KONYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 27/12/2023
NUMARASI : Esas Karar
DAVACI :
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 1-
VEKİLİ :Av.
DAVALI : 2-
VEKİLİ : Av.
DAVALI : 3-
VEKİLİ :Av.
DAVALI : 4-
VEKİLİ : Av.
DAVA : Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ : 03/12/2024
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 03/12/2024
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu 03/12/2021 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; 16/02/2021 tarihinde müvekkilinin sevk ve idaresindeki ... plakalı aracı ile seyir halindeyken sürücüsü davalı ....., işleteni davalı ... Otomotiv şirketi, ZMMS kapsamında sigortacısı davalı .... .... sigorta şirketi, Kasko poliçesi kapsamında sigortacısı davalı .... Sigorta şirketi olan ... plakalı otobüsün müvekkili aracına arkadan çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında müvekkilinin yaralandığını, müvekkilinin çeşitli cerrahi operasyonlar geçirdiğini ve müvekkilinde ciddi oranda daimi sakatlığın mevcut olduğunu, kaza sonrası tutulan kaza tespit tutanağı ile de müvekkilinin oluşan kazada kusursuz olduğunun ortada olduğunu, kaza nedeniyle Karapınar C. Başsavcılığının .... soruşturma sayılı dosyası ile soruşturma başlatıldığını, dava öncesi davalı sigorta şirketine yapılan başvuru sonrası davalı şirketçe yapılan 98.986,45TL'nin ödemenin yetersiz olup müvekkilde oluşan sakatlık durumunu karşılamaktan uzak olduğunu, yapılan arabuluculuk görüşmelerinden de sonuç alınamadığını, kasko poliçesi kapsamında davalı sigorta şirketine yapılan başvuru sonrasında da davalı sigorta şirketi tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını, müvekkilinin geçirmiş olduğu kaza nedeniyle uzunca bir dönem çalışamayacağını, sürekli iş gücü kaybının olduğunu, uzunca bir süre tedavi gördüğünü, bakıcı ve yol gideri dahil birçok tedavi masrafı olduğunu, maluliyet durumunun Adli Tıp Kurumundan alınacak rapor ile ortaya çıkacağını, müvekkilinin geçirmiş olduğu kaza nedeniyle manevi olarak da yıkım yaşadığını, kazanın ağır izlerini taşımaya devam ettiğini, bedensel ve psikolojik zarara uğradığını beyanla mahkememizce aldırılarak bilirkişi raporuyla ıslah edilmek üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminat, 5.000,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 100,00 TL bakıcı ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderine ilişkin maddi tazminatın davalılar ....., ... Otomotiv şirketi ve .... .... Sigorta şirketinden tahsiline, 80.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ....., ... Otomotiv şirketi ve .... Sigorta şirketinden tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu 31/05/2022 havale tarihli açıklama dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde 100,00 TL olarak talep etmiş oldukları bakıcı ve tedavi gideri maddi tazminat taleplerinin 30 TL'sinin bakıcı gideri, 20 TL'sinin yol masrafı ve 50 TL'sinin tedavi gideri olduğunu, bu tazminat kalemi talepleri yönünden bu şekilde karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu 10/02/2023 havale tarihli bedel arttırım dilekçesinde özetle; dava dilekçeleri ile 5.000,00 TL talep etmiş oldukları sürekli iş göremezlik maddi tazminatını 796.562,00 TL'ye; 5.000,00 TL talep etmiş oldukları geçici iş göremezlik maddi tazminatını 26.278,29 TL'ye; 30,00 TL talep etmiş oldukları bakıcı gideri taleplerinin 10.732,50 TL'ye; 70,00 TL talep etmiş oldukları yol ve tedavi giderlerini 3.000,00 TL'ye; yükselttiklerini toplamda maddi tazminat taleplerinin 836.572,79 TL olduğunu, bu tutar üzerinden davalılar ....., ... Otomotiv şirketi ve .... .... Sigorta şirketinden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu 07/12/2023 havale tarihli ıslah dilekçesinde özetle; alınan aktüerya hesap raporu neticesinde sürekli iş göremezlik maddi tazminatını 1.090.546,80 TL'ye; geçici iş göremezlik maddi tazminatını 26.278,29 TL'ye; bakıcı gideri taleplerinin 10.732,50 TL'ye; yol ve tedavi giderlerini 3.000,00 TL'ye; yükselttiklerini toplamda maddi tazminat taleplerinin 1.130.557,59 TL olduğunu, bu tutar üzerinden davalılar ....., ... Otomotiv şirketi ve .... .... Sigorta şirketinden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı .... .... Şirketi A.Ş. vekili mahkememize vermiş olduğu 08/08/2021 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; öncelikle zaman aşımı itirazlarının olduğunu, davacı taleplerinin zaman aşımına uğradığını, müvekkili şirketin ZMMS poliçesi kapsamında poliçe teminat limitleriyle sorumluluklarının olduğunu, dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaları kabul etmediklerini, müvekkil şirketçe davacıya 98.986,45 TL sakatlık tazminatı ödemesi yapıldığını, müvekkilinin sorumluluğunun kalmadığını, SGK İl Müdürlüğünden ödeme yapılıp yapılmadığının mahkemenizce tespit edilmesini, dava şartı olan müvekkili şirkete usulüne uygun başvurunun yapılıp yapılmadığının davacı tarafça ispat edilmesini, meydana gelen kazada illiyetlik bağının ve kusur durumunun ATK tarafından tespit edilmesini, sigorta poliçesi kapsamında tedavi masraflarının teminat dışı olduğunu, ilgili SGK tarafından karşılanması gerektiğini, bakıcı gideri taleplerininde teminat sınırı ile sınırlı olduğunu, usulünce aktüerya hesap raporunun alınmasını, davacı tarafın gelirinin asgari ücret üzerinden hesaplanması gerektiğini, hatır taşıması ve müterafik kusur indiriminin dikkate alınmasını, faiz başlangıç tarihinin dava tarihi olması gerektiğini, daha önce yapılan ödemelerin mahsup edilmesi gerektiğini, beyanla açılan davanın reddine, yargılama ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı .... Sigorta A.Ş. vekili mahkememize vermiş olduğu 31/12/2021 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle yetki itirazlarının olduğu, yetkili mahkemelerin İstanbul .... Mahkemeleri olduğunu ve yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, mahkememizce davaya konu kazadaki kusur durumunun usulünce tespit edilmesi gerektiğini, kazada araç sürücüsünün kusurlu olduğu tespit edilirse yine ve usul ve esaslara uygun olarak aktüerya bilirkişisinden tazminat hesaplaması yaptırılmasını, geçici iş göremezlik tazminatı ile tedavi masrafları ve bakıcı giderlerine ilişkin sorumluluklarının olmadığını, tazminat sorumluluklarının poliçe limitleri ile sorumlu olduğunu, SGK 'ya müzekkere yazılarak davacıya yapılan bir ödeme olup olmadığının tespit edilmesine, müvekkili sigorta şirketi yönünden manevi tazminat talebine ilişkin sigorta poliçesinde her hangi bir kloz bulunmadığını, tazminat hesabında müterafik kusur indiriminin dikkate alınmasını, faiz işletilecekse başlangıç tarihinin dava tarihi olarak dikkate alınmasını beyanla açılan davanın reddine, yargılama ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Otomotiv şirketi vekili mahkememize vermiş olduğu 21/04/2022 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; davaya konu kazada kusur durumunun Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince tespit edilmesini, davacının iddia ettiği gibi sürekli sakat ve sürekli bakıma muhtaç olduğunun sabit olmadığını, bu durumun mahkemenizce tespit edilmesini, maluliyet durumu ve oranının bakıma muhtaç olup olmasının belirlenmesi için adli tıp kurumunca maluliyet raporu alınması gerektiğini, kusur durumu ve maluliyet durumunun tespiti sonrası aktüerya hesap bilirkişisinden usulünce hesap raporunun alınması gerektiğini, SGK tarafından ödeme yapılıp yapılmaması hususunun mahkemenizce tespit edilmesi gerektiğini, müterafik kusur indiriminin dikkate alınmasını, davacı taleplerinin zaman aşımına uğradığını ve zaman aşımı itirazlarının olduğunu, beyanla açılan davanın reddine, yargılama ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..... vekili mahkememize vermiş olduğu 23/05/2022 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; öncelikle zaman aşımı itirazlarının olduğunu, davacı taleplerinin zaman aşımına uğradığını, davaya bakmaya asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğunu, müvekkili iş yerinin yerleşim yerinin Gaziantep ili olduğunu, yetki ve görev yönünden itirazlarının olup, davaya bakmakta görevli mahkemelerinin Gaziantep asliye hukuk mahkemelerinin olduğunu, müvekkilinin oluşan kazada kusuru bulunmadığını, bu nedenle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacı tarafın belirsiz alacak olarak açmış olduğu davada hukuki yararının olmadığını, Trafik Kanunu uyarınca oluşan kazanın buzlanma nedeniyle meydana geldiğini ve bu mücbir sebepler sonucu müvekkilinin sorumluluğunun olmadığını, Karayolları Genel Müdürlüğünce gerekli levhaların ve tuzlama çalışmalarının yapılmamış olduğunu, maddi tazminat talebine yönelik sigorta şirketince gerekli ödemelerin yapıldığını, davacının her hangi bir alacağının kalmadığını, müvekkilinin maddi ve manevi tazminat yönünden sorumluluğunun bulunmadığını, Yargıtay içtihatleri dikkate alınarak talep ediline manevi tazminatın faiş miktar olduğunu, maluliyet ve kusur durumunun adli tıp kurumunca alınacak raporlarla tespit edilmesini, beyanla açılan davanın reddine, yargılama ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Somut olayda, kaza tespit tutanağında emniyet kemerine ilişkin bölümün belirsiz olarak işaretli olması, davacının kaza sırasında emniyet kemerinin takılı olmadığına ilişkin her türlü şüpheden uzak somut bir delilin dosya kapsamında bulunmaması, kazadan sonra davacının araçtan fırlamış şekilde olay yerinde bulunduğuna ilişkin bir tespitinde bulunmaması ve davacının alkollü ya da sürücü belgesi olmayan bir sürücünün aracına bile isteye binmesi gibi zararı doğuran bir eyleminin olmaması dikkate alınarak müterafik kusur indiriminin uygulamayacağı anlaşılmıştır.
Davalı tarafça her ne kadar yetki itirazında bulunmuş ise de, dava konusu trafik kazasının mahkememiz yetki sınırları içerisinde meydana gelmesi ve haksız fiilden kaynaklı davaların fiilin işlendiği yerde açılabilecek olması dikkate alınarak yetki itirazının reddi gerekmiştir.
Davalı tarafça her ne kadar hatır taşıması indirimi talebinde bulunulmuş ise de, somut olayda hatır taşıması indirimi yapılmasını gerektirir bir olgunun bulunduğunun davalı tarafından ispatlanamadığı, davacı kendi kullandığı araçla trafik kazası yaptığı anlaşılmıştır.
Öte yandan yine davalı tarafça zamanışımı defiinde bulunulmuş ise de, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, yerleşik Yargıtay uygulamasına göre belirsiz alacak davasının davanın açıldığı tarih itibariyle sonradan değer arttırımı yapılsa bile tüm talep edilen alacak için zamanaşımını kestiği kaldı ki davanın kazanın üzerinden henüz iki yıl geçmeden açılması sebebiyle bu itirazlarda yerinde bulunmamıştır.
Davacıların manevi tazminat talebi açısından yapılan değerlendirme;
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesinde ; "Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir" hükmü düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, Manevi zarar; mutlak hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. (Konya BAM 3. Hukuk Dairesi 19/06/2020 tarih 2020/380 Esas 2020/503 Karar)
Bu itibarla yukarıda açıklanan ilkeler, davaya konu somut olayın gerçekleşme şekli, yeri, zamanı, ceza dosyasındaki deliller, hükme esas alınan kusur raporu, davacılar ve müteveffa arasındaki yakınlık durumu, davacıların çekmiş olduğu ıstırap ve olay tarihinde paranın satın alma gücü birlikte değerlendirilerek davacıların manevi tazminat talebinin kabulü gerekmiş ve;
DAVACININ MADDİ TAZMİNAT DAVASININ KABULÜ İLE;
26.278,29TL geçici iş göremezlik tazminatı, 10.732,50TL bakıcı gideri, 3.000,00TL tedavi gideri olmak üzere toplam 40.010,79TL tazminatın davalı .... A.Ş.'nin sorumluluğu poliçe teminat limiti olan (sağlık/tedavi klozu) 430.000,00TL ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla, davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 18/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte sorumlu olmak, diğer davalıların ise kaza tarihi olan 16/02/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte sorumlu olmak kayıt ve şartıyla, davalılar .... Sigorta A.Ş., ... Otomotiv Ltd. Şti., .....'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
1.090.546,80TL sürekli iş göremezlik tazminatının davalı .... A.Ş.'nin sorumluluğu poliçe teminat limiti olan (ölüm/sakatlık klozu) 430.000,00TL ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla, davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 18/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte sorumlu olmak, diğer davalıların ise kaza tarihi olan 16/02/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte sorumlu olmak kayıt ve şartıyla, davalılar .... Sigorta A.Ş., ... Otomotiv Ltd. Şti., .....'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
DAVACININ MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ KABULÜ İLE;
80.000,00TL manevi tazminatın, davalı .... Sigorta A.Ş.'nin sorumluluğu poliçe teminat limiti olan 1.000.000,00TL ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 25/11/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte sorumlu olmak, diğer davalıların ise kaza tarihi olan 16/02/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte sorumlu olmak kayıt ve şartıyla, davalılar .... Sigorta A.Ş., ... Otomotiv Ltd. Şti., .....'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine," şeklinde hüküm kurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı .... .... Türk Sigorta Şirketi vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; müvekkil sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe teminat limiti ile sınırlı olup yerel mahkeme tarafından müvekkil aleyhine poliçe teminat limitini aşacak şekilde hüküm kurulmasının hukuka aykırılık oluşturduğunu, davacıların taleplerinden sorumluluğun tam karşılanmadığının kabulü anlamına gelmemek kaydı ile yerel mahkeme tarafından tazminat hesaplaması için aldırılan bilirkişi raporunda yanlış ve eksik inceleme ile hesaplama yapıldığını, dava konusu kazada davacı ...'nın işleteni olduğu ... plakalı çekici ile işini icra ederken sürücü konumunda olduğu esnada kazanın gerçekleştiğini, davacı ... çalıştığı iş gereği seyahat ederken dava konusu kazanın gerçekleştiğini, bu nedenle bahsi geçen kazanın bir trafik iş kazası olduğunu, kazanın iş kazası olduğundan SGK tarafından bağlanan peşin sermaye değerinin sorulup tenzil edilmesinin gerektiğini, davacının iki kere ıslah dilekçesi sunmuş olmasına karşılık yerel mahkeme tarafından bu hususun dikkate alınmaksızın eksik inceleme ile ikinci ıslah talebindeki gibi hukuka aykırılık oluşturacak şekilde karar verildiğini, yerel mahkeme talebi üzerine davacının maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin olarak Selçuk Üniversitesi Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan 23/03/2022 tarihli raporun hatalı olduğunu, davacının maluliyetinin belirlenmesi için dosyanın ATK'ya tevdiinin gerektiğini, yerel mahkeme tarafından hukuka aykırı olarak bakıcı gideri tazminata hükmedildiğini, hükme esas alınan hesaplama yönteminin kabul edilmesinin de mümkün olmadığını, hesaplanacak tazminattan hatır taşıması ve müterafik kusurun tenzilinin gerektiğini, tüm bu nedenlerle Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi .... E. Ve.... K. Ve 27/12/2023 tarihli kaldırılmasına, dava ve istinaf dilekçelerindeki beyanları doğrultusunda karar verilmesini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa tahmil edilmesini talep ve beyan etmiştir.
Davalı ... .... Turizm Ltd. Şti vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; davacının, ne dava dilekçesinde ne de ıslah dilekçesinde dava konusu istenen kalemlerin belirsiz alacak olduğu yönünde bir beyanda bulunmamasına rağmen 07/12/2023 tarihinde yapılan 2. Islah dilekçesinin hükme esas alınmış olması kanunun açık hükmüne aykırı olup verilen kararın usulen bozulması gerektiğini, PMF 1931 tablosunun kullanımı uzun yıllardır terk edilmiş olup bilirkişi raporlarına itirazlarında da bunu belirtmelerine rağmen PMF 1931 'e göre karar verilmesini anlamlandıramadıklarını, kararın bozulması gerektiğini, birden çok aracın karıştığı zincirleme kazada keşfin yapılmadığını ve ayrıntılı bir raporun hazırlanmadığını, davacı tarafın tacir olmayıp, davaya konu kazada davacının ticari işletmesiyle ilgili olmadığını, bu nedenle taraflardan hiçbirisinin aleyhine olan maddi manevi tazminata ticari avans faizi işletilemeyeceğini, aleyhe hükmedilen 80.000 TL manevi tazminatın sebepsiz zenginleşmeye yol açacağını, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile Konya .. Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ..Karar sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Mahkemece verilen karar, davalı .... sigorta ve diğer davalı ... Ltd. vekilince aşağıda belirtilen yönlerden istinaf edilmiş; diğer davalı .....'ın istinaf dilekçesinin reddine dair istinaf yapılmadığından, davalı Kemal yönünden inceleme yapılmayacaktır.
Dava, trafik kazası nedeniyle yaralanma nedeniyle maddi-manevi tazminat istemine ilişkindir.
-Kamu düzeni ve istinaf sebepleri yönünden usule ilişkin;
Davacı tarafından açılan maddi tazminat istemlerinin irdelenmesi gerekir. Kural olarak alacaklı, alacağının tümü için dava açmak zorunda olmayıp, alacağının belli bir bölümünü dava konusu yapabilir. Zira; hiç kimse kendi lehine olan davayı (tam dava) açmaya zorlanamaz.(HMK m.24/2) Bu bağlamda davacının alacağının şimdilik belli bir kesimi için açtığı davaya, kısmi dava denilir. Kısmi dava 6100 sayılı HMK’nın 109. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında; “Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir” denilmiştir.
Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden (mesela, ödünç veya satış sözleşmesinden) doğmuş olması ve bu (aynı hukuki ilişkiden doğan) alacağın şimdilik bir kesiminin dava edilmesi gerekir.Dava konusu alacak, bir alacağın belli bir kesimi değil (bilakis bağımsız bir alacak) ise, o zaman dava, kısmi dava olarak nitelendirilemez.
Davacının kısmi dava mı yoksa tam dava mı açtığı, dava dilekçesinden (talep neticesinden) anlaşılır. Davacı, dava sebebi olarak gösterdiği vakıalardan doğan alacağının tümünü mü, yoksa yalnız bir kesimini mi istediğini açıkça bildirmelidir. (m.119, 1/ğ). Aksi halde, yani davacı alacağının yalnız bir kesimi için dava açtığını bildirmemiş ise, dava, kısmi dava değil tam dava sayılır.Davacının davasını açıkça kısmi dava olarak nitelendirmesi zorunlu değildir. Dava dilekçesindeki açıklamalardan, davacının alacağının dava edilenden daha fazla olduğunun ve bunun yalnız bir bölümünün dava edildiğinin açıkça anlaşılması gerekli ve yeterlidir.
HMK 107.maddede belirsiz alacak davası düzenlenmiş olup, 107/2.fıkrada "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir." esası kabul edilmiştir. Buna göre davacı taraf talep artırım dilekçesi ile talebini artırabilecektir. Talep artırım, niteliği itibari ile davalı taraf aleyhine esaslı bir değişiklik olup, davalı tarafın, duruşmada bulunmadığı durumlarda tebligat yolu ile bu istemden haberdar edilmesi zorunludur.
Belirsiz alacak davası olarak açılan davalarda davacı talep sonucunun belirlenmesi talep sonucunun artırılması şeklinde olmaktadır. Belirsiz alacak davasında talebin belirlenmesinde karşı tarafın iznine veya ıslah yoluna başvurulmasına gerek bulunmaz. Ancak davacı tarafından talep sonucu belirlendikten sonra alacağının daha fazla olması halinde davacının talep sonucunu artırmak için ıslah yoluna başvurması yani ıslah suretiyle talep sonucunu artırması mümkün olacaktır.
Somut olayda, dava dilekçesinin istem sonucu ve dilekçe içeriği tümüyle değerlendirildiğinde davasının “kısmi dava” olarak açtığı sonucuna varılmaktadır.
6100 sayılı HMK'nın 176 ve devamı maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. HUMK'nın 83. (6100 sayılı HMK m. 176), maddesinde ise ıslah, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesidir. Islahın amacı, yargılama süresinde, şekli ve süreye aykırılık sebebi ile ortaya çıkacak maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmaktır. Bununla birlikte talep miktarı ıslah ile arttırılabilecektir. Ancak taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Islahın kısmen veya tamamen olduğuna bakılmaksızın taraflar aynı davada ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir. Buna göre tarafların, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurabileceği belirtilmiştir.
Somut dosyamızda; davacı tarafça, dava dilekçesi ile tüm dosya kapsamından açıkça görüleceği üzere kısmi dava açıldığı sabit olduğu halde ancak bir kez ıslah talebinde bulunulabileceği yerde davacı tarafça iki kez ıslah talebinde bulunulduğu, ilk ve geçerli 10/02/2023 havale tarihli ıslah dilekçesinde tazminat miktarının açıklama dilekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde 26.278,29-TL geçici, 10.732,50-TL bakıcı, 3.000-TL faturasız, 796.562,00-TL sürekli iş göremezlik olarak belirtilmesine; ayrıca, kaza tarihindeki teminat limitlerinin sağlık ve sakatlanma olmak üzere ayrı ayrı 430.000-TL olmasına, davalı .... Sigorta tarafından ise davadan önce 18/10/2021 tarihinde 98.986-TL, 12/04/2021'de ise 23.505-TL olmak üzere toplam 122.491-TL ödenmiş olup teminat limitinin kısmen tüketilmiş bulunmasına ve teminat limitinden bunun mahsubu neticesinde 307.509-TL sakatlanma teminat limitinin kalmış bulunmasına rağmen Mahkemece, sonradan sunulan ve yukarıda anlatılan sebeplerle geçersiz olan ikinci ıslah dilekçesi nazara alınarak davalı .... Sigorta için fazla sürekli iş göremezlik tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bu nedenlerle kamu düzeni ve istinaf eden davalıların itirazları nedeniyle kararın kaldırılarak yeniden hüküm tesisi gerekmiştir.
Ancak; ikinci kere yapılan ıslah geçersiz ve yok hükmünde olduğundan ve ilk ıslah dilekçesine göre hüküm kurulması gerektiğinden, bu kapsamda davacı aleyhine aradaki farktan dolayı yargılama giderine ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğinden, kurulan hükümde bu husus gözetilmesi gerekmiştir.
- Davalı .... Sigorta'nın, ödemelerine yönelik itirazda;
2918 sayılı KTK'nun 111. maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Yasa’nın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Yasada belirtilen 2 yıllık süre, hak düşürücü süre olup mahkemece re'sen dikkate alınması gerekir.
Somut olayda, her ne kadar davalı sigorta tarafından daha önce yapıldığı, borcun kalmadığından ve ödeme tarihine göre ayrıca hesap yapılması gerektiği ileri sürülmüş ise de, yapılan ödeme sonucunda gelen hasar dosyalarında herhangi bir ibraname bulunmadığı, bu haliyle karşı taraftan ibraname alındığı iddia ve ispat edilmediğinden yapılan ödemelerin makbuz hükmünde olup ödeme tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek bakiye tazminat alacağı belirlenmesi yerinde olup buna yönelik davalı itirazının reddi gerekmiştir.
- Davalı ... Ltd. vekilinin kusura yönelik itirazında;
Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür", yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir.
Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, "İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur" denilmektedir.
Birbirini teyit eden nitelikteki kaza tespit tutanağı ile Mahkemece ATK'dan alınan kusur raporlarına göre davalının, arkadan çarpma nedeniyle tamamen kusurlu olup davacı sürücünün kusursuz olduğu dosya kapsamınca sabit bulunduğundan, hükme esas alınan raporun dosya kapsamına ve oluşa uygun, ayrıntılı ve gerekçeli, hükme elverişli bulunması nedeniyle davalı vekilinin buna yönelik itirazlarının reddine karar verilmiştir.
-Kamu düzeni yönünden ve davalıların maluliyet ve aktüer hesaplamasına itirazlarına yönelik yapılan incelemede;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”
Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C Anaysası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından;
Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları.
Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde, mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre tazminat ve maluliyet bilirkişisinden, yukarıdaki esaslara uygun rapor tanzimi sağlanarak sonucuna göre hüküm kurulması usul ve yasaya uygun olup, buna yönelik davalı taraf itirazları yerinde değildir.
-Davalı tarafın geçici iş göremezliğin, tedavi giderlerinin ve bakıcı giderinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde:
01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,
1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri,
2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,
3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,
Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.
Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır.
Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki;
1-Bakıcı giderleri
2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)
3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.
Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez.
Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)
Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan 18/06/2016 tanzim tarihli Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez.
ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.
Bu halde davalı tarafın geçici işgörmezlik, tedavi giderleri ve bakıcı tazminatının teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.
- Davalı .... Sigorta'nın, müterafik kusura ilişkin itirazın incelenmesinde :
Davalı tarafın müterafik kusur yönünden yaptığı itirazlar bakımından ise; dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, araçta bulunanların emniyet kemerlerinin takılı olup olmadığı "belirsiz" olarak işaretlenmiştir. Müteveffanın emniyet kemerinin takılı olmadığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmayıp, emniyet kemerinin takılı olmadığının ispatı davalı taraf üzerindedir. Davalı tarafça, yargılama aşamasında sunulmuş herhangi bir delil bulunmadığından ve emniyet kemerinin takılı olmadığının tespiti yapılamadığından; ayrıca başkaca müterafik kusura ilişkin ispatlanmış indirim de olmadığından davalı tarafın bu yöndeki itirazının reddi gerekmektedir.
-Davalı .... Sigorta'nın, hatır indirimi konusundaki itirazında;
Hatır indiriminden karşı aracın müteselsil sorumluları istifade edemeyeceğinden, davacının karşı araç sürücüsü de olduğu göz önünde bulundurulduğunda buna yönelik itirazlar yersizdir.
-Davalı .... Sigorta'nın, faturasız tedavi giderine yönelik itirazında;
Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430)
Bu kapsamda, uzman doktor bilirkişiden faturasız tedavi ve bakıcı gideri konusunda rapor alınmak suretiyle değerlendirme yapılarak karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. İtiraz yersizdir.
- Davalı ... Ltd. Vekilinin, faiz ve başlangıcına dair;
Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir.
Yani, 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına dava/olay (isteme göre) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerektiğinden, mahkemece isabetli şekilde olay tarihlerine göre ıslah edilen miktara da istem nazara alınarak olay tarihinden itibaren faiz işletilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.
Ayrıca; her ne kadar davalı vekilince avans faize hükmedilemeyeceği itirazında bulunulmuş ise de, Mahkemece zaten yasal faize hükmedildiğinden itiraz son derece yersizdir.
-Geçici iş göremezlik döneminde bakıcı giderine ilişkin;
Dava dilekçesinde, davacının geçici iş göremezlik dönemi içerisinde bakıma muhtaçlığından söz edilip bakıcı gideri talep edilmiştir. Hükme esas alınan ATK raporunda ise davacının maluliyetinin belirlenip iyileşme süresi olacağı belirtilmiş ve ayrıca 3 aylık bakıcı ihtiyaç süresi de belirlenmiş olmasına göre; bu durumda mahkemece, davacının bakıcı gideri talebi yönünden Adli Tıp Raporunda belirtilen süre ile sınırlı olmak üzere bakıcı gideri belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, buna yönelik itiraz yersizdir.
Bu nedenle, davalılar .... Sigorta ve ... Ltd.Şti vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK.nın 353/1-b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davalılar .... Sigorta ve ... Ltd.Şti vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;(İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle)
1-DAVACININ MADDİ TAZMİNAT DAVASININ KISMEN KABULÜ İLE;
A) 26.278,29TL geçici iş göremezlik tazminatı, 10.732,50TL bakıcı gideri, 3.000,00TL tedavi gideri olmak üzere toplam 40.010,79 TL tazminatın davalı .... A.Ş.'nin sorumluluğu poliçe teminat limiti olan (sağlık/tedavi klozu) 430.000,00TL ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla, davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 18/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte sorumlu olmak, diğer davalıların ise kaza tarihi olan 16/02/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte sorumlu olmak kayıt ve şartıyla, davalılar .... Sigorta A.Ş., ... Otomotiv Ltd. Şti., .....'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
B) 796.562-TL sürekli iş göremezlik tazminatının davalı .... A.Ş.'nin sorumluluğu bakiye poliçe teminat limiti olan (ölüm/sakatlık klozu) 307.509,00TL ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla, davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 18/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte sorumlu olmak, diğer davalıların ise kaza tarihi olan 16/02/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte sorumlu olmak kayıt ve şartıyla, davalılar .... Sigorta A.Ş., ... Otomotiv Ltd. Şti., .....'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
2-DAVACININ MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ KABULÜ İLE;
80.000,00TL manevi tazminatın, davalı .... Sigorta A.Ş.'nin sorumluluğu poliçe teminat limiti olan 1.000.000,00TL ile sınırlı olmak kayıt ve şartıyla davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 25/11/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte sorumlu olmak, diğer davalıların ise kaza tarihi olan 16/02/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte sorumlu olmak kayıt ve şartıyla, davalılar .... Sigorta A.Ş., ... Otomotiv Ltd. Şti., .....'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
İlk Derece Yargılaması Yönünden;
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 62.611,08 TL karar ve ilam harcından dava açılırken peşin olarak alınan 307,74 TL harç ile yargılama sırasında alınan 3.826,93 TL ıslah harçları toplamı olan 4.134,67 TL'nin mahsubu ile bakiye 58.476,41 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,
(Davalı .... Sigorta'nın 22.162,55 TL 'sinden diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına) (Davalı .... Sigorta'nın 5.087,44 TL'sinden diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına)
4-Davacı tarafından yapılan 59,30TL başvuru harcı, 3.826,93 TL ıslah harcı, 307,74TL peşin harç, 8,50TL vekalet suret harcı, 945,00TL Adli Tıp Kurumu Fatura bedeli, 981,40TL posta-tebligat ücretleri ve 2.250,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 8.378,87TL yargılama giderinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,
(Davalı .... Sigorta'nın 3.175,59 TL 'sinden diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına) (Davalı .... Sigorta'nın 728,96 TL'sinden diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına)
5-Davacı vekili yararına AAÜT'ye göre maddi tazminat yönünden hesaplanan 129.120,19 TL vekalet ücretinin davalılar .... Sigorta A.Ş., ... Otomotiv Ltd. Şti., .....'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
(Davalı .... Sigorta'nın 48.936,55 TL 'sinden diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına)
6-Davacı vekili yararına AAÜT'ye göre manevi tazminat yönünden hesaplanan 17.900,000TL vekalet ücretinin davalılar .... Sigorta, ... Otomotiv Ltd Şti ile .....'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
7-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
8-Davalı taraflarca yapılan masrafların kendi üzerilerine bırakılmasına,
9-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
10-Hazine tarafından karşılanan 1.320,00TL arabuluculuk giderinin davalı .... Sigorta Şirketinden, 1.360,00TL arabuluculuk giderinin davalı .... .... Sigorta şirketinden tahsili ile hazineye gelir kaydına,
İstinaf Yargılaması Yönünden;
11-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davalılar .... .... Sigorta Şirketi ve ... Otomotiv Turizm Sanayi ve Tic. Ltd. Şti'ye iadesine,
12-Davalı .... .... Sigorta Şirketi tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf başvuru giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,
13-Davalı ... Otomotiv Ltd. Şti tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf başvuru giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine,
14-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, tarafların yokluğunda HMK nun 361.maddesi gereğince kararın davalı ... Otomotiv Ltd. Şti yönünden taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ YOLU AÇIK, davacı, davalılar .... .... Sigorta Şirketi, .... Sigorta ve ..... yönünden KESİN olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.03/12/2024
Başkan
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Katip
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.